Month: December 2017

Bacadan gelen bir kese altın

Bir senenin arkasından konuşmak Ne kadar doğru olur bilmiyorum… Esasında kimsenin arkasından kötü söz söylemeye, veya kişilere karşı saygısızca davranmak hiç bir zaman gündemimizde olmadı… Hiç bir yılı küçümsemedik …Yaşanan ne varsa nasip kısmet, takdiri ilahi deyip kabul ettik diyenlerin, varlığına sebep, sabır olduğunu geçen her yılda her hadisede kalkan olarak sabrın ve tahammülün kullanıldığı ve bilinir davranış şekilleri olduğunu gördük. Yeni Yıl 31 Aralık gecesinin 00.00 dan sonra evinizin misafiri olurken çoğu insan bilhassa evin çocuklarının yoğun isteği ile evlerinin bir köşesine ‘Yılbaşı Ağacı ‘ koyar genelde canlı veya cansız bu ağaç çamdır… Ağacın bir de hikayesi olduğunu okudum, Yeni yıl ağacı yapraklarını dökmemesi nedeniyle bir bakıma ölümsüz bir hayatın simgesi olarak kullanılmış olması akla yakın dedim…Ayrıca, günümüzdeki Noel ağacının Almanya’nın batısından kaynaklandığı düşünüldüğünü 24 Aralık tarihinde Almanların evlerine böyle bir cennet ağacı diktiklerini, üzerine Komünyon’daki kutsanmış ekmeği simgeleyen ince, hamursuz ekmek parçaları astıklarını, bunların yerini daha sonra değişik biçimlerdeki çörekler aldığını,ayrıca bazı yerlerde İsa’yı simgeleyen mumlar eklendiğini, Noel mevsiminde ağaçla aynı odada Noel piramidi de bulunduğunu 16. yüzyılda Noel piramidi ve cennet ağacı birleşerek Noel ağacını oluşturduğunu okudum… İngiltere’ye 19. yüzyıl başlarında ulaşan Noel ağacı, Kraliçe Victoria’nın eşi Alman Prens Albert’in desteği ile bu yüzyılın ortalarında yaygınlaştığı ,O dönemde Noel ağaçları, dallarına kurdele ve kâğıt zincirlerle asılmış mum, şekerleme ve keklerle süslendiğini, göçmen Almanların Kuzey Amerika’ya 17. yüzyılda götürdükleri Noel ağacının 19. yüzyılda moda olduğunu,bu geleneğin Avusturya, İsviçre, Polonya ve Hollanda’da yaygınlaştığını, Japonya ve Çin’e 19. ve 20. yüzyılda Amerikalı misyonerlerin Noel ağaçlarını tanıttığını ,ince işlenmiş kâğıt süslerle donatılmaya başlandığını öğrenmiş oldum.Ülkemizde özellikle çocukların Noel baba kıyafetleri ile ortada gezindikleri evlerine ağaç süslerken hazır satılan renkli cam toplar, yanıp sönen elektikili renkli lambaların ağaç dallarını süsledikleri küçükten büyüğe ağaç kesmek yerine hazır çam ağaçlarının alındığını,evlerde bir köşede bu ağacın yer aldığı bir zamanı istesek de istemesek de yaşıyoruz… Noel babaya gelince ; ‘Bütün dünyada Noel Baba olarak tanınan Aziz Nicholaos, Türkiye’nin Akdeniz kıyılarında önemli bir Lykia kenti olan Patara’da doğmuştur.’ Patara refah içinde bir kent orda yaşayan ,zengin mi zengin bir buğday tüccarı var, oğlu Nicholaos doğduğunda ana ve babanın sevici ve çocukları olması adına yaptıkları adakların meyvesi olarak görülen bir çocuk… Fakirlerin kurtarıcısı olarak kabul gören bir evlat… Mucizeler yarattığına inanılır… Yıkılan bir kilisenin taşları altından kurtulmuş annesine sevinç sebebi olmuştur…Babasının ölümü ile bütün mirasın yönetici olan genç adam Patara’da fakirleşen ve kızlarını evlendirmeyecek bir ailenin kızlarını satmak üzere iken, onların gece evine bacadan girip bir kese altın bırakan adamdır…Daha sonra da yardım istediğini düşündüğü her ailenin penceresi kapısı kapalı evlerinin bacasından yardımları atan ve artık Noel zamanı bu paraları bacadan attığı için adına baba ilavesi ile kendini belli eden olmuştur… Hikayede yer alan gelişme ile çocuklara oyuncak da attığı için ünü dünyada yayılmış reklam dünyasında dükkanların önünde simge olmuştur… Ülkemize kadar sirayet eden bu ağaç ve Noel baba aşkı vardır…Seçim atmosferinin en hızlı yoğunluğunda ve gecesinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, saatlerin değişmesi nedeniyle ilk defa Türkiye’den bir saat sonra 2018 yılını karşılayacaktır…Bu seçim döneminde bacadan atılacağı varsayılan hediyeler olacak mı? Varsa elbette duyulacaktır…İşin soğuk esprisi budur… Her ailenin kendi bütçesi çerçevesinde kuracağı mütevazi sıcak bir sofrası mutlaka vardır… Sofradaki konuşmalarda gündem seçim olarak menüde var olandır… Seçmen istikrar ve iktidar için masadan mühür kararını perçinleyerek kalkacak olandır… Yeni yıl ,sevgi yılı, yeni yıl vefa ve güvenin, yeni yıl ülkemizin ferah ve güneşli ve bereketli sağlıklı günlerine kapı açsın… Yeni yıl sağlıklı düşüncelerin yılı olsun. Yeni yıl kutlu olsun…

Advertisements
Yılanın stratejisi

Yılanın stratejisi

Şans, kişilerin düşünme gücünün pozitif yönde içselleştirilmesi halinin insanda yarattığı bir güç mü? Kanaatimce sorunun cevabı evettir… Çoğu kez her insan, şanslı olup olmadığı hususunda kendini mutlaka sorgular… Bazı kişiler, olumlu bütün yaşantısını; şans, olumsuzlukları ise; şanssızlık olarak nitelendirir. Peki, “şans nedir?” diye bakacak olursak şansın, mantıkla açıklanamayan birtakım rastlantısal olayların nedeni olan güç, baht, talih, olduğu gibi bir kimsenin bilgi ve emeğinden çok rastlantı sonucu elde ettiği elverişli durum olduğu anlaşılır… İnsanlar bazen “ben niye şanssızım” diye hayıflanırlar… Hayıflanmanın ötesinde mutsuzluğa doğru yol alırlar… Böyle bir durumda kim, kime ne yapabilir ki… Hiç kimse… Böyle durumlarda, belki de kişilerin özgüveni kendi kendilerine bahşettikleri en büyük şansıdır… Benim bahtım kara diyenler de vardır… Bu gibi negatif söylemler ve düşünce tarzı kişilere açılması muhtemel şans kapılarının sanki kilidi oluyor… Karamsarlık son derece tehlikeli bir duygu… Bu duyguyu taşıyan insanların bir bakıma hırsları akıllarının ötesinde gidenlerde daha çok görülmekte ve gittikçe ruhsal durumun bozuluşu bu çerçevede genişlemektedir… İnsanlar neden şanslı ya da şanssız olduklarını çoğu zaman tam olarak bilemeseler de düşünceleri ve davranışları hele şimdiki sosyal medya dünyasındaki yazılımları ile kendini belli eden olmaktadır. Paylaşımlar büyük ölçüde kişinin mevcut durumundaki konumunu açıklıyor. Çoğu zaman kendimi mutlu, yorgun, terkedilmiş, sevinçli, üzgün diye özellikle Facebook sayfalarında ‘ne düşünüyorsun’ hazır yazılımlarda ifade durumu kolaylıktan öte bir paylaşım şekli ile kişilerin o anki hissiyatına tercüman olmaktadır… Kendinizi şanslı hissetmeniz için birçok sebebi kendinizin yaşayarak tespit ettiğiniz doğrusu her zaman vardır… Şans fırsatlarını yaratmak siyasette de son derece önemli bir faktördür… Olumlu beklenti, başarılı çalışma, sezgilerinizi kullanarak önlemleri alırken, adımınızı atarken, bilgilerin geri dönüşümünde, kaynakların birçok yerden size ulaştırdığı bilgileri, toplu olarak değerlendirebilmek şansı, sizde var olan gücü, su yüzüne çıkaracak ve mutlaka şansınıza yansıyacak olan kısmın kesin sonucu olacaktır… Kişilerde çevresine bakış şanslıyım diyenler ve şanssızım diyenlerin farkı ile ortaya çıkar… Şansızım diyenler yeniliğe kapalı fırsatlardan kaçan kendisi ile barışık olmayan insanların tavrıdır… Şanslıyım diyen kişilerin fırsat özgürlüğü geniş olandır… Şanslı olmak için şansınızı kendiniz yaratmanız gerekiyor… Şans için değişik yerlerde değişik tarifler vardır… Mütevazı olmak ve fakat bu mütevazılığın sahte olmaması her açıdan son derece önemlidir… Bazen aracınıza kalabalık bir yerde gireceğiniz mekâna yakın bir yerde park yeri bulduğunuz için şanslıydım diyebilmek sizin kendinizde bulduğunuz şansın belki de en samimi şeklinin kendisidir… İnsan ilişkilerinin çokluğu ve yüksek donanım varlığı her zaman şans için bir etkendir… Bütün başarıların temelinde ise çok çalışmak vardır… Gündemimizdeki siyasetle şansı kıyaslamak gerekirse en basit ifadesiyle diyebiliriz ki; kendine güvenen insanların bir arada olduğu siyasal kurumlarının adayları kendi farkındalıkları ile bir diğerinin, yani müteselsilden tüm adayların sinerjisi ile şansı üzerine çeken ve çoğunluğu sağlayacak milletvekili sayısı ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Meclis’inden tek başına bir iktidarı çıkaracak seçmene sahip siyasal parti olacaktır… Seçime giden vakit oldukça daralmıştır… Sun Tzu tarifi ile her zaman her hamleye cevap verebilecek strateji son derece önemlidir… Hayat mı? ‘Başarılı bir hareket başına vurulduğunda kuyruğu ile kuyruğuna vurulduğunda başı ile orta kısmına vurulduğunda hem başı hem kuyruğu ile hareket eden hızlı bir yılan gibi olmalıdır… Akıllı hareket, her zaman üstün kılınan hedeftir…

Seçmenin mühürü

Seçmenin mühürü

Etkilendiğiniz gibi bir diğerini etkileme konusunda uzman olmanız gerekmez… Hani derler ya etten kemikten ne de olsa insan tabi ki insan etkilenir doğrudur … Duyu organlarının verdiği ve insan vücudunda uyandırdığı davranış şekilleri çeşitli şekillerde tezahür eder… Bir insanın ikna olabilmesi için diğer insanla olan ilişkilerinde ortak bir noktanın mutlaka bulunması yani örtüşmesi gerekir… İkna kabiliyeti duyuların hareketi ile başlar … Nasıl ki Mevlana ayni dili değil ayni duyguları paylaşanlar anlaşır dediği gibi… Duygusal bağ çoğu kez ikna olmanın ilk basamağıdır… Çoğu hayati gerçek hikayeler,insan hayatındaki süreçte duygulardaki aksi tutumu ortadan kaldırır… Ülkemiz sınırları içerisinde memleketim insanı birbirini tanıyan seven, doğumunda, düğününde ,ölümünde iyi ve kötü gününde mutlaka birlikte olanlardan oluşuyor… Küçük yerlerde sen o siyasi parti ben bu siyasi partiliyim konusu dostlukların arka planında yer alandır. Düşüncelerin zıtlığı olsada bir merhabayı kimsenin kimseden esirgemediği yüreklere sahip olanlardır… Doğumlarda , düğünlerde karşılıklı birbirlerine armağan alanlar,komşulukta, ayni köylerden olanlar ve cenazelerde beraber ağlayanlardır… Bu kişilerin birbirini ikna edebilmesi de son derece kuvvetlidir ve ihtimal ötesi bir hakikattir… Az olan şeyler ,nadir bulunan eşyalar daima talebi arttırır hani derler ya yükte hafif pahada ağır bu gibi alımlarda kişiler özenle davranırken azın ehemmiyetinde ve kaybetmeme adına ona doğru yönelme pazarlama tekniği gibi olsada kişilerde ve adaylarda da seçici olma yönünde hareket kişilerin kendilerini ikna etmesindendir. İkna kabiliyetinde otorite olmak son derece önemlidir.Otorite ise herhangi bir konuda bir şeyin yeterliliğine herkesi inandırarak bir kişinin kendine sağladığı itaat ve güven; hâkimiyet ve emretme gücü; yaptırım koyma ve kullanma yeteneğidir. Otorite kuran insan denge unsuru olandır… Söz yabana gitmesin diyerek ve affınıza sığınarak SÜTEK’de müdür olduğum yıllarda bir haber başlığında sütte otorite kurum diye bir gazete manşetinde yer almaktan dolayı son derece gurur duymuştum… Araştırmacıların da yazılımlarında başka örnekleri ile yer alan bu hususlarda kişilerin beğendiği ve hoşlandığı kişilerden etkilendiği ve ayni doğrultuda hareket ettiği de ayrı bir gerçektir… Nitekim bizler ve bizim gibi bir çok insan annelerinin babalarının kültür ve gelenekleri özümsemesinin yanında siyasi görüşü doğrultusunda yol aldığı ve onların bu eğilimden yana olduğu bilinmektedir, örneği ise çoktur… Bir çoğumuz toplumsal eğilimden de etkilenmekteyiz… Tanıdık kişilerin yaptıklarına da bakıp karar verebilmekteyiz… Çoğunluğun bir bildiği vardır gerçeğinden uzak değiliz… Her birey kararını verdimi sonucunda kararı doğrultusunda hareket edendir…Zaten karar,herhangi bir durum için tartışılarak verilen kesin yargı, hüküm olduğu gibi, insanın hayatındaki dönüm noktasıdır. Bu kararlılık ise çoğu kez insanı saygılı kılandır… İkna etme kabiliyeti bir meziyet olma ötesinde ayrı bir yetenektir… Bu yeteneğin ise kullanımı liderlerde başarının yolunu siyasette açabilecek bir anahtardır… Seçim tarihine oldukça yakınız ve seçmen istikrarlı bir sonuç için büyük bir çoğunlukla ikna edilmiştir…Aynen bu sözün ifadesindeki gibi… ‘Demokratik çözüm; sabır, tahammül, ikna ve inandırma faaliyeti demektir.’ Seçmen mühürünü kullanacaktır… Kaosa hayır diyecektir… Memleketimizin bu dönemde istikrara ve tek başına bir hükümete ihtiyacı vardır… Seçime sayılı günler kalmıştır… Heyecan doruktadır…

Yüzünü güneşe dön

Yüzünü güneşe dön

Zamanın getirdikleri yine zaman alıp gidiyor.. Önemli olan bu zaman içindeki hayat. Zamanın faydalı kullanılması için her gün bir plan ve strateji mutlaka şart. Gaylesi beni tutmadı ne isterse olsun demek kişinin kendisine yapmış olduğu en büyük vurgun olur.Haksızlık olur… Her günde ne yapılabilir düşüncesi sabahın erken saatlerinden itibaren aklı yorar. Çalışan veya çalışmayan kendine bir yön çizer.. Rutinde bir gün içine esasında çok şeyler sığdırıp vaktin arkasından gitmek kabil… Ancak adeta hızla koşan vaktin arkasından giderken sağlık konusunda kendinimize zaman ayırmanız mutlaka gerekli olandır… Bütün bu işlemleri yaparken vakitde geçiyor tabi.. Vakit ..öğrenci için ayrı, çalışanlar için ayrı,evdekiler için ayrı yani sözüm o ki her kişiye göre ayrı bir kullanımda.. pahalı bir oyuncak… Kimisi bu oyunu oynarken kırıcı kimisi ise hakikatli ve denge unsuru olan, hoşgörüyü kendine şiar edinendir… Bu günlerde kıymetli olan vakit siyasi partilerin ve siyasi partilerden aday olanların elinde olan ve parti programları ile yola, mahalleye, sivil toplum örgütlerine, daha bir çok kesime ziyaretler ile değerine ulaşıyor… Seçim için siyasi parti için herkes kendi nezdinde kendi partisine kendi adayına sahip çıkmak adına ya sosyal medyada, ya akraba ziyaretlerinde ya da eş dost arkadaş ortamında konuyu yani seçimi gündeme getirmekte ve oy istemektedir… Yapamam yok denilmemelidir. Ulaşılan her ses kendi içindeki tonuyla karşısındakine tavrını ses rengi ile verendir. Bir bakışın bir iç çekişin bir ahın anlamı büyük olan günlerden geçiyoruz… Adaylar arasında mecliste olanlar vardır.Seçim geçirip sandıktan çıktı dedikleri o zamanı bilenler vardır. Halkın içinde olanlar. parti tabanını bilenler, kişilerin kişiler arasındaki münasebetini bilenler vardır.Kendi partisi içinde seçmenini yani üyesini ismen tanıyan bilen onlarla bir şekilde hukuku olanlar vardır … Yeni siyasete girecek adayların hemen hemen hepsinin yüzlerindeki tebessüm onların siyasette ısındıklarının bir göstergesi olmaktadır… Seçmenin ne yapacağına karar verdiği sonuç parti mensupları için geçerli olandır. Hani diyorlar ya sessiz bir çoğunluk elbette vardır… Bu kitle daha ziyade televizyon programlarına çıkan toplu programları ve tekli programları izleyerek fikir yürütüp aday üzerinde temsil ettiği siyasi parti üzerinde de izlenimlerini harmanlayarak ne yapacağına karar verecek olanlardır..Çoğu zaman da mantık çerçevesinde bak ben bu adayı gerçekten tanıyorum ailesini biliyorum ne güzel konuşuyor izah ediyor diyenlerin çokluğunda bir izleyici kitlesi olduğunuda görüyoruz, işitiyoruz…Seçimin tarihinin kış günlerine rast gelmesi nedeniyle açık hava mitinglerinin henüz şu anda programlara dahil olup olmadığı biliniyor ve kapalı alan toplantılarının oldukça ilgi gördüğü haberlerde izleniyor … Kapalı salonlarda milletvekili aday tanıtımlarının Cumartesi günlerinde yapan Ulusal Birlik Partisinin Kadın Kollarının Yeniiskele, Mağusa,Güzelyurt, Lefke, Girne ve son olarak Lefkoşa merkezde yaptığı toplantılarda gerek 3.Cumhurbaşkanı ve UBP Onursal Başkanı Sayın Dr.Derviş Eroğlu gerekse Ulusal Birlik Genel Başkanı Sayın Hüseyin Özgürgün birlik ve dayanışmanın bu dönemdeki önemine değinip seçmenden biz, b1riz, birlikteyiz diyerek istikrar için UBP’ne mühür vurulmalıdır diyorlar…Sonuç mu? Güzel bir ata sözü … ‘Yüzünü güneşe dön, gölgeler arkanda kalsın…”

KKTC ‘de istikrar sağlanacaktır..

Nasıl “tarih tekerrürden ibarettir” denilmişse hayatta ailelerin yaşadıkları, geçirdikleri süreç de aynen öyledir… Düşüncelerin içinde öyle bir an vardır ki insan geçmişten gelen bir anıyı şimdiye taşıdığı bir yana gelecek için de deftere yazar olur…

Cuma günleri insan kalbinin manevi değerlerde çok hassas bir atışı vardır. Kalbin içinde birikmiş olduğunu sandığı kendi vicdanında kara deftere yazdığını sandığı, kinini, öfkesini, sevgisini, gururunu, yaşanmış her ne varsa hepsini düşünür olur. Yaşam bu düzen üzerine kurulu ise de su üzerine yazılan yazı misali izi de çabuk silinir olur… Cuma günleri ise düşüncelerde mevcut bütün hesaplaşma dua ile yapılır, manevi huzur sağlanır.

Evet, babam Hüseyin Özdemir Larnaka kasabasındaki anılarına notlarında epey yer vermiştir. Lefkoşa Rüştiye okuluna giriş sınavları için okuldan sekiz öğrenciyi imtihana hazırlayan babama müdür Niyazi efendinin kendisine vazgeç Larnaka’dan öğrencileri geçirmezler demiş olmasına rağmen yılmadıklarını, ailelerin verdiği birer Kıbrıs Lirası ile Lefkoşa’da bir başka muhitte öğrencilerine ders çalıştırırken Niyazi efendinin ricası ile Limasol’dan akrabaları Ali ve Cemal’i de çalıştır ne olur dediğini, sonuç olarak sınav başarısı bir yana öğrencilerin burslu okuma hakkı elde ettiklerini anılarına not düşerken, Lefkoşa’da Kitapçı Deniz’den tanesi 5 KL( Kıbrıs Lirası) ‘dan 8 keman aldığını öğrencileri ile müzik aletleri üzerinde çalışıp, orkestraları ile küçük klasik parçaları seslendirdiklerini de yazmıştır…

Larnaka’da son hizmet senelerinde kendilerine tehdit mektupları yazıldığını ancak bu tehditlerin onların kahveye gidişlerini, radyonun sadece kahvede olması dolayısıyla savaş haberlerini oradan halkla birlikte dinlediklerini, Ankara’dan uzun dalganın verebildiği haberler ile marşların mesajını anlamaya çalıştıklarını bu mesajlara göre milli duygularının daha da derinleştiği hep yazdıkları notlarında kayıtlı ve var olanlardır…

Yıllar eskidir ve 1940 -1945 arasıdır. Savaş nedeniyle Larnaka’da gittikçe azalan öğrenci sayısı ve şehir içindeki okula taşınma faslı olduğu, yeni okula İngiliz askerlerinin yerleştiğini, okulun boşaltılması aşamasında telefon cihazını kendilerine vermek isteyen İngilizlere, müdürün hayır dediğini de yazan babam o dönemde Eğitim Encümenine her kazadan bir öğretmenin katıldığını, zamanın sorunları arasında Türklerin idari yapıdan şikâyetlerinin İngiliz vali tarafından saptanırken Evkafın Türklere devredilmesi, çiftçilerin borçlarının ertelenmesi, orta okul açılması, Türkiye’den öğretmen getirtilmesi konusu öncelikli istekler arasında olduğunu yazmıştır… KATAK kurulduğunu Bunun ‘Kıbrıs Adası Türk Azınlıkları Koruma’ ile mükellef olduğu zamanları da yaşadığını ifade eden babam Larnaka Türk-Rum Belediye Meclisi üyesi Sayın Suphi Kenan’ın Hammallar Lokalinde toplantı düzenlediğini nisap olmadığı için toplantının tehir edildiğinde, nisap yoktur söylemini yanlış anlayan birkaç kişinin hesap isteriz şeklinde istenç belirmelerini de notlarına eklerken halkın kendi anlayış biçimine uygun konuşmanın o yıllardaki önemine ayıca dikkat çekiştir…

O gün bu gün bu anlayış şeklinin siyaseten önemi hala daha kendini hissettirendir… Vatandaş kendi konumuna göre konuşma yapılmasını istemekte, izahatın ise basit ve anlaşılır olmasına dikkat etmektedir… Nitekim Seçim sistemindeki oy verme konusundaki tariflerde olduğu gibi… Kısa öz ve anlaşılır bir tarif istenmektedir… Bu günlerde milletvekili adaylarının özgeçmişleri okunurken akılda kalanlar kişilerin öz geçmişlerinin, mesleklerinin kısa ve öz tanıtımıdır… Köklü ve örgütlü partilerin avantajı seçmen ile özdeşleşmiş olmasındandır… Bu gün hala daha kök partililerin unutulmadığı ayrı bir gerçektir… Günlerin geri sayımla sandık gününü, yaklaştırdığı zamandayız… Sandıktan çıkacak sonuç ise iç barışı perçinleyecek olması yanında, Kıbrıs konusunun gündemdeki yerini de koruyacaktır.

Milli Mücadele ve Şehitler Haftasında Kıbrıs Türklerinin vatan toprakları için kendini feda etmesi unutulmayacaktır… Tüm şehitlerimizi minnet ve rahmetle anarken, yaşanmış olan hakikatlerde bir kez daha seçmen iradesini mührü ile ortaya koyacak ve istikrar KKTC’de sağlanacaktır… İnanç budur ve Cuma günün duasında bunlar bariz olan gerçeklerin manevi hissiyatıdır…

40 Yıllık hatır 

40 Yıllık hatır 

Bir kahvenin kırk yıl hatırı vardır deyişindeki 40 sayısının önemi kültürümüz içerisinde esaslı yer tutan bir rakamdır… Bazı anlatımlarda filozofların her şeyi sayı ile açıkladıkları sayıların gizli ve sembolik güçleri olduğu varsayılmaktadır…40 sayısıda oldukça gizemli bir rakam olarak birçok zihinde yer edendir… Örneğin ‘bir’ sayısının taktiği ve yaradanı simgelediği için bütün inanç sistemlerinde kutsal olduğu bilinmektedir … Mesela 72 bolluğun simgesidir diye biliniyor… 12 sayısın gizemi ise gökyüzündeki oniki yıldız grubunda kullanılması ve burçlarında bu sayı kadar olduğu diye ifade edilmesindendir…Sayıların 40 dan başlayan, anlam serüveni nedir? diye bu konuda merak işte! neler yazmışlar diye baktığım zaman bir anlatımda; ’40’ sayısının daha ziyade İslam toplumunun günlük yaşamında en çok kullanılan sayı olduğunu, İçinde kırk sayısı geçen isim ve deyimlerin bazılarının ; Kırkpınar, kırk haramiler, kırk-ikindi yağmurları, kırk dereden su getirmek, kırk bir kere maşallah, kırk ev kedisi, kırk para, kırk yılın başı, kırk yılda bir, kırk yıllık dost. kırk katır mı-kırk satır mı, bir fincan kahvenin kırk yıl hatırının olması… Kırk sayısının özel ve uğurlu bir sayı olduğuna, bazı tabiat varlıklarını temsil ettiğine çok eski çağlardan beri inanıldığını okudum … Çoğumuz hatırlayacağız Yeşilçam filimlerinde kötü yola düşmüş kişinin hamama giderek kırklanması ,kırk tas su ile yıkanmasının onu günahlarından arındırdığının sanılması,yeni doğan bebeğin kırkıncı gün değişik bir yöntemle banyo yaptırıldığı gibi 40 sayısının dinde, matematikte, astronomide, astrolojide, edebiyat ve tasavvufta ayrı ayrı anlamlarının da var olduğu ifade edilmekte olduğunu birçok yerde okudum, gördüm… Yine baktığım başka bir metinde Kırk sayısının eski Mısırlılarda gök varlıklarının kendi yörüngeleri üzerindeki dönüm sürelerini gösterdiği, Tevrat’ta da insanın yaş dönemlerini belirtiği vardır. Muhtemelen ‘kırkından sonra azmak’ veya ‘kırkından sonra saz çalmak’ deyimleri de buradan kaynaklanır. Eski doğu ülkelerinde, Hindistan’da ve Türklerde büyük önem taşıyan kırk sayısı sonradan İslam inançları içersine girdi. Kırk sayısı Kuran’da ve onun hükümlerine dayanan hadislerde de geçer. Bunların biri de insanın 40 yaşında olgunlaşması ile ilgilidir. Hz. Muhammed’e 40 yaşında peygamberlik verilmesi, İslam dininin doğuşu sırasında ona ilk bağlananların kırk kişi olması, kadınlarda hamileliğin 40 hafta kadar sürmesi de bu sayının kutsallığına olan inancı geliştirdi. İnsanın malının kırkta birini zekat olarak vermesi de bununla ilgilidir. Ayrıca, insanlar tarafından Nuh tufanının 40 gün süren yağmurlardan sonra oluştuğuna dair bilgilerde mevcuttur…Tanrının Hz. Adem’in çamurunu 40 gün yoğurduğuna, dünyanın sonu yaklaştığında Mehdi’nin kıyametten önce 40 yaşında ortaya çıkacağına ve kırk yıl yeryüzünde kalacağına inanılır olması da ilginç yazılımlarda var olandır. Doğum yapmış kadınların çocukları ve ölüler için doğumdan ve ölümden sonra, 40 gün geçmesi daha sonra şerbet ve lokma dağıtılması ile ‘kırkı çıkmak’ deyiminin kullanılması da 40 sayısının özelliğine olan inançla ilgili olduğu konusu da okuduklarımız arasındadır… Belkide masallardaki 40 gün kırk gece düğün yapmışlar söylemi de hep 40 ın meziyetli bir sayı olmasındandır…Zaten bana bir harf öğretenin 40 yıl kölesi olurum deyimideki anlam büyüklüğü de bundan olup , 41 kere maşallah denmesinin de bir hikmeti vardır… Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde seçimlere giderken yazıya neden sayılar girdi konu oldu derseniz, elbette o sayılar iktidara gidecek adımların toplamı olduğu içindir. ‘ 5 yıl seçimsiz bir dönem’e ülkemizin istikrar için iktidara ihtiyacı vardır… Seçmen sandığa gidecektir… Seçime 16 gün kalmıştır…

Hassas davranmak

Hassas davranmak

Bazen sil baştan okunmaya başlanan kitapta gelişi güzel ara sayfalar da okunur. Bu bütünün hepsinin okunmasına engel teşkil etmez. Hayat içerisinde yani geçmiş yılların toplamı içinde nice acı,sevinç, mutluluk,hastalık,iyilik hepsi var olandır… Bizler şanslı çocuk olduğumuzu farz etsek bile bu farzın içinde Kıbrıs’ta yaşanan mücadele dolu yılların içinde korkuyu gören, korktukça hırslanan ve vatanını korumak adına savaşan kişilerin çocukları olarak büyüdük…Yarım asırı devirdik bu yaşa geldik hala daha sınırdı, kapıydı, kimlikti,pasaporttu, Enosis,Eoka derken yılların bitmeyen öfkesindeyiz…. Öfkemiz geçecek gibi de değil… Geçmişi unutun yeniden başlayalım askersiz, sınırsız bir Kıbrıs istiyoruz diyenlere mi inanalım…Yok hayır, artık rumlara ‘güven’ miyadını doldurmuş bir ilaçtır… Bu güvenin yeniden ihdası mümkün değildir… Bu kadar açık ve net sevginin ,saygının yıprandığı yerde güven yerlerde sürünen olur… Daha geçenlerde Türkiye Cumhurbaşkanı Yunanistan ziyareti esnasında Yunanistan Başbakanı Çipras ne diyor 43 yaşındayım hala daha Kıbrıs! ya biz ne diyelim… Nerdeyse Çiprasın yaşının iki katı olan insanlarımız hala daha aramızda beraber yaşlanıyoruz…Adaya barışı getiren Türkiye’ mi kabahatli , bir de Türkiye’ye işgalci diyorlar… Hiç akıllanmayacak kafa yapıları var… Başka Ne diyor Aleksis Çipras: ‘Lozan Anlaşması’nın güncellenmesi için 9 diğer ülkeyi de aynı masaya toplamamız lazım. Yunanistan’ın toprak bütünlüğüyle ilgili olarak herhangi bir durum söz konusu değil. Gerçek biraz karmaşık kanaatimce. Bizim hükümetimiz Yunanistan vatandaşı Müslümanlarla ilgili hassas davranmaktadır. Azınlık konularıyla ilgili, yaşam standartlarının yükseltilmesiyle ilgili adımlar atılması gerektiğine katılıyorum. Ancak Yunanistan’daki Yunan vatandaşlarıyla ilgili konular başka ülkeleri ilgilendiren konular değil, bu bizim meselemiz. Sayın Erdoğan’ın Ege’deki ve Kıbrıs’taki fikir ayrılıklarıyla ilgili bahsettiğini duydum. 43 yaşındayım ve bu mesele sürekli tartışılıyor. Sevgili Cumhurbaşkanı bu durum 43 yıldır devam ediyor. 43 yıl önce yasadışı bir işgal olmuştu bu nedenle bu konu ortaya çıktı.’ Sayın Erdoğan cevabı ile ona ayrı bir ders veriyor; ‘BEN DE 63 YAŞINDAYIM CİDDİ BİR TECRÜBEM VAR’ Recep Tayyip Erdoğan: Her şeyden önce Batı Trakya’da baş müftü meselesinin atanmış veya seçilmiş olması konusu ciddi bir yaradır. İnanıyorum ki Sayın Çipras gerekli adımı atacaktır. Bir diğer husus, bunu iç mesele olarak görülmesi hoşumuza gider ancak müsaade ederlerse ricada bulunuruz, çünkü soydaşımızdır bu insanlar. Kıbrıs konusunda da ben de 63 yaşındayım, bu işi çözmenin yollarını arayacağız. Ciddi bir tecrübem var, takip ettiğim süre var. Bu takip ettiğim sürede minderden kimin kaçtığını da biliyorum. İki de bir Kıbrıs’taki askerlerimiz konuşuluyor.Tamam da Yunanistan asker bulundurmadı mı? Eğer Kofi Annan’ın planı uygulansaydı bunlara gerek yoktu. Kim bu plana ters hareket etti, Güney Kıbrıs. Temenni ederim ki daha ortak çalışır ve birçok konuyu birlikte ele alır sorunları çözeriz. ‘diyerek karşılıklı beyanatlar verildi … Güney Kıbrıs’ta seçimler vardır. Yunanistan dışişleri bakanı Nikos Kocais Kıbrıs sorununu yalnız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın çözebileceğini Meclis’lerinde dile getirmiş ve kendilerinin bu güne kadar unutulmuş konuları da ortaya çıkardıklarını söylerken Kıbrıs Türk Halkının çektiği ızdırapları unutmuş olsa gerekir… Türkiye Kıbrıs’ta kırmızı çizgisini çizmiştir Bunun ötesi yoktur… KKTC yapılacak seçimlerde iç konularda olsun dış konularda olsun istikrar için sandığa mühürle gitmek şarttır… Ders almak, çoğu kez insanının yaşadığı yılların toplamıdır… Bu toplamda Devleti tanıyan, tecrübe sahibi olan kesim,seçim sonuçlarıda tek başına iktidar olan bir hükümetle ,Kıbrıs Meselesine yeni bir vizyon getirecektir… Seçime bu günden itibaren 17 gün kalmıştır…

Gerçeğe Ulaşım 

Gerçeğe Ulaşım 

Yüksek Seçim Kurulu, 7 Ocak’ta yapılacak “2018 Milletvekilliği Erken Genel Seçimi”nde seçmenlerin nasıl oy kullanacağıyla ilgili olarak Yüksek Seçim Kurulu sandık başında, seçmenin nasıl oy kullanacağına ilişkin açıklama yaptı. YSK açıklamasında, Lefkoşa’dan 16, Gazimağusa’dan 13, Girne’den 10, Güzelyurt’tan 4, İskele’den 5 ve Lefke’den 2 olmak üzere toplam 50 milletvekili seçileceğini hatırlatılarak, adayların oy pusulasında parti amblemi ve adının altında ilçelere göre sıralanacağı kaydedildi. Bağımsız adayların ise, oy pusulasında, siyasal partilerden sonra gelen son sütunda, aday oldukları ilçenin karşısında yer alacağı belirtildi. Seçmenin; ÜÇ FARKLI OY KULLANIMI… Seçim ve Halkoylaması Yasası uyarınca, milletvekilliği seçiminde seçmenin ‘mühür”, “mühür artı tercih” ve “karma” olarak oy verebilme seçeneği vardır… MÜHÜR… Seçmen, herhangi bir siyasal partiye oy vermek istediği parti için oy pusulasında yer alan kareye mühür vuracaktır… Mühürü bir kez basmak gerekmektedir… Mühür seçmene Sandık Kurulu tarafından verilecektir. MÜHÜR bastınız ve TERCİH mi kullanacaksınız…. Seçmen oyunu bir partiye mühür basarak kullandıktan sonra, mühür bastığı partinin adayları arasında tercih yapmayı arzu etmesi halinde, her ilçedeki aday sayısının yarısına, isim ve soy isimlerinin karşısındaki kareye işaret koymak suretiyle tercih kullanabilecektir. Her ilçedeki adaylar için tercih kullanılması şart değildir. Seçmen istediği ilçe veya ilçeler için tercih kullanabilir. Tercih kullanmak istediği takdirde, Lefkoşa’da 8, Gazimağusa’da 6, Girne’de 5, Güzelyurt’ta 2, İskele’de 2, Lefke’de 1 tercih kullanmalıdır… İlçelerde çıkacak milletvekili sayısından az aday gösteren siyasal partide, tercih sayısı, partinin her ilçede gösterdiği aday sayısının yarısı olacaktır. Eğer seçmen oyunu ‘KARMA’kullanılacaksa yani seçmen oyunu genelde bütün adaylar içerisinde adaylara da vermek isterse oy vereceği ilçelerdeki adayların isim ve soy isimleri karşısındaki kareye işaret koymak suretiyle oyunu KARMA olarak kullanabilecektir… Karma oyda ‘EVET’ mühürü kesinlikle kullanılmayacak. Karma oyun kullanıldığı her ilçede, oyların en az 2 siyasal parti adayları arasında veya en az 1 siyasal partinin adayları ile bağımsız adaylar arasında kullanılması zorunlu. Karma oy kullanacak seçmen; Lefkoşa’da en az 8, en fazla 16; Gazimağusa’da en az 6, en fazla 13; Girne’de en az 5, en fazla 10; Güzelyurt’ta en az 2, en fazla 4; İskele’de en az 2, en fazla 5; Lefke’de en az 1, en fazla 2 adaya oy kullanabilecektir… Seçmen, her ilçede karma oy kullanmak zorunda değildir.Ancak belirtilen 24 Adaydan az sayıda tik kullanımı olmamalıdır . İlçelerde Seçmen, karma oy kullanmak istemesi halinde, KKTC genelinde de en az 24, en fazla 50 aday için oy kullanması seçmene tanınmış haktır… Bilindiği üzere oy pusulasında siyasi partilerin hangi sıra ile oy pusulasında yer alacağı kura ile tesbit edilmişti… Oy pusulasında siyasi parti adaylarının yer alcağı ilçelerin sırası ise YSK tarafından belirleneceğidir…Oy pusulasının kitapçık mı yoksa tek sayfa oy pusulası mı olacağı, seçmen tarafından merakla beklenmektedir… Seçmenin niyeti açık ve belirgin olarak netletmiştir… 5 yıllık dönemde KKTC halkı tek başına bir iktidar istemektedir… Temennimiz birdir… Ne kadar anlamlı bir söz… ‘Fikir ona derIer ki, bir yoI açsın; yoI ona derIer ki, bir gerçeğe uIaşsın. MevIana ‘

Üzerine güneş doğan gün..

Üzerine güneş doğan gün..

Cuma oluşu hakkında Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur. “Üzerine güneşin doğduğu en hayırlı gün Cuma günüdür’ Bizler de bu günün her daim kıymetini bilenler olarak bu günde genellikle duayı yüreğimizden eksik etmeyenleriz… Yapılan duaların yerine ulaşmasına da avuç açanlarız. Bu konular manevi açıdan insan kalbinde huzur denen mefhumun kapılarını açandır. Ben de bu gün için haftalardır babamın eğitimde altmış yıl deyip kendi çocukluğundan başlayıp o günlerdeki yaşanmışlıkları zaman zaman bu günkü yaşadıklarımız gündelik hayatla karşılaştırıp yazıyorum, yazdıklarımı sizlerle paylaşıyorum… Geçen yazımda babam Hüseyin Özdemir’in ikinci dünya harbi sırasında öğretmen olarak bulunduğu Larnaka’yı onun kaleminden sizlere aktardım… Daha sonra bizler öğrencilik yıllarımızda Larnaka’ya gittik. Sahilde annemlerin Behlül beyin evinde deniz ile aralarında yol olan evlerinin sırasındaki, evde oturduklarını, Ayten hanımın sütçülük ile uğraştığını ,kazan başında hellim yaptığını görenleriz. Ayten hanımın kızı Füsun ise benim uzun yıllardır görmediğim sınıf arkadaşım idi… Eşim ise daha sonraki yıllarda Larnaka hayvancılık dairesinde çalışmış mühendis arkadaşı İlbilge ile Lefkoşadan Larnaka’ya göreve gidip dönmüşlerdir… Daha bir çok anı o günlere mahsus zihnimizde kayıtlı ,zaman zaman hatıralarımızda yer edenler… Evet babam Tuz golünden bahsederken bu gölün tuzunun dış memleketlere gönderildiği ibaresini kullanıyor… Bilindiği üzere ‘Hala Sultan Tekkesi ‘Kıbrıs`ın en ünlü tekkesidir. Larnaka`da Tuz Gölü yakınlarında bulunan ve Kıbrıs`ın yedinci ve onuncu yüzyıllar arasında Araplar tarafından fethi sırasında Hz. Muhammed`in yakını olan Hala Sultan`ın vefat ettiği noktada, muhtemelen 647-649 yılları arasında inşa edilmiştir… Babam anılarında Türbeyle ilgili, üzerinde havada asılı duran siyah bir göktaşı efsanesi olduğunu da belirtirken türbenin etrafının kadife kumaşla o zamanlarda kaplı olduğunu, kendisinin taşa baktığı zaman taşın ilerleyen zamandan olsa gerek çelik direklerle desteklendiğini gördüğünü yazmıştır… O zamanlarda bayramlarda orda kurban kesildiğini orda yemeklerin ücretsiz sevabına dağıtıldığı ayrıca camiin imamının Türkiye’den geldiğini babam notlarına eklemiştir… Günümüzde ise bürokratik engellerin aşılmasının ardından, hayırseverlerin ekonomik desteğiyle her geçen gün daha fazla ziyaretçiye kavuşan Hala Sultan Tekkesi’ne her Cuma saat 10.30’da Metehan Sınır kapısından ücretsiz otobüs kalkıyor olması yazılı bilgilerde ifade edilirken Kıbrıslı Türklerin yoğun bir şekilde ibadetlerini yaptığı camiin imamı Şakir Alemdar’ın beyanatlarında var olandır…Hala Sultan Türbesine 50 dakika süren bir yolculukla Lefkoşa’dan gidilebilmektedir… Babam Larnaka’ da okul müdürünün Niyazi bey olduğunu, müdürün çiçek sevgisi ile okul bahçesini çiçeklerle donattığını yazarken Niyazi beyin 57 yaşında olduğunu, sınıfta konuşan öğrencilere tahammülü olmadığını hatta bir gün kendisinin jimnastik dersinde iki öğrenciyi çıkın dışarı derken kendisin müsade etmediğini onun da çocukları affettiğini ayrıca kendisini de üst makamlara şikayet etmediğini ifade ederken okula yaya gelip gittiği için babamın ıslandığını gören Niyazi Efendinin kendisine muşamba aldığını da notlarına eklemiştir… İnsan yüreği Cuma günleri manevi değerleri içinde nedense çok hassas bir denge içinde, kalp atışlarına sebebiyet veriyor… Seçim gününe bu günden itibaren 22 gün kalmıştır… Tüm siyasi partilerde çalışmalar propaganda reklam derken siyaset sokaktaki heyecana vasıl olmuştur… İktidar olmak için mücadelede mutlaka hakimiyet mühürle verilecek ve bu oylar, siyasi partiyi ,tecrübe diyerek, istikrar için, seçecektir… Cuma günün duasında seçimlerin huzur içinde sona ermesi en büyük temennimizdir…

Gözlem melekleri 

Gözlem melekleri 

Başarı, sabır ve azim üzerine ders verici örnek ararken gözüme ilişen alıntı bir hikaye oldukça ilgimi çekti… Özellikle Genel seçimlerin yaklaştığı ve seçmenin iradesini kullanırken kendine çizdiği yolda düşüncelerinde yer eden tarifleri bu alıntı hikayede görmedim desem yalan olur… Başarılı olmanın kurallarının başında çok çalışmak gerektiğini bilmeyen yok…Meşhur alimlerden birisinin başarı için maddi ve manevi ifadeleri muhteşem ötesi … ‘Suyu düşünmek, susuzluğu gidermez. Odunu düşünmek, insanı ısıtmaz. Bu misaller gibi, insanın bir şeyi sadece düşünmesi ve istemesi de, insanı hedefine ulaştırmaz. Başarı için, çok gayret, çok çalışmak ve uyulması gerekli tüm şartlara riayet etmek lâzımdır.’ diyor bilge…Daha sonraki satırlarda okuduğumuz hikayede bir çelik kralının bir kolejde yaptığı konuşmada verdiği öğüt de önemlidir… İsimleri yazmıyorum çünkü önemli olan verilmek istenen mesajın değeridir,akla yatkınlığıdır… Peki bu kişinin öğütünü özetlersek, gençleri üç sınıfa ayırmış vazifesini yapanlar, yaptıklarını iddia edenler ve vazifelerini yaptıktan sonra daha fazla çalışanlar başarır derken sadece verilen görevi yapmanın başarı için yetmediğini ifade ederken çalışkanlık,çalışma potansiyelinin tam kullanılmasıdır diyor. Gidilecek yolda hedef için ise örnek, bir derneğin Afrikalı Kaşif’e mektubu da ilginç bir sonuca ,öğüt olmuştur … Mektup ‘Bulunduğunuz yere ulaştıracak iyi bir yol buldunuz mu? Eğer buldunuzsa, bize bildirin de size katılmak isteyenleri yanınıza gönderelim. Afrikalı Kaşifin cevabı ise eğer buraya iyi yol varsa gelmek isteyenleri ben istemiyorum. Benim, yol olmadığı halde buraya gelmek isteyenlere ihtiyacım var. Yolu olan yere herkes gider. Hüner, yolu olmayan yere varmayı başarmaktır. Tüm keşifler, bu gibi azimli insanların eseridir…Ne kadar doğru bir cevap… Kişilerde dikkat ve çevreyi gözlem de son derece önemli bu hikayede örnek gösterilen ‘Gözleri önünde asılı duran bir ağırlığın, ölçülü bir hareketle gidip geldiğini Galileo’dan önce, birçok insan gördü. Ama bu gerçeğin önemini ilk anlayan Galileo olmuştur.’ Asma köprünün esası ise Sir Samuel Brown, yaşadığı Tweed Irmağı civarında ucuza bir köprü kurmak amacıyla araştırmalara başladığı ve bahçede gezinirken gördüğü örümcek ağı ona, demir ipler ve zincirlerle bir asma köprü kurma fikrini verdi. Sonuç ise, onun icadı olan asma köprünün yapıldığıdır… Diğer yandan bir Kimya hocası, kötü kokulu bir sıvıyı masanın üzerine koyarak öğrencilerine; Gözlem melekelerinizi iyi kullanmıyorsunuz, dedi. Ve bir parmağını sıvının içine sokarak ağzına götürdü. Öğrencilerinden de aynı şeyi yapmalarını istedi. Öğrenciler, ister istemez parmaklarını sıvıya batırdılar, ağızlarına götürdükleri zaman da yüzlerini ekşittiler. Öğretmen, öğrencilerini tekrar azarladı; Bir daha söylüyorum: Gözlem melekelerinizi iyi kullanmıyorsunuz. Eğer dikkatli bakmış olsa idiniz, ağzıma götürdüğüm parmağın sıvıya batırdığım parmak olmadığını fark ederdiniz dedi. Bakmak ile görmek arasındaki farkı ne zaman anlayacağız? nasihatini yapıyor ve yapılması gereken işleri savsaklamayın! diyor… Öğütlü hikaye uzuyor ve büyük başarıların elde edilmesinde tesadüfün ve şansın çok az payı vardır deniyor… Bazen atılganlık, istenen sonucu alabilirse de, en güvenli başarı yolu; çalışma ve sabır yoludur. Başarılı insanlar, ayrıntılardan nefret edenler değil, o ayrıntılar üzerinde dikkatle çalışanlardır. Şeçimlerde 388 aday var,120 kişisi kadın ve seçim yarışı nerdeyse kapının arkasında … Seçmen ise iradesi ile görev başında oyunu dikkatlice kullanacaktır. Seçmenin isteği tek başına bir iktidar ile KKTC’nin 2018 yılında siyaseten huzura kavuşmasıdır…