Month: September 2016

Dūdūklū tencerede biftek..

​İnsan ömrü ne ki göz açıp kapayıncaya kadar geçen zaman diliminde acısı ile tatlısı ile yaşadıklarının bütünlüklü bir hikayesi gibi. 

Gözünü kapattın mı her şey arkada tesellisi ile beraber kalıyor. İnanın SABIR  ilaç olsa idi tükenecekti. Allah’ın büyüklüğü her derde deva, bu güç ile bu günlerin geçmesinde yakın çevreden alınan manevi güç önemli..
İnsanın kendisi ile barışık olması da yaşamın bir diğer yüzü.. 
Pozitif yaşam ile kendinizi hayata adapte edip ömrünüzü bir o kadar uzatacak olmanız da hayatın gerçekleri.
Daha önce de yazdım tweeter hesabım,facebook hesabım,instegram hesabım yanında daha ziyade evimin mutfak hareketini paylaştığım wordpress blog ile meşguliyetlerle zamanımı değerlendirdiğim bana gõre,doğrularım.
Bir de bu hesaplarda gördüğüm kişileri tanımak ayrı bir olay. Her kişi elbette yazdıkları ile kendini,belli eden oluyor. Tanımadıklarımızı tanımak veya tanıdıklarımızın günlük haberleri ile de mutlu olmak onların acılarında ortak olabilmek de ayrı bir vicdan rahatlığı..
Sanal dünya diyoruz ama uzakların yakın olduğu yerden de bir birimize gerek beğeni, gerekse yorumlarla seslenebilmenin sevincindeyiz.
Ömür arkadaşım geçenlerde bana,Tülinciğim senin yazarak anlatımlarını arkası yarın gibi bekliyorum dediği zamanın hoş duyguları halen üzerimde..
Arkadaşlarım özellikle yemeklerimi de beğenenler. Onlara bu gün düdüklü tencerede biftek dersem ne kadar kolay bir yapılışı olduğunu da görecekler.  Öncelikle etin üzerine karabiber sonrasında soğan yeşil biber tomates salçası ile su düdük çaldıktan sonra 40 dakika.. aman tencerenin kapağını açarken dikkat. Ben annemin yaptığı gibi soğuk su altına tutuyorum bunun da sebebi soğumasını beklersen bazı yemeklerin renginin koyulaştığının belirgin oluşu:))
Bu yemeğin yanına ise kaynaşmış patatesin püre haline getirilmesi içine az sana yağı  ile süt ise kıvamında önemli.. Tabi salatayı da unutmuyoruz.
Bu gün de böyle.. Afiyetler sağlık için olsun💕💕

Advertisements

DİYANİSLİ ÇORBA.. 

​Almanya ‘dan abimle telefonda konuşuyoruz. Bana söyledikleri en az günde 3-4 türk hastam bana senin yazdığın anılarla birleştirilmiş yemek tarifi fotoğraflarını büyük beğeni ile okuduklarını söylüyorlar dedi. Bir anda sevinmedim dersem yalan olur. Hata geçenlerde burdan bir arkadaşım yanlarında benim de olduğumu unutmuşcasına yazdıklarımı diğer arkadaşa anlatıyordu. İşin önemli noktası yazım içindeki bir teferruattın  dahi eksiksiz ifadesi idi.. Demek ki sadece fotoğraflar değil yazılar da okunup beğeni veriliyor. 

Ben de her gönderilen paylaşımlara beğeni verirken yazı içeriğini de mutlaka okuyanlardanım..

Bütün bir yaz tatili geçti. 3 ay gibi bir zaman diliminde çocuklarımız evde kaldı. Bu gün haberleri dinlerken ne demiş bir sendikacı eğitim bakanı bayramda ailesi ile tatile çıktı sanki 3 günlük bir tatilin hor görülmesi hali ile..ki tatil her ailenin hakkı.. büyük bir çoğunluğun yaptığı gibi.. Bu neyi gösteriyor eleştirilerin artık esas üzerinden yapılmadığını..
 Bir bakıyorsunuz bir okuldan ekranda kırık bir bank okul bahçesinde.. Ben de sendikacılık yaptım Sayın Necati Taşkın ile..o yıllarda sendikalar bir başka idi.. İlk sendika üyeliğim ise Dev-İş idi..  yani bir okulun idaresi okulun bahçesindeki bir bankı yerinden kaldıramazmıydı mutlaka kaldırır idi:(( 

Biz müdür olduğumuz devrelerde o zamanki personel mutlaka hatırlıyordur, iş yerimize evimiz gibi sahip çıkıyor gerektiği hallerde elimize süpürgeyi de alıyorduk.Dahası Akdoğan Süt Fabrikasında çoğu kez hep beraber Lefkoşa’daki personel de birlikte giderek paketleme işlerine de yardımcı oluyorduk. Bizim çalışma anlayışımız bu idi, evlatlarımıza da bunu aşıladık.
Süt Kurumunda üretici süt ödeme bodroları zamanında hazırlansın diye çoğu kez gece muhasebe personeli ile ben müdür olmama rağmen beraber mesaide oldum.Bodro yazdım. Süt listesi toplamı da yaptım.
Ha bu işlerin sonunda bir çorba içmenin keyfi ise dünyalara bedel bir ikramiye gibi idi.. çorba deyince de mercimek çorbasının nefis kokusu ile zeytin ile Altınova köyünden Aydın hn getirdiği köy ekmeği ile taze noru da unutmadık.
Şimdi evde de çorba pişirirken bu anıları da içine karıştırıyorum.
Sarı mercimek içine bir kahve fincanı pirinç ile magi ve bir kahve fincanı limon suyu ile kaynatıp diğer tavada kare ekmeği kızartıp içine ince kıyılmış soğanı da pembeleştirdik mi en zevkli ana ulaşıyoruz demektir. Kaynar tenceredeki karışıma bunu döktük mü çıkan çasss sesi,koku ile bunun eskiden kalma adı çorba diyanis ettim oluyordu. Bazen değişik şekli ilede mercimek,pirinç,havuç rendesi bir patates ilavesi ile de yapılabilen bu çorbanın orijinal yapılışı ilk tarifimdir.
Hepinize sevgi ile bol çalışma azmi dileğiyle afiyetler olsun.💕💕

ZEYTİN..

​”Homeros’a fısıldayan zeytin ağacının dediği gibi ”siz gelmeden öncede buradaydım, siz gittikten sonrada burada olacağım..”
Hiç bir ağaç, insanlık tarihinde zeytin ağacı kadar kutsal kabul edilmemiş ve üstüne bu kadar efsane yaratılmamıştır. Dini kitaplar insanlık için zeytinin önemini vurgularlar. Mitolojik öykülerde zeytin, zeytin ağacı ve zeytinyağı kutsaldır. Antik çağa ait sağlık kitaplarında en çok zeytinin adı geçer, çağa ait paraların çoğunda bir bereket sembolü olarak zeytin dalı vardır,paradan önce zeytinyağının adı ”sıvı altın”dır… Büyük ressamlar zeytin ağacını tuvallerine taşımaktan büyük zevk duyarlar. Sanat tarihinin her alanında, minyatürden freske varana kadar zeytinin her anı sanat yoluyla sunulmuştur.”

Zeytin hasat mevsiminin yaklaştığı bu günlerde zeytin ağacı için yazılan mitolojik efsanelerin de okunması gerektiği zamanlardayız.

Kıbrıs da bu ağaçları coğrafyasında muhafaza eden Akdeniz’in bir adası..Hatta KKTC ‘de Girne’de Templos köyü şimdiki adı ile  Zeytinlik zeytin ağaçları ile ūnlü zeytin festivali yapılan tek köyümüz  olarak bilinmektedir .. Bizde bu köyün arazisinde mal sahibi olmanın ayrıcalığını yaşayanlar olarak zeytin ağaçlarına  az da olsa sahip olanlardan:)) Sahip olmak kolay .Lakin sahip olduklarının değerini muhafaza etmek zordur.
Mesaryada veya Lefkoşa ‘da zeytin ağacını bilenler değiliz.Ağaçla ilk tanışışıklığım 17 yaşımda yeni nişan olduğum zamandır. Õzel Bey her zaman şaka ile karışık Zeytin Ağacını bizde gördün diyordu. İlk ve son defa 1966 da şimdi evlerimizin bulunduğu boş Bafuda denen arazide “dizin dizin” zeytin topladım. Bu yapabilirim mesajının keskin bir ifade tarzı idi. Ayrıca ilk ve son defa topladığım iki kasa yeşil zeytini 5 Kıbrıs Lirasına hisar üzerinde bulunan ekmek fırının yanındaki Çağlar markete sattığımın hatırasıdır.. ilk emeğinin karşılığını aldığım ticari faaliyetimin de sona erdiği durumdur.Anıdır..
Her zeytin hasadı zamanında geçmişten gelen alışkanlıklar devam ediyor. Zeytin dalında bırakılmıyor.  Õzel Bey hayatta iken Zeytinlik’deki her biri 5.5 dõnūm olan zeytini bol arazilerini çocuklarına tapuladı.  1987 de taşındığımız evlerin de inşaatında araziden tek bir zeytin ağacı kesilmeden yapılmasının özeni  her zaman övüneceğimiz bir husustur.
Bu yıl ağaçlar geçen yıl üründen sonra hasta olduğundan çok derin budamadan sonra yeniden kendilerine gelmeye başladı..Bu geçen yıl, belkide Õzel beyin  vefatı ile arkasından ağaçlarının da bir yas veya ağıtı idi.. 2015 Eylülünde yine bir ilki yaşadım. zeytinin bahçedeki toplanmasindan siyah zeytin, yeşil zeytinin ise Özel beyin icadı makinede kırılıp çakıstes yapımında, yağın çıkarılmasında etkin rol oynadım.

Bir Kova su içerisine tuz ilave edip yumurtanın  su üzerine çıkışı,içi torba kaplı köfünde sele zeytin kurulması kalan zeytinlerden yağ değirmeninde yağ çıkarılması da her zeytin ağacı olanların yaptığı gerçeklerdir.
Bütün bu erzağın yıl için muhafazası da ayrı bir konu tabii. Dikkat edilmesi kaçınılmaz ehemiyet..
2016 dönemi Zeytin  hasadında bütün ağaç sahiplerine bu süreç kolay gelsin.
Genelde zeytinyağı satışlarının bereketli olmasını üretici elinde kalmaması ise dileğimiz.. Sevgi ile kolaylıklar ise hepimizin olsun..💕💕Ayrıca  Ūç tohumdan ūreyen Zeytin,Sedir ile Selvi ağacının ülkemizden eksik olmayacağı bir çevre isteğimiz hep var olsun..💕💕

Bayramda yanan köy fırını..

​Bazen insan kendini eskiye hapsederken geleceğe dair hafızasında ne varsa bunları o eski defterlerinden çıkarıp bu güne de taşır..
Bunun yapılmaması hali zaten normal olmaz.
Kişi doğduğu andan itibaren yaşadığı çevrenin etkisini dış dünyası ile birleştirme,özümseme analizini yapabiliyorsa gelecekteki yerindeki hayatını düzenlemede etkin olabilmektedir.

Hiç kimse anasının karnında ne olacağını kısmetini, nasibini elbette bilmeden doğar ama doğduğu andan itibaren büyümeye başlar… Yaşar ..yaşadığı müddet öğrenir. Kabiliyet ile yetenekler bulaşıcı değil kişisinin meziyeti olur..

Zorla da güzellik olmaz zaten.. Hayatın fotoğrafı kişinin yaşadıklarının,hayallerinin, çerçevelenmiş tablosudur.
Bu tablo her kişinin aynı zamanda herkesin de gördüğü  CV’si olmaktadır.

Diyorlar ki Kıbrıs’ta anlaşma ve barış için iki halkın kaynaşması gerek. Yarım asırdan fazla ki ömrümde veya ömrünüzde karma köylerde bile bir kaynaşmaya nadiren rastlanmıştır. Dolayısıyla kaynaşma ile bir anlaşma olması na mümkün ..eğer iradelerin emri vakisi olmaz ise..

Ha Kıbrıs’a özgü yemeklerde müşterek bir kültür mirası yok değil ama rumların gleftigo dedikleri  kebeba bizlerin kūp kebabı veya fırın kebabı deyip gleftigo demediği gibi:))

Bayramlar özellikle değişik bir sofrada yemek çeşidi ile güzel işte bizde bu meyanda bir hazırlık yaptık uygulama ise imece usulüne uygundu.

Bayramlar ayrıca sohbetlerin koyulaştığı ziyaretlerin rengi ile süslenen zamanın en bariz olduğu hissiyattır.  Bunu da yaşamak gerek. Daha nice bayramlar görmemiz dileğiyle.. Nefes almanın şükründe ve duasında… 💕💕

Tarhana Çorbası..

​Siz hiç sabah kahvaltısında çorba içtiniz mi?

Merhaba  arkadaşlarım.. 💕💕
Doğum ile ölüm arasındaki mesafede insanların ne yaşayıp neler ile karşılaşacağı hiç belli olmuyor, Adına alın yazısı deseler de kader ağlarını örmeye başladı mı örüyor. Hiç kimse ama hiç kimse buna karşı koyamıyor.l Demek ki kabullenmek de bir yaşam tarzıdır. Zaten hayat denen merdiven ayaklarını tırmanışda her zaman akıl hırsın önünde ise kazanım vardır. Yoksa yuvarlanıp düşmek kaçınılmazdır. Bütün bunların bileşkesi sevgi saygı çerçevesinde olduğu müddet insanların huzurları daimi olmaktadır. Her gün doğan güneşin akşam batışındaki  huzur gibi.
Kendinizle barışıklığın ötesinde insan sevgisi çok önemli,insana değer vermek önemli,yaşanmış her ne var ise onlara saygı duymak,o günün duygularında, edinilen tecrübenin de kıymetinde bütün mevsimleri yaşayan bir ömrün bedeli olarak kabul etmenin lűtfunda  olmanın hissedilen huzurunda olmak õnemli..
İnançlar insanın pozitif enerjisinin depolandığı beyin gücüdür.. inanıyorsan yapacağın her şeyin başarısından pay alırsın..
Oldukça yoğun bir çalışma hayatından sonra kimsenin kendini,kendine hapsetmesine hiç gerek yoktur.  Yeter ki paylaşım her zaman dozunda ve dengede olsun..
Eylül de geçecek hızla kışa yaklaşacağız..  

12 ay daire gibi dönmekte demek ki yılların çemberi üzerimizden eksilmeyecek. 

Biz bu aylarda mutfak düzeninde de depolama isteğine karşı gelemiyoruz. Mulihiya derken tarhana,tarhana derken hellimin eskisi ha biraz daha öndeki günlerde açıklanacak zeytin hasadı,toplanması yağ çıkarılması çakıstes  derken ..günler,günlere ekleniyor. 

Tarhana çorbası her evin vazgeçilmezi.. Öyle tiryakileri var ki sabah kahvaltısında dahi sofralarında bu çorbaya yer veriyorlar.  Sevmiyorum diyen yok gibi.. 

Eski yıllarda tarhana yoğurdu için mayalanan süte her gün toprak küpe keçi sütü döküldüğünü tarhana yoğurdu için hazırlık yapıldığı günleri de hatırlarım ..sonrasında buğday ilavesi ile oluşan hamurun el içinde sıkılmış halinin temiz çarşaflarda kurtulduğunu da.. Gerçi şimdi yaş tarhanalar daha makbul ama eskiyi de bilmek gerek. Annem kişi başına 4 tarhana deyip önceden sıcak suda açılmasını beklediği tarhana parçalarını kaynatıp içine magi de koyardı. Hellim ise kızartılarak çorbanın ūzerine.  bunu da çorbaya döktüler mi enfes bir çeşit ortaya çıkardı.. Yaş tarhana ise su ile bekletilmeden hazır çorba kıvamında ama tadı da yine aynı tarhana çorbası bazen üzerine kırmızı pul biber de dökülürse tadından vazgeçemiyeceğiniz durum mevcut olur.Çorba deyip geçmemek lazım hem doyurucu hem faydalı .. Hepinize iyi içimler dileğiyle 💕💕

Norlu Bitta..

​Kıbrıs’a özgü norlu  bitta yapılması hiç de zor olmayan bir börek çeşiti. Malzemesi tuzsuz taze normal nor, süt ile yumurta az miktarda yağ.

Niye bu gün norlu bitta anlatıyorsun diyorsanız nedenini de yazacağım tabi.
Bu tarif annemin bizlere de yaptığı kahvaltı çeşidinden doyurucu bir öğün. Elbette köyde büyüyen genç yaşta evlenip eskiden şehere gelin gidenlerin belkide kendi damak tadının sürdürülmesi açısından bir pişirim örneği. Yanına da tomates salatalık kattığı muhteşem bir tat..

Dün gece tuzsuz noru çok seviyor diye Özel beyin mevlidine getirilen ve onun da çok sevdiği ayrıca dedelerinin Özel Demir,Fatma ile Nilgūn’e  de alıştırdığı bu börek bu gün yapıldı..
Zaten tuzsuz nor fazla bekletilme ye de gelmez bozulur..

Eski günlerin sabahında yapılan çoğu da ayrı doyurucu özelliği olan yumurtalı hellimli ekmek,gabiralıkta kızartılarak nar gibi olan hellim dilimleri,zeytin kebabınının dayanılmaz kokusu.. Mahalleden geçen zerzevatçının dahi yayılan bu kokuya müdahil olduğu zamanlar.. Hatta tomatesin okkası 2 şilin olduğu ve alımı için serada yetiştiriliyor normal zamanında alın diyerek de satıcının kendi sebzeleri için sarf ettiği zamanlar..
Esasında eskide bıraktığımız çoğu konuşmalardan yaşananlardan, aile bütçelerinden, geçimde yapılan aile içi tasaruflardan ders çıkaracağımız ders alacağımız günlerdeyiz.
Bu arada dün gecemize katılan okunan dualara ortak olan,yorumları ile mesajları ile bizleri bu günümüzde yalnız bırakmayan bütün akraba dost ve sevenlerimize teşekkürler..
Sağlıklı günlere uzun ömürler dileğiyle…💕💕 

 

KAVURMA…

​Çoğu insana karşılaştığında sorulan ilk soru nerelisin?Bu doğduğun yer mi? Annenin,babanın köyü mü? Diye uzayıp giden soru devamlı karşımızda Sonra evleniyorsun tabi ulanan ayni sorular. Kim ne derse desin ben bu soruları seviyorum üstelik de soruyorum. Kendime gelince Hüvviyet kartımda ilk yazan doğum yerim Omorfo yıl 1949 (babam ordaki öğretmen Koleji’nde öğretmen)  şimdiki  kimlik kartımda ise Güzelyurt. Insanın doğduğu yerdeki evin halen orda duruşu ayrı bir anı. Sonrasında anne ve baba Allah’tan ayni köylü Yenağra’lı (Nergisli) Eşim babası Girne Annesi Fota (Dağyolu) Ama kendisi babası Görneç’de öğretmen iken orda  doğmuş peki kendi çocuklımız Lefkoşa ve doğumlarını gerçekleştiren Dr.Nejdet Ünel (Himmet Doğum Kliniğinde … ) Bir sorudan nerden nereye geldim. Geçmiş her kişinin hayatından bir kesit hatırlamak ise aramızdan ayrılan annelere,babalara hürmet .Anne ve babamın 1940 yılları evlilik,kayınvalidem,kayınpederimin ise 1965 yıllarına ait fotoğrafları dünden bu güne anıları yansıtıyor. Hayat her şeye rağmen yaşamaya değer..

Eylül ayı her nedense eskilerin hüznüne hürmet edilecek sevdalara ise saygı duyulacak bir ay..
Zaten tecrübe denilen kavramın toplamında aile,toplum,eğitim, çevre,Kıbrıs’a özgü kültür yokmu? VAR..
Kurban Bayramına yaklaştığımız için değil de mutfakta kolay bir yemek kavurma da olmalı diyorum çeşitlerimiz arasında.. Kuşbaşı et soğan yağ bir de pirinç işte mükemmel bir ikili.. Zor değil.. Seçim sizin. Sağlık sizin, Hayat sizin ohalde geçmişten bu güne ve yarınlar için bu hale de bir NOT olsun.💕💕

Bal Kabağı mı?..

​Yaşamın vakti mi var? Ya da sūresi.? Kişi kendine göre biçtiği  ,tartığı düzeni kendisine özgü yaşayıp gidiyor. 

Eylül geldi evet geldiği gibi de gidecek.. Bize uğurlu gelmeyen bir ay ama adına yakışır hüznü de her gününde hissettirecek saatleri var..
Adına şarkılar bestelenen,şiirler yazılan Eylül.. Hepsini insanın kendi yüreğine hapsettiği ay..
Bu gün ne çok tweet ne çok paylaşım bu ayın adına yakışır şekilde yapıldı..
Kıbrıs konusunda önemli dedikleri #Eylül‘ün  müzakerelerinin tarafımıza getireceği ne gibi bir sevinç olacağı konusunu da düşünmeden edemiyor insan..
Öyle ki sosyal medya da bile birbirleri ile dahi barışı sağlayamayanlar karşı tarafın insanı ile nasıl bir barış yakalama modeli yakalayacak doğrusu yabana atılır gibi olmayan bir merak konusudur..
Haberleri izlemenin zulüm olduğu süreçleri de geçip diziler ile uyuma geçiş Eylülde  en güzeli demekle de olmuyor tabi..
Geçim derdi,mutfak derdi kış geliyor derdi hep beraber bizleri endişelendiriyor dediğimiz gündelik konular..
Mutfak ise dinlendirici..
Her gün dolma demeyin harç aynı olsada her sebzenin kendine has kokusunda tat kazanan bir çeşit.. kimisine sordum bal kabağı dedi kimisi sıyırtma kabak dedi.. Adının değil tadının öneminden paylaşımlı..ki  zamanın taze kabağını manavdan alırken taze olup olmadığına uç kısmını tırnaklanan kabak… içinin oyulmayan kısmı ile de yahni yapabildiğimiz ekşimsi bir tadı olan kabak..Bu mevsimde.. şimdilerde her eve misafir..bilhassa yemeğe geçiş döneminde hepimizin bebeklik döneminde yumuşacık kıvamı ile çocuklarımızı beslediğimiz yemek çeşidi..
 Sağlıklı günlere deyip bir kez olsun pişirmeyenelerin pişirmesi ise dileğimiz 💕💕