Month: October 2019

Saygıda kusur

Saygıda kusur

Ülkeyi ulusun gücü kurtaracağını, mücadele yıllarını yaşamış,görmüş ve okumuş kişilerin bildiği gerçeğinden hareketle liderlerin önderliğinin gerekliliğini bilenleriz.Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur,söylemine aynen katılanlarız. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı her yerde olduğu gibi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde de çeşitli etkinliklerle kutlanacaktır. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Büyük Önder Atatürk’ün Türkiye devletini kurarken yaptığı en önemli devrimlerden biridir ve Cumhuriyet rejiminin kurulmasıdır. “Kurtuluş savaşı döneminde Avrupa devletlerinin işgaline uğrayan Türkiye’nin, kurtuluşunu büyük önder şu sözlerle ifade edendir “Tek bir egemenlik var o da milli egemenliktir. Ülkeyi yine ulusun kendi gücü kurtaracaktır.” 29 Ekim 1923’te Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyeti ilan etti ve 96. yılındayız, 29 Ekim Atatürk ile birlikte bu günlere ulaştı. Okundu, okutuldu. Her gencin zihninde yer eden oldu. Cumhuriyeti korumak, kollamak ve yaşatmak her yurttaşın görevidir. Ulu önder bu görevi yeni nesillere şu sözleriyle vermiştir. “Ey yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz, Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.” demiştir. Cumhuriyet yönetiminde halkı yöneten insanlar, seçimle iş başına gelirler. Halk, kendi tercihine göre seçimlerde oy hakkını kullanarak iradesini istediği ve seçtiği kişilere temsiliyetini devreder,seçer, seçilen kişiler halka karşı sorumludurlar. Bu sorumluluk çerçevesinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, bireyleri olarak 29 Ekim Cumhuriyet Bayramını Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde, şehitlerimize duyduğumuz minnet ve şükran duyguları ile kutluyoruruz,kutlayacağız. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyetin onuncu yılı kutlamalarının yapıldığı 29 Ekim 1933 tarihinde verdiği 10. Yıl Nutku’nda, bu günü en büyük bayram olarak nitelendirmiştir. Atatürk’ün sözleri güncelliğini hiç bir zaman yitirmemiştir.Ulu Önder Atatürk’ün bu sözlerinin öneminde ve anlamındayız; “Cumhuriyet, fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz.” Anavatan Türkiye ve KKTC birlikte ve güçlü bir sesle “Bayramımız Kutlu Olsun” Ülkemizde yaklaşan ve 2020 Nisan ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik henüz hiç bir siyasi kurumun adayını resmen açıklamamış olması oldukça ilgi çeken bir gündem maddesidir. Bu arada mevcut Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ın gerek Barış Pınarı Harekatı gerekse sonrasında yaptığı ve susması gerekirken devamlı mahiyeti, neye hizmet edecek ve anlaşmazlığı olan açıklamaları, makamına uymayan, ima dolu göndermelerle cevap niteliğinde beyanat vermesi veya sözcüsüne yaptırması, gerginliğin artmasına vesile olmaktadır. Başbakan Ersin Tatar, Başbakan Yardımcısı Kudret Özersay her ne kadar da hükümet olarak talihsiz diye nitelendirilen Sayın Akıncı’nın açıklamalarını cevaplamışsa ve bilhassa ülkenin 1.Siyasi partisi konumundaki UBP Parti Meclisinin oy birliği ile alınan karar ile görüşleri yazılı olarak beyan etmiş olmasına rağmen Cumhurbaşkanı ve çevresindekiler tarafından “sür git “ tekrarı hiç te hoş davranışlar değildir. Umudumuz bu gibi açıklamalar yapılırken sözün nerede duracağının bilinci ile hareket edilmesidir. Kıbrıs Türk Halkı her zaman ”Anavatanına “ karşı saygıda kusur etmemiştir. Etmeyecektir. Sayın Devlet Bahçeli’nin ifadelendirdiği sözleri vardır. Eğer Türkiye’nin bu kadar devlet büyüğü konuya müdahil olup KKTC Cumhurbaşkanı ‘ın açıklamalarına cevap verme gereği duymuşsa elbet bir sebebi ve gereği hasıl olmuştur.

Saatin ayarı insandır

Saatin ayarı insandır

Kıbrıs Cumhuriyeti Enerji, Ticaret ve Sanayi Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, Kıbrıs ve Avrupa Birliği genelinde yaz saati uygulaması, 27 Ekim 2019’da saat 04.00’de sona erecek haberlerini okuduk. KKTC’de saatler konusunda geçen yılki kararda yaz saati Ekim’de sona erecek dendi ama günü hususunda şimdilerde bir karar üretildi mi? Henüz açıklanmadı veya açıklanmak üzeredir. Yıllardır saatlerin değişmesi konusundaki gözlemler, açıklamalar yorumlar yapılmaktadır. Geçmiş yıllarda da bu konuda yazdıklarımız vardır. Yaz veya kış, erken kalkmak, geç kalkmak, karanlık, aydınlık, faydaları, zararları, etkileri tepkileri, her yıl belirli zamanlarda ağızlarda laf olup dışarıya açıklama ile aktarılırken kiminin dalga geçer ifadeleri, kiminin mizahi anlatımı ile kulaklarda yer eden oluyor.Yıllar geçsede her saat değişikliğinde hepimizin söylediği,’Halbuki şimdi eski saate göre saat 12 Yemek saatimiz geldi, uyku saatimiz gibi örneklerle bu gibi konuşmaların her saat başı veya herhangi bir saatte tekrarlandığıdır. Günümüz şartlarında her an her yerde elektronik ışığa maruz kalıyoruz. Meğer elektronik ışık vücut saatinizin düzenini bozuyormuş, karanlığın ise yatma vaktinin geldiğini haber veren en doğal ipucu olduğu vücut saatini etkilediği biliniyor, lambadan, televizyondan ya da telefonunuzdan gelen yapay ışıklar beyninizi uyanık kalma zamanı olduğuna inandırabilir ve sizi tetikte tutabilirliği de vücut saatinizin ayarını gevşetiyormuş. Uyku tıbbı konusunda uzmanlaşmış profesörlere göre, “teknoloji bizi doğal 24 saatlik düzenimizden koparmış ve geç saatlerde uyumaya alışmamıza neden olmuştur” deniyorsa alınacak önlemi bizim saptamamız gerektiği de araştırma sonuçlarında yer alıyor. Ne diyor araştırmacılar yatak odanızdan teknoloji faktörünü çıkartmak gerekiyor, bu bir çözümdür, fakat teknolojiye aşırı bağlıyız, bazı insanlar için bunu söylemek yapmaktan çok daha kolay. İnanın ki herkesin yatak odasında olan en az iki akıllı telefon vardır. Eğer teknolojiye bağlanma ihtimaliniz tamamen ortadan kalkarsa vücudunuz doğal ritmine kolayca geri dönecektir hususu önemakıdır. Araştırma sonuçları, doğal aydınlık ve karanlık dönüşümünün, erken yatan ve geç yatan insanlar arasındaki temel farklılıkları ortadan kaldırmaya yarayan sinyaller yolladığını açıklamaktadır bu araştırmalara göre uçak yolculuğu yapmadan da jet lag yaşayabildiğiniz önemle vurgulanmaktadır. Aslına bakılırsa hafta sonu normal saatinizden geç yatıp, geç kalktığınızda kendinizi halsiz hissedersiniz ve Pazartesi günü normal düzeninize dönmekte zorlanırsınız. İşte Bu duruma dahi ‘sosyal jet lag’ adı verilebiliyor diyorlar.Hani çoğumuzum korktuğu güne Pazartesi sendromu diyorlar ya bu olsa gerek!Sosyal jet lag’dan kaçınmak için hafta sonları da, normal uyku düzeninize mümkün olan en yakın saatlerde uyuyup uyanmaya çalışmalı saatlere dikkat etmelmesi tavsiye edilendir. Beyniniz vücut saati uygulamasındaki esas saatiniz olmalıdır.Dahası var, en sevdiğiniz meyve ve sebzeler hasat edildikten sonra hemen ölmüş sayılmaz. 2013’te yapılan bir çalışmaya göre, sebze ve meyvelerde de manav raflarında oturdukları sürece çalışmaya devam eden iç saatleri var olduğu ortaya çıkmıştır.Dahası meyve ve sebzelerin bulundukları ortama günler boyunca uyum sağladığı ve ışık kullanılarak günün belirli saatlerinde daha fazla kanserle savaşan antioksidanlar üretmelerinin sağlanıldığı deneme sonuçlarıdır deniyor.Bilinçli bilgi için okumakta fayda var. Saatler değişti demek kolay da getirdiği komplikasyonlar zor. Baş edebilmek,sağlık için gerekli olandır. Anlamlı bir söz *Tanpınar ‘dan olsun ”Saatin kendisi mekan, yürüyüşü zaman, ayarı da insandır.”

Türkiye güçlüdür, boyun eğmez

Son deprem sonrası geçen her günde bilhassa İstanbul’da zamanı belli olmayan deprem olma ihtimalini “ ön söz “ gibi her programda bilimsel olarak açıklayan bilim adamlarını dinliyoruz. Geçmiş deprem ve can kayıplarının yüreğimizdeki buruk acısı ve korkusu üzerine kurulan senaryolar halkı bunaltmıştır. Kandilli Rasathanesi raporları ile devamlı twiter hesaplarından paylaşılan haberlere nerdeyse günde kaç kez bakma alışkanlığımız oluşmuştur. 4.7 şiddetindeki depremi İstanbul’da güvenlikli denilen bir sitede 6. Katta salonda istirahat ederken hissettik. Gürültü yoktu ancak sağa sola rüzgarın ağaç dallarındaki sallantılı halini yaşadık. Korktuk mu ? Korktuk. Sonrasında bütün televizyon kanalları haberi vermeye yorumlar ile halkı aydınlatmaya başladı. Deprem çantaları için çağrılar dikkat çekendi. Devam eden artçılar kâh hissedildi kâh sanki bir baş dönmesi oldu. Ancak ikinci defa 26 Eylül ‘de 5.8 şiddetindeki depremle hissettiklerimizi anlatmam mümkün değil, sanki bir hortum içerisinde uçuyoruz gibi bir halde yer altındaki gürültü ile ileri, geri sağ sol sallantıda hani derler ya ödümüz koptu, o halde olduk. Daha sonra bekledik ve bahçeye açık alana çıktık. Aklımızda ne eşya ne çanta ne de yanımıza başka bir şey almak gibi bir şey gelmedi. Asansörü kullandık, tehlikeli olduğunu biliyorduk. Ancak çalıştığı için hızına güvendik. Depremin olduğu saatte koridorlarda herhangi bir izdiham yoktu. Açık alanda yaklaşık 10 aile ve 20-25 kişi ile sohbet apartman bloklarının depreme dayanıklı olup olmadığı üzerine konuşmalar yapıldı. Bir kere o gibi hallerde ilaç sorununuz varsa ilaçların yanınızda olması gerekliliği ortaya çıktı. En önemlisi tuvalet sorunu ayrı ve acil bir ihtiyaçtı. Su gereksinim idi. Nitekim daha sonra eve çıktığımız zaman bütün televizyonlarda halka olası deprem hazırlığı için çağrılar başladı. Deprem çantasında bulunması gereken, piller, reçeteli ilaçlar, su ve yiyecekler yanında çadır,battaniye , giysi, konserve türü yiyecek,çakmak, düdük, gibi gereçlerin çantada olması gerektiği duyuruları yapıldı. O deprem anında kanaatim o ki bu çantayı düşünebilecek çok az kişinin olabileceğidir. Öncelikli olarak ev içerisinde kendinizi sağlam bir yerde korumanız olsa bile her şey o kadar ani oluyor ki o anlarda insan hiç bir şey düşünemiyor. Kaldı ki bizler Kıbrısta büyük mücadele yıllarında o gibi ihtiyaç malzemelerini içinde belki çadır yoktu ama devamlı yanımızda taşıdık, bomba sesleri ve silahlı çatışmalarda savunmalı bölgelere ve bodrum katlarına taşıyanlar olduk. Üç haftalık bir süreçte ayrılığı, hasreti, gezmeyi, depremi korkuyu hepsini yaşamak varmış yaşadık şimdilerde yine depremle ilgili haberler yapılmakta korkumuz belirsizlikler içerisinde devam etmektedir. 5.8 lik depremde telefonda iletişimdeki zorlukları da gördük , whatsap aracılığı ile konuştuk. KKTCELL kullananlara iletişimde kolaylık telefon numarası mesajları geldi gelmesine ama yurt dışındaki aramalar faturalara yansırken tutarın yüksekliği belirgindi. Bilindiği üzere Kıbrıs Adası bütünü ile deprem kuşağı üzerinde olduğu ifade edilen bir konumdadır. Ve geçenlerde depremle 3,3 şiddetinde sallanan olmuştur. Ülkemizde olası bir deprem ihtimaline karşı ne gibi önlemler alınacak merağı halkımızda başlamıştır. Örneğin geçmiş günlerde İstanbul’da on kadar okul yine denetime alındı ya! KKTC ‘de okullar depreme dayanıklımı ? diye de sormak gereği hasıl olmuştur. Deprem konusu gündemdeyken daha önemli bir haber güncelliğini Türkiye’de sürdürmektedir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsi twetter hesabından ”Türk Silahlı Kuvvetleri’miz Suriye Milli Ordusu’yla birlikte Suriye’nin kuzeyinde PKK/YPG ve Deaş terör örgütlerine karşı #BarışPınarıHarekatı’nı başlatmıştır. Amacımız güney sınırımızda oluşturulmaya çalışılan terör koridorunu yok etmek ve bölgeye barış ve huzuru getirmektir “ açıklaması vardır, Barış Pınar’ı harekatı hali halen devam etmektedir. Gelişmeleri, açıklamaları medyadan takipteyiz ve harekatı, destekliyoruz. KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı’nın Türkiye’nin başlattığı harekat için dün yaptığ talihsiz açıklamasını ise asla tasvip etmeyenlerdeniz…

Mutlaka anlaşılır zaman torbaya girmedi

Ekim birde KKTC Meclisi açıldı. Şimdi 50 Milletvekili yeniden Meclis koltuklarında, muhalefet muhalefetliğini, iktidar ise, icratlarındaki, cevapları, sorulara yanıt diye vereceklerdir. Meclis Başkanının açıklamasına göre Genel Kurulun 12.00 de açılacağı ve saat 17.00’de sona ermesi beklenirken Meclis gündemindeki konu başlıklarını açıklanmış oldu. 7 Ekim Pazartesi günü Meclis bu gündemle göreve başlayacaktır. Meclis gündeminde çok acelesi varmış gibi! ivediliği istenilen UBP ‘nin bir önceki Genel Başkan ve Başbakanı Sayın Hüseyin Özgürgün’nün dokunulmazlığının kaldırılması hususu vardır. Böylesine bir aciliyet ise gündemi uzun süre meşgul edeceği sinyallerini şimdiden veriyor. Bakanlar kurulu Lefke ilçesinden başlamak üzere UBP-HP birlikteliğinde belli ki Cumhurbaşkanlığı Seçimlerine yönelik bir birliktelikle, kardeşlik çerçevesinde sorunları yerinde tesbit toplantıları yapma kararı almıştır. Esasında bu gezilerde bilinmesi gereken hükümetin 2’li koalisyon olduğu ve kardeşi kardeş yaratıp da seçim sandıklarınındaki oyların ayrı olduğudur. 3 Ekim’deki Lefke İlçesi toplantısında Başbakan Ersin Tatar, 2020 bütçesinin görüşülmeye başlanacağı bugünlerde sıkıntıları öğrenmek, gerekli tedbirleri almak ve bunları bütçeye yansıtmak için bölgeleri ziyaret etmeye başladıklarını kaydetmiştir. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay da UBP-HP koalisyon hükümetinin birlik ve uyum içerisinde çalıştığına dikkati çekerek, içeride görüş birliğine sahip olduğumuz bir dış politikayı daha cesaretle ortaya koyma fırsatı bulduklarını ve koalisyonun en büyük gücünün dış politikadaki görüş birliği olduğunu ifadelendirmiştir. Bu toplantıların ugulama ve şeklinin çağrışımı Sayın Reşat Akar’ın Ve Aytuğ Türkkan’ın yaz kış demeden KKTC hudutları içerisinde yüzleri aşan bölgelerde yaptıkları “Halk Meclisi” programını anımsatır nitelikte oldu ki bu programlarda, ülkemizdeki tüm sorunların serbestçe dile getirildiği bilinmektedir. Hükümetin yaptığı toplantılarının, neye murat ettiği ise sonuçta mutlaka anlaşılacaktır. Tabi Cumhurbaşkanlığı seçimlerine geri sayım başlamıştır. Bu geri sayımda Siyasi parti başkanlarına kurumsallaşmış yapı içinde büyük görev düşmektedir. Seçmen bunu bekleyendir. Her bireyin gönlünde bir aslan yatmaktadır. Aslanların çokluğu ise ayrı bir sorundur. Demokrasilerde adaylık konusu serbestiyeti olsa bile arkasında siyasi kurumsal yapıda, esaslı bir destek olmayan bir adayın Cumhurbaşkanı olması imkansız gibidir. Sandıklar kurulmaya hazır olduğu günler yaklaştığı zaman seçmenin birikmiş sorunları gündeme yeniden taşınacaktır. Yarım adamızın gerçekleri budur geçmişte de böyle olmuştur.Gelecekte de olacaktır. Öte yandan ülkemizde kadına şiddette sınırlar, aşılmıştır. Çaresi bir türlü bulunamayan olaylarda kadın sığınma evidir,mor çatıdır, diye adlandırılan ve ilgi görmeyen yerlerden ziyade aile içindeki bu kavgaların sebebine inmek ve bu sebeplerde tedavi uygulamak en iyisi olacaktır. Ekonomik zorluklar, eşi aldatma, kumar gibi alışkanlıklar ve eşler arasındaki uyumsuzluk kötü neticeleri beraberinde getirmektedir. Her şiddet olayından sonra konu 3-4 gün gündemde kalmakta sonrasında ise unutulup gitmektedir.Kötü alışkanlığa yakalanan, bağımlık, onlarca gencimizi pençesi altına alabilmektedir. Bozuk aile düzeni içerisinde bir çok çocuk dış mekanlarda vakit geçirirken ne olursa olmakta bir nevi boşluk içerinde kalmaktadır. Ülkemizde boşanma olayları nerdeyse evlenenlerin sayısına eşitlenmiş bir vaziyettedir. Her konunun uzmanı vardır her yerde belki de rehberlik hizmetleri verilmeli bir nevi mahalle hakimliği ve mahalle hekimliği birimleri kurulmalıdır. Bu gibi durumlara müdahale edip yardımcı olabilecek donanımlı bir çok insan kaynağımız vardır. Bu insan kaynakları verimli olmak adına kullanılmalıdır. Çağımız teknoloji çağı ve bütün bunların etkisinde ve bağımlılığında olan birçok kişi vardır. Tavsiyeler ne derece etkili olurun, bilinmezliğinde yine de kendinizi koruyun demekten başka çare olmadığının farkındayız. Bu konuda çare kendi iradenizdir, iradenizi olumlu konularda kullanınız, göreceksiniz ki kendinizi daha iyi hissedeceksiniz. Sonuç mu ? “Zamanı torbaya sığdıramıyoruz, hızına yetişemiyoruz, zaman bize uymuyorsa biz zamana uyuyoruz. Sorun burda gizli “ diyorum…

Duvara çivilenen fotoğraflar

Duvara çivilenen fotoğraflar

Yaklaşık 15 günden fazladır İstanbulda’yız . İstanbul’da bulunma maksadım ilk torunumun üniversiteye başlangıcı ile ilgili. Sebebli ziyaretlerde her ne kadar anne, baba hazırlığı olmuş olsada aile büyüklerinin de maddi ve manevi desteği önemlidir. 
1963 sonrası Lise yıllarını İstanbul’da yatılı okurken o zamanın İstanbul’u ile şimdiki İstanbul arasındaki akıl almaz değişiklikleri görmek muhteşem bir gurur. Yolları,Yeni “İstanbul” hava alanını, şehrin dikey büyümesini gözlemledim,yaşam alanlarını barındıran Siteler, sitelerdeki sistem, aksamadan yürütülüyor. Güvenlik önemli, yaşam alanı içerisinde ihtiyaçların giderilmesi açısından park yeri başta olmak üzere akla gelebilecek her şey çevreye göre planlanmış, market, kuaför, lokanta çeşitleri, kuru temizleme, yeşil alan, spor aktiviteleri için her türlü ihtiyaca cevap verebilecek evler oda sayıları ve semte göre kira bedelleri belirlenmiş. Eğitim için eğer yurtta kalmayacak ve de ailenin memleketten gelip gitme durumu mevcutsa öğrenci için en makulü üniversiteye yakın ve ulaşımı kolay yerde ev kiralanması kanaatim oluştu. Bilindiği üzere konut kiralarında döviz konusu “Resmi Gazete’de 13 Eylül 2018 tarihinde yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne göre, Türkiye’de yerleşik kişilerin menkul ve gayrimenkul alım satım, taşıt ve finansal kiralama da dahil olmak üzere menkul ve gayrimenkul kiralama, leasing ile iş, hizmet ve eser sözleşmelerindeki ödemeleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenmeyecek.” Olmasından dolayı kira sözleşmeleri Türk Lirası ile yapılmaktadır. Çoğu kez ev kiralayacak olanlar, aracı durumunda olan Emlakçı ile muhataptır. Düzen ise aksamadan işlemektedir. 

Her semtin kendi çevresinde AVM vardır. Küçük ve büyük alış veriş merkezleri de park yerleri ile temiz bir ortamda içinde her nevi satış merkezi olan yerler, tabi genç yaşlarda yorulmadan, her yeri gezen,her dükkana giren,fiyat farklarını görenlerdik. Ama yaş ilerledikçe insan, teke tek satış yerlerini, esnaf ile sohbeti, dükkandaki masa başındaki iş sahibi ile sohbetin nostaljisini arıyor. Bu gibi yerler de yok değil, eğer arabanız varsa veya kiralamışsanız istediğiniz ürün çeşidine göre yakın mesafedeki eski tabirle düz ayak satış yerlerini tesbit edip Google vasıtası ile istediğiniz dükkanın tam önünde durabiliyorsunuz. Biz de öyle yaptık. Yatak çarşafı alacaktım ilgili dükkanın önünde durduk, dükkan sahibi ben içeri girince hemen dışarı çıkıp oğluma park yeri için yer gösterdi. Dükkanda sahibi ve eşi var. Çaylar ikram edildi. Sohbet açıldı, eskiden pamuklu yorganların seten zemin üzerine işlemeli dikildiğinden,çarşafla kaplandığından ,yorgan iğnesinden tutun bu günün hazır yorganları kaplamaya gerek olmayan nevresim takımları, satışlar, problemler hepsi bir anda masadaki konuşmalar oldu. Hatta bir ara masa üzerinde gördüğüm bir kapsül hap için ne için içiyorsunuz deyiverdim. Tansiyon ve şekerden muzdarip olduğunu söyleyen Tahsin beye doktor zayıflamaz ise sonunun kötü olacağını söylemiş. Kendimi alamadım Tahsin bey günde kaç çay içiyorsunuz dediğimde 10 -15 arası dedi dedi demesine de her çaya bir de kesme şekeri attığını gördüm bu nasıl dikkat diye de ikazda bulundum. Bir kez daha ülkemin Arasta sokağını Rahmetli Talat Çobanoğlu ‘nu ,buyurun buyurun diyen Kamal Amcacığı , Bandabuliya çevresindeki yorgancıları Derviş dayıyı ,köşedeki dirifilci Enver dayıyı bir bir , gözümün önünden geçirdim. Hayatın değişiminden nasip kısmet diyerek yararlanmak gerektiğini bir kez daha İstanbul’un yollarında tekrarladım durdum, İstanbul’un depremini ilk kez şiddetli hissettim ve yaşadım. Korkunçtu. İki gün sonrasında yine şiddetli bir depremin 26 Eylül’ünü yaşarken ve ölüm korkusunu ve endişeyi birçok insanın göz bebeklerinde açık alanlarda, okurken, üç günlük bir ömürde, bazı siyasi olayların, ülkemizde sırf yaklaşan ”Cumhurbaşkanlığı Seçimleri” olacak diye abesle iştigal sorgulandığı ve yorumlandığı ve kararlar üretildiği gerçeğineki vefasızlığa İstanbul’da sadece üzüldüm. Ve dedim ki “Duvara çivilediğiniz her fotoğraf gün gelecek sizin hikayeniz olacak “