Month: March 2020

‘Bu günlerde çınarlar kolay devriliyor’

Söyleyecek çok şey var ama dinleyecek olan yok. Kirli bilgiler ile algı yaratmak ne zamandan beri geçerli oldu da haberimiz yok! yoksa var da! biz mi bilmiyorduk? Her konuda uzmanlaşmış gibi hatta tıbbi konularda yapılan açıklamaları görmezden gelip bazı hallerde herşeyi bildiklerini sananların diyarındayız. Konunun vehameti ve korkunç illetin ne zaman kapımızı çalacağı belli olmayan günlerden geçiyoruz. Bu dönemde medyanın her türlüsüne görev düşmektedir. Çoğumuz bu ülkede 3-5 yaşındaki çocuklarımızı fazla geriye gitmeden 1974 yılında 20 Temmuz Mutlu Barış harekatı sırasında sınırdaki evlerimizden, köylerimizden daha güvenli yerlere kaçarken, ellerinden tutup bombalardan korumak adına sığınak denen bodrum katlarında babalarının mücahitlik yaptığı yoksulluk yıllarınının kalabalık ortamlarından geçip bu günlere geldik. Evdeyiz, hükümetin aldığı kararlara uyuyoruz. Elimizden geldiğince tedbirlerimizi alıyoruz. Sosyal Medyayı ve haberleri takip ediyoruz. Özellikle Tweter hesabımda ilk defa Deprem diye ”liste” yaptığım ay Eylül idi. Deprem sarsıntısını ilk önce 4,7 birkaç gün sonra İstanbul’da 5.8 şiddetinde yaşamış ve korkunç uğultuyu hisseden birisi olarak adaya döndükten sonra gecenin hangi saatinde uyanırsam uyanayım ilk o listeme baktığımı ve günlerce etkisinden kurtulamadığımı itiraf ediyorum. Şimdi ise ikinci listemin adı “ Corona Genel” listeme aldıklarımın içinden birkaçını yazacak olursam Dünya Sağlık Örgütü, Türkiye Sağlık Bakanı Fahrettin Koca , Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,Türkiye Cumhurbaşkanı tarafından Kıbrıs Kordinatörü olarak görevlendirilen Fuat Oktay, TC Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Türkiye İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, TC İletişim Başkanlığı, KKTC Başbakanı Ersin Tatar ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan yardımcısı Kudret Özersay olmak üzere diğer takiplerimle toplamda 18 hesaba gece, gündüz devamlı girip bakmak gibi bir alışkanlığın zirvesindeyim. Doğru haberleri okumak ve duyurmak ise görevimizdir diyorum. Biz yaştakilerin riskini biliyoruz. Alınan önlemlerde eksiklik olarak gördüklerimizin eleştirisini ve önerimizi de çekinmeden yapıyoruz. Nihayetinde bizler de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde bürokratlık yapmış kişileriz. Türkiye Sağlık Bakanının dediği gibi “Bu günlerde çınarlar kolay devriliyor” O zaman ayakta kalmanın önemindeyiz. Corona virüsü denen illet, insanlığı esir almaya çalışırken siperimiz ev, kalkanımız alınan kararlara harfiyen uymak olsun diyoruz. Gerçek; insanın davranış biçimindeki sonucun iyi ile kötü arasındaki neticesinden anlaşılmaktadır. İyilik dururken kötülük düşünmek kadar anormal bir düşünce içine girmek çoğu kişide sağlıksız bir hayatın göstergesi olur. Karşındaki için ne diliyorsan onun da senin hakkındaki dileği aynı çizgide çatışırsa ki çoğu zaman öyledir, aynaya nasıl bakarsan onu görürsün, işte o anda “dünyanın kaç bucak” olduğunu anlarsın. Çoğu zaman insanları yargılamak en kolay yoldur. Yardım etmek varken yardımdan kaçınmak doğru bir davranış şekli değildir. Moral önemlidir. Herhangi bir konuda mevzuat bilgisi vermek de bir yardım olduğu gibi, yardım kuruluşlarında görev almak da ulvi bir görevdir. Sorumluluk çerçevesinde, yani, insan bilgisi ve yetisi doğrultusunda her zaman kendinden, yardımcı olunması isteniyorsa problemli konularda her zaman yol gösterici olunmalıdır. Geçici bir dünyada bu kadar siyasi hiddetin ve hırsın ne faydası olur. Salgın nedeniyle Cumhurbaşkanı seçimlerinin ertelenmesi sonrasında işte tam da o noktadayız. Adaylardan ricamız bilhassa Cumhurbaşkanı Akıncı’ da geçtiğimiz bu zor ortamı propaganda malzemesi yapmamalarıdır. Sevginin, şefkatin ve saygının, insanlığın “temel değerleri “ olduğu gerçeğinden hareketle sağlıklı günlere diyelim.

Tedbir,dikkat,özen…

Hani derler ya son zamanımızda bunlar da mı başımıza gelecekti! altmış yaş üstü nüfusdaki demoralize durum devam ediyor. Karamsarlık almış başını gidiyor. Salgın devam ediyor. Her evde huzur ve mutluluğun veya çeşitli tedirginliğin yerini “Corona virüsü” korkusu sarmış. Konuşulan tek şey hastalık ve alınan önlemleri dinlemek için haberlere nöbetçi olmak gibi bir bekleyiş. Her ailede büyük kaygı,hani derler ya hangisine yanayım ?Ailede ülkede,birey sayısı çok,beş parmak biri kesilse hepsi acır misalindeyiz. Her evin durumu hiç farklı değildir. Öncelikli tercih aman evde ne eksik var alayım telaşı, lüzumsuz bir çok alım. Acil ihtiyaç dışındaki alımlar ile evler sanki eski zamanların bakkal dükkanlarına döndü. Kredi kartları limitleri gün geçtikçe düşüyor. Her ailede bütçe açık verdi. Vahim bir durum. Yıllardır çok istisnai durumlar dışında market alışverişimi listemi SMS ile gönderip ihtiyaçlarımı eve getirme alışkanlığında olan bir kişi olarak günlük alımlarımı yaptığım için durumdan en memnun olduğum zamandayım. Ancak böyle bir servis ağının sistemi genelde çalışır mı bence zor. “Sanal Market” uygulamaları belirli saatlerde ve müşterisi kanaatimce az. Birde tüketicilerin alışkanlığı olan elle seçme ve daha iyisini alayım alışkanlığı bu uygulamada engel sanıyorum. Pazarda, markette patatesten tutun biberdir, domatesdir, portakaldı, soğandı seçmecede kaç el kasalarda /reyonlarda dolaşıyor. Bazen aman tadına bakayım deyip uzanıp alan ve yiyenler de var. Alışkanlıklardan vazgeçmek zor. Ancak yaşam tarzının yeniden düzenlenmesi gerektiği zamanda olduğumuzu biliyoruz. Hem kendimizi hem çevremizi sağlık açısından korumamız elzem olmuştur. Mart ayının ikinci Perşembe günü “Dünya Böbrek Günü” idi. Dünya Sağlık Örgütü de sosyal medya Twitter hesabından paylaşımda bulundu ve çeviri aynen şöyle “Bugün WorldKidneyDay . Böbrekleriniz sürekli olarak kanınızdaki atıkları filtrelemek için çalışıyor, ancak bazı hastalıklar etkili bir şekilde çalışmasını engelleyebilir. -Diyabet -Hipertansiyon -şişmanlık hepsi böbrek hastalığı için önemli risk faktörleridir.” Corona salgınında belkide en zorda olan hastalar hastanelerde şifa bulmak için diyalize girenlerdir. Bu hastaları düşünmeden duramıyorum, haftada kaç kez hastane merkezlerinde geçen onca saat, biliyorum çünkü 12 yıl rahmetli eşim Özel Berova’nın diyalize gidip geldiği günleri hiç unutmadım. Diyaliz merkezlerinde çalışan ekiplerin zorluklarını gören birisiyim. Hastaların ne acılar çektiğini de diyaliz sonrası kaç saate kendilerine gelebildiğini bilenim. Hani derler ya her kes yaşadığını bilir işte tam o noktadayız. Onlar için diyaliz merkezlerinde ayrı bir özen gösterilmesi tedbir alınması maske kullanıldırılması kaçınılmaz olandır. Bu arada bir 14 Mart Tıp Bayramı daha geride kaldı.Dünyada “pandemi “ ilan edildiği bu günlerin sınavındayız. İtalya’ya yardıma giden doktorların olduğu haberlerini okuyanlarız “Hipokrat’ın ilk kuralı, hekimin hem düşünceleri hem de seçtiği tedavi yöntemiyle hastaya en ufak bir zararın dokunmamasının sağlanması gerekliliği idi! Hekimlik tarihi ve yasaları açısından değerlendirildiğinde kural, büyük önem taşımaktadır. Her yıl yazılarımda 14 Mart Tıp Bayramında Hipokrat Yeminini tekrarlıyorum. Bu gün için de Türkiye’de Tıp Fakültelerinin mezuniyet törenlerinde kullanılan en yaygın yemin metinini yeniden yazacağım. ”Tıp fakültesinden aldığım bu diplomanın bana kazandırdığı hak ve yetkileri kötüye kullanmayacağıma, hayatımı insanlık hizmetlerine adayacağıma, insan hayatına mutlak surette saygı göstereceğime ve bilgilerimi insanlık aleyhinde kullanmayacağıma, mesleğim dolayısıyla öğrendiğim sırları saklayacağıma, hocalarıma ve meslektaşlarıma saygı göstereceğime din, milliyet, cinsiyet, ırk ve parti farklarının görevimle vicdanım arasına girmesine izin vermeyeceğime, mesleğimi dürüstlük ve onurla yapacağıma, namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.” Her şey yeminde ifadesini bulandır. Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile KKTC Başbakanı Ersin Tatar’ın konuşması ve her türlü tedbirin yapılacağı vaadi adadaki bizlere büyük bir moral ve güç olmuştur. Yazımı Türkiye Cumhurbaşkanı sözcüsü Sayın İbrahim Kalın’ın paylaşımı ile noktalıyorum “Ne rehavet, ne panik. Tedbir, dikkat, özen.”

Hak alma mücadelesi

Her 8 Mart önemli sayılan bir günde, 365 gün emeği ve kadının emeğinin değerini anlatmak için neredeyse erkeği ile kadını ile sıraya giriyoruz. Bu güne mahsus sivil toplum örgütlerinden başlayarak siyasi partilerin kadın kolları, sendikalar, kamuda çalışan ve özel sektördeki kadınlarımızın gönlünün alınması ve örneğin bir çiçekle memnuniyet sağlanması yönünde faaliyetler oluyor. Yaşadık gördük biliyoruz. Sanayi devriminden bu yana onca asırlar geçti. Fabrika işçiliği dahil her meslek grubunda bir çok kadınımız bir çok rol üstlendi. Kadının çalışmaya başlaması ile ekonomik özgürlüğünün kendine has faydaları kadını siyasi,ekonomik ve sosyal yönden geliştirdi. Kadınlar, esasında en ağır işçi statüsünde çalışan ve yaşama değer katan varlığın sebebi mucizesidir. Kız çocukları doğdukları andan itibaren yetiştirilme tarzı ile ilk günden itibaren adeta yardımda kusursuz olma adına ailedeki eğitimle büyüyor. Evde getir götür işlerinde öncelikli olarak bir nevi sınavdan geçiriliyor. Mecburi eğitim sürecinden sonra seçim haklarını kendileri veya bulundukları şartlar belirliyor. Çalışma hayatı başlarken diğer yandan bir kısım kız çocukları eğitim süreçlerini meslek seçimi ile sürdürüyor. Hiç bir zaman unutulmayan ise; Kadın öncelikle ana, iyi bir eş, iyi bir kız çocuğu olarak her ailenin kendi bulunduğu düzende ve kültüründe yetişen ve genelde nüfusun yarısından fazla olarak istatistiklerde yer alandır. Şiddet deyince akla gelendir, ana deyince en merhametli varlıktır, eş olarak sevecendir. Kadın cefakardır, kadın ayni zamanda vefakardır. Her memnuniyette önceliğini kullanma hakkını verebilme eğilimindedir. Geçmiş uzun yıllarda görülmektedir ki vatan müdafaasındaki mücadele içinde ülkemizde ve anavatanda Türk kadınları yer almıştır. Kadının üretimde vatan topraklarına, nasırlı elleriyle kattığı fayda kayda değerdir. Ve günümüzde de unutulmayan bu ulvi kadınlarımızı şükran ve minnetle anıyoruz. Bir 8 Mart daha geride kalmış ancak kadın her günde asli hükmünü sürdürmeye devam etmektedir. Hak alma mücadelesinde söz hakkını bir gün yerine her güne yaymaktadır. Ülkemizde Yasama, yürütme ve yargıda olduğu kadar üst kademe yöneticiliğinde de yer alandır. Yeterli mi? rakamlara göre hayır! ancak temennimiz kadınların bu tür görevlerde çoğalmasıdır. 8 Mart Dünya kadınlar gününü yeniden kutlarken Cemal Süreya ‘nın erkek bakış açısı ile kadınları tarifindeki şiirini sizlerle paylaşmak isterim… bir kadını ortadan ikiye böl… yarısı annedir, yarısı çocuk, yarısı sevgili yarısı aşk… duyanlar bunu bilmez, görenler anlamaz bunu! yarısı rivayettir, yarısı gece.

Tülin Berova
Bahar kalkanı

Bahar kalkanı

Her Yaşın kendine özgü kuralları, görevleri, erdemleri vardır.’ diyenleri unutmadan,yeni bir yaşın heyecanı içerisinde,kendi doğum günümün, anlam ve öneminde dünün 1 Mart tarihinde doğanların doğum gününü kutlarken, nice yıllara,sevgiyle diyorum. Geçip giden bir ömür ve bu ömürde gördüklerimiz, dinlediklerimiz ve görünülür bir yaşam. Rutinde değişen bir şey yok, yakın çevre derken genişleyen çevre ve ömür kitabınızda değer verdikleriniz ve değer kattıklarınız. Yaşamın gerçeklerinde ailenin önemi ve size kattıkları sizin için vazgeçilmez olanlar nihayetinde bir doğum günü nasıl olsa her yıl ayni tarihte kimliğinizdeki tarihte ve yerde doğduğunuzun tescili! Ve sonrası; Anneniz, babanız,kardeşleriniz, eşiniz, çocuklarınız ve torunlarınız ile kendinize ait kocaman bir dünyanız olur. Kendinize ait dünyanızda kurduğunuz dostluklar ve karşılıklı sevgi ve saygı hepsi bir bütünün parçaları gibidir. İnsan her yaş alışında geriye dönüp baktığı zaman dünya hali dünya deyip neler yaşamış olduğunun yani bir ömre sığdırdıklarının muhasebesini ve murakabesini yapıyor. Ocak 2020 tarihinin hem geriye hem ilerisine baktığımız zaman yılın olumsuz nice gelişmelerinin devam ettiğini görüyoruz.Sanki olumsuzluğun çizilen kara bir tablosunu seyreder gibi 2020 ‘nin 3.ayını bulduk. Astrologlara inanmak istemesek bile yıl için koydukları teşhis ilginç olduğu kadar korkunç çağrışımların beyanı gibi olduğunu okuyoruz. “Astrologlar, bu yılın tutulma ve geri hareketlerin yılına girdiğimizi söylüyor kehanetinde bulunması enteresan olduğu kadar da korkunç iddialar oluyor. Astrologlar kendilerine göre bir de gökyüzü haritası çıkarmışlar ve hatta tarih aralıklarında burçlara göre tahminler yürütmüşler. Onların açıklamalarına göre detayları okuduğumuz zaman işin vehameti ortaya çıkıyor. Bunu geçtik inanmıyoruz dedik lakin gerçeklerde yaşananlar bir nevi ifadelendirilenleri doğrular nitelikte oluyor. Yakın çevremize baktığımız zaman Akdeniz’in suları kaynıyor, Türkiye’deki deprem silsilesi devam ediyor. Malatya depremi ile meydana gelen afetin yaraları sarılmaya çalışılıyor. Sabiha Gökçen Hava alanındaki uçağın pisten çıkışı, üçe bölünmesi hayatını kaybedenler hepsi hafızalarda yerini aldı. Geçmiş yılların domuz gribi, kuş gribi denen ve yaygın bulaşıcı olma durumu geçmeden dünya Corona denen öldürücü salgından etkilenmekte ve gün geçtikçe dünya nüfusunu tehdit eden hastalık yayılmaktadır. Lanetli diyebileceğimiz virüs bir fırtına şekilde ülkeden ülkeye geçmeye fırsat arıyor. İnsanlar tedirgin dünya korku içinde ve yaşamdaki rutin içinde sağlıkta çareler üretilmeye çalışılıyor. Bir bakmışsınız ki Lefkoşa Burhan Nalbantoğlu Hastanesinde yangın çıktı haberleri ve çıkan kriz, doktorlarımızın yoğun çabası var. Yaşadıklarımız içinde vatan konusu mevzubahis olunca en önemlisi Türkiye’nin sınırlarını tehdit edenlere karşı sert ve sarsılmaz duruşu var, İdlip ‘de Türk Silahlı Kuvvetlerince verilen haklı mücadelede vatanı için şehit olan mehmetçiklerimize duamız yaralılara geçmiş olsun dileklerimiz var. Bir çift söz de Anastasiadis’e sınır kapılarını kapatım 1963 yıllarının kapılarına geçerim moduna “gerekçe” arıyorsa ona da verilecek cevaplar kesin olur, inadına çözüm diyenlere de! Sayın Akıncı’da umarız kendini sükutu hayale uğratan bu davranışı anlamıştır. Anastasiadise telefonla yakarışlarını bir an önce bırakmalıdır. Regaip Kandilinin idrak edildiği gecede şehit olan askerlerimizin yürek yakan ateşi Türkiye’nin ve ülkemizin müşterek üzüntüsü olmuştur. Diplomatik yoğun girişimler devam ediyor, Bahar Kalkanı harekatı başlamış bulunmaktadır, Allah askerlerimizin yar ve yardımcısı olsun diyenleriz. Türkiye’nin mültecilerin Avrupa’ ya geçiş serbestiyeti Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kararlı tutumu ile devam ediyor. Sosyal twiter hesabından Cumhurbaşkanı Erdoğan “Türkiye haklı mücadelesinden hiçbir zaman geri durmayacaktır. Hiçbir şehidinin kanını yerde bırakmayacaktır. Hiçbir ihaneti unutmayacaktır. Milletimiz yanımızda olduğu sürece her zorluğun üstesinden gelecek, ülkemizi köşeye sıkıştıracağını zannedenlere tarihi bir ders vereceğiz.” Paylaşımını yapmıştır. Sonuna kadar desteğimiz vardır. Ve o Avrupa sınır kapılarında sayısı binlerle ifade edilmeyecek çok sayıda mültecinin zorlu geçiş ve umuda yolculuğu devam ediyor.Edirne Kapısından 76 bin 358 göçmenin geçiş yaptığı açıklanırken Avrupa’ya geçiş sınır kapılarına mülteciler yığılıyor. Avrupa insani duygularını kaybetmiş, Yunanistan mültecilere ateş açıyor. Uzakların yakın olduğu mesafedeyiz ve ömrümüze kattığımız her yılda kaderde nelerin bizleri beklediğinin kaygısını dünyaya bırakıyoruz!