Month: October 2016

Nihayet..

​Her konunun bir hatırası vardır.  Hatıraların insan beynindeki muhafazası sanki hiç unutulmayacak gibi saklı..Yeri ve zamanı geldiğinde bu anılar açılıp kapanan göz kapaklarının perdesinde canlanır.. Anıların kimisi başrolde kimisi misafir sanatçı gibi sınıflanır, sıralanır nitelikte.. kötüsü de iyisi de sevinci de mutluluğu da bir bütünü oluşturur..

Karşılıklı ilişkilerde söz ilk sırayı beklemez.. 

İlk girişimi yapan eğer karşısındaki tanımadığı birisi ise söze başlangıç Nerelisin? İle olur artık gerisindeki sorular çorap söküğü gibi uzar gider.. Tanışıklığın devamı ancak  görüşürüz tabiriyle kesilir..

Tanıdık kişiler birbirlerini uzun zaman yüz yüze görmemişler ise ilk sözleri Nasılsın? Olmakla beraber ya kilo almışsın yada zayıflamışsın gibi sorular ile devam eder. 

Her zaman için geçerli olan ilk sesleniş tarzı arkadaşlıkta pozitif konuşmalarla devam ederse çevreye sinerjisi de o şekilde yayılır.

Hepimiz öğrencilik yıllarından geçtik. Okul dönüşü ailede karşılaştığımız sorular okul nasıl geçti ? Ödev var mı? Ödevleri ne vakit yapacaksın gibi devamlı sorular.. yaşamadık mı yaşadık..

Hala daha bu sorular ile hayat devam ediyor. İstesek de istemesek bu alışkanlığın önüne geçilmiyor,geçmek gerek,küçük olsun büyük olsun konuşmalarda rutinin dışına çıkmak gerek sıkıcı konuşmalardan uzaklaşmak,güncellenmek en güzeli..meselâ  bu gün herkesin saat değişti adanın yarısı başka yarısı başka saat deyişlerin den de çoğumuza gına geldiği gibi. 
Bütün bu neden? nasıl? niçin? üçgeni içinde kalan problemlerin çözümünde dikkatlice davranıp özlü düşünmek yaşamın değişiminde olacak önemli bir başlangıcıdır. 

Bu başlangıçtaki *nihayet * belkide çorbada  hepimizin bir tutam tuzu ile hitam bulur.. Bu tuz kararınca olursa faydalı eğer değil ise zararlı olacağının da aşikar olacağı hakikati ile ve hayat her şeye rağmen yaşamaya değer bir süreçtir bilinci ile ..
Bu güne nokta mı?💕💕
“Konuşmaların en önemlisi, kendi kendimizle konuşmamızdır, ama bunu nedense ihmal ederiz.”

DİYET . .

​Diyet konusunda nerde ise uzman oldum. Sakın yanlış anlaşılmasın.. Diyetisyenlere gitme konusunda ihtisas sahibiyim dersem gülmeyin:)) Çünkü ben kendime yeterince gülüyorum.. 

Özellikle kadınlar evlilik müessesesi ile birlikte gençlik kilolarına, kilo ekleme  mutlaka yaparlar.. Her kadın için olmasa bile genetik yapıları şişmanlığa müsait olmayanlar hariç her yıla ekledikleri kilonun hesabını gün gelir diyetisyene de veremezler..
Ülkemizde sadece diyet yemeği veren lokantalar yok. Olsa da kaç kişi gider? Herhalde girişimciler bu yönde piyasa araştırması yapmışlar ve böyle işletmelerin kårlı olmadığına kanaat getirmişler ki bazı restoranlar sadece menüleride düşük kalorili bir kaç çeşiti göstermişlerdir.  Yeterli mi değil .. 
Lefkoşa’daki bir diyetisyenimiz yıllar evvel böyle bir servis ağı kurmuş küçük de olsa 7-8 masalık mekanlarında, hizmet vermişlerdir. Ordan sabah hariç öğle ve akşam yemeklerinin evlere de servisi ile hayli kilo verildiğini kendimden biliyorum. Sonrasında talep olmadığından olsa gerek  arz da olmadı bu yer kapandı..
Akupunktur dediler kulakta dediler.. İzmir’de bulunduğum aylarda  Üniversitede işin ehlinden bu tedaviyi de denedim:)) 

Daha kaç diyetisyene gidildi, anlatamam:)) Son gittiğim diyetisyen ile okyanustan iki kova su kadar kilo verilse de, ağıza irade uygulanmaz ise, faydasız çabalarla kendine işkencede usta olursun..
Öyle şu içsem yarar kilo olur konusu da mazeret değil yiyorsan şişmanlıyorsun bundan kaçarın olamaz. O zaman ne yapmalı tabi ki diyetisyen şart ama sana reçete edilene uymak da şart diyerek kendi irademizi,kendimize uygulamalı, acımasız kilolarımıza savaş açmasını bilmeliyiz. 
Yarın Pazartesi İşte diyete gireceğim demekle olmuyor bu konular.. Başladınız mı hayat biçiminideki beslenme şeklini, üstelik, yemek düzeninize düzeni mutlaka getirmelisiniz. 
Zamanın en büyük hastalığı, *obezite* var git hayatımızdan derken sağlık için ağzımıza fermuar bizim gibi olanlar dahil,küçük olsun büyük olsun kadınlara,erkeklere çocuklara .. önerimdir..
Bu güne nokta mı?💕💕
“Sağlıklı yaşam için  beslenme,  beden hareketleri ve  uyku  üç ana kuraldır… İbn-i Sina” 


Sağlık için spor..

​Sporu profesyonel yapanlar dahil. Genelde spor deyip, es geçmek, umursamamak olmuyor..

Evde olsun iş yerinde olsun emekli olsun çalışan olsun mutlaka günde 15-20 dakika en az insanın kendine ayıracağı bir vakti olmalıdır..

Hareketsizliğin verdiği bir takım sıkıntılar her zaman gözler önünde.. 

Çoğunluğumuzun tembel olduğu bu konu esasında birçok hastalıkta çare..
En etkili spor, yürüyüş ne yazık ki alışkanlığımız yok, zaten yürüyecek saha kenarları ile yol kenarları, kaldırımlar hariç , sıhhatli bol oksojen alacak yürüyüş yerlerimize şehir içlerinde pek rastanmıyor. 

Ve biz maliyeti düşük bu spordan yararlanmakta geç kalanlar oluyoruz.

Lapta Belediyesinin sahilde ,dış yardımlar ile başlattığı projedeki yürüyüş alanının çoğu tamamlanmış olabilir ama yürüyüş alanına gidiş her gün için, çevredekiler için,kolay olurken diğer yerleşim yerlerindeki insanlarımız için sadece gittim.. geldim.. gördüğüm bir yer demenin ötesinde yürüyüş esas amacına bu kişiler için her güne pek uygun olmamakta.. zoru temsil etmektedir.. Ayrıca etrafin yoğun yerleşim yeri olması nedeni ile yürüyüş alanına girişlerde de zorluk yaşanmakta..

Girne sahillerimizdeki bu projenin diğer kıyılarımıza uzantısı en içten dileğimiz..yöreye spora, katkısı ise yatsınamaz..Bu projede en çok sevdiğim nokta ise iki sahilin deniz üzerinden birleştirilerek minicik bir köprü yapılma durumunun mevcudiyeti..inşallah üzerinde yürümek hepimize nasip olur..

Günümüz insanının çoğu bırakın çalışma hayatındaki monotonlukları eve geldiği zaman da ,yemek masası ile koltuk arasındaki serüvenlerinde ya elde kumanda ile televizyonu açar,kulağı seste olurken, gözü de elindeki *akıllıda*:))  internet ortamında ,hareketsiz bir şekil ile gecesine sabit, zamana meydan okumakta..
Zamana meydan okumak ancak sağlıklı bir beden ile olacağına göre,vücudumuza gerekli özeni göstermek de beynimizin borcu derken, kendimize bir hareket şekli seçip, bunun adına da spor diyelim. 

Bu her yaşdakilere uygun bir seçim ile spor salonu,yürüyüş,bisiklet olduğu gibi televizyon karşısında dizilere ara vermeden:))  bazı hareketlerin yapılması ile de mümkün.. 
Bu güne nokta mı?💕💕
“Hareket etmek kişilerin fiziksel,duygusal ve zihinsel durumlarında değişiklik yaratmak için bir ilaçtır” 

TAKDİR . . TEKDİR . .

​Takdir ile Tekdir yer değiştirmiş. Kimsenin,hiçbirimizin.. haberi yok:)) 

Azarlama modası geometrik hızla yayılmakta.. Zihinler hep bu moda programlı.. Nedeni basit.. Azarlama varsa dikkat fazla, reyting çok.. “konumumda söz sahibiyim makamından ” dışa sesleniş tavan yapmış:)
Bu tavanı bırakıp tabana bakacak olursak neler, neler yazılmaz, her anı her olay bir konu olur:)
Düşünsenize her çocuk doğumunda ona ilk alınan taşıma nitelikli araç ona doğmadan alınan,  çocuk arabacığı değilde nedir? Her anne baba kendi bütçesine göre mutlaka bir araba çocuğuna almıyor mu alıyor. Bazen kaç çeşidi bir arada oluyor yazlığı,kışlığı derken her türlü lüksü olanı da var..
Neyi takdir etmek gerek biliyormusunuz, büyük çocuğun kullandığı arabayı diğer kardeşine de  kullanan anne babaları.. Hele geniş aile çevresinde bu arabaların elden ele geçişi kayda değer tasarruf, bu giysilerlerde de geçerliliğini korursa, oyuncaklarla da takviye edilirse işte en güzeli bu yardımlaşma şeklinde, oluyor.
Ancak bunlar günümüzdeki anlayışta var mı ? Az da olsa var. Hele çocuk kitapları elden ele çocuktan çocuğa geçse ne kadar faydalı bir hizmet olur. Geçenlerde Neslihan hanımın bir tweeti ve eldeki çocuk kitaplarının ihtiyatçlı çocuklara ulaştırılması konusuda ki çağrı takdire değerdi tabi bu tweeti paylaşanlara da teşekkürler..
İstanbul’da orta eğitimde sosyal seçmeli derslerde yardım kolunda da kendi aramızda topladığımız kitapların kardeş okul diye nitelendirdiğimiz okullara, devri ,bir an  gözümün önünden geçti aklımdaki  derin yerinin olduğu, 50 yıldan sonra bir kez daha ortaya çıktı..
Nasıl giriş yaptım konuyu nereye getirdi, isem de iyi olmuş..
Günümüzde başta ifade edildiği gibi  azarlama ile acımasız eleştiriden  ziyade daha  çok takdir edilmek, konusu üretkenlik için elzem .. 

Kimsenin kimseye.. sen zaten bunu yapmaya mecbursun gibi devamlı bir tehdit hali çalışan kişide motivasyon bozukluğu elbette yapmaktadır. Mobbing konusu da gündemden kaldırılmalı..Bir bakıyorsunuz ki sosyal medya dahi bu konuda kişilere araç vaziyeti görüyor, burda ayıp denen,terbiyenin perdesi iyice yırtılmış..
Bütün bu söylem karışıklığınından, doğruluk payından, satırlar arasında bana gönderme varmı diye bakacak olan çok..
 O zaman takdir,
kamu görevinde olsun gerekse özel sektörde olsun kişinin  iş konusuna olumlu yansıyacağı gibi, sorumluluğunu bilmeyenlere de tekdir esaslı, iyileştirici bir ilaç gibi ,gelecektir.
Daha nice değerlerin, değerle  değerlendirilmesi konusu,ise bu gün oldu gözlemlediğim,okuduğumuz takip ettiğimiz kadarı ile insan vicdanında tam yerinde, ama vicdandan süzülen hakikatin, sözle ifadesi, olmaz ise, bu ne kadar işe yarar…?

Bu güne nokta mı?💕💕

“İyilik de kötülük de karşılık bekler. Güzel bir başarının ödüllendirilmesi kadar, çirkin bir olaya neden olanların da cezalandırılması gerekir.”

Beydeba ‘dan güzel bir deyiş..💕

Hoşnutsuzluk..

​Dünya malı dünyada, niye bu kadar kavga anlamak mümkün değil. Sınıfta sıra kapmaca gibi kim kimin sırasını kapacak çabasından öteye gitmeyen çatışmalar. 

Bu koşuşturma içerisinde içi boş davranışlar, konuşmuş olmak için yapılan konuşmalar,kimin kime seslendiği,neyi seslendirdiği belli değil.. nedir bu sesler diye bir bakıldığında atılan çığlıkların tiz sesinin kulaklarda ki yerinin ne kadar boş olduğu da, gün gibi ortada.. Zor günlerden geçiyoruz. Geçmeyip de ne yapacağız. 

Bizim gibi savaş ortamında büyüyenlerin ortak davranış şekli.. Alışkanlığımız. Akdeniz insanının yüksek sesi.. 
Yıllardır mesele hep aynı, adada yaşamanın zorlukları, susuz,kurak arazilerimiz, çiftçinin  hayvancının içinden çıkılmaz sıkıntıları, gençlerimizin işsizliği, birçok  ailenin geçim derdi, esnafın müşterisiz geçen günleri .. Bütün bunları konuşmadığımız gün yok, tabi bir de Kıbrıs müzakereleri, doğduk büyüdük nerdeyse, ölüyoruz, konu aynı.. 
Barış var çözüm yok E !! çözsünler, buyursunlar antlaşma  yapsınlar.. Herkesin kendi fikrini söylemekte serbest olduğu bu haritada niye anlaşma olmadığını artık yedi yaşındaki çocuklar dahi biliyorsa ne diyebiliriz.  

Kendimizi çözümün, esaretinden,beklentisinden  kurtarmamız, mevcut duruma göre, üretken olmamız gerçeğinde kavuşuk bulunmamız ihtiyaç duyulan hakikat.. bu bilinç ile, bu çerçevede var olması  gereken sadece biraz özveri,sevgi hoşgörü ile birlikte anlayış.. 
Ama bunların hepsi kaybolmuş, nerdeyse kimsenin kimseyi sevmediği bir ortamın sağlıksız fertleri gibiyiz. Amansız hastalıkta, allah korusun tedavi için mucize bekler, vaziyetimizde, hoşnutsuzluk başrolde,esas oyuncu gibi..
YAZANLAR,ÇİZENLER, OKUYANLAR, *SİYASİLER..*  el birliğince en güzele gitme yolunu da, hele bir deneseler belki daha güzel günlere hep birlikte yürürüz.. Amacımız sağlıklı bir gelecekte müreffeh bir hayat.. Bu gençliğe bir borç..
Bu güne nokta mı? 💕💕
“Karşılaştığınız sorunu sadece eleştirirseniz iki katına çıkar, düşünmekle kalır iseniz yerinde sayar, fakat soruna çare bulursanız, sorun olmaktan çıkar.” 

HUZUR EVİ.. 

​Ortalama yaşam yükseldikçe beraberindeki sorunları da beraber yıllara ekliyor.. Küçük yaşta anne olanların, evlatları ile arasındaki yaş farkı az olurken, günümüzde gençlerin geç evlenip veya erken evlense de, çocuk için hemen istekli olmayışının, verdiği aradaki yaş farkını büyütüyor..

Bu belkide ailede ilk yıllarda çocuk ile ana baba arasında herhangi bir sorun yaratmasa da, bir an gelir, ilişkilerdeki uyumsuzluk, kendini gösterir. 
Çocukluk biter,anne baba yaşlanması bir yana, onların da anne babalarının varlığı yaşları ile,yaşın getirdiği hastalıkları da beraberinde taşır..
Günümüzde evdeki, bireylerin anne babanın çalıştığı, hakikati ortadaki gerçek. Ailede anne babanın kendi çocuklarına karşı duydukları mesuliyet, gerçek olarak dururken bakıma muhtaç diğer aile büyüklerinin mesuliyeti de günümüzde manen onların omuzlarında, bu bazı hallerde maddi olarak da bir görev..
Bütün bu görevler elbette evde olduğu kadar, bakıma muhtaç aile bireylerinin evindeki bakım için de, yardımcı ihtiyacı ortaya çıkmaktadır.. Ülkemizde bakım evleri var olsa dahi modern huzur evlerin olmayışı ,büyük bir eksiklik. Zaten halkımızın genelindeki düşünce tarzı “Bak bir annesine veya babasına bakamadılar ” bakım evine verdiler şeklinde .. Bu düşünce alışkanlığı maalesef var olan tarz.
Empati yapacak olsak, bizdeki düşünce de bu..
O zaman geriye kalan alternatif, bakıcı ile idare şekli.
Bu ise günümüz şartlarında ,oldukça ağır mali bir külfet olduğu kadar, ilk etapda tanımadığınız bir takım kişilerin, naz ile çalımı dahil ,onların da birçok ailevi problemlerine aniden ortak olma durumu.
Kaldı ki bu gibi durumlarda ihtiyaç duyulan kişilerin istihdam için çağrıldığı yer dış ülkelerden oluyor.
İhtiyaç duyan aile, öncelikle ön izin almak 3.Ülke vatandaşı için istenilen teminat mektubu ücretini bankaya yatırmak, sonrasında gelen kişiyi, Sosyal Sigortalar ile İhtiyat Sandığından, alacakları işveren siciline, kaydederek,yine oldukça, yüksek bir meblağ ile senelik çalışma iznini pasaporta vurdurtmak mecburiyetindeler.. Aylık asgari ücret şu anda 1835 TL dahası 480 TL de sigorta İhtiyat derken bir bakıcıyı aile içine yatılı ancak alabiliyorlar. Yiyecek içecek dahil toplam maliyeti de, var siz hesaplayın.. hepsi güzel hoş da bazen uyumsuzluk, hasta ile bakıcı arasında da olabiliyor o zaman stres, evin bağımlılığı,huzursuzluğu oluyor.
Bu konularda nerde ise ihtisas sahibi olanlardan birtanesi de benim:( anneannem,annem,babam ile eşimin rahatsızlıkları süresince kaç kez bu işlemleri yaptırdım,zorluğunu stresini çektim.. çevrem çok iyi biliyor. Ancak hepsinin hakkını helal edişi en büyük manevi gücüm..
Aması olmayan çarede, çaresizlikleri yaşamak bu olsa gerek.. Tabi yaşa, bu arada eklenen yıllara,dur da diyemezsin:)) Bu da bize armağan gibi .. Bizlere gelince, varsın döngü aynen çalışır tesellisi ile..

Bu güne nokta mı?💕💕

“İnsan iki şeyle kendini ihtiyarlamaktan kurtarır; Biri iyi iş, diğeri iyi söz. Yusuf Has Hacib”

Kalbimdeki Deniz..

​Yazar olmayanların da yazmaya hakkı olduğu gerçeği de var. Bu gerçekle, bizimkiler de varsın öylesine,bir anlatım olsun. Cümle kurmak o kadar da zor olmasa gerek. Bunu her eli kalem tutan insan kendi birikimlerini göre yapar. Yapmalı da.. 

Ülkemizin güzellikleri,geçmişten geleceğe kültür,yaşanmışlıklar,  ömrün sınırlarına sığdırılan her an, bir anı diyorsak bunu paylaşmak da önemli..
Önem elbette herkesin tercihine göre sıralanır bu sıradaki beklentilerdeki önem ise, yaşamın sevincini simgeler..
Ülkemizde ülkemiz insanını,yapılanları ,teşvik etmek yerine, yapılan her işe teşebbüse bir kulp bulma yarışması var gibi .. gözler acaba bu kulp nedir ? araştırmasından çıkıp kulpu kırma noktasına varıyor.. Böyle bir psikoloji de kişileri etkiliyor acaba noktasına getirdiği zaman ..İşte tam  bu zaman, doğru çizgisi,başlangıç  noktasından, yenididen şekil buluyor..Erkenmiydi geç miydi sorusuna cevap;
Hayatta hiç bir şey başlangıç için geç değildir. Yeter ki insan nerde duracağını bilsin. Hani derler ya ben haddimi bilirim tam da yerinde bir tesbit..
Yeni televizyon dizilerine gelince  belki ilk bölümünü gördünüz “Kalbimdeki Deniz”  görenlerin etkilenmemesi mümkün olmayan bir hızla tek  solukta izlenen bir konu ile evimize ekranınızda misafir oldu. Bu dizi ile arkadaşlığın olası zararlı boyutlarının çerçevesinden dışarıya taşan dram gözler önüne serildi.  Demek ki her sevincin de ,üzüntünün de acının da toplamda insan hayatının her evresinde arkadaşlıkların arkasındaki sır perdesinin acımasız durumu..vardır..
Böylesine bir konunun şimdilerde değişik şekilleri ile olmadığını hiç düşünmedim. Etrafanızda dolaşan arkadaş diye nitelendirdiğiniz kişileri demek ki seçmek elinizde.. seçmiş iseniz de hangi sırrınızı paylaşacağınız yine size kalmış kendi kaderinizdeki imzanız:))
Kurulmuş sizi memnun eden hayatınızdan bu düzeninize göz koyanların olma ihtimalini hiç aklınızdan çıkarmayın, dersem, bu ihtimali belkide tecrübe dedikleri deneyimlerin bir öğütü olarak kabul edebilirsiniz.. Daha ne olsun?

Bu güne nokta mı? 💕💕

“Tecrübelerimizi bize #maliyetine satabilseydik, hepimiz milyoner olurduk.” 

TRAFİK.. AİLE..

​Her insan şanslı bir ortama doğmaz.. 

Kişiler doğduktan kendilerini bilir hale gelinceye kadar çevresindeki imkanlar ile yetinirler.
Hani derler ya şans kapıyı bir defa çalar pek inandırıcı olmasa da bir bakıma doğrudur.
Bütün bu doğrulardan kişi kendini, çevresine göre eğitimiş ise mutlaka yine çok söylenen bir deyimdeki açılıma uygun “bir baltaya sap olur..”

Çok uzağa gitmeden örnek de verecek olsak kendi aile büyükleri içerisinden, başka misallere de gerek kalmaz. Çoğumuzun annesi eskiden sadece evleri ile ilgilenir,çocuklarına ve eşlerine sonsuz bir koruma duygusu ile sahip çıkarak imkanlarını zorlayanlardı..
Eski yıllarda da bu gün de olduğu gibi yeni ev kuranlara anne baba katkısı hep olmuştur. Köyden şehre inip okumak ise imkanların zorlanmasıdan başka bir şey değildi. Mesela babamdan evde ışık olmadığı halde mahalledeki elektrik direği altında ders çalıştığını Lefkoşa’da okuduğunu sınıfinda bir köý çocuğu olarak derece de aldığını çok dinledim..
Nihayetinde bu gibi oldukça geniş bir kesimin ailelerin de kendi yetiştirdikleri evlatları ile bu günlere gelinmiştir.

Her evin her ailenin günümüzdeki anlayışı ile hayatın sürdürülebilirlik göstermesi de aile fertlerinin çalışıp aile bütçesine yapacakları katkı ile mümkün.  Peki biz yapmadık mı elbette yaptık. Bütün bunları yaparken de hep aileden hem manevi hem maddi destek aldık.
Bu zamanın çocukları kendilerine sağlanan imkanların farkındamılar işte bundan pek emin değilim.
Geçen gün trafik ışıklarında kırmızı yandı durduk. Zeytinlik trafik ışıkları:( Arabayı ben kullanmıyorum yan tarafta duran araç da kırmızıda durdu,durdu ama birden kapı açıldı içinden genç bir ķız direksiyonu bırakıp arka araç ile sohbete geçti arabası çalışıyordu, muzik ise sonuna kadar açık kapı nerdeyse bizim arabaya değecek şekilde açık araba bomboş öylesine kalakalmıştı. Aniden trafik ışığına baktım 65 den geriye sayım vardı. Bu hal nedir,ne oluyor derken sadece boş direksiyon ile koltuğun fotoğrafını alabildim:))
 Peki bu sorumluluğa sahip olmayan trafik kurallarına uymadıkları için bazı hallerde trafiğin de onlara acıma duygusu olmayacağı gerçeğinden hareketle meydana gelebilecek kaza sonuçlarının üzüntüsünü bizlere yaşatmaya kimin hakkı var?” Kimsenin ” o halde yine herkesin her aile ferdinin aklı ile izanı ile hareket etmesi gerekmiyor mu? Gerekiyor..

Bu güne nokta mı? 💕💕

* Ayakkabımızın içine giren bir taş yüzünden yürüyüşümüzün, duruşumuzun değişmesi gibi, #beynimize giren bir #özdeyiş de bazen hayat yolundaki yürüyüşümüzü, duruşumuzu değiştirir. ~ Mehmet Murat ildan*

GAYRET..

​Gayret etmek de bir bakıma  başarının ilk adımıdır..
Kimse gayret etmediği,başarıda ben de varım, demez ise söz söylemeye de hakkı olmaz. Sonu ne olursa olsun teşebbüs etmeden de konuda söz sahibi olunmaz..

Bir istemde, istek varsa, başarının göstergesindeki ibrenin en azından işleyişide de vardır.

Çoğu kişi oturduğu yerden hiç bir iradeyi ortaya koymadan ben de vardım diyebiliyor.

Devamlı eleştiri yapabiliyor. Peki o zaman  bu güne kadar neredeydiniz diye sorduklarında da suskunluk hali yerine daha değişik şekilde varlık gösteriyorlar..tavır alıyorlar..

Bu suskunluk da, tavır da, belkide beceride, beceriksiz kalmanın başka bir halidir.

Hiç bir güç kişiye mucizevi olarak verilmez..

İnsan kendi hamurunu kendi yoğur, çoğu kez bu hamura ilave edilen su, maya,yağ, tuz  ise  hamura şekil verendir, hamurun kıvamına katkıdır. Mayanın bozuk olması hali ise hamurdaki dezavantaj..

Gelişim de gayretin sonucu olurken değişimin değişmez habercisidir.

Dün ile bu gün arasındaki farkın farkında olmak için rüya görmeye de gerek yoktur.

Bu günü beğenmeyenin yarını ne olabilir ki..
Devamlılık için çalışmak, üzerinde çalışılan konunun semeresini almak her haliyle herkesin amacı.. Konan her hedef ise atılan okun kalbi.. Nihayetinde kararlılık her işte gerekli olan tutum.. O zaman:)

Bu güne nokta mı? 💕💕

#Düşünmek ve #söylemek kolay, fakat #yaşamak, hele #başarı ile #sonuçlandırmak çok zordur. Ziya Gökalp

Kin,Nefret,Haset..

​Nefret duygusu kalplerden ırak olsun diyenlerin,kendilerini ifadede,hiç güçlük çekmediği,görülmektedir.  
Bu bilimsel bir açıklama değil belki ama görünen köyün de kılavuz istemediği bir açılım diyelim..

Nefretin sözlük anlamı “Bir kimsenin kötülüğünü, mutsuzluğunu istemeye yönelik duygu” ise belkide birbirini, çekemeyen, devamlı, birbirlerini inciten, kıran kişilerin, bu kadar kötü yürekli, olacakları insan hafızası dışında kalıyor. Peki bu çekememezlik hali kıskançlık, olabilir mi diye de düşünmeden konuyu geçmeyelim ..

 Kıskançlık nedir peki;

Kişilerin kendilerini başaramadığnı başarana, elindekini, alma ihtimali olana,kendisinden farklı olana, dikkati toplumda üzerine daha çok çekene, sahip olmadığı özelliklere sahip olana, mutlu ve daha huzurlu, daha özgüvenli, daha ferah  yaşayana karşı duyulan tarifi zor bir duygu. Belkide bu yazılanların toplamında ki  keşke deki , ben de öyle olsam! duygusu! 
Bu duygunun dile ,sõzle ..kağıda kalemle.. zihne, düşüncelerde ki kirlilikle sergilenmesi..

Bu iki kelimenin sonrasında  kin ve nefretin bir de haseti var ki en kötü durum bu..

Burda daha ziyade şeytani duyguların hakimiyeti ile birinin diğerinin elindeki imkanlara karşı beslediği kötülüğün gerçekleşmesini dileyenlerin varlığının etrafta hüküm sürmesi..

Kin,nefret ile haset bu ūç duygu kişileri birbirine asla bağlamayan,taşınması halinde ise taşıyanların omuzunda ki oldukça ağır bir yük..

Bu yük ki, bazı kişilerde ağır bir travma..
O halde üçü de evlerden uzak olsun derken..

Bunların yerine #Sevgi #Hoşgörü ile #Empati bizleri, çevremizi hepimizi, esir alsın diyelim..

Bu güne…
Nokta mı? 💕💕

Rabbimiz bizleri haset etmekten ve hasetçinin şerrinden muhafaza etsin. #Amin