Month: October 2017

Şahsiyet Meselesi.. 

Ülke gündeminde her konuda konuşanlar vardır… Gündem yaratmada üstlerine akıl tanımayan bu gibi kişilerin acizliği ile bir avuç kişinin kamuoyu yaratma algısı yaratacaklarını sanmaları son derece kötü bir huy… Bu gibi kimseler geçici ve eğlence sandıkları görüşleri ile zararlı söylemlerinin çocukların kalplerinde kötü örnek olduklarının farkında değillerdir… 

İnsanımız ne zaman bu hale geldi, ne zaman bu kadar eleştirileri kişiselleştirdiler, anlaşılır gibi değil fakat akli selim insanımızın kendilerine duyduğu tepkinin farkında olmadıkları kesin… 
Ülkemiz her bir kimsenin soyunu sopunu, bilenler ile doludur… Bu bilgi birikimi ise ansiklopedi değerindedir… Bazen bir isim aşina gelse dahi anında yedi sülalesi öğrenilendir… Bunları bilmek ise geleceğe ışık tutan olduğu kadar, bu gününde tarifi ile örtüşmektedir… Bir bakıyorsunuz kendilerine has yazılımı olanları da gerek sosyal medyada gerekse gazete köşelerinde görebiliyoruz… Hâlbuki yazılımları ile prim yapmak da okunurluk da kişinin karakteridir, kişinin akil üslubu olması gerekendir… Daha ziyade kazanım ve okunur olmanın edebi bu olmalıdır… Bu kural dışı yazılımlar ise kişilerin kendi şahsiyetlerinin teşhiridir… 

Gelelim hikâyemize… Her gittiği yerde el üstünde tutulan Abdal Musa Akdağların Fethiye yüzündeki köye gelmiş. Diğer köylerde olduğu gibi burada yaşayanlar tarafından da büyük itibar görmüş, Abdal Musa da bu köylüleri çok sevmiş. Gözlerinin tokluğunu, almadan vermesini bilen konukseverliklerini pek beğenmiş. . Köyden ayrılıp kendi köyüne dönme zamanı yaklaştığında onlara; Söyleyin bakalım bir eksiğiniz, isteğiniz var mı?” Köylüler Abdal Musa’nın bu övgü dolu sözlerine çok sevinmişler. Kendisine teşekkür etmişler. Hep bir ağızdan;“-Sağ olasın Efendi hazretleri, sayenizde hiçbir eksiğimiz yoktur. Sağlığına duacıyız” demişler. Her şeyimiz var, var olmasına da, sulama suyumuz yok ya Efendi hazretleri. Malımız, davarımız, ekinlerimiz, ağaçlarımız susuzluktan kırılıyor. Ekinlerimiz evinsiz oluyor” demişler. Abdal Musa’nın yüzü bulutlanmış, aslında bu kadar büyük talep beklemiyormuş.” “İyi de” demiş Abdal Musa: “Sizler bu güzellikler, güzel davranışlarla birlikte bol suya kavuşursanız, çok zengin olursunuz. Cebiniz para bulunca Allah’a asi olursunuz, yabancı bir konuk gelince ağırlamazsınız. Suyumuz bol olur da bağ bahçe sahibi ve zengin olursak gelenlere daha iyi bakarız. Yeter ki suyumuz olsun” demişler. Abdal Musa ağır ağır yerinden kalkmış. Dualar okuyarak yürümüş. Asası elinde bir müddet yürüdükten sonra bir kayanın önüne gelmiş, yine bir zaman elleri havada dua ettikten sonra “Ya Allah!” Diyerek elindeki asasını kılıç gibi kayanın böğrüne saplamış. Köylülerin şaşkın bakışları arasında kayada açılan yarıktan buz gibi sular akmaya başlamış. Bu suyun ilk çıktığı yer kendiliğinden genişlemiş, bir çay halini almış. Suyun çıkmasıyla birlikte köyün çehresi değişmiş. Bağlar, bahçeler yeşillenmiş, tarlaların verimi artmış. Köylüler birkaç yıl içinde zengin olmuşlar. Aradan epey zaman geçmiş. Abdal Musa’nın yolu köye düşmüş. Köydeki gözle görülür değişikliği hemen fark etmiş. . Halk büyük bir koşuşturma içindeymiş. Kimse onun geldiğinin farkında bile değilmiş. Köylünün birinden yiyecek ekmek istemiş, “Allah rızası için bir parça ekmek verin” demiş. Dinleyen bile olmamış, üstelik bir de azar işitmiş: -“Haydi yoluna, hangi yüzle yiyecek istiyorsun. Benimle tarlada, bahçede, harmanda çalıştın mı? ”Kendi ağzıyla ekmek istediği halde köylülerden ekmek alamayan Abdal Musa çok üzülmüş. Daha önce bu köylülere su vermesi için Allah’a yalvardığına bin pişman olmuş. Yine ellerini havaya açarak yüksek sesle şöyle dua etmiş: Ey Allah’ım! Bu nankör insanlar, senin verdiğin nimetin değerini bilemediler. Varlık sahibi oldular ama zenginliğin gereğini yerine getirmediler. Gururlandılar, kibirlendiler. Tanrı misafirini aç koydular, var iken vermediler. Onlara armağan olarak verdiğin güzel suyu muhanet kıl, onlara yarayacağı zaman hiç akmasın. Kış mevsimi geldiğinde de bulanık aksın diye dua etmiş… Gürül gürül akan su, o dakikada kesilivermiş. Köylüler işin farkına varmışlar, pişman olmuşlar. İş işten geçmiştir… Böylelikle bu anlatım, Allah nezdinde kabul görmeyen davranışa ibret verici bir efsane olmuştur… Her yaz on binlerce kişinin ziyaret ettiği Saklıkent kanyonundan akan sular: “Yaz ortalarında birden bulanır ve birkaç gün bulanık akar” ve bu efsane dilden dile dolaşır durur… Efsaneler bazı hakikatlere ışık tutandır, bu hakikatler ise bakacağınız ve göz göze geleceğiniz insanların varlığındaki yeriniz olacaktır… Unutulmaması gereken varlıkta ve yoklukta birlikteliktir… Ne demişler ‘Bakacağın yüze, utanacağın söz söyleme’ hepimiz için geçerli bir söz… Dikkat edilmesi ise şahsiyet meselesi… 

Advertisements

İrade devri.. 

Her eli kalem tutanın kendine has bir üslubu vardır… Üslup öğrenilebilir bir tarz olmasa gerek, yetenek mi o da değil, belki de insanın duygularını ifadesindeki anlatım tarzındaki ustalığıdır… 

Üslubun anlatımına baktığım zaman, oluşmasına etken yazarın edebiyat ve sanat geleneği, edebiyat ve sanat anlayışı, politik veya siyasi görüşü, yazarın yaşı, erkek veya kadın oluşu, kişisel psikolojik yapısı, mizacı, en önemlisi karakteri, eğitim ve öğrenimi, dilinin bağlı olduğu dil grubunun özelliği, dış kültürü, yabancı dillere ilgisi, okuyucuya davranışı ve cümle kuruşunun ön plana çıktığının görülmektedir… Kimsenin üslubu bir başkasınınkine benzemez olduğu, bir bakıma yazarın parmak izi gibi düşünülmesi gerektiği ulaştığım kaynaklarda da belirtilmektedir… Dahası kimi yazarlar, anlatımlarına (üsluplarına) çok özen gösterdikleri, yazdıkları bir yazıyı üç kere, beş kere, on kere yazdığını okuduğunu söyleyenlerin bilindiği bilgisi de vardır… 
Sizlere ilginç bir itirafta bulunacağım kendim de kendime göre bir usul yaratıp yazılarımı gazeteye göndermeden önce evdeki yardımcılardan hangisi önemli değil, hangisi varsa veya o gün için o anda misafirim varsa onlara, o günkü yazımı okumakta ve ne anladıklarını birkaç cümle ile bana aktarmalarını istemekteyim… Aldığım sonuç ve ifadeler ise bana okunur olma yüksekliğinde ışık tutan olmaktadır… 
Bu günlerde gündem seçim ve onlara seçmen olarak sandığa gittiklerinde oy kullanma alternatiflerinin ne olduğunu sordum… Bu yazımı okudum… Cevapları çok hoştu biz sana oy veririz derken düşünce tarzları memnuniyetlerine göre bilinçaltında yatandı… Epey güldük, bakın dedim komite başkanının izah edilen şekli ile; Mühür + tercih nasıl olacak? “Mesela bir Lefkoşa seçmeni olduğunuzu düşünün. Lefkoşa’da 16 milletvekili adayı var. Eğer bir partiye mühür vurmuşsanız o partinin tüm adayları (50’si birden)1’er oy almış oluyor. Parti içerisinde tercih şansınız da var. Eskiden sadece Lefkoşa’ya tercih yapabiliyorken şimdi partinizin tüm adayları için tercih yapabileceksiniz. Mesela Lefkoşa’da 16 milletvekilinden 8’ine de tercih kullanılabilecek. Bu her ilçe için geçerli. Mühür vuran bir kişi Lefkoşa’da 16’da 8; Mağusa’da 13’te 6, Girne’de 10’da 5, İskele ve Güzelyurt’ta 4’te 2 ile Lefke ilçesinde 2’de 1 tercih yapabilecek. Hiç tercih yapmaması durumunda 50 vekile de bir oy kullanmış olacak.” Karma oy nasıl kullanılacak? Peki, karma oy kullanımı nasıl olacak? “Yeni sistemde artık ada genelindeki tüm adaylar için karma oy kullanılabilecek. Ama hiçbir partiye mühür vurulmaması gerekiyor. Karma tercih yapacak olan seçmenler, Lefkoşa’da en az 8, Mağusa’da en az 6, Girne’de en az 5, İskele ve Güzelyurt’ta en az 2 ve Lefke’de de en az 1 tercih yapmaları gerekiyor. Yani karma oyun geçerli olabilmesi için 50 tercihten en az 25 tercih yapılması gerekiyor. 25’in altında tercih yapılırsa oy pusulası geçersiz olacak. Karma tercih yapacak olan seçmenler 50 milletvekiline de oy verebilecek. Yani Lefkoşa’da örneğin istediği 16 vekile de karma kullanan bir kişi oy verme şansına sahip olabilecek.” Dinlediler ve sonuçta bana anladıkları çerçevede cevap verdiler ve en kolayı ‘Mühür ‘ dediler… Geriye sayım başlamıştır. Seçim tarihine yaklaşıyoruz… Seçmen sandığa gideceğini söylüyor… Seçim gününde, irade devrinde, kimlerin hangi siyasi partinin adayları ile birlikte kaç milletvekili çıkaracağı belli olacaktır… Şeçmen iradesini devr alacakların sahipleri, şeffaf içi görünen sandıklardan çıkan ve YSK’nın açıklayacağı resmi açıklama olacaktır… Süreç devam ediyor.. 

Analizi dedikoduya çevirdik

Analizi dedikoduya çevirdik

Ülkemiz genelinde yapılacak olan milletvekili genel seçimleri için bütün siyasi partilerimiz start vermiş durumdadırlar… Bu çerçevede yapılacak seçimlerde aday belirleme ile ilgili YSK kuralları ile hareket etmek konusunda tüm siyasi partiler kendi iç bünyelerinde mutlaka gereken hassasiyeti göstereceklerdir. Seçim yapılacak diye mutabakat sağlanmış olması henüz tarih kesin olmasa dahi tarih herhalukarda Meclis’te tesbit edilecektir… Seçimin yapılması kaçınılmazdır… Nasıl , Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Başbakan Sayın Hüseyin Özgürgün deyişi ile seçimden kaçsaydık dokuz ay daha iktidarda kalmayı tercih eder ikdidarı terk etmezdik ifadesi ile bu seçimlerin olağan tarihinden önce yapılacağına dair KKTC Meclis kürsüsünden ifadesi ve beyanı olmazdı… Meclis toplantı ve milletvekillerinin konuşmalarını Meclis Tv ‘de ,verilmekte bizler de meclis’te irademizi temsil eden siyasileri milletvekillerini aynen meclisteymişiz gibi takip edip izlemekteyiz,dinlemekteyiz …Çoğu zaman boş koltukların da farkında olanlarız… Zaman yetersizdir, yok,o,yok bu, gibi mazaret üretme konusu miyadını doldurmuştur… Seçim tarihinin belirlenmesi ile birlikte artı 40.gün adayların isimleri belli olacaktır… YSK siyasi partilere gerekli bildirimleri yapmıştır… Her siyasi parti üzerine düşeni yapacak, seçim bildirgelerini hazırlayacak, adayların tesbit edecek ve partisini iktidara taşıma mücadelesinde yer alacaktır… Bu süreçte en önemli faktör günlük yaşamda ve siyasi faaliyetlerde politik konuşmalarda strese yol açan koşulların üstesinden gelebilmenin şartlarında özellikle ‘Liderlerin ‘ sinir kontrol mekanızmalarındaki sabırı kendilerine şiar edinmeleridir… Yüksek ses güç değildir… Böyle davranmaya da hiç gerek yoktur… Gerilim yanlışlığı beraberinde getirendir… Siyasilerden beklediğimiz gibi bu kontrolde, sosyal medya ve köşe yazarlarından da halkın beklentisi farklı değildir… Bu dönem çok önemlidir… İlk kez yeni bir seçim sistemi uygulanacaktır… Bu konuda seçmenin aydınlatılması siyasi partilere düşen görev olduğu kadar biz köşe yazarlarına da düşen asli bir görevdir… Kimse kimseye siyasi etik dersi verecek diye yazı döşeyip bak ben onun için bunu yazdım egosuna girip analiz adı altında dedikodu mahiyetindeki duyumları yazma yanlışlığına düşmemelidir… Sistem ile ilgili her siyasi partinin seçim manifestolarındaki farklılıklar ve bu farklılıklar üzerinden seçmene giderken seçmenin ikna edilmesi gerekendir… Seçmeni av gibi görmek, anlamaz gibi görmek ve adaylar üzerinden kara propaganda yapıp ismen kötülemek son derece yanlıştır ve bu yanlışı maalesef yapan çok kalem vardır… Televiyona çıkan ve programlarda ağız birliği yapanlar da vardır… Bazı kişilerin mizah yapacağım diye başkasının durumu ile ilgili kendi içinde sadece o kişiye karşı değil, toplumun farklı düşüncelerine karşı duyduğu kin ve nefreti dile getirmesi, oldukça acayip,hoş karşılanmayan ve o gün için okunup gülümseme/beğeni alsa dahi daha sonrasında bu gülümsemeyi yapan da dahil olmak üzere aksi tesiri, sessiz çoğunlukta kendini bulan olmaktadır. Diyeceğim odur ki, herkes eskiden annelerimizin bizlere nasihat ettiği üzere ‘Aklınınızı Başına Toplayın’ çalışın o zaman kazanırsınız sözünden hareketle kırıcı olmadan, her adayın ailesini, çocuklarını ve yaşadığımız toplumdaki statüsündeki şimdiki ve seçimden sonraki konumunu dikkate alması, bu seçim sürecinin ülkemiz menfaatine, seçmene örnek davranışların, varoluşunun yaratılmasıdır… Seçim konusu yarışmacı arkadaşlara başarılar dilerim demenin çok ötesinde önem arzedendir… Ülkenin iç politik düzeyinin dış politikada yer alacak yüzüdür…Hepimiz Bunun bilincinde olmalıyız… 


Kitapsız öğretimden bu günlere

Her cuma günün uhdesinde taşıdığı maneviyat çerçevesinde yine sizlerle bir aradayız… Her gün yazılarımı bir gün önceden yazıp gazetedeki köşem için hazırlamaktayım, genellikle evde yazdığım yazılarımın bugünkü halini nerede yazdığımı söylersem inanmayacaksınız… Lefkoşa Mezarlığında… Trafiğin yoğun olması, park sorununun oluşu nedeni ile cenaze için birkaç saat evvelinden mezarlığa gittim ve ‘İsmail Safa Cami’ si girişinde bulunan ağaçların gölgesinde arabamı park ettim… Birçok şehidimizin yattığı pırıl pırıl mekanlarına uzun uzun baktım… Dualarımı okudum… Ve sonrasında yazımı yazarken Sevgili arkadaşım Serim-Eren Defteralı’nın babası Merhum ‘ Şakir Kani Ün’ için birkaç cümle yazmak ihtiyacı duydum… 

Şakir bey Kıbrıs Cumhuriyeti döneminde Sosyal Hizmetler müdürü olarak görev yapmıştır. Limasol’da yaşanan hadiselerde ise orda esir alınan Türklerin Kuzey’e geçişlerinin sağlanmasında etkin görevler üstlenmiş sevilen sayılan, çok değerli bir kişi ,evli ve üç kızı bir oğlu olan iyi bir aile büyüğü… Her geçen gün yitirdiğimiz ne çok tanıdık, ahbap dost, eş, ana, baba evlat varmış… Şakir beyi son yolculuğunda selamlarken bütün bu düşüncelere dalıp üzülmemek elde değil… Bazen insanın kendini anlaması, hayatına ve nefesine şükretmesi için meğer uzun uzun mezarlıkta oturup etrafına bakması gerektiğine bir kez daha kanaat getirdim… Acı varken sabrın varlığını orda anlamak daha kolay… Merhumun ailesine buradan başsağlığı diliyorum… 
Ve 2002 yılında vefat eden babam Hüseyin Özdemir’in Cuma günleri alışkanlığı içerisinde eğitimde geçen anılarını sizlere aktarmaya devam ediyorum… Geçen haftaki yazımda uygulamalı ders verilen köylerin adını sizlere yazmıştım ve bu köylerin daha iyi tanıtılması açısından tek tek yine babamın notlarında o köylere ait anılarının varlığından bahsetmiştim. Bu Anılar kayda değer diyor ve yazmaya devam ediyorum… 1938’li yıllarda ve sonrasında Kadın öğretmenlerin evlenmeleri halinde meslekten men edildikleri ve işlerine son verildiği, dolayısıyla kadın öğretmenlerin evlenmekten kaçındıkları bir dönemin yaşandığını da babam notlarına eklemiştir… Şimdi Güney Kıbrıs’ta bulanan Poli köyüne, Omorfo öğretmen kolejinden iki saate gittiklerini ve uygulamalı ders yaparken İngiliz müdür tarafından denetlendiklerini yazan babam Poli’de Rum otelinde kaldıklarını, köyde yaşayan Türklerin medeni zihniyette, zeki ve modern giyimli olduklarını, Poli’de Türk kulübünün bulunduğunu, belediyenin jeneratörü olduğunu, mahkeme, polis ve diğer dairelerin bulunuşu nedeni ile bölgenin merkezi halinde olduğunu, Poli’den birkaç mil uzaklıktaki Afrodit Havuzuna mağaradan fışkıran sularda Afrodit’in sevgilisi ile yıkandığı efsanesini dinlediğini de bizlere aktarıyor… Poli Okulu’nun 2 öğretmeni olduğunu başöğretmenim erkek 2 öğretmenin kadın olduğu ve bu idare şeklinin Ada genelinde okullarda yer aldığı yazıyor… Poli’de başöğretmenin İpsillat köyünden (Sütlüce ) Selçuk Bey olduğunu, İngilizceyi mükemmel konuştuğu, tavlayı bilen ve yöre halkı ile zaman geçiren, tenis bilen, örnek bir öğretmenin varlığını bu anılardan öğrenmek güzel. Babam onun yanında uygulamalı ders vermek ve denetlenmek ayrıcalık diyor… Uygulamalı derslerde müzik ve dülgerlik var ancak kitapsız öğretim yapılıyor… Müfredat içerisindeki kitaplarda ise İngiliz müdürlerin Türkiye’den gelen kitaplara yasaklı tavırları var diye yazan babam daha birçok şeyi notlarına ekleyen, usanmadan bu anılarını hatırlayıp 1996 yıllarında sabahlara kadar küçük daktilosunda yazan not alan ve anılarını bizlere bırakan bir kişi… Daha sonraki anlatımı Çatoz köyünü haftaya kısmetse yazarım… Bu Cuma gününden aramızdan ayrılanlara dualarımızı iletirken, Pazartesi günü buluşmak dileği ile hepinize sevgiler, selamlar. 

Karar sizi seçin

Akıl ve duygular iki önemli husus hepimizin davranışlarında esas olandır… Çoğu yorumlarda akılın çelinmesini insani yoğun duyguların ön plana çıkardığı ifade edilmektedir… İnsanlar hedeflerini belirlerken öncelikle göz, kulak, burun, dil ve deri olmak üzere kendinde mevcut duyu organlarındaki hissiyatla geleceğini belirleyecek konuların içinde kendini görür, konuşulanları duyar, dilinden çıkan sözlerin var olduğuna ve doğru olduğuna inanç getirirse, sıcak ve soğuk gündemi mutlaka hisseder… 


İnsan aklı her zaman bütün bilgileri özümseyen, kendi düşünce gücü içerisinde değerlendiren ancak mantığına bütün bunları sığdırabilmesi ile adımını atandır, uğraşandır… Mantığın olmadığı yerde aklın pek işe yaradığı nadir hallerdir… Bütün bunları idrak eden kişi zekasını iyi yönde kullanandır… 

İnanoğlu neye ne kadar inanabileceğini tayin etme haline sahiptir… Yeter ki bu inançta ‘İnsanlar mantıktan çok heyecana tabidirler, mantığımız; derin, karanlık, fırtınalı bir heyecan denizinde bocalayan bir kayık gibidir.’ deyişindeki bocalama hali hiç olmasın, hiç yaşanmasın… Her insan idrak ettiği bu durumu olumlu tarafa kendi hayatındaki yönde kullanan olursa bu davranış şekli her zaman galip gelen olacaktır… Egosuna, fikrine, kavrayışına, varsayımlarına hafızasına ve hayallerine hedefi doğrultusunda sahip olan insanın başarılı olmaması için hiç bir sebebi yoktur… Başarılı olacaktır… 

Akıllı insan düşüncelerinde, bütün bağlantılarını gereği gibi kuramıyorsa, başka yanlış bir fikrin etkisi altına girebilir bu etkilenme olası tehlikenin kendisidir… Burada da tecrübe devreye giren olur… Teslimiyet zor bir davranış şekildir, teslim olmadan önce aklın devreye girmesi şarttır… Hırs denen mevhum ki, bir şeye olan aşırı, sonu gelmez istek, tutku durumunu ortaya çıkarıyorsa ve bu tutku aklın önüne geçerse vahşi ve acımasız bir durum arzeder ki önüne geçilmez zarar burada başlar… Her insanda yükselme hırsı var olsa da bu akıl çerçevesinde olmalıyken hırsın siyasette insanı başka bir insan haline getirdiğini de görmedik değiliz… Hırsı ile diğerinin önüne geçmeye çalışanların varlıklarından bihaber de değiliz… Her ne kadar hayat sınavı ve mekanizma rekabetin çalışması ile mümkün olsa bile yine de her stratejinin bir hal ve usulü vardır… 
Seçim tarihi meclisten mutlaka geçecektir, seçim tarihi için bıçak kemiğe dayanmıştır. Şimdi adaylarda, su yüzüne çıkan milletvekili olma isteğinin konuşulur olduğu gibi bu hususların gazete sayfalarına haber olarak yansıdığını günlerdeyiz… Milletvekili olmak isteyenlerin elbette topluma hizmet hayalleri vardır… Ancak ilçelerin çıkaracağı milletvekili sayısı da belli olduğuna göre bu sayı içine girenler dışında olacak olanların herhangi bir kırgınlık duymaması gerekir. Yıllar önce bazı siyasi partilerin her mahallede aldıkları mühüre göre belirlenen delegelerin seçtiği adaylar listeye girerken delegenin yaptığı sıralama işlemi sonrasında çok kırgınlıklar gördük, büyük bir hassasiyetle önünün alındığına da şahidiz… O siyasi partinin yıllarca iktidarda kalabildiğini de bilenleriz… Bu sefer seçim ayrı bir seferi durumdur… Kritik bir seçim sistemi şekli ile girilecek ve ilk defa denenecek olduğu için ada genelinde oy dağılımdaki sonuç merak edilendir… Şimdilerde mahallede konuşulan tek şey duydun mu falan da aday olmuş kabilinden sözlerdir… Bir an önce siyasi partiler adaylarımız bunlardır deyip, spekülatif haberlerin önüne geçmeleridir… Liderlerin çalışacağı kadrolar ve bu mealde aday tercihleri de önem taşıyandır. 
Seçim günlerine hızla yaklaştığımız bu zamanda güzel ve anlamlı bu sözün ehemmiyetinin önemindeyiz… ‘İnsan, tabiat olayları ve sosyal olaylar hakkında bilgi sahibidir, çevresindeki olaylarla kendisini yakınlaştırabilen, kaynaştırabilen insan sağlıklı kararlara varabilir. İnsanın karar verebilmesi için, yoğun bir duygu, bilinç ve bilgi bütünlüğüne ihtiyacı vardır.’ Karar seçmenidir…

Ya niyet,Ya kısmet..

22 Ekim tarihinde İstanbul Gençlik 2013 şurası yapıldı. Bu şurada Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanları basın verdi… Bizler de KKTC televizyon kanallarındaki yayını canlı olarak dinledik, öne çıkan haberlerini de okuduk… 


Göz ardı edilmemesi gerekir… Sayın Erdoğan konuşmasında; ‘Tıpkı bir asır önce olduğu gibi, 7 düvele ve onların beslediği terör örgütlerinin üzerimize geldiği bir dönemde, tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet diyoruz. Bu vatanı bölmeye kimsenin gücü yetmeyecektir. Nerede bize yönelik taciz varsa evet bir gece ansızın vurabiliriz. ‘Acaba birileri izin verir mi?’ Artık yok, geçti o işler. Bizimle stratejik ortak olanların, bizimle beraber hukukumuza saygı duydukları sürece biz de onlara saygı duyarız, aksi takdirde kusura bakmasınlar. Nerede nasıl bir çalkalanma varsa, nerede bize yönelik bir taciz varsa bir gece ansızın vurabiliriz. Bir kalb-i selim sahibi bir gençlik istiyoruz. Yani, imanına, inancına, maneviyatına sahip bir gençlik istiyoruz. Biz, zevk-i selim bir gençlik istiyoruz. Sanatıyla, kültürüyle zirvede bir gençlik istiyoruz. Biz, akl-ı selim sahibi bir gençlik istiyoruz. İlimde, fende, tefekkürde en ileri bir gençlik istiyoruz. Ben AK Parti gençliğini böyle görüyorum. Bizler bu yola, koltuk, makam sevdasıyla değil, hizmet sevdasıyla yola çıktık. Onun için biz; gençlerden çekinen, görev yerini gençlere bırakmaktan korkanlardan olmadık. Doğru bildiğiniz, haklı olduğuna inandığınız mücadelede unutmayın, yardımcınız Allah’tır. Her anlamda, güçlü ve etkili olmanın yolu, güçlü gençlere sahip olmaktan geçiyor. ‘Vaktinizi sosyal medyada öldürmeyin’ Vaktinizi sosyal medyada öldürmek yerine, sürekli kendinizi geliştirecek işlerle meşgul olun. Size düşen iş, ya niyet, ya kısmet diyerek yola çıkmak. Zorluklarla karşılaştığınızda yeniden kalkıp devam etmektir. Gençlerimizden beklentimiz memur olmakla değil girişimci olmakla ilgilenmeleridir. Sizlere bir diğer tavsiyem; dil öğrenmenizdir. Hedeflerimize kendi memleketlerimizde oturup kendi dilimizi konuşarak ulaşamayız. Tüm bunları, hayat felsefelinizle birleştiremezseniz, başarıya ulaşamazsınız. Sadece yönetilirsiniz. Hâlbuki biz, yönetilen değil, yöneten bir gençlik görmek istiyoruz. Hedeflerimize sadece memleketimizde oturup kendi dilimizi konuşarak ulaşamayız. Gençlerimizin geri dönmek ve benliklerine sahip çıkmak kaydıyla diğer ülkelerde bulunmalarını ve tecrübe kazanmalarını önemsiyorum. Bunun yanında Osmanlıcayı en azından yüzünden okumasını bilmeniz gerekiyor. Eğer siz 600 yıllık kitaplarımıza, belgelerimize, kitabelerimize Fransız kalırsanız, Fransızca bilmeniz bir işe yaramaz. Böylesine büyük bir birikimi kullanamayan gençlerimizin arzu ettiğimiz köklü ve derin duruşu sergileyebilmeleri çok zordur.’ 

Bunları ifade ederken daha birçok konuların dile getirildiği şurada, salonda bulunan gençlerin varlığı ve Cumhurbaşkanının yaptığı konuşmaya verdikleri destek kayda değerdi… Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın gençlere hitabı bütünüyle dikkate alınmalıdır… KKTC gençlerimizin geleceği ve şimdiki durumu da önem arz edendir… Sayın Cumhurbaşkanının söylemleri çerçevesinde gençlerin vaktinin çoğunu sosyal medyada geçirmeyin deyişi de, fazlasıyla dikkate alınması gereken samimi bir ikazdır… Gençlerin esir olduğu bu bağımlılığa yine kendi iradeleriyle bir sınır koymaları gerekmektedir… Günümüz gençliği değil 4-5 yaşında çocukların elinde akıllı telefonların mevcudiyeti hatta oyun indirme kabiliyetlerine şahit olmaktayız, şimdilerde bu gibi durumları kabul eden aileler ne yetenekli çocuklarımız var derken yaşları ilerledikçe bu bağımlılığın onların ders çalışma saatlerini de etkilediğini gördüğümüz zaman bütün ailenin üzüleceği günleri yaşayacağız… Şurada ifade edilen her konu başlığının ilgililerce mutlaka dikkate alınacağı bilinci ile gençlikle ilgi her türlü bilgilendirme toplantılarının yapılması, tekrarlanması, gençlere daha fazla sahip çıkılmasının faydalı olacağı cihetle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde örnek teşkil etmelidir… Her türlü kötü alışkanlık ve bağımlılığın olmadığı bir ülke için hep birlikte çareler üretilmelidir… Bu konuda olsun görüş birliğine varılmalıdır…

MÜHÜRLÜ KARMA (ŞA) TARİHİ

Kuzey Türk Cumhuriyeti Meclisi,bugün seçim yasası ile ilgili ‘Hukuk ve Siyasi İşler Komitesinin’ genel kurula getirdiği yasa tasarısını onaylamakla mükellef olduğu önemli bir gündemle toplanacaktır… Bu süreçte seçmeni ilgilendire tarafı, yasal mevzuat sonrası geçecek sürede aday adaylarını incelemek, kimin hangi siyasi partiden aday olacağı ile ilgili parti liderlerinin listelerini açıklamaları ile ilgili olacaktır… Nasıl Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Sayın Narin Şefik’in dediği gibi tarih bize sorulmadı sitemi varken, biz teknik konularda yetkiliyiz görevimizi yaparız beyanatında olduğu gibi… Ne diyor Şefik 9 parti çıkacak olursa çarşaf liste tek olabilir ,Devlet basım evi bunu yapar, olmaz ise oy pusulaları kitapçık şeklinde de olabilir. Karar merci YSK dır… Merak ettiğim bu seçimlerde bağımsız adaylar olacak mı? Çarşafta yeri nasıl olur? Teknik konu, halledilir düşüncesindeyim. Oy vermede üç alternatif seçmenin iradesini sandığa yansıtacak ve seçmen bu seçimde bir ilki yaşayacak ve KKTC sınırları içerisindeki her yerleşim biriminden istediklerine oy verebilecektir… Seçmen yapamaz, zordur, iptal oy çok çıkar söylemleri de pek doğru bir yönlendirme olmadığı gibi bunca senedir oy kullanan seçmenin yeni sitemi öğrenemeyeceğine ait düşünce tarzı sadece bir kuşkudur… 7 Ocak veya Şubat 11 esasında mevsim olarak iyi bir tarihtir… Nedeni ise sandığa gitme, denize git önerilerine kapalıdır… Her seçmen, vatandaşlık görevini yapacaktır…. Bu süreçte seçmen kayıt listelerine 18 yaşını dolduran veya yeni vatandaşlık alan her bireyin kayıtlarını oy vermek adına mutlaka yaptırmaları gerekendir… Seçimden sonraki hayıflanma olmasın diye hem kişilerin hem siyasi partilerin bu hususa dikkat etmesi gerekendir… Geçmiş seçimlerde senin için oy kullanmak adına senin bölgene kayıt olacağım devri kapanmıştır… Kolaylık gelmiştir… Her seçmen internet ortamından hangi sandıkta oy kullanacağını ‘Kimlik Numarası ‘ ile görebilecektir…Önceden bunların tesbiti oy kullanma saatlerinde kolaylık olacaktır… 7 Ocak seçimlerinde en önemli konu, siyasi partilerin hangi adaylar ile seçime start vereceğidir… Ada genelinde tek liste ile seçime gidilecek bu dönemde bilinmeyen adayların isimleri ve bunların seçmene tanıtılması kolay değildir,ancak önemli olan,zoru başarabilmek olsa da siyasi partiler kendilerine oy taşıyacak adayları elbette tercih eden olacaklardır bu seçimde baraj son derece önemlidir. Dolayısıyla bazı söylemlere göre hep yeni adaylar olsun diyerek sistemi değiştireceğiz gibi söylemlerler ve mahkeme kapılarını, şimdiye kadar göstermeyip seçim zamanında bu kapıları kendilerine seçim malzemesi olarak kullananlar bu dönem için hiç de hoş olmayan bir propaganda dönemine girmiş bulunmaktadırlar … Seçim demek mensubu olduğunun siyasi partiyi seçmek kadar ,siyasi partiden aday olan kişilere de bakmak ve siyasi partinin seçmenini, görmek anlamak bilmek tanımak ve ona göre karar vermek her zaman vatandaşın tercihi olduğunu bilmektir… Oy verecek seçmen, kendi iradesini devren seçilecek olana verecek ve girdiği oy verme kabininde vicdanı ile baş başa kendi iradesiyle oy verecektir…. Bu kanaatim her zaman var olandır … Bu seçimlerde tek zorluğun zaman ile mücadele olacağı ve Yüksek Seçim Kurulu’nun açıkladığı saat aralığında seçmenin mutlaka gidip oyunu kullanması gerektiğidir… Seçmen taraflı olabilir tarafsız olabilir kişileri genelde tanıyıp sevebilir. Taraf tutmak da tarafsız olup tanıdığı kişilere karma oy kullanmak veya kendi partisine mühür vurup , mühür içerisinde kafasında mevcut kişilere tercih yapması tamamen sandık başında olan seçmenin kaleminin ucundaki mürekkebin, kalbindeki adayların, seçimiyle, uyuşmasının bir sonucu olacaktır … Her parti kendi seçmenine olduğu kadar ,kararsız seçmende ikna gücünü kullanmak, ikna etmek zorundadır … Parti liderlerinin sorumluluğu bu konuda en fazla olandır… Her partinin kendi tüzüğünde aday belirleme şekilleri var olsa da bu seçim parti liderlerinin kullanacakları ‘kontenjan adaylarda’tesbit önemli bir durum arz etmektedir bu seçimde aday listelerinde yasal çerçevede kadınlarımızın da var olacağıdır.Kota ile aday listelerinde yer almak seçilebilmek için yeterli mi, değildir…İnşallah Meclisdeki kadın sayısı şimdikinden fazla olur diyelim… Ülkemiz coğrafyasında ‘Seçim’ her zaman renkli söylemlerle geçen ve seçmenin kendisinde seçme gücünü hissettiği zamanlardır, bu gücün toplumumuz yararına olması ve siyasi partilerin her zaman iktidar olacağız söylemlerinde yerini bulması ise temennimizdir… 

Özel Not 

Cuma, bereketin, huzurun, mutluluğun, dostluğun, birlik ve beraberliğin daha fazla hissedildiği, haftanın her gününe karşılık manevi açıdan önemi olan bir gün… 



Günler ne çabuk geçiyor, geçen her gün, ömrümüzün bir kitap sayfası oluyor… Her insanın ömür sayfasındaki kaderinin alın yazısı nasip ve kısmet ile sınırlı ve bizler bu inançla her evin bacasından çıkan dumanın devamı ve tütmesi için duacı olanlarız… Her günde olduğu gibi bilhassa Cuma günlerinde atalarımıza ve onlardan bize kalan maddi ve manevi mirasın ehemmiyetinde ve duasındayız… Böyle gördük, böyle büyüdük… 
Bugün yeniden Omorfo Öğretmen Kolejinde geçen yıllarında, babamın bıraktığı sarımtırak kâğıtlarda, Hüseyin Özdemir’in anılarını yine sizlerle paylaşmanın heyecanındayım… Babam 10 Kasım 1938 tarihinin duygularını anılarında, anlatırken o gün Kolejde Rum Öğrencilerin akülü radyolarında, Rumların dinlediği Rumca marşlarının çalmadığı, dikkatiyle kolejde büyük bir sessizlik göze çarptığını gözlemlediklerini yazan babam bu şekildeki sessizliği garipsediklerini ve akabinde üzücü haberi duyduklarını yazmıştır… Hemen bütün Türk öğretmen adaylarının bir yerde toplandıklarını, Atatürk’ün manevi huzurunda Türk öğrencilerin saygı duruşu ile üzüntülerini belirttiklerini, İngiliz öğretmenler ve Rum öğrenciler dâhil o gün Atatürk devrimlerinin yeniden konuşulduğunu, herkesin üzüntüsünü, tek tek ifade ettiğini, derin bir sessizliğin 10 Kasım gününe hâkim olduğunu anılarına özel not olarak düştüğünü okuyoruz… 1939 yılında 2. Dünya Savaşı için Mr. Wood’un Türk İslam Lisesi mezunlarını İngiliz ordusuna subay yazdığı günlerde kendisine Müftüzade’yi ve Arif’i İngiliz ordusuna yüzbaşı olarak yazdırdığını söylediğini ve teklifini yaparken , Kolej müdürüne dilekçeni yap ,senin subaylığın ,yüksek maaşın ve terhiste yüksek mevkiin hazır dediğini yazarken ,babam Binbaşı’lık için müracaat etsem olurmu diye sorduğunu, kolej yetkilisini Dr.Sleight’ın ona yok, Generallik mevkisine müracaat et daha iyi diyerek!! tepki verdiğini yazarken Mr.Wood’un babama dilekçeni yaptın mı sorusunu tekrar sorması üzerine Binbaşılık için dedim kabul görmedi, konusunu ilettiğinde kendisine verilen cevabın ‘O Zelandalı’ dan hayır mı beklersin cevabı ile karşılaştığını böylelikle subaylık ısrarından kurtulduğunu ve onları atlattığını ifade etmiştir… O yıllardaki asker yazılımları konusunu hakikaten merak edip kısa sürede araştırdığım zaman, internete Kıbrıs Tarihinin Bilinmeyen Bir Sayfasında Kıbrıs’ın Unutulan Askerleri ve İkinci DüNya Savaş’ında Kıbrıslı Katırcılar başlığında Sayın Ulvi Keser’in Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisinde var olan yazılımına ulaştım, yazdıklarını okuduğum zaman son derece değerli eskiye dayalı bilgilerin orda var olduğunu gördüm. O yılların yeniden okunması bu günlerin refahı ile karşılaştırılması ve Kıbrıs Türk Halkının o günlerde neleri görüp neleri yaşadığının öğrenilmesi gerektiğine bir kez daha kanaat getirdim… Babam notlarında daha sonraki yılda ikişer haftada altı defa uygulamalı derslerini , Kıbrıs’ın çeşitli bölgelerinde örneğin Poli, Çatoz, Malya, Yedikonuk, Angilisiya ve Haydarpaşa okullarında masraflar hükümetten ve amaç ise kolejin marka değerinin yükseltilmesi çerçevesinde yaptırıldığını yazarken her okuldaki uygulamalarından örnekler vererek o günlerin şartlarının nasıl olduğunu da notlarına eklemiştir… Daha sonraki yazımda bu notları sizlerle paylaşacağım. Kolejde ‘Brain Trust’ gecesi yapıldığını bu gecelerde öğretmenlerin sordukları soruların kura ile her öğrenciye tek tek sorulduğunu da öğrenmiş olurken müzik gecelerinde şarkıların / türkülerin Türkçe ve Rumca okunduğunu en çok beğenilen ve alkışlanan türkünün ise bu dörtlüğünün hep birlikte koro halinde Türkçe söylendiğini de hatıralarında yazmıştır… ‘Gelemem ben gidemem ben Her güzele gönül veremem ben Aç kolların sar boynuma Üşüdüm gelemem ben… ‘ Ne güzel, ne anlamlı ne kadar duygu yüklü türkülerimiz olduğunu da bizlere hatırlatan olmuştur… Pazartesi buluşmak niyetiyle hepinize hayırlı cumalar…

Kanaatkâr Ol

Kalp kırmak kolaydır… Kırılan kalbin onarımı zordur… Günümüzde, usul hal ile anlatım, eleştiri, haber en uygun tavır olmalıdır. Zaten bunun dışındaki davranışlar kişinin kendi kültüründe ki birikiminin dışa vurumundan başka birşey değildir. Böyle davrananlar elbette kendilerine benzer kişileri de etraflarında toplayanlardır. Halbuki bu geçici dünyada Allahın insana bahşettiği konuşma kabiliyetini kullanmak hiç ama hiç bir insan için zor olmadığı gibi, sivil toplum örgütü olsun, sendikal faaliyet olsun, gazeteci olsun, siyasetçi olsun, tv yorumcusu olsun, alanında uzman kişiler olsun hadiseleri ifadede irite edici olmamasını ,bilmeleri ve yeteneklerini bu yönde kullanır olmalarını gerektirenlerdir… Elbette ülkemizde bazı işlerde hani derler ya , elde olmayan sebeplerden ötürü, bazı aksaklıkların var olduğunu görüyoruz. Bu her zaman iyinin unutulmasını gerektirmez. Bu aksaklıkları ifade edenlerin üslubu ise her zaman kayda değer, fayda sağlar; ama bazı kişilerin fayda sağlamayan üslubu eğer ne şekilde olursa olsun, rant sağlama yönünde kırgınlığı motive ediyorsa bu ancak toplumsal faydaya verdikleri zarar olur… Beyanatların ,son dakika haberlerinin, havada uçuştuğu, günlerden geçiyoruz… Konu sıkıntısı yoktur. Şimdiki merak , siyasi partiler kimleri aday gösterecek, nasıl bir yöntemle seçecek, kim aday olacak, kim olamayacak, seçim sonucundan sandıklardan iktidar çıkarmı ? Çıkmaz mı ? Yeni seçim yasasına göre seçmen oy kullanılırsa hata yapar mı? yapmaz mı ? O siyasi parti mensubu bunu yaptı ,öbürü bunu yapmadı, onun hakkında bu söyleniyor derken ,anketler yalan söyler mi? Söylemez mi? Diye yazılı, çizili konuşulur günler geçecek ve bu masal hiç bitmeyecek gibi günlerce gündemi meşgul edecektir… Şimdiden gazetelerden ‘mesajlarda’ göndermeler başladı, şahsıma da Sayın Levent Özadam dün gazetesinden mesaj göndermiş… ‘Sayın Tülin Berova, seçim yazılarına epey yoğunluk verdiğinize göre, acaba adaylık bu kez kesin mi? Kadın kotasının yükseltilmesi, sizin için iyi bir avantaj olabilir. Güçlü bir yürek olarak değerlendiriniz deriz’ diye yazmış … Sağolsunlar Star Kıbrıs gazetesinde yazdığım yazılarımı, okuyorlar. Konularımı takip ediyorlar… Yazı içeriklerimde konu siyaset olsun, güncel olaylar olsun, ne olursa olsun, köşemde, yılların bürokratik ve siyasi tecrübemin, yalın bir anlatım mahiyeti her zaman var olandır… 38 yıl siyasi bir partinin kaç kez genel seçimine, kaç kez yerel seçimine, yetkili kurullarının en üst kademesinde hizmet etmiş, köy gezilerine katılmış, ayrıca seçim zamanında, aday saptama komisyon üyeliği yapmış bir kişi olarak elbette fikirlerimi yazacağım, yazmaya da devam edeceğim, ama bu aday olacağım anlamı taşımamalıdır… Yine de ‘Güçlü bir yürek’ denmesi ile siyasette geçen yıllarımın bir nevi özetlenmesi şahsen beni bu mesajda sevindiren cümle olmuştur… Seçime giderken çok şeylerin konuşulup yazılacağı günlerdeyiz… Temennimiz kimsenin kimseyi kırmadığı bir propaganda dönemi olmasıdır… Yaşayıp göreceğimiz çok şeyler vardır… Mevlana’nın deyişindeki ‘Kanâatkâr oIanIar en büyük zenginIiğe sahiptir’ sözü ise mutlaka bu dönemde hatırlanır olmalıdır…