Çerçeve boş, hasır iskemlede nutuk…


Babamın notlarından yazmaya devam edeceğim… Köy dışında Bizanslılar tarafından yaptırılan tarihi kilisede köy Rum nüfusunun sende bir dua sonrasında, panayır yapıldığı notlarda var olan bilgiler… Demek ki şimdilere hemen hemen her köyde yapılan ve her köyün özelliklerine göre adını alan festivaller, 1930 yıllarında panayır adı ile yapılan köy etkinlikleri idi… Her ne hal ise, zamanımızda haksız eleştirilere hedef olan festivallere, siyasilerin gidişleri hor görülüyorsa da ,köy halkının bu gidişler hoşuna gitmektedir… 

Yenağra panayırına satıcıların çoğu, Türkler olurken en çok satılan muhallebi ve tabak tabak satıldığıdır… 1925-1930 Ayasofya Selimiye İlkokulunda 4 muallim, yanında başöğretmen Asım bey olduğu ilkokulların beş yılda tamamlandığı, okulda muallimlere dayak yasak iken Asım beyin suç işleyen ve sınıftan atılan çocukları, meşhur nar çirpisi ile dövdüğüdür… 

1928 yılında babam 3. Sınıfta iken Latince harflere geçildiğini, Arapça yazmayı bilen olarak ona bu harfler zor gelmemiştir.1990 yılında doksan yaşındaki Saffet hocanın anlatımı ile Başmüfettiş Hakkı beyin, İngiliz idaresinde kendisine verilen emir ile Latince harflerinin kullanımı istendiği ve bu şekilde Atatürk devrimlerini uygulama yolunda gerekli önlemler ile Türklerin 7’den 70’e her yaşta yeni harfleri öğrendiği anlatılmaktadır… 

1930 da Maarifin tamamen İngilizlere geçtiğini, maaşlarının üç buçuk lira olduğu, ayrıca bir lira ekstra öğretmene ‘imametlik’ parası verildiği, bu imametliğin, mecburi olup, tayinnamelerde yazılı olduğu belirtilmektedir… Günümüz siyasetinin seçimlerdeki ayak oyunları o zamanlarda varmış ki , İbrahim bey öğretmenleri organize edip Kavanin Meclisi seçimlerinde Sir Münür’e seçim kaybettirmiş ve Necati beyin kazandırıldığı yine ayni notlarda yerini almaktadır… Öğretmenlerin sayesinde, çarşaf, sarık ve festen kurtulunduğu, Rumlar’ın giyimlerinden geri kalınılmadığı yazılan satırlarda vardır… 

O zamanlarda aferinlerin kırmızı, imtiyazlı olmanın ise yeşil belgelere yazıldığı, bu belgelerden kendisinin çok aldığı gibi ilkokulu birincilikle bitirdiğini babam yazmıştır… Bende ilkokul 1 sınıfı Selimiye’de okuduğum zaman ilk öğretmenim Dr. Bülent Dizdarlı’nın annesi Jale Hanım idi… Ama iyi talebe olmamıza rağmen, bizim takdirnamemiz olmamıştır… Hatta öğretmenimin ilk günden avucuma vurduğu cetvelin acısını unutmadım… 

1920’lerde Lefkoşa’da Girne Kapısının iki yanında yol olmadığı geçişlerin şimdiki kapalı geçitten yapıldığı Sarayönü’nde bayram yerleri kurulduğunda Dülger Ahmet Efendinin cıncırakları ile hisar üzerine kurduğu teleferik ile tahta uçaklara bindiklerinde, kendilerini büyük adam olmak adına göklere çıkıp hayaller kurduklarını babam notlarına düşmüş… 

Bizler de çocukken sandalye üzerine çıkıp sanki nutuk atar gibi konuştuğumuz günlerden geçmedik mi geçtik… Şimdiki Mücahit’ler park yerinin o zamanlarda köylerden yaya olarak getirilen koyun, öküz ve eşek gibi canlıların hayvan pazarında cambazlar tarafından satıldığını, kasapların bu yeri tercih ettiğini köylere gitmekten imtina ettikleri hususu da belirtmiştir… İplik pazarının o yıllarda Türklerin elinde olduğu, keten saplarının, kovalardaki suda hisarların üstünde bekletildiği, sonrasında tırmıklar ile ayrıştırıldığı ve iplik yapıldığı ilginç, bilmediğim bilgiler… 

Notlarda, o yıllarda Türk Bayrağı yasak olmasına rağmen tek Cuma günleri Ayasofya minaresinde dalgalandırıldığı, bayrak görüldüğü anda hisar üzerinde Venedik ( İngiliz) topları atılması ile Ramazan günlerinde iftarın başladığı ayrı bir cümlede var olan… Birde okulların Cuma gün tatil, ama pazar gün açık olduğunu da yazıyor… 

Şimdilerde böyle bir uygulama olsa Sendikaların tavrını hayal bile etmek istemem… Bu gün için çok şükür Hem KKTC hem de Türk Bayraklarının gölgesindeyiz… Aynen Arif Nihat Asya’nın yazdığı şiirdeki gibi… Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü. Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü. Işık ışık, dalga dalga bayrağım! Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım… Kıbrıs Türkleri ne günlerden ne günlere geldi, birisi bana Kıbrıs’ta Rumlar ile anlaşma mı diyor? Cevabım ‘boş çerçeve’ olsun…

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s