Month: January 2017

“Bahçenin gülünde beka ve gül, mevsiminde vefa yoktur.”

​Her günün bir değeri olduğunu biliyoruz. Akşam yatarken insanın başını yastığa koyduğu anda Allahım yarın için bize kuvvet ver bu gün için şükürler olsun diyenler olarak bu inancımızla uyuyor ve uyanıyoruz..
Belirli bir işi olmayanlar için her ne kadar önemli günün işlerine ait bir programlama olmasa dahi , bir takım görevlerin yapılmasında insan hazır olandır.. 
En rahat olanlar elbette çalışmayanlar dense de her insanın bir meşguliyeti vardır.  Hele ay sonu oldu mu? Bu günler için çalışan çalışmayan,çiftçisi,hayvancısı,memuru, emeklisi herkesin hesap kitap günü olur..
Şubat ayı geldi .. kaç gün ki,  hemen  geçer biter.. badem ağaçlarının çiceklenmesine kaç sayılı  günler kaldı,  birden çağla bademler derken, ilkbahar kendine özgü havasını insanın gözlerine sokuverir.. Yeni Dünya ağaçları çiçekleri dallara yerleşti bile.. Harup ağacının halen meyveleri üzerinde,  her gün çukulata niyetine yenilebiliniyor.. 
Kıbrıs insanı ile ada coğrafyasında barındırdığı her canlı ile mevsimlerini doya doya yaşayan muhteşem bir yer.. Tabi kıymetini şükretmesini  bilene.. derken ..Geçip gidenin aslında bizim ömrümüzden çalan mevsimler olduğunu unutmadan.. yinede en güzelini  düşünerek.. pozitif enerji ile.. 
Bu güne nokta mı? 
“Bahçenin gülünde beka ve gül, mevsiminde vefa yoktur.”

#Sadi

Advertisements

1Kap su.. 1Kap yemek.. 

​Çoğumuzun ilk karşılaştığı hayvanlar evdeki muhtemel karıncalar,hamam böcüleri derken gerek evde gerek bahçede beslenen lokal menşeli kedi köpekler oldu. Bahçede uçuşan kuşlar,güvercinleri de sayarsak topraktaki solucanları da görürüz.. Mart ayında çıkan tırtıllar.. Uğur böcekleri derken günümüz dünyasında çevremizde oldukça çok canlı çeşidinin olduğunu farkederiz.. 
Belkide yaşamınızda tanıştığınız bu canlılar etrafımızdaki en masum varlıklardır. 
Bu sevgi ise küçük yaşlarda çocuklara aşılanması gereken bir husustur. Bu varlıkların illaki evde beslenmesi hali olmasa da olur. Ama bir annenin çocuğunun tabağında kalan yemeği git,bahçede kedilere ver deyişi dahi  çocuk üzerinde, olumlu bir etkide, hayvan sevgisinde ilk adım olabilmektedir. Bu yemleme faslı apartmanlardaki balkona kuşlar için  konan  bir avuç buğday tanesi de olabilendir. 
Evde köpek ve kedi beslemek ise hijyen açısından çok aşırı özen isteyen meşguliyetlerdir.. Akvaryumda balık ile kaplumbağa ise yine çocuklarda bu sevgiyi körükleyen bir aşktır.. 

Bahçedeki tavukların kümesiden alınan yumurtanın lezzeti,horozun sabah vakti ötmesi tabiatın bizlere bahşettiği lütuftur.. 
Yaz günlerinde bir kap su ile kış günlerinde bir kap yemeğin kapı önüne konması hiç zor olmayan ama merhamet hissi isteyen mevhumlardır.. Hele sokak hayvanları için barınaklara gerekli özenin gösterilmesi için gösterilen gayretleri de teşvik etmek ayrı bir görev.. 
Kıbrıs coğrafyasında sahip olduğumuz deniz kaplumbağaları dahil , tabiattaki canlıları sahiplenip nesillerini devam ettirmek hususunda bilimsel veriler ile hareket edebilmek de ayrı bir işlev derken..
Bu güne nokta mı? 
” Her kim aç bir hayvan beslerse aynı zamanda ruhunu besler.” 

En Zor Okul Hayat Okuludur.. 

​Bazen gereksiz düşünceler her nedense insanın aklında  dolaşır ,bu dolaşım insanın en çok da kalbini yorar.. 
Sosyal medya takipçisi olmak nerdeyse zor bir hale geliyor.. Her an bir haber, bir yorum, bir görüş derken elinizin altındaki bu kadar çok bilginin bir anda esiri oluyorsunuz..

Esasında her bireyin görüşü kendini etkilediği kadar karşısındakini de, bir an düşündürücü olmaz ise bu görüşlerden yararlanmak mümkün olmuyor.

Bu günlerin modası profillere görüş doğrultusunda slogan yerleştirmek. Bu sloganlar belkide karşınızdakini irite eder diye bir hakikati düşündünüz mü bilmiyorum ama çok kişide bunun böyle olduğu kanaatindeyim.

Türkiye’de Anayasa değişikliği için referandum olduğunu hepimiz biliyoruz. Bizim oyumuz olmadığını da biliyoruz. Ancak ordaki kardeşlerimizin veya Kıbrıstan oy kullanabilecekleri , kullanacakları oyların doğrultusu üzerinde, elbette Hayır ile Evet nedenlerini anlatacak olanlar,  kişilerin bağlı oldukları siyasi partileri olacaktır.. zaten metinleri okumak da, kişinin  karar için  vazifesi.. 
Aynen, Kıbrıs meselesinde herhangi bir antlaşma olasılığı halinde yapılacak  referandumunda olduğu gibi.. burda  içerik maddeleri gerek yazılı gerekse propaganda olarak , seçmene yazılı ,sosyal ve görsel  ulaşım araçları ile  gidilecektir,  belkide burda en önemli rol  sosyal medyada  olacaktır..  Bazı hallerde ileriyi görmek gerekir. Sonuç için  baskıcı bir tutum izlemenin hiç doğru bir yönlendirme olmadığı ise ayrı bir gerçektir.. Her etkinin bir tepkisi olduğu gibi..

Ülkemizde üzerinde hassasiyetle durulması gereken davranış,  kişilerin karşısındaki kişileri hiç ayrım göstermeden siyasi konumundan ziyade şahsiyetini sevme,saygı  alışkanlığı ile, bunun yolda sokakta yani  mahalledeki  göstergeleridir. Bu bir kültür geleneğidir.. Diyeceğim o ki , bazı gereksiz kamplaşmaların faydasından çok ülkemize olan olumsuz etkileri ile olumlu etkilerini düşünmektir..yani bir bakıma  her bireyin bir ortak paydada,faydada birleşmesi konusudur.. Hayatın her gün bir imtihan olduğu gerçeği ile..

Bu güne nokta mı?

“En zor okul hayat okuludur. Hangi sınıfta olduğunu, bir sonraki sınavın ne zaman olduğunu asla bilemezsin. Kopya çekemezsin çünkü herkesin kâğıdındaki soru ve cevapları farklıdır.”  Diyorlarsa bu deyişin dahi bir hikmeti vardır. Ve bu hikmet yatsınamaz olandır. 

“AIçakgönüIIüIük, kişiyi yüceItir.”

​Hani derler  ya burnu yere düşse eğilip almaz.. sakın hiç öyle insan var mı diye kuşkuya düşmeyin belkide dikkatsizliğinize gelmiştir.  Şöyle bir çevrenizdeki yakın veya uzak kişileri bir analiz edin az da olsa öyle kişilere rastlarsınız..  

Ahbaplarınızı, etrafınizdakileri hiç incelediniz mi acaba? Kişiler hakkında fikir yürümeden önce belkide bu analizi yapmalısınız..  Yoksa kimseyi ne huyu ne davranışları ne de yaptıkları ile eleştiremezsiniz.

İnsanın küçük yaşlardan itibaren yakın çevresi olsun uzak çevresi olsun bu kişiler ile iletişimi başlar.. Bu başlangıç noktasından itibaren devam eden ilişkilerde ya sizin gösterdiğiniz özveri yada karşı tarafın gösterdiği hoşgörü çerçevesinde dostlukların temeli atılır. 

Toplumda kabul gören davranışlarda karşılık bulan en güzel şey, insanların tanıdık veya tanımadık bir hafif tebessümle dahi olsa yaptıkları, içten gelen, riyasız,bir sade  selamlaşma şeklidir.

Bazen donuk,donuk yüzünüze bakıldığı halde hani derler ya “Allahın  bir selamını”  esirgeyenleri de hiç görmedik değiliz.

Trafikte olsun, markette bir kuyrukta olsun size yol vermemek adına sizi görmemezlikten gelen ve gözlerini gözlerinizden kaçırmak için tavana bakanları görmemiş olamazsınız. 

Kendi egosu ile ters davranışlar içerisine girip bencillik gösteren, etrafındaki insanlara, küçümser bakışlar ile bakanları, başka bir deyişle gurur denenen kavrama, esas anlamını yüklemeden yoksun kişilerin tavrı işte burnu yere düşse almaz dediklerimizdir..

Halbuki hangi yaşta olursa olsun, kucaklayıcı olanın, her zaman kabul gördüğü bilinci ile, hareket etmenin, hiçbir zararı olmadığı gibi, bunun verdiği huzurun sağlıklı düşüncelere sebebiyet verdiği de bariz olarak ortadadır.  Kazanım budur.. Bu çerçevede ..

Bu güne nokta mı?

AIçakgönüIIüIük, kişiyi yüceItir. Hz. Muhammed

“Hiç kimse başarı merdivenine elleri cebinde tırmanmamıştır.”

​Yaşadığınız müddet yürüdüğünüz yol her zaman düz bir yol değildir. Bazen yokuş, bazen iniş, yollar ister asfalt olsun, ister toprak olsun, ister havara döşenmiş olsun  sizi bedenen fikren ve ruhen yorduğu kadar, esenlendiren yollar da olabilmektedir.
Memnuniyet için,hep bana, hep bana, diye bir düzenin olmadığı, menfaatlerin çatışmadığı bir ortam herkesin istediği olmasına rağmen gerçek hayatın gerçekleri bunun hiç de böyle olmadığınını gösteren olmaktadır.. 
Hayatta önümüzü görelim ona göre hareket edelim diyenlerin her zaman, öncelikle arkasına bakması hakikaten önemli bir husustur. 
İnsanın arkasında bıraktığı neler yok .. Ya o arkasında olduğunu bildiği ancak hançerlendigi kişilerin varlığını, hiç mi hissetmediniz..Hiç mi görmediniz..  Ya kurduğunuz düşleri, hiç mi arkanızda bırakmadınız.. 

Nice yakınlarınızın arkanızdan ayrılıp ebediyete intikal ettiğinin üzüntüsünü elbette hissettiniz.. nice anılar, yaşanmış olayların tedavi edilmeyen yaralarında hiç mi kendinizde bir iz bulamadınız.. Arkanızdaki ekip ile kimbilir  kaç başarıya imza attınız.. Vakit bulduğunuzda arkanıza baktığınızda vefayı, ,sevgiyi ,saygıyı gördüğünüz gibi ihaneti görmeyen mi var ? Var tabi en acısı da bu ihanet denen illet.. 
Vakit bulup bütün bunları bir an gözünüzün önünden geçirdiğiniz zaman  tabi ki önümüzü görelim diyebileceğiniz , stratejinizin ta kendisidir.. 
Hayatın nefes aldığınız inişli çıkışlı yollarında elde ettiğiniz kazanım, değer olarak mutlaka size dönen bir sürecin ta kendisidir ki..
Bu süreçte  kalbiniz ile beyniniz arasındaki denge, ise size olan rehber olmalıdır derken..
Bu güne nokta mı? 
“Hiç kimse başarı merdivenine elleri cebinde tırmanmamıştır.” #Konfüçyüs 

Tatlı hatıra mesut hayatın faizidir.. 

​Eski anıları görmek bize nerden nereye geldiğimizi hatırlatır. 

Onun için sık sık albümlere bakar siyah beyaz fotoğrafların içinde anılarımızı tazelemekte fayda var diye düşünenlerdenim olduğum gibi,
ayrıca her yaşanmışlığın,  seneler ile ilişkisi de unutulmaz olandır diyenlerdenim… Her akşam oluşunda ayrı bir heyecanın gökyüzüne hakim olduğunu bulutların renginden anlıyoruz.
Tabiat her şeyi ile bir bütün. Önemli olan sağlıklı bakış,sağlıklı eleştiri.

“Doğa, aşırıya kaçan her şeye karşı çıkar.”

Aşırı ve acele  yapılan her hareket insanda bir hata yapma olasılığını beraberinde getirir.

Hangimiz  çocukluğumuzda etrafta gördüğümüz ancak yapamadığımız,almak için büyük istek duyup da yeterince bizlere alınamayan  bir şeyin bir gün kendi çocuklarımız söz konusu olunca onlara o zamanlarda , yapamadığımız, alamadığımız  onca şeyi fazlası ile almadık mı? Aldık. Burda o zamana ait izlerin etkisi yok mu? Var..
Bunların içinde çocukluğumdan kalma bir anım ve bu anı içerisinde o günlerde yediğimiz mavi ambalajlı içi sūt dışı çukulatalı “regis” dondurmanın tadı hala daha hissettiğim lezettir. Bu dondurmayı biz yaşlardakiler mutlaka hatırlarlar..
1958 li yıllarda Lefkoşa’daki evimizin sokağından geçen bisikletininin önünde soğutucusu olan satıcıdan alınan yarım şilin değerindeki dikdörtgen şeklindeki  dondurmanın bıçakla üç kardeş olan bizlere üçe bölündüğünü, payımıza düşen ve fincan tabağı içinde elimize verilen o dondurma  bu günlere ulaşırken önemli bir dersin sadece bir sayfası.. Hiç bir şeyden mahrum olmayın aza kanaat edin.. o günlerden kalma bu gün öğrenilmesi hiç de zor olmayan bir ders..

Bu günün tüketim şartları ile ne kadar çok gereksiz ve sağlıksız alış veriş yapıldığını bilmiyor, görmüyor değiliz. İhtiyaç kavramı ortadan kalkmış biraz abartılı olacak ama gösteriş boyutundaki alış veriş ile ceplerde delik açılmıştır. Aile bütçelerinde açık verilmekte, kredi kartları asgari tutarı dahi ödenemez duruma gelebilmektedir..

İşte bu anları yaşamamak adına ihtiyaçları öncelik sırasına koymak en önemli görev aynen babamın kulaklarımda hala daha izi kalan sözleri “Her şeyin fazlasını yapmanızı Allah kabul etmez ” deyişinde ki önemde, eminim ki hepinizin ufacık bir hatırası paylaşım üzerine mutlaka vardır derken.. Eski zamanda kalmamak adına..

 Bu güne nokta mı?

Tatlı hatıra, mesut hayatın faizidir. #CenapŞahabettin

Eğer karşında ki kişiye bütün kalbin ve kabiliyetlerinle yardım etmeyi kabul edebiliyorsan .. 

​Ne güzel söylemiş Firdevs’i iyi gün de geçer kötü günde..

Yaşanmış olan,yazılmış olan her şeyin elbet bir hikayesi vardır.
Bizler bu hikayelerde kendimizi buldukça her şeyi anımsarız.
Girne’de yine soğuk günün doğadaki değişmelerini yürüyüşle bahçede görmek mümkün. Nergisler,menekşeler ise kokuları ile güne mühür vuran çiçekler. Mevsim ise kış..

Zamanın sizi esir almasına asla izin vermeyin.
Geçen her gün size faydalı sağlıklı bir huzur getirmeli.. Her şeyi dert etmenin ötesinde özenle hayat çizgininiz de, ilerlemesini bilenler olmalısınız..

Dertsiz insan mı var.? Yok. Benim hiç bir sorunum yok diyene pek inanası gelmiyor insanın. Her evde,bir ocak yanar ama bu ateşte pişen hangi konudur bu herkesin kendi iç meselesi gibi, ılgıt ılgıt kaynar durur..

Ortak sorunların,tartışıldığı ortamlardan edinilen izlenimlerin, bazen ne kadar çok heyecan verici bir şekilde tezekkür ettiğini, hepimiz gerek gazetelerden gerekse televizyon programlarından gerekse bire bir iletişimlerimiz ile bilgimiz,anladığımız çerçevede kendimizce sükunet içerisinde elbette değerlendirilebileceği konusunu hepimiz bilenleriz.
Esasında hiç bir konu halledilemez değildir. Ancak toplumsal sorunların halli yönünde kesin bir tavır ile, olmaz, bu iş böyle yapılmaz derken,  yapılması gereken hususunda öneri yapmamız da kaçınılmaz bir vatandaşlık görevimizdir.

Her nedense bazı önemli konularda yapılan paylaşımlar altında ne bir yorum ne o paylaşımın görüldüğüne dair bir işaret yokken piknikte çekilmiş veya yemek masasındaki bir fotoğraf yüzlerce binlerce beğeni alabilmektedir.  Aylar evvel Girne emirnamesi ile ilgili bir paylaşımın hiç dikkat çekmediği gibi..

Elbette her binanın bir anısı vardır.. Her yaşanmışlığı bir hatırası bir önemi vardır.. Bu binalar içerisinde okul olsun, müze olsun hatta en önemlisi  doğduğunuz ev olsun, bütün bunlara ilişkin hissi  bağımız hepimizde oldukça yüksektir.  Ama bu duygusal bağın, hırçınlığa varan söylemler ile, hırsın aklın önüne geçmesine müsade etmeyecek kadar bilgi donanımına sahip kişilerin, problemin hallinde zoru kullanmasının hiç de gereği yoktur.

Her konu usul hal yolu ile sonuca mutlaka ulaşır derken, yeniden.. yorumlarda ki yorumun, sahibinin ..kişinin.. kendisini tarifidir ifadesidir,  anlayışı ile..

Bu güne nokta mı?

“Eğer karşında ki kişiye bütün kalbin ve kabiliyetlerinle yardım etmeyi kabul edebiliyorsan, işte o zaman onu tenkit edebilirsin. Bu müspet manada tenkittir. “#Lincoln

Uzakların Yakın olduğu bu mecrada..

​Bizim okula gittiğimiz zamanlarda ellerimizde akıllı telefonlarımız yoktu.. lakin bilhassa yıl sonu veye yarı yıl tatillerinde sıra arkadaşlarımıza veya sınıf arkadaşlarımıza uzattığımız günlüklerimiz vardı. Bu günlükleri kitapçılardan alırken kilitli olanlar tercihlerimiz arasında idi.. 

Bu kilit sanki yazacak olan için bir güvence idi.
Yazılanların ise bazıları tekerleme halinde ”
“sepet sepet yumurta

sakın beni unutma

unutursan küserim..” Olduğu gibi.. Galiba sonunda gözlerinden öperim diye de yazılıyordu.. Bir başkası ise.. 

“bana kalbin kadar temiz bu sayfayı ayırdığın   

hatıra defterinde sana sevgilerimi …”  Diye başlayan bu gönderiler  altına çiçek resimleri çizilir ,kalp şekilleri çizilir ,ok  kalplerin içinden geçirilip iki ismin baş harflerinin yazıldığı nice anılar defterlere yazılıp kaldı.. Günümüz akıllı dünyasında belkide emoji denen şekiller eski yılların hatıra defterine çizilenlerden örnekle bu sanal alemde yerini almıştır.. 🍀💕❤💛 💙
Bu gün ise bir bakıyorsunuz Cafe, lokanta, okul teneffüsleri, otobüs durakları, okul otobüsleri, araba sürücüleri ne trafik ne kalabalık sanki bir başka dünyanın insanları gibi.. yanındaki ile konuşmayan ama uzaktaki ile mesajlaşan binlerce insan. Yine eski yıllardaki hatıra defterleri kalıcı idi ancak şimdiki mesajlar bir sil tuşu ile kayboluyor, gidiyor. Hangisi daha iyi onu da herkes kendine göre yorumlamalı..
Kilitli günlüklerin yerini alan parola ile, parmak izi ile açılan telefonlarda bir diğerinin yazılanlarını okumak imkansız iken çocuklarınızı internet dünyasında kontrol ediniz tedbirinin  nasıl alınacağı konusu bu gün için geç kalınmış bir çare arayışı.. 
Kaç yıldır kullandığınız bu sanal dünyada elbette karşılaştığınız anormal mesajlar, anormal yazımlar, anormal hesaplar mutlaka olmuştur.  Önleminde ise yapabileceğiniz tek şey kurallara göre uygulama yapmak. ENGELLEMEK..
Halbuki dünya haberlerinin, kitapların, her türlü araştırmada, tercümede, daha nice kolaylıklar sağlayan bu ortamı iyi yönde kullanmak varken, ona buna sataşmanın, fikir mahiyetinde olmayan eleştirilerin, hafiye gibi herkesin peşinde koşup fotoğrafını izinsiz paylaşımın yapılması, ne kadar çirkin davranışlar.. Klavyeyi hızlı kullanmak adına çeşitli imla hataları ile yazımlar ne kadar gözleri irite edici bir durum.. yaşayıp bu konuları izlerken..
Uzakların yakın olduğu bu mecrada ..
Bu güne nokta mı? 
“İnternet; sınırların, engellerin, bayrakların ve ülkelerin bulunmadığı, taşıdığınız tek pasaport olduğu bir dünyaya giden yol olmalı.” Demişler o zaman  dikkati kendinimizden asla esirgememek gerek.. 

Otorite.. İnsiyatif.. 

​Otorite kişinin kendisine, edindiği donanımla elde ettiği inisiyatifi, belkide iş hayatında kullanıldığı kadar, yaşamın her evresinde kullanabildiği bir yetenek olsa gerek. 
Otoriter kişi kendini çalışmaları ile kabul ettirmiş başarılı kişiliğini iş hayatında gerek yaptırımları ile gerekse karizmatik kişiliği ile karşısındakine kabul ettirebiliyorsa idari veya siyasi güçte kuvvetli olandır..

İş hayatında insiyatif kullanma konusu son derece önemli bir faktör olup kişinin sorumluluğunu ,yetkilerini yasal çerçeve içerisinde kullanması ile kendini ön plana çıkarma halidir.

Her makam kişinin kendi iradesi ile geldiği yer olmasa da bu gibi yerlere geldikten sonra kendi iradesini gösterebileceği yerdir.

Hayat çoğu kişileri çoğu olaylarda hazırlıksız yakalar.. Bu gibi durumlara düşmemek adına kişinin devamlı olarak kendisini yetiştirme konusunda hazırlıklı olması her zaman kendi menfaati icabıdır..
Ev idaresinde olsun, iş idaresinde olsun her zaman saygı yukarıdan aşağıya olduğu kadar astın da üste saygısı daim ve devamlılık arzetmeli, bu gibi konularda teveccüh, tavvasut kadar önemlidir..

Aile yaşamında,çalışma hayatında yer alanların yanında her türlü ortamda çalışır olabilmek, söz sahibi olmak, söz geçirmek , kendini kabul ettirebilmek zor diye nitelendirilmemeli.. Çalıştıktan sonra hiç bir şey zor değildir. “Zor” çalışmayanın sadece mazaretidir..

Anatılabilir her konu karşındakinin anlayış çerçevesinde kabul görür, bu kabul hali her iki tarafın kapasitesinin dengesi ile anlaşılır olur. Çoğu kez denge unsuru olabilmek de bir marifettir. Hakimiyet kurmanın esas odak noktası dengenin ta kendisidir.. İşte  bu konuyu asla unutmadan ..

Bu güne nokta mı?

EImas gibi oI, yandığın zaman ne yerde küIün, ne de gökte dumanın kaIsın. #ArifNihatAsya

”Yaşam gülmeyi ,sevgi hak etmeyi, vefa unutmamayı, dostluk sadık kalmayı bilenler içindir.”

​Gerçek olan dostlarla geçirilebilen zamanın değerinde olan, bir tatil gününün ardında kalan ferahlık..
Cumartesi Pazar günleri de yalnız kalmadan insanın arkadaşları ile geçirdiği saatlerde ki sohbet derinliğinde, yaşanmış olan hakikatlerin ifadesindeki sonucun, insan üzerinde yalnız kaldığı anda, hissettiklerinin uyuşması ile duyulan mutluluk ve huzur.

Her geçen gün bu küçük adamızda herkesin herkesi tanımasını kolaylığında biriktirilen  dostluklar içinden elbette seçtikleriniz en yakınınızda olanlardır.  Bu dostlukların kökeninde ki sevgi,saygı üstelik vefa duygusu sizi sarmalayan en kuvvetli bağ olduğu gibi..

Zaten insan sevgisi olmayan kişilerin kendine benzer arkadaş bulması zordur. Bu zorluğun adı arkadaşı olmayan kişilerin yalnızlığı ile tescillenir. Bu tür insanlar hayatta başarıyı yakalamaya çalışsalar da zorluğunu bilenler olarak kendileri ile dahi barışık olmayanlardır.

İnsanları fark gözetmeden her ortamda tanımaya çalışan,onların sorunları ile ilgilenen,karşılaştıkları sorunlara ortak olabilen içinde insani duygular besleyen her kişi, inanın ki en iyi dost olabilecek niteliği taşıyanların bütün meziyetlerini taşıyanlardır..

Yıllarca görmediğiniz ama gördüğünüz zaman ardan sanki hiç zaman geçmemiş gibi birbirine aynı sevgi ve saygıda sarılabilir olmak ne kadar içten bir sevgi seli ..

Zaman geçer, yıllar yıllara yaş eklerken, unutulmayan dostlukların, gün gelir size sizin sevdiklerinize rehber olacağını unutmadan bir ömrün her hali ile paydaş olanların vefasın da  son bulur.. Peki o zaman ..

Bu güne nokta mı?

”Yaşam gülmeyi ,sevgi hak etmeyi, vefa unutmamayı, dostluk sadık kalmayı bilenler içindir.”(#Mevlana)