Köprünün altından geçip giden su ve hayat

İlkokul yıllarının, çocukça duyulan, haz edilen, sokak aralarındaki bazı kokuları vardır, unutulmaz olandır… 


Lefkoşa’da oturup da Budak Pastanesini ve her zaman tezgah başında beyaz gömleği, açık gri pantolonu güler yüzü ile Resa beyi tanımayan yoktur… Resa beyin imalâtı olan Kıbrıs’a özgü kayık pastası, ince yuvarlak uzun toz şekere bulanmış badem ezmelerini ve sütlü böreğini yemeyen çok şey kaçırmış olanlardır… Ekmek Kadayıfı ile beraber yine camın kenarındaki üsten açılan ve içine konan sütlü dondurma, kaplarından aldığı dondurma ile dükkânının önüne koyduğu üç masaya oturanlara servis yaptığı günleri görenleriz… Dükkânının solunda Ali Korun’a ait bakkaliye sağ tarafında ise Hikmet Afif Mapolar ‘ın oğluna ait Çulluk adı altındaki dar ve uzun dükkanda belkide günde 10-12 adet pişmiş, kızarmış tavuk almak için önceden sipariş verildiğini, hisar üstünden dolaşıp yine eski Mağusa yolu güzergahında Dr. Turhan Korun’un annesine ait köşkün önünden geçerken karşısında oturan diş doktoru Gözmen beyin köşkünü geçip, Gülten-Feridun Oktay ‘ın evi yan yol kenarında yol üstünde Fetanet-Hüseyin Çağlayan’a ait Çağlayan Bar ve Halil Zülhayır’ın işlettiği Shell Benzin İstasyonu ,o günlerde iki adımda bir benzin istasyonları yoktu… 

Sabah sohbetleri Halil beyle yapılan olurdu… Çağlayan parkının köşesinde, önceleri Zafer Sinemasının karşısındaki küçük dükkânda şiş-şeftali kebabı ile meşhur Saffet Anibal vardı… Saffet Anibal; “müşteri mi cezbetmem gerekiyor, o zaman kömüre bir yağcık atın bakın bakalım, nasıl satış yaparsınız” derken sattığı pide içi şeftali kebapları da oldukça ucuza verirdi… Enver’in Kahvesinin ile yol kenarına dizili hasır sandalyelerinin üzerine konan tepsilerden kahve kokusu hani derler ya geçenlerin canım çekti demelerine sebep olan kokulardı… 

Eski yıllarda adettendi bir sandalyeye oturtulan misafirin önüne ayağını koyması için ekstra bir de sandalye konuyordu… Bölgenin bu üçgeninde unutulmayan kokulara, hurma dalına dizilmiş yasemin kokuları da ekleniyordu… Yol kenarında engelli olan ve tahta arabacıkla, taşınıp akşamüzerleri bir torba üzerine oturtulan Hasan abi dediğimiz şahıs da kendine verilen parasal yardımları kabul eden oluyordu… Zaman zaman beton zemin üzerinde onun çiş izlerini de görmek mümkündü bu ise onu ve bizleri üzmesine rağmen önlemi alınamayan bir durumdu. Gece yarısına doğru Hasan abiyi yine oradan alıp ertesi akşam yeniden gelinceye kadar evine götürüyorlardı… 

Bayram yeri ise şimdiki mücahitler sitesinin yerine kuruluyordu… Yazlık sinemaların önünden Altan pastanesi başlangıcından itibaren ise bayramın piyango arabacıkları dizili dizili bayram çocuklarını beklerken, büyüklere daha çok eğlence sağlıyordu… Müzik sesi ile sinemalarda gösterilen filmin sesi ise birbirine karışırken, hayat birbirini seyir halinde geçiyordu… Pastaneye oturup yoldan geçenleri izlemek gibi… Bu günün bayramlarında sessizliğini koruyan üçgen bölge belki eski nostaljik günlerine döner desek de köprülerin altından çok sular akmıştır… Bahsettiğimiz değerler artık nefes alamamakta geriye kalanlar ise bu işlere talip olamamaktadırlar… Bir devrin insanları bu günlerin bayramları için artık ziyaret edilip mekânlarına bir demet çiçek bırakılanlar olmuşlardır… Bu arada bizler de o mahallenin sakinleri olarak bugünlere ulaşıp çeşitli yerleşim birimlerinde kendimize bir hayat kuranlarız… Zaman üzerimizde hatıralarıyla ağır ama anlatıldıkça hafifleyen bir yük… Dün ise bu güne ayrı bir ışık…

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s