Savaşın gölgesindeki çocuklardık

Sıcak bir pazar gününde Temmuz’un sıcağınızda nefes almak ne kadar zor… İnsanın canı dışarıya çıkmak istemiyor. Gece klima ortamı, gündüz klima serini derken bağımlılık evde kendini televizyon önünde, ya sosyal medyada ya da koltukta pineklemekle geçecek vakitlere bırakıyor… 


İnsan bir müddet dışarılara çıkmaz olursa öyle bir an gelir ki çıktığınız zaman sıcak nedeniyle keyif almaz olursunuz… Zaten sokakta ilk karşılaştığınız veya telefonda konuştuğunuz anlarda bile birbirimize ilk cümleniz of! Ne sıcak olduğu gibi… Evin kalabalık olduğu saatlerde, ayrı bir hengame şimdilerde çocukları sosyal medya bağımlılığından kurtarmak adına eski günlerin oyunlarının ev serininde oynanması gündeme taşınmalı ki çocuklar sıcak saatlerde, öğlen sıcağında bahçelerde dolaşmasın… 

Eve taşınacak gündem mi yok demeyin, hatta çoluk çocuk yoksa dahi, eski yıllarınıza gidip zaman tünelinizde siz bir gezinin. Bir deneyin oynadığınız oyunları düşünmenin sizleri nasıl hafifletip dinlendirdiğini de göreceksiniz… Bazı çocuk oyunlarının evrensel olduğunu ve aşağı yukarı aynı kurallarla birçok ülkede oynandığını, pek çok oyunun yüzyıllar öncesinden günümüze ulaştığını, günümüzdeki seksek, körebe, ip çekme gibi oyunların o dönemlerde de çocukların sevdiği oyunlar olduğunu göreceksiniz. Çocuk oyunlarının bazıları yüzlerce yıldır aynı kalmışken diğerleri zaman içerisinde değişime uğramış farklı kurallarla oynanmaya başlanmış olsa da hepsinde ortak bir noktada buluşma vardır. Açık hava oyunları, ev oyunları ve kağıt-kalemle oynadığımız oyunlar, sportif oyunlar, müzikal oyunlar gibi pek çok oyun grubu birçok bilgilerde yer almakta olduğunu da biliyoruz… 

Oyun oynamak için illaki para harcamak oyuncak almak da gerekmiyor… Küçükken oynadığımız ve sevdiğimiz oyunlardan bir tanesi, kızma birader, sonrasında yılan oyunu, diğeri ise yemekten çıkan etteki kemik ve adı aşık ile oynadığımız oyunlar vardı. Sokaktan topladığımız parlak taşların sayısı beş olduğu zaman beş taş oynamayanımız da yoktu. Erkek çocuklarının, süpürge sapı ile oynadığı lingiri oyunu vardı… Dahası bizler köşe başlarına barikat kurup gelip geçene kimlik sorup geçişlerde aradaki ipten barikatı açarak oynayanlardık… Ne de olsa savaş görmüş çocuklardık… Mahallemizin çocukları ile hep sokaklarda olandık… Müyesser Abamız, İbrahim Dayımız, komşularımızda dahası Fezilabamız, İzzet Dayımız, Hediyebamız, Besimebamız, sokağımız içerisindeki bu gibi oyunları bizlere anlatanlardı… 

Mahallede oturan kiracı çocukları da vardı… Erdal Camgöz, babası Teyfik bey annesi Makbule Hanım, Ziraatcı Hakkı bey, Jülide hanım eşi Kemal Nidai bey Hürmüs hanım eşi Zafer bey vardı… Zafer bey benim ilk hüviyet kartımı çıkaran mürekkebi ve bilgi forumlarını eve kadar getirip, başparmak izimi alan, sonra kartımı getiren, Rum Türk Muhaceret Dairesi ileri üst düzey memurlarından idi… Dilek, Ali, Tamara, Rona, Nurten, Hasan, Ayşe, Kemal bizim zamanımız çocukları idiler. 3 yaş yukarı beş yaş aşağı olsak da uyumlu oyunlarımız vardı… Hulahup çevirmek de moda idi… İp çekme ile topaç çevirme, pirilli, pirillinin eneğini bilenlerdik… Saklambaç oynarken saklandığımız yeri de iyi seçenlerdik… Körebe oynarken hafiften gözlerimizin bağından bakarak istediğimiz kişileri de yakalardık… Tek yasağımız vardı köşeyi dönüp diğer sokaklara güvenliğimiz açısından geçmeyecektik… Daha ileriki yıllarda ortam daha değişik olsa da bisikletlerle gezinti yılları da oldu… Bütün bu anıları niye yazdım biliyor musunuz? Bir kitabı, diğer kitaplar arasında bulduğum için… Kitap Oğuz M. Yorgancıoğlu’na ait adı ‘Kıbrıs Türk Çocuk Oyunları’ 2015 yılında 2. baskısı yapılmış içerisinde bahsedilen birçok oyunun bizler tarafından neden o eski yıllarda oynanmadığını da düşündüm… Belki de bu oyunları öğretmek, çocuklara verilecek en güzel armağan olur, anı olur diye düşündüm… Bu oyunların öğretileceği, çocukların orda iyi vakit geçirebileceği yerler yerine niye Zıp zıpların, kaydırakların, salıncakların, tahterevallilerin olduğu parklar var da bu kitaplardaki geçmişin oyunlarının oynayabileceği yerler olmasın dedim… Belki de şimdiki genç anne ve babalara bu oyunları çocuklarına öğretme çocukları ile ayrı bir iletişim kaynağı olacaktır.. Nitekim Yorgancıoğlu Kıbrıs çocuk oyunlarına kitabında geniş ve 250 oyundan fazlasına yer vermiştir… Emsalleri vardır… Bu gibi kültürümüzü yansıtan kitapları okumak ve örnek almak, geçmişten bu güne uzanmak, oyunları ileriye taşımak, zamanı değerlendirmek, zihin yorgunluğunu üzerimizden atmak açısından iyi olur kanaatindeyim. Devamlı çocuklara ders çalış demek yerine araya oyun sıkıştırmak da ayrı bir metot… Ne demişler…’Çocuk oyunları hayatın bir çekirdeğidir. Bütün İnsanlar orada gelişir, büyür ve oluşumu, insanın en güzel ve en olumlu yetenekleri ile orada yükselir.” 

Advertisements

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s