Month: June 2016

Tedavi.. Dr.Fazıl Küçük’den..

​Lefkoşa’da evimiz bitinceye kadar Tahsin Yazıcı Sokakta Öğretmen  Moroket ile eşi İjlal hanımın  evinde kiracı olduk. 

Sokağın başında Kasap Ömer Dayı Kutlu Adalı ‘nın babası, onların yanında, Yenişehir Bakkaliyesinin sahibi ve de Ergün Olgun’nun babası  Mehmet bey ile eşi Kıymet Hn,  onların yanında Talat Çobanoğlu ile ailesi daha ileride Tarımcı Hakkı bey,Debbağ ailesi, Damdelen ailesi,Fotoğrafçı Özeş bey, Vedia Hn arka evde ise annemin çok samimi arkadaşı  İsmet Hn teyze Özerlat kahvelerinin sahipleri oturmakta..arka bahçe teli kesik ordan ev ziyareti yapıyorlar :)) 

Zaten Çağlayan Mahallesinde uzun yıllar ikamet etmek bize bu isimleri, isimlerin bilebildiğimiz #hikayelerini de bize her an  hatırlatmakta. . 

YAK spor klübü yanından başlayarak..Bütün evlerin  içinde ikamet  var veya yok mahalleye gittiğim zaman yıllar süresince bu evlerden  kimler geldi,geçti neler yaşandı geçti diye düşünüyorum.
İNKAR edecek değilim hem üzülüyorum hemde anıların yükü altında ezildiğimi hissediyorum.

Bizim mahallede Gülsen Çobanoğlu en iyi arkadaşım, bahçelerinde su kuyusu ve ūzerinde tulumbası var o tulumbanın altında etrafı keskin teneke ile çevrilmiş üzerinde lenger duran taş.. kim derki hangi çocuk o tulumbanın üzerinde dönecek düşecek ve alltaki taş kenarındaki teneke kaş altından burunun tümünü yaracak. . İşte o çocuk benim.. yine babamın kõy okul teftişinde olduğu için yokluğunda şimdiki güney acil Hastanesi yerine annem tarafından mahallenin ūzgūn bakışları arasında  götürulecek..burnum üzerinde hafif de olsa o günlerin kanıtı yara izi duracak:) Eskiden yaralara atılan dikiş sayısı yaranın ehhemiyetini de ifade ettiğinden komşularımızın 16 dikiş ha:)) deyişleri hala kulaklarımda. . 
İşte o mahallede unutmadığım bir diğer ilgi çeken rahatsızlığım . . Taze Bakla yiyip zehirlendiğim zamandır. . Yaşım 5-6 .. Ne biçim zehirlenme ise idrar kanlı geliyor. O zamanın meşhur ve aranılan doktoru #FazılKüçük .. hemen babam gidip eve gelmesini sağlıyor..

Dr.Fazıl Kūçūk genç bir doktor.. memleket sorunlarına da duyarlı babamla konuşmalarından bunu o yaşlarda bile anlıyorum. . tam 15 gün her gün evimize gelip bana iğne yapıp iyileştiren hekim. . Daha sonraki yıllarda siyasi mücadelesinde işte benim doktorum dediğim kişi.. yıllar sonra  milletvekili aday adayı olduğum zaman gel kızım  Halkın Sesinde seninle röportaj yapalım daveti yaparken, zehirlenme olayımı da unutmayan hekim..Halen o gazete rõportaj küpürünü de saklamaktayım:)
Annem yıllarca küçük çocuklara taze bakla yanında baklanın  pişmiş halinin de yenmemesi gerekliliği üzerinde nasihatler  verdi. .

Benim ise çok sevdiğim yemekler arasında her zaman menüdeki yerini muhafaza etti..Gerek çiğ hali ile zeytin ekmekle,gerekse haşlanmış zeytinyağlı hali ile gerekse kuzu eti ile pişirilen hali ile evimizde BAKLA vazgeçilmez bir tutku oldu.. 

Tabi bende korkusu kaldığı için kendi çocuklarıma da belirli bir yaşa kadar taze bakla yedirmediğimi de bir vesile açıklamamda fayda var..Yemeğimin tarifleri ise fotoğraflarda var.. Õzel bey hep bana ne derdi “yemek pişirmek mühendis kafası gerektir” çünkü kendisi de mutfakta olmayı icat yemekler yapmayı seviyordu. Benim mühendis olmadığımı da ayrıca belirteyim:)) Yaptıklarım sadece rutin annemin yemekleri.. Bu anı ile de bu günü  bakla ile bitiriyorum.. 

Değer her zaman elimizdeki malzemenin doğru kullanımı ile ortaya çıksın. .Sevgi ile huzur evlerimizden eksik olmasın. .

Advertisements

DİKMEN. .

​Dikmen sevdiğim köylerden biri.. Lefkoşa’ya normal yoldan gitsem dahi çoğu zaman dönüşü Dikmen yolu ile yapar Girne’ye dönerim. .

Bu yıllardır sürdürdüğüm bir alışkanlık her ne halise Beşparmak dağları üzerindeki Bayrağa o yolda kendimi daha da yakın hissetmekteyim. .

Anamur’dan gelen su projesi kapsamında yapılan depoyu gördüm  insana su içmiş kadar keyif veriyor.. Bu depo karşısında yapılan yollar ise görülmeye değer..Türkiye’nin bariz yardımı ile yapılan,Girne yolu ile Gönyeli çemberini rahatlatacak yollar tüm görkemi ile gözler önünde. .
Her Dikmen geçişimde saat kaç olursa olsun hani teklifsiz olarak gittiğin ev ziyareti derler ya aynı anlamda Ergün bey ve eşinin evinde kendimi buluyorum:)) Evlerinin bahçesi ile çiçeklerinin cazibesi ise cezbedici.. ikisini de SŪTEK ‘de çalıştığım yıllardan tanımaktayım..Eskimeyen bir dostluğumuz var..
Bu gün soğuk limonatalarını içtim ama bir önceki gidişimde Saadet Hanımın pişirdiği fasulyenin tadının damağımda kaldığını bir kez daha hatırladım. .

Fasulyeyi andım bari sarı veya ayvalanmış dediğimiz o yemeğinin mutfağımdan geçen halini sizlerle paylaşayım dedim.. Tam zamanı,sevmeyeni yok..Ne güzel bir duygu. .

Yine az yağ,soğan,tomates,fasulyelerin ilavesi az biraz salça hafif tuz piştiği zaman da üzerine maydanoz.. Sıcak veya soğuk servisi ise isteğe bağlı. . Yemeğe sevgi katkısı ise serbest:)) ne kadar çok sevgi olursa yenen sofranın  bereketi de o denli artıyor. .O halde afiyetle.. Sağlıklı günlere. .

Mutfak..

​Mevsim yaz havalar sıcak etraf kavruluyor diye her gün hayıflanmakta aynı cümleleri kurmaktayız doğru mu yapıyoruz bilemiyorum ama söylendikçe sanki ısıyı daha bir artırıyoruz gibime geliyor. .

Her mevsim elbette kendine özel özelliklerini sergileyecektir.Bizler de kendimize özel tedbirlerimizi alacağız. 

Yaz sıcağında sabahın erken saatlerinde bahçesinden sebze toplayanlar,hayvanlarını yemleyip sütünü sağanalar,inşaatlarda çalışan tepesine güneş çarpan insanlarımızın ve daha nice  zor şartlar altında çalışan kesimleri düşünüp aldığımız her ürün ve hizmetdeki  alın terini mutlaka görenler olmalıyız .Eski günlerin  sendikacıların tabiri ile kravatlı kravatsız çalışanlar diye ayrım yapması  da zamanımız da pek kullanılmıyor.. her mesleğin içeride olsun dışarıda olsun emek değeri de yatsınamaz..

Bu gün marketten taze böğrūlce aldığım zaman ayıklama ve pişirmeden önce bunları da yazacağım hiç aklımda yoktu..

Bu sebzenin  haşlamasında tek kritik nokta küçük yeşil bir limonun soyularak yarıya kadar 4 e çaklanan hali ile tencereye su içerisine o limonu koymakdır.Konmaz ise taze böğrūlce kapkara olur.Ha birde haşlanmış limonun pişimden sonra su içinden alınması gerekir.Bir kez unuttuk onu da misafirimiz acı acı yedi sesini de çıkamadı :)) 

Bõğrūlce süzülürken süzgeçin aleminyum olması taneleri ezmez. Biz Kıbrıs’ta bu yemeği kabak da haşlanmadan yemeyiz bazı ev hanımları ikisini aynı tencerede kaynatıyorsa da ben tavsiye etmem.Kabak da narin bir sebzedir.Zedelenip şekli bozulsun istemem:)) 

Babam böğrūlce yanına mutlaka kırmızı toprakta yetişen patates kızartması ile köfte isterdi..Ben ise bizim evin tabiri ile göbekli yumurta kavrulmuş (sahanda) ile ayni kavrulmuş patatesi tercih edip,yanına da bir baş soğan olmalı diyorum.. takdir yiyecek olanların.. denemekte fayda var. Bizim mutfağın gerçekleri bunlar..boşuna mı kilo aldık hayır hani şu içsem kilo yapıyor diyenlerden değilim:)) Taze zeytinyağı ise tabağa mutlaka limon ile ilave edilmelidir. .


TALVAR 

​Kıbrıs mutfağında bizlerin yalancı dolma dediği yemek çeşiti eski yıllardan beri masalarımızda  stratejik konumunu muhafaza etmektedir:)) 

Neden zeytinyağlı değil de yalancı dediğimiz dolmanın içinde et olmaması sanırım bunun gerekçesi..

Özellikle yaz aylarında soğuk yenmesi ise ayrı bir tad..Ancak en güzeli de tencerede iken sıcak sıcak kaçamak alınıp yenmesi..

Hele asma yaprağı ile yapılanı var ya bir içim su gibi..

Eskiden anneme Lefkoşa’daki evin iki yanındaki bahçeye ki o zamanların modası şimdilerin parkesi yerine bahçenin çimento yapılması üzerine de asma talvarı yapılması idi niye iki tarafa da üzüm diye sorduğum zaman aldığım cevaplar ilginçti.. bir defa yaz günlerinde su lastiğini açıp çimentoyu yıkayıp asma talvar altında serinlemek,ayrıca asma yaprağı toplamak bir de meyvesinden yararlanmak diyordu. İki talvar 4 çeşit üzüm vardı. .Birincisi babamın Limasoldan getirip ektiği fravula diğeri sultani cinsi, üçüncüsü verigo sonuncusu da parmak üzümü idi..En güzel dolma filizlerin yanından toplanan yapraklardı.. kış için de saklanır hem etlisi hem yalancısı yapılırdı. .Özdemir oğlumun da en çok sevdiği dolma çeşidi idi annem önüne plastik kap içinde masa üstüne oturarak koyardı etrafa saçarak yediği zaman henüz bir yaşında ki hali idi.. Sonrasında da tel komşumuz ki halen de mal sahibi olarak orda oturan Hatice Hanıma misafirliğe giderler onların Lefkeli oluşları nedeni ile bahçelerinden gelen yafa portokallar ile de meyvesini yerdi. Zaten bizim küçüklüğüğümüzde de Tijen ile Figen annemin çok sevdikleri ve devamlı annemin kucağında 5-6 aylık iken bizim eve gelen çocuklardı ..

Eski komuşuluklar bir başka idi.. Erol amca mangal yaktığında şiş kebap da komşu hakkı olduğu gibi pişen her yemekten de iki taraf birbirlerine bir tabak veriyordu..

Bu gün dahi küçük oğlum Dr.Kandemir Haticabasının telden pişirdiği mulihiyasından  kliniğe de kokusu var diye kendilerine uzatıp verdiğini söylemektedir. .
Hani derler ya laf lafı açar konuyu buralara kadar getirdik.Bu günde biber dolması fotoğraflarım var yalancı dolmadan harç hep aynı hellim de ayrıcalığı. .Sevmiyorum diyen varmı bilmiyorum ama bizler ailece çok seviyoruz..

Sağlıkla afiyetle de dolmaların yapılıp huzur dolu sofralarda olması dileğiyle. .


Defne Yaprağı & Patates Kebabı 

​Lefkoşa ,Çağlayan Mahallesi eski adı ile Yanulli Helepas numara 10 şimdiki adı ile Ūlkū Sokak No 10 bizim büyüdüğümüz evimiz.. Çocukluğumuzda annemin uzun yıllar tasarruf yaparak borcunu ödedikleri ev..Şimdi mahallemizin sokağının sonunda sınır mevcut.. Dr.Õzdemir Dr.Kandemir oğlumun doğduğu şimdi  ise kūçūk oğlumun #BerovaKlinik olarak hizmet verdiği  yer.. 

O evin bizim hayatımızda önemi büyük. . 

1963 hadiselerine kadar sınırları yok..1963 -1974 Rum askerlerinin sınırda bekçi mücahitlerimize “Bekledim de Gelmedin” şarkısını hoparlörden dinlettikleri. .Sokakta oynamaya korktuğumuz serseri kurşun gelir diye annemizin bizi bahçeden dışarıya çıkarmadığı mahalle.. Devamlı BM askerlerinin de geçiş yapıp güya güvenlik sağladıkları mahallemiz..

İleri tarihe geçmeden sınır olmadığı zamandan da bahsederek yine konuyu yemek çeşitine bağlayacağım.

O zamanlarda marketler yoktu.. mahallemiz de şimdi evleri sınır ötesinde Çıraklı’ların evi karşısında Bakkal Ahmet vardı. .Sabahları gelir annemden siparişleri alır sonrasında bisikletinin önünde listede yazanları eve teslim eder annemin küçük kırmızı veresiye defterine bedelini yazardı.Kendinin dükkanda tuttuğu karakaplı defteri vardı. Ay sonu babam maaşını aldığı zaman ödenirdi. .Bu veresiye işi onun isteği idi çünkü ben de aylık alırım gibi olur diyordu :)) 

Annem her Pazar tepsiye patates kebabı hazırlar bunu evde pişirmezdi. .Mahallemiz de Rum evi yoktu ancak sınırda iki ev ötesinde onlar yaşıyorları .. Eleni adındaki kadının ise köy fırını vardı ticari amaçlı kullanıyordu biz de pazar günleri evde hazılanmış  tepsiyi üstüne peşkir õrterek oraya götürüp iki saat sonra 2 kuruş ödeyerek pişmiş yemeğimizi alıyorduk..

Bu alışkanlık uzun yıllardır Kıbrıs mutfağında kendini buluyor. Eskiden bu güne gelen bir köy kūltūrūnūn, kõy yaşamının, her evin bahçesinde ekmek dahil yanan fırına konan kebapdı..bir sini patates.. Biz Yenağra (Nergisli) de o günleri de nenemin evinde her bayram yaşayanların anılarındayız..

Sonraki yıllarda bu yemeğin bizim evdeki adı milli yemek oldu.. Mütevazi olmayacağım en güzel yemeklerimden bir tanesidir. Patatesler küçük olacak bütün 4 e çaklanmış olacak et veya tavuk konacak soğan yarım kesilmiş salça hafif yağ tuz bunlar ovalanıp üzerine kekik karabiber konduktan sonra tepsiyi sadece bir kenarından sıcak su ilâve edip turbo fırında üzeri folyo ile kapatılıp 3 saat in ilk bir saati 250 sonrası 185 derece son yarım saat de folyosus pişirilecek.. işte patates kebabı budur. DEFNE yaprağı da yakışanı. . Her mutfağın gözdesi. .

Sağlıklı günlerde afiyetle..

Kuzu Ayağı &Pırasa ilişkisi ..

​Eski yıllarda kasaplar kuzu ayağı da satarlardı .. Hayatım boyunca evin alış verişini hep ben yaptım.  Şimdilerde kasaba gittiğim zaman ayak arayan varmı diye de sormadım.  Bu seferki gidişimde soracağım 🙂 Evde pırasa piştiği zaman et yerine içine kuzu ayağı konduğunu hayal meyal hatırlıyorum. . 

Bir de pişen pırasa yemeğin üzerine konan kimyonu. .Tabi o gün evde nohut kaynatılıp humus da yapıldığını.. bu pırasa menüsünün değişmez mutfak geleneği idi.. 

Pırasaya kuzu eti elbette en güzel yakışan et..

Ama bir de pırasanın havuç pirinç veya bulgur ilaveli şekli var ki buna şeker de ilave ediliyor.Zeytinyağılı şekli ile soğuk yeniyor..

Geçen Çarşamba Pazarında pırasa yoktu dediler ama markette başları kesilmiş kutuya sıkıştırılmış hali ile dün marketten pırasa  aldım etsiz halini pişirdim. .

Annemin lafı ile her allahın gününde insan ne pişireceğini şaşırıyor.  

Sağlıklı günlere değişik sebzelere diyelim.. Her diyete spor da katarak:))

Misafir..

​Enginar kalbinden sonra enginarlı dolma da gerek asma yaprağı gerekse pazı yaprağı ile birlikte yaptığımız zor yemeklerden..

Enginarı sap kısmından ayırdıktan sonra kalp kısmının dış yaprakları alınıyor üst kısmı dümdüz kesildikten sonra iç kısmı alınıyor en iyi alım sağlam bir tatlı kaşığı ile oyularak  yapılması, böylelikle enginarın göbeğinde açılan boşluğa dolma harcı konacaktır 🙂 bu işlem devam ederken diğer bir kapta az limon suyu  ilave suda bekletilir. Bu sebzenin kararmasını önleyen çaredir. .

Sapları da dolma tenceresine  konup, yemeğe tad olacaktır, onlar da kesilerek limonlu suda bekletilir. Pazı yaprakları kaynar sudan geçirilir. Bu arada dana kıyması içine domates soğan,maydanoz,yağ,limon suyu birde bir kahve fincanı pirinç ilave edilirken tabi salça da konacaktır. Harç hazırsa olay bitmiştir. İşlem tamamdır 🙂

El o kadar alışık ki harç ile enginar ile pazıda eksiklik,zorluk yaşanmaz. Tencerede  dizim de dikkatli olmak gerek çūnkū dolma piserken tencerede ūzerine tabak konacakır.

Eskiden önemli misafirlere yapılan bu yemek Kıbrıs mutfağının vazgeçilmezi.. 

Annemlerin de misafirleri hiç eksik olmuyordu..1974 sonrasında deniz için yerimiz abone olduğumuz Dome Otel idi . Özdemir ve Kandemir oğlum babalarından yüzme dersini orda alıp her gün öğleden sonraları ve cumartesi pazar ise tam gün mesai gibi otelin o günkü doğal yapısında denize girerdik. O zamanlarda da sanatçılar hep dome otelde konaklarlamakta idi..Şimdiki oteller yoktu..

O günlerden hatırlıyorum Zerrin Özer, Ahmet Özhan hep sohbetlerde var olandı.. Gerek Türkiye ‘den olsun gerek Alman gerekse İngiliz babam onlarla konuşmakta bir nevi Kıbrıs meselesini Kıbrıs kültürünü anlatan bu tavrı ile de plajda aranan bir kişilikti. Konuyu nereye bağlayacağım:)) bazen Lefkoşa ‘ya evimize yemeğe misafir de davet etmektedir. İşte o günlerden birinde soframızdaki misafire de ikram enginar dolması, öyle bir an olduki misafir yutkunuyor,yutma zorluğu çekiyor. . Gūlermisin ağlarımısın .. Değişik bir andı enginar dolması yapraklarını ağzında çiğneyen misafirimiz yaprakları ağzından çıkarmaya da utanıyordu..Bu hoş bir anı oldu, her enginar dolması yaptığımda aklıma geliyor..

Severek yapılan yemeğin tadına doyum olmaz,yenen yerde de bereket olduğuna göre o zaman pişirmeye devam..Sağlıklı günlere..

Yasemin Kokusu.. Mulihiya Yemeği..

​Kokusuna hayran olduğunuz çok şeyler vardır, bir düşünsenize çiçek kokusu olarak biz #Kıbrıslıların hayatında #yasemini ağacının yerini,değerini her evde oluşunu..

Çocukluğumuzda ikindi saatlerinde elimize kabı alıp açılmadan yasemin tomucuklarını topladığımız günleri.. Hurma dalına dizdiğimizi.. Yasemin’i kendi dalına dizdigimiz gibi ipliği dikiş iğnesini alıp boynumuza kolye gibi dizip çiçeğinin derin kokusunu ciğerlerimize nefes olarak doldurduğumuzu.. Hele babamın yaptığı gibi her gece yastık altına yaseminleri koyduğunu,annemin dolapta yatak çarşafları arasına koyduğu yasemin kokulu çarşaflar da  uyuduğumuzu..

Bu anılar her evin aile büyüklerinde mutlaka vardır. Eskiden akıllı telefon mu vardı yoktu özellikle kız çocuklarının bu yasemin dizme saatleri vardı. . Şimdi bakıyorum pek bunu gördüğüm de yoktur..

O zamanlarda yazlık sinema önlerinde ticari olarak da dizili  yasemin satıldığını hatırlıyorum. .

Koku dedim de konu nedir söylemeyi nerdeyse unuttum.

Birde öyle bir koku var ki piştiği evin yolunu tarif eder:)) 

Bu yemeğimizin adı mı? tahmin ettiniz bile #Mulihiya kimisinin Molehiya dediği kimisinin muhliya dediği bitkinin yaprakları ile pişirilen acı biber ile ,hele suyuna ekmeği batırıp yendiği zaman iddia ediyorum sevenlerine mutluluk veren bir başka yemek yok gibi..

Tavuk eti ile olduğu gibi yağlı kuzu eti ile de pişirilen mulihiyada ilkin et bol soğan ile sotelenir,etler dışarıya alınır salça ilave edilip suyu konur.Suyun bir bardağı sıkılmış taze limon suyu olmalı,limon olmaz ise annem mulihiyada sümüklenme olur diyordu..Bazı evlerde taze domates ile sarmısak da konuyorsa da ben sevmiyorum:))

Zamanıdır,bağ bağ alınıp ayıklanmış yapraklar açılan çarsaflarda kurtulacak kışa hazırlık için eskinin tabiri ile sakulilerde saklanacaktır ..

Ha birde içinizde baldırınıza mulihiya çirpisi ile vuruldu ise ağrısını bilen var mı diye sormayım ben yedim biliyorum:)) 

Her işin başı sağlık o halde sağlıklı bir hayat bizim olsun..

Temel Reis ve Ispanak..

​Her türlüsü yapılan sebzenin bir çeşidi de ıspanak. Köfteli ıspanak sanırım değişik bir tad. 

Annemden öyle gördüm,öyle öğrendim esasında kolay görülse de zor bir yemek..zorluğu ayıklanması 

da değil çok iyi yıkanması gerekliliği. . Bağ ile satılan ıspanak alınırken kişi başına bir bağ olarak alınmalı tecrübe bunu söylüyor. . Tavsiye de budur. Ayıklarken de dikkat edilecek husus ıspanak boy boy düzenli bir şekilde yıkanmalıdırı.. Her yıkanış sonrasında yıkanan kabın altında kum tanelerini olmamasına itina edilmelidir. Bu gözden kaçarsa pişen yemekte kendini kum belli eder. Benim deneyimime göre aldığım dõrt bağ ıspanak beş baş yıkanır aynen çamaşır yıkar tabiri gibi oldu ama hakikat budur.

Kesilen ıspanak tencerede soldurulur,salçası ile az su ilave edilir kısık ateşte üzerine dizilecek köftelerini beklemeye başlar:))

Köfte içine un,karabiber,az tuz, soğan rendesi birkaç damla yağ ilave edilir.Yuvarlak küçük köfteler az yağda kızartılır pişmeye hazır tenceredeki ıspanak üzerine dizilip bir taşım kaynatılır. .

Ispanağın taze yaprakları salataya da konduğu gibi ıspanak böreği dahil bir çok yemekte sebze olabilmektedir.

Ispanak yemeğinin en sevmediğim hali ise yatılı okulda önümüze getirilen tepsi içinde üzerine yumurta kırılmış hali idi.. Evimde hiç denemediğim çeşit oldu. 
En sevdiğim hatıralarım arasında hala daha izlerken beğendiğim TEMEL REİS ile Safinaz aşkındaki her zorlukta ıspanak tenekesinin imdada yetişip karşı tarafın yenilgiye uğratıldığı Cartoon film sahneleri ile bu Sebzenin faydalarının çocuklara olan aşısıdır .. afiyetle, sağlıklı günlere. .

Gazikõy.. 《AFANYA》

​#AFANYA yani Gazikõy’ū Kıbrıs’ta olanlar bilir.. En güzel kebap orda yapılırdı.. yol üstündeki lokantalardaki  AfanyaKebabı  bir harika idi.. Babam çok severdi.. Her hafta giderdik. Miralay beyin hūrmeti görülmeye değerdi..Lokantasının en önemli karşı  duvarında da Rauf Denktaş liderimizin fotoğrafı vardı. . Eskiden gösterilen sevgi saygı bütünlüğü bu gün de yerini korumuş.. Bunu geçenlerde rastladığımız  Pegasus pilotlarınından o aileden yetişmiş çocuğumuzun yetişmiş halindeki  saygı çemberinde yeniden gördüm yeniden yaşadım..Onların da evlerine eşim ile çok gitmişliğimiz var.. yıllar önce daha 2-3 yaşında idim sizlerle fotoğrafım var dediğinde de ayrı bir heyecan taşıyordu. .

Yani bir kebap çeşidini anlatmak için bunları yazmam gereklimiydi bilmiyorum ama yazmış bulundum..

İşte o kebabı ordaki tadı  aynı olmasa da evimizin mutfağına,bahçedeki fırına ya da yakması zor, kapağını çamurla sıvaması gereken kõy fırınından turbo fırına taşıdık..

Bu çeşitte kullandığım et kuzu but .. sayılı parçaya böldūrūp yiyecek kişi adedine göre bir fazlasını ola ki misafir gelir diye folyo kağıda sarıp 3 saat fırında pişiriyorum.. Annem bize yemeğin adil dağılımı için sayının önemini anlatan birisi idi.. Köfte mi yapıyordu toplam sayıyı yiyecek kişi adedine böler TAKSİM ‘i ona göre yapardı.. Bu bölme işleminde yaş önemli değildi.. Bu ayarı o kadar iyi yapıyordu ki kimsenin aç kaldık diye de bir şikayeti olmuyordu.. Anılardaki kebap defne yaprağı ile patates,domates,soğan karabiber ile yeşilbiberin birlikteliğinden başka birşey değil. . Afiyet ise sağlığımız .