Month: February 2018

Geçer bu seçimde geçer

Geçer bu seçimde geçer

Yıl 2014 Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Sayın Nevvar Nolan ve son kez başkanlık ettiği yerel seçim ve referandum konusunda Sayın Nolan ‘nın halka çağrısı lütfen Sandığa gidin hakkınızı kullanın oldu. 2014 yılında 681 şeffaf sandık 175 258 seçmen olduğu YSK tarafından açıklanan rakam. Seçmenlere verilecek beş farklı oy pusulası var yerel yöneticiler için 4 , Anayasa değişikliği için de bir pusula Yüksek Seçim Kurulu ilk önce belediye başkanlarını açıklayacak ve YDÜ ile olan sayımdaki işbirlikleri devam edeceğini yazılı olarak açıkladı. 29 Haziran Pazar günü yapılacak seçimde seçmen beş farklı Oy pusulasını kullandı .Öncesinde sandık kurullarına eğitim verildi ve seçime gidildi. Seçimde en ilginç sonuç 4 Siyasi partinin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Meclisi’nde hep birlikte Anayasa değişikliğine karşı evet oyuna karşı, seçmenden anayasaya red çıktığıdır . 7 Ocak 2018 Genel seçimlerinde sandık sayısının 719 ve seçmen sayısının 190 bin 551 seçmenle 2014’e göre yüksek olduğu ayrıca görülendir.Öncelikle Kıbrıs’ta belediyelerle ilgili tarihçenin nereden nereye geldiğini bakacak olursak şöyle bir anlatım ortaya çıkıyor bu yerel seçimlerde aday olacakların geçmişten bugüne Kıbrıs’tan belediyeciliğin nasıl bugünlere geldiğini mutlaka bilmeleri gerektiği ve bildikleri kanaatim vardır. Ancak bazı notları bir kez daha tekrarlamada fayda mülahaza etmekteyim. Kıbrıs adası 1571’de Osmanlı Devleti’nin egemenliği ve idaresi altına girmiştir. Lefkoşa başkent olmak üzere 16 kazaya ayrılmıştır Lefkoşa’da Baş Kadı olmak üzere her kazanın başına Müslüman bir kadı getirilmişti. 1856 yılından sonra her kazada 4 Türk 2 hristiyan Belediye meclisleri oluşturuldu. İngilizlerin 1878 yılı ittifak anlaşması ile Kıbrıs’ta hak sahibi olmaları ile yönetsel hak kazanmaları nedeniyle Lefkoşa Belediyesi başkanı bir İngiliz’i olur. 1882 yılında çıkarılan belediyeler yasasından Lefkoşa, Mağusa, Larnaka,Limasol, Baf ve Girne belediyelerinin yeni işlevleri arasında gelişigüzel et satışları durdurulur, genel temizlik yapılır etlerin taşındığı köfünler ortadan kaldırılır,yangın söndürme işlevi de belediyelere verilir.Polis ile işbirliği yapılır. 1950’li yılların sonlarında ise Lefkoşa başta olmak üzere diğer şehirlerde yaşayan Türkler birleşerek ayrı Türk Belediyeleri kurmaya karar verirler. Bunun sonucunda belediye hizmetlerinin yürütülebilmesi için Belediye Komiteleri oluşturulur. İlk Türk Belediye Komitesi 16 Haziran 1958 yılında Lefkoşa’da kurulur. Geçici Lefkoşa Belediye Meclisi olarak da isimlendirilen bu komitede, Tahsin S. Gözmen Belediye Başkanı, Ümit Süleyman Onan Asbaşkan ve Ekrem Ferdi Sarper ile Macit Tevfik belediyenin meclis üyeleri olarak yer alırlar. (Tahsin .S . Gözmen’nin Köşk’ü Lefkoşa’da Çağlayan bölgesinde yıkık vaziyette durmaktadır. Belediye başkanlarının bu konuya gerekli hassasiyeti göstermeleri ayrı bir vefa borcudur) 1958’ten 1976 yılına kadar Belediye Başkanı atama yolu ile göreve getirilirken ilk kez 1976 yılında Mustafa Akıncı atama ile değil de demokratik oy verme yönetimi ile Lefkoşa Belediye Başkanlığına seçilmiştir. O yıl seçimlerini iyice hatırlayanlar ve oy kullananlar olarak geçmişi unutmadık. Yolların çukurlarını ise hiç unutmadık. 25 Eylül 1978’de kanalizasyonla ilgili anlaşma Rum Belediye Başkanı Lellos Dimitriades ile Türk Belediye Başkanı Mustafa Akıncı arasında imzalandı. Ayrıca, 24 Ekim 79’da kentin bir bütün olarak gelişimini içeren İmar Planı anlaşması yapıldı. Ortak kanalizasyon projesi; 1980 yılı Mayıs sonundan beri yürürlükte olduğunu yine internet ortamında edindiğimiz bilgiler arasındadır. KKTC sınırları içerisinde Haziran ayında yapılacak Belediye Seçimleri son derece önemli olup geçen gün Mecliste borçların yapılanırılması konusundaki yasal düzenleme ile seçilecek Belediye başkanlarının oldukça ağır bu yükü de omuzlaması mecburiyeti olduğu unutulmamalıdır. Hangi seçim geçmedi, hangi hükümet gitmedi . Bekleyip göreceğiz.

Advertisements
Reçete mahiyetinde eleştiri

Reçete mahiyetinde eleştiri

Siyasi sürecin değerlendirildiği günlerden geçiyoruz. Oluşturulan 4’lü 12-9-3-3 sayıdaki milletvekili toplamının icraatının sözlü sınavı Başbakanın basını bilgilendirme toplantısı ile televizyon ekranlarına canlı olarak taşındı. Güven oylamasından 8 gün sonra, gazetecilere ne sorarsanız sorun cevap vereceğim diye hitap edilmesi, güven algısı oluşturmada oldukça etkin bir taktik idi. Kendilerine, makama yapılan ziyaretler dahil Sayın Erhürman tarafından açıklama yapıldı. Sonuçta 19 barem konusu biz müşavirlerden müdür atayacağız dedik, müsteşar atamayacağız diye birşey söylemedik derken konunun çok irdelenmemesi mesajını da üstü kapaklı bir halde cevaplamış oldu. Kıbrıs meselesine hükümet programımızda yer vermedik, demiştir,dolayısıyla bu konunun da es geçildiğine şahit olduk. Bet ofislerinin kapatılması konusunda bütün ofislerine ve iş yerlerine denetim geleceğini söylerken kendisinin de tebdil-i kıyafet babında denetimlere gidebileceğini söyledi. Bet ofislerinin devlet kasasına olan katkılarını rakamsal olarak açıkladı. Mevcutların denetimle iyileştireceği mesajını verdi. Bu arada bet ofis sahiplerini ve ortakları kimler diye bir açıklama yapmadı beş işyerinin adını vermedi.İyi de etti reklamlarını yapmadı. Hatırlarsanız tüm yeni atamaları ve işe girecek olanların isimlerininin bakanlar kurulunda görüşeceğiz diye önceden verilen demeçlerin aksine, her bakan kendi atamasını açıklasın dendi. Zaten bütün atamalarda ikinci imza başbakanın son onay imzası Cumhurbaşkanınındır. Açıklasınlar iş yapmış olurlar. Sayın Başbakan UBP-DP koalisyonunda yapılan vatandaşlıkları incelemeye alacağını ifade ederken, vatandaşın İçişleri Bakanlığında in cin top atıyor serzenişlerini bilmiyor olacak ki vatandaşların ayaklarının bakanlığa girişine konulan gayri tabi engellerin kulaktan kulağa yayıldığını ayrıca hoşnutsuzluğun tavan yaptığını bilmesinde fayda vardır. Bir gün bisikleti ile bu bakanlığı da gazetecilere duyurmadan kask takarak ziyaretinde fayda vardır. Şikayet forumlarının internet ortamından değerlendirmeye alınacağı vatandaşın şikayette fişlenmesi durumunun sanal ortama atılacağı ülkenin İçişleri bakanının yüzyüze görüşmelerden kaçtığının söylemleri bu bakanlıkla iş yürütecek kişilerin sofralarında ve mahallede konuşulandır. Bir diğer kayda değer kulağı tırmalayan tesbit, Başbakanın Meclis kürsüsünde kullandığı ‘Sanki onlar kuş kondurdu’ ifadesini muhalefete gönderirken sonrası bir televizyon programında ‘Softa Şaşırması’ yapmasınlar derken bu basın toplantısında ‘Çala kalem’ yapmasınlar deyişindeki anlam yüküdür. Öte yandan Maliye Bakanı Sayın Serdar Denktaş bir televizyon programında ‘Uzun zamandan sonra ilk defa heyecanla çalışıyorum. Tecrübeme saygı var.” derken heyecanını bir tarafa koyun ,tecrübesizlerin yanındaki tecrübesini kimse inkar etmiyor.Halk da bunun farkındadır. Hatta ona bu tecrübesini olumlu kullanmadığı yönünde suçlamalar vardır. Bu algı bundan sonra değişmez olandır. Her ne kadar Sayın Denktaş gazete patronlarına gizemli mesaj yollamış algıda kısıtlama yapmalarını bir nevi istemiş olsada , bu mesajının yansımalarını gazete sütunlarından elbette göreceğiz. Bakanların açıklama yapmalarına gerek olmadığı ortaya çıkmıştır. Bakanlar her hafta sonuna faaliyet raporlarını başbakanlığa göndersinler . Başbakan açıklasın. Bilgi karmaşası olmasın. Haftaya Perşembe/Cuma ‘yı yine bekliyoruz. Geçen hafta içinde çok sevdiğim ve köşelerini severek okuduğum Alihan Pehlivan ve Levent Özadam bana köşelerinden muhalefette var olansın mahiyetinde mesaj yazmışlar, gönderi yapmışlardır, onlara yazılarımı okudukları için teşekkürlerimi bir vesile sunarken, keşke muhalefet yapışta kadın erkek konusunda ayrımcılık yapmasaydılar diyorum. Sonuçta hepimiz, bu ülkenin ceryan yapan,olaylarından, rahatsız olup,reçete mahiyetinde, eleştiri ile gönderme yapıyoruz. Tabi dinlemesini bilenlere… ‘Eleştiri belki güzel bir şey değildir ama gereklidir; Ağrı ile aynı işi görür, zira ağrı da vücutta bir arıza olduğunu haber verir. ‘ sözü Winston Churchill’in sözleri arasında belkide bu konuda en isabetlisidir.

Vizyon ve Aksiyon

Vizyon ve Aksiyon

Babam Hüseyin Özdemir’in eğitim camiasında olması, Omorfo Öğretmen Koleji’nin ilk 6 öğrencisinden, ilk mezunlarından olması sıfatı ile, ayrıca gerek öğretmenlik,gerekse idari görevlerde,Maarif yetkilisi olarak, müfettiş olarak ,hafta sonudur, tatildir demeden ,köylere giden köy halkını dinleyen bilhassa köy kahvelerinde oturan ve gittiği köylerin bakkalından mutlaka alışveriş yapan, alışveriş yaparken köyün kendine has sorunlarını dinleyen, kişiliğinde her zaman var olan milliyetçilik duyguları ile hareket eden, bunu yayan ve evlatlarını yetiştirdiği kadar evde torunlarına birebir öğretmenlik yapan ,ders veren , bir babanın saygın kişiliğini ve bizlere aşıladığı vatan sevgisi ile büyüdük .Biz öğretmen olamadık ama her zaman hayatımızın eğitim döneminde var olan öğretmenimizin değerini bilenler olduk . Babam eğitimde 60 yılını yazarken takvimdeki yıl 1992 gösteriyordu. 1918 doğumlu bir kişinin eğitimde ve sonrası gençlik yıllarını yaşadığı Kıbrıs’ta bir eğitimci gözü ile gözlemlediği çok olayların zaman tüneli mevcudiyeti notlarında var olandır. Bu zaman tünelindeki yaşanmışlıkları ise bize yazılı bırakandır. Cuma gününün manevi değerinde onun gibi Kıbrıs Türk Eğitimine emek vermiş tüm öğretmenlerimizi rahmet ve minnetle anarken, geçen hafta kaldığımız yerden devam ediyoruz. Babam 1946 yılında Liverpool limanından vapurda pasaport kontrollerinin disiplinli bir şekilde yapıldığını vapurdan çıktıktan sonra hayatında ilk kez kadın taksi şöförü gördüğünü,. Londra’da kaldığı otelin sahibinin kadın olduğunu söylerken otelde çalışanlara, işverenin son derece nazik davrandığını ayrıca belirtmiştir. Otelin hemen yanındaki Hayde Parka yürüyerek gittiğini oraya yakın bir sinemada Sezar ve Kleopatra filmi oynadığını ,afişleri gördüğünü günde 3 seans biryıldan beri kapalı gişe oynadığını 10 gün sonrasına bilet bulduğunu, sinema salonunun o yıllarda tiyatro salonu kadar güzel bulduğunu, sonrasında sinema çıkışı ansızın bir yerde limon satıldığını görünce o zamanda bir tanesini bir şiline alınca Kıbrıs’taki limonun 20 tanesinin 3-5 kuruşa satıldığını anımsadığını,limona duyduğu hasretle otelde lokantada limonunu çıkarıp et yemeğinin üzerine sıktığında ,yan masada oturan İngiliz kadının gülme krizine girdiğini görünce kendisinin de gülmeye başladığını yazan babamın o günkü halini düşündüğümde ben de gülümsüyorum. Kıbrıs’ta şimdilerde bahçeli evlerdeki, evimizdeki limon ağaçlarına baktıkça limonu manav kasalarında anca görebilen insanların özlemini hissedebiliyorum. Anıları yazmaya elbette haftaya Cuma günü devam edeceğiz lakin bu gün Başbakan Tufan Erhürman’ın basın toplantısında konuşacaklarını merak etmiyor değiliz. Facebook sayfamdan yeni hükümetin yapacağı müşavirden müşavire atamalarını ismen paylaşacağım diyen başbakanımız sayfa duvarını resmi gazete gibi kulanacağı intibası yaratmıştır. Esasında bir çok gazetecinin bu gibi devlet rutin işlerinin sosyal medyadan takibine olan tepkilerini de bilmiyor değiliz. Mesela televizyonda canlı yayın yapılacağı duyruları başbakanlığın tweeter hesabından ayrıca duyurulmuştur. Sosyal medyanın etkin gücü ile bizler paylaşılmaları okurken ülkemizde sosyal medya kullanmayanları da düşünerek bu gibi haberleri bilenler /okuyanlar bilmeyenlere anlatsın diyoruz. Cuma günün ehemmiyetinde bu günkü duamızı sağlıklı günler için yapıyoruz. Ve yine bir deyişle hafta sonuna bir not düşelim diyorum ne dersiniz.? ‘Aksiyon olmadan vizyon sadece bir hayal, vizyon olmadan aksiyon ise sadece bir aktivitedir. Vizyon ve aksiyon dünyayı birlikte değiştirebilir.

İcraat ne zaman icraat

İcraat ne zaman icraat

Anlayan var, anlamayan var. Her kişi kendi anlayış çerçevesinde düşünür. Düşüncesini hayata kendi insiyatifi ile geçirir. Çalışan, görev başında olan kamu görevlilerinin görev yetki ve sorumlulukları bulundukları kadrolar için var olan yazılı kurallardır. Kadronun baremi bellidir. Atanma koşulları bellidir. İstenilen öğrenim koşulları kişide aranılan evsaf alt alta yazandır. Günümüzde en çok eleştirilen konu ise devlet dairelerinde laçkalık olduğu ve çalışılmadığıdır. Halbuki görev yerine her gün giden görevi başında olan bir memur neden çalışmasın. Elbette çalışır. Memurun görevini yaptığının görmemezlikten gelinmesi ast üst ilişkilerinin çoğu zaman zayıflığından kaynaklanır. Her seçim döneminin devlet dairelerindeki işleri artırdığı ayrı bir tesbittir. 1976 yılından bu yana ara seçimler dahil 14 seçim yapıldığı ve son seçimlerde 8 siyasi parti ve bağımsız milletvekili sayısına bakıldığında 388 adayın varlığı 190 551 seçmen sayısında görücüye çıkmış oldu. Seçimlere katılım yüzdeliği düşük olsada bu hareketlilik her evde,sokakta, kahvede ve kapalı mekanlarda heyecanını hissettirdi. Adaylar arasında kamu görevlileri de vardı. Seçim kaybedenler izinlerini kullanmışlar ve yeniden görevlerine dönmüşlerdir,iş başı yapmışlardır. Yeni dönem yeni 4’lü 12-9-3-3 hükümeti şimdilerde üst kademe yöneticileri üzerinden üçlü kararname yani ilgili Bakanın önerisi Başbakanın imzası ve Cumhurbaşkanının onayı ile görevden alınmakta yenisi atanmaktadır. Müşavir yaratmayacağız diyenler örneğin Başbakan Tufan Erhürman Bakanlar Kurulu Sekreterini görevden almış yerine 18 baremden müşavir, bir başka kişiyi 19 Barem ile iş başına getirmiştir. Terfi mahiyetindeki bu makamı doldururken eleştirenlere softa şaşırtması yapmayın demiştir. Softa şaşırtmasının anlamını elbette bilerek beyanatı arasına yerleştirirken kendi düşüncesi mealinde uygun olmayanları eleştiri yapanlara bir nevi göz dağı vermiştir. Geriye dönük oldukça eski beyanatlara bakıldığı zaman bu tabirin yine ayni siyasal parti ve bu gün mecliste olmayan milletvekilleri tarafından kullanıldığı da ayrıca görülendir. Bir televizyon programında Eğitim Bakanı, Müsteşarı değiştirecekmisiniz? sorusuna evet sırası gelsin değiştireceğiz demiştir. Sıra ne demek anlaşılmamıştır. Günlerdir gazetelerde TDP parti genel sekreterlerinin ismi geçiyor. Üç imza çok mu zor. Neden henüz atama yapılamadı? Bu geciktirme zihinlerde ayrı bir soru işareti yaratmaktadır. Bazı yazarlar muhalefet milletvekillerinin hükümet programı eleştirilerini mecliste yaparken onları, oyuncağı elinden alınmış çocuklara benzetiler, onlara da sormak gerek şimdiki 4’lü ye varın bu oyuncakla biraz da siz mi oynayın diyorlar. Yapılan bu değerlendirmeleri vatandaş anlamakta hakikaten zorluk çekiyor. Atamalar peyderpey yapılırken 4 siyasi partinin üyeleri de o niye makamda ben niye yokum çatışması içerisindeyken üçlü kararnameler yazılmakta bütün bu gelişmeler ise devlet kurumlarında,hükümetin yarattığı ortam bir nevi sendikaların grev şekli olan iş yavaşlatma halini de beraberinde getirmektedir. Denk olmayan bütçeyi bakanlar kurulundan geçirip KKTC Meclis’ine sevk eden hükümeti temsil eden 4’lü hemen akabinde yerel seçim hazırlığı içerisine girecek yine 28 belediyede başkan, belediye meclis üyeleri ile muhtar ve azaların seçimi için hazırlığa başlayacaktır. Tabi muhalefetteki siyasal partiler de ayni meyanda hazırlık yapacak ‘Yüksek Seçim Kurulu’ adaylar,yasaklar derken icraat hükümetinin bu dönemdeki mazareti ne yapalım seçim yasakları var geçsin mi olacaktır.? Yerel seçim yine adayları ile akrabalık ilişkileri ile her evde heyecanını hissettiren olacaktır. Gündem yeniden renklenirken kurumların işlevleri daha da zorlaşacaktır. Peki ne zaman icraat hükümeti icraat yapacaktır?

Tahammülsüzlük rolü

Tahammülsüzlük rolü

Birlikte yaşamanın tabi ki kendine has bir kültürü vardır. Birbirleri ile diyaloğu olmayanların ayrıca hoşgörüden yoksun olanların anlayış farkından doğan karmaşanın kişileri bir arada uzun müddet tutamayacağı gerçeği her zaman vardır. Kişiler yaşamları boyunca çeşitli roller üstlenirken bu rollerde karşılaşacağı diğer insanların tutum ve davranışlarının ne olacağını anlamak için bir zamana ihtiyaç duyarlar. Demokratik toplumlarda fikirlerin özgürce ifade edilebilirliğinin sınırı birlikte yaşamın getirdiği ortamın hoşgörüsü ile tesbit edilendir. Farklı duygu, ve düşünceler aynen hassas bir terazinin kefesindeki ağırlığın dengede olması ile uyum sağlayan olur. İletişim zorluğu beraberinde anlaşmazlığı getirir. Nedense günümüzdeki alışkanlıklar insanların bir birini yüz yüze tanımasına fazlası ile imkan vermiyor. Gerçi küçük yerleşim birimlerinde iletişim farklı boyutlarda olsada girişimi yapanların yabancılıştırılması ön yargısı ile insanların birbirlerini tanıması için uzun süre gerektirir. Uzun süreler ise kolaylıkların zorlaşması ve sorunların büyümesindeki başlıca sorundur. Çoğu zaman kişilerin beğenmeme, kendini üstün görme gibi huyları bir diğerinin yakınlığını engelleyen başlıca engeller arasında gelmektedir. Bu tip insanların menfaat ilişkileri kuvvetliyse menfaat sağladıkları müddet çevrelerinde oluşan bir takım insanlar tanımadan o kişiye karşı aldatıcı gösterilerde bulunurlar. İki taraf için de tehlikeli olan bu davranış şekli sonucunda galip gelen yalnızlık olur. Bazı kişiler kendi düşünce tarzındaki ön yargı ile birlikte yaşamını sürdürdüğü kişilerin kültürünü ne öğrenir ne de birlikte yaşamak ister,kendisine sorulduğu zaman ise cevabı tektir ve o cevap da mecburum olur. Halbuki her kültür kendi içinde diğerleri ile eşit mesafededir. Bunun sonucunda ise herkesin bir birini tanıması gerekendir. Örneğin en basit tanımı ile siyasetçiyi örnek verecek olursak siyasete girmek için adım atanın, seçmenini ve ülkedeki demografik yapıyı bilmek ve ona göre davranması gerekir. Devam ettirmek tanımak,tanışmak ise görevidir. Bir ailenin birlikte yaşamından tutun, diğer farklı ortamlarda örneğin siyasi birlikteliğin hasıl olduğu Meclis ortamında bir dizi kurallar bütününe uymak zaruriyeti vardır. Yoksa ben aklıma estiği gibi konuşur, fikir özgürlüğümü kullanırım diyerek genelde hoştnutsuzluk yaratmak kişiye pek de fayda olarak geri dönüşümlü olmaz. İnsanların kendilerini ifade edebilmesi bir edep çerçevesinde olması gerekendir. Kurallar farklılıkları meydana getiren çatışmaları önler. Birlikte yaşam ortamları arttıkça insanların bir birleriyle uzlaşma kültürü artar. Bu alanlar siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları, sendikalar , işveren örgütleri gibi ortak alanların soluduğu havayı paylaşmak,kişiler arasındaki iletişimle olumlu yönde etkilenir. Her karekter birbiri ile ayni değilse bile uyum sağlamanın yeteneğinde olmak geleceğin güvencesidir. Dikkatli olmak gerekendir. Uzlaşı kültürünün olmadığı yerde huzur, kişilerin kendi hayatlarına kendi davranışları ile ket vuran olur. Geçmişte hiç bir sözün boşuna söylemediğini biliyoruz. O halde yine Mevlana’nın bu güzel sözünü bir an düşünmekte fayda vardır. ‘Olumsuzlukları hoş görmek ne iyidir. Zira bütün ırmaklara su veren deniz bile her çöpü başının üstünde taşır ama deniz bu kereminden dolayı eksilmez. Zaten sevgi ve hoşgörü insanlıktır.’ Düşünce sahibi olmanın ifadesi budur. Kendinize gördüğünüz hakkın başkası tarafından kullanılması hali ise tahammülsüzlük olmamalıdır.Uzlaşının zamanımızda kullanılır olmasının toplumsal fayda sağlayacağı gibi sağlıklı düşünceleri beraberinde getireceği ise hiç unutulmamalıdır.

Beklemedeyiz hadi artık

Beklemedeyiz hadi artık

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyet Meclis’inden yeni dönem 4’lü koalisyon 12-9-3-3 rakamsal sayı toplamında 40. hükümet güven oyu aldı . Vatandaşın beklentisi kayda değer icraatın hayata geçirilmesi ve toplum menfaatine olacak işlerin yapılmasıdır. Fakat henüz bir icraat olmadığını görürüyoruz. Tabi görevden alma ve yeni atamaların jet hızı ile yapıldığını onaylandığını, üstelik 18 baremden eski bir müşavirin 19 barem olarak atandığını okuduk. Görevden herhangi bir nedenle ileride alınması halinde yeniden müşavirlik hakkının 19 barem üzerinden olacağını da biliyoruz. Yanlışımız varsa düzeltsinler . Bütçe için 24 saat kayıp çok önemlidir eleştirileri ile gece yarısı 00.00 geçirtiniz diye çıkarılan yaygarayı bilmeyen kalmadı. Peki o zaman güven oyu aldıktan sonra niye KKTC Meclisi bileşimleri iki gün ertelendi? yoksa bu günler ve saatler sayılmaz mı? Oy birliği ile erteleme kararı alınmış olabilir, görev iktidarıdır, Bütçe’yi yapsınlar, kaynakları tesbit etsinler Meclis onayına sunsunlar diye bekliyoruz. Bekletiliyoruz. Önemli olan ve dikkat çeken husus, acil denilen konuda, acil olmayan davranış içerisine girilmesidir. Gündeme taşınan vatandaşlık iptalleri konusu, demeçlerle duymayan kalmasın diye neredeyse davul zurna sokaklarda ferman okutulacak derecededir. Popülist gösterişe sebep olmaktadır. Temiz toplum temiz siyaset maksadı ile işe gelenlerin 4’lü koalisyonda bu konudaki tavırları yasal zeminde net olmalıdır. Net olmayan söylemlere cevap, ‘yapın sonucu görelim’ olur. Bırakın geriye dönükleri, öncelikle vatandaş olmak isteyen kişilerin önünü açın bu konuda zorluk çıkarmayın,yasal engel varsa kaldırın,vatandaşlık konusuna köklü bir çözüm bulun. Ülkemize giriş ve çıkışlar bellidir. Kayıt altındadır. Çözümünü iktidarın bulması gerekir.Seçilmiş bir kişinin Yüksek Seçim Kurulu tarafından adaylığı onaylanmış ise bu konuda gerekli araştırmanın yapıldığı biliniyorsa,belgeler arasında kimlik kartı, polis temiz kağıdı, KKTC üç yıllık ikamet durumu belgeleri varsa ve her adayın dosyalarında var olduğu ,mahsurlu bir durumun olmadığı YSK’da mevcut ise, kamu oyuna , resmi gazetede adaylığı kesinleşenlerin ve mahsurlu olup aday olamayanların ilanı yapılmış ise ve kesinleşen adaylar arasında Milletvekili Bertan Zaroğlu’nun adı varsa, seçmen nezdinde kabulü budur. Bahse konu kişi milletvekili seçilmiştir. Halktan onay almıştır. Vatandaşlığın kaldırılması yönünde verilen beyanatlar ile milletvekili olup olmaması fark etmez biz yapacaksak, yaparız vatandaşlığını geri alırız çerçevesinde düşünenlerin, ne derece kendi kurumlarını inkar edebileceklerini, zaman içerisinde göreceğiz. Sosyal Sigorta yatırımlarının sağlıkta geri dönüşümü olsada ihtiyat sandığı yatırımlarının çalışma izni ile çalışanlara 2008 yılından bu yana hiç bir fayda getirmediğini bilenleriz, bir nevi işvereni ve işçiyi haraca bağlamadan başka birşey olmadığı, işçiye geri dönüşümü olmayan bu kesintilerin, külfeti her asgari ücret arttığında ağırlaşmakta, primler yükseltilmekte işveren ve işçi mağdur edilmekte olduğu ayrı bir gerçektir. Bu konuda vatandaş olmayan işçininde çalışmaya başladığı tarihden itibaren ihtiyat sandığı yatırımları onların bankaya yatırılmış tasarrufu gibi addedilmelidir. İşten çıktıkları veya çıkarıldıkları vakit kendilerine yetmese de mali destek olacak bu paradan faydalanmalarına derhal yeni bir düzenleme ile olanak verilmelidir. Öncelikle kayıt dışı iş gücüne af dışında ayrı bir çözüm acilen bulunmalı, yasaklı durumlara çözüm getirilmeli ,mevcut kaçak addedilen nüfus bir şekilde kayıt altına alınmalıdır. Yapacak çok işiniz var. Bekliyoruz.

Allah Kabul etsin

Allah Kabul etsin

Bütün eylemlerin kökeninde bir lokma ekmeğin kazanımı için yapılan mücadele yatıyor olmasının bilincindeyiz. Her mücadelenin de güçlü olmanın verdiği duruşla başarı kazandığını bilenler olduğumuz gibi… ‘Şükretmeyerek dünyaları yesen ne fayda? Şükrederek yenilen bir lokma ekmek değmez mi dünyalara’ sözü ile Mevlana bir lokma ekmek için, şükretmenin manevi gücündeki değeri güçlü bir şekilde ifade etmiş olmasının hakikati bir yana, dünya malı dünyada diyerek insanların kendi durumlarına ait şikayetleri olsa da bütün bu şikayetlerin üstesinden gelinebileceğini biliyoruz. Ne diyoruz, yeter ki Allah çaresiz dert vermesin. Düşüncesi kirli olanların, dualarının kendilerine dönük olduğu bilindiği sürece, korkunun onlara ait olduğunu, yaptıkları Ah’da ahın kendilerini bulduğu, genel düşüncede kabul gördüğünü de biliyoruz. Cuma günleri belki de insanın kendine ait hayat muhasebesini yaptığı veya yapacağı gün olmalıdır ki bu günde olumlu yöndeki temenni duaları kabul görsün. Vefat edip aramızdan ayrılanlara mevlit ve dualardan sonraki temenni yine ‘Allah kabul etsin ‘ söylemi ve duası ile sona erdiği gibi…
Bu gün Cuma yaptığınız her dua yerine ulaşsın kabul görsün diyoruz. Her Cuma gününde olduğu gibi ‘Omorfo Öğretmen Kolejinden’ ilk mezun olan 6 öğretmenden biri olan babam Hüseyin Özdemir’in eğitim bursu ile Mısır İngiltere gidişindeki 1945 yıllarındaki anılarını anlatmaya devam ediyorum. Babam majestelerinin gemisinde geçen seyahatini anlatırken o yılların vapurunda tuvaletlerin kapısı olmadığını, salıncak gibi ranzalı yatakların bulunduğu, kamaralardan çoğu yolcunun güverteye taşındığını notlarına yazmıştır. Vapurda tanıştığı Rum öğretmenin eşini Haydarpaşa Lisesi yanındaki evi önünde gördüğünü hatta Türk öğretmen ile sevdalı bakışlarını hatırladığı için kadına keman çalan ve kadının müziği büyük bir zevkle dinlediğini gördüğü için ona Ramadan beyi sorarken Türk musikisini çok mu seviyordunuz diye soru sorduğunda aldığı cevabın ‘Ramadanimmu, şekerimmu’ olduğunu belirtmiştir. Vapurda 3-4 gün geçtikten sonra Napoli’de üç saat bekleme olacağını isteyenlerin dışarıya çıkabileceğinin anonsu ile çevreye baktıkları zaman geminin etrafındaki sandallardaki insanların atılan ekmekleri topladığını ayrıca Vezüv yanardağından çıkan dumanlarını gördüklerinde içlerinin ürperdiğini yazmıştır. Gemide sayıları oldukça fazla olan askerlerin bulunduğu ve Napoli’den gemiye yolcu olarak alınan 50 İtalyan kızının varlığının askerleri ziyadesi ile sevindirdiğini, 6 gün bu kızların eğlence mahiyetindeki etkinliklerinin gemide hareketi heyecanı artırdığı, İtalya’nın savaştaki mağlubiyetinin ekonomik durumlarını bozduğu gözlemini de notlarına ekleyen babam, Afrika’nın kuzeyinden geçerken Cezayir ve İspanya’daki çiftçileri güverteden seyrettiklerini Cebelitarık boğazından geçerken Malta adasını gördüklerini ve sonrasında Atlantik sularında vapurları seyrederken havanın da gittikçe soğuduğunu güvertedeki eşyaların ise içeriye taşıdıklarını yazmıştır. Takvimdeki yılın 1946 ‘ya ulaşmış olduğunu ayrıca bizlere notlarında hatırlatmıştır.
Zaman mevhumu olmadan yıllarını eğitimde geçirenlerin hakiki yaşanmışlıkların ve bizlere bıraktığı anılarında, geçmişlerinde yetiştirdikleri çok insanın, öğretmenin ve meslek sahibi olan kişilere rastlamak onların mazilerindeki hatıralarını bu günlere taşıyan kişilerden ‘babanızı tanıyorduk’ ifadesini duymak evlatları memnun edendir.
Aileye saygı olduğu müddet, kişilerin özgüveninin kaynağının bilincinin çevreye pozitif yansıyacağı gerçeği vardır. Kendisi ile barışık olmak güzel bir meziyet olup duamız her insanın bu yeteneğe sahip olmasıdır.

Meclis üniversite değil

Meclis üniversite değil

Geçen Meclis bileşiminde hükümet programı üzerinde konuşmalar ve eleştiriler yapıldı. Dinledik. Ana muhalefet Ulusal Birlik Partisi iktidara çok yakın sayıda milletvekilini bünyesinde taşıyor ve Meclis kürsüsünden söz hakları varsa ki vardır kendilerine tanınan süre içerisinde konuşurlar. Bu konuşmalar içerisinde tekrar varsa vurgu açısından gerekli olandır. Muhalefet milletvekillerinin sayısı 23 olduğuna göre onları konuşma yaptı diye de eleştirmek hiç doğru bir davranış şekli değildir. İktidar koalisyon ortakları 12-9-3-3 sayıları toplamında 27 milletvekilinin sabırsız davranmalarına gerek olmadığıdır. Meclis üniversite dersliği değildir. Keyifle dinlemelerine seçmenlerin bir diyeceği olamaz. Akıllı telefonları ile de vakit geçirebilirler diyoruz. Hükümet programı tartışmaları çağrışımı ile şimdiki ve eski kabine üyelerinin 7 Ocak seçimlerinde şahsen seçmenden toplamda kaç oy aldıklarına bakınız. Mühür , tercih ve karma oy toplamlarının mevcut kabine üyelerinin aldıkları oylardan üstün ve aralarında ne kadar fark olduğunu göreceksiniz. Her ne kadar Sayın Serdar Denktaş iktidarız güç biziz anlamında bir konuşma yaparak muhalefet milletvekillerinin 00.00 saatini aşmasını eleştirse, konuşsada konuşan her bir milletvekilinin seçmen iradesini taşıdığını bilmeli ve öyle konuşmalıdır kanaatindeyiz. Hükümet programı görüşmelerinde iktidara mensup milletvekilerinin yapılan eleştirilere karşı gerek mecliste gerekse televizyon programlarında takındıkları tavır ve illaki saat 00.00 geçirmemesi hususundaki ısrarları abesle iştigalden başka bir şey değildir. Bir günün hesabını yapanlar 4’lü koalisyon çalışmalarında süre kazanmak ve makam paylaşımı adına hükümeti kurma görevini dördü bir ağızdan görevin Sayın Hüseyin Özgürgün’e verilmesi için Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı’ya yol gösterenlerdir. Şimdi ise bütçe diyerek 24 saatin hesabını tutmaktadırlar. Muhalefet milletvekilleri halktan aldıkları o kadar oyun ve iradenin sahibidirler ve elbette şimdiki hazırlanan hükümet programında yanlış ve eksik kısımlar için şerh koyacak tutanaklara konuşmalarını yazdıracaklardır. Velev ki konuşmadıklarını farzedin o zaman 4’lü koalisyon ne diyeceklerdi? Konuşacak bir şeyleri yok sustular demeyeceklermiydi ?Diyeceklerdi ! Ayrıca seçmenlerine karşı görevlerini yapmamış olacaklardı. Hükümet programı görüşmelerinde Meclis unutulmayacak cümlelere de ev sahipliği yapmıştır geçmiş hükümeti Kıbrıs konusundaki eleştirilerine karşı Sayın Başbakan Tufan Erhürman ‘ın sanki ‘siz kuş kondurdunuz ‘ diyerek son derece aşağılayıcı tabiri ilginç,benzetmesi ile siyasi literatüre bir deyim eklemiştir,bu söz ise tutanaklarda zaptı rapt altına alınmıştır. Cemal Özyiğit’in eğitim programı eleştirilerine karşı (…… imamın ordularına karşı da ülkeyi koruruz ‘ diyerek konuşmasını sonlandırması da akıllara durgunluk verecek niteliktedir. Bu arada, ülkemiz halkının unutmadıkları arasında Kıbrıs konusunda ortak görüşü olmayan hükümetin TDP kanadından Milli Eğitim Bakanı Cemal Özyiğit ‘in Güney Kıbrıs’da Rumlara verdiği selamı bilgilerinize getirmekte fayda var diyorum. ‘Değerli dostlar, yoldaşlar ! Bu inanç ve düşüncelerle 22. Olağan Kongrenize başarılar diler, üreteceği sonuçların özelde partiniz AKEL, genelde tüm Kıbrıslılar için hayırlı olmasını ve bir sonraki kongrenizin ‘Birleşmiş Ortak Vatan’da’ yapılmasını temenni eder, hepinizi saygıyla selamlarım. Yaşasın Barış ! ‘ sesi kulakları tırmalayandır. Dünü unutmadan bu güne ve milli değerlere onların bakış açılarına bir de böyle bakınız. Daha fazlasına gerek duyarsanız ‘Selamın’ve tebliğin bütünü okuyunuz

Ömürlük olsun

Ömürlük olsun

‘Aşk, öyle engin bir denizdir ki, ne başlangıcı vardır ne de sonu.”Mevlana deyişiyle Bu günde yani , 14 Şubat ‘da en güzel yer neresidir diye soracak olursanız belkide bir kadının yani bir ananın yüreğindeki beşiktir diyebiliriz. Bu güne kadar geçirilen kaç 14 Şubat oldu her yıl sevginin pekişmesi için gayretini insani duygularda gösterdi. 14 Şubat sevip de kavuşamayan kişilerin evlilik bağı ile aile özleminde kişilerin toparlanmasını sağlama yönünde yıllarca önce atılan adım oldu. Günümüz şartlarında ise bu sevginin ve günün anlamı küçük çocukların anneye, gençlerin sevgiliye, yetişkinlerin birbirlerine duydukları sevdanın günü oldu. Bir yıl geçti gitti 14 Şubat Star Kıbrıs gazetesinde yazı yazmaya başladığım ve ilk yazımın sizlerle buluştuğu gün. O gün ne yazdım ise yine bu güne ait oldu. Kocaman bir yılı köşemdeki yazılarım ile geride bıraktım.Okuyucularıma ve gazete paylaşımında emeği geçenlere ‘sevgiyle’ bu günde teşekkür etmeyi de ayrıca görevim bildim. 14 Şubat Sevgililer günü her yılın ehemiyetinde ülkemizde de kutlanır olmuştur.. Her ne kadar bu günün, günümüzde ticari bir olay gibi hediye almak haline dönüştüğü algısı,oluşmuş olsa da insanımızın hemen hemen, genci olsun,yaşlısı olsun, her bireyin yüreğinde,sevginin, yani aşkın, anlamındaki o sıcak dokunuşu,bir nebze olsun hissetmesine vesile olduğu bir günde.. duyguların, dışa vuran iz düşümündeki gün olarak, 14 şubatı kabulde hiç bir kimsenin, pek zorluk çekmediği ise açıkça görülebilendir.. Çevremizde, hatta bütün dünyada dolaşan aşk trafiğinde, bir hediye ile yol almanın aldatmacasında 14 Şubat kendini bulur ama belkide aşka inanmanın mutluluğunda, insanoğlu kendini huzurlu hisseden olur..Bu günde zirvede olan, gündem ise dolayısıyla aşk olur. Evliliğin kutsal bir müessese olduğu gerçeği, bu önemli, addettiğimiz günün, anlam evveliyatı olsada, günümüzdeki her ilişkide her şubatın 14. gününde sevgililerin, kutlaması vardır. Bu kutlamalarda ise sevebileceğiniz her canlı varlığın yer aldığıda,ayrı bir gerçek olur. Güllerin bilhassa kırmızı olanların duygusal açılımında ki “Aşkın Sembolü ” oluşunun, erkeklerin,kadına gül takdiminde oldukça önemli bir yeri özellikle vardır. Bu günün yaşanılır olması ve mutluluğa giden yol olduğu düşünülürse, yaşayanlara, kutlayanlara, sevgilerde, yani itiraflarada kişinin, kişiye, sevdiğini “Seni Seviyorum” deyişlerine hak vermek gerekir,saygı göstermek gerekir, diye yazdıklarımızı yine tekrarlıyoruz. Eski yılların aman sevdiğime bir mektup vereyim arayış ve heyecanı artık günümüzde yok, iletişim çağının en gelişmiş dönemindeyiz ve gençler evlilik tasarrufunda geç davranmayı, kendilerinde bir hak olarak gördükleri zamandayız. Yaşamak bize güzel diyenlerin çoğunluğunu görmekteyiz. Ne olursa olsun ne yaşanırsa yaşansın üzerine şiirler yazılan şarkılar bestelenmiş olan aşk karşılıklı veya karşılıksız sevginin, insan kalbindeki makamı olup, ömür boyu süren bir sevda olmalıdır diyerek, gazetedeki geçen bir yılımın değerinde ’14 ŞUBAT’ Sevgililer Gününü kutlar bütün sevgilerin gönüllerde “her gün” daim olmasını dilerken yazımı aşkı tarif eden Şems’den güzel bir söz ile noktalıyorum. “Her şeyi senin için var ettim diyen Rabb’e, her şeyi senin için terk ettim diyebilmektir AŞK.’

Gurur,Kıskançlık ve hırs

Gurur,Kıskançlık ve hırs

Kıskançlık kötü olduğu kadar insanların önüne geçemediği ve esiri olduğu yaygın ve çok eski bir duygudur. Yaşama yeni adım attığımız günlerde ‘Kardeşini kıskanıyor mu ‘ diye soranların sesi kulağımızda iken ve verilen cevapların eh! işte çocuk o kadar da olur, dendiğini bildiğimiz günden itibaren hafızamıza yerleşen kıskançlık mevhumunu hep düşünenleriz . Kıskançlık belkide aşırı sahiplenmenin insan duygularındaki tezahürüdür. Ancak bu durum karşılıklı sevgi ilişkilerinde kendini gösterendir. Şüphe ise kıskançlığın yanıcı maddesi gibi olandır. Günümüzde kıskançlık gençlik yıllarından başlayan ve zamanla her konuda hissedilenin bir şekilde duyguların dışa yansıması olarak görülür. Öğrenim gören genç sınıfında notları kendisinden iyi olanı, öğretmen diğer bir öğretmenin öğrencileri tarafından daha çok sevilmesini, bir diğeri diğer bir arkadaşının giyimindeki markayı, taktığı saatti, kullandığı telefonu, aşırı derecede olmasa da adına özenti desek bile bir kıskançlık gösterisini ruhunda hissedenlerdir. Bu gibi kıskançlıklar kişileri az da olsa motive etsede kıskançlığın masumiyeti yoktur. Hele konu o benden daha mı akıllı noktasında iş çığırından çıkar. Sağlıksız bir durum arzeder. Kıskançlığın kelime anlamına bakıldığı zaman; ‘Kıskançlık bir kişinin veya bir ilişkinin yitirilmesinden korkulan, karmaşık bir ruhsal yaşantı ve olumsuz tutumdur. Bunun dışında başkasının sahip olduğuna kendisinin de sahip olma gerekliliğini hissettiren bir duygudur. Türk Dil Kurumu, kıskançlık kelimesini şöyle açıklamıştır. ‘Bir kimse bir üstünlük gösterdiğinde veya sevilen birisinin, başkası ile ilgilendiği kanısına varıldığında takınılan olumsuz tutum’ Kıskançlık doğuştan değil, sonradan öğrenilen ve birçok insanı etkileyen, rahatsız eden bir duygudur.Dozunda bırakıldığı sürece kıskançlık bir hastalık değil davranış bozukluğudur. Kişi bu konuda kendini kontrol edemezse bu davranış bozukluğu ileride depresyona sebebiyet verebilir. Kıskançlık özgüven eksikliği ve yetersizlik duygusundan dolayı ortaya çıkmaktadır.Kıskançlık yaşayan birisi zaman ile değersizlik, çaresizlik, öfke, mutsuzluk ve yalnızlık gibi duyguları da yaşar. Bu davranış bozukluğu hayvanlarda da görülmektedir. Örneğin bir evde uzun süre bulunan bir kedi tüm ilgiyi kendi üzerine çektiğini hisseder. O eve ikinci bir kedi geldiğinde diğeri asabi tavırlar göstererek kıskanç olmaya başlar ve sahibini de protesto eder.’ Diye tanımlanan bir nevi kıskançlık hastalığından muzdarip bir kısım insanın hayatı zehir olmaktadır. Küçük yerleşim birimlerinde sosyal,ekonomik ve siyasal hayatta bariz olarak kendini hissettiren kıskançlık kişilerin yüzünden bilhassa göz bebeklerinden çoğu kez okunan olur. Bilhassa siyasette izlenilen kıskançlık ve iktidar olma hırsı ise belirgin özellikleri ile açıkça belli olandır. Aklın önüne geçen hırsın en önemli sebebi belkide bastırılmış duygulardan birisi olan kıskançlığın belirtileridir. ‘Gurur, kıskançlık ve hırs insanların kaIplerini ateşleyen üç ateştir.’ Deyişinde olduğu gibi kıskançlık ile ilgili bir çok söz yazıldığı ve bestelendiği de ayrıca bilinendir. Eğer kıskanıyorsanız sonuçları doğru olan bir yönde değilsiniz, kendinize saygıyı bu davranış şekli ile ileriye taşımak konusunda ısrarlı olmayınız,aksi halde ‘kıskançlık’ telâfisi mümkün olmayan sonuçlar doğuracaktır. Kıskançlık asla doğru sonuçları olan bir duygu değildir. Doğrudan doğruya kişisel öz güven, yeterlilik ve kendine saygı ile ilgilidir. Kıskandığınızı ya da kıskanıldığınızı düşünüyorsanız durumu bir de bu gözle değerlendirmeye çalışın. Göreceksiniz ki daha sessiz bir ruh haline sahip olacaksınız. Yeter ki ‘Bütün kötü iptilâların en kirlisi, kıskançlıktır. ‘ diyenlerin sözlerine sadık kalın ve bu alışkanlıkları bir kenara bırakın.