Month: April 2019

Keşke rehberlik edilseydi…

Trafik kazalarının gencecik bedenleri toprağa gönderdiği yollardan geçerken kim ne hisseder derseniz? tahminin ötesinde üzüntülerimiz vardır. Cuma gün Girne’den çıkıp Lefkoşa’ya sırf o gün yine bir gencimizi toprağa verme öncesinde Girne- Lefkoşa yolunu görmek açısından kullandım.Dikkatlice ve levhalarda yazan hız limitlerini de ayrıca takip ettim. Hız limitleri 50-65- 100 yol boyunca göze girecek şekilde levhalarda belirli noktalarda vardı. Yola çıkıştaki maksadım o yolu kendimce ve araba kullanırken yol güzergahında nelere şahit olabileceğimi görebilmekti. Yol ortasında nerdeyse kağıt inceliğindeki bariyerlerin birkaç yerinde kazalardan mütevellit eğiklikler hale duruyordu.Yol kenarlarındaki reklam levhalarında “Akel Avrupa Parlementosu adayının”kanaatimce yasallığı tartışılır olan ve KKTC topraklarında büyük pano şeklinde reklamları dahi vardı. Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Tolga Atakan’ın 21/1974 sayılı Motorlu Araçlar ve Yol Trafik (Değişiklik) Yasası’nın 6. maddesi tahtında yayımladığı “Hız Sınırının Kısıtlanması Hakkında Bildiri”, Resmi Gazete’de de yer alarak yürürlüğe girdi.” denilen haberleri de anımsayarak yoluma devam ettim. Gerçi bu tebliğ Girne- Dağyolu güzergahı için olsa bile genelde yoğun trafikte kamyonların normal trafik içerisinde yarattığı sorunlar bilinmektedir. Arabayı normal seyirde kullanırken anılar da peşimi bırakmıyordu. Süt Endüstrisi Kurumu Müdürlüğünü yaptığım yıllarda KKTC genelinde süt toplama ve güzergahlarını belirlemiştik. Girne Lefkoşa yolunda kamyonlarının o güzergahı kullanmalarının Girne Lefkoşa serbest Lefkoşa Girne dönüşün yol güvenliği açısından yasak olduğunu o zamanın Polis Genel Müdürü Sayın Pervin Gürler ile yaptığım telefon konuşmasından öğrenmiştim. Hatırlanacağı üzere o zamanlarda yokuş inişinde frenleri patlayan bir kamyonun Girne’ye şehre doğru inişindeki tehlikeli sürüş unutulmamıştır. Hatta o zamanlarda yol kenarlarında kum yığınları olması gerekirken, var mı yok mu?gibi tartışmaların yaşandığını da bilenleriz. İzlenimlerime gelince öncelikle Girne dağ yolunda sürat tahdidi getirilen kamyonların Girne Lefkoşa yolunda da bu limitlere uyma durumunun olması gereken olduğunu düşünmeme sebep ağır yüklü kamyon sürüşüne şahid oldum. 65 km gidilecek yerde hız limitine ben uyarken dev gibi kamyonun çok süratli bir şekilde yanımdan hızla geçişini hayretle izledim. Üstelik Güzelyurt yolundaki aracın devrildiği haberini ve gösterilen fotoğrafları sabah facebook Web tv haberlerinde görmüştüm. Kamyon üzerinde ne olduğunu anlayamadığım ve oldukça yüksek demir aletlerin, bir an üzerime düşebileceği hissine kapıldım. İleride yokuşta yükten ötürü yavaşlayan kamyonun kurallara uygun mesafede arkasında gitmeme rağmen ani bir duruşta kamyondaki yükün arkaya devrilebileceği tehlikesinin olasılığı ile yolda ilerlerken,uygun yerde kamyonu geçmek adına, ön dikiz aynasından ve yan aynalardan arkaya bakmak gerektiğinde bir de ne göreyim direksiyondaki genç telefonda konuşuyor ve tek kol ile direksiyonu idare ediyor. Trafik kazalarında bu tür kuralsızlıkların nelere sebebiyet verdiğini kaç eve ateş düştüğünü düşünüp üzülürken, bizlerin de genç olduğu zamanlar olduğunu lakin trafikte kurallara daha fazla uyulduğuna kani oldum. O zamanlarda ellerde “tehlike çanı” gibi akıllı telefonların olmadığı, dikkatlerin bu günlerdeki kadar dağınık olmadığını düşünerek Lefkoşa’ya varırken,refüjler içerisindeki insan boyu karmakarışık otların çift şerit yolun sanki iki taraflı seyircisi gibi rüzgarın etkisinde araç sürücülerinin gözlerini oldukça yorabileceğini, karşıdan gelen araçları gizlediğininin farkındaydım. Otların temizliği bu kadar mı zordu? Keşke Maliye Bakanı Serdar Denktaş ot temizliğine mahallesinden değil böyle yollardan başlayıp, ilgililere, rehberlik edebilseydi!

İcraat icraat, mafiş icraat

Ha! bugün, ha! yarını beklerken, icraat hükümeti kurduk diyen ülkemizin, 12-9-3-3 Dört başlı hükümeti acaba ne zaman icraat yapacak sorusu gün geçtikçe daha yüksek sesle söylenir oldu. Ülkemizde bir türlü istenilen refah düzeyi yakalanamadı, mevcut hükümet, yürütme görevine hakkını veremedi. Ancak zam konusunda oldukça ileriye gitti. Dairelerde işler dönmüyor, vatandaş hizmet alamıyor denilse de bunun da müsebbibi pek tabi Bakandan başlayan hiyerarşinin alta doğu inişindeki insiyatifsizliktir. Üst kademe yöneticileri öyle bir hale getirildiler ki kendi görev yetki ve sorumluluklarını kullanmakta onlara, acizlik yaşatılıyor.Korku duyuyorlar. İta amiri olmak, kolay bir görev değildir ve İta amirlerinin yasal mevzuat çerçevesinde iş yapmaları zaruridir. Denetim asli görevleridir. Donanımlı her kişi görevini kendi iş anlayışı çerçevesinde düşünür. Düşüncesini hayata kendi insiyatifi ile geçirir. Çalışan, görev başında olan kamu görevlilerinin görev yetki ve sorumlulukları bulundukları kadrolar için var olan yazılı kurallardır. Kadronun baremi bellidir. Atanma koşulları bellidir. İstenilen öğrenim koşulları kişide aranılan evsaf alt alta yazandır. Günümüzde en çok eleştirilen konu ise devlet dairelerinde laçkalık olduğu ve çalışılmadığıdır. Halbuki görev yerine her gün giden görevi başında olan bir memur neden çalışmasın. Elbette çalışır. Memurun görevini yaptığının görmemezlikten gelinmesi ast üst ilişkilerinin çoğu zaman zayıflığından kaynaklanır. 1976 yılından bu yana ara seçimler dahil 14 seçim yapıldığı ve son seçimlerde 8 siyasi parti ve bağımsız milletvekili sayısına bakıldığında 388 adayın varlığı 190 551 seçmen sayısı olduğunu biliyoruz . Seçilen 50 Milletvekilinin dağılımı ise UBP 21 -CTP 12- HP 9- TDP 3 ve DP 3 -YDP 2 koltukla KKTC Meclisine girmişlerdir. Ülkemizde ilk defa yeni seçim sistemi ile çarşaf liste denilen oy pusulalarının seçmen tarafından nasıl kullanılacağına ilişkin Yüksek Seçim Kurulu tebliğleri ile seçime kadarki süreçte seçmene adeta ayrı bir eğitim verilmiştir. Seçim denen zorlu dönem 2018 Ocağında bir sonraki seçime kadar böylelikle kapanmıştır. Ha! Erken seçim olur mu? Belki olur, belki olmaz. Hükümetin seçim sonrası nasıl kurulduğu ise halkımızın gözleri önünde seyretmiştir. Bu süreçteki teferruata fazlada gerek yoktur. Sadece koalisyon oluşturulurken KKTC Meclis Başkanlığı için mecliste grubu olmayan TDP‘ne Başkanlık verileceği vaadi yapılmış hukuken yasal çerçeveye girmediği bilindiği halde Sayın Hüseyin Angolemli’nin adı bu konuda fazlasıyla rencide edilmiştir. Başbakan Erhürman her konuşmasında 15 Şubat tarihinde güven oylaması aldık dediği günden 15 Şubat 2019 kadar bir yıl artı Mart ve Nisan ayının sonuna gelinmiştir. Ülke halkının beklediği ucuzluğu bir türlü sağlayamayan hükümettir. Döviz krizi, Türkiye seçimleri, ekonomik mali protokol anlaşmazlık krizleri yönetimin mazareti olabilir ancak geçim derdinde olan ahaliyi bu mevzular ilgilendirmez. Hükümet hani derler ya baş ol da soğan başı ol deyiminin tam tarifi . Soğan demişken, soğanın kilosunun 11₺ olduğu günleri yaşıyoruz. Sahi tüketici hakkı korunacak deyip de ALO 177 hattı açmışlardı, o hat ne işe yaradı diye sormanın tam zamanı. Ay sonuna ne kaldı ki zamlı elektrik faturaları kapıdadır. Hükümet için yıkıldı yıkılacak diyenlerin nerdeyse, azarlandığı bir dönemi yaşıyoruz. Hükümet varlığını gösteremiyor ve sayısı oldukça fazla birçok seçmende , hükümet yeterliliğini yitirmiş vaziyettedir. İstenmediklerini anlamış olmalarına rağmen 4’lü hükümetin ortakları hiç rahatsızlık duymadan biz görevimizin başındayız, sizler yıkıldınız diyebilirsiniz ama bizler bu gıyabet içindekilere karşı,sizler söylendikçe biz ortaklar birbirimize daha çok pekişiyoruz diyebiliyorlar. Pek nereye kadar ? Bekleyip göreceğiz! Kıbrıs meselesi mi ? O mesele 4’lü koalisyonun sadece voleybol oyunu. Başka söze ne hacet!

Çocuklara esenlikler

Her yıl 23 Nisan yaklaştığı zaman birden hemen hemen her evde,eski çok eski yıllara düşüncelerde ve anılarda geri dönüş yaşanır. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı biz yaştakilerin ömründe unutulmayandır. Bizleri; içimizdeki hala daha eksilmeyen çocuk ruhu o eski yılların ilkokul günlerine götürür. Bizim zamanımızda kreşler ve ana sınıflar yoktu. Bizler ilkokulu altı yıl okuduk. İlk 23 Nisan Kutlamasını Selimiye İlokulunda yaptım. Öğretmenimiz şimdilerde Başhekimlikten emekli olan Sayın Bülent Dizdarlı’nın annesi Jale Baha idi.Daha sonra Limasol Sedat Simavi İlkokulunda,ilkokul 6.Sınıfta ise Lefkoşa Atatürk İlkokulunda 23 Nisanda Yusuf Kaptan Sahasında halk oyunları gösterisi yaptık. O zamanlarda aileler saha içindeki beton zemine oturup çocuklarının öncelikle resmî geçitini izler sonrasında ise sırası ile ilkokullardan karma seçilen öğrenciler gösterilerini yaparlardı. Sahanın alt girişinde yine seyyar satıcılar olur, su ve dondurma satarlardı. Enverin Kahvesinin önünde yol kenarına dizilen tahta hasır iskemlelerden de saha izlenirdi. Şiirlerin okunması anne baba ve aile ferdlerini fazlası ile duygulandırırken halk oyunları onları heyecanlandırır veliler çocuklarını sahada gördükleri zaman göz yaşlarını tutamazlardı. O yıllar dünya çocuklarının çocuk bayramı olarak kutlandığı zaman değildi 23 Nisan sadece Kıbrıs’ın her ilkokulundaki etkinlikler ilk okul yıllarının son sınıfına kadar sınıflardaki Atatürk köşesi ile, kompozisyon yarışmaları ile ve okul müdürlerinin okul bahçesinde yaptırdıkları etkinlikler vardı. Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, bu tarihi günde anılır, Türkiye Büyük Millet Meclisi”nin ilk kez kapılarını açtığı gün olan 23 Nisan”ı çocuklara armağan ettiği anlatılır ve bugünün çocuklarının yarının büyükleri olduğu tekrarlanırdı. 23 Nisan’ı törenlerle, şenliklerle, oyunlarla, coşkuyla kutlanması günümüze kadar Anavatan Türkiye’de olduğu gibi, Ülkemizde de Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığının programı çerçevesinde ilokullarda kutlananmaktadır. 23 Nisan dünyada, çocukların sahip olduğu tek bayramdır. UNESCO, 1979 yılını “Çocuk Yılı” ilan edince, 23 Nisan bayramını dünya çocuklarıyla kutlamaya başlandığını biliyoruz. Farklı kültür ve farklı ülkelerden bu yıl KKTC’ye gelen öğrenciler vardır. Gösterileri ve ziyaretleri olduğunu bakanlık bildirilerinden öğrenmiş bulunmaktayız. Geçmiş yıllarda Lefkoşa’da Çağlayan Parkı önündeki yolda yapılan etkinlik ve oraya kadar, Merkez okulları ve konuk ekiplerin oluşturduğu Kortej yürüyüşü Cumhuriyet Meclisi önünden başladığı Ledra Palas Işıkları, Cumhurbaşkanlığı, Girne Kapısı, Sedat Simavi Endüstri Meslek Lisesi’nin ardından Çağlayan Parkı’ndaki etkinlikle, 23 Nisan, çocuklarla ayrı bir renk oluşturmuştur. Çağlayan Parkı’nda Lefkoşa Merkez Okullarından öğrencilerin ve Misafir Ülke Çocuklarının dans gösterileri ile eğitici ve eğlenceli etkinliklerin yapılmış olması KKTC’nin Başşehrine Lefkoşa’ya bu anlamlı günde ayrı bir güzellik katmıştı. Bu yıl Eğitim Ve Kültür Bakanlığının internet sitesindeki 23 Nisan etkinliği programını görmek mümkündür. Dün, bu gün, yarın , derken 2019 yılınında kutlanacak 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve çocuk Bayramınının bütün çocuklarımıza esenlikler getirmesini dileriz.

Sükunet ve karşılıklı anlayış

Trafik kontrol, “polisi, milletvekili ve sosyal medya” üçgeninini gereğinden fazla konuştuğumuz bu günlerde önemli olan tarafların sükunetini muhafaza etmesidir. Gelişmeler ile ilgili Meclis Genel Kurulunda Başbakan Sayın Erhürman PGM’nden aldığı bilgileri paylaşmış ve konu soruşturma konusudur demiştir. Sosyal medya üzerinden yapılan hakaret, tehdit ve küfürün suç teşkil ettiğini de sözlerine eklemiştir. Hele meselenin Türkiyeli-Kıbrıslı ayrımcılığına çekilmesinin doğru olmadığını özellikle sözlerine eklemiştir. Kanaatimce Başbakanın konuşması çok manalıydı! Dikkatli olunması gerekendi. Bütün bu konularda yazılanlanları okurken gerçek olduğu yazılan bir hikaye gözüme takıldı okuyucularım ile paylaşmadan olmaz dedim. Hikaye şöyle; ”Deniz, hız limitinin 90km olduğu yerde 110km ile gidiyordu ve son dört ay içerisinde dördüncü defa Polis tarafından durduruluyordu. Bir insan nasıl bu kadar şanssız olabilirdi? Deniz, arabasını sağa çekti” İnşallah şu anda yanımızdan daha hızlı bir araba geçer” diye düşünüyordu. Polis, elinde kalın bir not defteri ile arabadan indi. Bu Polis camiden tanıdığı Ali’ydi. Deniz iyice arabasının koltuğuna sindi, utanmıştı. Bu durum bir cezadan daha kötüydü camiden tanıdığı bir polisle, hemde hızlı gidip, trafik kurallarını ihlal ettiği için karşı karşıya kalmışlardı. Deniz, Ali ‘ye birbirimizi yeniden böyle görmemiz çok ilginç, dedi Ali “ İyi günler Deniz” dediğinde Ali gülümsemiyordu ve ilk sözü – “ Beni, Eşimi ve çocuklarımı görmek için eve giderken yakaladın” oldu. -“Evet öyle” diyen polis Ali, umursamaz görünerek dinledi. -“Son günler eve hep çok geç geldim Çocuklarım beni uzun süredir hiç görmedi ayrıca Zeliha, bana bu akşam mantı, içli köfte ve biftek yiyeceğimizi söyledi Ne demek istediğimi anlıyormusun?” – “Evet ne demek istediğini anlıyorum dedi polis Ali , Ayrıca trafik kurallarını ihlal ettiğini de biliyorum” diye de cevapladı. – “Eyvah! Bu taktik fazla işe yaramayacak gibi ,taktik değiştirmek gerekli” diye düşündü, Deniz -“Beni kaç ile giderken yakaladın?” diye sordu. – “110 km … Lütfen arabana girer misin?” dedi polis Ali – “Ah Ali, bekle bir dakika lütfen, seni gördüğüm anda, takometreye baktım sadece 85 km ile gidiyordum” – “Lütfen Deniz, arabana gir” diye üsteledi Ali. Deniz, canı çok sıkkın bir şekilde arabasına girdi, kapıyı çarparak kapattı .Polis Ali, not defterine bir şeyler yazıyordu. “Ali niye benim ehliyetimi ve araba ruhsatımı istemiyor ki” diye düşündü Deniz, ne olursa olsun, bundan sonra camide de bu adamın yanına oturmaktansa, birkaç gün camiye gitmemeye karar verdi. Ali arabanın kapısını tıklatıyordu, Deniz arabasının penceresini 5 cm kadar açtı. Ali, Deniz’e bir kağıt verdi ve gitti. -Deniz ceza değil bu diye kendi kendine söylendi, bir anda sevinmişti. Yazıyı okumaya başladı, kağıtta şunlar yazıyordu; “Sevgili Deniz, benim bir kızım vardı altı yaşındayken çok hızlı araba kullanan biri tarafından öldürüldü. Bu kazadan dolayı, adam cezalandırıldı. 3 yıl hapishane cezasıydı. Bu adam hapishaneden çıkınca kendi çocuklarına sarılıp, öpüp, onları tekrar koklayabildi, ama ben kızımı öpebilmek için, cennete gidinceye kadar beklemem gerekiyor . Bin defa adamı affetmeye çalıştım. Bin kerede başardığımı zannettim. Belki başarmışımdır, ama hala kızımı düşünüyorum. Lütfen benim için dua et ve dikkat ol Deniz, tek bir oğlum kaldı. Hayat çok değerli, sürekli dikkat et. Dikkatli araba kullan ve başkalarının hakkına saygı göster .Hiçbir zaman unutma,istediğin kadar araba satın alabilirsin, ”AMA İNSAN HAYATINI ASLA” “Deniz 15 dakika kadar bir süre yerinden kıpırdayamadı. Daha sonra kendine gelip, yavaş yavaş evine gitti. Evine varınca, çocuklarına ve eşine sıkıca sarıldı. ” Deniz belki para cezası kağıdını almamıştı ama sonsuza dek unutmayacağı bir dersi ezberleme cezasına çarptırılmıştı. Polis vatandaş ilişkilerinde nedeni ne olursa olsun trafik kurallarına uymak, hayatın yol akışındaki mecburiyettir. Yeter ki karşılıklı anlayış olsun. Her hadiseden bir ibret alınsın. 

Kabusa devam

Geçen akşam bir televizyon programına çağrılan Siyasi Parti Başkanlarının Meclis’te gerek grubu ile gerekse 3 er ,ikişer milletvekiline sahip olmaları hasebiyle katılacakları programın günlerce evvel reklamı yapıldı. Oldukça rağbet gören bu programın onbinlerce izleyicisi oldu. Gerek televizyonu izleyenler, gerekse Facebook hesapları ile programı takip edenleri görüp falan sizle beraber izliyor, ibareleri ile herzamanki gibi karşılaştık. Program, Türkiye ‘deki televizyonlardaki bir “haber programının” her gece değişik bir tag benzerini ile başladı ve #HalkSoruyor tagı sürekli ekrana sabitledi. Programda konuşma sınırı vardı. Bu eğer hükümet ortakları ile muhalefeti karşılaştırıp konuşma hakkı süresi verilmişse muhalefeti de ayni süre ile kısıtlamak kanaatimce oldukça adaletsiz oldu.Çünkü Programa katılan 4’lü hükümetin alt yazılarda bakanlık isimleri de vardı. Demek ki televizyon programlarına çıkacak olan parti liderleri önceden program akışındaki soruları değil ama program sunucusunun koyduğu kuralları önceden konuşulmalıdır. Programa çıkıp çıkmama konusu buna göre değerlendirilmelidir. Yüz yüze canlı programlarda bu hususa mutlaka dikkat edilmelidir. Yoksa kuralların program akışı içinde konuşmacıları azarlar pozisyonu ile hatırlatılması hoş değildir. Hele hiç bir program yapımcısının taraf tutma gibi lüksü hiç olmamalıdır. #HalkSoruyor dediler sorduk ama sorduklarımıza ilişkin herhangi bir yorum okunmadı. O gece elbette televizyondan izleyenler de olmuştur. Ancak programa dahil olma olanağı Facebook tercih sebebiydi. Haliyle yorum yazanlar arasında bir birine cevap yazanları okudum, çoğunluk mevcut 4’lü hükümetin icraatlarından şikayetçiydi. Köşe yazarı olarak o gece program akışını izledim yorumlarımı yazdım, soru mahiyetinde sordum. Halkın içinden biri olarak sorularımı sordum. Bu yazımla sizlerle yeniden paylaşıyorum. #HalkSoruyor Sayın Denktaş seferberlik derken Maliye bakanı olarak mali seferberlikten bahsediyorsa daha ne kadar zam yükü olacak,işte Girne’de elektrikler de kesildi. #HalkSoruyor 175 kişinin vatandaşlığı iptal edildi mağdurlar mahkemeye gittiler ara emiri aldılar. Sonuç ne aşamadadır. #HalkSoruyor Hükümet 4baş x15 dakika konuşuyor. Sayın Tatar’a ve Sayın Arıklıya iktidara verilen toplam süre kadar konuşma hakkı verilmelidir. Sayın Tatar gerçekleri ifade etmiştir. #HalkSoruyor UBP ‘nin verdiği KIP-TEK araştırma önerisini koalisyon neden red oyu ile engelledi? Bıraksalardı kurum çalışanları da konuşsun. Komiteye katılsın. #Halksoruyor neden program saat 22.00 başlamadı? Elektrik zammı , tarife ve zam için çözüm ne olacak? İktidar cevap vermelidir. Dünden bu güne gelinemiyor. Yarınımızı ipotek altına aldılar. Geçim derdine Çözümü söylemiyorlar. Nisan sonu elektrik faturaları gelecek hala daha yaptıkları tarifeyi savunuyorlar Hala daha dün değil yıllar öncesi konuşuluyor. Bu gün yok. Çok üzgünüz iktidardan memnuniyet verici geçim derdine çare üretildiğini görmedik. Kabusa devam. Allah yardımcımız olsun. Ülkede hastahanelerin Eczaanelerinde ilaçlar yok. Kanser illeti aldı başını gidiyor. Önlemi yok. Santral dumanı önlemi yok. Laboratuvar yandı, yenisi yok. #HalkSoruyor ne olacak ? #HalkSoruyor Ciklos sel felaketi için Meclis araştırma komitesi raporu çıktı mı ? Daha hedef yok, koyacaklar zaten Özyiğit [Eğitimde] sessiz ve derinden çalışacağız beyanatını vermişti. Yorumlar arasında dikkat çekici olan Sayın Oğuz Köse’nin hem fikir olduğum sorusuydu. “Başbakan ana muhalefet lideri gibi konuşuyor , yaptığı konuşma ile son 19 yılın yaklaşık 13 yılı iktidarda olduğunu unuttu galiba.. 13 yılda ne yaptılar merak ediyorum ?” Evet bizlerin de merakı bakidir. Programa nokta sözümüz olsun. Ne demiş, Şeyh Edebali-” Çok konuşma, boş konuşma, kem konuşma“ Keşke ile başlayan cümlelerin içerisinde her daim bir pişmanlık duygusu vardır. Kullanmayı sevmem. Eğer bir yaşanmışlık var ise ancak tecrübedir ve tekrarı yapılmaz. Hayıflanmak boşunadır. 

Zam Seferberliği

KKTC Meclisi Genel kurulu haftanın ilk oturumunda oldukça tantanalı geçti. Ne zaman, 2019-2021 yılını kapsayacak ve Türkiye ile imzalanacak protokolle ilgili sorular gündeme taşınır olur, işte o zaman, İktidarın asabiyeti artar. Gerginlik başgösterir. UBP Genel Başkanı Sayın Ersin Tatar “Anlaşıldığı kadarıyla metin üzerinde tartışmalar devam ediyor. Hazır bir metin olmadığına göre ne gün imzalanacağı belirsizdir” diyerek “ihalelerin açılamaz noktaya geldiğini, ülke ekonomisinin öngörülebilir durumdan çıktığını ve ekonominin daralmasıyla kriz ortamının büyüdüğünü “ ve hükümetin avans adı ile aldığı ifade edilen borçlanması konusunda bilgi istemiş ve İktidarın daha fazla “Türkiye’deki seçimlerin arkasına saklanılamayacağını” açıkça Meclis kürsüsünden dile getirmiştir. Sayın Tufan Erhürman ortaklarının hala daha sözlerinin ıslaklığını muhafaza eden konuşmalarını bilmezmiş gibi ,Sayın Serdar Denktaş’ın protokol konusunda yine Meclis kürsüsünden neden imza konulmadığını , Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğana sorunuz dediğini,diğer günde, Türkiye Elçiliğini adres gösterdiğini unutmuşcasına ve Sayın Özersay’ın ekonomik protokol ile ilgili Sayın Erçin Şahmaran ile yaptığı ve bir saati geçen sohbetinde ifade ettikleri “İmza aşamasına gelmiş bir protokol yoktur’ ‘Ekonomik protokol müzakeresi devam ediyor. Henüz taslak sonuçlandırılmadı. Yani imza aşamasına gelmiş bir metin yoktur. Bu nedenle sen imzalamadın, ben imzaladım, ya da tam tersi gibi bir durum yoktur. Metin henüz imza aşmasına gelmemiştir. Aslında bu tartışmalar kısır tartışmalardır, önemli olan içeriktir.” dediğini de mi bilmiyor? Sayın Özersay şimdiye kadar olan mali protokol ve Türkiye ile ikili ilişkilerin gidişatını sohbete konu ederken son derece samimi olduğu ve doğruyu ifade ettiğine dair bir kanaat oluşturmuş ve muhalefet ile bir bakıma ayni şeyleri ifade eden olmuştur. Özel sektörden borçlanma konusunun ise bakanlar kurulunda görüşülmediğini Sayın Şahmaran’a sohbet esnasında söylemiştir ki bu sohbet bir köşe yazısı ile Star Kıbrıs Gazetesinde yayımlanmıştır. Hafta sonu evveli ve/veya hafta sonu çalışmalarında böyle beyanatlar verilmiştir.Gazetelerde konular haber nitelikli manşetlere taşınmıştır. Ekonomik protokolle ilgili büyük bir sorun olduğu görülmektedir. Dolayısıyla doğru ifadeleri bu aşamada kimin yaptığı aranılır olmuştur. Koalisyonun her ortağı ayrı bir telden konuşuyorsa Sayın Erhürman adeta bir baba şefkati ile hükümet ailesi üzerinde acaba bu çabasını neden sürdürmektedir? Sorusunu akıllara takmaktadır. Hakikaten gelişmeler ve anlatılan gerekçeler anlaşılır olmaktan uzak ve gün geçtikçe hayli gülünç bir durum arzetmektedir. Hani derler ya ağlanacak halimize gülüyoruz. Tam o haldeyiz ve Başbakan Erhürman’ı dinliyoruz, Sayın Tatar’a cevap verirken son derece gergin bir tavırla konuyu bağlamaya çalıştığını görüyoruz. Sayın Tatar’ın üslubunu beğenmedim diyor ama bir yılı aşkın süredir hep ayni ezberi tekrarladığını bizlere de ezberlettiğini unutuyor. Devamlı gösterdiği mazareti ise “Türkiye’deki sistem değişikliğinin’ bütün bu olumsuz ilişkilere gerekçe olduğu intibasını yayıyor. Sayın Erhürman bizim dinlemekten bıktığımız lakin gerek kendisin gerekse koro halinde 4 ağızın tekrarladığı “ortakların birlikteyiz andı “ nı yinelemekten medet umuyor . Yüz mimiklerinin ifadesinin okunuşundan belli olan ise, kendisinin hükümetten ayrılma isteğinin, önünde çok büyük bir engelle karşı karşıya olduğu anlaşılıyorsa da ifadede güçlüğü olduğu belirginleşiyor. Yinede Sayın Erhürman Koalisyon birlikteliklerinin sözde sarsılmaz bütünlüğünü överken 4 kollu hükümeti koruyor ayrıca imtihanda sözlüye kalkmış öğrenci edası ile misal de veriyor “ TC tarafı kendileri için çok önemli olan seçimlerden 2 gün önce bize randevu verip, bizimle görüştüklerine göre bizim onları suçlamamız mümkün değil” diyor. Bu sözleri söyleyen ülkemizin başbakanıdır. İmza aşamasına getiremedikleri bir protokol vardır, fakat muhalefet tarafından soru sorulduğu zaman, zeytin yağı gibi üste çıkmasını bilenler olarak Türkiye ile ikili ilişkilerde bir sorun varsa ve biliyorsanız bunu siz isbatlayın diye de davette bulunuluyor. Bir acayip süreç, ne diyebiliriz. Çalışmayı ve beklemeyi öğrenmiyorlarsa daha yazazılacak çok şey vardır. Öte yandan “Hükümetin zam seferberliği” kapıdadır.

Alışamam yok alışacaksınız

Geçim derdi ve hayatın tecrübesi insanımıza ihtiyaçlarını aciliyetine göre belirlemeyi öğretmiştir. Günümüzde ekonomik krizle kalkıp, krizle yaşayıp krizle akşamı buluyoruz. Krizli rüyaların pisikolojisi ile kaliteli uykunun haram ettirildiği geceleri yaşıyoruz. 4 kollu hükümet döneminde zam rüzgarında insanı ürperme ile birlikte üşütme tutuyor. “Ekonomik Kriz” in her aileye değişik bir şekilde yansıdığını görüyoruz. Kiracı olanla, ev sahibinin, çocuğu olanla,çocuğu olmayanın gençlerle,orta yaş grubunun ve yaşlının,özel sektörde çalışan ile kamuda çalışanın, tek başına yaşayanlar da dahil krizin girmediği çalmadığı ev kapısı yok, kapıdan içeriye kriz girdi mi evi allak bullak eden bir acı yaratıyor. Öncelikle mutfağı ateşliyor diye yazdığımız günler ilk elektrik zammının yapıldığı zamandı. Dahası o günler için yazdıklarımın tekrarında fayda vardır, çünkü değişen ve sunulan bir refah düzeyi yoktur. İnsanın yaşamı içerisinde motivasyonun önemi son derece önemli bir faktördür. İnsan güdülerinin de kendi içinde bir sistemi olduğunu ve yaşam kaynağı için amacın belirlendiğini biliyoruz. İnsanın yaşama azmi içinde faydayı arayışı ve ihtiyaçlarını sıralayışı vardır. ihtiyaçlar dizisi içerisinde geliri ile giderinin eşitlenmesinin hayati durum arzettiğini biliyoruz. Ülkemizde asgari ücretin yeniden tesbiti ile düşük gelirin, önüne geçilmez bir çok sıkıntıyı beraberinde getirdiğini de biliyoruz. Bilmediğimiz tek şey ülkemiz halkının ne zaman müreffeh bir yaşama kavuşacağıdır. İç politikada olsun dış politikada olsun ülkemizde mevcut koalisyon ortaklarının halkın sıkıntılarını bilmemezlikten gelişlerini yadırgıyoruz. Meclis Genel kurullarının dinleyicileri arasında iktidarı ile muhalefeti ile tüm konuşmaları dinleyenleriz. Halkın sorunlarını Meclis kürsüsünden dile getiren muhalefet milletvekillerine iktidarın verdikleri cevapların sadece cümle zenginliğinden ibaret olduğununun bilincindeyiz, farkındayız. Bilhassa ağdalı konuşmaları ile dikkat çeken Sayın Şahali’in uzun cümlelerinde kurguladığı ülkemizin oldukça önemli bir kesimi için, hayvancılık ve çiftçilere yönelik kendinin bile yapacağına inanmadığı ancak arzu dolu ifadelerini devamlı kürsüden bilhassa Ulusal Birlik Partisi Milletvekili Sayın Dursun Oğuz’un konuşmaları sonrasında, verdiği uzun uzun cevaplarında, dinleyenleriz. Öyle ettiler böyle ettiler çoklu tarifel zamlı elektirikli bir hayat tarzını memleket insanının evine mali kriz olarak soktular. ‘Alışamam yok, alışacaksınız’ diye de azarlar gibi konuştular. Kimi, kime şikayet edeceğiz diye yarattıkları çoğunluğun hiddetini görmemezlikten geliyorlar. Koalisyonu inşa edenler, Sayın Erhürman ,Özersay, Özyiğit ve Denktaş’ın Kıbrıs meselesinde hükümet programına koydukları ve ortak mutabakat sağladıkları bir vizyonları olmadığı gibi buna benzer değişik gündem maddelerinde anlaşmaları olmadığı hali ve koalisyonun mecburi evetçi milletvekilleri ile de kendi adlarına yaptıkları aleni konuşmalarda, kendi iktidarlarını açıkca eleştirmelerinden anlaşılmaktadır. İktidara mensup milletvekilleri 4’lü ortaklık nezdinde eleştirilerde siyaseten serbest ancak oylamalarda zoraki kabulcüdürler. İnanmadıkları konularda bir şekilde hükümetin devamı açısından rıza gösterenlerdir. Ülkemiz halkı bu siyasi oyunun seyircisi olarak her şeyin farkındadır . Zaman çabuk geçer. Hele bir Cumhurbaşkanı adayları kesinleşsin, taraflar saf tutsun, siyasi arenada neler olabileceği net olarak belli olacak, siyasetin gidişatı anlaşılacaktır. İşte tam da bunun için bekle de gör diyenler çoğunluktadır…

Felaketin iyiliği

Sayın Akıncı’dan 2020 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar geçecek süreçte dik duruş göstermesi ülke halkının büyük bir çoğunluğu tarafından beklenendir. Yalvarır pozisyonda olmak çözüm getirmez. Barış KKTC’de vardır. Her türlü doğal afet dahil,her tehlikede Anavatan Türkiye her zaman yanımızdadır. KKTC’de Cumhurbaşkanı adayı olacak kişilerin isimleri mensup oldukları siyasi partileri tarafından belirlenirken Kıbrıs meselesinde “havanda su dövecek” aday değil, ülkemizi iç ve dıştaki her türlü tehlikede koruyabilecek manifestosu ile seçmenin karşısına çıkması gerekliliği mutlaka vardır. Küçük düşünüp, büyük zarara uğramak yerine her zaman için dirayetli ve donanımlı, mücadele ruhuna sahip bir Cumhurbaşkanı’na ülke halkımızın ihtiyacı vardır. Niye böyle bir giriş yaptım diye merak etmiş olanlar olabilir. Sosyal medyanın getirdikleri diyebiliriz. 30 Mart günü köyümüz Nergisli’ye yani Yenağra’ya gidecektik,o gün için köyümüze gidecek olan bir arkadaşa orada yağmur var mı ? diye sordum bana şiddetli yağış nedeni ile 3 saattir yolda mahsur kaldıklarını, hava alanına yolcuların dahi gidemediğini, polisin, itfaiyenin ve sivil savunma mensuplarının yol için olağanüstü çalışma yaptıklarını kendilerinin de yolun açılmasını beklediklerini, sakın ola yola çıkmamamızı söyledi, ardından felaket anını yansıtan ve felaketi kanıtlayan fotoğraflar ve bir video gönderdi. Göndermiş olduğu görseli paylaşabilir miyim diye izin aldım ve Twitter hesabımdan sabahın erken saatlerinde yolun durumunu şöyle paylaştım. “Lefkoşa -Mağusa yolunun hali … #KKTC yola çıkmak isteyenler çok dikkatli olsunlar. Durum tehlike arzediyor. Girne’de şimdi şiddetli yağmur devam ediyor… #Zeytinlik” bu twitimi attıktan bir müddet sonra Güney Kıbrıs CAN’dan bir gazeteci twitim üzerine Rumca alıntı ile kendi hesabından yazdıklarımı ve videoyu aynen paylaştı. Alıntının çevrisi “ Lefkoşa – Gazimağusa yolu. Hava olayları, felaketler sınırları ve barikatları bilmiyor “idi doğrudur “Ada “ Güney ve Kuzey olarak iki taraf olsa bir Kıbrıs adası vardır. Su akmaktadır. Bu gibi durumlarda su yolunu ,zararlı veya zararsız bulmaktadır. İşte bu twitlerin görünürlük sayısı arttıkça ne olduysa oldu. Twitime Türkiye’den “Geçmiş olsun Yavru Vatan” yorumları gelirken, Tweetime yorum yapan başka bir Rumun ismime ama kanaatimce genelde Türk halkına yapmış olduğu çirkin bir temenniyi, inadına barış diyenlere ithaf olsun diye paylaşmam gerektiğini ve bir felaket anında bile karşı tarafın Rumların ve Yunanistan sosyal medyacılarının KKTC halkı için düşüncelerindeki kini okuyucularıma aktarmalıyım dedim. Yazılan bu defa İngilizce idi. “I hope that all of you … dirty … get cleaned off our land.” Türkçe çevrisine baktım “Umarım hepiniz pis pislikler ülkemizden temizlenir.” Hani derler ya dağdan gelmişler bağdakileri kovuyorlar aynen o misal bir temenni! Ve birçok rum bu kişinin tweetine de beğeni vermiş olmakla onun fikrinde olduklarını beyan etmişlerdir. Bir felaket anını böylesine nefret dolu yorumlayanlarla, ülkemizde hala daha beraber yaşayabiliriz diyen ve Türkiye’nin garantörlüğünü müzakereye açmak isteyenlere ve inadına barış diyenlere duyurmak açısından bu konuyu köşeme taşıdım. Ne demişler “Felâketin bir iyiliği varsa, hakiki dostlarımızı tanıtmasıdır.”