Month: January 2018

Şaha kalkanların varlığı

Şaha kalkanların varlığı

“Vicdanının sesini dinle”, deyişindeki anlam insanın içindeki samimi duyguların, akıl süzgecinden geçirilip doğru karara uzanışı olmalıdır. Ancak son günlerde siyaseten alınan kararlar toplum menfaatine göre değil, menfaat ilişkilerinde ki ola gelen hadiselerin üzerine örtü dikildiği ve bir aklanma içerisine giren, davranışların, bütündeki anlayışı, temsil ettiğini üzülerek izliyoruz.
Ülkemizdeki demografik yapı üzerinden şaha kalkanların varlığını izlerken, bazı kişilerin itidal çağrısı, yaptığını işitirken Türkiye’den gelen ve bu vatanı toprak bilip, emeğini katarak kendilerine ‘aş’ diye görenlere karşı yurttaşlık konusunda bir ayrımcılık gösterisine girildiği maalesef açıkça görülüyor. Sayın Cumhurbaşkanı “tutuklanmaları gerekirdi” diyerek bir gazetenin önünde yapılan kınama yürüyüşünde yaşananlara karşı sert bir tavır içine günlerden sonra girerken, kurulacak 4’lü hükümette söz sahibi olan Sayın Serdar Denktaş ise; daha fazla özgürlük ve daha fazla demokrasiyi şiar edindiklerini açıklamıştır. Sanki memlekette özgürlük ve demokrasi yokmuş gibi bir tavır almıştır.
Kıbrıs meselesi konusunda hükümette dört ayrı görüş olduğu için Kıbrıs Türkü için hayati bir meselede konuşma hakkının her bir partiye özel olacağını ancak hükümet olarak Kıbrıs konusunda hiç bir açıklama yapmamak üzere anlaştıklarını söylemiştir. Türkiye ile ilgili karşılıklı ilişkilerde Sayın Denktaş’ın yetkili olacağı açıklamaları gündemde yerini korurken, Ekonomik protokol koordinasyonunu kendisin sağlayacağı yine basın mensuplarının sorularına karşı verilen cevap olmuştur. Kıbrıs müzakerelerinde uzun zaman ve en son 3.Cumhurbaskanı Dr. Derviş Eroğlu’nun müzakere masasında temsilci olarak görüşmelerde yer alan Sayın Kudret Özersay’ın ise Dış İşleri Bakanı olarak adı geçmektedir. Dış işleri bakanı olarak hükümette olacağı cihetle anlaştıkları gerekçeye dayanarak Özersay’ın Kıbrıs meselesi hakkında açıklamalarda bulunamayacağı nasıl izah edilecektir. CTP’nin Cumhurbaşkanı tarafından atanan ,müzakerecisi elbette konuşan olurken hükümetin Dış işlerinin yetkisiz bir bakanlık haline getirtilmesi nasıl kabul görmüştür . Dış İşleri Bakanı sadece protokol işleri mi uğraşacak diye insan düşünmeden edemiyor.
Yeniden Doğuş Partisi Başkanı Erhan Arıklı ise Demokrat Partinin partilerinin hükümette yer almasını istemediğini ifade ederek Sayın Serdar Denktaş’ın bu kararı ile siyaseten intihar ettiğini telaffuz etmiştir. Sayın Hüseyin Özgürgün ise hükümet görevini iade etmesin ardından CTP, TDP, DP ve YDP inin nezaket gösterip kahve veya çay ikramı yaptıklarını kendisinin görevi teslim alırken hükümet kurma görevinin güç olacağını söylediğini ancak DP’nin PM kararını beklerken ihtiyaç duyulan 3.Parti ile önerileri veya önerilerini paylaşmadığını, Seçmenin 1.Parti konumundaki UBP iktidarda görmek istediği için zor olsa da bu görevi kabul ettiğini ancak halkın isteğinin kabul görmediğini basın mensuplarına açıklamıştır. HP’nin nezaket göstermediği ve kendileri ile görüşmediği hususundaki davranışlarının kabul edilebilirliği olmadığını ifade ederken Sayın Özgürgün, “UBP kurultayı yapılacak mı?” sorusuna Kasım ayında olağan kurultay olduğunu yetkili kurulların görüşü varsa eğer kurultayı erkene alabileceğini, kendisinin UBP içerisindeki süreçte hükümette muhalefette ayrıca yetkili kurullarda birçok görevleri ifa ettiğini, altı adaylı kurultay geçirdiğini, demokrasi anlayışı çerçevesinde aday olanlara kabinesinde yer verdiğini de sorulan sorulara atfen dile getirmiştir.
Gelişmeleri izleyenler olarak hiç bir siyasi partinin iç işlerinin çok rahat olduğunu söyleyemiyoruz. Hâlbuki 30’lu veya 33’lü icraat hükümeti ile toplum faydasına çok işer yapılabilirdi. Sorumluluk diyenlerin yapması gereken bu modeldi. Olmadı… Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı görevi dün Sayın Tufan Erhürman’a vermiştir. Kurulacak olan hükümetin sağlıklı bir görünüşü yoktur. Hükümet programlarının, güven oylaması Meclis Başkanlık Divanının oluşmasına müteakip yapılacaktır. DP ve TDP Mecliste grubu olmayanlardır. Demek ki siyasette yaşanacak daha çok şey vardır.“Vicdanının sesini dinle”, deyişindeki anlam insanın içindeki samimi duyguların, akıl süzgecinden geçirilip doğru karara uzanışı olmalıdır. Ancak son günlerde siyaseten alınan kararlar toplum menfaatine göre değil, menfaat ilişkilerinde ki ola gelen hadiselerin üzerine örtü dikildiği ve bir aklanma içerisine giren, davranışların, bütündeki anlayışı, temsil ettiğini üzülerek izliyoruz.
Ülkemizdeki demografik yapı üzerinden şaha kalkanların varlığını izlerken, bazı kişilerin itidal çağrısı, yaptığını işitirken Türkiye’den gelen ve bu vatanı toprak bilip, emeğini katarak kendilerine ‘aş’ diye görenlere karşı yurttaşlık konusunda bir ayrımcılık gösterisine girildiği maalesef açıkça görülüyor. Sayın Cumhurbaşkanı “tutuklanmaları gerekirdi” diyerek bir gazetenin önünde yapılan kınama yürüyüşünde yaşananlara karşı sert bir tavır içine günlerden sonra girerken, kurulacak 4’lü hükümette söz sahibi olan Sayın Serdar Denktaş ise; daha fazla özgürlük ve daha fazla demokrasiyi şiar edindiklerini açıklamıştır. Sanki memlekette özgürlük ve demokrasi yokmuş gibi bir tavır almıştır.
Kıbrıs meselesi konusunda hükümette dört ayrı görüş olduğu için Kıbrıs Türkü için hayati bir meselede konuşma hakkının her bir partiye özel olacağını ancak hükümet olarak Kıbrıs konusunda hiç bir açıklama yapmamak üzere anlaştıklarını söylemiştir. Türkiye ile ilgili karşılıklı ilişkilerde Sayın Denktaş’ın yetkili olacağı açıklamaları gündemde yerini korurken, Ekonomik protokol koordinasyonunu kendisin sağlayacağı yine basın mensuplarının sorularına karşı verilen cevap olmuştur. Kıbrıs müzakerelerinde uzun zaman ve en son 3.Cumhurbaskanı Dr. Derviş Eroğlu’nun müzakere masasında temsilci olarak görüşmelerde yer alan Sayın Kudret Özersay’ın ise Dış İşleri Bakanı olarak adı geçmektedir. Dış işleri bakanı olarak hükümette olacağı cihetle anlaştıkları gerekçeye dayanarak Özersay’ın Kıbrıs meselesi hakkında açıklamalarda bulunamayacağı nasıl izah edilecektir. CTP’nin Cumhurbaşkanı tarafından atanan ,müzakerecisi elbette konuşan olurken hükümetin Dış işlerinin yetkisiz bir bakanlık haline getirtilmesi nasıl kabul görmüştür . Dış İşleri Bakanı sadece protokol işleri mi uğraşacak diye insan düşünmeden edemiyor.
Yeniden Doğuş Partisi Başkanı Erhan Arıklı ise Demokrat Partinin partilerinin hükümette yer almasını istemediğini ifade ederek Sayın Serdar Denktaş’ın bu kararı ile siyaseten intihar ettiğini telaffuz etmiştir. Sayın Hüseyin Özgürgün ise hükümet görevini iade etmesin ardından CTP, TDP, DP ve YDP inin nezaket gösterip kahve veya çay ikramı yaptıklarını kendisinin görevi teslim alırken hükümet kurma görevinin güç olacağını söylediğini ancak DP’nin PM kararını beklerken ihtiyaç duyulan 3.Parti ile önerileri veya önerilerini paylaşmadığını, Seçmenin 1.Parti konumundaki UBP iktidarda görmek istediği için zor olsa da bu görevi kabul ettiğini ancak halkın isteğinin kabul görmediğini basın mensuplarına açıklamıştır. HP’nin nezaket göstermediği ve kendileri ile görüşmediği hususundaki davranışlarının kabul edilebilirliği olmadığını ifade ederken Sayın Özgürgün, “UBP kurultayı yapılacak mı?” sorusuna Kasım ayında olağan kurultay olduğunu yetkili kurulların görüşü varsa eğer kurultayı erkene alabileceğini, kendisinin UBP içerisindeki süreçte hükümette muhalefette ayrıca yetkili kurullarda birçok görevleri ifa ettiğini, altı adaylı kurultay geçirdiğini, demokrasi anlayışı çerçevesinde aday olanlara kabinesinde yer verdiğini de sorulan sorulara atfen dile getirmiştir.
Gelişmeleri izleyenler olarak hiç bir siyasi partinin iç işlerinin çok rahat olduğunu söyleyemiyoruz. Hâlbuki 30’lu veya 33’lü icraat hükümeti ile toplum faydasına çok işer yapılabilirdi. Sorumluluk diyenlerin yapması gereken bu modeldi. Olmadı… Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı görevi dün Sayın Tufan Erhürman’a vermiştir. Kurulacak olan hükümetin sağlıklı bir görünüşü yoktur. Hükümet programlarının, güven oylaması Meclis Başkanlık Divanının oluşmasına müteakip yapılacaktır. DP ve TDP Mecliste grubu olmayanlardır. Demek ki siyasette yaşanacak daha çok şey vardır.

Advertisements

Bedenlere uygun hükümet modeli

Beklenen ve Kıbrıs Müzakere sürecine etkisi olabileceği düşünülen Güney Kıbrıs’taki başkanlık seçimleri yapılmış ilk turda en çok oy alan iki aday arasındaki ikinci tur seçimler yeniden yapılacaktır. Güney’de yapılan seçimleri kim kazanırsa kazansın Kıbrıs meselesindeki ısrarcı tutumlarındaki değişiklik olacağı beklenmeyendir. Söz sahibinin kilise olduğu bilinmektedir. Bir hafta sonra ki seçim sonucu seçimden elenen parti seçmeninin hangi adayı destekleyip desteklemeyeceğine bağlıdır. Seçmeni serbest bırakmak da bir karar olabileceği gibi sandığa gitmeyen seçmen sayısında daha çok artış olacağı da ayrı beklenen bir durumdur. Seçim neticesi Güney Kıbrıs’ta iki saat içerinde belli olandır, hafta sonu en çok oy alan adayın başkanlığının açıklanmasına sayılı günler kalmıştır. Sınırda boş müzakere masası münazaraya açıktır. Sınırlarda ortak alanda Kıbrıs’ta barış engellenemez mitingleri ile inadına barış sloganlarının sonuç vermeyen gösterilerine yine tanık olacağımız günler uzak değildir.
Kuzeydeki erken gelen seçimlere gelince hükümet kurma konusu incir ipi gibi uzayıp gitmektedir. Bilindiği üzere; İnsanın hayal gücünü bu kadar etkileyen başka bir ağaç olmamıştır. İncir ağacı her dinde kendinden söz ettirmiş, kralları, kraliçeleri, bilim insanlarını, etkisi altına almıştır. Vakti gelmiş ocağına incir ağacı mı dikeceksin telaffuzu ile çok yerde kullanılan bir deyim olmuştur. Teşbihte hata olmaz bu etkinin çerçevesi de bizim KKTC Meclis’ine giren 50 milletvekilinin mensubu olduğu siyasal partilerin liderlerini hayal gücü ile etkilemiş olacak ki, meseleyi incir ipi gibi uzatıp bir türlü hangi model hükümetin kendi bedenlerine uyduğunu kestirmiyorlar. Seçmenin bu durumdan bıktığının, usandığının farkında olmamaları kabil değilken anlama yönünde bir gayret de göstermiyorlar. Allah aşkına hangi parti başkanı bizi yetkilendirdiniz gidip görüştük konuyu bitirdik açıklaması yaparken aldıkları yetki ile oluşacak modeli parti meclisine kabul ettiremeyecek siz söyleyin. Kabul ettiremedim diyen olursa da nazik bir ret şekli ile karşı tarafın gönlünü alacağının tesellisi ile açıklama yapan olacağını kim bilmez? Cumartesi Pazar boşa geçen iki gün, Pazartesi sabah 5 Şubata ertelenen Meclis toplantısı, bütün geçen boş vakitlerin eleştirisini yapacak olan Halkın Partisi Genel Başkanı, Sayın Başbakan ve hükümeti kurmakla görevli Hüseyin Özgürgün ve heyetine vakit dar gerekçesi ile bir kahveyi esirgerken acaba hangi dar vakitten hangi sorumluluktan bahsetmiştir. İlk günden UBP ile asla derken gelecekteki stratejisi neydi, şimdi 4’lü koalisyon modelinde başkanlar nezdindeki anlaşmayı parti meclisime götüreceğim dediğine göre içinde diğer partilere ve bilhassa Sayın Serdar Denktaş’ın bir görüşmeyi kendileri ile beraber sürdürürken zihnimde ben kararımı sizlerden yana bitirdim anlaştık sizle derken UBP mensupları ile görüşmesi Sayın Denktaş’ın kritik noktasından mı kaynaklanıyor yoksa onun dahi içinde bulunduğu modele manasız bakışımı anlaşılır gibi değil. İlk günden dediğimiz gibi güçlü hükümet rakamsal olarak sınırda olmayan partiler ile yapılmalıydı, ancak gücü, güçsüzlük olarak gören parti başkanları ikili koalisyon modele birçok sebebi bilinen ekonomik gerçekleri beraber getireceği için ret tavrına girmişler, ağaç kapmaca oyununa benzer 3’lü veya 4’lü her bir milletvekilinin parmağının ehemmiyetinde oluşacak hükümet modelleri üzerinde konuşur olmuşlardır. Yapılması muhtemel bir erken seçim ile bu günü mumla arayacak ikisi hariç 4 siyasi partinin, çıkacak sonuçlar ile o gününü görmek de var. Tabi bu haller ayrı analizlerle yorumlanacaktır. Gelişmelere göre yine yazarız. Hayırlısı..

Yaşananlar anlatılır

Yaşananlar anlatılır

Türk Mukavemet teşkilatının kuruluşundan bu yana geçen uzun yıllar, 20 Temmuz 1974 Barış harekatının olmasına kadarki süreçte bilindiği üzere Kıbrıslı Türkler, Mücahitler ile mücadelesini sürdürmüş ve Kıbrıs Türkünün vatan bildiği topraklar korunmuştur. 1957 öncesi tüm Kıbrıslı türk direnişçilerin TMT çatısı altında toplanmasına müteakip yayınlanan bir bildiri ile Kıbrıslı Türklerin Türkiye tarafından desteklenmeyen bir mücadelenin yapılamayacağı ise ta o günlerden anlaşılmıştır,1958 yıllarında Rauf Denktaş ve Dr. Küçük Ocak ayının ikinci gününde gittikleri Ankara’da o zamanların dış işleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’yla konuşup TMT için gerekli iznin çıkmasını sağladılar. Bundan sonra örgüt çalışmalarına başlanmış oldu. O yılların nesli olarak çocukluğumuz TMT içerisinde yer alan aile büyüklerinin bizzat düzenlenen yemin törenlerinde hatta Lefkoşa’daki evimizde bayrak silah ve Kur’an-ı Kerim, üzerine yemin ederek TMT katılan kişileri çocuk gözler ile uzaktan izleyip o zamanın milli duyguları içerisinde tavan arasına saklanan kasaların silahlar olduğunu o günlerde ne olduğunu anlamadan büyüyenlerdik. Yıllar geçtikten sonra yine ayni hislerle bunları öğrenmiş olmak ve bu günlere gelme mücadelesinde çevremizde gelişen vatan topraklarını muhafaza çalışmalarını izleyenler olduk… Her Kıbrıslı Türk’ün bu olaylardan geçişindeki izlerin takibiyle bayrak dedik. Bayraklarımıza ülke halkı ile sahip çıktık. Kıbrıs Türk halkının İngiliz Sömürge İdaresi’ne karşı başkaldırışının üzerinen 60 yıl geçmiştir.Başkaldırının yaşandığı 27- 28 Ocak 1958 tarihlerinde şehit düşen Kıbrıslı Türkler için anma ve onların temel attığı KKTC’nin bu günlere gelmesine geçit hazırlayan, şehitlerimizi unutmadan onları andığımız gündür. Kıbrıs Türk halkı ‘Ya Taksim Ya Ölüm’ dediği günleri unutmamıştır. 1950 ‘li yıllarda Rum Ortodoks Kilisesinin gerçekleştirdiği Enosis Plebisit kararının yüzde yüze yakın bir sayıdaki rumlarca kabul edildiği de unutulmamıştır. Rumların bu kararlarının uzantısının getirdiği yerde olduğu daha geçen yıl aldıkları karar ile okullara taşımak istedikleri kararın ıslak imzaları da unutulmamıştır.Hatta geçen gün bu hususta zihniyetlerinin hala daha değişmediğini gösteren genelgelerini okullara dağıttıkları izlenmiştir.Rumların tedhiş örgütü Eoka dönemi de unutulmayanlar arasındadır.Liderimiz Dr. Fazıl Küçük ise Kıbrıslı Türkler adına , adada Rumlarla birlikte yaşama imkanı kalmadığını , tekrarladığını ifade ettiği beyanları da unutulmamıştır. Liderimiz Rauf Raif Denktaş’ın hatıralarında da yazdığı 27-28 Ocak 1958’de yaşanan olaylar verilen şehitler olduğunu ancak “Evlatlarını toprağa veren kardeşlerimiz Vatan sağ olsun , eninde sonunda Mehmetçik gelecek ya” tarihe not düştükleri ve o günleri hatırlattığı günleri de unutmadık. Bizler Kıbrıs’ta o günleri yaşayan her çeşit silah sesi altında olduğu gibi , göz yaşartıcı bombaların altında sokaklarda iken 7-8 yaşlarından bu günlere geldik. Bu kadar meşakkatli günlerden sonra bu günkü barışı , 20 Temmuz 1974 tarihinden sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde yaşayan ve görenler olduk. Bu günlere gelişimizi sağlayan, mücadele eden, liderlerimizi unutmadığımız gibi bu zorlu süreçte şehit olanları asla unutmadık. Bize bu günleri yaşatan her zaman yanıbaşımızdaki kuvvet Türkiye olduğunu ise asla unutmayacağız. En kalbi duygular ile Kıbrıs’ta şehit düşenleri 27-28 Ocak anlamında rahmetle ve minnetle anıyoruz ve diyoruz ki ; Kıbrıs mücadelesi unutulmaz,yaşanır, anlatılır.

Kabulsüz olmaz

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Meclisinde mevcut altı siyasi parti başkanı ülkemizde yaşanan veya yaşatılacak eylemlerde halkı sağduyuya çağırdılar. Bu çağrı neden yapıldı? Yapılacak olan eylemlerde taşkınlıkları önleme ve düşünce farkının sokağa yansımasının sükûnet içerisinde geçmesi için olsa gerekir. Ancak sosyal medya üzerinden yapılan duyurularda ise inadına barış sloganları ile sokakta olunacağı ilgili partilere mensup olduğu görülen, bilinen kişilerce, çağrılar slogan mahiyetinde yapılmakta olduğu görülmektedir… Ülkemiz içerisindeki çirkin seslerin ,özellikle Türkiye hakkında sevgisiz olanlardan geldiği de gözlenmektedir. Sayın Özgürgün, Sayın Erhürman, eylemler konusundaki görüşlerini ve hassasiyetlerini belirmişlerdir. Ancak Sayın Erhürman’ın ülkenin tek sorunu sanki son günlerde yaşanan gergin ortammış gibi konuyu lanse etmesi ve hükümet kuruluşunda duruşlarının belli olduğunu ifade tarzı diğer sorunları perde gerisine iter gibi olduğu da bu filmde sanal reklam uygulanması imajı yaratmıştır. Yine de iyi niyet deyip inanır gibi hoşgörülü davranmakta fayda mülahaza etmek gerekir diyoruz ve diğer siyasi partiler ile yapılacak görüşmeleri bekleme moduna geçiyoruz. Bu görüşmelerde unutulmaması gereken vatandaşın iyi bir izleyici olarak toplantı çıkışındaki beyanatları, sorulan sorulara verilen cevapları kelimesi kelimesine dinlediği ve yorumladığıdır… Sayın Kudret Özersay’ın ise UBP heyetini kabul etmemesi hali de seçmende büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştır. Halbuki siyasilerin evleri dahil kurumlarında kendilerini insani duygularla ziyaret edecek kişilerin, mevzusu ne olursa olsun kabulü gerekendir. Geçen yazılarımda da belirttiğim gibi bu saatten sonra modeli ne olursa olsun, kurulacak hükümetten halkın en büyük beklentisi bilinmelidir. Bu beklentilerin başında, seçim süresince verilen sözlerin yerine getirilmesidir. Siyasilerce, bizi iktidar yapmadınız, sandıktan koalisyon çıkardınız mazereti ise seçmen tarafından asla kabul görmeyecek bir durumdur. Sendikal platformun bu kadar gergin bir ortamda Barış ve Demokrasi mitingi düzenlemeleri belki de çok zamansız bir girişimdir. Kaldı ki KKTC’de barış 20 Temmuz 1974 ‘de sağlanmış olup demokraside ise çok iyi yerde olduğumuz kanaatindeyim. Anavatan Türkiye hedef alınarak yapılacak her türlü söylemin veya sloganın karşıt bir şekilde protesto edileceği bilinirken temennimiz her türlü eylemde sağduyunun galip gelmesidir. Bu aşamada renkli geçen koalisyon görüşmelerini bir yana bırakıp Cuma günü rutininde babam Hüseyin Özdemir’in anılarına geçiyorum. Geçen Cuma gün babamın Mısır Kahire’deki anılarında kalmıştık. Babam Kahire’de savaş nedeniyle birçok şeyin eksikliği olduğu bilinen Kıbrıs’ta çorap sıkıntısı bildiğinden anneme aldığı çorapları paketleyip oradaki postaneye gitmiş, memur hayır olmaz gönderemem mührünü de isterim, dediğinde babamın mührü olmadığından Mısırda mühür gibi geçerli olan sözü ‘ Ben Müslüman Türk ‘ diye kendini tanıttığını ayni anda memurun sözlerine ilave olarak evet Atatürk’ünüz de var diyerek postane malzemeleri ile gönderiyi hazırladığı, yardım ettiğini de notlarına yazandır. Kahire’de çarşıda bolluk olduğunu gördüğünü otele gittiği zaman öğle yemeğinde tabağında güvercin yavrusu palaz kebabını gören başgarsonun derhal tabağı alarak garsona Türkler palaz yemez dediğini anılarda okumuş olduk. Savaş devam ediyor ve vapurlar sadece askerlere hizmet veriyordu diyen babam Kahire’de mahsur kaldığını ilave ederken İngiliz idareciler tarafından mazeretli sayıldığı cihetle Kahire’de kalacağı fazla günlerin ödeneceğinin rahatlığı içinde olduğunu belirtiyor. Kahire’de kaldığı günlerin teferruatını notlarına ekliyor. Haftaya yine yaşanmışlıkları yazarız derken 1945 yılının Kahire’sinden 2018 yılının Ocak ayının son Cumasında kendimizi bulurken, daha nice günlerin sağlık dolu olması için nefes aldığımız her güne şükrederken, dualarımızı bu hafta Türkiye’de Suriye/Afrin Zeytin Dalı harekatına katılıp şehit olan ve şu an canları pahasına mücadele eden askerlerimize gönderiyoruz.

Dizi gibi koalisyon

Dizi gibi koalisyon

Ne güzel söylemiş Firdevs’i iyi gün de geçer kötü günde… Yaşanmış olan, yazılmış olan her şeyin elbet bir hikâyesi vardır. Bizler bu hakikatli hikâyelerde kendimizi buldukça her şeyi anımsarız. Anımsadıklarımızı, anımsatırız… Ülkemiz gündeminde çok seçimler yaşadık, çok seçim sonuçlarında hükümet kurma çalışmalarına tanıklık ettik, kurulan hükümet modellerinde bürokrat olarak çalışanlar olduk… Her hükümet döneminin hikâyesinde devletin bürokrasisinde olan değişimlerde kişilerin mağduriyetlerini yaşadık. Nicelerinin görevden alınıp, diğerlerinin göreve getirildiğini hem gördük hem bizzat yaşadık. Bugün için her gün eleştirilen müşavirlerin durumu haksız yere gözler önünde olduğu bir yana, şu andaki mevcut bürokratların endişeli bekleyişleri de varlığını sürdürmektedir… Bunları bir kenara bırakıp bir an mevcut hükümet modeli arayışlarına bakacak olursak; ada yarısı ülkemizde ada nüfusu her şey bir yana yeni yıl evveli başlayan erken gelen seçim sonuçları yeni yılın ilk yarısında belli oldu… Resmi sonuçlar açıklanıp netlik kazanmadan gayri resmi sonuçlara göre bazı siyasal parti başkanlarından yapılan açıklamalarda; “Ulusal Birlik Partisine kapılarımız kapalı, biz UBP ile herhangi bir hükümette yer almayız” mesajları sözlü olarak ifadede kendini buldu… Nitekim Yeniden Doğuş Partisi bizim yer alacağımız hükümette olmasın diyen bir TDP’nin açıklamalarını da takip ettik… Demokrat Parti Genel Başkanı bu gibi açıklamalarda net bir tavır ortaya koymamış olmasına rağmen siyasi literatüre 4’lü koalisyon hükümeti olarak girecek siyasal partilerin çalışmalarında kendisi de yer almıştır. Hükümet kurma çalışmaları ile ilgili Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı’yı bilgilendirme toplantılarında 4 Başkan siyasi temayüllerde hükümeti kurma çalışmalarını bitiremedikleri ve Cumhurbaşkanına görüşmelerde, söylemelerine müteakip belki de vakit kazanmak açısından önerilerini 1.Parti için yaptılar. Öneri yapmalarına gerek yoktu şu anda anlaşamadık diyebilirlerdi. Cumhurbaşkanını o gün için hükümeti kuracaklarına ikna edebilseydiler görev CTP genel başkanına verilecekti… Buradaki kurnazlığın halk tarafından sezinlendiği de açık bir gerçek olurken dün görev Sayın Hüseyin Özgürgün’e tevdi edildi, kabul gördü sonucunda umut olmasa da güçlü bir hükümet kurulması gerekliliğinden hareketle görüşmelerine 2.partiden CTP başlayacağını açıklayan Özgürgün yetkili kurulu parti meclisine konuyu götüreceğini ve çıkacak karara göre siyasi rotasını çizeceğini söylerken, diğer taraftan dün liderler seviyesinde 4’lü açıklama DP genel merkezinde bulanan liderlerin üçünden koalisyon görüşmesi değil nezaket ziyareti çerçevesinde Sayın Özgürgün’le konuşabileceklerini Sayın Serdar Denktaş ise yapacakları görüşmeye kısıtlama getirmeyeceği anlamında basın önünde mikrofonlara beyanda bulundu… Daha sonra ise biz 3’lü koalisyon için zorlanıyoruz açıklamasını da yaptı… Hükümet kurma çalışmalarını 27 ye bağlı tutarak daha güçlü bir hükümete, örneğin 30 veya 33’lü koalisyonlara kapılarını kapatan siyasal partileri de böylelikle görmüş olduk… Zoraki hükümet modeline sıcak bakmadığını söylemleri içeriğinde açıklayan Sayın Özgürgün için 3’lü koalisyon ile 26 sayısı ile bir hükümette olup olmayacağı ise müzakerelerde kilit isim Sayın Denktaş tarafından belirlenecektir… KKTC hükümet kurma çalışmalarını adeta bir dizi gibi, arkası yarın bekleyişinde izleyenler olarak, seçimlerde irademizi teslim ettiğimiz milletvekillerinden ve liderlerinden elbette beklentimiz taksitli siyasi karar günlerine gelmeden toplumun daha müreffeh günlere taşınmasında yer almalarıdır… Halk, nezaket ziyaretine varız deyip zaman kazanmak isteyenlere de bu duruma bir son vermelerini istemektir, dün anlaşamayıp bu gün anlaşırız gibi zihniyete bir an önce son verilmesi, akil bir anlayışın hakimiyetinde, yeni bir ‘erken seçim’ oyununa zorlama yapılmadan istikrarlı bir hükümetin kurulmasıdır. Baskı mı? ‘Elmas, baskı altında değer kazanan bir kömür parçasıdır.’ Bilinmesinde fayda var!

Haksız yere atılan çamurun izi kalmaz

Haksız yere atılan çamurun izi kalmaz

Ülkemizdeki siyasi gelişmeleri izlemekten, yazmaktan, görüşlerimizi açıklamaktan, gündemin aynı olmasından, değişiklik olmamasından ve sonucun belki de böyle olmasından dolayı kanaatlerimizi belirttik. Sandık dedik, irade dedik, istikrar dedik gördüğünüz gibi sandıktan çıkan irade önemini muhafaza etmektedir.
Seçmen sandığa gitmiş, sandıktan milletvekili sayısını siyasi partilere dağıtan sayısıyla bizlere, oluşacak koalisyonu kabul edin demiştir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Meclisine altı siyasal partiyi göndermiştir… Bu iradenin başka bir erken seçim kararına kadar sürdürüleceği bilinmektedir. Kaçlı olacağı önemini yitiren modelin siyasal partilerinden çıkacak koalisyonun ise meclisten güvenoyu almasına müteakip, hükümetin yürütmede görev alma durumu olacaktır. İradenin temsiliyetinin hükümetin kabul görmesi icraatları ile yine ülke insan kaynaklarınca değerlendirilecektir. Elbette kabul görecektir ancak zorlu bir sürecin bizi beklediği gerçeğini bu sonuç değiştirmeyecektir.
Hani eski aile büyükleri derler ya çoğunlukla kardeşler için; “beş parmağınızda bir değil ki”, aynen öyle… Yaşamadan farkı görmek mümkün değildir… Dolayısıyla aynı topraklarda, aynı ülkede doğmuş olan ve geldiğimiz Anadolu topraklarından olduğumuzu unutmadan, birlik ve beraberlik içerisinde yaşamayı mutlaka öğrenmeliyiz…
Geçen süreçte her seçimden sonra, seçimden önce söylenenler ile seçimden sonra söylenenler arasındaki fark meydanlarda kalandır. Kalan olmalıdır… Eğer bu ifadeler meydanlarda kalmaz sürgit edilirse, hiçbir zaman tavanda birliği beraberinde getirmez, bunun yansımaları da yukarıdan aşağıya doğru tabana yayılan olur. Her şeyi tekrar tekrar söylemekle, tekrarın tekrarında, kemikleşen bir algı yaratmaya ve bu algıda boğulmaya kendinizi de dâhil edersiniz. Bazı söylemleri hani derler ya; “40 defa söylersen, söylediğine sonra döner kendin inanırsın” kanaatim değişmez olandır… Elbette insanımız birbirine her şeyi haklarında söyleyebilecek kadar tanımaktadır… Ancak ifadede doğru olan söylenmelidir. “Çamur at izi kalsın” modundan vazgeçmeyenler, kendi egolarını eğlendirmek adına sadece komik duruma düşenler olarak kalacaklardır. Siyasilere güven kadar her bireye de güven duyulması gerekendir…
Kıbrıs’ta yaşayanlar olarak; “her şeyi söylerim sonra kahkahamı atarım” diyenler, belki de toplum içerisinde kendine ait bir kaybı arayanlardır… Hayatın bütün evresindeki makamlar gelip geçicidir… Tek değişmeyen makam insan kalbinde kazandığınız makam olduğunu unutmadan, yaşarsanız belki de en iyi mevkide olursunuz. Türkiye ile ilişkilerde mutlaka dikkat saygı ve birlikte hareket etmek bugüne kadar göstermiştir ki zarar değil, ülkemize fayda getirmiştir. Bunun bilincinde olarak ve bunun dışında bir hareketin tepki göreceği bilinmesine rağmen ısrarcı anlayış halkımızca hoş görülmeyendir. Muhalefet sadece zıtlaşma değildir muhalefet doğru bildiğini ifade etmek yanlışı düzeltmek ve ülke menfaatinde hareketi yaratmaktır.
Milli duyguların yüksek olduğu özellikle Türkiye’nin şu andaki Suriye/ Afrin operasyonu sırasında ki ‘Zeytindalı Harekatı ‘ ve Türkiye’deki kardeşlerimizin duygularının ‘ben de cepheye gideyim ben de vatanım uğruna şehit olayım” dendiği bu günlerde, 15 Temmuz’da vatanı için kendisini tankların önüne atan bir nüfusu düşünerek burada Kıbrıs’ta Ada nüfusunun yaşadığı toprakları için verdiği mücadelenin ruhunda yapılacak konuşmalar, verilecek beyanatlar ve sosyal medya üzerinden yürütülen sohbetlerde aşırı olduğu görülen yazılımların içeriğinin de daha dikkatli olunması gerekmektedir. Ülkemizde Bilişim yasası yok diye kimsenin kimseye hakaret edici veya ima yolu ile göndermeler yapması kabul edilir bir durum değildir. Sosyal medya elbette fikirlerin, düşüncelerin kendine has cümlelerde ve küfür içermeyecek şekilde kendini ifade etmek isteyenlerin kullandıkları bir mecra olmalıdır. İnsanın yakın çevresi ve genişleyen uzak çevresine doğru uzanan yolda samimiyeti hiçbir zaman saygıdan uzak olmamalıdır. Aynen Konfüçyüs sözünün özündeki anlam gibi… ‘İdeaI insan; özeI hayatında ciddi, kendinden üstündekilere saygılı, haIkIa iIişkiIerinde iyiIiksever ve adiIdir. ‘Ülkemizdeki siyasi gelişmeleri izlemekten, yazmaktan, görüşlerimizi açıklamaktan, gündemin aynı olmasından, değişiklik olmamasından ve sonucun belki de böyle olmasından dolayı kanaatlerimizi belirttik. Sandık dedik, irade dedik, istikrar dedik gördüğünüz gibi sandıktan çıkan irade önemini muhafaza etmektedir.
Seçmen sandığa gitmiş, sandıktan milletvekili sayısını siyasi partilere dağıtan sayısıyla bizlere, oluşacak koalisyonu kabul edin demiştir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Meclisine altı siyasal partiyi göndermiştir… Bu iradenin başka bir erken seçim kararına kadar sürdürüleceği bilinmektedir. Kaçlı olacağı önemini yitiren modelin siyasal partilerinden çıkacak koalisyonun ise meclisten güvenoyu almasına müteakip, hükümetin yürütmede görev alma durumu olacaktır. İradenin temsiliyetinin hükümetin kabul görmesi icraatları ile yine ülke insan kaynaklarınca değerlendirilecektir. Elbette kabul görecektir ancak zorlu bir sürecin bizi beklediği gerçeğini bu sonuç değiştirmeyecektir.
Hani eski aile büyükleri derler ya çoğunlukla kardeşler için; “beş parmağınızda bir değil ki”, aynen öyle… Yaşamadan farkı görmek mümkün değildir… Dolayısıyla aynı topraklarda, aynı ülkede doğmuş olan ve geldiğimiz Anadolu topraklarından olduğumuzu unutmadan, birlik ve beraberlik içerisinde yaşamayı mutlaka öğrenmeliyiz…
Geçen süreçte her seçimden sonra, seçimden önce söylenenler ile seçimden sonra söylenenler arasındaki fark meydanlarda kalandır. Kalan olmalıdır… Eğer bu ifadeler meydanlarda kalmaz sürgit edilirse, hiçbir zaman tavanda birliği beraberinde getirmez, bunun yansımaları da yukarıdan aşağıya doğru tabana yayılan olur. Her şeyi tekrar tekrar söylemekle, tekrarın tekrarında, kemikleşen bir algı yaratmaya ve bu algıda boğulmaya kendinizi de dâhil edersiniz. Bazı söylemleri hani derler ya; “40 defa söylersen, söylediğine sonra döner kendin inanırsın” kanaatim değişmez olandır… Elbette insanımız birbirine her şeyi haklarında söyleyebilecek kadar tanımaktadır… Ancak ifadede doğru olan söylenmelidir. “Çamur at izi kalsın” modundan vazgeçmeyenler, kendi egolarını eğlendirmek adına sadece komik duruma düşenler olarak kalacaklardır. Siyasilere güven kadar her bireye de güven duyulması gerekendir…
Kıbrıs’ta yaşayanlar olarak; “her şeyi söylerim sonra kahkahamı atarım” diyenler, belki de toplum içerisinde kendine ait bir kaybı arayanlardır… Hayatın bütün evresindeki makamlar gelip geçicidir… Tek değişmeyen makam insan kalbinde kazandığınız makam olduğunu unutmadan, yaşarsanız belki de en iyi mevkide olursunuz. Türkiye ile ilişkilerde mutlaka dikkat saygı ve birlikte hareket etmek bugüne kadar göstermiştir ki zarar değil, ülkemize fayda getirmiştir. Bunun bilincinde olarak ve bunun dışında bir hareketin tepki göreceği bilinmesine rağmen ısrarcı anlayış halkımızca hoş görülmeyendir. Muhalefet sadece zıtlaşma değildir muhalefet doğru bildiğini ifade etmek yanlışı düzeltmek ve ülke menfaatinde hareketi yaratmaktır.
Milli duyguların yüksek olduğu özellikle Türkiye’nin şu andaki Suriye/ Afrin operasyonu sırasında ki ‘Zeytindalı Harekatı ‘ ve Türkiye’deki kardeşlerimizin duygularının ‘ben de cepheye gideyim ben de vatanım uğruna şehit olayım” dendiği bu günlerde, 15 Temmuz’da vatanı için kendisini tankların önüne atan bir nüfusu düşünerek burada Kıbrıs’ta Ada nüfusunun yaşadığı toprakları için verdiği mücadelenin ruhunda yapılacak konuşmalar, verilecek beyanatlar ve sosyal medya üzerinden yürütülen sohbetlerde aşırı olduğu görülen yazılımların içeriğinin de daha dikkatli olunması gerekmektedir. Ülkemizde Bilişim yasası yok diye kimsenin kimseye hakaret edici veya ima yolu ile göndermeler yapması kabul edilir bir durum değildir. Sosyal medya elbette fikirlerin, düşüncelerin kendine has cümlelerde ve küfür içermeyecek şekilde kendini ifade etmek isteyenlerin kullandıkları bir mecra olmalıdır. İnsanın yakın çevresi ve genişleyen uzak çevresine doğru uzanan yolda samimiyeti hiçbir zaman saygıdan uzak olmamalıdır. Aynen Konfüçyüs sözünün özündeki anlam gibi… ‘İdeaI insan; özeI hayatında ciddi, kendinden üstündekilere saygılı, haIkIa iIişkiIerinde iyiIiksever ve adiIdir. ‘

Allah yar ve yardımcınız olsun

Allah yar ve yardımcınız olsun

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti milletvekilliği genel seçimleri bitmiş Mecliste yemin töreni yapılmış yasama yenilenmiş görev başlamıştır. Ancak görev başlarken yemin esnasında her zamanki huyun tekrarlanacağı bilindiği ve Türkiye Afrin operasyonu Zeytin Dalı Harekatı için bir gün öncesi sosyal medyada CTP’li bir milletvekilin Türkiye’yi suçlayıcı yazılımı ile aşikar olan ve beklenen bir durumdu… Nitekim dikkatleri bu yıl da sakıncalı kendine has zihniyeti ile CTP mensubu kadın Milletvekilinin yemini yine olay yaratan olmuştur… Mevzu bahis kadın milletvekili kürsüye gelmeden Ulusal Birlik Partisi milletvekillerinin o an için salonu terk ederek onu protesto ettikleri görülmüştür… Kürsüde yemin evveli ve yemin sonrası atılan slogan hiç de hoş karşılanan olmadığı gibi bahse konu kişinin yine kendi siyasal Partisi disiplinine uymadığının açık bir göstergesi olmuştur…
4’lü Hükümet kurma çalışmaları sürdürülür mü sürdürülmez mi izlemeye devam ediyoruz… Son yapılan 4 parti Başkan’ının HP Genel Merkezindeki açıklaması tüm yaşanan olaylara rağmen görüşmeleri sürdüreceği yönünde olmuştur… Ancak sosyal medya üzerinden yapılan ve gazetelerde haber olarak yayımlanan görüşlere göre Demokrat Parti tabanın meydana gelen hadiselerden hoşnutsuz oldukları gözlemlenmektedir… Bu arada hepsinden önemlisi Türkiye’de Zeytin Dalı Harekâtı ile Afrin operasyonda dördüncü güne gelinmiştir… Kaç gündür hava ve kara harekâtı devam etmektedir… Bütün bu gelişmelere duyarsız kalmak mümkün değildir.
KKTC, yani ülkemizde yaşayan yeri, ana yurdu Türkiye’de sınıra yakın olanlar vardır. Sabah sabah gelip köyde bizimkiler harekatı yakından görüyorlar fotoğraf çekiyorlar diyen çalışanımızın, milli duygularının derinliğine bakıp düşüncelerinin özünde ve milli duygularının gücünde yaşasın Türkiye ve Mehmetçik deyişinde kayboluyorsunuz.
Ülkemiz insanı bu günkü barış ortamına kolay gelmemiştir. Bekledim de gelmedi diye Güney Kıbrıs’ın sınırlarından Kuzeye 1963 yıllarında Türkiye’ye Kıbrıs’a çıkarma yapamaz diyen Rumlara cevaben 1974 yılında cevap verilmiştir. Aynen bu gün Sayın Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘ ‘DURDUK, DURDUK… BİR GECE ANSIZIN VURDUK’ deyişindeki kararlılıkta olduğu gibi… Ülkemizdeki bir gazete manşeti hakkındaki ifadeleri ise yerinde ve sorumluluk anlayışındadır. Kimsenin Türkiye için söz söylemeye hakkı yoktur. Bu sivil vatandaştan başlayarak ülkenin Meclis’ine kadar giden yoldaki herkes için geçerli olması gerekendir… Türkiye 20 Temmuz Barış Harekâtı ile ülkemizdeki 44 yıldır süregelen barışı sağlamıştır. KKTC’ni tek tanıyan ve Kıbrıslı Türkleri sosyal ve ekonomik yönden sınırsız desteği ile taçlandırılan, ülkemizin hem siyasilerinin hem de halkın bütününde yazılı ve görsel basında Türkiye’ye karşı tutumlarında kendilerini bir noktada sorumlu kılan olmuştur… Kıbrıslı Türkler olarak Türkiye sınırları için tehlike teşkil eden her olayda alınan her kararda Afrin’de olduğu gibi Mehmetçiğin yanında olduğumuzu her fırsatta yineleyenler olduğumuzu tekrarda fayda vardır.
Afrin’ne gelince Türkiye sınırında yer alan bir Suriye kenti. Nüfusu içerisinde çoğunluğu Kürt olmak üzere Arap ve Türkmenler de var. Hatay ve Kilis ile sınırı olan bakıldığı zaman yakinen görülebilen bir yer… Afrin Türkiye için çok önemli bir konumda… ‘Afrin Türkiye için önemli çünkü Hatay ve Kilis’in tam karşısında ve bu sınırın terör örgütü PKK uzantısı YPG’nin elinde olmasını istemiyor… YPG için önemli çünkü burası Akdeniz’e açılan kapı. ABD için önemli çünkü sınırımızda planladığı Kürt devletinin Akdeniz’e kadar uzanmasını istiyor. Rusya için önemli çünkü destekçisi olduğu Esad’a muhalif ÖSO’nun eline geçsin istemiyor.’ Haberleri gazete kupürlerinde yer alan sebeplerdir… Türkiye Cumhuriyeti güçlü bir devlet olup mücadelesinden zaferle çıkacak olandır… Allah Türkiye’nin yar ve yardımcısı olsun ..

Seçmen hiddetlendi

Seçmen hiddetlendi

‘Bütün mutlu aileler birbirlerine benzerler, her mutsuz ailenin ise kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.’ Geçen süreç insanımıza mutluluk ile mutsuzluk arasındaki farkı yaşatandır… Mutluluk nedir derseniz, belkide yaşamın tek amacıdır… Mutluluğun elde edilmesi kişinin kendine duyduğu özgüvenin çevresine yaydığı sinerjinin kendine geri dönüşümüdür… Nice insanlar vardır ki sabah sabah asık yüzleri ile işyerlerine etraflarına bakınmadan , insanları farketmeden giden ve kendi olumsuzluğunu çevreye mutsuzluk olarak yayandır…Bu gibi insanları mutlu etmek çok zordur,çünkü dış dünyaya iç dünyalarından aralık bir kapı yoktur… Aralık kapının siyasi literatüre kapalı kapılar diye girdiği günümüz gündeminde konu vahim bir durum arzetmektedir.Seçimin Resmi sonuçları açıklanmadan siyasetteki konuşma,denge,anlaşma veya anlaşamama kültürüne ters bir davranış içerisine giren siyasi partilerin acil açıklamalarını okuyunca ve çektikleri nutuklarda siyasetçiye kaybettiği güveni kazandıracağız diyenler ilk günden asla UBP ile görüşme yapmayız kapılarımız %36’ya kapalıdır dedikleri anda Meclise girip yemin etmeden kendilerini güvensiz kılmışlardır… Rumlar’la yıllarca müzakere eden kişilerin milli davada güçlü bir duruşu olan Ulusal Birlik Partisine sen bizim işimize karışma dercesine dosta düşmana karşı bu tavırları affedilir gibi değildir… Seçmen bunu unutmayacaktır… Halbuki siyasetle uğraşanların kendilerini ülke insanına sevdirmeleri ve kendileri dahil aileleri ile birlikte vatandaş ile birlikte olmanın gücünü almaları gerekmektedir… Her günün yeni gündeminde memleketim insanına siyasilerin kapıları açık olmalıdır… Hele seçim bittikten sonra her milletvekili kendini kaf dağında görmemelidir… İlk defe ada geneli seçmeni altı ilçedeki adaylara oy vermiştir… İrade belli olmuştur… İradeye saygı gerekendir… Adayların seçimlerde ada genelinde tanınmışlığı, aldıkları oyun toplamında her milletvekilini eğer Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olma evsafını taşıyorlarsa onları 2020 seçimlerinde potansiyel aday konumuna getirmiştir… Seçim sisteminde tek olumsuz yan sadece karma oy konusudur.Yasadan çıkarılması gerekendir… Bu seçimlerde karma oy alan karma oy sahibi milletvekillerinin oylarına baktığımız zaman parti mühürlerini kırdırmış oldukları ve kendilerini ön plana çıkarıp sıralamada öne atladıkları görülmektedir… Partinin mühürleri de adeta kendilerini ihya etmiştir… Tercihe evet karmaya hayır konusu iyice işlenmelidir… Bu şekilde bir yasal değişiklik aile bağlamında aday olacak kişileri de düşündürecek bir kardeş (x) partisinden diğer kardeş partisinden aday oldu mu aile birisi üzerinde ve mühürde tarafını belli edecek ve bu aday olacak kişilerin iki defa düşünmesine sebep olacaktır … Bağımsız adayların komitelerde oy sahibi olmayışı bir yana grup olması için beş milletvekili istenmesi de bir kez daha dikkate alınmalı bu konuda da yasal çare üretilmelidir… Hükümeti kim kuracak konusuna gelince öncelikle Ulusal Birlik Partisi Başkanı Hüseyin Özgürgün’e göreve verilmelidir… Bu görevin verilmesi konusunda seçmenin yoğun bir talebi vardır… Hükümeti kurma konusunda yasal süreci inadına kullanacak siyasi bir lider yoktur… Şu anda yapılan önceden Cumhurbaşkanı görevlendirmesini zapturapt altına almak adına işte biz görevlendirme yapılmadan anlaştık görevi bize ver demek son derece ayıp ve seçmeni irite edici bir hadisedir… Parti kurma aşamalarında söyledikleri ile parti kurduktan sonra yazdıkları ve seçime girip kazandıktan sonra halkın umudu olduklarını sananların davranışları hakikaten traji komik bir durum arzetmekte ve seçmeni bir daha onlara oy mu? Asla vermeyiz pozisyonda hiddetlendirmektedir… Çıkın mahalleye ve söylenenlere kulaklarınızı da kapatmayın… Ne demişler ‘İnsanlık her şeyin ölçüsüdür

Koltuklar Pazartesi Dolacak

Koltuklar Pazartesi Dolacak

Ocak ayının geçen günleri,arkasında ağır bir gündem takibi ile ilerliyor… Seçilen milletvekilleri hafta sonu tatili hitamında Pazartesi gün tek tek Meclis kürsüsünden andı okuyup namus ve şerefleri üzerine milletvekili yemini edeceklerdir… 50 kişilik Meclis milletvekilleri ile geçen yıla göre yarı yarıya yenilenmiştir… Bayrak Radyo Televizyon Kurumunun 2. Kanalında Meclis tv Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyet meclisinin oturumlarını canlı olarak verdiği için halkımızın evde, kahvede olan büyük bir kısmı televiyonlarını açık tutmakta meclisteymiş gibi konuşmaları izlemektedir… Bu yıl miletvekili koltuklarının boş kalmadan ekranlara yansıyacağı beklenendir… Hükümet kurulduydu, kurulacaktı derken geçim derdi kış günlerinde kendini gündemde tutarken ,ülkemizdeki pahalılık mutfakta ciddiyetini hissettirendir… Seçim derdi ,geçim derdine dönüşmüş vaziyettedir… Bunun böyle bilinirliği mevcut iken hala daha seçilmiş olanların bazıları hesap peşindeyiz, hesap verilecektir, söylemlerinin arkasına gizlenerek halen iş yapmadan laf ile iş yapar pozisyonlarını korumaktadırlar… Hesap sorulsun, sorulmasın diyen mi var. Hayır! ancak herkesi bilaistisna suçlamak bir nevi insanın kendini de suçlaması gerçeğini de beraberinde getirir… Yani, acaba ben ne yapıyorum sorusunu siyasete soyunanların kendine de sorması gerekendir… Ayrıca bu konular halkı artık iyice usandırmıştır… Bazı mesnetsiz iddiaları diline pelesenk edenler, ilgili mercilere ve doğru yere, suç olduğunu sandıkları konuları havale etsinler… Ciddiyet politikada önemli bir unsur olduğu kadar kamu oyunu olur olmaz her konuda meşgul etmek de ayrı bir ciddiyetsizliktir… Vatandaşın beklediği bir an önce ,modeli ne olursa olsun bir icraat hükümetinin kurulmasıdır… Halk seçimde verilen sözlerin bir an evvel , ülke ve dolayısıyla kendi refahları için hayata geçirilmesini beklemektedir…Nitekim bu gün günlerden Cuma ve Cumhurbaşkanı Sayın Akıncıya öğle saatlerine doğru hükümetin istifasının sunulacağı haberi dünden bu güne aktarılan rutin bir gelişmedir… Süreci ve sonucunu, ilerleyen günlerde hep birlikte izleyeceğiz… Ve şimdi her Cuma gün olduğu gibi 1945 yıllarına geri dönüyor ve babam Hüseyin Özdemir’in notlarından İngiltere’ye aldığı burs ile Larnaka limanından ‘Fuadiye Vapuru’ ile ayrılışı vaktini ve sonrasını yazmaya geçiyorum… En büyük sevincinin, ise İngiltere tahsilinden sonra adaya gelişinde müfettiş olma ihtimalinin artması hayali olduğunu babam notlarına yazmıştır… İskenderiye’ye vardıktan sonra ordan trenle Kahire’ye gittiğini bir ay orda bekleme sürecinde Nil nehrine paralel raylar üzerinde trenle seyahatinde ilk defa bir nehir gördüğünü ifade ederken yıl 1945 ve babam da 27 yaşındadır… Viktorya otele doğru yol alırken Nil nehri üzerinde gemilerin yan yana gelip birbirini geçebildiğini, nehrin çevresinin yeşil ve pamuk ekili olduğunu, harmanlarda pirinç yığınları gördüğünü bir öğretmen olarak ilk defa gördüğünü de yazdıklarına ilave ediyor… Otelin o günün şartlarında dahi turistlerle dolu olduğunu ifade ederken tek Türk kendisinin olduğunu dikkat çeken babam Mısır’da ben ‘Türk-Müslüman’ der demez bütün kapıların kendisine açıldığını söylüyor … 9 Ağustos 1945 Nagazaki’ye atılan atom bombası haberi ile savaşın durmasına ilişkin haberlerle Kahire’de halkın sevinç gösterileri yaptığına tanık olduğunu da yine babam bırakmış olduğu notlarda yazandır… Geçen bir ömür genç yaşta yaşanmışlıklar daha neler, neler… Babam 2002 yılında vefat edene kadar yani 84 yaşına kadar daha neler görmedi… Eğitimde geçen 60 yıl diye boşuna notlarına başlık atmamış… Paylaşmaya devam edeceğiz… Cuma günün manevi değerlerinde dualarımız sağlık için onlar için diyoruz… Nefes aldığımız müddet göreceğimiz çok şey vardır…Yaşam devam ediyor…

Kompleks Meselesi

Kompleks Meselesi

Kişilik insanın bir nevi davranışlarındaki şekillenmenin bütünüdür… Kişilik konusunda halk arasında söylenen bir takım deyimler vardır… Birinden bahsederken kim isterse olsun oluşturulan algı kişilere yakıştırma yönünde olsa da, inanırlılık derecesi kişilerin tanınmışlık, statüsü ile birlikte değerlendirilir… Kişilik sahibidir… Güvenilir kişiliği vardır… Veya başka bir ifade ile kişiliksizdir… Bu tanımlamaları yapanla ise diğer bir insan olduğuna göre inanırlık ve yakıştırma meselesi son derece zor bir tarzdır…

Huy, mizaç da karakter ile bazı hallerde eş anlamlı olarak kullanılır… Kişilerin huyları, paylaşımları ile dikkat çeken ve bir bakıma kendi komplekslerinin ifadesi olarak dışarıya yansır. Muteber olmaları ise çevrelerindeki insanlar ile ölçülür… Kıbrıs’ta uzun zamandır yaşayanlar olarak, varoluş mücadelesinin bir parçası olduğumuz zamanların, zamanla o günlerde oluşan insanları bütünüyle sevmek yetimizi sanki kaybetmişiz gibi şüpheye düşmemek elde değil… Öyle anlar gelir ki insanın kendinden şüphe eder ve kendini sorgular hale gelmesi belki de insanları bütünüyle sevmemekten kaynaklanır teşhisiyle baş başa bırakır… Tabi bu bir genellemedir. İstisnalar hariçtir… Seçim süresince 388 aday seçmenle buluşmak, gerek kendisini, gerekse mensubu bulunduğu partisinin iktidarı ile ilgili anlatımlarını gerek sosyal medyadan gerekse yazılı ve görsel medyadan yapıp her eve girmeye çalıştı… Bazı siyasi partiler parti broşürü, seçim bildirgesi, toplu aday tanıtımı için gençlik kolları, kadın kolları ve adaylar kendi özel kartları ile bu dolaşımlarda yer aldılar… Mevsimin kış olması nedeniyle tercih daha çok kapalı salonlar oldu… Bir seçimin elbette sonucunda kazanacak milletvekili sayısı belli olduğu için kazanamayanlar daha çok sayıda olacaktı. Bu gün için bu sayı küçümsenmeyecek durumda olup 338 kişiye tekabül etmektedir… Seçim havasına kapılmak ayrıca hep birlikte hareket etmek kişileri birbirine yaklaştırırken siyasi partileri de iktidar için daha fazla sandalye konusunda çalışma içerisine sokmuştur… Böyle olmasına rağmen sandıktaki irade su yüzüne çıkmış ve bütün partilere iktidar için göz kırpmıştır… Bu sonuçtan çok ders çıkarılması gereken zamandayız… Aradan on günü geride bıraktığımız zamandayız… Bu arada kazanan milletvekilleri yanında kazanamayan milletvekillerinin veya ailelerin az da olsa imalı sosyal medya hesaplarından yaptıkları vurguları okumaktayız… Burada empati yapmaya, gelecek günler için hakikaten ihtiyaç vardır…

22 Ocak tarihinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Meclisinde Kazanan milletvekilleri yemin edecek ve böylelikle yeni dönem yasama yılına yeniden girilecektir… Muhtemelen Cumhurbaşkanı hükümeti kuracağına inandığı milletvekiline görev verecektir… Bu görevde seçimlerden birinci parti olarak çıkan Ulusal Birlik Partisinin Genel Başkanı Sayın Hüseyin Özgürgün’ün olacaktır diye seçmence beklenmektedir… Sayın Özgürgün seçim sonrasında konuşmadı diyorlarsa da iyi bir lider gelişmeleri izleyen, dinleyen, kararını vermeden önce yani konuşmadan önce stratejisini planlayan olmalıdır gerçeği ile hareket edendir… Günü geldiğinde parti yetkili kurulları ile görüşlerini paylaşacak alınacak kararı da kamuoyuna açıklayacaktır. Unutulmaması gereken Sayın Özgürgün seçimden önce “partimi 1. olarak çıkaramaz isem istifa ederim” deyişinde ve sözünde olan, kararlı bir liderdi… Diğer unutulmaması gereken ise diğer partilerin mensuplarının bir başka partinin iç işlerine karışmaması gerekliliğidir…

Uzun bir yasal süreç vardır. Bu süreci kısaltmak ve halkın beklentisini yaratmak her parti liderinin görevidir… İkna gücü liderlerin ayrı vazgeçilmez özelliği olmalıdır… Suçu yetkili kurullara atıp biz hükümette kapıları kapattık veya seçimle gelen seçilen YDP’yi hükümette istemeyiz gibi beyanatlar verilmesi seçmeni bıktırmıştır ve bir seçim daha olursa biz yapacağımızı biliriz moduna getirmiştir…

Ne diyelim yarın ola harman ola…