Month: January 2019

Hayatın pusulası

Son günlerin gündemi oldukça meşgul eden ve muhtemelen 2020 Nisanında seçimi yapılacak KKTC Cumhurbaşkanı seçimleri için aday isimleri ağızdan ağıza dolaşmakta çeşit türlü haber yapılmaktadır. KKTC Anayasasında bir kişinin Cumhurbaşkanı seçilebilmesi için gerekli evsafı taşımış olmak 99. Maddesinde belirtilmiştir. Cumhurbaşkanı seçimleri için Yüksek Seçim kurulunun açıklayacağı kurallar ve tarihlerde adaylar için müracaat Yüksek Seçim Kuruluna yapılır ve adaylıkları kabul edilenler ister siyasi parti amblemi altında,ister bağımsız aday olarak seçimlere katılırlar. Seçimlere, her defasında seçilemeyeceğini bildiği halde propaganda sürecindeki, konuşma hakkını kullanmak isteyen kişileri de, geçen seçim süreçlerinde,görmediğimizi kimse söyleyemez. KKTC Siyasi partiler temayüllere uygun olarak bu çok önemli seçimde Genel Başkanlarını aday gösterme eğilimlerini geçmiş tarihsel süreçte göstermişlerdir. 2020 de aday olabilmesi muhtemel kişiler şimdiden seçmenin nabızını yoklamaya başlamışlardır. 12-9-3-3 hükümeti içerisindeki partilerin TDP Başkanı Cemal Özyiğit ‘in Sayın Mustafa Akıncı’yı destekleyici mahiyetteki konuşmalarının netleştiğini görüyoruz. Sayın Serdar Denktaş ise adaylığını koyabileceği hususunu 2019 Mali Yılındaki başarısı olursaya endekslemiş olduğunu ifade edendir. Sayın Kudret Özersay geçen seçimlerde adaydı bu adaylığının propagandası ve şahsına verilen oy kurduğu partinin genel seçimlerde tek başına iktidar olmasını sağlayamamıştır. 2020 ‘de aday olması halinde partisinin oyları cumhurbaşkanı seçilmesine kafi değildir.Başarısız ve güven duyulmayan bir hükümetin ortağı olması ise kendisinin dezavantajıdır. Sayın Erhürman ise bir bakıma emanetçi Genel Başkan imajını halen, rozet olarak göğsünde taşıyandır. CTP ‘den Sayın Mehmet Ali Talat ve bilhassa Dr.Sibel Siber gibi isimler onun isminin önünde, telafuz edilmekte oluduğu ise ayrı bir gerçektir. YDP Cumhurbaşkanı adayı çıkaracağını açıklamıştır. Oradaki isim de muhtemelen parti genel başkanı Sayın Erhan Arıklı olacağı haberleri yaygın olandır. Bağımsız adayların henüz isimleri orta yoktur. UBP geçmişten gelen ve parti yetkili kurullarının vermiş olduğu kararlar doğrultusunda Cumhurbaşkanı adayını belirlemektedir. Nitekim bu hususlardaki soruları yanıtlayan UBP Genel Başkanı Sayın Ersin Tatar, şu anda gündemlerinde Cumhurbaşkanı seçiminin olmadığını ifade etmekle beraber bu çalışmalara başladıkları zaman bir takım yöntemler ile fikir sahibi olmak adına çalışma yapılacağı ifade ettikleri arasındadır. Bu çalışma düzeni içerisinde bütün siyasi partilerin kendi iç bünyelerinde zaman zaman anket yaptırdıkları da her ne kadar sonuçlar açıklanmaz ise de bilinendir. Siyasette strareji için anket yapılması lüzumludur. “Anket nedir? Araştırma tekniklerinden biridir. İktisadi, siyasi, sosyal vb. sahalarda karar verme sırasında karşılaşılan belirsizlikleri ve bilgi eksikliğini gidermek, problemleri teşhis etmek, aydınlatmak, çözüm bulmak için başvurulan sistematik ve planlı bilgi toplama faaliyeti. “ olduğuna göre, hor görülmesi,alayvari yorumlar yapılması konuları sadece hafife almaktır. Örneğin CMIRS, Aralık 2018 anketinde katılımcılara 11 bakana başarı puanı vermesinin istendiğini ve anket sonuçları haberlerde yer alandır. CMIRS Direktörü Mine Yücel, ankete katılanların “En başarılı bakan” olarak Başbakan Tufan Erhürman’ı gösterdiğini söylemiş olmasına rağmen “ 5 ” 0larak tesbit ettikleri Başarı/Güven rakamı üzerinden aldığı notun 2.74 olduğu raporda okuduğumuzdur. Diğer bakanların tümünün de 5 üzerinden aldıkları notun 2.5 puanın altında kalarak sınıfta kaldığını belirten Yücel,en başarısız bakanların Eğitim Bakanı Cemal Özyiğit ve Tarım Bakanı Erkut Şahali’nin son sırada eşit puanda kaldıkları ,Bakanlar Kurulu’nun ortalama başarı puanının da 2.27, olduğunu vurgularken, kanaatimce bu vasat hükümetin acizliğini ortaya koymuş, halkın güvenmediği bir hükümete bir de başarısızlık eklendiğine raporunda ayrıca yer vermiştir. Anketler her zaman yapılandır, sonuçlarının takdiri, tabi ki halkın kendi düşüncelerindedir. Türkiye Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun adamızı ziyaretinde gerek Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı ile olan ortak basın açıklamasında gerekse bir televizyon kanalında canlı olarak gerçekleşen programda gazetecilerin sorularına verdiği cevapların tekrar tekrar dinlenmesi ve GAÜ’de yaptığı konuşmasında vurguladığı hususlara dikkat kanaatimce gerekendir. Sayın Bakan Çavuşoğlu’nun dile getirdiği konulara, ima yolu ile olsa dahi, lüzumsuz açıklamalar yapılması, sadece abesle iştigaldir. Sonuçta “Seçimler hayatımızın pusulasıdır. Her seçim bizi ayrı bir yöne götürür” sözünü unutmamak son derece önemlidir.

Advertisements
Her ölüm erkendir

Her ölüm erkendir

Eski yıl, yeni yıl, tekerlek gibi dönüp geçen yılların döngüsündeyiz. Her yıl insan yaşına eklenen artı, her ne kadar tecrübe diye nitelendirilse de insan ömrünün ortalama yaşam süresi üzerinden yapılan istatistiki çalışmalar bir ülkenin gelişmişliğinin de göstergesi olabilmektedir. Bu konu oldukça ilginç, ulaştığım bilgilere göre insanlarda ortalama yaşam süresi ülkelere göre farklılıklar gösterebilmektedir. Swaziland’da 39,5 yıl olan yaşam süresine etken sebepler vardır. Japonya’da 81 yaş,Andorra ise 83,5 yıl ile dünyanın en uzun ortalama yaşam süresine sahip ülkesi olduğudur. Türkiye’de ise 2008 yılı itibarıyla beklenen yaşam süresi TÜİK tarafından 73.6 yıl olarak açıklanmıştır. Bilinen en uzun yaşamış insan ise 128 yıl ile Türk olan Halim Solmaz’dır. Dünyada yaşam süresi, çoğunlukla halk sağlığı, tıbbi bakım ve diyetlere göre ülkeden ülkeye büyük farklılıklar gösterir. Ölümler yoksul ülkelerde çoğunlukla savaş, açlık ve hastalıklardan (AIDS, Sıtma, vb) kaynaklanlandığı açıklanan bilgilerde mevcuttur .Böyle bir konudaki verilerin ehemmiyetli olduğu kanaati her konuda var olandır. Bilginin artığı çağdayız ve her türlü hesaplamanın istatistiki bilgileri ile bu gün normal şartlarda ortalama yaşam sürenizi veriler var ise tahmin edebiliyorsunuz. Daha sonra ülkemizdeki yaşam süresi ortalaması açıklaması var mı diye Devlet Planlama Örgütü verilerine internet üzerindenhttp://www.devplan.org/ sitesine girip ölümlerin yıllar itibariyle ölüm nedenlerine göre dağılımını 2013-2017 verilerini içeren cinsiyete göre çizelgelere işlendiğini görmüş olmama rağmen ortalama yaşam süresi istatistiki bilgilerine henüz ulaşamadım. Lefkoşa’da 782 Mağusa’da 225,Girne’de 138, Güzelyurt ‘da 34 iskele’de 51 Lefke’de 28 kişinin hakkın rahmetine kavuşanların toplamda 1258 kişi olduğu 2017 verilerinde mevcuttur. Demografik yapı içerisinde sayısal değerler son derece önemlidir. Dünyada yapılan araştırmalara göre Yaşam süresi küresel çapta 1990’a kıyasla yedi yıl arttığı ifade edilmektedir. Bu, her üç buçuk yılda bir yıl artışa tekabül ediyor. Yüksek gelire sahip ülkelerde kalp hastalıklarından ölümlerin azalması ve düşük gelirli ülkelerde çocuk ölümlerinin azalması gibi nedenlerle insanlar artık daha uzun yaşıyor olduğu ve yaşam süresinin artmasında daha gelişkin sağlık hizmetleri, hijyen, tıp ve hastalıkların tedavisi konusundaki gelişmeler için etkili bilgiler geleceğe ışık tutacak veriler olduğu cihetle incelemeye değer konulardır. Analiz yapılabilmesi için elbette işin uzmanı olmak gerekir. Bilmemiz gereken; “Hayat, insana bağışlanmış değil, ödünç verilmiştir. “ cümlesinden hareketle hiç bir emanete ihanet etmeme konusundaki hassasiyetimiz devam etmeli ve alınabilecek ne önlem varsa, ülkemizdeki ölümlerin azalması yönünde,tetbirlerin alınması için mücadele edilmesi gerektiğidir. Bilinmelidir ki her ölüm erkendir.

Farkı bul

10 years challenge bir nevi “yıllara meydan okuma” etiketi ile yapılan paylaşımlar sosyal medya hesabı Instagram kullanıcıları tarafından hastag ile paylaşımlara devam ediyor. 10 yıllık değişimlerini sosyal medya üzerinden paylaşmaya devam eden kişileri gördüğüm zaman bende 50 yıllık değişimi paylaşmak adına evdeki albümleri dolaptan çıkardım ve tam tamına 1969 ve 2019 tarihlerine rast gelen fotoğraflarımı sosyal medya hesaplarımdan paylaştım. Moda akıma uydum.Dünyada bu çılgınlığa uyan pek çok kişi olduğunu da etiketlere bakarak gördüm. anladım ki geçmişi sorgulamak, geçmişle yüzleşmek insana oldukça iyi geldiği gibi bir ruh dinginliği veriyor. Şimdi çoğu kişinin hiç işiniz yok ve bunlarla mı ilgileniyorsunuz dediğini duyar gibiyim. Halbuki İnsan hayatında her yılın içine sığdırdığı pek çok anısı vardır. Bu hatıraların hissiyatında, bir mücadele ruhunu yeniden yaşanılması halinin, kanaatim odur ki insani duygularda hem üzüntü hem de sevinçli günlerin gözyaşları vardır. Yarım asır Kıbrıs adasında yaşamış olmanın ve 1969 evvelinin de tarihsel sürecinde ne büyük bir mücadele verildiğinin ve 2019 yılını bulduğumuz, gözlerimiz önünde ceryan edendir. Demek ki sosyal medya uzmanları bu yöndeki girişimleriyle kazanç elde etmenin faydası bir yana kullanıcılarını da eski ile yeni hallerinin sadece değişen fiziksel özelliklerinin farkını bulmak adına bu girişimleri yapmamışlardır. Kişilerin kendi düşüncelerine, iş durumlarına göre geçen sürede yaşam kalitelerinin bir bakıma sentezinin yapılması düşüncesini sosyal medya kullanıcılarının akıllara sokmuştur. Hani eski yıllarda gazetelerin bir köşesine yedi farkı bulunuz dercesinde bir fikir jimnastiği! Kişilere, dün başka bu gün bir başka oldunuz, yerine bu akım, onların her alandaki iş sürelerinde belirli tarih aralığında sürdürdükleri faaliyetlerini kişisel olarak denetleme imkanı vermiştir. Keşke bu akımda şimdilerde mevcut Erhürman hükümeti mensupları kendilerini birkaç konu üzerinde yıl aralıklarında denetime alsalar ve kendileri ile bir yüzleşseler ne iyi olurdu. Tabi KKTC meclisinde halkın iradesini temsil eden milletvekilleri de bu akımla, eski ile yeniyi mukayese edebilseler. Çıkacak sonucu çekinmeden paylaşsalar ama mevcut hükümetin bu karşılaştırmada değil 10 yıl onların günlük değişimlerini sözleriyle sınamaları mutlaka gerekecektir. Bir söylediklerini bir başka gün aksi yöne nasıl döndürdüklerini göreceklerdir. Örnek mi alın size Vicdani red konusu ve mağdur olduğunu iddia eden bir kişinin mahkemesi sürerken 4 Başlı hükümetin siyasi parti başkanlarının imza koyup Meclis başkanlığına ilettikleri yasa tasarısı için Erhürman ve Özersay ilk açıklamaları ile son açıklamaları arasındaki fark. Kıbrıs meselesi için verdikleri demeçler. KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın Cumhurbaşkanlığı toplantı katılımcılarına göre bayrak koyma ayni yerden bayrak kaldırma meselesindeki müdafaa beyanatları. Hepsi, ama her şey, yıllar arası farklar, yalnız fiziksel özellikler de değil icraata da karşılaştırılsa fena mı olur? 50 yıllık mücadelede en önemlisi aramızdan ayrılanlar ve unutmadık unuturmayacağız dediklerimiz haricinde en mühim meselemiz bizle yaşlanan ama sonu olmayan Kıbrıs sorunu. Yunan Meclisi’nin, “Kıbrıs Dosyası”nın 5’inci cildini de Rum meclisine teslim ettiği günleri gördük. Meselenin 1.Cildi ile 5.cildi arasını neler ile doldurduklarının açıklanacağı söylüyorlarsa bile, kapağına bakıp,içindekileri merak edenlere bir vesile selam olsun diyoruz. Unutmayın “Mutluluk elin erişebileceği çiçeklerden bir demet yapma sanatıdır” yapabilene aşk olsun! Ne mi yapacağız o zaman yıllara meydan okuma adına, paylaşımların olmasını bekleyeceğiz.

Hükümet olmak

Hükümet olmak

Geçim sıkıntısının aile üzerinde yarattığı komplikasyonlar ülke gündemini meşgul ediyor. Yasama,yürütme ve yargı bu düzen içerisinde yaralara merhem oluyor mu ?Olmuyor mu? Hep birlikte izliyoruz. Geçen iki Meclis genel kurulunda bilhassa elektirik faturalarındaki akıl almaz rakamların konusu enine boyuna tartışıldı. UBP Genel Başkanı Sayın Ersin Tarar Ana muhalefet lideri olarak birçok sorunun cevabını milletvekilleriyle birlikte sorguladı. YDP Başkanı Sayın Erhan Arıklı’ da oldukça ilgi çeken bir konuşma ile muhalefetini yaptı. Sayın Özdil Nami tarafından yapılan açıklamalar açıklayıcı mı? Hayır değil. Hepsi su götürür nitelikte. Bilhassa Sayın Serdar Denktaş’ın geçmiş Meclis toplantılarında Elektrik Kurumu ile mahsuplaşırız deyişinin üzerinde ehemmiyetle durulması gerekir. Elektrik Kurumu bildiğimiz kadarıyla kestiği her faturanın KDV ‘sini fatura ederini müstehlikden tahsil etsin veya etmesin Maliye Bakanlığına yatırmakla mükelleftir. Devletin bu yatırımlardan büyük bir kazancı olması gerekirken KDV’nin yatırılmaması durumu, milyonlarca TL’nın devlet hazinesine girmemesine neden olmaktadır. Burada bir ikilem mevzu bahistir, bir taraf yatırdığını iddia ederken, diğer taraf inkar yoluna gitmektedir.Böyle bir iddia varken KDV de bir mahsuplaşma rakamı içinde olmalıdır. Öte yanda Sayın Nami, Meclis kürsüsünden Elektrik Kurumunun devletten olan alacağı 120 Milyondur diyor ve bu meblağı üç ayda değil, üç yılda vatandaşın elektrik faturalarına ufak miktarlar ile ilave edip tahsil edeceğiz diyebiliyor, konunun açık ve net olduğunu söyleyebiliyor. Vatandaşın işte bu noktada aklı daha da çok karışıyor. Konuyu biraz araştırma yönüne giderseniz belediyelerin sokak aydınlatma paralarını alamadığı için gelir kaybına uğrarken bu paraların da elektrik kurumu tarafından alındığını öğreniyorsunuz. Bu arada Belediyelerin mevcut mali güçsüzlüğü içinde genelde dağıtımı yapılan su ve su motorları ederinin kuyu sularının v.b giderinin hesaplarında alacak olarak gösterilir olmasından dolayı toplam tutarın 120 milyona dayandığı Devlet bu parayı bütçeleştirip kuruma ödeyeceğine tüm elektrik sayacı sahiplerini borçlu görüyor bölüyor,topluyor çarpıyor ve çareyi faturalara yüklemekte karar kılıyor. Böylece, böyle bir alacak tahsilatıyla vatandaş cebine ağır bir külfet gelirken sistem devamlı ayni şekilde başka kurum alacağı doğruyor. Sanki vatandaşlar, devletin kuruma olan borcuna kefilmiş gibi devamlı ödeme moduna sokuluyor. Ocak ayı memur maaşlarına yapılacak artışın üç ay öncesinden uçup gittiği unutuluyor. Gündem değiştirmek isteyen 4 başlı hükümet ,vicdani ret yasa tasarısını Meclis’e getiriyor vicdani retçilere göz kırpıp takipçisi olacağı Erhürman tarafından ismi zigredilen Sayın Özersay bu yasanın aciliyeti yoktu diyebiliyor. İşte bir garip hükümet ve hükümetin, olmayan icraatlarında, adeta boğulan vatandaşın, biçare hale, itilmiş vaziyeti! Dome Otelde, ihale yolu ile kiralamaya gidilmesi gerekir. Mevcut durumun devamı hali dahi, ihale şartnamesinden geçmesi ile ancak masumiyet kazanır. Ülkemiz halkı refahını bekleyendir.Ne demişler ‘Hiçbir şey insan için ” ölçüsüz tenkit” veya ” aşırı medih” kadar zararlı olmaz.’ O zaman, itina etmek, sınırları aşmamak gerekir. Hükümet olmak sorumluluğun kendisidir.

Bunun vebalini kim ödeyecek ?

Bunun vebalini kim ödeyecek ?

“İkinci bir dil öğren. Fakat bundan önce, öğrenilmesi gereken asıl dili, tatlı dili öğren. Öğreneceğin bu dil, hayat yolculuğunda iyi bir sermaye, her kapıyı açan sihirli bir anahtar, senin için sürekli bir tavsiye mektubu olacaktır.” İşte bu! iyi bir hayat çizgisi için gerekli olan şey insanın ağzından çıkacak sözlerin ehemmiyet derecesi ve fiziksel davranışlarındaki her ikisi dahil fiili durumudur. Her sorun kendi içerisindeki çözüm formülünü muhafaza eder. Sorunların çözümü ise global düşünüp yerel uygulayan kişilerin yeteneğini gerekir. Ülkemizde her konuda yeterli insan kaynağı nüfus içerisinde var olandır. Ancak üzücü olan bir yıllık süreçte ülkemiz halkı üzerinde iktidar mensuplarını oluşturan 4 partinin başı sorun çözmede oldukça yetersiz kalmıştır. Sıkıntılı bir süreçde birinci mevzu başını alıp giden zam furyasının getirdiği ve her ailenin bir şekilde evine yansıyan geçim sıkıntısıdır.Bu geçim sıkıntısı içinde aile bireylerinin tek tek ayrı ayrı sorunları vardır. Nakit sıkıntısına giren aileler vardır. Bu aileler her bankanın ayrı bir kredi kartını kullanırken bir banka kartından çekip diğer kart borcunu ödemekte, ayrı bir faiz borç yükünü omuzlarında taşıyan olmaktadır. Sayın Erhürman her Cuma yapacağı sözünü verdiği basın toplantılarını yapamayacağını bile bile basın önünde söz vermiştir. Yapacağı işleri 15 başlık altında toplamış ama söz verdiklerini bir türlü hayata geçirememiştir. Hükümeti oluşturan kafadar partiler her biri ayrı telden konuşmakta ama sonuçta menfaatleri neyi gerektiriyorsa hükümetin bozulmaması adına asgari müşterekte kendi aralarında ağız birliğini sürdürmektedirler . Zamanı bir nevi lehlerine kullanırken hala daha, sanki o çorbalarda tuzları yokmuşcasına sütten çıkmış ak kaşık misali eskiyi suçlama alışkanlığı ile bu güne katkıyı unutanlar olmuşlardır. Her şeyi biliriz, hukuğunu, özünü biliriz diyenler, nedense Ciklos faciasında, müdafaada eski hükümetleri suçlu bulma çabasındadırlar. Halbuki bahsedilen güzergahı acelesi varmış gibi öncelikle yolu yıkıp yeniden yapacağız diyenler kendileridir, aylarca trafikte sıkışıklığı sağlayanlardırlar, şimdi bu yol için ise özürü kahabahatinden büyük mazaretler üretilmektedir. “Az konuş çok iş yap” ifadesini kendilerine şiar edeceklerine çok konuşup iş yapmamayı yeğlediklerini görmeyen yok. Çiftçiler ve hayvancılar ve genelde üretimi değerlendirenlerin hepsinin ayrı ayrı sorunları vardır. Günübirlik tedbirler ise bu problemlere çare değildir. Asgari ücret konusunda çarşıda konuşulan asgari ücretin ve primlerin yükseltilmesi ile 2 personel çalıştırıyorsak birini işten çıkarmak durumundayız hali vardır. Peki işten iş azlığı neden gösterilerek durdurulması muhtemel onca kişinin mağduriyetinin vebalini kim ödeyecek. Şimdiye kadar KKTC vatandaşı çalıştıran müesseselere,sosyal sigortalar dairesi çalışan primlerini yatırmımış gibi yeniden bu hususta sözler tatlı dil ile havada uçuçuşuyor. Hükümeti şimdilerde ayakta tutmaya çalışan Maliye Bakanı Serdar Denktaş’ın memur ve emekli maaşlarını düzenli ödemesine gösterdiği özenli dikkatinden geçiyor. 2019 yılında bu ihtimam nereye kadar korunacak bekleyip göreceğiz. Sendeleyen bir hükümetimiz vardır. Ne ayakta durabiliyorlar ne de oturmasını biliyorlar. “Oturuşunuz nasıl olursa olsun amma; konuşmanız doğru olsun. “ diyenlere hak veriyor ve bu hükümetten doğru kararlarla halkın cebinden elini çekmesini, özellikle elektrik ve gaz zamlarına son vermesi gerektiğini hatırlatıyoruz.

Ne varsa döküm saçım

Ne varsa döküm saçım

Kıbrıs Ada deyip geçmeyin, Akdeniz iklimi ılıman iklim diye de teselli bulmayın..Yaz uzun sürüyor diye de üzülmeyin. Yaz ile ķış mevsimi arasında Sonbahar pek görünmüyor ama Ocak ayının soğukları ülkeyi etkisi altına aldığı zamanlarda soğuktan nasıl korunuruz diye de insanımızın gaylesi ile hepimizin titreyen dişleri nasıl ısınırım modunda çare arıyor, çarede, elektrik fiyatlarına, odun fiyatlarına,soba,gaz, gazyağı fiyatlarına kadar her şey beynimizden geçip ağzımızdan sözlü/yazılı zamlara karşıyız diye çıkıyor. Çıkması kadar doğal bir şey de yok. Hakikaten ısınmak pahalı diye geçen yıl yazdık. Bir yıl aradan geçen sürede söylemde değişen bir şey olmasada gerçekte değişen zamlarla geçinemez olan ülkemiz halkının durumu var. Zor şartlarda yaşayanların geçim ve yaşam şartlarının üzücü teferruatı var. Zamlar can yakıyor. İnsanlarımız bunalım takılıyor. Her gün bir acayip olaylar zincirine adamız teslim. Yeni yol,aylarca trafikte yaşanan olumsuzluklara sahne olurken şiddetli yağmurun sularına yenik düşmesi ile 4 canı acımasızca sonsuzluğa uğurluyor. Mühendislik hatası var deniyor, Sayın Erhürman işin ehli mühendisler ile kendisinin de katılarak yaptığı basın toplantısında teknik raporu açıklıyor, sonrasında Halkın Partisinden bir kadın milletvekili arzı endam mecliste rapora siyaset karıştı demesine de ses çıkaramıyor. Her şeyi bir yana bırakıp hükümet programı ile halkın refah seviyesini yükseltme çabası göstereceklerine 4’lü hükümetin 4 başı koro halinde seçim manifestolarımızda vardı deyip Vicdani Redcilerin tam da mahkemelik duruşmalarının yapıldığı sıralarda yasa tasarısını KKTC Meclis’ine imzalayarak sevk ediyorlar. Böyle bir zamanda TDP Genel Başkanı bir vicdani redci kardeşimizin 20 gün hapse girmesine razı olamazdık yasa çıkaracağız diyebiliyor. Ülkemizde aile düzenine, yaşanan bu olumsuzluklar muazzam etki yaratıyor. Bu etki her yaş insanda değişik zamanda değişik şekillerde zararlı sonuçlarını gözlerimiz önüne seriyor. İnsani değerler maddi konularda kendini kaybediyor. Davranış şekilleniyor çevreye zarar olarak yansıyabiliyor. Düşüncelerde var olan söylenmemiş ne varsa döküm saçım ortalıklara serpiliyor. O askerlik yaptı mı yapmadı mı konuları ,ciklos faciasının sonuçlarını ve ihale yöntemlerini unutturmaya yönelik beyanatlar ve Meclis kürsüsünde bu konularda müdafaa hukukçu Başbakan ağzından yapılıyor. İnşaat Mühendisleri odası bazı beyanlardan rahatsız olmuş ki başbakansız bir basın toplantısı daha yapma gereği duymuştur. Teknik raporun açıklanmasını canlı yayın vasıtası ile ilgi duyanlara bir kez daha ulaşmış ve rapor işine siyaset karıştı gibi söylemlerin kabul edilemez olduğunu ifade edenler olmuşlardır. Ülkemizdeki bütün yolların yol güvenliğinin her şartta sağlanması gereği vardır ve bu güvenlikten A-Z sorumlu olan devlet birimleri vardır. UBP dün “Ciklos” olay mahalinde hadisenin vehameti ile ilgili Genel Başkan Sayın Ersin Tatar başkanlığında basın toplantısı ile endişelerini milletvekilleri ile yeniden gündeme taşımış olması kayda değerdir. Ne diyelim! teknik raporun gerçekleri ortadadır. KKTC Meclisinde olayla ilgili komite kurulmuştur. Komite raporunun da acilen Meclis Genel Kuruluna aktarılması farz olmuştur. Unutulmaması gereken “İyi olmak kolaydır. Zor olan adil olmaktır. En mükemmel adalet ise vicdandır.”

Zamanı yetişemiyenler

Zamanı yetişemiyenler

Yeni yılın ilk hafta sonunu takip eden ilk iş günü oldu bile, zaman ileriye işliyor, geriden takip ediliyor. Konuşacak ve eleştirecek o kadar hadise orta yerde dolaşıyor,kapıdan içeriye buyur eden yok, sorunları hallederiz diyen yok. Sayın Erhürman çözeriz derken saçlarındaki siyahlar kendini terkediyor belli ki çok zorlanıyor. Sayın Özersay dış politikada kendine göre çizdiği yolun Türkiye’den geçtiğini bilerek tavrını sürdürüyor. Sayın Serdar Denktaş, bu ara para akışının başlaması rahatlığında, belli ki hükümetin bel kemiği vazifesini yürütmeye kararlı ve Cumhurbaşkanlığı adaylığında ayrı bir ittifak arayışında. 2019 yılında kendini garantiye alma konusunda görünmez el ilkesi ile hareket etmenin getirisinden faydalanmak yolunda ilerliyor. Sayın Özyiğit yarı yıl eğitimin Şubat tatilini bulmuş olmasının rahatlığında ve şiddetle desteklediği vicdani red yasa tasarısını 4’lü ortaklar olarak imzalayıp KKTC meclisi genel kuruluna sevk edilmesindeki başarısının tadını çıkarmaya çalışıyor. Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı ile yeni yılın ilk toplantısında masa başı bilgi alışverişinde buluşan 4’lü hükümet mensupları Kıbrıs meselesinde yine ortaya karışık ve net olmayan filtreli mesaj vermede ısrarlılar. İçişleri bakanı Sayın Baybars ile Ulaştırma Bakanı Tolga Atakan ise ülkemizde yaşanan sel felaketinde yaşanmışlıklara pek sahip çıkamamış olmalarının vicdani karamsarlığında, Bakanlar kurulunun vatandaşlık konusundaki beceriksiz 174 iptal kararı sonrası bu konuda vatandaşların mahkemelerde mali kayıplarının ve manevi işkencesinin hesabından sorumlu Baybarsın sıkıntısı belli ki 2019 yılında da devam edecek. Sayın Atakan ise yolların kurak iklime göre yapıldığı beyanatı ile yıla damgasını vurmuştur. Bir diğer acayip açıklaması ise kendisine rüşvet teklif edildiğine ilişkin ifadeleridir. Böyle beyanatlarda isim verilmemesi ve bahse konu kişilerin eğer rüşvet teklifleri var ise adli tedbirden neden uzak durulduğu soru işaretidir. Akıl tulmasına delalettir.Sağlık Bakanı Filiz Besimler sağlıkta yaşanan sorunlara sahip çıkamamıştır. Kapalı mekanlarda sigara yasağının yılbaşı eğlencesinde aklına gelmesi ile sorumluluğunu bir an hatırlamış ve bu hatırlayışın verdiği hassasiyetiyle showa kaçan fotoğrafları ile orta sayfa medyatikliğini sürdüren olmuştur. Sayın Zeki Çeler bakan olduğu ilk günlerdeki heyecanını sanki kaybetmiştir. Ucuz biletli Güney Kıbrıs hava alanı kalkışlı tatilinden sonra anlatılmaz bir sessilikle iş yapan olmuştur. Asgari ücret tesbiti ile ilgili olarak zor günler yaşayacağı ise kesindir. Tarım Bakanı Erkut Şahali zamlarda etken olacak ana gıda maddelerindeki maliyetlerin tesbitinin karmaşasında bu yıl laf kalabalığının kendisini kurtaramayacağını bilmelidir. Üreticilerin kıskacı altındadır. Bakanlar arasında Sayın Özdil Nami ise her zamanki sükuneti ile varlığını belli eden bir bakan görüntüsünü mecliste sürdürmektedir. Geçen yılın Genel Seçimleri üzerinden bir yılı geride bıraktığımız bu günde vardığımız sonuç 12-9-3-3 hükümetin her konudaki beceriksizliğinin halen devam ettiğidir. UBP ‘nin Genel Başkanı Sayın Ersin Tatar ana muhalefet görevindeki etkisini 21 milletvekili ile birlikte giderek artırdığı inkar edilemez bir gerçektir. Sayın Tatar’ın, adım adım İlçe ve köy gezilerini KKTC nezdinde sürdürdürmesi ve göstermiş olduğu performans vatandaşlar tarafından kabul görmektedir.Tatar’ın bu gezileri ve yüz yüze vatandaş ile teması iktidara mensup partilerin korkulu rüyası haline gelmiştir. YDP ‘nin meclisteki muhalefetinin de kayda değer olduğu unutulmamalıdır. Zam hükümetinin ekonomik protokol olmadan daha ne kadar sürelik bir geleceği olduğu ise halen belirsizliğini sürdürmektedir. Güzel bir söz ile günün durum değerlendirmesini tanımlarsak diyeceğimiz şudur; “Umut, iyi bir kahvaltıdır ama, akşam yemeğinin yerini tutmaz. “

Seviyenin sınavı

Seviye bir sınavdır. Bu sınavda kariyer öncelikli plandadır. Sınavı geçmek adı ne olursa olsun belirli bir meslek sahibi olmak kişinin bileğindeki altın bileziktir. Yaşamda en zor hadise ise kendini bilmezlere laf anlatmaktır. Zoru başarmak ise zekanın insana armağanı olduğu hiç bir zaman unutulmamalıdır. Evet! hayat paylaşınca güzeldir ama yeri ve zamanında. Hedefe giderken hakikatlerin yanlışı arkasına saklanarak gerçekler gizlenemez. Güzel bir hikayede sorulan soru şudur! “Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu yaşayanlar arasında ne fark vardır?’ Bakın göstereyim demiş, bilge. Önce sevgiyi, dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da ”derviş kaşıkları” denilen bir metre boyunda kaşıklar. ‘Bilge bu kaşıkların ucundan tutup öyle yiyeceksiniz’ diye bir de şart koymuş. Peki demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan. Bunun üzerine şimdi demiş bilge, sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım yemeğe. Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. ‘Buyurun’ deyince, her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içirirmiş. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan işte demiş bilge. ‘kim ki gerçek sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse, o aç kalacaktır ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır şüphesiz ve şunu da unutmayın, gerçek pazarında alan değil, veren kazançtadır daima.” Bazı hikayelerden ders alabilmek de önemlidir. Ders alamayanların sonuca katlanmaları kader değildir.Sadece kendini bilmezlikleri olur. Hayatta Yükselmenin merdiveni 5 basamaktır. “İyilik, doğruluk, çalışmak, bilgi ve sevmek” Hangisine sahip olduğunuzu bir düşünün. Birinin eksikliğinin seviyenizi göstermiş olduğunu ise sakın unutmayın! Çok uzun yıllardır yeni yılı karşılama kutlamalarını izliyoruz, yaşıyoruz. İnsan ne kadar zorda olsa dahi bu geceyi kendisine özel kılıyor. Aileler bütün bir yılın yorgunluğunu birlikte oldukları ortamda gidermek için çaba gösteriyor. Aralık ayının son günü kişilerin kendileri ile hesaplaşması ve kar-zarar hesaplarının yapıldığı ve bakiyenin artı veya eksi yeni yıla aktarımının yapıldığı vakittir. 2019 yılının ilk hafta sonunu buluyoruz. Evdeki hesabın çarşıya uymadığı gerçeği ile yüzleşmekteyiz. Bu yüzleşme içinde ise yaşanan bir ömrün özeti vardır. Yine de bildiğimiz tek şey “Yeri, zamanı ve yaşı yok! PayIaşmaktır hayat.” diyoruz ve bu yılın ilk yazısında,yarınlara yelken açmamız adına, okuyucularımıza sağlıklı ve mutlu yıllar diyoruz.

Toprağın değeri

Toprağın değeri

21 Aralık 1963 tarihinin canlı tanıkları olarak o günü unutmadık. Şehitlerimizin Vatan yaptığı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti topraklarındayız. Türkiye’ ye minnettarız.Kanlı Noel, 21 Aralık 1963 tarihinde Kıbrıs Türklerine karşı başlatılan silahlı saldırılara verilen isimdir. Adadaki toplumlararası çatışmaların başlangıcı olarak kabul edilmektedir.Olaylarda toplam 364 Kıbrıs Türkü ile 174 Kıbrıs Rumu hayatını kaybetmiştir. 1950’li yıllarda doğan, bizim nesil üzerinden geçen yıllar, gerek dünya, gerekse Kıbrıs üzerindeki haberlerde nerde ise üzerimizdeki kara bulutların örtüsü oldu! Çok üzücü olayın canlı tanığı olduk!Göçleri yaşadık! 1974 tarihine kadar geçen süreçte toplumların birbirine duyduğu nefret ile olmayan sevgi karışımından pay aldık. Bu payda korkunun ecele faydası olmadığını da gördük, gördükçe, olayları yaşadıkça, geçen ömrümüzde yaşadığımız, Limasol, belkide Eokanın örgütlenmesinin merkezi oldu. 1963 yılı dahil bugüne kadar Kıbrısta süregelen her olayı yaşayan biri olarak, evlerine ateş düşüp şehit mertebesine erişen kişilerin aileleri ile çocukları ile muhatap olduk. Aile içerisinde bu acıları yaşayanlarız. Bu günlere gelmek kolay olmadı ta ki 1974 Temmuz 20 sine kadar.. 20 Temmuz sabahını ,net hatırlayanlarız ,Liderimiz Rauf Denktaş’ın Radyo konuşmalarını dinlerken pencerelere,kapılara sokaklara döküldük sanki aynı anda her şey bitecek heyecanı bizleri hakimiyeti altına almıştı,sonraki günler, derken göçler,kayıplar, şehitler, ikinci harekat,hepsi bizim neslin gözleri önünde cereyan etti.2018 yılının son günlerinde 25 Aralık’ta Şehit Hüseyin Ruso’nun defin töreninde annesinin bayrağı üç kez öptükten ve 55 yıl sonra toprağa verilişini gördük. Toprağın değerinin şehitlerimizin kanları ile binlerce kez artığına bir kez daha şahit olduk. Bütün Şehitlerimize Fatiha okuduk. Vatanlarının cennet olmasının duasını yaptık. Kelime-i şehadet getirdik. Bildiğimiz tek şey ”Mücahit Ruhu” ile Kıbrıs Türk halkının dirayetli duruşu ve 20 Temmuz 1974’den bu yana geçen süreçte Türkiye’miz ve Mehmetçikler sayesinde Kıbrıs’a barış getirildiğidir. Şimdilere kadar sürdürülen Kıbrıs müzakerelerin sonucunun olamayacağın idraki içine geldiğimizde bir de bakmışız ki yıl 2018 sonu olmuş. Tahammül sınırı miyadını doldurmuştur. Vatanı için şehit düşenlerin,kayıpların gazilerin Kıbrıs gerçekleri karşısında beynimizdeki yerleri silinmez olandır . Bu yer onların yüreğimizdeki minnet duygusu ile unutulmaz olan makamlarıdır. Şehitler haftasında bu yıl gibi anma etkinlikleri elbette her yıl bu günlerde tekrarlanacak ve gelecek nesillere topraklarının değeri ve “Kanlı Noel” geçmiş tarih ve bu günler teferruatı ile anlatılacaktır. Ulu Önder Atatürk’ün dediği gibi “Bu memleket tarihte Türk’tü,halde Türk’tür ve sonsuza kadar Türk olarak yaşayacaktır.”