Month: February 2017

8 Mart.. 

8 Mart tarihine hızla yaklaşırken, Dünya Emekçi Kadınlar Günü için ülkemizde yapılan kutlamalar, ayrıca günün anlam ve önemine binayen verilen beyanatlar vardır. Her yıl olduğu gibi değişmeyen alışkanlıkları 8 Mart etkinliklerinde görmekteyiz. Bakanlıklarda kadın personele çiçekler sunulması, siyasi parti kadın kollarının sokakta ve iş yerlerinde çiçek dağıttıkları malumunuzdur. Birçok kadın analığın kendisine sağladığı görevle, bugünün, en ağır işçi konumunda olanıdır. 8 Mart tarihçesini, eski yıllarda internet ortamının, olmadığı zamanlarda, yazı içeriklerinde, uzun uzun anlatıldığını, emeğin değerinin, kadının alın terinin, işçi olarak karşılaştığı bütün sorunların, yer aldığı yazılıyordu. Bu gün ise Google’a sesimizle 8 Mart Nedir? Diye sorsak ekranımıza tarihçe hemen geliyor. Akademisyenlerin bu yöndeki çalışmaları, yayınlamış oldukları tebliğler, anketlerde yer alan, istatistiki bilgilerin, kadın emekçiler için ayrı bir veri kaynağı olduğu mecradayız. Şanslıyız… Ülkemizdeki kadının toplum içindeki yerinde olduğu kadar siyasi faaliyetleri, idari kadrolardaki üst yönetici kadrolarına kadar ilerleyişinde yer alan bir kadın olarak kendimi ayrı tutmak istemiyorum. Kadının yaşam tarzındaki karşılaştığı zorluklar bir yana görev alanı içerisindeki pozisyonu belki de her kadının yaşadıklarıdır diye düşünüyorum. Kadınınların siyaset ile uğraşabilmesi için öncelikli olarak, aile yapısının buna müsait olması gerekir. Aile onayı şart. Birde aile içindeki siyasete olan eğilim teşvik açısından çok önemli. Aile içerisinde, siyasete yatkınlık, çoğu zaman o ailenin çocuklarına geçen alışılmış bir sevda. Annemden bana geçtiği gibi… Bunun için, siyasette aktif görev alan, birçok siyasetçinin, evlatlarının yer alması, siyasi bağımlılığın kendisidir. Çok da eleştirmeye gerek yoktur. Örneği, ülkemizde kadın olsun erkek olsun emeği Geçen siyasetçilerin çocukları vardır. İsimleri hepinizin bildikleridir. Bir Kadın olarak ülkemizdeki çalışma hayatında idari konumda görev aldığım gibi siyasi bir partide aktif görev yapan birisi oldum. Ayrıca, kadın sendikacı olarak Türk-Sen yönetiminde bilfiil çalıştım. Örgüt başkanlığı, ilçe yönetim kurulu üyeliği, parti meclisi üyeliği ve nihayetinde merkez karar yönetim kurulu üyeliğine kadar atama ile değil seçim ile geldim. Bütün bu çalışmaları yürütülürken sivil toplum kuruluşlarında daha birçok kadının, görev yaptığını ülkemizde gördük. O zamanlar mensubu olduğum siyasi partide Gülin Sayıner, Güner Nejat üçümüz birlikte siyasi parti saflarında uğraşan kadınlar olarak dikkati çeken isimlerdik. Daha sonra Gülin Sayıner, KKTC Meclisine milletvekili olarak girdi. Tabi ülkemizde mevcut diğer partilerin adayları da aynı şekilde, seçimle, seçilen oldular. Ancak yeterli olmayan sayının artırılması ve kadınların siyasi partilerin iktidar mücadelesinde kadının çalışması hep var olan, oldu… Bizler, çok uzun yıllar, parti liderinin eşinden Sayın Meral Eroğlun’dan kadının sosyal hayata olsun siyasi yaşamda olsun yapmış olduğu saha çalışmalarında bulunmaktan çok şeyler öğrendik. 8 Mart etkinliklerinin, siyasi etkinliklerin düzenlenmesi çalışmalarında görev alıp ekip çalışmasının kadına sağladığı pozitif ve olumlu etkileşimi ülkemiz coğrafyasının her yerleşim biriminde gördük. Kadına yasal düzenlemeler ile sağlanan hakların yanında olduk. Kadının ülkemizdeki siyasi partilerde, sadece kadın kolları faaliyeti olmadığı gerçeğini bilenler olduğumuz gibi siyasi parti organlarının tüzükle belirtilen her kademesinde, görev almaları gerektiğini bilenleriz. Ancak kadının siyaset gibi meşakkatli bir uğraşa vakit ayırmasının, erkeğe göre kadının dezavantajlı durumunun gerçeğindeyiz. Çok yönlü donanım ve şartların müsait olma mecburiyeti içerisinede olan kadın siyasette yer almaya karar verdi ise mutlaka sahada varlık gösteren olmalıdır. Bu saha toplamının mevcudiyeti içindeki ilişkilerde uyum gerekenler, siyasi parti lideri, ekibi, ve bu ekipte yer alan eşleri, partinin ideolojisi, siyasi partinin hedefi, sivil toplum örgütleri ile coğrafi yapı içerisindeki nüfus vardır. Kadın; karşılaştığı zorluklara göğüs germesini bilen, özgüveni ile karşısındakilere, bir bakıma siyasette, ben de varım diyebilen olmalıdır. Nitekim KKTC Meclis’ine seçilen bütün kadın milletvekilleri görevlerini layıkıyla yapmak için hep gayret gösteren olmuşlardır. Ülkemizde kadın olarak, Başbakan, Meclis Başkanı olarak görev yapan kadınlarımız vardır. Prof. Dr. Servet Sami Dedeçay, Cumhurbaşkanlığı için vakti zamanında ilk kadın aday olma özgüvenini göstermiştir. KKTC son Cumhurbaşkanlığı seçimlerde Sayın Dr. Sibel Siber aday olmuş, seçim sandığında, bu büyük yarışta, kadın olarak kaybetmiş ama topluma ve kadınlara örnek teşkil etmiştir. Kıbrıs tarihi sürecinde ülkemizde birçok kadının her alanda unutulmayan isimleri vardır. Bundan sonraki dönemlerde, kadın sayısının aktif görevlerde artması, hak alma mücadelesinde varlıklarını isbat-ı vücud etmeleri , umudumuz ve temennimizdir. Bütün bu gerçeklerden hareketle… 
#StarKıbrıs gazetesinde yayınlanan yazım 

Terbiyenin Perdesi..

Her güne başlarken, duyulan heyecan, günün içerisindeki vaktinizi nasıl geçericeginize bağlıdır. #StarKıbrıs Gazetesinde ki yazımda da belirttiğim gibi insan hayatında bir teşekkürün, bir beğenin önemi vardır.. Takdir de Tekdir de gerekli olandır..

Kahvaltı kültürümüz..

Yine bir pazar günündeyiz.. Pazar günleri tatilin tadı kadar bu günde yiyecek menüsü önemli bir gündem maddesi gibidir. Yok öyle ne yiyeceğiz konusu küçümsenecek bir konu değildir.. Herkesin evde olduğu bu günde belki kahvaltı geç yapılabilir.  Ancak çalışan insan alıştığı ayni saatte kalkandır.. Her gün saat altıda kalkanlar yine ayni saatte kalkan olur. Bu gün  bütün haftanın yorgunluğunu üzerinde taşıyanlara  haftanın en önemli armağanıdır.   Günün en güzel tarafı, sabahın erken saatlerinde, bahçede dolaşmak ,bahçenin ihtiyacı olan mevsimsel bakımın planlamasını yapmaktır ..Bahçeniz küçük olsun,büyük olsun bu değişmez bir işlem olarak görev gibidir.. Bu görevden kaçınmanız olmaz. Aman biz apartmanda oturuyoruz bahçemiz yok diyenlerin evlerindeki,balkonlarındaki saksı çiçeklerini de düşünme mecburiyeti vardır. Çiçeksiz ev yoktur.. Çiçek olmayan evde en azından vazoda bir dal çiçek vardır.. Eskiden ne çok fesleğen çiçeği vardı dalını koparan, fesleğeni ,ağzı geniş şişeye,su koyup içine koyar, kökleşmesine beklerken yeşil yapraklar da mutfaktaki çeşmenin yanında bir nevi süs olurdu..  şimdiki on katlı binaları bir yana koyarsak, ev yapımında tercih bahçe içinde, konumlanmaktır. Eski yılların alışkanlığı ile Akdeniz ikliminin kışları ılıman yazları sıcak olması, bu tercihlerde önemli bir etken… Böyle bir  iklimde ise, bahçe kişilerin her türlü sorunu,bir an olsun unuttuğu yerdir. Havanın müsait olma durumu ile müsait havada, bahçede, balkonda, her ailenin kendine göre, bir oturma grubu mutlaka vardır. . Bu tahta veya plastik sandalyeli masalarda çoğu kez sabah kahvaltısı yapılmakta sonrasında  bu masa başında kahveler içilmektedir.Evde kahvaltı yapanların oldukça büyük bir çoğunluğu yumurtayı masasından eksik etmeyendir. Genellikle yumurtanın sahanda pastırma ile yapılan, pişirilen şekli,tercih edilirken, tavaya bandırılacak ekmek çeşidi de ayrı bir seçimdir.. Yumurtaya limon sıkılması kaçınılmaz bir alışkanlık.. Ekşi, tabağa tavadan alınan sıcak yağın üzerine sıkılan bir kültür… Öyle eski yıllarda, simit hayatımızda yoktu ama şimdi var. Sıcak simit yanında beyaz peynir de sonradan hayatımıza giren tatlar.. Hellim derken ,sele zeytini bunun yanında, çakıstes yani yeşil zeytin de olmalı diyenler çoğunlukta.. Salatalık, domates yeşil biber derken kahvaltı hazır. Ama yine çok eski yılların pazar günleri kahvaltısına gidecek olursak İngiliz sömürge döneminin etkisi mi olduğu bilinmez ama sabahları kızartılan yumurtanın yanında mutlaka cips patates kızartıldığı akıllarda kalandır.. Eski fırınlardan alınan ekmek ise ince kesilerek gabiralık denen ve gaz ocağı üzerinde iki yanı kızartılırken, basit saplı üzeri telli araç üzerinde zeytin kebabı da yapılırdı, hatta köy koyun keçi sütü karışık yapılan laden kokulu eski hellim de ķebap şeklinde ateş üzerindeki telde olurdu.. Kızartılan ekmeğin üzerine margarin yağı sürüldüğü, üzerine toz şeker konduğundan başka, bazen de teneke kutularda kapaklı satılan  spray yağ da ekmek üstüne sürülürdü..Her ikisinin haricinde , nestle konsantre süt de açacakla bir kenarı delinen kutusundan ekmek üstüne akıtılarak  konur kahvaltıda, çocuklar eline, verilen yiyecek olurdu.. Özellikle Lefkoşa ‘da  Minnoş fırınından alınan dişli  çörek  arasına Yağcıoğlundan alınan sıcak tahin  helvası konarak yenmesi de tercihler arasındaydı..  Eski yıllarda bu gün olduğu gibi gidilip dört başı mamur dediğimiz kahvaltıların servis edildiği mekanlar yoktu. Çocukluğumuz kahvaltılarında, bu zamanı yaşayan  bizlerin yaptığı gibi, çağır gelsin” take away ” kahvaltılar da yoktu hani şimdilerde Türk kahvaltısı, çiftlik kahvaltısı, İngiliz kahvaltısı çeşitleri menüleri hiç yoktu..  Bizler o eski yıllarda Ortaköy fırının taze kavrulmuş yerli fıstığını çörekle yerken mutlu olan bir nesildik. Yine de öyleyiz.. Hepimizde yüreğimizde olan bu mutlulukla,güne noktamız keyifli bir pazar günü olsun…


İletişimin dünyasallaşması..

Şöyle bir geriye doğru baktık mı? ​Eve telefon taktırmanın zor  günlerini hatırlarız.. 1963 yıllarında hani üzerinde ortada *cyta*yazan siyah telefon cihazı ile büküm büküm,  sırma dediğimiz ahizenin bağlandığı kordonu olan telefonu..Her telefon çaldığında evin bir ucundan diğer ucuna sabit telefona nefes nefese koştuğumuz günleri.. Bir de telefon hattının alınmasında ki zorlukları.. O yıllarda   evde bir heyecan sormayın,telefoncular gelip yer tesbiti yapıp, hattı dışarıdan geçen elektrik direği üzerindeki telefon tellerine bağladıkları günleri, öyle yer altı bağlantısı olmayan günleri.. Yurt dışına telefon mu açacaksınız isminizi ,adınızı, numaranızı verip de bazen saatlerce bekleyip bağlandığınız, acele ise “yıldırım ” diye isteyip çift kat ödeme yaptığınız .. telefon ahizenin üzerindeki yuvarlak aparat arasına parmağınız  ile numarayı çevirip, telgraf için ,sıraya yazılıp düğünlere tebrik gönderdiğiniz günlerden geçtiğimizi..  1974 yılına kadar 800 abone olduğunu manuel kullanımdan .. 1975-1978 yılları arasında yarı otomatik sonrasında ise 1979-1985 tam otomatik telefonlu günlerin zaman aralıklarında ki iletişim sorunlarını.. o zaman alınan telefon numaralarının 1974 sonrası aynen muhafaza edildiğini.. Evinizdeki yaşca büyük aile bireylerinden başka birisi, Anlatmaz isek nerden bileceksiniz. 
Bizim  okula gittiğimiz zamanlarda ellerimizde akıllı telefonlarımız yoktu.. lakin bilhassa yıl sonu veye yarı yıl tatillerinde sıra arkadaşlarımıza veya sınıf arkadaşlarımıza uzattığımız günlüklerimiz vardı. Bu günlükleri kitapçılardan alırken kilitli olanlar tercihlerimiz arasında idi.. 

Bu kilit sanki yazacak olan için bir güvenceydi.

Yazılanların ise bazıları, tekerleme halinde ”

“sepet sepet yumurta

sakın beni unutma

unutursan küserim..” babında ve galiba sonuna gözlerinden öperim diye de yazılıyordu.. Bir başkası ise.. 

“bana kalbin kadar temiz bu sayfayı ayırdığın   

hatıra defterinde sana sevgilerimi …”  Diye başlayan bu gönderiler  altına çiçek resimleri çizilir ,kalp şekilleri çizilir ,ok  kalplerin içinden geçirilip iki ismin baş harflerinin yazıldığı nice anılar defterlere yazılıp kaldı.. defterler arasında çiçekler kurutuldu.. 

Günümüz akıllı dünyasında belkide emoji denen şekiller eski yılların hatıra defterine çizilenlerden örnekle bu sanal alemde yerini almıştır.. 

Bu gün ise bir bakıyorsunuz cafe, lokanta, okul teneffüsleri, otobüs durakları, okul otobüsleri, araba sürücüleri ne trafik ne kalabalık sanki bir başka dünyanın insanları gibi.. yanındaki ile konuşmayan ama uzaktaki ile mesajlaşan binlerce insan. Yine eski yıllardaki hatıra defterleri kalıcı idi, ancak şimdiki mesajlar bir sil tuşu ile kayboluyor, gidiyor. Hangisi daha iyi onu da herkes kendine göre yorumlamalı..

Kilitli günlüklerin yerini akıllı cihazlarda alan parola ile, parmak izi ile açılan telefonlarda bir diğerinin yazılanlarını okumak imkansız iken çocuklarınızı internet dünyasında kontrol ediniz tedbirinin  nasıl alınacağı konusu bu gün için geç kalınmış bir çare arayışı.. 

Kaç yıldır kullandığınız bu sanal dünyada elbette karşılaştığınız anormal mesajlar, anormal yazımlar, anormal hesaplar, mutlaka olmuştur.  Önleminde ise yapabileceğiniz tek şey kurallara göre uygulama yapmak. ENGELLEMEK..

Halbuki dünya haberlerinin, kitapların, her türlü araştırmada, tercümede, daha nice kolaylıklar sağlayan bu ortamı iyi yönde kullanmak varken, ona buna sataşmanın, fikir mahiyetinde olmayan eleştirilerin, hafiye gibi herkesin peşinde koşup fotoğrafını izinsiz paylaşımın yapılması, ne kadar çirkin davranışlar.. Klavyeyi hızlı kullanmak adına çeşitli imla hataları ile yazımlar ne kadar gözleri irite edici bir durum.. yaşayıp bu konuları izlerken..

WhatsApp ile Viber ile hatta facebook tan telefon görüşmeleri yaparken…

Uzakların yakın olduğu bu mecrada ..

Güzel bir deyişle bu güne nokta diyelim.. 

“İnternet; sınırların, engellerin, bayrakların ve ülkelerin bulunmadığı, taşıdığınız tek pasaport olduğu bir dünyaya giden yol olmalı.”  Dikkatle kullanmasını bilerek..

Star Kıbrıs Gazetesinde 23 Şubat yayınlandı.. 

Hayat çalıştıkça kolaylaşır.. 

“Yeter ki isteyin üstesinden gelirsiniz..”  

Star Kıbrıs Gazetesinde yayınlanan yazım ile sizlere Günaydın derken dün yazımın ada tv de diğer köşe yazıları ile birlikte okunduğu haberini bana telefon ile  bildirenlere, duygulandıklarını belirtip, tebriklerini iletenlere ayrıca her gün  yorumları ve günaydın mesajları ile beni yalnız bırakmayan bütün facebook ve wordpress 

arkadaşlarıma tek tek teşekkür ediyorum. 
İyi günler hepimize..

Her gününüz Cemre tadında olsun..

Cemre..  ağızdan çıkışı, söylenişi , ne kadar güzel bir ahengi çağrıştırıyor.. Kız çocuklarında  kullanılır bir isim olduğu kadar erkek çocuklarına da konan bir ad.. Anlamı ise bilgilere göre köz haline gelmiş ateş köz.. 

köz ise kıpkırmızı ateş..Cemre ayrıca  romantizm yönünden de şarkı ve şiirlerde,soğuk havanın ılıman ortamında bestekar ve şairlere ilham kaynağı bir nevi mucizevi günler.. mesela..
Muazzez Ersoy ‘un seslendirdiği “CEMRE DÜŞTÜ”  şarkısının son nakarat kısmı  ne kadar içten ve duygu yüklü.. 
“Kış günümde cemre düştü başıma 

Cemre düştü hasret çeken yaşıma 

Cemre düştü toprağıma taşıma 

Cemre düştü yüreğime aşkıma”
Cemre düşüşü genellikle köylerimizde çiftçilerin toprağa bağımlılığında bu işi meslek olarak yapanların hayatlarındaki beklenti.. 

Cemre toprağa düştü ifadesinin anlamında cemre çiftcilerimizin için bir bekleyiş olduğu kadar tabiattaki uyanış başlangıcının ta kendisi.. Bu başlangıçta havaya sonra suya sonunda toprağa derken köy evlerinin büyük  sofasından ki çevresi kenarları tığ işi danteller ile örtülü minderlerden bakışla, çoğu evin eski kare beyaz taşları veya parlak çimentosu zemininden, havaya bakıldığı günler, en güzel zamandı .. O zamanda.. Eski yıllarda, gözler dışarıya bakarken, kalın tahta mertekli tavanın kamıştan örülmüş tavanı ile  ayrı bambaşka  bir havanın soluğunu ortama yaymakta idi.. Dahası iki mertek arasına çekilen  kalın iki ip arasına çarşafla veya battaniye ile  kurulan el yapımı salıncakta sallanıp uyutulan çocukların yüzlerine toprağa Cemre düşerken, nur yağdığı inanışı, konuşmalar arasında duyduklarımız .. 
Cemre düştü dedikten sonra topraktaki üretim için gerekli faaliyet ve önlemlerin alınması hali ile bu günlerin eskilerin dili ile baharın habercisi günler olurken yapılacak işler dahi bu olaya göre planlanıyor ve hayata geçiriliyor..
19-20 Şubat cemrenin havaya düştüğü günler olarak görülürken 26-27 Şubat Suya 6-7 Mart ise cemrenin toprağa düştüğü günümüzde de söylenmektedir.. 

Düştü ibaresi ise olaya daha bir objektiflik katarak destekler bir mahiyetteki ifadesi ile de olayı güçlendir pozisyonu ile efsanevi bir durum arzediyor..
Baharın müjdesini veren Cemre ‘nin birinci düşüşü suya gerçekleşmiş oldu.. Şimdi beklenen 2cisi ile Mart ayında olaması beklenen 3cüsü toprağa düşmüş olacak.. Şu anda mevsim kış olsada havaların ısınması öncülüğündeki cemreyi takipte gözlerin gördüğü tabiattaki değişikliği her gün artan haliyle arpa çiçeklerinin topraktan fışkıran, yeşil dalları arasında, kırmızı çiçeklerinin ülkemiz  tarlalalarında açacağı günlerdeyiz.. Badem ağaçlarının çiçekleri ile gelin kıza benzetildiği bu mevsimin bahara geçişinde az da olsa bizleri bütün olumsuz  sorunlardan uzaklaştırdığı günler olarak kabul etmek hiç de zor olmasa gerek derken.. 
Bu güne nokta mı? 
Her sevgi, Cemre gibi olsun gönlünüzde, hedefin vardığı yere kadar.. Sebat,sadakat ve vefa ile.. 
Her gününüz Cemre tadında olsun.. 

Hafta sonu yalnızlık kaybeder.. 

“Hafta sonu yalnızlık kaybeder diyoruz.. ” Meşguliyet önemli diyoruz, Aile birlikteliği önemli diyoruz. Star Kıbrıs Gazetesinde ve
 “Dünyanın en güzel yeri insanın evidir. Yeter ki o evde iman oIsun,aşk oIsun ve barış oIsun ”
 Hayatın gerçeklerinde hiç bir aileye Allah keder vermesin. Her ölüm acının kendisidir.. Hele beklenmedik kazalarda beklenmedik kaybedişler..