Month: September 2018

Boşuna söylenmeyen sözler

Boşuna söylenmeyen sözler

Umudun ucuzladığını 50 yılı aşkın uzayan giden Kıbrıs meselesinin o kurulup, kurulup bozulan müzakere masalarında ne müzakereciler eskittiğini, gördük geçirdik. Kimin müzakereci, kimin danışman kimin görüşmeci olduğunun ne önemi var. Bizim bildiğimiz geçirdiğimiz geçmiş ömrün her günündeki acı, hüzün,hemen hemen her evin şehidi, her evin kayıbı, gazisi ve mücahitleridir.Güneyden, Kuzeye göçtür.Umut nereye kadar, bir gün gelir adına çözüm denen,aşk biter. Ülkemizin şu anda tek sorunu geçim derdidir. Hükümetin beceriksizliğinden kaynaklanan pahalılık ve denetimsizlik her geçen gün artmaktadır. Çözüm olsun şu kadar Euro bu kadar kazanç olacak diyenler ise yine Annan planına evet deyin bolluğu görün diyenlerdir. Hayır diyenlere yalvar yakar olanlar yine onlardır. Kuzeyde seçim Güney’de seçim var seçim geçsin masalar kurulsun veya her yeni yıl sonuna yakın bir hareketlenme ile 2019 girmeden önce mesele yine gündemde Amerika ‘da KKTC Cumhurbaşkanı Heyeti, Dışişleri Bakanı ve Heyeti ayrı ayrı, temas içerisinde, sonuç çıkarmı? çıkmaz kanaati çoğunlukta olandır. Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ‘ı temsilen Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, KKTC’de katıldığı Kıbrıs Barış Harekatı’nın 44. yıl dönümü etkinliklerinde yaptığı konuşmada, Kıbrıs Barış Harekatı’nın Kıbrıs için olduğu kadar tüm Türk milleti için de tarihi bir dönüm noktası olduğunu vurguladı ve bu günün ‘Kıbrıs Türkü’nün hür yaşama ve Ada’nın eşit sahibi olarak varlığını sürdürme hakkı için verilen mücadelenin en şerefli günü’ olduğunu söyledi ve özellikle belirttiği ‘Kıbrıs Rum tarafı siyasi gücü Kıbrıs Türkü ile paylaşmaya yanaşmıyor’ cümlesi ile de işin özünü özetledi . Konuşmasında “Kıbrıslı Türklerin bir Kıbrıs Rum devletinde azınlık haline getirilmesine asla izin verilmeyecektir. Ana vatan ve garantör Türkiye Cumhuriyeti, Doğu Akdeniz’de istikrarın güçlenmesine katkı sağlayacak bir çözüme yönelik çabalarını, kararlılık ve iyi niyetle sürdürecektir. Bu yolda, ülkü birliği yaptığımız Kıbrıslı Türk kardeşlerimizle birlikte hareket edecek, geçmişte olduğu gibi gelecekte de şartlar ne olursa olsun Kıbrıs Türkü’nün yanında olacağız.’ dedi ve 20 Temmuz resmî geçit töreninde yaptığı konuşmada Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın selam ve sevgisini konuşmasında ülkemiz halkına iletti. Daha ne diyebilirlerdi? Kıbrıs meselesi var olduğu günden bu güne geçen sürede yaşlandı ve amansız bir hastalığa çoğu kişiyi kurban verdi. Sonucu olmayan bir müzakereyi kimse istemez. KKTC Dış İşleri Bakanı Sayın Özersay Amerika’da Sayın Akıncı’ın olmadığı görüşmeleri daha üst düzey görüşmeleri yapmıştır. Açıklamalarında müzakereler için yani ”50 yıldan sonra Kıbrıs’ta nereye gideceğiz’ sorusunun yanıtını aramanın bu dönemde yapılabilecek en doğru şey olduğu kanaatinini bilhassa belirtmiştir. Amerika’da yeni yaşına giren Anastasiades’e Sayın Akıncı’nın tweeter hesabından doğum gününün kutlanması o kadar büyütülecek bir haber olmasa gerek, nihayetinde insani bir davranış ama Bundan sonraki doğum günü kutlaması kime gönderilecek gündemdeki soru oldu. Yürümekle yollar aşınmıyor ama yıllar yıllara eklendikçe Kıbrıs meselesi hususiyetini kaybetmiştir.Ne diyor Sayın Özersay “Yani eğer üzerine eğilinmesi gereken ve hızlıca çözülmesi gereken acil sorunlar nelerdir diye sorulsa bugün New York’ta yukarıdan aşağıya sıralanacak olan bir listenin en altında bile Kıbrıs sorunu yer almayabilir.” İşte işin özeti budur. KKTC Meclisinin açıldığı bu günde umudumuz Meclis’in çalışmalarındaki yasama sürecinin, halkımızın refahı için karar üretmesidir. “Nerede olursanız olun, elinizdekilerle yapabileceğinizi yapın.” Sözü boşuna söylenmemiştir.

Advertisements
Söyleyemem derdimi

Söyleyemem derdimi

Kişiler arası iletişimde insanın karşısındaki insan hakkında bir düşünceye, kanaate varması için uzun bir zamana ihtiyaç yoktur. Kanaat kişilerin beden diline göre şekillenirken ‘kişinin konuşma biçimi, kullandığı sözcükler, vurgulamaları, ses tonu, jest ve mimikleri, kullandığı aksesuarlar, giyim tarzı’ her zaman önemlidir. Genel Seçimleri 8 Ocak, yerel seçimleri ise 2018 yılının Haziran’ında olmak üzere geride bıraktık. Bu seçim süresinde ülkemizdeki yüzlerce adayın ismini okuduk, küçük yerlerin tanışıklığında,hepsi değilse bile tanıdık bir çok simayı siyaset sahnesinde gördük. Bu adayların birçoğunu özellikle parti genel başkanlarını televizyon ekranlarından izledik, halen de iktidara mensup olsun veya muhalefet olsun milletvekillerini ekranlardan dikkatle izlemekteyiz. Sosyal medya kullanan siyasetçilerin kendi hesaplarından bu programlarının duyurularını yaptıklarını takipte zorluk olmaması açısından ise olumlu buluyoruz. Etkili iletişimin kişiye olduğu kadar kendi kurumuna faydasının yadsınamaz, farkındalığını görüyoruz. Bu gibi programlarda vücut dilinin son derece önemli olduğunun ise bilincindeyiz. Kişinin ekranda yarattığı performans bütününde, araştırmalara göre iletişim kanalları içinde en etkili olan beden dilidir. Muhatabınızı sözlerinizin %7, sesinizin %38, beden dilinin ise %55 etkilediği ifade ediliyor işte bu vücut dilinin diğer bir adı olan “ LİSANI HAL “ kişilerin kendine duyduğu özgüveni karşısındaki ile yani hizmet ettiği kitleler ile buluşturuyor ve kabul görmesini sağlıyor. Tabi kitlelerin kültür düzeyini bilmek, konulara vakıf olmak, atmosferi iyi bilmek,hedef kitleyi tanımak, verilecek mesajda duygular ve düşüncenin varlığında farklılık yaratandır. Kendi ülkesinde birlikte yaşadığı memleketinin insanını tanımayan, onların sorunlarını kendi meselesi gibi görmeyenlerin ve onlara,kaplarını açmadan, hizmet vaadediyor olanların, seçimlerde aldıkları sonuçlar ortadadır. Bu kişilerin zoraki birliktelikleri ile oluşan 4’lü hükümetin icraatlarınında, beğenildiği, söylenemez. Beceriksizlik apaçık zamlar ve denetimsizlik neticesindeki pahalılığın oluşmasında gün ışığı gibi ortadadır. Döviz krizi ise iyi yönetilememiştir. Zaten iktidara gelen siyasi parti başkanlarının lisanı halleri de karamsarlıklarının açık beyanıdır. Hükümet halk nezdinde güvenini yitirmiş olmasına rağmen hala daha devam et, ne olursa olsun pozisyonlarını muhafaza ediyorlar. Sayın Tufan Erhürman lisanı halinde gözlerindeki umutsuzluk ifadesi ile tünelin ucundaki ışığı göremeyen gözleri ile ekrana yansırken, Sayın Özersay söyleyemem derdimi hali içerisindedir. Sayın Cemal Özyiğit ise miyadı dolmuş ilaç gibi ekrana yansımaktadır. Sayın Serdar Denktaş siyasi tecrübesini lisanı haline en iyi yansıtan olurken,muhalefet liderlerinin lisanı hallerinden bahsetmemek olmaz bu çerçevede Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Sayın Hüseyin Özgürgün’de karizmatik bir siyasetci duruşu olduğu görülüyor. YDP Başkanı Sayın Erhan Arıklı ise iletişimde, lisanı halini oldukça iyi kullanan bir siyasetçi kimliği taşıdığı, Sayın Mehmet Çakıcı’nın da televizyon programlarında ve geçmişte Meclis kürsüsünden lisanı halini çok iyi kullanan iyi konuşan birisi olarak çıkmakta olduğu televizyon kanallarındaki hitabından anlıyoruz. Sonuç olarak; Günümüzde ünlü politikacıları, işadamlarını, sanatçılar ve reklamcılar beden dilinin tekniklerini bilinçli kullandıklarını ve kitleleri sürüklediklerini izliyoruz, bu şekilde, anlamış olduğumuz ise tavsiye mektubunun, kişinin kendisi olduğudur.

Milletin aklı ile oynayan cambazlar

Milletin aklı ile oynayan cambazlar

Siyasetçi olsun veya olmasın kişilerin her zaman sözlerin kıymetinde, değerinde ve anlamının ifadesinde konuşmaları gerektiğine genelde inanıyoruz. Günümüz ve bilhassa 4’lü hükümetin 12-9-3-3 milletvekillerinin ve bakanlarının konuşmalarından ve soradan öyle demek istememiştik yanlış anlaşıldı deyişlerinden insanımıza gına geldi desem yerinde bir tesbit olur. Bir televizyon programında İçişleri Bakanına sorulan soru çapraz sorgulama gibiydi. Kişi her ne kadar ben hukukçuyum desede programına konuk olduğu kişinin deneyiminin verdiği güven ile sorduğu tuzak soruyu, siyasetçi olarak canlı yayında yanıtlarken sözünün, nereye gidip duracağını, kanaatimce bilmesi gerekirdi. İçişleri Bakanı, ”Kentsel Güvenlik Yönetim Yasası” için Baybars; Biliyorsunuz geçtiğimiz dönemden gelen kentsel güvenlik yönetim sistemi için şu anda Meclis’teki alt komiteden geçti. Meclis açılır açılmaz Genel Kurul’a sunulacak. Sonrasında bu sistemin ülkemizde kurulumuyla ilgili gerekli işlemler tamamlanacak demiştir. Aydınlatmanın suç unsurlarının önlenmesindeki önemine ve yasa tasarısı içerisindeki diğer konu başlıklarına dikkat çekmiştir. Konuşmanın seyrine göre programda ”kamera” ile ilgili çağrışımla, Rum tarafından Kuzeye geçenler için kamera sisteminin kolaylığını Sayın İncirli dile getirmiş ve ülkemize girişlerde içişleri bakanklığının sınır kapısına kamera takması uygunluğu yorumlanırken, yoksa kolordu komutanlığı müsade etmez çağrır sizi azarlar mı? sorusuna Sayın Baybars ne münasebet derken, tabiki ne münasebet cevabını da anında almıştır. Bu arada geçmişteki münasebetlerin zaafiyetine düşmeyeceklerini belirten bakan ilişkilerin iyi olmasına bir diyeceği olmadığını ancak devlet kurumlarına saygının yaratılmasının aynı zamanda bakanlar kuruluna düşen bir görev olduğunu ifade ederken “Biz besleme değiliz, kimsenin bize besleme sıfattını yakıştırmasını kabul etmememiz gerekir “ diye sözü uzatıp gitmiştir. Neden böyle bir örnek verdiğini malum biz hukukçu olmadığımız için belki anlamakta güçlük çekmiş olabiliriz ama vermek istediği mesajın ne olduğunu da anlamayacak kadar ferasetten uzak değiliz. Programda Halkın Partisinin toplumsal desteği yeteri kadar almadığını ifade eden Sayın Baybars’a, üç bakanlıkda HP ‘de sorunsuz bakanlıklar, Dış İşleri bakanının zaten işi yok, olsa olsa Cumhurbaşkanı ile festivallere gider yorumuna, az da olsa tepki göstermiş ve Sayın Özersay’ın Başbakan yardımcısı olduğunu konuşma aralığına sığdırmıştır.Halbuki Baybars, Sayın Kudret Özersay’ın Türkiye’deki mevkidaşı Sayın Mevlût Çavuşoğlu‘na yapıtığı ziyareti esnasında Amerika’ya davet ettiğini söyleyebilirdi. Bu davet olmasa Sayın Mustafa Akıncı, Özersay’ı Amerika heyetine alırmıydı bilemeyiz. Memleketimiz yangın yeri gibi, her evin pahalılıktan mutfağındaki ocağının yanmaz olduğu günlerdeyiz ve hala daha bakanlarımız halkın refahı için ne önlemler alacağını bir cümle içinde telaffuz dahi edemiyorlar. Elektiriğe yapılması istenilen zam üzerine yüzdelik kaç olsun diye konuşuyorlar. Eğitim Bakanı başka bir televizyon programında başka telden ifadeler ile din dersi konusunda nutuk çekiyor konuşması sosyal medyaya vatandaşca yansıtılıyor “MEB dediki Sn Özyigit biz din kültürü derslerini kaldırmadık ama yıldız koyduk, isteyen seçer istemeyen seçmez. Sağ Kulağı sağ taraftan göstermedikte sol taraftan başın üzerinden sol kulağı tuttuk dedi. Bu milletin aklıyla oynamak cambazlıktan baska birşey değil lütfen dile getirin” diye kanala vatandaşca tweetler atılıyor,endişelerini soru ile dile getiriliyor. Ülkemizdeki icraatın tarifi bu mudur? Budur. İzliyoruz, görüyoruz!

Ekim’in sıcağı Eylül’ü aratmasın

Ekim’in sıcağı Eylül’ü aratmasın

Yaz tatili bitti. Okullar açıldı. Adli yıl açıldı. Sırada Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Meclisinin açılması var. Ekim ayının ilk iş günü Meclis ilk toplantısı ile bu açılışın yapılması ile birlikte genel kurul toplantılarını izleyenler olacağız. Yaz döneminde Meclis komitelerindeki çalışma ve toplantıları takip edenler olduk. Hangi milletvekillerinin ne kadarının bu toplantılara katıldığını izledik, gördük.

Yaz dönemi sıcağı ile birlikte, pahalılığın ve elektriğe ve akaryakıta yapılan zamlar ile halkımızı yaktı kavurdu.

İnadına zamların yapılacağı anlamındaki beyanatları okuduk ve piyasa denetiminin sıfır olduğu günleri yaşıyoruz.

Bu arada Başbakan Tufan Erhürman ve eşinin beraber yaşadıkları iki kişilik evlerinin elektrik faturasının 900 TL olduğunu da resmen öğrendik.

Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı müsteşarının okulların açılmasına iki gün kala istifasını ve istifaya ilişkin birçok yorumu okuduk. Kişisel kararlara karışmamak gerekir,lakin kişilerin makamları kabul etmeden önce, önünü ve geleceği düşünmesi gerektiğine bir kez daha inanç getirdik. Eğitim Bakanlığı yapmış kişinin ayni bakanlıkta neden müsteşarlığı kabul ettiğini sorguladık ve TDP Genel Başkanı da olan ve 3 milletvekili ile 4’lü hükümetin Eğitim Bakanı ile ayni partiden milletvekili adayı olup kazanamayan kişinin çalışma hayatındaki ”birleşmiş yollarını” bir anda izler bulunduk, yadırgadık. Eğitim öğretim yılında bakanlığın okullarda kitap, defter, kalemleri dahi temin edip dağıtamadığını öğrendik. Velilerin şikayetleri kırtasiye dükkanlarının dışına yüksek sesle taştı. Okullardan verilen listelerin rakamsal tutarları ilk günlerde 300 TL öğrenci başına geldiğini ödeme fişlerinden gördük. Veliler mutsuz, öğretmenler tedirgin öğrenciler heyecanlı bir döneme adım attı. Zam, dövizdeki artış, pahalılık önümüzde hızla giderken, Kıbrıs sorunu için de Liderlerin Amerika’ya gidiş öncesi trafiği ve demeçleri haberleri ajanslara düşmeye başladı. 50 yılı aşkın sürede halledilemeyen meselenin bundan sonraki safhasında aktörlerin tavrını ve gelişmeleri elbette Uluslararası İlişkiler Uzman kişiler yakınen izleyeyecekler yorumlar yapacaklardır. Rum siyasi partiler Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Azerbeycan dönüşü esnasında Kıbrıs ile ilgili açıklamasına

“KIBRIS’TAKİ ASKER SAYIMIZI AZALTMAYACAĞIZ’ ile özetlediği sözlerine büyük tepki gösterdiler.Varsın göstersinler Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki taviz vermez durumunu bilmeleri gerekir. Eylül ayı ve gelecek Ekim ayın yazın sıcaklığını aratmayacak, kritik dönemlerin dönemeçli yollarında, kimbilir daha neler olacak.? İşte şimdi “Murphy yasasının bir cümlesini hatırlatmanın tam zamanı;

“Bir mesele birçok toplantıya neden oluyorsa, toplantılar gittikçe, meseleden daha önemli olmaya başlarlar”

Ne diyelim! işte bu bizim ülkemizin hikayesi!

Herkesin hakkını vermek

Herkesin hakkını vermek

Yasama , yürütme ve yargı devlet ve yönetim ile ilgili en temel kavramlardır. Bu üç kavram toplumsal hayatın özü gibidir. Yürütme gücünü elinde bulunduranların kamu gücünü hukuka aykırı kullanmasının tek yolu yargı bağımsızlığıdır. 17 Eylül Pazartesi günü açılacak 2018-2019 Adli Yıl öncesinde Yüksek Mahkeme Başkanı Sayın Narin Şefik ‘in Türk Ajansı Kıbrıs’a verdiği demeç içerisinde ülke gündemini ve yargıdaki durum hakkındaki ifadelerinin tekrarı oldukça önemli. Sayın Narin Şefik Bilindiği üzere 8 Ocak 2018 tarihinde gerçekleşen Genel Seçimleri yeni seçim sistemi içerisinde kısa bir sürede hazırlığını yaptırmış ve seçin sonucunu başarılı bir şekilde açıklamıştır. Ekip halinde çalışmanın faydasını deklare etmiştir. Sayın Narin Şefik seçimlerle ve seçim sistemi ile ilgili yaptığı değerledirmede “Seçimlerde şaibe karışmaması yaşanan sıkıntıların tümünü unutturdu” demiştir. Seçimlerde görevlilerin özveri ile çalıştığını zorluklara rağmen neticenin başarı ile sonlandığını ve bilahare Yerel seçimlerin daha kolay bir şekilde sonuca götürüldüğünü ifade etmiştir. Genel seçimlerde “Çarşaf Listenin “ zor bir seçim olmasına rağmen bu seçim sisteminden vazgeçilmesinin zor olacağı görüşünü belirtirken Sayın Şefik ülkemizdeki karma oy alışkanlığından kolay vazgeçilemeyeceği görüşü üzerinde durmuştur ve sistem değişirse halktan tepki geleceğini ve sandığa gitmenin azalacağı kanaatini belirtmiştir. Sayın Narin Şefik oy pusulalarının sayımı için şimdiden teknik kolaylıkların neler olabiliri üzerinde çalıştıklarını ayrıca belirtmiştir. Yüksek Seçim Kurulunun yıbranmaması gerektiğini yıpranma halinin yargıyı da etkileyeceği düşüncesi içinde oldukları hususunda net bir duruş sergilemiştir. Ülkemizdeki sorunların birbirleriyle olan yakın ilişkisi olduğu cihetle sistemin çalışmasında liyakatın önemini vurgulayan Sayın Şefik eski ile yeniyi mukayesesinde 20 yıl evvelkinin bürokratlarının şimdikinden daha çok tecrübeli olduğunu ve kamunun düzelmesinin şart olduğuna da ayrıca değinmiştir. Sayın Narin Şefik yargının karamsar olmadığını olmasının ise kötü olacağına, bilhassa dikkat çekmiştir. Ülkemizdeki ekonomik ve sosyal olayları üzerinde görüş belirten Sayın Şefik Bilişim Yasasının olmamasının sosyal medyayı kötü kullanımı ve kişileri hedef alanların belli olduğu cihetle kişilerin dava yoluna gidebileceklerini de özellikle ifade etmiştir. Ülkemizde hükümetin yaptığı zamlar neticesinde ve denetimsizliğin verdiği mali külfet yükünün ağırlığı halkımızın omuzlarında taşınmayacak haldedir. Çaresizliğe çare aranmaktadır. Yeni öğretim yılına girilecek olan bu gün okula gönderecek çocuğu olanların sevinci yanında okullardaki eksiklikler yanında üzüntülerini de belirleyen olurken , tünelin ucundaki ışığı göremeyen Başbakan Erhürman ve henüz Eğitimde okullarda önündeki yılın hazırlığını yapamayan ve 2019 yılını göremeyen Eğitim Bakanı Cemal Özyiğit ‘in okulların açılış mesajında eğitimde “2030 vizyonundan” bahsetmesi,inandırıcı olmaktan uzak, insanın yüzündeki gülümseme ile birlikte karışık bir acı oluyor. Yine de tüm iyimserliğimiz ile yeni eğitim yılının çocuklarımıza başarı ve açılacak adli yılın toplumumuza hayırlara vesile olması, temennimizi tekrarlarken yaşamın gerçeklerinde ve insan hayatında önemli bu sözün tekrarındaki faydayı vurguluyoruz! “Hukukun buyrukları şunlardır: Dürüst yaşamak, başkasını zarara uğratmamak, herkesin hakkını vermek.”

Özveri içinde yokluk

Özveri içinde yokluk

İnsanın yaşamı içerisinde motivasyonun önemi son derece önemli bir faktördür. İnsan güdülerinin de kendi içinde bir sistemi olduğunu ve yaşam kaynağı için amacın belirlendiğini biliyoruz. İnsanın yaşama azmi içinde faydayı arayışı ve ihtiyaçlarını sıralayışı vardır. Geçim derdi ve hayatın tecrübesi insanımıza ihtiyaçlarını aciliyetine göre belirlemeyi öğretmiştir. Günümüzde ekonomik krizle kalkıp, krizle yaşayıp krizle akşamı buluyoruz. Krizli rüyaların pisikolojisi ile kaliteli uykunun haram ettirildiği geceleri yaşıyoruz. Bu hükümet döneminde zam rüzgarında insanı ürperme ile birlikte üşütme tutuyor. “Ekonomik Kriz” in her aileye değişik bir şekilde yansıdığını görüyoruz. Kiracı olanla, ev sahibinin, çocuğu olanla,çocuğu olmayanın gençlerle,orta yaş grubunun ve yaşlının,özel sektörde çalışan ile kamuda çalışanın, tek başına yaşayanlar da dahil krizin girmediği çalmadığı ev kapısı yok, kapıdan içeriye kriz girdi mi evi allak bullak eden bir acı yaratıyor. Öncelikle mutfağı ateşliyor. Çekirdek aile yapılarına bakıldığı zaman, genelde hane halkı sayısı 4 kişi olsa bile bir yaşlısı artı olarak evde olandır. Aile hesabını kitabını yapandır. Çoğu kez de “doluya koydum olmadı, boşa koydum dolmadı “diyenler çoğunluktadır. Annem çok eski yıllarda bakkaldan aldığı her şeyin fiyatını deftere yazardı. Daha sonra ezberlediği fiyatla mutfağının aylık giderini çıkarır geliri kadar ne kadar alış veriş yapacağını hesaplardı. Annem vefat etmeden önce yaptığı son hesaplamada evde yaşayan her bir kişi için detaya gerek yok ayda 1000 TL gerekir diyordu Bin lirayı otuz güne böldüğümüzde ise 34 TL bir miktarın evde pişirilen “üç öğün” yemeğe bir kişi için yeterli olacağını kendince tesbit etmişti. Domatesi mevsimine göre alır turfanda canım çekti alışverişi yapmazdı. Şimdilerde işin gerçeği tüketimi oldukça seven bir toplum olduk. Olmamıza sebep, geçmişteki yokluk mu yoksa savaş geçirmiş bir toplumun psikolojik tavrı mı bu sorunun cevabını bulamıyorum. Tabi bir de bankaların bol keseden dağıttığı kredi kartları ve harcanan miktara ödenecek asgari tutarın belirlenip geriye kalan bakiyenin borç hanesini kabarttığı durumlar da yabana atılmayacak gerekçeler arasında. İçi boş kredi kartları tanınan limitle cüzdanlarda ve hepimiz ihtiyaç dışında olmadık alış veriş yapanlar olduk. Kazanırım harcarım devrine dövizdeki yükseliş son verdi kazanç kayboldu, cepteki para eridi, dolayısıyla acil aile toplantıları yapılmıştır,ulaşımdan tutun bütün ihtiyaç giderleri masaya konmuş, nelerden tasarruf edilebileceği prensip olarak ortaya konmuştur. Okullar açılıyor gider çok, harçlık parası yetmez. Demografik yapımız içinde sıkıntı geometrik hızla çoğalıyor. İnsanımız mutsuz ve umutsuz. Beklenmedik giderler genelde sağlıkla ilgili proplemlerin sonucu ve aniden çıkıp insanın kabusu gibi her ay bütçemize elini uzatan giderler, bir de her ay telefon, elektrik ,su faturası, gibi ödenmesi gerekli birçok mükellefiyetler vardır. Hükümet olanlar, yani biz çalışır yaparız diyen 4’lü koalisyon ve dolayısı ile koalisyonun Başbakanı Sayın Erhürman “hukukçu kimliğini” halkının refahı müdafaası için maalesef kullanamıyor. Her fırsatta bunu belli eden oluyor. Özveri içinde zorlukla geçinen ve tasarruf tedbirlerini kendisine zaten uygulayan büyük bir çoğunluğun geçimini düşünmek, kararlarını ona göre almak zorunda olduklarını yardımcısı Sayın Özersay ile unutuyorlar. Bir birlerine topu atıp yeniden tutuyorlar. Aynen Elektrik konusunda olduğu gibi kendi aralarında paslaşırken kaybettikleri güvenin de farkında olmuyorlar. Güvenin tek kullanımlık olduğundan habersiz iş yapar görünmeyi tercih ediyorlar.

Ziyaretlerin karamsarlığı

Ziyaretlerin karamsarlığı

Siyasi ekonomik ve sosyal olayların bitip tükenmeyen karmaşasında, bunalan memleketim insanının yaşadığı zorlukların aşikar olan zamanını yaşıyoruz. Siyaseti tecrübesiz kadrolarda şekillenen, fotoğrafında izlerken, tuhaf hallere düşen siyasetçileri görüyoruz. 8 Ocak seçiminden bu güne, geçen sürede doğru dürüst bir iş yapıldığını göremedik. Basın toplantılarında dizelenen maddelerde onu yapacağız bunu yapacağız diyen Başbakan Erhürman esasında kayda değer toplum yararına hükümetine hiç bir şey yaptıramamış sadece bakanlarının getirdiği görevden alma üçlü kararnamelerin ikinci imzasını atıp atamaları Cumhurbaşkanlığına havale etmiştir. Başbakan yardımcısı Kıbrıs meselesi için verdiği demeçleri ile hükümeti bağlamadığı yüzüne karşı söylenirken bir suskunluk içerisinde bakanlığına devam ediyor. İç işleri Bakanlığı “vatandaşlıklar” konusunda bir adım ileri gidemiyor,ama Sayın Baybars bazı bakanlıkların harcamalarını bakanlar kuruluna getirilen önergelerde gördüğü zaman üzüldüğünü söylüyor, neden bu kararlara oy verdiklerinin izahını yapmıyor. Bakanlar kurulunda üç kişi ile koalisyonun ortak Bakanı olduklarını ve kararların oy birliği ile alındığı bilinmezmiş gibi, dışarı çıkıp aksi yönde güya cesurca açıklama yapıyor. Uygulamada yaz döneminde meclisi çalıştıracağız diyenlerin komiteler çalışıyor diye birkaç fotoğrafı yazılı basın ve meclisin twitter hesabından paylaşılsa da iş ola, iktidarca bir sonuca gidilmediği görülüyor.Meclis çalışanlarının meclis tatilde iken haklı grevini görüyoruz. Yazın keskin sıcağı devam ediyor klimasız ortamda, yaşlılar, hastalar olduğu ve nefes almakta zorlandıkları bilinirken, yaşamın elektriğe bağımlı olduğu çağımızda çift katına çıkan elektrik faturalarının , nasıl hesaplandığı anlaşılmayan ve geçmişte ödenenin elektrik paralarının çift katı tutarındaki parasal tutar ile ne yapacağını şaşıran ve mağduriyet yaşayan halkımız kendilerini nasıl bir çarenin ferahlığında bulacaklarının formülünü yine iktidarda arıyor. Kabinede en kıdemli bakan sayılan, Sayın Serdar Denktaş mali konulardaki önerileri ile önce kendi maaşlarımızdan tahsisatları kestik sırasıyla size de gelecek diyor. Kimler diye sorarsanız, kimlerin içinde, üst düzey kamu görevlilerinin makamları vardır. Bahane hazırdır. Klişe söz elimizi taşın altına soktuk,önce kendimizden başladık! Vazgeçin! Allah aşkına! 12-9-3-3 koalisyon başkanları kendi örtülü ödeneklerini nasıl unuttular, Sayın Sibel Siber’de bu konuda Cumhurbaşkanına soru soruyorsa,düşündürücü bir durum. Deneyimsiz bir hükümetin tecrübeden yoksun Türkiye ziyaretlerinin karamsarlığı ile nereye kadar gidileceği meçhul,demek ki, bir an önce bilmediklerini bilip ona göre hareket etmeleri gerekliliği vardır. Türkiye’ye giden bakan ziyaretlerinin gezme nitelikli olup olmadığı bile yarım adamızda tartışılır olmuştur. Ne kadar acıdır,hala daha Eğitim Bakanı Cemal Özyiğit bir üniversite etkinliğinde , bu kriz ithal kriz değil ”bağımlılık krizidir” deyip Rum dostlarına KKTC, sınırları içerisinden nerdeyse ağlayan ve yalvarır sesi ve üslubu ile çağrı yapıp bizle çözüm yapmazsanız Kıbrıs Türk halkı silinip gidecektir diyebiliyorsa ,hükümetin acizliğini ve ideolojik tavrını net bir şekilde belli eden oluyor. Türkiye’de Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinin olumlu geçtiğini Ercan’da açıklayan ama “Tünelin Ucu Karanlık” diyen bir başbakanın ülkesine ne gibi bir hizmet vereceği tartışma konusunun ötesine geçmiştir. Hayvancıların üzerine, biber gazı sıkılırken hükümetin başının habersiz olması mümkün değildir. Şimdi ise Başbakan artık eylemlerde biber gazı kullanılmayacak diyorsa, gülünç bir tavır yaratıyor. Ve “Çok kere muhatabımızı dinlerken neyi açıkladığını değil, içinde neyi gizlemek istediğini düşünürüz. ” şüphesini halkımızda uyandırıyor. Umarız bu günkü hayvancıların eylemi sırasında aklı selim galip gelir ve soruna çözüm bulunur. Dengeler muhafaza edilir. Halkımızın refahı için önlemler alınır.

Eserin ömrü uzun olsun

Eserin ömrü uzun olsun

Takvim geniş,her gün bir tarih, her gün bir doğum ve ölümler. Doğum genelde süresi belli olandır,ama ölümün yaşı yok. Dünya bütünüyle bir antlaşma metni, metindeki süresi dolan alnındaki kader çizgisi ile beraber takdiri ilahi aramızdan ayrılan oluyor. Ateş her daim düştüğü yeri yakar derler doğrudur.Ve her ölüm erkendir. Bu gün eşim Ziraat Yüksek Yüksek Mühendisi Özel Berova’nın ölüm yıldönümü. Özel bey babasının öğretmenlik yaptığı ”Görneç” köyünde doğmuştur. Babası Temroz köyünden Fadıl Efendi,Annesi Nazife hanım ise Fota köyünden ilk Kıbrıs muhtarlarından Ali beyin kızkardeşiydi. Fadıl Efendi kendisi yedi kardeş olduğundan mı bilinmez çocuklarının sayısı da yedi olmuştur. Oldukça kalabalık bir aile olduklarını eşimle nişan taktıktan sonraki aile gezmelerinden anladım.49 yıl birlikte bir ömür geçirdik. Temroz köyü sakinlerinde araştırmacı yazar Ali Nesim “Zeytinlik “ adındaki kitabında yer alan köy sakinleri arasında belirtiği kişilerden birtanesi de eşimin babasıdır. Fadılefendiler diye adı geçmektedir. Öğretmen Fadıl Efendinin köydeki bütün çocukların eğitimi konusundaki gayretini yazarak okuyucusuna aktaran yazarın köy ile anılan bu kitabı içerisine, Fadıl efendinin uğraşı tekrarlanmakta ve takdir görmektedir.Nitekim iki kızının Pervin Olguner ve birkaç gün önce “Eylül” de vefat eden Şermin Yaradanakul’a ilk biçki-dikiş diploması aldıran bir değerdi. Yine Emir Ali Başar’ın “ Anılarım” kitabında Hasan Fadıl (öğretmenin) Fotoğrafı ile kitabın bir sayfasında yazılanlar arasında anılarda yer etmesi bizlere ayrı bir gurur vermiştir.Özel Berova Ankara Ziraat Fakültesini bitirdikten sonra Türkiye’de Karadeniz Ereğli’sinde bir müddet çalışmış ancak 1963 hadiselerine müteakip işi bırakıp derhal Kıbrıs’a geri dönmüştür. Özel beyin ülkesine birçok katkısı yanında daha çok zirai alanda ve hayvancılık alanında faydası olmuştur. Mücahit olarak aylık maaşı 3.5 Kıbrıs Lirası ile Gönyeli’deki askere sebze yetiştiren bahçenin idamesi, ayrıca Pınarbaşı köyündeki askeri tavukçuluk çiftliğini kurmuş bilahare 1969 yılında mücahitlikten terhis olup, Fransa’da üst eğitime giderek “Kırsal Kalkınma Ekonomik Plânlama” üzerinde ihtisas yapmıştır. Sayın Oğuz Ramadan’ın bakanlığı döneminde Larnaka ve Lefkoşa’da Hayvancılıkla ilgili istatistiki şübelerin kuruluşunda görev almış, 20 Temmuz 1974 Mutlu barış harekatı sonrasında sınırlarımız içerisinde kalan hayvanların telef olmaması mücadelesini yürütenlerden olmuştur. Devlet Planlama Örgütü Ekonomik Daire Başkanlığı görevine UBP ikdidarında Başbakan Mustafa Çağatay tarafından üst kademe yöneticisi olarak atanmıştır.Sayın Çağatay’ın Ankara’da yürüttüğü ekonomik çalışma heyetinde yer alan birisi olmuştur. Genel Tarım Sigortası Yönetim Kurulu üyeliği yapmış, dönemin Tarım Bakanı Sayın Nazif Borman tarafından bu kuruma müdür olarak atanmış ve kuraklık ile ilgili “sistemi” ekip çalışması ile kurmuştur. Meslekte 50 yılını tamamlamış ve ölümünden önce ”KTMMOB” Birliğinden plâket almış, olan Özel bey ayrıca “Girne Balıkçılar Kooperatifinin” başkanlığını da yapmıştır. Özel beyin arazide bire bir çalışması, düzensiz çalışma koşulları ve mücadele zamanının getirdiği stres, kendisini yıpratmış böylelikle vefatından önceki son 12 yılını diyaliz hastası olarak geçirmiştir. Hayatı seven, hasta olduğunu hiç bir zaman kabullenmeyen birisiydi. İki oğlumuzun Tıp doktoru ve ihtisas sahibi olduklarını görmüş, evliliklerine şahit olmuş büyük oğlu Dr.Özdemir ve eşi Dr.Beyhan Berova’nın ilk çocuklarına kendi adını vermesine çok sevinmiştir.Demir torunu ile birçok belgeseli beraber izlemekten mutlu olmuştur. Dr.Kandemir oğlumuzun, Jale Berova ile olan evliliğinden olan ilk kızına Fatma ismini vermesine ayrı bir sevinç duymuş, Nilgün torununa,birçok oyun öğretmiştir. Özel beyi 6 Eylül Üçüncü ölüm yıldönümünde, sevgi,saygı ve minnetle anıyoruz. Ne diyorlar “Hayat bir öyküye benzer, önemli olan yanı eserin uzun olması değil, iyi olmasıdır.”

Ehil olmayanların söz verişleri

Ehil olmayanların söz verişleri

Ağustos ayı Star Kıbrıs Gazetesi köşe yazılarıma ara verdiğim ay oldu. Son yazımın başlığı “ Okunacak En Büyük Kitap İnsandır” dedik ve bu iddiamızdan da vazgeçmedik. Ağustos ayında dövizdeki yükseliş gündemin önemli konusu oldu, olmaya devam ediyor. Tecrübeden yoksun 4’lü hükümetin önce zamları yapıp elektiriğe getirmiş olduğu fahiş kullanım bedeli ile gaza getirdiği artış ve sonrasında müteselsilen bu artışın getirdiği iç piyasadaki pahalılık tüketicinin olduğu kadar üreticinin de belini bükmüştür. Hükümet başkanı ve kabinesi ise hala daha bütçe 15 Şubatta geçti söyleminde takılı kalıp ne bir yatırıma ne de halkın bir refahına merhem olmayı becerememiştir. Hükümet yetkilileri Bayramı ve Ağustos ayını bütününde halka zehir etmişlerdir. Temiz toplum, temiz siyaset yakın tarihin iktidara mensup milletvekillerinin sosyal medya cümleleridir . Büyük vaatler ile seçime girip tek başına iktidar olacağız diyenler, hele bir Meclis’e kapağı atalım koltuklara oturalım bakın sizlere neler edeceğiz modunda oldular. Koltukların efsununa kapıldılar. 8 Ocak seçim gününden itibaren geçen 8 kocaman ay,yazın sıcağı, kışın soğuğu derken elektrik fiyatlarına yapılan zam ve hala daha tecrübe edinemeyen hükümetimiz güven oyunu ne zaman aldıklarını ifade ediyorlar. Elektiriğe zam yapmaya devam ediyorlar. Bakanlar Kurulu ekonomik tedbirler deyip ek mesaide kanun hükmünde kararnameyi yürürlüğe sokup sonra geri adım atarak geri çekerken, çaresizliklerine merhem arıyorlar. Nerdeyse KKTC mesai 8 saat değil biz uzattık zorla çalışacaksınız diyecekler. Konuyu öylesine abarttılar ki ülkemiz memurunu paragöz ilan ettirdiler, öyle algı yarattılar. Ek mesaiyi İta amirlerine kontrol ettiremediler. Bunun neticesinde yarattıkları kaosta çift taraflı telafisi zor zararı yaratmaktan çekinmediler. 4 parti ve bu siyasi partilerinin başkanları tek başına iktidar olacağız iddiaları ile yaptıkları ve aldıkları kararların tutarsızlığı ile ne kadar boş bir istemde olduklarının belirgin özelliğini halka gösterdiler. Ağustos ayı geride kaldı, hükümetin anlamadığı tek şey krize çözümün Türkiye’siz olmaz anlayışıdır. Gerçi Sayın Tufan Erhürman tarafından dile getirilmesi iyidir, ancak korkarak ifadesi yani siyasi boyut aramayın ifadeleri vardır,bu ise kendi partisinin iç dinamiklerinin korkusundadır. Ağustos ayının içerisinde barındırdığı önemli günleri geride bıraktık.Tek geride kalmayan döviz kurları ve pahalılık. Ve tabi ki gelmesi muhtemel zamlar! Türkiye KKTC’nin siyasi,ekonomik ve sosyal yaşantısında yardımları ile geçmişten bugüne ülkemiz sorunlarının yanında olduğunu en üst düzeyde Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bizzati ve kabinesindeki bakanları ile her fırsatta ifade edilendir. Beklentimiz Türkiye ile ekonomik konularda mutlaka görüşmelerin başlatılmasıdır. Yeter ki Kıbrısın yarım adasındaki ”sıkıntılar” ehil kişilerce, sıcak para gelecek Türkiye’ye detayı ile anlatılsın. İstatistiki bilgiler ve belgeler ile görüşmeler yapılsın ”halkımıza” mutlaka arka çıkılsın. Unutulmasın ki Türkiye garantörlüğü olmadan Kıbrıs’ta barışın sağlanamaz oluşudur. 30 Ağustos Zafer Bayramını, ayrıca manevi değerlerin zirvesini yaşadığımız geçmiş Kurban Bayramınızı tatil sonrası bu ilk yazımda kutlarken okuyucularım ile tekrardan buluşmanın ve bundan sonraki süreçte haftada iki defa Pazartesi ve Perşembe günleri birlikte olacağımı belirtirken Mevlana’nın ibretlik sözünü bu güne taşıyorum “Büyüklerin söz verişleri, yürüyüp duran bir definedir; ehil olmayanların söz verişleri ise akıp giden bir zahmettir,eziyettir”