Month: June 2018

Tamahkar ile Sahtekar

Tamahkar ile Sahtekar

Türkiye yılların en büyük ve önemli seçimini geride bırakmış yeni sistem şartlarında hükümetini kuracaktır. KKTC ise 24 Haziran geride kalmış. yerel seçimlerin sonucunda kazanan adaylar mazbatalarını almışlardır. Siyasetin nabzı hızlı olarak ülkemizde artarak devam edeceği göstergeleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Kasım ayında yapılacak çok adaylı bir UBP kurultayı olacağı varsayılmaktadır. 4’lü hükümetin yapamadığı icraatlar dışında iktidarını sürdürürken kabine, ev ödevi hazırlar gibi . Nerden buldun yasa tasarısını meclise sevk ettik, söz verdik çıkaracağız, dokunulmazlıkları kaldıracağız çalışmalarını yapmaktadırlar. Meclis tatilini Ekim ayına kadar uzun süreli tutmayacaklarını ifade ediyorlar,hadi nisabı sağlasınlar, Anayasada değişiklik yapıp bu konuları referanduma götürsünler,eleştirileri ortadan kaldırma yönünde hareket etsinler. Lakin gündemi yasa tasarısı taslakları ile güncelliyorlar. Öncelikle gözle görülür refahı ülke halkına bahşetsinler. Seçim bitmiş, geçim zamanı için kararlar üretsinler.Bu gün siyasete atıf, bu kadarı yeter diyelim ve ülkemizde adına kitaplar, makaleler yazılan bir ‘Tavuri ‘ olduğunu bilerek bir zamanların Sülün Osman’ını sırası gelmişken tanıyanlara bir kez daha hatırlatma yapalım. İstanbul ‘da kent meydanlarındaki saatleri, Galata Kulesini, şehir hatlarındaki vapurları yani kamu mallarını saf vatandaşlara satarak efsane haline gelen Osman’nın Galata Kulesini satarken yakalandığı zaman hapishanede ‘Alınteri ile Yaşamak” konulu konferansta dediklerini bir tekrarlayalım. Ne diyor Sülün Osman “Benim dolandırdığım insanların aslında kendileri dolandırıcıydı.’ ve anlatıyor; ‘Yani bana yaklaşma, yakınlaşmalarının tek sebebi beni dolandırmak, kolay yoldan para kazanmaktı. Akşam vakti elimde on tane bilezikle geliyorum adamın önüne. Kuyumcunun kapısındayım, tabi geç vakit dükkân kapalı. Başlıyorum karımın hastalığını durumunun ağırlığını anlatmaya, acilen hemen bilezikleri bozdurmam gerektiğini, o an nöbetçi eczaneye gidip hastaneden istedikleri ilaçları almamın şart olduğunu söylüyorum falan. Hakiki olsalar bileziklerin fiyatı 1000 lira. Diyorum ki ilaçlar için 300 liraya ihtiyacım var. Paranın gerisi umurumda değil, yeter ki karım iyileşsin ameliyat için ilaçları yetiştireyim. Adam sabah kuyumcuya gidip bilezikleri 1000 liraya bozdurabileceğini ve hiç elini yormadan oturduğu yerden havadan 700 lira kazanacağını düşünmeye başlıyor. O arada benim ayakçı da ortaya çıkıyor pazarlığı kızıştırmak işi hızlandırmak için ve o almak istiyor bilezikleri. Telaşlanıyor adam kazanç imkânı kaybolacak, fırsat kaçacak diye. Hemen oracıkta 300 lirayı verip alıyor bilezikleri, ben de kayboluyorum ortalıktan. Adam ertesi sabah kuyumcuya gidip de bilezikleri bozdurmak istiyor ve sahte olduğunu öğrenince, dolandırıldım diye karakolda alıyor soluğu, şikayetçi oluyor dolandırıldım diye. Netice ben aranıyorum. Demiyorlar ki ona, be adam 1000 liralık bileziği 300 liraya almayı düşünürken aklın neredeydi? diye. Gayet açık ki, beni dolandırmayı düşünmüştü. Ben hayatım boyunca beni dolandırmaya kalkışmamış tek bir kişiyi dolandırmadım. Boşuna dememişler “Tamahkar ile sahtekar bir aradadır” diye…’ Dikkatle okunduğu zaman çoğu hadiseye yerleştirilen bu düşünce tarzı günümüz olaylarına, ders nitelikli, tabi ki anlayana. Duamız kimseler ne tamahkar olsun ne de sahtekar! Ne demiş atalarımız ‘Az yetmez, çok artmaz.’

Advertisements
Demokrasi Kılıfı

Demokrasi Kılıfı

Kazanmak veya kazanmamak arasındaki yaşam kendi içerisinde doğru ve yanlışı barındırıyor. Bilhassa siyaset sürekliliğinde seçimde başarı sağlayıp seçilenler ile seçilemeyenler taraftarları ile beraber karşı karşıya kalabiliyor. Her tartışmanın kökeninde yatan mesele fazlası ile yapılan yorumlarda o seni istemedi bu seni kesti şeklindeki yorumların günümüzde ağızdan ağıza olduğu gibi sosyal medya sayfalarında bizzat yazılır olmasıdır.
Seçime giren adayların her halükarda artı veya eksi sonucu kabullenmede olgunluk göstermesi gerekendir. KKTC ‘deki yerel seçim sonuçlarının analizleri siyasi partilerin idari yapısı içerisinde yapılmalıdır. Bu sonuç değerlendirmesi acilen yapılıp üyelere duyurulması hatta, genişletilmiş toplantılarda ele alınması gerekendir.
İstifa, oldum olası sevimsiz bir kelime olarak irite edicidir. Sözlük anlamı ile “görevinden, işinden kendi isteğiyle çekilme, ayrılma” olduğuna göre siyasette parti yetkili kurullarından veya parti üyeliğinden ayrılmak için bir üst düzeye dilekçenin verilmesidir.
Siyasi istifalar çoğunlukla dengeler göz önünde bulundurularak parti genel başkanının veya genel sekreterin, ilgili kişilerce konuşması ve ikna edici tavrı ile çözümlenebilir. Dolayısı ile istifa ederim sözü veya yazısından önce kişilerin yapacağı ön görüşmeler son derece önemlidir. Siyasi konuların sosyal medya üzerinden imalı konuşmalar ile ülkemizde halli sadece kişilerin kendilerine manevi zararı olduğu kadar mensubu olduğu siyasi partiye de zedeleyici hali dokunur. Yani bu gibi konular rakip siyasi partilere sadece konuşup gıybet yapma ortamı hazırlar. Ülkemizde özellikle Facebook’ta bu tür yazılara yapılan yorumlar şikâyet eden kişiyi motive ederken diğer bir kişiye zararda zemin hazırlar. Her seçimde her adayın aday olmasında gaye seçilebilmektir. Ancak “amaca ulaşırken her şey mubahtır” konusu kanaatimce yanlıştır.
Siyasi bir partinin uzun yıllar yetkili kurullarında çalışmış ve bu süre eğer 40 yılları aşmışsa kurultay olsun, ilçe kongresi olsun, parti meclisi üyelikleri, İlçe yönetimi seçimleri hepsini yaşayan hatta kadın aday olarak delege seçimlerine giren az farkla kaybeden bir kişinin deneyimi ile söylemek istediğim parti içinde kimseye kırgınlık göstermeden tecrübe deyip kanaat belirtenlerin isteğinin iktidar için mücadele etmek olması gerektiğini öğrenmenin, bu gününü gördük. Seçim sonrası her siyasi partide dalgalanmalar olur hele de Ulusal Birlik Partisi gibi köklü bir partinin üzerine, olağan kurultay aşamasında dıştan fazlası ile müdahale edileceği söz konusu ise… Bu aşamada siyasi birlikteliğe en ihtiyaç duyulan zamandır, iyi kullanılması gerekir.
UBP yerel seçimlerde diğer siyasi partilere göre üstünlük sağlamıştır. Kendi içindeki meselelerini mutlaka sağduyu ile halledip iktidar için mücadelesini sürdürürken en iyi şekilde muhalefetini 4 parçalı hükümete karşı yapacaktır. KKTC Meclisinin bu kadar uzun süreli tatile girmesi doğru değildir. Gerekli anayasal düzenlemeler yapılsın derken Sayın Kudret Özersay’ın şimdiden ortaklarına dokunulmazlıklar konusunda ültimatom niteliğinde olumlu oy vermez iseniz bu hükmet sona erer mesajı oldukça düşündürücüdür. Mamafih herkes kendi düşüncesini demokrasi kılıfında söyleyebilendir. Öyle bir zaman geçer ki gün gelecek “El eli yıkar, iki elde yüzü.” deyiminin anlamında her konu makamını bulacaktır.

Sosyal tansiyon düştü

Sosyal tansiyon düştü

Seçimler bitti. Analizler devam ediyor. Yorumlar yerli yersiz yapılıyor. Sosyal medya üzerinden göndermeler ima halinde sahibini buluyor. Şu hakikati ifade etmek gerekirse özellikle tweter camiasında CHP Cumhurbaşkanı adayı Sayın Muharrem İnce seçimden önce seçim kazanmış gibi lanse edilendi. Twetterin anket butonu ile aday isimlerini verdikleri anket sonuçlarında Sayın Muharrem İnce %79 oyla devamlı seçilmiş pozisyonda oldu. Hesapların fake olup olmadığı ise meçhuller arasında kaldı. 2016 yılında Scientific Reports’ta yayınlanan bilimsel bir deneyin sonuçlarını Günaydın gazetesindeki yazısı ile okuyucularına aktaran Mevlüt Tezel’in yazısı bütününde okunmaya değer bir yazı ve şu cümle araştırma içerisinde sonuç nitelikli yer alıyor Ne diyor araştırmadaki görüş birliği “Seçmenler, yazılan tweet’lere değil; adayların yeteneklerine, karizmasına, yaptıklarına ve kendi taleplerini karşılayıp karşılamayacağına bakıyor.” tesbiti böylelikle seçmenin bire bir tarifi de oluyor. Buna dikkat başarı,başarı ise iktidara giden yolda ilk adımı oluşturuyor. Sayın İnce ‘nin seçim propagandası,televizyon reklamlarındaki şarkılar zihinlerde yer etmesine beğenilmesine rağmen partisinin yıllardır iktıdarı yakalayacak reye sahip olmaması Sayın İnce ‘in dezavantajı olmuştur. CHP iktidara taşıyamayan Sayın Kılıçdaroğlu’nun bir kez daha bu seçim sonuçlarını değerlendirmesi aciliyeti ve parti idari yapısının yeniden gözden geçirilmesi ,Sayın İnce’ye seçmenin verdiği oylar adına acilen düşünülmesi gerekendir. 24 Haziran seçimleri için bu saatlerde twiter paylaşımlarında tansiyon oldukça düşmüştür.Sayın İnce’nin seçim sonuçlarını kabul nitelikli konuşması olumlu bir davranış ve olgunluk olarak kamu oyunda takdir görmüştür. Seçimden önce Türkiye Başbakan Yardımcısı Sayın Bekir Bozdağ’ın mesajı tweeter Cumhurbaşkanı’nı seçmez ve hiçbir şekilde milletin seçtiği bir cumhurbaşkanını iktidardan indiremezler,indiremeyecekler. 15 Temmuz’da infaz etmeye çalıştılar. Ama o milletiyle sokağa çıkarak tüm dünyaya korkmadığını gösterdi. Türkiye üzerine oynamaya çalışanlara yine aynı şekilde 24 Haziran tarihi kabus olacak. Bu millet cumhurbaşkanını yedirtmez. Bir dünya bir araya da gelse milletin liderini yenemeyecekler.’ ifadelerini kullanmış olması Güçlü Türkiye için dünyaya verilen çok önemli bir mesaj olmuştur ve Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin ilk lideri Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmuştur. Sistemin işleyişini hep birlikte görenler olacağız. Sayın Recep Tayyip Erdoğan Güçlü Türkiye Lideri olarak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin,öte yandan, Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier ve Yunanistan Başbakanı Çipras’ta Erdoğan’a tebrik mesajlarını ulaştırıldığını ayrıca İngiltere Başbakanı Theresa May ve Almanya Başbakanı Angela Merkel de Erdoğan’ı tebrik eden liderler arasında olduğunu haberlerden okuyoruz. KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı da Sayın Erdoğan’ı tebrik edenler arasındadır. Siyasi gelişmeler sürekliliğinde yeni sistemin başarılı olması temennimizdir…

Büyük işler önemli atılımlar

Büyük işler önemli atılımlar

Dün dünde kaldı, desek bile dünün tecrübesi ile bu gün yol yeniden şekillenir ileriye adım atılır. Hizmetin tarifinde şimdinin önemi çok büyük. Geçen seçimin heyecanı ile meraklılarına en uzun gün ve en uzun gece olan,seçmeni olduğu kadar, adayların kalp atışlarında artış sağlayan seçimler çok şükür bitti. Türkiye için tecrübe kazansın dedik, istikrar sürsün dedik, ilk turda Cumhurbaşkanı galip gelsin dedik, hepsi bizler gibi düşünenlerin toplam kararı oldu. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde yerel seçimlerde belediye başkanları ,üyeleri ,muhtarlar azalar seçildi. Seçilenlerin ortak görevi partisi ne olursa olsun görev sınırları içerisindeki her eve her vatandaşına yani her seçmene en iyi hizmeti götürmek olmalıdır. Her seçim bir tecrübe ve kötünün daha iyisi beklenendir. Vatandaş her hizmeti takip eder. Ödediği fatura üzerindeki rakamı görür. Devlete karşı ödemeleri ile vazifesini yapandır. Seçime katılımın az olması güzel bir hadise değildir.Seçime katılmayanların oy kullanmayanların ismen bilindiği seçim listelerinden bilinir olandır.YSK’da listeler vardır. Ülkemizde alışkanlık gereği en çok eleştirenler bazen vatandaşlık görevini yapmayanlar arasından olabiliyor. Oy kullanmayanlar için yasal düzenleme yapılıp cezai müeyyide getirilmesi mutlaka düşünülmelidir. Bir zamanlar yaz sıcağında denize gidin oy vermeyin diyenler, karma oyu teşvik edenler şimdi Meclis’te milletvekilidir, hatta kabinede bakandır. Bu kişiye,bu konuyu da notlarına eklesin demek gerekiyor. Belediye seçim sonuçları için övünmeye hiç gerek yoktur. Seçimle mevcutlara bir dönem daha irade umut olarak devredilmiştir. Seçilen olsun seçilmeyen olsun bütün kişilerin ortak amacı görevdi hepsine tebriğimiz vardır. Türkiye 81 milyona seçim propagandası süreci, mitingler, uykusuz bekleyişleri yaşarken tahammül edilen yorgunluklar yüzlerde ifadesini bulurken seçim günü gecesi sabahı Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan seçmenlerin yanında olmuş bilhassa küçük yaralı bir çocuğun tedavisi maksadı ile hastahanede geçirdiği saatler ile kalbi duygularda, yüreklerde, bir kez daha silinmeyen iz bırakmıştır. Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ‘ı ,MHP lideri Sayın Devlet Bahçeli’yi ve Türkiye’nin son Başbakanı Sayın Binali Yıldırım’a, Seçilen milletvekillerine ve Anavatan’a Türkiye’mize sevgilerimizi,saygılarımızı arz ederken KKTC’de yaşayanlar olarak daha emniyetli günlerin güvencesinde olduğumuz için sevincimizi özellikle belirtiriz. Ulu Önder Atatürk ‘ün sözünde olduğu gibi “Büyük işler, önemli atılımlar; ancak birlikte çalışma ile elde edilebilir.” Niyet budur…

Seçilememeyi göze almak

Seçilememeyi göze almak

Mutluluk insanın hangi şartlarda olursa olsun kendinde hissettiği duyguların olumlu yanıdır. Olumlu düşünmek kişide özgüvenin kendisidir. Çoğu kişi nedense mutluluğun çok yakınında olduğunu bilmez. Bu gibi kişiler kendi mutsuzluklarını bir başkasına da bulaştırmayı adet edinmişlerdir. Mutluluk sevgiye duyulan özlemin ta kendisidir. Sevgi esasında insanlar üzerindeki etkisi ile her zaman kendini aratan ama bir kısım insanın hayatında var olan nefret duygularından ne kendine ne de başkasına yaşatamadığıdır. Mutluluk derken, bir hikayede bir gencin mutluluğun sırrını öğrenmek isteyişini okudum. Gencimiz elbette bu arayışında bir bilgenin görüşüne ihtiyaç duymuş. Aramış taramış kırk gün kırk gece yürüyerek Bilge’nin oturduğu Köşk’e ulaşmış. Hiç üşenmemiş gitmiş ve kapıyı çalıp kendini oraya misafir ettirmiş. Bilge onu çok güzel ikramları ile ağırlamış . İsteğin nedir oğlum diye de sormuş. “Mutluluğun sırrı” demiş delikanlı ” bana bunu öğret.” Bilge bu sırrı vermeyi kabul etmiş. Delikanlının eline bir kaşık vermiş, iki damla sıvı yağı da kaşığın içine koymuş. Eline bu kaşık ile Köşkümü bir güzel gezeceksin ancak bu yağı dökmeyeceksin” demiş. Delikanlı sarayı geziyormuş ama gözü devamlı kaşıktaymış. Dönmüş gelmiş. Bilge sormuş. “Salondaki Acem halılarını gördün mü, kütüphanedeki şömineyi fark ettin mi, bahçedeki gülleri gördün mü?” şeklinde bir yığın ayrıntı sormuş. Utanan delikanlı, hiçbir şey görmediğini itiraf etmiş. Çünkü sadece yağa bakıyormuş. Bilge şöyle demiş; Öyleyse git şimdi daha dikkatli olarak köşkümün harikalarını gör. Oturduğu evi tanımadan o insana güvenemezsin”. İçi rahatlayan delikanlı, kaşık elinde gördüğü her şeyi hafızasına adeta kazırcasına dikkat etmiş, gördüklerini bir güzel anlatmış. Bilge; “Peki sana emanet ettiğim iki damla yağ nerede? diye sormuş. Kaşığa bakan delikanlı, iki damla yağın dökülmüş olduğunu görmüş. Bilgeler bilgesi bunun üzerine; “Mutluluğun sırrı,dünyanın bütün harikalarını görmektir ama iki damla yağı unutmadan” demiş yani elindekini kaybetmeden anlamındaki ifadesini kullanmış. Kıssadan hisse her insan elindeki ile mutluluğu yakalaması gerektiğini bilecek, akıl almaz hırsının aklının önüne geçmesine müsade etmeyecektir. Seçimin ertesinde kazananları kutlarken, mutlu olmayan insanın, iş yapabilirliğinin ilişkisi unutulmamalıdır. Adı seçim ise seçilmemeyi, de göze almak gerekir. O halde kaybedenlerin elindekiler ile mutluluğunu devam ettirebileceğine olan inançla yaşamlarına devam etmeleri ve bir sonraki seçime hazırlanmaları gerekmektedir. Vakit ne ki göz açıp kapanıncaya kadar beş yıl da geçer, dört yıl da geçer. Önemli olan toplamda ülke halkımızın faydasına iş yapılmasıdır. Seçim öncesi Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığının İlhaiyat Kolleji öğrencileri için yarattığı kriz kabul edilebilir bir yönetim şekli değildir. İlhaiyat kolleji için yeni yasal düzenleme yapacaklarını söyleyen zihniyetin KKTC meclisinde ne gerekçe gösterecekleri ve 4 parçalı hükümet ortaklarından nasıl bir cevap alacakları ise hakikaten merak edilendir. Bakan Özyiğit’in bu gücü nerden aldığı ise ayrıca sorgulanmalıdır. Bilindiği üzere Özyiğit bir süre önce din derslerini seçmeli yapacaklarını özellikle açıklamış ayrıca ilhaiyat kolejindeki Türkiye ile yapılan antlaşma çerçevesinde ülkemize gelen ve okulda öğretmenlik yapan kişilerin görevlendirmeleri için önlem alacağını söymişti. Sayın Serdar Denktaş ne kadar sözlü dil dökse de Bakanı ikna edemediği için, içini, yazılı beyanı ile basına dökmüş,konuya aktarmıştır.Her ne kadar bakanlık sonradan diplomaları imzalamak zorunda kalsalar da ideolojik bir saldırı mahiyetinde ailelerin mağduriyeti o gün için yaşatılmıştır.Öğrenciler diploma töreninde ağır bir travma geçirmişlerdir ayrıca okulda gelecek yıl okuyacak öğrenciler tedirgin edilmiş okul öğretmenleri okul aile birliği üyeleri huzursuz olmuşlardır. Akel’in genel kurulunda bir sonraki toplantının ‘Birleşmiş Ortak Vatan’da yapılmasını temenni eden ve Rumlar’ı saygıyla selamlarım diyen bir TDP genel başkanı için fazla söze gerek var mı. Kanaatimce yoktur.

Tecrübenin kazanması

Tecrübenin kazanması

Bugün 22 Haziran günlerden Cuma ve 24 Haziran’a sadece iki gün kaldı. Bu iki günün sonunda Türkiye’de olsun Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde olsun seçimlerin sonuçları merakla, heyecanla beklenendir. Türkiye’deki seçimleri miting alanlarından televizyonda izleyenler olarak adayların söylemlerini, vaatlerini, seçim manifestolarını, birbirleriyle olan ilişkilerinde, ayrıldıkları noktalar ve yapılan tespitleri gazetelerdeki köşe yazılarından, televizyon kanallarındaki yorumlardan seçim sonucunu tahmin etmeye çalışanlarız. Türkiye’deki seçmenin genel durumunu ve sonucun nasıl şekilleneceği tam net olmamakla birlikte, taraflı tarafsız seçmenlerin gönlünden geçenleri açıkça ifadede görmekteyiz. Seçmenin istediği bu seçimlerin birinci turda sonuçlanmasıdır. Birinci turda sonuçlanan bir seçimle seçilen lider daha güçlü bir pozisyonda olacaktır. Türkiye’de yeni bir sistem üzerinde şekillenecek olan siyasetin seçmen üzerinde etkisi vardır. Bu ihtimal dahilinde yeni sistemin de bilinmezlik nedeniyle seçimin ikinci tura kalması muhtemeldir. Seçmen oy verirken geleceğinin garantisi olarak gördüğü oluşuma ve Cumhurbaşkanı adayına oy verme iradesini göstermelidir. Seçimi etkileyeceği bir tek oyunun kıymetini bilerek sandıklarda oy kullanılması istenilenidir. Türkiye yeni seçim sistemi ile Cumhurbaşkanına derhal hükümetin kurulması için yetki verecektir. Milletvekillerinden Bakanlar kuruluna atama yapılırsa o kişinin istifası söz konusu olacağından bu sistemde Bakanlar Kurulu listesinde bir çok isimin dıştan, Cumhurbaşkanı tarafından ataması beklenmektedir . İlk turda seçimin kazanılması durumu dünya devletlerine oldukça güvenilir ve ‘Güçlü Türkiye’ pozisyonunda olunduğunu bir kez daha gösterecektir. Türkiyede tecrübenin kazanması temenni edilendir. 24 Haziran akşamı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkı olarak televizyonlarımız başında ekranda seçim sonuçlarını izleyeceğiz. Küçük adamızdaki seçimler ise yerel yönetimlere dört yıllık süre ile hizmeti kimlerle yöneteceğini, karar veren seçmenin iradesini sandıktan çıkaracaktır. Her seçim mali gideri çok olan ve bol propaganda sürecinde reklam giderleri ile siyasal partiler üzerinde, mali külfeti oldukça fazla olsa da seçimin rengi reklamlar ve propaganda ile şekil bulmaktadır.Mitinglerin olmazsa olmazı bayraklardır. Meydanlar ve mekanların vazgeçilmezi milli hisslerin galeyanı siyasi parti amblemli bayraklardan ziyade Türk Bayraklarıdır. Ellerde taşınan KKTC ve Türkiye Cumhuriyeti’nin bayrakları birlikte duyguların zirvesini izleyenlere yaşatmaktadır. Genel seçimlerde mevsimin kış olması nedeniyle daha çok kapalı mekanlarda yapılan tanıtımlar bu yerel seçimlerde bazı mekanların bahçelerinde yapılmıştır. Yüksek seçim Kurulu tarafından açıklanan yasaklar çerçevesinde Cumartesi saat 18.00 de propaganda yasağı başlayacaktır. Yerel seçimlerde belediye Meclis üyelikleri dahil yine parti mühürünün esas alınması elzemdir. Her seçim bir deneyim diyorlarsa da, her seçim iktidara giden yolun tarifi olduğu hiç bir zaman unutulmamalıdır. Seçim zaten yerel seçim deyip karma oy kullanılmaması gerekir. Mühür sonrası tercihler seçmen iradesindeki kazanımı, belediyelere hizmet olarak kazandıracaktır. 24 Haziran 2018 tarihinde Türkiye Cumhurbaşkanının ilk turda seçilmesi dileğiyle ve KKTC Yerel seçim sonuçlarının ülkemiz de hayırlara vesile olması duası ile Cumanız mübarek olsun. Bu güne söz mü? Mevlana’dan olsun ‘Bir oIaIım, iri oIaIım, diri oIaIım.’

Ödenmeyen haklar

Ödenmeyen haklar

Çok yorgun, yaşlı, çirkin ve kendini beğenmiş sorunumuz karşımızda sırıtıyor. Kimler el atmadı ki! Eski dava, bir türlü yeni bir dava safhasına geçmedi, geçemedi.
Kıbrıs sorunu artık taraflara sıkıntı veren stratejik konumu ile cazibesini koruyan, etrafındaki Akdeniz’in cezbedici mavi sularında, aktörlerin bir nevi kara sevdası olmuş vaziyette, yine de taliplerinin anlaşmasını bekliyor.
Kendimizi tanıdık tanıyalı yanımızda bizle büyüyen bu yara, kangrenleşti, gittikçe içinden çıkılmaz bir hal alırken öyle bir ana geldik ki kendi çocuklarımızın yaşı yarım asrı buldu. EOKA, ENOSİS, Türk Mukavemet Teşkilatı(TMT), “Ya Taksim Ya Ölüm”, derken Kıbrıs’ın rahata kavuşması ve içinde savaşın ve ölümün olmadığı ortama 20 Temmuz Barış Harekâtı ile 1974 yılında girdi, her iki kesim de kendi sınırları içerisinde barışa, hasretle kavuştu. O onunla, bu bununla, o Cumhurbaşkanı, bu Birleşmiş Milletler Sekreteri arabulucu, müzakereler Annan Planı Referandumu Güney’in “HAYIR”ı Kuzeyin ”EVET”i derken iki tarafı bir türlü samimiyetle bir araya kimseler getiremedi. Art niyetli ve samimiyetsiz bir Anastasiades, kilisenin emrinde ve komutasında masadan devamlı fırlayan olurken, Sayın Mustafa Akıncı’ya bağlanan umutlar ise yer ile yeksan oldu.
“Kıbrıs Cumhuriyeti” üzerinden AB adayı kendine dahil ederken, sınır ötesine, Türklere “Kıbrıs Cumhuriyeti haklarının” verdiği hukuksal hak ile AB vatandaşlığı pasaportlarını vermek durumunda kaldılar. Bu pasaport ve kimlikte güya kendi kurallarını uyguladılar. İstediklerine pasaport verdiler istemediklerine vermediler. Türkler Türkiye dışındaki ülkelere Pasaportun sağladığı ulaşım kolaylığı olduğu için bu belgeyi aldılar. Müktesep bir hakkın Rum pasaportu olarak anılmış olması ise ayrı bir yanlıştır.
Kıbrıs Türk halkının çektiği çok sıkıntılar vardır. Mücadelenin ve toprağı uğruna şehit düşen canların, kayıpların, gazilerin, hakkı ödenemez olandır. 1974 yılından sonraki oluşumlar 1983 yılının 15 Kasım’ında Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile taçlandı. Sadece o günden bu güne 35 yıl geride kaldı. Çözüm denen mesele gittikçe de kördüğüm oldu. Kördüğüme ise keskin kılıç vurulması ve yeni bir ortaklığın kurulması mümkün olmadı. Olmayacağı keskin gözle görülebilendir. İç meselelerde armut toplamayan Dış İşleri Bakanı Sayın Kudret Özersay Ambulans uçak indi kalktı durumu ile övünürken KKTC adının yaşatılması adına adım atıyor sanıyorsa da olacağı olmayan işlerde uğraşıyor. Topraklarımıza Rum nüfus yerleştirme alıştırması yaptırma kararı almışlar ki 4’lü parçalar ayni kafada birleşip Rumlarının kurduğu silahlı örgüt EOKA’nın eski üyesi Nikolas Skuridis’e Girne Kozanköy’deki arazisi iade ettiler. Rum geliyor ama ‘bizimkiler’ gelenler KKTC kurallarına göre hareket edecek diyorlarsa da, köy halkı isyanda ve köylerinde Rum vatandaşlarının, ikamet etmesini istemiyorlar. Şimdi ne yapacaklar Kudret Bey armut toplamazken pirincin taşını mı ayıklayacak. Daha kaç Rum’u bu şekilde evlerine çağırma operasyonu yapacaklar? Ülkemiz halkının nabzını nasıl tutacaklar? Güney’den gelen ve halen bıraktıkları mal üzerinden kendilerine tahsis edilen evlerde oturan halkımız bu duruma ne diyecek? Kozanköy’deki Rum’a Güney’den ne gibi bir yardımı Birleşmiş Milletler ‘insani yardım’ diye taşıyacak? Yoksa Bakanlar Kurulu üyelerimiz Nikolas’ın evine hoşgeldine mi gidecekler? Olmaz demeyin olur mu olur! Yaşayıp göreceğimiz çok şey vardır.

Hücrelerin koruyucusu

Hücrelerin koruyucusu

Sebzelerin pahalılığı ile alım gücü gittikçe azalıyor. Meyve derseniz karpuz,kavun,kiraz, zamanı ancak manavların raflarında renkleri ile üzerlerinde etiketleri ,adeta yanıma yanaşmayın diyorlar. Döviz almış başını gidiyor. Ülkemiz halkının bir kısmı daha ziyade ilçelerde belirli günlerde kurulan Pazar’lardan alışveriş yapmayı tercih etse de pazarda daha geçerli olan nakit parayı yanlarında taşımak mecburiyetinde kalıyorlar. Kredi kartları Pazar çarşısında pek kullanılmıyor. Domates,biber patlıcan derken maydanoz,marul,salatalık, patates alırken çeşitli tezgahlarda bozuk para sıkıntısı olduğu görülmektedir. Geçen hafta Girne Çarşamba Pazarı bayram nedeni ile çok ama çok kalabalıktı. Kalabalığı daha ziyade yabancı uyruklu turistlerin ellerindeki dövizin gücü ile dolaştıkları hatta göze batan bir şekilde alışveriş yaptıkları görüldü. Elbette ülkemiz insanının sağlıklı beslenme koşulları çerçevesinde ailesini,çocuğunu geçindirmek yükümlülüğü vardır. Cebindeki para ile de en iyisini yapmaya çalışandır. Gün geçtikçe kadınlarımızın mutfak masrafında daha özenli davrandıklarını görülmektedir. Kasaba uğradığınız zaman önünüzde bir kaç kişi varsa ekonomik durumdaki vehameti konuşmalarından anlayabiliyorsunuz. Ülkemizde gittikçe artan müzmin hastalıkların belki de kökeninde dengesiz beslenmenin önemi vardır. Beyin sağlığında yaşla beraber beyin hücreleri arasındaki iletişimi azalttığı otoriterler tarafından söyleyendir. Bunun sonucunda zihinsel aktiviteler azalabildiği de konuşulanlar arasında vardır. Vitamin deposu denen sebzelerin tüketilmesi gerekiyor. Eski yıllarda evlerin bahçeli oluşu ev sahiplerinin bahçelerine maydanoz,ıspanak,pazı,soğan,pırasa, limon ağacı, yenidünya portakal mandalina ağaçları eksik olmayandı. Daha sonra çok katlı apartmanlar derken çocukların evlenip bu tür konutlarda oturması bahçeli evlerin de bir nevi bahçe donanımının sonu gibi oldu. Apartmanda saksı içerisinde maydanoz ektim deyip bu özlemlerini giderenleri de biliyoruz. Nostaljik davranışları seviyoruz. Eski yıllarda mevsimine göre alınan sebze ve meyvelerin tarımdaki teknolojik değişimlerle vaktinden önce yetiştirildiğini, ithal edilerek tüketicinin tercihine sunulduğunu her gün büyük alış veriş merkezlerinde görenleriz. Şimdilerde en göze meyve kiraz albenisi ile al beni çağrısı yapsada yanına yaklaşılması fiyatı açısından zor meyvelerden birisi. Faydasına gelince kiraz sapından tutun her haliyle bünyeye yararlı bir meyve. Hele zihinsel aktiviteye katkısı oldukça fazla üstelik hafıza sorununa çare olduğu gibi bol miktarda antioksidan içermesi vücuda gerekli ve hücre koruyucusudur. Uyukusuzluk çekenlerde ise kiraz bir nevi uyku hapı gibi beyinde direk etkili olduğu yazılanlar arasında. Tabi her şeyin fazlası zarar olduğunu bilmek de gerekiyor. 100 gr kirazda 60 kalori olduğu ve bir dilim beyaz ekmeğin 80-90 kalori taşıdığı düşünülürse kirazın muhteviyatı olan %75 su ile diyet yapanlar kirazı da sofralarına alabilmeleri tat bakımından öncelikli olabilir. Lifi ile de fayda sağlarken çok yenirse şekeri ile zararı vücudunuza enjekte edebilir. Zamanımızda diyetisyene gitmek ve diyetisyen kontrolünde beslenme düzenini bir alışkanlık haline getirmek ayrı bir ihtiyaçtır. Çoğumuz akıllı telefonlarımız ile bu konuda “kalori ölçer” programları ile çare ararken belli ki yanlış yapıyoruz ama önüne de geçemiyoruz. 6 Haziran’ı geride bıraktık lakin diyetisyenler gününü unutmadık.Kutlu olsun…

Mucizevi formül

Mucizevi formül

Yapılan eleştiriler tabi ki doğruya giden yolda hedef gösteren ve daha iyisini görmek adına ifade edilenlerdir. KKTC Meclis genel kurulunun açılışıyla rutin gündemin dışında muhalefet milletvekillerinin gündem dışı konuşmalarını mecliste, kürsüden dinledik.
En çok ilgi çeken konuşmalardan birisi de Sayın Aytaç Çaluda’nın “yaptığı yolsuzluklar” diye genelde adlandırılan ama mahkeme yüzü görmeyen konuları oldu. Sayın Erhürman, nedense acayip bir asabiyet içerisinde cevap verirken Sayıştay başkanından aldığı taze bilgilerde Çaluda’nın Başsavcılığa ilettiği dosyaların zaten ilgili mercilere gönderilmiş olduğunu, ‘kürsüden kaç kez söyledim, anlattım, anlamıyor musunuz? ‘ diyerek ‘golan döner’ sözcüğünü de böylelikle siyasi literature eklemiştir.
Sayın Tolga Atakan yol yapım projeleri ve ihaleleri ile ilgili bilgi verirken milletvekillerinin birinin adı ile Özdemir bey ağzını doldurarak soruyor, cevabını verelim diyerek kendisi ağzındaki, bir dolu cevabı sıralayarak ayni zamanda Sayın Ersan Saner’in sorularını da yanıtlamaya çalışmıştır. Türkiye’den hibe araç alacaklarını söylerken seçimden sonra oluşacak yeni Türkiye hükümetinin ne şekilde olacağı tahminsizliğini belirterek yine de istemlerinin olacağı varsayımını ifade etmiştir. Bilindiği gibi sosyal medya özellikle, Tweter takipleri de vazgeçilmez alışkanlıklarımızdan bir tanesi olmuştur. Bu arada Sayın Derviş Doğan’ın CAS çalışanları ile ilgili atmış olduğu tweet gözüme ilişti. ‘130 çalışan varmış CAS işletmelerinin, fakat havayolu şirketleri bu işletmeden hizmet almıyorlarmış.. Yani işletmenin geliri yok… Giden gelen hükümetler bu işletmeyi ayakta tutmak için büyük uğraşlar vermişler vs vs..Netice itibarıyla geldiğimiz günde CAS tarihe karışıyor..’ diye yazmış Sayın Doğan, belli ki Meclisi dikkatle izliyordu ve kendisine ‘Meclis konuşmalarından Sayın Denktaş ifadelerindeki sonuç aynen yazdığınız gibi anlaşıldı .İzliyoruz.’ Diye bir tweet yazdım. Aldığım cevap ‘maalesef ‘ oldu. Sayın Denktaş çok yorgun belli ki uykusuz bir gecenin sabahında CAS ile ilgili Mayıs ödendi, diğerler ayarlanacak, Fikret bey öyle dedi, böyle dedi derken, sonuç Sayın Derviş Doğan tweetinde yerini buldu. Mecliste söz alan Milli Eğitim ve Kültür eski bakanı UBP milletvekili Dr.Özdemir Berova okulların tatil olduğu bu dönemde bakanlığın okulların açılacağı Eylül ayı için herhangi bir hazırlığının halen olmadığını, İhalelere çıkılmadığını, velilere gönderilen anketlerin anlaşılır olmaktan uzak olduğunu ayrıca din derslerinin seçmeli hale gelmesi ile ilgili eleştirilerini, müfredat açısından kaygılarını kürsü konuşmasında dile getirmiş, Kolej sınavlarını kaldıracağım diyen yeni bakanı mucizevi formülünü açıklamaya davet etmiştir.
Bu arada iktidar meclis koltukları hepten boştu, daha sonra Sayın Cemal Özyiğit’in koltuğuna geçip oturduğu görüldü. Ramazan Bayram tatili ertesinde Meclis kürsüsünden dinlediklerinizle yetinip 4’lü koalisyon hükümetinin dosyalara gömülmüş başlarını ne zaman su yüzüne çıkarıp ülkemiz halkını refaha götüren hamlelerini göreceğimiz günlerin hasretiyle beklendiklerini de ayrıca belirtmek ikaz mahiyetinde halkın isteğidir. Hayat mı? Zamanın ta kendisidir. Harcarken ise tasarrufu kayda değer icraattır. Dikkat edilmesi gereken ise bütün donanımları kendisinde biriktirmiş olsa da bazı kişilerin ulaşmak istedikleri mertebeye atlarken ayaklarının takılabileceği ‘hırsa ‘ yani kendisine engel olan eşikte sendeleyip düşmemesidir. 24 Haziran Seçimlerine altı günlük bir zaman kalmıştır. Seçimde sandıklara gidip vatandaşlık görevini yapanların konuşma hakları ise her zaman vardır. Var olacaktır.

Sert Yanıt

Sert Yanıt

Geçen haftanın önemli bir programı ‘Halk Meclisi Özel’de Sayın Reşat Akar’ın konuğu Ulusal Birlik Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün oldu. Programın tekrarının bayram günü sabahın erken saatlerinde yapılması ile sorulan sorulara verilen cevaplar daha dikkatle dinlendi. Sayın Özgürgün’ün Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adaylığının olup olmayacağı soruldu. Sayın Özgürgün bu konuda net bir görüş belirtmedi.Ancak cevaplarından edinilen kanaat parti amblemi altında aday olabileceği oldu. Sayın Özgürgün şimdi öncelikli konularının 24 Haziran Yerel seçimler olduğunu bu hususta KKTC genelinde yoğun çalışmaları ve aday tanıtımları olduğunu söyledi. Hükümetin çalışmalarını eleştiren Özgürgün 4’lü koalisyon icraatlarındaki tutarsızlığı ve kabineyi kararsızlıkla suçlayıp her bir ortağın ayrı telden çaldığını ve tecrübesiz hükümetin devamlı yanlış kararlara imza attığını söylemiştir. Sadece mazaret üreten bu ortaklığın zamlarla halkı bunaltığını ifade eden Özgürgün sandık iradesinin %36 oy ile 21 Milletvekilini UBP verdiğini,diğer 4 partinin inat hükümeti kurduklarını ,kendisin halen hiç bir parti ile hükümet kurmam diyecek kadar tecrübesiz olmadığını ise açıklamalı olarak kamu oyunun bilgisine getirmiştir. Mevcut ortakların Meclisde nisap sorunları ile genel kurulu açamadıklarını hükümet oluşturan partilerin nisabı sağlaması gerektiğini tekrarlarken nisap için muhalefeti suçlamalarında traji komik bir hal sergilediklerini belirtmiştir. Sorulan sorularda UBP-DP koalisyon döneminde verilen ve vatandaşlıkları iptal edilen mağdur kişilerin durumu da vardı. Özgürgün iptallerin kabul edilemez olduğunu, ilgi bakanlığın listelerdeki isimler ile oynamasının yapılan yanlışlarda,yanlış olarak karşılık bulduğunu ve Savcılığın bu iptallerle ilgili kararın mahkemede savunmasını yapmayacağına ilişkin görüşlerinin bariz olduğu bir konuda kararın iptalinin gerekliliği üzerinde durmuştur. Dokunulmazlık konusunda kesin ve öz konuşan Özgürgün kürsü dokunulmazlığı dışındaki dokunulmazlıkların kalkmasından yana oy kullanabileceklerini de ifade etmiştir.Özel sektörün sıkıntı içerisinde olduğunu ancak hükümetin dokunulmazlıklar ile vakit geçirdiğini, mal beyanları ile ilgili sorular da ilk ağızdan cevaplanırken, Kurultay için adaylığının kesin olduğunu Kurultayın erkene alınmasının mümkün olmadığını ve Eylül ayından itibaren Kasım ayına kadar örgütler ve İlçe Kongrelerinin yapılacağını,parti milletvekili sayısının kendi genel başkanlığında girilen seçimde arttığını bunun başarısından gurur duyduğunu tekrarlayan Sayın Hüseyin Özgürgün rahat ve kendinden emin bir duruş sergilediği bu programda kendinden oldukça emin cevaplar vermiştir. Sayın Aytuğ Türkkan soruları da oldukça iyi seçilmiş sorulardı ve kamu oyunda cevabı istenenlerdi . Hatta program sonunda Sayın Özgürgün’e eşinin siyasette yaklaşımda eşini destekleyip desteklemediği sorusuna kadar programda sorulmuş,Özgürgün ise siyesette eşe az zaman ayrıldığını ancak eşininin kendisinin faaliyetlerine sıcak baktığını da sözlerine eklemiş espirili bir deyimde kullanmıştır. Sayın Özgürgün’ü dinledikten sonra vatandaşlık iptal kararlarının kaldırılması gerektiği üzerinde yazdığımız yazıların isabetli olduğunu, laf kalabalığı içinde doğru yaptıklarına kendilerini inandırmaya çaba gösterenlerin doğruları maalesef göremediğini hatta Sayın Baybars’ın ayni gece bir başka televizyon kanalında biz önerge yaptık Bakanlar kurulu kabul etti diyerek vatandaşlık iptallerine ortaklarını da dahil ettiğini kendi sesinden dinledik. Burda esas sorulması soru neden bir önceki hükümette Sayın Serdar Denktaş varken şimdi ses çıkarmıyor. Bilmelidir ki bu sessizlik vatandaş arasında kaygı yaratıyor. Kaldı ki Sayın Denktaş geçmiş hükümet döneminde yine ayni meclis kürsüsünden vatandaş yapmaya devam edeceğiz diye o zamanki muhalefete CTP’ye sert yanıtlar verendi. Şimdi neden susuyor.? 24 Haziran seçimleri gerek Türkiye’de gerekse ülkemizde siyasete, yeni bir dönemi getirecektir.Hayırlısı ne ise, nasip kısmet diyoruz, az kaldı, siyasetin rotasında göreceğimiz çok şey vardır.