Month: February 2019

Değişimin mühürü

Ulusal Birlik Partisinin büyük bir katılımla gerçekleştirdiği ilk gün çalıştayında Genel Sekreter Hasan Taçoy’un konuşmasına müteakip geçen dönemin Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün daha sonra UBP Genel Başkanı Ersin Tatar ve son konuşmacı 3.Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu konuşması güne damgasını vurdu. Bu konuşmalar salona ayrı bir heyecan kattı. Konuşmaların özünde Türkiye ile olan iyi ilişkilerin her zamanki gibi devamından yana olan görüş ve gönül birliği vardı. İç siyasette ise %36.5 oy alan ve 21 milletvekili çıkaran UBP’nin iktidardaki söz hakkının bir nevi gasp edildiğini deyim yerindeyse ”bölük pörçük” mevcut hükümetin halkın menfaatine olan hiç bir icraatının halkın menfaatine olmadığı gibi bundan sonraki süreçte de olamayacağı belirtilmiş ve son demlerini yaşayan 4 başlı hükümetin “Al gülüm ver gülüm” şeklinde bir birleriyle paslaştıkları her konuşmada ifadesini bulmuştur. Toplantıda Genel Sekreter Hasan Taçoy “Ulusal Birlik Partisi’nin; kökü 1950’li yıllara kadar dayanan çok güçlü bir milli, “siyasal, sosyal hareketin devamı olduğunu kaydetti.” Sayın Hüseyin Özgürgün İlk seçimde de her seçimde de UBP sandıktan güçlü çıkacak. Kadrolarımız güçlü, hep beraber güçlüyüz, biz olmadan ülkede bir şey olmaz her zaman birlikte olmaya devam edeceğiz” ifadelerini net şekilde belirtti. UBP’nin Genel Başkanı Sayın Ersin Tatar “Kıbrıs konusunda hükümetin her ortağının farklı düşündüğünü,ülkede ekonomi, tüm sektörler ve refahın bozulduğunu ifade ederken , “UBP olarak etkin muhalefet yapıyoruz hükümeti salladık, dağınık bir hükümet var ve daha fazla gidemezler, biz iktidara her zaman için hazır olmalıyız, bu yönde çalışıyoruz, Türkiye Cumhuriyeti ile de ilişkilerimizi her zaman iyi olmuştur “ derken 3. Cumhurbaşkanımız Dr.Derviş Eroğlu UBP Onursal Başkanı olarak yaptığı konuşmasında Kıbrıs konusunda artık bir nokta konması gerektiğini, müzakereler ucu açık sürdürüldükçe bir sonuç çıkamayacağını ifade ederek,Cumhurbaşkanlığı döneminde Kıbrıs konusundaki görüşmelerini anlatmıştır. Sayın Eroğlu, Kıbrıs Türk tarafının masaya harita koymasını eleştirerek, müzakere oyununun tüm esnekliklere rağmen sonuçlanmadan İsviçre’de bittiğini ve şu anda masaya oturup federasyon tartışılmasının yapılmasının çok yanlış olacağını sadece bu konunun bile görüş ayrılığında olan şu andaki mevcut hükümetin yıkılmasına sebep olduğu görüşünü net bir şekilde çalıştaya katılan üyelerin bilgisine getirmiştir. Çalıştay bir kez daha Ulusal Birlik Partisinin ilk genel seçimde tek başına iktidar olacağının en belirgin şekli ile işaretini birlik ve beraberlik adına vermiş oldu. Katılımcılar arasında önemli isimleri görmek ayrıcalığı da yaşanmış oldu.Konuşma fırsatım olan ve gördüğüm birkaç isim yazacak olursam Sayın Tuncer Arifoğlu,Mehmet Can, Özel Tahsin,Recep Gürler, Günay Caymaz, Mutlu Atasayan ,Nurten Al, Dr. Hakan Dinçyürek, Turgay Avcı, Gülin Sayıner, Ergün Serdaroğlu, Nejdet Numan, Ahmet Zengin, Türkay Tokel, Dr. Ahmet Kaşif, Veteriner Hekim Derviş Çobanoğlu, Ali Çetin Amcaoğlu, Dr. Ertuğrul Hasipoğlu gibi bakanlık ve milletvekilliği yapmış isimler çalıştaya daha birçok isim gibi katılmış olanlardı,katılımın yüksek oluşu bir birine özlem duyan partililer arasında zaman zaman duygusal anların yaşanmasına da ayrıca vesile olmuştur. Çalıştaya emeği geçen Sayın Derviş Baha’nın konuşması ve çalışma şeklini izahı da bilimsel olarak kayda değerdi. Çalıştaya katılan ve katkı koyan ve UBP’nin geçmiş 40 yılında var olan birisi olarak, bu günkü yazıma söz ”Mevlana’dan olsun. Sevgi şifadır. Sevgi güçtür. Sevgi; değişimin mührüdür.”

Advertisements

Mesele son durak değil!

Ani kararlarlar verip biryerlere doğru gitmek, bir çok kez geçtiğin o eski yollarda, gittiğin köylerin yanından geçerken, bir çok anıları birer birer anımsamanın huzurunda olmak kadar güzel ve insanı mutlu eden bir şey yok. Ülkemizin en güzel mevsimi,kah açık, kah kapalı bir havanın toprağındaki renkler ve gökyüzünün berrak mavisi gerekse beyaz veya gri bulutları altında araba kullanmanın dinlendirici hali,her ne kadar trafik yoğunluğu olsa da şehir dışında rahat sürüş insanı ayrı bir diyara götürür gibi oluyor. Yollarımızın perişan hali ise içimizdeki sızı. Yeni yollar yapılmasını bırakın yollardaki çukurlar bile tamirden uzak ve tuzak halini muhafaza ediyor. Küçük Kaymaklının arka yollarındaki “Kanlı Dere” uzantısı içinde sazlar arasında akan yağmur suları nerdeyse dere yatağının kirliliğinden akacak yer bulamamış bir görüntüde. Öğle saatlerinde yemek için yol üstünde lokanta eski bildiğiniz bir yer ise duruyorsunuz. Genellikle Fırın Kebabının alâsı bu yol üstündeki lokantalarda vardır. İşte Demirhan köyündeki Özgitler isimli lokanta da bunlardan sadece bir tanesi. Büyük geniş salonu hatta iki salonu ile hizmet veriyor. Kış günü içeride Demir döküm soba yanıyor üzerine konmuş portakal kabukları ile etrafa müthiş apayrı gizemli bir koku yayılıyor. Hemen Antepli bayan görevli güler yüzü ile siparişi alıp masayı donatıyor. Taze salata,humus,yeşil zeytin,kereviz turşusu, toprak kasede yoğurt ve sulu fırın kebabının hani derler ya ilik gibi pişmiş etinin fırından çıkmış sıcacık halini önünüzde buluyorsunuz. Etraf masalarda oturanların yemek keyfine de şahit oluyorsunuz. Lokanta girişinde köy ekmeği kafes, çitlembikli bitta,kafes, her nevi macun hatta yerli üretim bikla ve pastelliye kadar her şey vitrinde satışa hazır. Yemek sonrası içilen kahve ve demli çay muhteşem! Lokanta içinde dikkatimi çeken ve çerçeve,içinde gazete sayfası ve duvarda asılı resme doğru gidip fotoğrafını aldığım gazeteyi okuyamadığımı görünce başlık da oldukça duygusallık içerdiği için Lokanta sahibinden yılların yerinden oynamayan remini indirebilirler mi diye rica ettim orda kendisine nerelisin diye sorduğumda ben Vreçalıyım diyen ve resmi getiren kişiye de ayrıca teşekkür ediyorum. Çerçeve içindeki gazete sayfasının başlığı “ Öğretmen Olmaktan Hep Gurur Duydum” idi ve bu başlık orda okuduğum 10 Temmuz 1999 tarihli gazetenin nostalji sayfasıydı yazıyı kaleme alanın ise ”Hüseyin Ekmekçi” olduğunu gördüm. Yan başlık ise “Yıllanmış Şarap Gibi” ve gazete baskı sonrası aradan geçen 20 yıl! Bahse konu öğretmen ise ”Cemal Bent” Vakti zamanında bu lokantaya babam tarafından her hafta götürülüşümüzün sebebi de bu öğretmen idi. Yazı içeriği bir hayatın muallimliğe uzayan süreçte öğtertmen Koleji mezununun diplomasın, Liderimiz Dr. Fazıl Küçük tararafından verildiğinin fotoğrafı ile mücadele yıllarının anlatımı ayrı bir değerdeydi ve bu çerçeve belki de 20 yıldır ayni duvarda asılı duruyordu ve kaç kişinin dikkatini çekti bilmiyorum mutlaka ilgi uyandırmıştır ama bundan sonra Özgitler Restorana gideceklerin beğenisini kazanacak ve bir hayatın hikayesinden nice dersler alınıp dilden dile dolaşacaktır. Hüseyin Ekmekçi’nin de öğretmen olmak istiyordum gazateci oldum dediği günden bu güne 20 yıllık bir süre geçti, kendisine daha da başarılı bir hayat dileriz. Demek istediğim odur ki girdiğiniz yerde,geçtiğiniz yolda her zaman gözlem yapmak gerektiği kanaatim bana her zaman bir ders vermiştir. Bu güne söz gerekirse “Mesele son durağının neresi olduğu değil, nasıl anıların ve yaşanmışlıkların olduğudur!” diyebiliriz. 

Oku da adam ol

Oku da adam ol

Akıllı telefonlar çıktı çıkalı nerdeyse kendi aklımızı askıya aldık. Ezbere bildiğimiz telefon numaralarını unutur olduk. Google arama motoru ise hizmetimize sunulmuş kütüphane gibi, araştırmalarda birinci başvuru yaptığımız yerini,parmağımızın ucunda muhafaza ediyor. Bu kadar bağımlıkla kitapları dahi ücretli ücretsiz sitelerden indirmek mümkün. Zamanımızda bu kadar kolaylık sağlayan bu iletişim araçları tembelliğin ve bağımlılığın da bir nevi adı olurken gençliğin bilhassa gecelerinde zamanını çalıyor,kağıt ile el temaslarını önlüyor. Çare nedir bilen yok. Alışkanlık almış başını gidiyor. Gazeteler Web sitelerinden okunuyor, canlı haber programları bu siteler vasıtası ile arz ediliyor talep eden büyük bir çoğunluk sosyal medya hesaplarından olsun Google aramalarından olsun bu programlara fazlası ile ilgi duyuyorlar. Canlı olarak programlara katılıyorlar a! bak falan arkadaşım da benle Web tv izliyor diyerek birlikte olmanın güzel, hazzını yaşıyorlar. Gittikçe yalnızlığın arttığı ancak sanal ortam arkadaşlıklarının arttığı bir dönemi yaşıyoruz. Bu arada özellikle yaşı ilerleyen insanımızın evine aidiyetinin,arttığı zamandayız. Evde “Saatli Maarif Takvimi” hediyeme ayrı bir önem veriyorum çünkü otomatik bir ayarı yok kalkıp her güne ait yaprağını bu günü görmek adına koparmak gerekiyor. Her günün anlam ve önemini de teferruatı ile yazıyor. Konu akıldan açılmışken geçen günkü takvim yaprağındaki bir anlatı çok da güzeldi şimdi kopyala yapıştır da yok nasıl yazıma ilave ederim derken ben okudum akıllı telefonum not aldı. Zaten her şeyin artık kolaylığı yatısınamaz derecede arttı. Gelelim “Saatli Maarif “ takviminin arka sayfasında bana göre hoş bir fıkraya; bir üniversitede öğrenci yemekhanede boş yer bulamadığı için dersine girdiği bir profesörün yanına oturur, Profesör bu durumu kabullenemez görünür ve öğrenciye öküzlerle kuşlar bir arada oturamaz der! öğrenci o zaman ben uçayım der ve kalkar, Prof. durumu içine sindiremeyince öğrencinin pes etmesi için onunla yazılı sınavda da uğraşır fakat öğrenci bütün soruları eksiksiz cevaplandır bunun üzerine Prof. sana bir soru daha soracağım eğer karşına iki kişi çıktı birinde akıl birinde para var hangisini alırdın ? diye sorar, öğrenci parayı alırdım deyince Prof. Ben aklı alırdım der öğrenci karşılık verir, doğal olarak insan neye ihtiyaç duyarsa onu alır hocam deyince çıldırmak üzere olan profesör sınav kağıdına büyük harflerle ÖKÜZ yazarak sınav kağıdını öğrenciye verir, öğrenci kağıda bakar, bir daha bakar ve hocam kağıdımda imzanız var ama notum nerede diye de sorar? Profesör böylelikle imtihan ettiği öğrencinin artık ezberleri bozduğunu ve kendini ispat eden bir öğrencisi ile iftihar edeceği kanaatini sağlama almıştır. Zamane çocukları işte her zaman düşünce gücünde önde gitmenin avantajı onlara üstünlük sağlayan oluyor. Okumanın ise sonu yok! Hiç kimse yoktur ki küçükken anne ve babasından “Oku da adam ol” lafını işitmesin. Her mesleğin kendine ait bir tecrübe ve öğrenimi varsa mutlaka bu kazanımın, kişiye geri dönüşümü fayda olur. Bu gün ülkemizdeki siyaset hakkında bir şey yazmadık ama siyasilere göndermeyi bir anlamlı söz ile yapalım. “Her okur bir lider değildir, fakat her lider bir okur olmalıdır”

Laf arasına sıkışanlar

Bizim ülkenin Başbakanı Sayın Tufan Erhürman her hafta Cuma günleri yapacağım dediği basın toplantısı yerine uzun bir aradan sonra “Basın Odası”da sadece davetli gazeteciler ile hükümetin ilk bir yılını değerlendirme adına Televizyonlerdan ve Web tv lerden canlı yayın ile izleyiciler ile buluştu, konuştu, sorulan sorulara açıklamalarını yaptı. Konuşmasının büyük bir bölümünü vakit öldürmek açısından KIB-TEK konusuna ayırdı üstelik maliyetlerle ilgili Elektrik Kurumu yönetiminin basına açıklamalar yapması için tetbir alacağını söylerken KKTC Meclis Genel Kurulunda KIB-TEK için UBP tarafından verilen “KIB-TEK’in Mali Yapısının Ortaya Çıkması; Güç Artırım Santralleriyle Sistem Değişikliğinin (Fuel-Oil/Gaz) Gerekliliğinin Ekonomik Boyutu; Yüksek Elektrik Fiyatlarının Oluş Sebeplerinin Çıkarılması”na ilişkin Meclis araştırması önergesinin 12-9-3-3 hükümetinin neden ret ettikleri mevzuu ise hiç konuşulmadı. Bu önergeden doğan iktidar korkuları Basın Odasının dışında kaldı. Başbakan detaylarda boğulurken nerdeyse Ankara’da ne yemek yediklerinin sunumunu da yapacak diye bir beklenti oluştuğu oradaki gazetecilerin gözlerindeki manidar bakışlarındaki sorularda kanaatimce gizli kaldı. Başbakanın ilk basın toplantısı, hükümetin ilk yüz günü ve ilk bir yıl derken hükümetin olmayan icraatlarını akademisyenliğinin verdiği tecrübe ile anlattı durdu. Anlatım var icraat yok babındaki soruları ise es geçti. Bir ara acaba çok mu iyimserim daha mı sert olmalıyım diye de hayıflandı. Basının genellikle reyting adına kötü haberleri yaymakta olduğunu kötü haber okuyucusunun daha çok olduğunu laf arasına sıkıştırdı. Turizmi,eğitimi hikayesine aldı yapmak istediklerini yeniden sıraladı ülkeye gelen 102 bin öğrencinin 35 binin yabancı uyruklu olduğunu da ifade etti. YÖDAK’tan her bilgiyi aldığını izleyicilere ve oradaki gazetecilere ayrıca beyan etti. Ülkemizde halen öğretim veren üniversite sayısının, yarısında, istenilen kalitede, eğitim verilmediğini de söylerken kaliteli öğretim veren üniversiteler ile kalitesiz öğretim veren üniversite isimlerinde ve aldığı bilgilerde eğitim camiasında böylelikle büyük bir şaibe yarattı. KKTC ‘deki Üniversiteleri bir bakıma ikiye böldü. Bazı bölgelerde kurulacak yeni üniversitelerde desteğinin olacağını söylerken üniversite merkezi Türkiye’de olan 500 kadar öğrencisi olduğu ifade edilen ancak diplomalarına YÖK tarafından denklik verilmeyeceği haberlerini okuduğumuz, uzaktan eğitim yapacağı ifade edilen ve KKTC’deki eğitim izni YÖDAK tarafından iptal edilen üniversitenin geleceği hakkında hükümetinin, yani bakanlarının ortak görüşünü belirtmedi. Geçen Meclis bileşiminde de bu konu hakkındaki konuşmalar olduğunu hepimiz hatırlayanlarız. Başbakanın öğrenci sayılarını açıklaması ile çok konuşulan tartışılan ve mahkemelik bir olay yaratan ve halen illegal olarak faaliyetini sürdürdüğünü haberlerden okuduğumuz bu eğitim kurumunda Türkiye’deki kayıtlı az sayıdaki öğrenci yanında KKTC vatandaşı öğrenci kaydı var mı yok mu sorusu da akıllara düşen ayrı bir soru ile bizlerde merak uyandırdı. Basın Odası Başbakan’ın yapacağız,edeceğiz, Türkiye ile ekonomik protokoldeki çerçeveyi biz çizdik içini dolduracağız Salı gün heyetler gelecek sonuca gideceğiz özetleri ile geride kaldı. Gerçek olan halkın geçim derdine çareler üzerinde durulmadı, pahalılık nasıl önlenecek anlatılmadı, Türkiye’de başlatılan tanzim satışlarının ülkemizde uyulanabilirliğinin olmadığı belediyelerin idareleri ve mali durum yetersizliği emsal gösterilerek verildi. KKTC siyasetinde hükümetlerin ömrünün yıllarla ifade edildiğinin bazan üç yılda üç ayrı hükümet kurulabileceği dahi uzun uzun anlatıldı. Ekonomik protokokle kaç yıllık imza koyulacağı açıklaması bile yapılmadı. Zaman tükendi basın odası kapatıldı. Bu güne söz mü? “Çok konuşma, boş konuşma, kem konuşma.” Şeyh Edebali ‘den olsun…

İzdiham günü

İzdiham günü

Bu gün 14 Şubat Sevgililer günü, yıllardır kutlanan, sevginin gösterişli hallerinin “Senede Bir Gün” tezahüründen ibaret 365 sayfalık yılın sadece bir sayfası! Tarihçesi ve neden böyle bir gün, tesbiti gerekçesi, unutulmuş sadece aşkın ifade edildiği küçükten büyüğe herkesin birbirine nerdeyse şiirler yazdığı, çiçekcilerde ”kırmızı gül ” izdihamı yaşanan istisna bir gün! Tüketimin artığı, günün gecesinde mum ışığında yenen romantizmin zirve yaptığı yemekler ve bu bütünün içinde kadın ve erkek ilişkilerinde bir nevi sevdanın dillerdeki beyanının sorgulandığı 14 Şubat Sevgililer günü! Ülkemizde çocuğu ile genci ile yaşlısı ile bilinen özellikli bir gün. Belli ki insanımız, sevginin isminin geçtiği her güne hasret, geçim derdinin bir günlüğüne dahi olsa unutulduğu bu günde, kazanan aşkın unutulmaz gücünü görüyoruz. 14 Şubat benim için Sevgililer günü olmaktan ziyade çok anlamlı bir başlangıcın tarihi. Ve ben bu günü kendimde bir değişim olarak görmekteyim. Bu gün benim Star Kıbrıs Gazetesinde köşe yazısı yazmaya başladığım tarihin ikinci yıl dönümü. Her başlangıç özeldir ama 14 Şubat ayrıcalıklı unutulmayan bir tarihtir. 2017 14 Şubat’ından itibaren ilk yıl haftanın yedi günü yazdım. Sonrasında Cumartesi Pazar kendime tatil dedim. 2018 Eylül’ü itibarıyla da Pazartesi-Perşembe günlerinde köşe yazılarımı yazmaktayım. Bütün bunları yazmama neden ise ikinci yılda 14 Şubat’ın bu güne tesadüf etmesidir ve ne demişler aşk tesadüfleri sever. Tekrar yapmak unutmayı önleyendir. Star Kıbrıs gazetesinde yazı yazmamı ısrarla isteyen Ada TV haber Müdürü Sayın Nihan Yücel oldu. Öncesinde Sosyal Medya hesabım facebook ‘da paylaştığım yazılarım vardı. Bu yazılarımdan birisini çok beğendiğini ifade eden Sayın Yurdagül Atun 12 Şubat tarihli Haberal Kıbrıs gazetesinde bu yazımı konuk yazar adı altında paylaştı. Daha sonrası ise malumlarınız olduğu üzere, köşem 14 Şubat Tarihinden itibaren Star Kıbrıs gazetesinde yer almaya başladı. 100 gün yazdım, sonraki ilk yazımda hükümetlerin icraatlarının halka hesap günü diye nitelendirdikleri zaman hitamında olduğu gibi bende yazılarımı kendimce değerlendirdim . Bilindiği üzere her yazı ve haberin internet gazeteciliği çerçevesinde gazetenin linki üzerinden haberler ve yazarların köşe yazılarının paylaşımı yapılmakta, okuma sayısı da belirtilmekte en çok okunan ”ilk on” belli olmaktadır. Okuyucu sayısına her gecenin 00.00 ‘na çeyrek kala baktığımda ilk günden itibaren artan bir okuyucu kitlem olduğunu gördüm. İnsan yaşamı boyunca gerçeklerle, yararlı olabilmenin istemi ile, hayata aidiyetinde, son noktayı koymanın heyecanını taşımıyor mu? Taşıyor! Hayatımda yazarlık konusunda yer alan bu iki insana, bu günde teşekkürlerimi iletirken, ”sevginin inanılmaz gücünde” tüm okuyucularım başta olmak üzere yazılarımızın paylaşımını gerçekleştiren Star Kıbrıs gazetemiz çalışanlarına sonsuz teşekkürler ederim. Bu özel güne ise Cemal Süreyya’nın bir sözünü bırakarak noktayı koyuyorum. “Annesinden dayak yediği halde, yine ‘Anne’ diye ağlayan bir çocuktur aşk.”

Cüret gösterenler

Gün ola harman ola diyoruz. Hep beklentilerimizi gelecek günlerde bulmayı ümit ediyoruz ve geçen her günün ayrı bir değeri ayrı bir anısı olduğunu çoğunlukla unutuyoruz. Halbuki her problemde çözümün cevabı geçmişin tecrübesi ve şimdinin karar ve planı ile yarınlara sevgi, saygı, birlikteliği ile yürümektir. O halde “Işık karanlığı dağıtır. Yapıcı düşünceler yıkıcı düşünceleri yok eder. Çözüm problemde saklıdır. Her sorunun cevabı kendi içindedir. “ diyene hak vermek gerekir ama, nerde o günler? Siyasetin 12-9-3-3 hükümetinin bildiğini yaptığı,önerilerin dikkate alınmadığı yerde rahat ol vaziyetinde Erhürman koalisyonunun durduğunu görüyoruz. Döviz krizi dediler kurları sabitlediler döviz düştü hala daha bir önlem bir açıklama yok. Bekle dur, çalışır yaparız, refah yolda dedikleri halkın gücünden de çekinmiyorlar. İllaki halkın sokaklara dökülmesi ile güç göreceklerini sanıyorlar. Halbuki mağdur olan refahı olmayan halkın sessizliğinin Sayın Erhürman’a neyi anlattığını sormak gerekir. Her Bakanlar Kurulu sonrası rutin daire müdürlerinin insiyatifindeki işlerini büyük kararlar gibi açıklayıp veya açıklama yapma zahmetinde bulunmayan hükümetlerinde iş yapıldığını sananlar zor dönemeçlerde iş bilmezliğin daniskasını yapıyorlar. Yine Meclis gündemlerinde kürtaj 14 haftalık yapılabilsin yasallaşsın, diye ağız birliği ile konuşuyorlar. Sanki memleketin tek derdi buymuş gibi muhalefet yapanlara bilhassa Sayın Faiz Sucuoğlu gibi mesleğinin erbabı bir milletvekiline git bunları üniversite kürsüsünde anlat diyebiliyorlar. Meclis kürsüsünden çekinmeden CTP milletvekili üstelik anne olan ve yine doktor olan kadın milletvekili popülizm yapıyor ve nerdeyse Meclis’in kapısını muhalefet milletvekiline göstermek cüretini gösteriyor. Şubatın yedinci gününe de geldik. Günler su gibi akıyor, geçiyor. Tutabilene aşk olsun.Şubat ayı içinde birçok önemli günü barındırıyor. Dünya Kanser Günü 4 ŞUBAT geride kalırken bir çok evin ocağını söndürdüğü çoğu kişinin de kanayan yarası olduğu malumlarınız. Kayıt altına alacaklarını yasal hale getirdiler. İstatistiki bilgiler elbette AR-GE içim önemli ama bizlere ölümlerin sayısını mı gösterecekler, çevrede, gerekli kanseri önleyici etkin önlemler alınmadıktan sonra ne işe yarar. Dünya Sigarayı Bırakma 9 ŞUBAT ve halen daha yeni yıl gecesi Sayın Filiz Besim’in kapalı mekan yasağı gösterisini yine mi hatırlayıp sigara içenlere hadi tam günüdür, sigarayı bırakın mı diyecekler? Tüketimin tavan yaptığı kırmızı güllerin sevgililere ulaştırma çabası ile ”Sevgililer Günü 14 ŞUBAT” kapının arkasında, derken ayın son gününde ülkemizde her doğal afette mağdurların yanında olan araç ve gereçlerini yardımdan esirgemeyen ”Sivil Savunma Günü 28 ŞUBAT” da kutlanması o güne mahsus takvimde yazılı olan tarih. Bu günlerin hepside birbirinden anlamlı, bilmekte fayda var,ama kutlamak konusu işin ehemmiyetine bağlı. Şubat 2019 , Ülkemizin bir değerini, siyasetçisini avukatını daha birçok tanıdığımız kişiler gibi aramızdan aldı. UBP’de yıllarca birlikte çalıştığımız Hasan Yumuk arkadaşımızı da yitirmenin üzüntüsündeyiz. Ailesine ve sevenlerine başsağlığı dileklerimizi iletiyoruz. Nerdeyiz diye sorarsanız hayattan ödünç aldığımız zamandayız. Yaşam ise devam ediyor…

Tarihin tanıkları

Doğduğumuz günden itibaren Akdeniz’in üçüncü büyük adasında Kıbrısta yaşadık. Bu günlere, bu yaşa gelmemizin iyi günleri olduğu kadar mücadele yıllarını da gördük. Önceleri de yazmıştım Kıbrıs siyasetine geçmişten bu güne hizmeti geçen liderleri ve eşlerini çeşitli hadiselerde tanıma fırsatım oldu. Öncelikle aile doktorumuz Dr. Fazıl Küçük ‘ün evimizde Lefkoşa’da Maarif Müfettişi babam ile yaptığı ve yine Kıbrıs Davasına ilişkin konuşmalarını dinlediğimiz günlerden geçtik. Limasol’daki yıllar, Eoka baskıları, bilahare 1960 yıllar. Babam Hüseyin Özdemir ve Ertuğrul Denktaş sınıf arkadaşlığından kalma Önderimiz Rauf Raif Denktaş dostuluğunu, Türk Mukavemet Teşkilatı yıllarında verilen mücadeleye tanıklık, hep bizim yaştaki o neslin yaşadıkları oldu. Annem Fatma Özdemir ve biz çocuklar da Denktaş ailesinin gerek Köşklüçiftlik’teki evlerinde gerekse Cumhurbaşkanlığı Sarayında her zaman gidenlerdik . Ben ve kardeşimin Sayın Denktaş’a hitabımız Rauf amca, eşi Aydın Denktaş’a ise Aydın Teyze olmuştur. 1963 Kıbrıs Hadiselerine müteakip Lefkoşa’daki evimizin askeri maksatlar için mücahitler tarafından üs olarak kullanımı nedeni aile kararı ile İstanbul’da yatılı okula ”Özel Işık Lisesine” gönderildik. İstanbul’da Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde okuyan, kardeşim Niyazi Özdemir o yıllarda üniversite talebeleri ile Erenköy’e çıkan öğrenciler arasındaydı. 1964 yılında Sayın Denktaş İngiltere dönüşü Ankara’ya geldi. Denktaş’ın Ankara’da mecburi sürgün hayatı böylelikle başlamış oldu. İşte bu dönemde Türkiye’de yaşayan her Kıbrıslı Türkle Denktaş ailesinin irtibatı ve onlara yardımları vardı. Bu dönemi içeren yaz tatillerinde Kıbrıs’a dönemeyen ben ve kardeşim Ankara Küçük Esat semtindeki Denktaş ailesinin evinde yaz tatili boyunca kalanlardık. Unutamadığım 13-14 yaşımın anıları arasında Rauf Denktaş’ın ve eşi Aydın Denktaş’ın Kıbrısda yaşanmış olayları,Türkiye nezdinde dile getirişlerindeki coşkuda gördüğümdür.Ankara yıllarında Raif,kardeşim ben Serdar ve ikizler Ender ve Değer bazı gecelerde bölgenin açık hava sinemalarına da gittiğimiz gibi o yıllarda Ankara’da bulunan Sayın Vedat Çelik ve eşinin evine de ziyaretlerde bulunduğumuzdur. Aydın teyzenin sofrasında her zaman misafirleri vardı. Yemek masasında yeri masa başında oturan eşinin yanındaydı. Onların sofrasında konuşulan konu ise hep Kıbrıs meselesiydi. Zaman zaman espirili konuşmalar da olmuyor değildi. Sadece Pazar günleri bütün aile fertleri ile birlikte köfteciye gittiğimiz ve köfte yanında şalgam suyu içtiğimiz de unutamadıklarım arasındadır. Rauf amcamızın salona açılan kapısından çalışma odasındaki masasının üzeri bir dolu dosyalar ile kaplı olduğu görülmekle beraber o odaya giriş çocuklara yasaktı. Sadece Aydın teyze o odaya girip önemli hususları kapıyı kapatıp mütelea eden oluyordu. Türkiye’de Anamur’da Kıbrıs Türklerinin Moral ve Motivasyonunu artırmak amacı ile Kıbrıs’ın Sesi Radyosunun Mücahitin Sesi diye nitelendirilen radyo istasyonunu yerinde görmek için Liderimiz Rauf Denktaş’ın kendi kullandığı küçük Kaplumbağa Volkswagen Otomobilinin arka koltuğuna, Raif, Serdar, Ender, Değer, ben ve kardeşim Kandemir’in, Ankara-Anamur yolculuğu vardır. Bizler uzun bir kara yolu seyahatinde birlikte olmanın, ayni havayı teneffüs etmenin ayrıcalığını yaşamış olanlardık. Daha sonraki yıllarda da Denktaş ailesi ile siyasi çalışmalarda,Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde genel seçimlerde UBP’de birlikte çok çalıştık. Bilhassa Raif Denktaş’la Ankara’da olduğu gibi Lefkoşa’da da iyi arkadaş olduk. Aydın teyzenin Raif’e olan ayrı bir tutkusu olduğunu bizzat dinleyen birisiydim. Aydın teyze el emeğine çok önem veren bir kişiydi. Yengem için işlediğim “Maraş İşi “ elbiseyi gördüğü zaman kendisi için de ayni motif maraş işini işlememi istemiş ve çok güzel beyaz bir kumaş almıştı. Büyük bir heyecanla işlediğim bluzu da çok beğenmişti. Aradan çok uzun yıllar geçse de, daha sonraki yıllarda onu görememiş olsakta o bizim, çocuk kalbimizin, hep ana yarısı teyzesi olarak kalacaktır. Bu gün Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş’ın çok değerli hayat arkadaşı Aydın Denktaş’ın eşine ve ülkemiz toprağında yatan sevdiklerine,yine ayni toprakta kavuşacağı bir gündür. Kendisine Allahtan rahmet dilerken hayatta olan çocuklarına ve ailelerine uzun ömürler diliyoruz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkının başı sağolsun.

Hakimiyetin odak noktası

Hakimiyetin odak noktası

Geçen gün tesadüfen bir televizyon kanalında Sayın Fatma Azgın’nın konuğu Yüksek Mahkeme Başkanı Sayın Narin Şefik ile olan söyleşisini dinledim. Yanılmıyorsam günlerden Pazar’dı belkide programın tekrarı idi. Daha sonra bu konuşmayı YouTube’da bulabilirmiyim diye baktım bir çok kanalda değişik tarihlerde Sayın Şefik’in konuşmuş olduğu programlar olsada izlediğim günün videosunu bulamadım. 
Keşke not alsaydım dedim. Olmadı. Sayın Şefik liyakat konusunda çok önemli konulara değindi. Polisler hakkında ve 1980 yıllarının polis genel müdürünün ismini hatırlamasa dahi hukuki bilgisinin çoğu avukata taş çıkardığı kanaatini belirtti. Elbette polislerde bu bilgilerin ve eğitim süreçlerinde yasal mevzuatın öğretilmesi gerekliliği bir kez daha ortaya çıkmış oldu.Sayın Şefik’in 1980 yılı demiş olması nedeniyle polisin internet sitesine girip baktığım zaman 23.9.1975 tarihi ile 1.9.1984 tarihleri arasındaki polis genel müdürünün Kemal Hıfzıoğlu olduğunu gördüm. http://www.polis.gov.ct.tr/yoneticiler.aspx.html baktım ama sadece genel müdürlerin işe giriş ve çıkış tarihlerin fotoğrafları altına yazılmış olduğunu özgeçmişlerinin bu sitede yer almamasına üzüldüm. Halbuki geleceğe ışık tutması açısından bu bileğilerin her kurumun tarihçesi içinde önemi büyüktür. 
Geçmiş yazılarımda da belirttiğim üzere iş hayatında insiyatif kullanma konusu son derece önemli bir faktör olup kişinin sorumluluğunu ,yetkilerini yasal çerçeve içerisinde kullanması ile kendini ön plana çıkarma halidir. 
Her makam kişinin kendi iradesi ile geldiği yer olmasa da bu gibi yerlere geldikten sonra kendi iradesini çalıştığı kurumun ve makamın yasal mevzuatı çerçevesinde iradesini gösterebileceği yerdir. 
Hayat çoğu kişileri çoğu olaylarda hazırlıksız yakalar.. Bu gibi durumlara düşmemek adına kişinin devamlı olarak kendisini yetiştirme konusunda hazırlıklı olması her zaman kendi menfaati icabıdır. 
Ev idaresinde olsun, iş idaresinde olsun her zaman saygı yukarıdan aşağıya olduğu kadar astın da üste saygısı daim ve devamlılık arzetmeli, bu gibi konularda teveccüh, tavvasut kadar önem arzetmelidir. 
Aile yaşamında,çalışma hayatında yer alanların yanında her türlü ortamda çalışır olabilmek, söz sahibi olmak, söz geçirmek , kendini kabul ettirebilmek zor diye nitelendirilmemelidir. Çalıştıktan sonra hiç bir şey zor değildir. ‘Zor’ çalışmayanın sadece mazaretidir. 
Anatılabilir her konu karşındakinin anlayış çerçevesinde kabul görür, bu kabul hali her iki tarafın kapasitesinin dengesi ile anlaşılır olur. Çoğu kez denge unsuru olabilmek de bir marifettir. Hakimiyet kurmanın esas odak noktası dengenin ta kendisidir. Dengesini kaybedenlerin ise tutunacak bir yeri yoksa düşmesi kaçınılmaz olur. 
KKTC Sayın Maliye Bakanı Serdar Denktaş, her ay olduğu gibi emeklileri bankalarda sıkışıklık olmaması açısından karar ve söz verildiği gibi ay sonundan iki iş günü evvelinde ödemelerini artışlı olarak yapmıştır. Yapmıştır yapmasına ama Ocak ayı kredi kart borç tutarları da maaş seviyesinde olduğu görülmüştür. Demek ki zam ve pahalılık verilen artışı memur cebine almadan borç hanesine yazılmıştır.Diğer yandan ülkemizdeki boşanma sayısının artması dahil, bütün kavgaların kökeninde ekonomik sıkıntının olduğu ayrı bir gerçektir. Asgari ücretin itiraz süresi olan 10 gün dolacak itiraz olsa dahi değişen bir şey olmadığını göreceğiz. 2740 TL işçiye net ödenecek miktar olup brüt asgari ücret 3150 olarak prim artışlarıyla Şubat sonundan itibaren geçerli olacaktır. Bu arada yanında çalışma izni ile işçi çalıştıranların işten durduma yaptıkları da bizlere gelen bilgiler dahilindedir. Ülkemizde ailelerin en büyük ihtiyacı yaşlı ve bakıma muhtaç aile bireyleri için zorunlu olarak yardımcıya ihtiyaç duyulmasıdır. Çalışma bakanı Sayın Zeki Çeler’in üçüncü ülke vatandaşları için çalışma izinlerinde kolaylık getirmesi ise istenilendir.