Month: March 2019

Hayatımız şaka gibi

Rutin memleket meselelerinde oluşan sorunlar bir şekilde aşılır. Ülkemiz geçen 40 yıllık süreçte neler görmedi neler yaşamadı. Sadece bu süredeki ”hükümetlerde” 16 sene CTP 12 yıl DP ve az bir dönem Sayın Akıncı’nın da görev aldığını biliyoruz. Kimsenin kimseyi aman geçmiş dönem onlar öyle yaptılar böyle yaptılar diye eleştirmeye hakkı yoktur. 4’lü koalisyon hükümetin ortakları baş başa verip “çalışır yaparız” diyerek mutabık kaldılar hükümet programı hazırladılar, kendi kendilerine güven oyu verirken 23 milletvekili muhalefete karşılık sayıları 27 iken UBP ile kimsenin koalisyon kurmak gibi bir isteği olmadığı gibi uzak durmayı da kendilerine maharet sandılar. Bu gün oldu hala daha halkın refahına ilişkin bir icraatları da maalesef olmadı. Koalisyon ortaklarının dışa karşı beyanatları hükümetin bozulmayacağıdır. Dört ortak Başkan, 4 kollu siperde, müdafaa kalkanı ile yerini koruyor.Kalkanın arka tarafı, toz duman, ama belli etmekten imtina ediyorlar. “1Nisan Şakası” gibi yeni elektrik uygulaması ile bunalım gittikçe tırmanışta ve halkımızın büyük bir çoğunluğu geçim bunalımından nasıl çıkarım gailesindedir. Ülkemizde meydana gelen trafik kazaları neticesinde bir çok eve ateş düşmektedir. 2017 Devlet Planlama Örgütü verilerine göre kayıtlı salon araç sayısı 140 bin civarındadır.İstatistiki verilerde araç çeşitlerindeki sayılar da vardır. Yine ayni örgütün istatistiki rakamlarında 2017 yılında 269251 sürüş ehliyeti ve 214405 öğrenci ehliyetinin verildiği yazmaktadır. 2017 istatistiki rakamlarında kazaların oluş sebeplerine, tablodan baktığımız zaman, dikkatsiz sürüş yapan 1334 ,trafik ışıkları ve trafik levhalarına uymayan 38 ,aşırı süratli sürüşten 1042 kaza, sarhoşken araç kullanmaktan 293 araç , yanlış şerite geçen 117 araç ve geri geri giderek yapılan kazalar 160 olarak belirtilmişir. Dikkatsizce sağa dönüş yapanların 109 , tehlikeli geçişde 40 , önde giden araca mesafe siz yaklaşıp kaza yapan araç sayısı ise 779 ve diğer adı konmamış kazalar 98 sayısı ile istatistiki verilerde yerini almıştır. 2017 yılında meydana gelen 3791 kazada ölenlerin 37, yaralı sayısı ise 766 dır. 2017 kazaların aylara göre dağılımının istatistiki verilerine bakıldığında ortalama her ay 350 kaza olmaktadır. Haziran ve Temmuz ayları içinde meydana gelen kazalarda daha çok ölümlü trafik kazası olduğu diğer ayların ise trafik kazalarında ölüm sayılarının hangi aylarda ne kadar olduğunu DPÖ istatistiklerinden görmek ve anlamak mümkündür. Bütün bu veriler elde mevcuttur ,yakında 2018 istatistiki bilgileri DPÖ ‘ce açıklanacaktır. Yetkililerin bu veriler üzerinden trafikte alınması gerekli önlemleri alması kaçınılmazdır. Geç bile kalınmıştır. Trafik kazalarına yol açan sürücü yaya araç yol ve yolcu gibi faktörlerden kaynaklanan rakamlarda hatalara bakıldığı zaman insan hatasının öne çıktığı anlaşılmaktadır. Ülkemizdeki siyasi, ekonomik ve sosyal olayların bu hatadaki payları da ayrıca tesbit edilmeli, araçlardan kaynaklanan sorunlar ile karayollarındaki kusurların trafik kazalarına sebebiyet verdiği, özellikle dikkate alınarak, trafik kazalarını önlemek için sürücülerin ,öncelikle trafik kurallarını ihlal etmemeleri, aracın şöförünün ehliyetim var, arabanın direksiyonunu parmağımın ucunda kullanırım havasından kurtulması kaçınılmaz olandır. Eğer direksiyon başındakiler hem kendilerine hem karşıdan gelecek tehlikelerin bilincinde olmaz iseler daha çok kişileri trafik canavarı yutacak,ocaklar sönecek, ana ve babalar ağlayacak ve çok kişi de yargıdan cezasını alacaktır. Umarız trafikte taraflarca , aklı selim galip gelir. Sakın unutmayın “Uyulan her kural, bizi hayata bağlar.”

Advertisements

Dört başı mamur

Zamanı torbaya sığdıramıyoruz. Hızına yetişemiyoruz. Zaman bize uymuyorsa zamana, uyuyoruz. Sorun burda gizli! Geçen bir yılı aşkın sürede 4’lü hükümetin başının tek pozitif mesajı Halk Danslarındaki yeteneğini birbuçuk dakika ile sahnede sergileyip kendini ön plana çıkarması oldu. Bu oyun, nicelerine ders olsun, eleştirilmesin, kültürümüzdür, ülkemizin tanıtımına katkıdır dedik. Hatta önerimizdir, sadece seçim zamanı, reklamlara vokalistlik değil şimdiden hükümet reklamlarında dört başı mamur kullanılsın. Aynen elektrik çoklu tarife tanıtımı paralı reklamlarında olduğu gibi! Geçen yıl Mart ayının bu zamanlarda Başbakan Erhürman o meşhur her Cuma yapacağım dediği basın toplantısının ikincisinde, 15 Şubat güven oylamasından sonra geçen 6 haftalık süreçte faaliyetlerini üçe ayırarak ifade etmişti ve projelerinde üç ayak olduğunu söylemişti. Birinci ayakta rutin konular ve atamalar olduğunu, İkinci ayakta denetim ve geçmiş yıllardan gelen yolsuzluk dosyaları olduğunu, Üçüncü ayakta kuluçka döneminde ürettikleri/ üretecekleri projelerinden bahsedip hukuka verdiği önemi vurgulamıştı. Başbakanlıkta kendisinin göreve başlattığı altı müşavir/danışmanlarının, müdürlerden daha da yetkili olarak her birinin ayrı konularda çalışmaya başladıklarını konu başlıkları ile açıklamıştı.Açıkladığı 15 projeden bu gün oldu hala daha ses seda yok. Ama mazaret çok. O çok yetkili 6 danışmanın eserlerinin adı yok. Salı gün KKTC Meclisinde Ekonomik protokol ve elektrik zammı hakkında haliyle sorulan sorulara maruz kalan Maliye Bakanı Serdar Denktaş, mali protokol ile ilgili akılarda oluşan ve acaba Serdar Denktaş ne demek istiyor sorusunu yine kendisi bariz bir şekilde ha! Güney Kıbrıs ha! Türkiye gibi ima dolu bir örnek vererek babası Kurucu Cumhurbaşkanı Liderimiz Denktaş’ın Güney ile çözümde karşı tarafın Rum Yönetiminin imzaya yaklaşmadığını örnek vermiş, ekonomik protokolüde kendilerinin hazır olduğu halde Türkiye tarafından imzalanmasının geciktirildiğini söylemiştir. Böyle bir karşılaştırma yapmasının son derece yanlış olduğunu bilmesi gerekirdi.Türkiye ile Güney Kıbrıs’ı ayni kefede tartması kanaatimce son derece yanlış oldu. KKTC görüşme yetkisi ile gelen heyetlerle birçok konuda anlaşma sağlandığını anlaşamadıkları konular da olduğunu ifade eden Denktaş Muhalefet milletvekillerinin protokol içeriği hakkındaki sordukları sorulara cevap vermeyeceğini söylemiş,günü geldiğinde öğrenirsiniz demiştir. Hükümetin bel kemiği vazifesini yürüten Denktaş elindeki tek olumlu kozun maaş ödemesi olduğunu bildiği için her ay zamanında ödeme garantisini vermiş ve bunu yeniden beyan etmiştir. Mali konularda gerekeni yapacağını, gerekirse Saray Önünde kendisini asacaklarını bilse dahi, mevcut tutumundan ödün vermeyeceğini söylerken asabi, çoklu tarife elektrik konusunda “zam ise zamdır” derken ise son derece iddialı ve mülayimdi. Ödenen maaşlardan, zam ile geri aldıkları için azalan maaşlar için ise çare söylemedi. Siz muhalefet ucuz elektrik için çare üretin biz uygulayalım deyişi de politik pişkinliğiydi. Hesap kitap, kendi ellerinde, belli ki Meclis Genel Kurulunda kendi 12-9-3-3 sayısı ile kaldırdıkları parmaklarıyla UBP’nin ”Elektrik Kurumu Araştırma önerisini” reddettiklerini unutmuştu. İktidarın unuttuğu diğer konu ise kendi kafalarına göre ve Türkiye adına oluşturdukları mazaretlerdir. Türkiye hangi ahvalde olursa olsun. ister seçim zamanı, ister ekonomik sıkıntı içerisinde, ister savaş halinde olsun, Kıbrıs’ın Türkiye için önemini asla unutmuş olmaz. Olamaz. 4’lü koalisyon ortakları beceriksizliklerini saklamaya çalışırken Türkiye’nin sarsılmaz gücünü de, unutmuşlardır. Çelişki dolu konuşmalar devamında anlaşılan tek şey 4’lü koalisyonun üç ortağının Sayın Denktaş’ın siyasi oyuncağı haline geldikleridir. Tabi bu durum onların da işine gelmektedir. Kanaatimce Lefkoşa Türkiye Büyük Elçisi Sayın Ali Murat Başçeri’nin kendi twiter hesabından “25 Mart” 2019 sabah saat 9.13 ‘de paylaştığı twiti “Toroslar-Akdeniz-KKTC Geçitköy Barajı. Teşekkürler DSİ @devletsu_isleri #asrınprojesi” son derece önemli bir mesaj özelliği taşımaktadır. Tabi ki anlayana…

Bir zamanlar Yenağra

Nergisli eski adı ile Yenağra Mesarya bölgesinin önemli köylerinden biridir.Nergisli köyümüz topraklarında yetişen Ada’nın en güzel kokulu çiçeği Nergis ‘den adını almıştır. Babam Hüseyin Özdemir kitap haline getirdiği anılarında köyü, Yenağra’yı da anlatmıştır. Babamın hayatında Omorfo Öğretmen Koleji’nin kendisine verdiği tecrübenin farkındalığı vardır. Bu kolejin sayılı ilk mezunları arasından olmuş bir öğretmendi. Babam Larnaka’ya öğretmen olarak gitmeden önce nikâhlanmam gerekiyor demiş ve eş seçimini yaparken, köyün güzel kızlarını gözden geçirdiğini ve kendine uygun kızın merhum öğretmen Şakir efendinin 18 yaşındaki kızı ‘Fatma’ olduğuna karar verdiğinde kendisinin de 22 yaşında olduğunu yazmıştır. Annemin köyün dışındaki şeftali denen su kuyularından su çekip, testi omuzunda eve su taşıdığını, dikiş-nakış, tezgah çorap dokuma yaptığını, pamuk kozaları ile yaktığı bahçedeki fırında ekmek, çörek pişirdiğini, anneme, babasından kalma Yenağra köyünde 80 dönüm arazi olduğunu, nohut, böğrülce, mercimek gibi mahsul yetiştirdiklerini ve annemin bir öğretmen için ideal bir eş olacağına karar veridiğini ve onunla nikâh kıydıklarını belirtmiştir. Düğünleri bir yıl sonra olacaktır.Annem köyde kalmıştır. Babam Perşembe okuldan sonra Larnaka’dan 24 mil uzaklıktaki Nergisliye bisikleti ile nerdeyse uçarak gittiğini,Cuma tatili sonrasında ise Larnaka’ya iki saatte vardığını, Larnaka’nın denizinden köye doğru esen rüzgarın, köye gidişinde merhametli, dönüşünde acımasız olduğunu büyük bir samimiyet içerisinde itiraf eden olmuştur. Bu evlilikten biz üç kardeş doğduk. Her hafta sonu köye gidişimizde Naciye nenemi, onun annesi Şerif Mullayı,Abdullah dayıyı, Mehmet Aşık dayımızı, Ahmet Kaptan amcamızı, Ulviye yengemizi, çocukları Seval, Fatma,Hatice, Yener ve Şükrü Kaptan’ı , Süleyman dayıyı,Eminabayı, Halidabayı, Ali Naci dayımızı evlatlarını, Keseli Nenemi, Niyazi Dedemi Kahveci Cahit dayıyı, önünde önlüğü ile kumda kahve pişiren eşi Vediabayı tanıyanlar olduk . Turgut Yenaralığı, Salim Kusetoğluları, Komşumuz Tahsin Dayıyı , Cemal dayıyı, kızı Ayten’i şimdi kendisi eltim olmaktadır. Oğlu Mustafa Adağlu derken Dr.Ahmet Kaşif ‘i Reşat beyi, Kemal Yücel’i,Ergün Demirciler, Onay Fadıl,Halil Ada, Duraliler ayrıca öğretmen Mehmet Galip beyi torunu Hasan Nihat Erduran’ı hepsini hatırlayanlarız . Çocukluğumuz boyunca köye gittiğimiz, yaz gecelerinde damda yattığımızı,köyümüzün o mistik kokusunu unutmayanlarız. Babam köy kahvesinde radyo olduğunu ve şarkıların ve haberlerin orda dinlendiğini o zamanlarda kahvenin köyün ileri gelenlerinin toplandığı yer olduğunu gazetelerin okunduğunu birçok anısında iyi ki yazmış. Bayramlarda bütün köy halkının caminin bahçesinde bayram namazından sonra bayramlaştığı çocukluk hatıralarımda saklı olandır. Köy Rumlar ile karma idi ancak toprak daha çok Türklerin elinde idi. Makarios köy kilisesinde ayin yapmıştır ve Rumlar’a toprakta Türkleri geçmezler ise bir daha köye gelmeyeceğini söylenenler arasındadır . Kıbrıs’ta Tren olduğu zamanlarda mevcut istasyonlardan 30 tanesi içinde birisi de Yenağra da vardı. Yenağra’ya ”Ağaların Köyü” de denilirdi. Sosyal Medyanın gücü içinde, Facebook’ta ”7 Nisan Bahar Pikniği” için organize olan gençlik, kökü ”Yenağralı“ olan bizlere de ulaşmayı bildiler. Yeni kurulan bir sivil toplum örgütü “Nergisli Kültür Sanat ve Spor” derneğinin bu ilk etkinliği olacak, daha önce de etkinlikler yapıldığını Dernek Başkanı ”Tahir Karan“ bilgi olarak bana vermiştir. Ancak bu sefer gördüğüm o ki Nergisli köylüleri, genci ile yaşlısı ile köyün adını ve köyün yetiştirmiş olduğu tarımda ve hayvancılıkta yer eden önemli kişileri ayrıca siyaset adına köyden birçok önemli kişinin milletvekili oluşunu,eğitim adına başarı gösterenleri gündemde tutup yeni yetişen gençliğe rehber olmak niyeti ile köyde dayanışmayı pekiştirmek adına herkesi bu piknikte görmek istemektedirler. Hazırlanın! kısmet olursa 7 Nisan‘da Pazar gün köyde olacağız. Gençlik, sizi orda bekliyor…

Yaşlılık yalnızlıktır

“Bir milletin yaşlı vatandaşlarına ve emekliliklerine karşı tutumu; o milletin yaşama kudretinin en önemli kıstasıdır. Geçmişte çok güçlüyken, tüm gücüyle çalışmış olanlara karşı minnet hissi duymayan bir milletin, geleceğe güvenle bakmaya hakkı yoktur!” diyen Atatürk’ün bu sözü insanların istikbalinde ve takdiri ilahi,geçireceği yaşam süresinin son günlerinin önemini ve devletin yaşlılarını sahiplenmesini gerekliliğini vurgulamaktadır. Ortalama yaşam süresinin uzamasıyla birlikte kaliteli yaşlanmanın da öneminin arttığı bir zamandayız. Toplumun kaliteli yaşlanabilmesi için hem devletin kurum ve kuruluşlarına, hem de bireylere, görev ve sorumluluklar düşmektedir. Yaşlı insan kimdir kaç yaşında yaşlılık başlar tüm bu konuların bilimsel yönden bir çok makalelerde yer aldığını okuyoruz,biliyoruz. Ülkemizde emeklilik yaşı ile bu sürecin başladığı genellikle düşünülendir. Dünya Sağlık örgütü verilerine göre yaşlılığın başlama sınırı 65 yaş olarak tanımlanmaktadır. “İnsan doğar,yaşar ve ölür “ cümlesi aralıklarında geçen bir ömürün her günü bir sayfa olsa kim bilir her insanın hayatında verdiği yaşam mücadelesi kaç cilt kitaba konu olurdu. Her yıl 19-24 Mart tarihleri arasında yaşlılar haftası etkinlikleri ülkemizde de yapılmaktadır. Bu etkinlikleri genellikle yerel yönetimler organize etmekte ve yaşlı diye ifade edilenlere belediyelerin belirli konularda saç kesimi,şeker ve tansiyon ölçümü gibi ev hizmeti götürdüğü kayıtlı kişilere yemekli toplantılarda düzenlenen eğlenceler ile moral enjekte edilmesi sağlanmaktadır. 65 Yaşı. sınır alıp,ben yaşlandım, elimi eteğimi çekip bir köşede oturayım diyen ve dünya nüfusu içerisinde sayısı azımsanmayacak yaşlı nüfus gün geçtikçe azalmakta başka bir deyimle yaşlı nüfus dünyada artmaktadır, nedeni ise insanımızın kendini ilerleyen yaşına göre motive etmesidir. Belirli bir yaştan sonra insanlarımız sağlıklarının müsait olması halinde yaşam tarzına dikkat etmekte kendine iyi bakmaktadır. Yaş ilerleyebilir. ancak insan ruhunu zenginleştirecek meşgaleyi bulursa kendini hep iyi hisseden olur. Okumak, yazmak, gezilere katılmak, ülke gündemini görsel ve yazılı basından takip etmek, dostluklar, sevinçte ve tasada beraberlik insan hayatının vazgeçilmezleri olduğu ve vakitin en bol olduğu zamandır yaşlılık. Tabi ki yaşlılığı kendisine mesele edenler ve kabullenemeyenler vardır. Bu gibi düşünenler gençlikte yaptıkları aktivitelerde ısrarlı olmaları halinde daha çok yıbranacaklarını bilmelidirler. Yaşlanıyorum yaşlandım korkusunu ise düşüncelerinde yer etmesine müsade etmemelidirler. Yaşlanacağım diyen insanlarımızın gelecek korkusu olduğu cihetle yaşlılık zamanlarına ait birikim yaptıkları bilinmektedir.Ekonomik özgürlüğü olmayanların mali güçsüzlüğü, yaşlanmayı tetikleyici unsurlardır. Yaşlılığı önleyici olarak belki bir aşı yoktur ama en iyi ilaç insanın kendine yaptığı yatırımla zinde kalabilmeyi başarabilmek azmi her insanda var olmalıdır. Kadın olsun, erkek olsun her yaşın ayrı bir havası ayrı bir güzelliği vardır. Bu gerçekler ışığında kişilerin kendilerine ihtimam göstermesi ailenin genç yapısı içerisinde yaşlı ana ve babaların morali, elbette çocuklarına örnek teşkil edecektir. Bir de meselenin ikinci yüzüne bakacak olursak bakıma muhtaç yaşlıların durumunun varlığıdır. Ülkemizdeki en büyük sorun bu kişilere kimin tarafından bakım sağlanacağıdır. Çocuğu olan var, olmayan var, bu noktada devletin gerekli önlemleri alması gerekirken daha ziyade bir çok özel bakım evinin ismini duymaktayız. Ancak bu gibi yerlerde bakımın kalitesinin ne olduğu hakkında en ufak bir bilgiye ulaşma sıkıntısı halen ülkemizde mevcuttur. Devlette olsun,özel bakım evlerinde olsun, daha ziyade yatağa bağımlı kişilerin olduğunu bilmekteyiz. Sonuçta yaşlılarımızın yalnızlığı,bakımı ve sağlığı söz konusu olunca devletin bu konuda ayrı projeler üreterek yaşlıların tercihlerini kullanacakları kendi hayatlarına yeniden şekil verebilecekleri modern tesislerin yaptırılması, yaşlı kesime sahip çıkılması açısından zaruridir. Ve yaşlılar haftası ancak bu şekilde bir anlam kazanabilecektir. Yoksa yaşlılık aylığı alabilen kişilerin aylığını kesmekle bu işler yürümez. Çok değil bir kaç ay kadar evvel Sosyal Sigortalar kapısına çocuğu tarafından bırakılan yaşlı kadınımız için Sayın Bakan Zeki Çeler bu mağdureye nasıl bir bakım sağlayabilmiştir? Bilmek isteriz. Bu haftaya sözümüz mü? Eflatun’dan “Yaşlılık, yalnızlıktır.” şarkımız ise “Yalnızlık Senfonisi” olsun … “Sanki dokunulmazdı çocukken ağlamak Alışır her insan alışır zamanla Kırılıp incinmeye Çünkü olağan yıkılıp yıkılıp Yeniden ayağa kalkmak”

Omuzdaki ağır yükler

Son günlerde oldukça göze batan kulağa hoş gelmeyen ve ülkemizde hiç de iyiye delalet olmayan hadiseler vuku bulmaktadır. Son cinayet ile Gökhan Naim’in öldürülmesi olayı bir kez daha sokaklardaki kamera sisteminin eksikliğinin, daha çabuk suçlulara ulaşımını zorlaştırdığının göstergesi olmuştur. Ülkemizde döviz bürosu olan ve sayıları bilinir olan bu ticaret erbabının güvenliğinin bir şekilde sağlanması tetbirlerinin alınmasının yasal çerçevesi bir an önce oluşturulmalıdır. Büyük alışveriş merkezlerinin ve bankalara belirli saatlerde para yatırımı yapacak kurumlardaki kişilerin de hayati tehlikesi ve taşıdıkları para üzerinden zarar görmemesi için ayrı bir güvenlik önlemi oluşturulmalıdır. Bir insanın canına kasıtlı zarar vermek, aileyi ve çevreyi sosyal ve psikolojik olarak etkisi altına alan bu gibi olaylarda toplumsal zarar oluşumu önlenmelidir. Bilişim yasasının çıkmamış olması da ayrı bir eksiklik olarak dururken yarım yamalak yasa tasarıları ile ülkemiz gündemini oyalayan beceriden yoksun hükümetin başı Başbakan Erhürman bir an evvel ortakları Özersay, Özyiğit ve Denktaş ile beraberliklerinin bozulmaz bütünlüğünü tekrarlayıp duracaklarına, devlet hastahanelerinde kürtaj serbestiyetini konuşacaklarına, düğüm düğüm olmuş saç misali Kamu Reformu Yasa Tasarısına yama yapmaya çalışacaklarına ipin ucundan tutup her konuya köklü çözüm bulmalıdırlar. Bu hükümetin asli görevi halkın refahını sağlamak olduğunu, sözde değil KKTC’de icraatları ile isbat etmelidirler. Sayın Erhürman bu arada parti içi marjinal kişilerin sorumluluğunu omuzunda bir yük olarak görmekten memnuniyetsizlik getirdiğini ifade edeceğine kesin önlem almalı, liderlik vasfını kullanmasını bilmeli ve ipin ucunu tutmaz ise kaçan fırsatların partisine olası bir seçimde kaç milletvekili eksik yazılacağın hesabını yapmalıdır. Keza Sayın Özersay Cumhurbaşkanı adayı olacağı sinyali değil hakikati ile yüzleşirken ve Sayın Denktaş’ın biz parti başkanları aday olmamız halinde koalisyon ortakları ile el sıkıştık böyle bir vaka hükümeti etkilemez söylemine karşılık verdiği cevabi mesajı bir kez daha düşünmelidir. Tabi kendisine akacak oyların nerden temin edileceğini de iyi hesaplamalıdır. Seçim kolay olmayacak bir seçimdir. Ana muhalefetin bu seçimlerde aday göstermesi ve bu adayın parti temsiliyetinde etkinliği de üyeler nezdinde sınanacağı unutulmamalıdır. Cumhurbaşkanlığı sırf adayım denecek bir makam olmamalıdır. Geçen seçimler müdahaleler ve çıkan sonuçtaki etkenler unutulmamalıdır. Unutulmaması gereken yarası açık bir Kıbrıs meselesine merhem olacak kişi değil yarayı kesinlikle iyileştirecek kişinin bu makama seçilmesidir. Denenmiş ve çözüme dair söz verenlerin ne halde oldukları unutulmamalıdır. Yeni stratejilerin müdafaasını yapabilecek adaylar bu makama aday olmalıdır. Cumhurbaşkanlığı seçimleri için aday olacak kişilerin şahsına münhasır ve siyasi geleceklerine artı sağlamak pahasına sahada tatbikat olmamalıdır. Hedef açık ve net olmalı, bilinmezlikler propaganda kalkanı olarak kullanılmamalı ,aday tesbit mevzuu parti iç meselemizdir deyip de geçiştirilecek bir konu ise hiç olmamalıdır. Kıbrıs’ın stratejik öneminin geçmişten bu güne Türkiye için ne kadar önem arzettiği bilinmeli, Türkiye’nin hassasiyet gösterdiği çok ciddi konularda, karşıt tavırlarla, oy avcılığı yapılmamalıdır. Avrupa’nın ve Amerika’nın bakışı Türkiye’nin sarsılmaz gücünü Kıbrıs üzerinde ve dünyada nasıl azaltırım pozisyonu, her arenada devam ettiği gerçeği ile de yüz yüze gelinmeli tedbir ise elden bırakılmamalıdır. Yoksa gerisi, yaraya tuz basmanın ötesine gitmez, zararı yakın vadede, ortaya çıkan olur. İşte tam bu aşamada “Vizyon, görünmez şeyleri görme sanatıdır.’ sözünün boş yere söylenmediği zamandayız ve zamanı çok iyi kullanmalıyız…

Tehlikeli deneyimler ve zor kararlar

Tehlikeli deneyimler ve zor kararlar

Hipokrat’ın ilk kuralı, hekimin hem düşünceleri hem de seçtiği tedavi yöntemiyle hastaya en ufak bir zararın dokunmamasının sağlanması gerekliliği idi! Hekimlik tarihi ve yasaları açısından değerlendirildiğinde kural, büyük önem taşımaktadır. Her yıl yazılarımda 14 Mart Tıp Bayramında Hipokrat Yeminini tekrarlıyorum. Bu gün için de Türkiye’de Tıp Fakültelerinin mezuniyet törenlerinde kullanılan en yaygın yemin metinini yeniden yazacağım. ”Tıp fakültesinden aldığım bu diplomanın bana kazandırdığı hak ve yetkileri kötüye kullanmayacağıma, hayatımı insanlık hizmetlerine adayacağıma, insan hayatına mutlak surette saygı göstereceğime ve bilgilerimi insanlık aleyhinde kullanmayacağıma, mesleğim dolayısıyla öğrendiğim sırları saklayacağıma, hocalarıma ve meslektaşlarıma saygı göstereceğime din, milliyet, cinsiyet, ırk ve parti farklarının görevimle vicdanım arasına girmesine izin vermeyeceğime, mesleğimi dürüstlük ve onurla yapacağıma, namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.” Bu yıl Tıp Bayramının 100. yılı ve ülkemizde etkinlikler daha bir özenle yapılacağı haberlerini okuyoruz. Ülkemiz nüfusu içinde nerdeyse her evde tıp tahsili yapmış doktor veya akrabalar arasında doktor olanlar çoğunluktadır. KKTC Meclisinde de doktor milletvekilleri vardır. Doktor deyince bizim ailede de iki kardeşim, iki oğlum ve bir gelinimin doktor olduğunu gururla söyleyebilirim. Bu yıl Lefkoşa Türk Maarif Koleji son sınıf öğrencisi ve ilk torunum rahmetli eşimin adını taşıyan Özel Berova mezun olacak, inşallah talihi yaver gider ve tıp tahsili yapar diyenim. Aile geleneği bazen baskın oluyorsa da, nasip kısmet diyelim,torunumu yazıma konu etmem bile tarafıma sonsuz bir duygusallık veriyor. Her aile büyüğünün yaşadığı heyecanı şimdiden yaşıyoruz. Tıp oldukça uzun süreli bir eğitim. Altı yıl tıp fakültesi, artı ihtisas süresi derken, geçen uzun yıllar. Ancak mesleğe gönül verenler için, sürenin önemini yitirdiği bir meslek. Ülkemizde doktorlarımız vardır. Ancak bazı ihtisas dallarında doktor sayısı az hasta sayısı çoktur. Bu gün ayrıca Dünya böbrek günü ve biz 12 yıl diyaliz hastası olan ve vefat eden eşimin, hastahane diyaliz merkezleri ve yaşanmış sorunları bire bir yaşamış bir aile olarak bu günde diyaliz hastalarına ayrıca şifalar diliyoruz. Devlet Planlama Örgütü 2016 istatistiki rakamlarına göre ülkemizde 116 Emekli doktor Kamuda 271 doktor ve Özelde 430 doktor bulunmaktadır. Yine ayni istatistiki veriler bize branşlardaki doktor sayılarındaki eksiklikleri de göstermektedir örneğin Nefrolog gibi Çocuk Onkoloji ve Anestezi ve Reanimminasyon uzman hekimliği gibi. Ülkemizde doktorların bu zor şartlarda çalışmaları büyük özveri gerektiriyor. Bu aşamada onlar da sağlıkta tasarruf olmaz sloganını her arenada dile getirenler olmaktadırlar. Bilhassa Kamu reformunun gündemde olduğu bu günlerde konunun önemi büyüktür.Tıp camiasında olduğu gibi her konuda çalışan emekçilerin kazanılmış hakları ile oynanmaması gerekir. Çocukları Tıp Fakültesine girebilen aileler, çocuklarının o beyaz tertemiz önlüğü giydiği anı, mezuniyet törenlerini, ihtisas için evlatlarının jüri önündeki son sınav odasından çıkış sevincini uzman doktor olarak ihtisas sahibi oldukları anı hiç unutmazlar, unutamazlar. Bugün günlerden 14 Mart Tıp Bayramında tüm doktorları, onları yetiştiren ailelerini ve aile yakınlarının, bugününü Tıp Bayramlarını kutluyorum. Ayrıca Hipokrat’ın bir deyişinin ne kadar anlamlı bir öğüt niteliğinde olduğunu günün önemine binayen sizlerle paylaşıyorum. “Yaşam kısa, bilim uzundur; kriz kısacık, deneyim tehlikeli ve karar zordur.”

Adil düzenin yargısı

Adil düzenin yargısı

Sayın Taner Erginel tarafından bizzat imzalı bir şekilde elime geçen kitabı “Kusursuz Yargı Oluşturma Çabaları “ adındaki eseri 8 Mart için değilse bile o günün arifesinde aldığım en güzel armağanım oldu. Kendilerine çok teşekkürler ederken kitapla ilgili ve ilk izlenimlerimi sizlere aktarmaya çalışacağım. Kitabın adındaki son söz olan ”çabaları” ifadesi Sayın Erginel’in mütevazi kişiliğinin yansıdığı ve bilimsel düşüncelerini kitabının sayfalarına aktarırken hukukun derinliğinde bitmez olan arayışın en belirgin çalışmalarının kendisi ve kendisi sonrası bu mesleğe gönül vermiş kişilerin çalışmalarını sürdürmeleri açısındaki yatsınamaz önemini vurgulamaktadır. Esasında çaba emeğin değerinde, sözün,sözlük anlamında “Herhangi bir işi yapmak için ortaya konan güç, zorlu, sürekli çalışma, gayret, ceht, efor” sarfedilmesi gereğidir. Sayın Taner Erginel’de bu öz içinde, genç hukukçulara olduğu kadar,hukuk tahsili yapacak olan öğrenciler dahil,genel kültür anlamında ülke halkımıza ve bilhassa siyasetçilere, rehber olacak anlatılarınının yasal çerçevesini bu kitabı aracılığı ile paylaşmıştır. Namık Kemal’in geçmişte Yüksek Mahkeme odasında “Barkai hakikat müsademei efkardan çıkar” sözünün tercümesinin “Gerçeğin ışığı, zıt görüşlerin çatışmasından çıkar” olduğu sözüne de Sayın Taner Erginel kitabının ilk sayfalarında yer vermiştir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde yasama, yürütme ve yargıda görev alanların ve tüm kitap severlerin Sayın Taner Erginel tarafından kaleme alınan ”Kusursuz Yargı Oluşturma Çabaları “ adlı kitabının her kütüphanede var olması gerektiği kanaatindeyim. Yazarın hukuk tahsiline müteakip 1969 Yılında Kıbrıs Barosuna kaydolduğu, 1973 yılında yargıçlığa atandığı, KKTC’de Yargının her bölümünde görev yaptığı bilinmektedir. Erginel’in 2002 Yılında Yüksek Mahkeme Başkanı olduğu 2006 yılında ise yaş haddinden emekliye ayrıldığı ve Taner Erginel’in KKTC Anayasa Mahkemesi Başkanı, Yargıtay Başkanı ve Yüksek İdare Mahkemesi Başkanı olarak bir çok önemli konuda karar verdiği ve İçtihat Hukukunun oluşmasına katkıda bulunduğu cihetle kazandığı bilfiil tecrübe, kitabının her sayfasındaki her satırda okuyacak olduklarınızdır. Kitabı ders kitabı gibi özümseyerek okumak da ayrı bir kazanımdır. Kitabı okumaya başladığımız zaman akıcı bir üslupla yazıldığını görürürüz .Kitabın içindekiler kısmı bakar isek bir çok önemli konu başlığı olduğunu okuyoruz.Örneğin “Adil Yargının Önemi, KKTC Hukukunun İngiltere Hukuku ile Kıyaslanması, Türkiye Hukukunu Kıbrıs’a Getirme Girişimleri, Yüksek Adliye Kurulu Sistemi, Anayasa ve Yüksek İdare Mahkemesi Sorunları, KKTC Yargısının Başarıları, Rum’dan Mal Satın alanlarla ilgili yasanın eleştirisi, Aile yasasının eleştrisi, KKTC ve Türkiye’de yargı reformu” gibi daha birçok alt başlıkta konuların izah edildiğini de kitabın içindekiler bölümünde ve hangi sayfada yer aldığını bulma kolaylığını yaşıyoruz. Yüksek Mahkeme Başkanın yazdığı kitabından okuyucunun yararlanılması, fikir elde edilmesi ve ”Yargının Bağımsızlığı’nın” müzakere edilmesi mutlak surette yapılması gerekendir. Yüksek Mahkeme Başkanının odasında bulunan ve duvardaki yerinde duran, çerçeve içindeki, yazının “Amacımız KKTC mahkemelerini dünyanın en adil mahkemelerinden biri haline getirmektir” cümlesinden hareketle Sayın Taner Erginel tanımlamasını; “Bu amacı benimsedik bu amaç doğrultusunda mücadele ettik bu ideal ile hareket etmediğimiz zaman yaptığımız yasal değişikliklerin hatalı olabileceğini ve yargımıza zarar verebileceğini öğrendik” gerçeğini, KKTC Meclisinin Yasama organı olarak şiar edinmesinde ve her konudaki yasal mevzuatta bilmelerinde fayda vardır. Sonuçta kitabın kapak tasarımının görselliği de dikkatleri üzerine çekmektedir. “Adaletin Terazisi” ile ilk bakışta doğrudan hukuku çağrıştırmaktadır. “Adil Düzeni” anlamak ve yaratmak açısından ve öneriler ile katkıda bulunmak için kitabın okunması faydası gerçeğinden hareketle Sayın Taner Erginel’i kutlar ve yazarın kitabının yayınlanmasını teşvik edip destekleyenlere de okuyucular olarak teşekkürlerimizi iletiriz. Güne sözümüz yine kitabın son sayfalarından ve Yunus Emre’den olsun”Dünya benim rızkım durur, kavmi benim kavmim durur, Her dem benim yargım yürür, yargımı candan tutarım.”

Kadın haklarına hak eklemek

Kadın haklarına hak eklemek

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü birçok platformda kadın hakkında sloganlarla ifadelendirilerek bir çok etkinlikte manasını bulacağı gün olarak kutlanacaktır. 
Gazimağusa Belediyesi 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında üç etkinlik düzenleyeceğini bir programla açıklamış olduğunu öğrenmiş bulunmaktayız. 
Kadının hak ve özgürlükleri hakkında ülkemizde yapılan kutlamalar, ayrıca günün anlam ve önemine binayen verilen bir çok beyanatlar vardır. Her yıl olduğu gibi değişmeyen alışkanlıkları 8 Mart etkinliklerinde yeniden görmekteyiz. Bakanlıklarda kadın personele çiçekler sunulmakta, siyasi parti kadın kollarının üyeleri sokakta ve iş yerlerinde çiçek dağıtmaktadır. Birçok kadın,anne olmasının kendisine sağladığı büyük sorumlulukla, bugünün, en ağır işçisi konumunda olanıdır. 
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ın ‘Dünya Kadınlar Günü’ olarak anılmasını kabul etmiştir. Kadınların daha çok siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesi esasında ekonomik özgürlüğünün kadına sağladığı özgüvenin bu günde hatırlanır olması hali bu günde var olandır. 
Özünde ve geçmişinde çok ağır çalışma koşullarını protesto etme amaçlı ortaya çıkan ve 8 Mart 1857 yılında yani dile kolay 162 yıl önce dokuma fabrikasındaki kadınların çalışma saatleri ve çalışma koşullarının değişmesi için yaptıkları grev esnasında çıkan yangın sonucunda ölen 129 işçinin anılması konusu bugünün anılmasına etken olmuştur. 
Kadınların 8 Mart’ı günümüzde etkinlik olarak takvimin bir tarih yaprağı olarak görüp işçisinden tutun, beyaz yakalısına geçin,kadın akademisyenlerin bu güne ait tebliğlerini okuyun değişen tek şeyin çağımızın getirdiği ve her ülkenin kadınlara ait hak ve özgürlükte yasal çerçevenin içindeki, ”kadının hapsini” görebiliyoruz. Yazılanlar,söyleşiler, yürüyüşler ve mitingler bir günlük anlamda ifadesini bulmakta sanki dünya yeniden keşfedilmiş gibi bir rüya aleminin pembe renklerinde kadınlar 8 Mart’a siyah renkli sloganlarla donatılmış protestosunu, kadına olan şiddeti, kadına olan mobbingi ve daha nice zorluklarda sesini duyurmak adına bu günde toplu olarak seslerini yükseltmektedir. 
Şanslıyız! Ülkemizdeki kadının toplum içindeki yerinde olduğu kadar, siyasi faaliyetlerde, idari kadrolardaki üst yönetici kadrolarına kadar ilerleyişinde yer alan bir çok kadınımız olmuştur. Kadının yaşam tarzındaki karşılaştığı zorluklar bir yana görev alanı içerisindeki pozisyonu belki de her kadının yaşadıklarının hikayesinde var olandır. 
KKTC Meclis’ine dünden bu güne seçilen bütün kadın milletvekilleri görevlerini layıkıyla yapmak için hep gayret gösteren olmuşlardır. Ülkemizde kadın olarak Başbakan, Meclis Başkanı olarak görev yapan kadınlarımız vardır. Prof. Dr. Servet Sami Dedeçay, Cumhurbaşkanlığı için vakti zamanında ilk kadın aday olma özgüvenini göstermiştir. KKTC son Cumhurbaşkanlığı seçimlerde Sayın Dr. Sibel Siber aday olmuş, seçim sandığında, bu büyük yarışta, kadın olarak kaybetmiş ama topluma ve kadınlara örnek teşkil etmiştir. Kıbrıs tarihi sürecinde ülkemizde birçok kadının her alanda unutulmayacak isimleri vardır.Bu kadınlarımızdan bir tanesi de Sayın Meral Eroğlu’ dur. Çok uzun yıllar Başbakanlık ve 5 yıl Cumhurbaşkanı olarak görev yapan 3. Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu’un eşidir ve ülkemiz kadınları adına faaliyetlerini hak alma mücadelesinde çok uzun yıllar aktif olarak sürdüren olmuştur. Bundan sonraki dönemlerde, kadın sayısının aktif görevlerde artması, varlıkları ile her alanda isbat-ı vücud etmeleri, umudumuz ve dileğimizdir. Bütün bu gerçeklerden hareketle 8 Mart gününün, takvimdeki bir yaprakdaki rakam olmasından ziyade, yılın her gününde kadına verilen değerin cinsiyetinden çok, insani değerler kapsamında olmasıdır. 
Peygamerimiz Hz.Muhammed’in “Okumak, kadın ve erkek her Müslümana farzdır” sözünü unutmadan, tüm kadınlarımıza ,sağlık ve mutluluk dolu, nice 8 Mart’ı kutlamaları ve bu günün anlam ve öneminde “haklarına hak” eklemeleri ise temennimizdir.

Bol keseden laf

Duyguların seyri,insan ruhunda ne yöne akacak belli olmayandır. Gelin,görün ki ülkemiz coğrafyası bütün güzellikleri bünyesinde taşırken, bencil yüreklerin her daim fesat düşünceleri ada genelinde gündemde yerini muhafaza eder. Galiba en hissi düşünceler ilkbaharda, hüzün sonbaharda, durgunluk kışta, neşe ise daha ziyade yaz aylarına ait olur. Zaman insanı olgunlaştır. Ülkemizin muhteşemliğini, halkımızın refahını yaşamak yerine gündemin hep siyasi boyutu ile yarım adamız devamlı meşgul. 2018 Genel Seçiminden bu güne geçen gün sayısı toplamı yılı buldu hala daha, 12-9-3-3 sayısının çıkardığı beceriksiz hükümetinin yaptığı zamlar ile boğuşmakta olan insanımızın çektiği zorluklar yatsınamaz derecede artmaya devam etmektedir. Her ülkenin zor geçirdiği dönemler vardır fakat hayat beklemeye tahammülü olmayan bir seyirde ilerliyor ve 2019 yılının iki ayını büyük bir hız ile geçirdiğimizin farkında olmamız gerekmektedir. Eleştirmek , analiz yapıp doğruları beyan etmek her halükarda en güzelidir. Şimdilerde “öz eleştiri ”yerine ”öz değerlendirme” deniliyorsa elbette doğrudur, daha yararlı olup tesiri yüksek olacaksa kullanılmalı ve değerlendirmelere göre herkes üzerine düşen görevi yapmalıdır. İşinin ehli olanla, olmayan, ayni kefeye konmamalıdır. Kefeler ise donanımın tartısı olurken, asla ezbere doldurulmamalıdır. Ben şuyum ben buyum diyerekten işin aslından uzaklaşmak sorunları anlamadan çözme zahmetine girmenin, fazla tamahın zarar getirdiği bilinmelidir. Süslü püslü cümleler belki ilk anda kulağa hoş gelir ama zaman içinde etkisini çabuk kaybeder. Sağlıkta mağduriyet telafisi mümkün olmayan hasarlar meydana getirmekte olduğunu görenleriz, işitenleriz. 4’lü koalisyon her konuda olduğu gibi sağlıktada her önlemi almak zorundadır. Zor yoktur. Yeter ki zaman iyi kullanılsın. Biz kadromuz ile çalışırız diyenlerin, kadrosu ile başarı göstermesini elbette bekliyoruz, ancak hükümet direksiyon hakimiyetini kaybetmiş bir vaziyette yokuş aşağı inmektedir. Sağlıkta ani ölümler, kanser vakaları, grip denen domuz illeti ülkemiz halkının bünyesinde cirit atıyor. Her evde kapanmayan yaralar açıyor. Hayvancıların, çiftçilerin, imalatçıların,tüketicilerin problemleri, yani, her halükarda ülke bütününde, çözümsüz sorun çok,önlem yok ,ancak laf bol keseden var olandır. Şimdilerde; Kıbrıs meselesinde sanki 50 yıl müzakere ederek Güney Kıbrıs ile her konuda anlaşmışız da eksik kalan elektrik ve telefon hatlarının, müjdeler olsun havasındayız. Her açıklama KKTC 2020 Cumhurbaşkanı seçimlerine yönelik! Sayın Erhürman ‘da Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CTP’nin kendi adayını mutlaka göstereceğini açıkca beyan etti. Tabi ki doğrudur. Keşke Genel Başkan olarak ben adaydım diyebilseydi. Ulusal Birlik Başkanı Sayın Ersin Tatar ‘da Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunu bir an önce gündemine alması gerekir kanaati ülkemiz halkının beklentisi içerisindedir. Cumhurbaşkanlığı için bir çok aday isminin ortada dolaşması kurumsallaşmış siyasi partilere oy sağlamadığı gibi parti içi bütünlüğü zedeler bir hal alabileceği hususu ise hiç bir zaman göz ardı edilmemelidir. Bağımsız adaylar elbette olacaktır ancak Meclis’te temsil edilen parti genel başkanları parti yetkili kurul kararı ile Cumhurbaşkanı adaylarını vakit geçirmeden ismen ülke halkına açıklamalıdır.Yapılacak olan “aday ismi” açıklamaları ise Güney Kıbrıs’a verilecek en güzel cevap olmalıdır. Bu güne sözümüz mü? “Çok kişiyle konuş. Az kişiyle düşün. Tek başına karar ver.” Diyen Konfüçyüs’den olsun!