Geçmişten Gelen Güzellik: Mulihiya 

Kokusuna hayran olduğunuz çok şeyler vardır, bir düşünsenize çiçek kokusu olarak biz Kıbrıslı Türklerin, Akdeniz insanının, hayatında yasemini, ağacının yerini, değerini her evde oluşunu. Bir de Mağusa yolu üzerine Mesarya tarlalarından toplanan Nergis çiçeklerinin kokusunu. Çocukluğumuzda ikindi saatlerinde elimize çukurca bir kap alıp, açılmadan yasemin tomurcuklarını topladığımız günleri. Hurma dalına dizdiğimizi. Yasemin’i kendi dalına dizdiğimiz gibi ipliği dikiş iğnesini alıp boynumuza kolye gibi dizip çiçeğinin derin kokusunu ciğerlerimize nefes olarak doldurduğumuzu. Hele babamın yaptığı gibi her gece yastık altına yaseminleri koyduğunu, annemin dolapta yatak çarşafları arasına koyduğu yasemin kokulu çarşaflar da uyuduğumuzu. Bu anılar her evin aile büyüklerinde mutlaka vardır. Eskiden akıllı telefon mu vardı yoktu özellikle kız çocuklarının bu yasemin dizme saatleri vardı. . Şimdi bakıyorum pek bunu gördüğüm de yoktur. O zamanlarda yazlık sinema önlerinde ticari olarak da dizili yasemin satıldığını hatırlıyorum. Star Kıbrıs gazetesi Editörü Sayın Cüneyt Oruç Adadan Dış Bakış programında sordu siz Kıbrıs’ı hangi çiçeğe benzetirsiniz. Cevabım net olarak Nergis çiçeği dedim. Mitolojik hikayesini Ovidius dan okuduğumu söyledim. Ekto çok güzel bir peri kızıdır. Kendisine aşık olanlar bir yana kendisi Narkissos diye bir avcı ya aşık olur. Bu aşk karşılıksızdır. Ekto kara sevdasından zayıf düşmüş ve ölmüş tür bütün vücudundan artakalan kemikleri kayalarda ses olaeak eko dediğimiz yankı olmuş, aşkını dile getirmiştir. Ölmeden önce ise dileği Narkissosun umutsuz bir aşka tutulmasıdır. Nitekim bir gün avcı su içtiği pınarda suda yansıyan kendi yüzünü görüp kendi kendine aşık olan Narkıssos’ dan başkası değildir. Umutsuz bir aşk içinde kıvranarak ölür. Vücudu ise toprakta artık bir nergis çiçeğidir. Temsiliyeti ise bencillik ve gururdur. Bencil ve gururlu çiçek Nergis Kıbrıs coğrafyasında var olandır. Akdeniz’in insanının belkide bir özelliğidir. Yorgoz yani Tepebaşı köyümüzün Medoş lalelerini de unutmadık. Birde öyle bir koku var ki piştiği evin yolunu tarif eder. Bu koku size, sizi hatırlatan Kıbrıs mutfağının çok özel bir yemeğidir. Bu yemeğimizin adı mı? tahmin ettiniz bile Mulihiya kimisinin Molehiya dediği kimisinin muhliya dediği bitkinin yaprakları ile pişirilen acı biber ile hele suyuna ekmeği batırıp yendiği zaman iddia ediyorum sevenlerine mutluluk veren yendikçe yenilmek istenen bir yemek. Sıcak sıcak yendiği gibi soğuk haliyle de yiyici bulan bir tat. 

Tavuk eti ile olduğu gibi yağlı kuzu eti ile de pişirilen mulihiyada ilkin et bol soğan ile sotelenir, etler dışarıya alınır salça ilave edilip suyu konur. Suyun bir bardağı sıkılmış taze limon suyu olmalı, limon olmaz ise annem mulihiyada sümüklenme olur diyordu. Doğrudur, bazı mutfaklarda taze domates ile sarmısak da konuyor. Mulihiya, bağ bağ alınıp ayıklanmış yaprakları, ev içinde açılan çarşaflarda kurutulup, kışa hazırlık için eski insanlarımızın tabiri ile sakkulilerde saklanandır. Ha birde içinizde yaramazlık yapıp, baldırına mulihiya çirpisi ile vurulan var mı? Var ise ağrısını sormayım. Ben biliyorum. Şükürler olsun ki bir Pazar günü daha bulduk. Nefes alabiliyoruz. Her işin başı sağlık o halde sağlıklı bir hayat hepimizin olsun

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s