Dut ağacı ve hikayesi.. 

Kıbrıs’ta hangi ilçede olursa olsun yaşadığınız ev, eğer bahçeli ise ve bu bahçe yeterli büyüklükte ise olmaz ise olmaz bahçeye ekilen ağaçlar vardır. Çiçekler vardır. Sebzeler vardır. Fazla saymaya gerek yok, ancak her evde çeşit çeşit üzüm veren adı verigo olan sultani üzüm veren asmalar vardır. Yaz gecelerinde altında oturulup sohbet edilen talvarlar vardır. Limon ağacı ile Yenidünya ağacı bir de mandalina denilen Yusuf ağaçları vazgeçilmeyenlerdir. Çiçeklerden yasemin, gül, ful, feslikan, sardunyalar, gül damlası güzel kokuları ile çevreye misler gibi koku yaymaktadır. Sebzelerden ise saksıda dahi yetiştirilen maydanoz mutlaka vardır. Çok geniş bahçesi olan evlerde ise çeşitler artmaktadır. Badem, Cümbez, Nar, Portokal, Turunç, Şeftali, İncir, Elma, Nektarin, Gonnora, Kayısı ,Erik..Papaya, Muz, Babutsa, Defne. Birde koruma altında tuttuğunuz Zeytin ağaçları ve Harup gibi ağaçlar, çevrenizin, bahçenizin eksilmeyen doğa sevdası olmaktadır. Bütün bu saydıklarım çifter çifter bizim bahçede olan bitki örtüsüdür. Aramızdan ayrılan eşim Ziraat Yüksek Mühendisi olduğu için baba yadigârı evlerimizin olduğu araziye bunları büyük bir keyifle ekmiştir. Hatırası ağaçlar gözümüz gibi baktıklarımızdır. Özel bey ile aramızda ilk tartışmalı bir şekilde bahçeye ekilecek ağaç dut ağacı oldu. Şimdilerde tam zamanı karadut öylesine lezzetli ki her gelen misafirin beğenisini kazanıyor. Meyvelerini, mevsimi olmadan dahi veren, paylaştığım fotoğraflarıma konu olan, işte tartışma neticesinde evimize uğursuzluk getirmesin diye bahçe dışına, dereden taraf, yabani Zeytin ağacının hemen yanında ektiğimiz dut ağacı, büyümesine devam ediyor. Her hayatın bir hikayesi olduğu gibi bu ağacın da hikayesinde büyük bir sevdanın aşk acısı olduğunu öğrendim. Biliyorsunuz öğrendiğim ve daha çok gelip beni bulan bu hikayeleri okuyucularım ile paylaşmak prensibimdir. Tisbe çok güzel bir kızdır komşularının oğlu yakışıklı Piremus ‘a karasevdalıdır. Aileler bu aşka karşıdır. Gençler birbirlerini gizli görmektedirler. Bir görüşmelerinde yakındaki ormanda buluşmaya karar verirler. Buluşmaları bir ağacın altında olacaktır. Tisbe öncelikle ağaç altına gidendir. Boynunda eşarp vardır. Ancak ormanda aslan görmüştür, kaçıp mağarada saklanırken yere düşürdüğü eşarbı parçalanmış bir şekilde aslanın ağzındadır. Arkadan gelip ağacın altında bu manzarayı gören Piremus, ben onsuz yaşayamam diyerek, kendini hançerlemiş ve ağacın altına yığılmıştır. Tekrar ağacının altına gelen Tisbe ise bu aşkın sevdasının etkisi ile aynı hançeri kullanıp kendisi de Piremusun üzerine yığılmıştır. Efsane bu işte. O an bu ağacı, tanrı bu gençlerin büyük aşkına adamıştır. Piremusun kanını ağacın meyvelerine, Tisbe’nin gözyaşlarını ağacın yapraklarına vermiştir. O günden sonra Karadut yerken elde oluşan ve çıkmayan kırmızı lekesini, dut ağacının gözyaşını temsil eden yaprakları temizler olmuştur. Şimdi dut ağacının talihsizliği ile bütünleşen hikayesindeki teferruatı sizlere anlattım. Anlatmadan önce de Karadutun elimde oluşan kan rengini gözyaşı saklı yeşil yaprağı ile sildim. Hakikaten su ile çıkmayan leke hemen yok oldu. Bu belki de iki sevdalı gencin hiç unutulmayacak sevdasındaki aşkın bir gösterisi idi. 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s