Category: Uncategorized

Kanaatkâr Ol

Kalp kırmak kolaydır… Kırılan kalbin onarımı zordur… Günümüzde, usul hal ile anlatım, eleştiri, haber en uygun tavır olmalıdır. Zaten bunun dışındaki davranışlar kişinin kendi kültüründe ki birikiminin dışa vurumundan başka birşey değildir. Böyle davrananlar elbette kendilerine benzer kişileri de etraflarında toplayanlardır. Halbuki bu geçici dünyada Allahın insana bahşettiği konuşma kabiliyetini kullanmak hiç ama hiç bir insan için zor olmadığı gibi, sivil toplum örgütü olsun, sendikal faaliyet olsun, gazeteci olsun, siyasetçi olsun, tv yorumcusu olsun, alanında uzman kişiler olsun hadiseleri ifadede irite edici olmamasını ,bilmeleri ve yeteneklerini bu yönde kullanır olmalarını gerektirenlerdir… Elbette ülkemizde bazı işlerde hani derler ya , elde olmayan sebeplerden ötürü, bazı aksaklıkların var olduğunu görüyoruz. Bu her zaman iyinin unutulmasını gerektirmez. Bu aksaklıkları ifade edenlerin üslubu ise her zaman kayda değer, fayda sağlar; ama bazı kişilerin fayda sağlamayan üslubu eğer ne şekilde olursa olsun, rant sağlama yönünde kırgınlığı motive ediyorsa bu ancak toplumsal faydaya verdikleri zarar olur… Beyanatların ,son dakika haberlerinin, havada uçuştuğu, günlerden geçiyoruz… Konu sıkıntısı yoktur. Şimdiki merak , siyasi partiler kimleri aday gösterecek, nasıl bir yöntemle seçecek, kim aday olacak, kim olamayacak, seçim sonucundan sandıklardan iktidar çıkarmı ? Çıkmaz mı ? Yeni seçim yasasına göre seçmen oy kullanılırsa hata yapar mı? yapmaz mı ? O siyasi parti mensubu bunu yaptı ,öbürü bunu yapmadı, onun hakkında bu söyleniyor derken ,anketler yalan söyler mi? Söylemez mi? Diye yazılı, çizili konuşulur günler geçecek ve bu masal hiç bitmeyecek gibi günlerce gündemi meşgul edecektir… Şimdiden gazetelerden ‘mesajlarda’ göndermeler başladı, şahsıma da Sayın Levent Özadam dün gazetesinden mesaj göndermiş… ‘Sayın Tülin Berova, seçim yazılarına epey yoğunluk verdiğinize göre, acaba adaylık bu kez kesin mi? Kadın kotasının yükseltilmesi, sizin için iyi bir avantaj olabilir. Güçlü bir yürek olarak değerlendiriniz deriz’ diye yazmış … Sağolsunlar Star Kıbrıs gazetesinde yazdığım yazılarımı, okuyorlar. Konularımı takip ediyorlar… Yazı içeriklerimde konu siyaset olsun, güncel olaylar olsun, ne olursa olsun, köşemde, yılların bürokratik ve siyasi tecrübemin, yalın bir anlatım mahiyeti her zaman var olandır… 38 yıl siyasi bir partinin kaç kez genel seçimine, kaç kez yerel seçimine, yetkili kurullarının en üst kademesinde hizmet etmiş, köy gezilerine katılmış, ayrıca seçim zamanında, aday saptama komisyon üyeliği yapmış bir kişi olarak elbette fikirlerimi yazacağım, yazmaya da devam edeceğim, ama bu aday olacağım anlamı taşımamalıdır… Yine de ‘Güçlü bir yürek’ denmesi ile siyasette geçen yıllarımın bir nevi özetlenmesi şahsen beni bu mesajda sevindiren cümle olmuştur… Seçime giderken çok şeylerin konuşulup yazılacağı günlerdeyiz… Temennimiz kimsenin kimseyi kırmadığı bir propaganda dönemi olmasıdır… Yaşayıp göreceğimiz çok şeyler vardır… Mevlana’nın deyişindeki ‘Kanâatkâr oIanIar en büyük zenginIiğe sahiptir’ sözü ise mutlaka bu dönemde hatırlanır olmalıdır… 

Advertisements

Nefesin Şükrü

Ömür süresince yaşadığı her olaydan ders alabilen insanlar kendine o günün ve bu günün şartlarında hak verebiliyorsa bu insanların kendileri ile barışık halleri ile çevresindeki barışta etkili olacağı gerçeği vardır. Yaşadığı müddet insan, her olayı hafızasına kaydeden ve bu kayıtlarda olumlu veya olumsuz hadiselere o günün şartlarında hak verebiliyorsa bu gibi insanlarında kendileri ile barışık halleri etrafındaki barışta etkili olduğu gerçeği yatsınamaz olandır… Sonuçta değermiydi? Değmezmiydi? Soruları her geçen gün kendi cevabını bulan olmaktadır… Kapsamlı sorularda kişilerin kendine öncelikle samimiyetle cevap vermesi gerekir. Bu empatinin yapılamaması hali ise, insanları gerçek yaşantısından uzaklaştırır… Halbuki gerçekler insan hayatının her gününden başlayarak özgeçmişinin içerisinde var olandır… O halde göz açıkken gözümüzde biriktirdiğimiz değer verdiğimiz iyisi ile kötüsü ile not aldığımız yer, yüreğimiz değil de nedir peki? Bazen insan yaşadıklarını,duyduklarını,her yaşın getirdiği olgunluk terazisinde tartıp denge ve tecrübe dediğimiz çerçevede ister kara kaplı,ister gümüş kaplı,ister altın olsun ister pembe bir kitapta alt alta koyup toplayıp çıkarmıyor mu? Bu hesap rakamların hesabı değil bir yaşanmışlığın toplamdaki fotoğrafıdır… Hesap uyuşturması budur… Yazdık, yine tekrarlıyoruz… Gerçekler her zaman tekrarla anlaşılır kılınandır… Yıllar yılların ardı sıra bir birini omuzlayarak bu güne geldi dayandı. Hatırlatmak kadar unutmak da bazen hayatın,tanrının insana lütfettiği sabırdır… Sabrın tükendiği anlar vardır metanet güçlüdür. Yine de, aman denge denge diye ulaşılan bu günlerde dengesizlikleri gördükçe insan bir tuhaf olsa da yaşamın devamında ilerlemek kaçınılmaz bir gerçek olarak yüzüne vuran oluyor… Çalışma hayatı insanın dışa vuran iz düşümü… Burda başarı başarısızlık terazisinde ölçü kişiden kişiye değişen bir ayar… Bir geriye dönüp bakıldığında ne kadar basit,ve yapılabilir işlerin yapılmadığının konuşulduğu ortamı görürüz… Ancak ne yazık ki yapılamayan işlerin ortaklığında olanların daha çok konuştukları da bilinmez değildir… Yaşadığımız coğrafya mevsimleriyle, her mevsimin kendi özelliğinde bütün farkındalıkları bilecek düzeydedir… Kimsenin kimseye kırgın olmaması gereken bir ortamda her proplemin mutlaka kafa ve kasa birliği ile çözülebileceği inancı halen tükenmiş değildir… Her zaman inatlaşmanın dışında alternatifler mevcuttur… Bu konuda elbirliği şarttır, yaşanan bu yeni süreçte mutlaka taşlar yerine oturacaktır… Hepimiz dengelerin öneminde ve elimizdeki nimetin farkında olur, ülkemizde özgürce aldığımız nefesin şükründe olabiliyorsak mutluluğun adını barış koyacağımız günler uzak değildir… ‘Hayatı seviyorsanız, zamanı boşa harcamayın, çünkü zaman hayatın kendisidir.’ deyişindeki hakikat gibi… 

İkramlık seçim 

Demokrat Parti Genel Başkanı ,Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı Sayın Serdar Denktaş seçim ile ilgili açıklamalarını gerek basın gerekse dünkü Meclis Genel Kurulunda yapmıştır… Ne diyor Sayın Denktaş ‘Her ne kadar demokrasiler içerisinde seçim tarihleri “hodri meydanlarla” belirlenmese de; seçim tarihi belirlemesi gereken taraf iktidar partisi olması gerekirken bu görev iktidar partisi tarafından muhalefet partisine ikram edilmiş olsa da, bugünkü Meclis aritmetiği içerisinde UBP ve CTP oyları bu kararı geçirmeye yeterlidir.Bu iki Parti Başkanının sorumsuz yaklaşımları nedeniyle ülkemiz 2018’e yeni bir bütçe ile değil 2017 bütçesi ile girmek zorunda kalacak ve bu nedenle sektörlere yönelik bazı ödemelerde gecikmeler yaşanacaktır’ ve ilave ediyor; ‘Hedefimiz 2013 genel seçimlerinde ulaştığımız oy oranını artırarak kendi programımızı halkımız için hayata geçirebileceğimiz bir seçim sonucu elde etmektir.’ Diyen Sayın Denktaş Pazar gün Balıkesir köyünde partisin katıldığı bir toplantıda kendine sorulan sorulara verdiği cevaplar ile halkın büyük bir çoğunluğunun seçim kargaşası içerisinde geçimlerini ilgilendiren ve bu maaşlara göre bütçelerini denkleştiren memurların 13. Maaşlarının Aralık ayı başında ödeneceği haberini vermişir… Serdar Denktaş Balıkesir köyünde sorulan başka bir soruya ise yine, CTP ile UBP’nin ülkeyi zamansız açıklamaları ile kaosa götürdüğünü iddia etmiştir… Nitekim Meclis Genel kurulundaki görüşmede Denktaş tutanaklarda, önemini diğer yıla taşıyacak konuşmasında bütçe ile ilgili kaygılarını yeniden dile getirmiştir… Muhalefet ise gerek Sayın Erhürman, gerekse Sayın Özgür, bütçenin tehlike arzeder duruma gelmesinde, ikdidarı hayli suçlamıştır…Sayın Soyer ise 2018 Mali yılı bütçesinin gereken zamanda Meclise sunulmasının ve görüşülmesinin sağlanmasının, yürütmenin asli görevi olduğunu konuşmasında belirtirken, bütün bu görevlerin sığdırılacağı zamanın yeterliliği konusunda önerisinin içtenliği ve sorgulanır hali seçmen nezdinde ehemmiyetini koruyacaktır… Sayın Özgürgün ise komiteye dahi gerek olmadan seçim tarihinin 7 Ocak için ,derhal Genel kuruldan karar çıkabileceğine ilişkin seçim tarihi ile ilgili kararlılığını ortaya koymuş, diğer konulardaki cevaplarını seçim meydanlarında vereceklerini ifade etmiştir… Seçim sathına girilmiştir… Adaylar ben adayım demeye başlamışlardır… 50 üstü adayın listelere girememesi hali ile oluşacak kırgınlıkların nasıl giderileceği hususu ise partilerin en büyük sorunudur… Zaman kafi değilse bile kırgınların gönlünün alınması da ayrı bir hadise olacaktır… Bundan sonraki günlerde ülkemizdeki seçim gündeminde, her an yeni bir beyanatın varlığında olacağız. Siyasette uzman kişiler bu konularda elbette seçim süresince ve sonrasında yorumlarının yapılacağı televizyon programları olacaktır…Seçmenin nabzı ölçülecektir… Kati tarih belirlenmesi ile genel seçim yapılacak, sonucu, oyları ile sandıkta seçmen belirleyecektir… Bu arada Sayın Denktaş’ın DP ‘nin hükümetten çekilmesini gerektirecek bir durum olmadığı ifadesi önemliyken, seçime eski seçim yasası ile girilmesinin muhtemel olduğu görüşü yanında geçici hükümet isterseniz gelin görüşelim söylemi siyaseten son derece manidar ve stratejik bir açılımdır… Meclis görüşmelerinde ise tarihin komiteye havale edilmesi konuşulurken seçim ve halk oylaması yasasındaki son şekil, mecliste konuşmalarda yer almamış, eski yasa mı yeni yasa mı söylemleri bu gün için muallakta kalmıştır… Kim ne derse desin bu seçim yangından mal kaçırır gibi olacaktır… Bu saatten sonra diyecek tek cümle herşeyin hayırlısı olsun. Seçim öncesi olduğu kadar seçim sonrasının da önemli olduğu unutulmasın..

Seçici Seçim 

Bu günlerde en çok tartışılan konu Kıbrıs müzakereleri başlar mı? Başlamazdı derken, Rum kesimindeki başkanlık seçim sonuçları beklenir olmuşken, gündeme bomba etkisi yaratan Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün’ün UBP’nin kuruluşunun 42. yılındaki resepsiyonundaki konuşmasında CTP ‘ne yaptığı ve tarihi verin, erken seçime gideriz çağrısına büyük bir hızla cevap veren Cumhuriyetçi Türk Partisinin Genel Başkanı Tufan Erhürman’nın 7 Ocak açıklaması seçmen üzerinde sorgulama yönünde bir soru işareti bırakmıştır… Öncesinde seçimin ayak sesleri, seçmenin heyecanı ilçe seçim kurullarının oluşturulması ile başlamış olsa da böylesine ciddi kararların parti yetkili kurullarında görüşülmesi, yetki alınması ve açıklanması gerekir kanaatim vardır… Açıklamalar yapıldığına ve yapılmaya devam ettiğine göre yetkili kurullarının ikisinin de genel başkanlarına sınırsız genel yetki verdiğini düşünmemek elde değil… Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Meclisi önümüzdeki yılın bütçesini yasal süreç içerisinde Aralık ayında Meclis’te yapılacak aralıksız görüşmeler ile tamamlamak ve meclisten geçirilmesi durumu olunduğu rutinde bilinendir… Bütçenin geçirilmesi için ise yeterli oy çoğunluğuna ihtiyaç vardır… Bu konuyu bir tarafa bıraktığımız zaman bu zorlu süreçte Meclis’te grubu bulunan, bulunmayan ve ilk defa seçime girecek siyasi partilerin aday belirleme gibi oldukça seçici davranmaları gereken hayli zor bir konuda karar verip yasal süreçlerde bu saptamaların yapılması adaylıklarının kesinleşmesi için geçecek süreler vardır… Bizim bildiğimiz kadarı ile siyasi partilerin idari kadroları içerisinde yeterli profesyonel bir çatı yoktur… Bütün iş yetkili kurulların kararından geçip hayat bulacaktır… Gerek mevcut gerekse yeni aday müracaatları istenecek bu müracaatların polis sicil belgeleri ekinde olacaktır… Bu arada adaylık müracaatları için saptanan para miktarı belli olacaktır… Siyasi partiler ne kadar çok aday o kadar çok para ile toplanacak meblağı ada genelinde saptayacakları 50 adayın propaganda masrafları olarak kullanacaktır…Tabi yine her siyasi partinin toplamdaki seçim harcaması açıklama istemleri aleni olarak her seçimde olduğu gibi istenecektir…Konuyu özetleyecek olursak geniş olsun dar olsun yetkili kurulların 112 gibi çalışması gereken bir döneme girilmiştir… Bütçe görüşülüp/görüşülmeyeceği ve oylanma süreci de sancılı olacağı kesin… Bu konuda bütçenin seçimden sonra görüşülmesi yasal prosedürü ne olacağı merak konusudur… Bazı yıllarda bütçe görüşmelerinde konuşma rekoru kıranlar varken bu mali yılsonunda bütçenin görüşülmesine veya görüşülmemesi yönünde muhalefet yapmayacaklar mı? Bu konuda es geçilecek bir konu değildir… Kaldı ki seçim ve Halk Oylaması yasa tasarısındaki oynamalar için konu meclis komitesinden henüz genel kurula taşınmamıştır… Ya oy pusulalarının baskı işi derken her şeyin tıkırında gitmesi hali bile 7 Ocak tarihini belki de talihsiz bir açıklama olarak yalnız bırakacaktır… Seçim konusunda tarih konusunda Ocak olmuş, Nisan olmuş veya tespiti Haziran olmuş önümüzdeki günlerde, haftalarda ve aylarda her halükarda medyanın konu sıkıntısından uzak bir dönem geçireceğidir… Seçim mutlaka bir tarihte yapılacaktır… Bilinmesi gereken gerçek ise ‘Hayatımız yaptığımız tercihlerin toplamıdır.’ deyişindeki tercihin hangi siyasi partiye ne kadar tercih olarak yansıyacağıdır… Bu gün Pazartesi 16 Ekim 2017 gözler Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Meclis toplantısı ve siyasi partilerin iç bünyelerine yapacakları toplantılar üzerinde olacaktır

Diğer sayfadaki umut ve barış… 

Her Cuma olduğu gibi yine eğitimle ilgili olarak babam Hüseyin Özdemir’in elimde mevcut yazılı kağıtlarında bahsettiklerini bugünlere taşımak adına, onu yazmaya devam ediyorum. Cuma gününde, genelde kişilerin büyüklerini andığı onlara dua gönderdiği ve bu duaların dua eden kişilere verdiği huzur vardır. Cuma gününün bahşettiği nimetlerin farkındalığı bir şekilde yaşanmaktadır… Bu çerçevede, 1937 yılının Omorfo Öğretmen Kolejindeki idari yapının hükümet memurlarından teşkil ettiğini okuyoruz… Bu kişiler öğretmen kadrosunda değillerdir… 

Dr. G. F. Seleight tam yetkili olup senelik maaş 360 Kıbrıs lirasıdır… O yıllara göre büyük bir paradır… Üstelik iaşe ve ibate masrafı yoktur… 30 yaşlarında genç yaşta eşi ölmüş, eşini çok sevdiği için tekrar evlenmemiş bir kişidir… Tayini, İngiltere müstemleke idaresince yapılmıştır, psikoloji, Pedagoji ve İngilizce öğretmektedir… Engelli çocuklar ile ilgili kitabı uluslararası psikoloji literatürüne geçtiği babamın notlarında yazandır… Bu kişinin öğretmen ve öğrenciler ile ilişkileri mükemmeldir öğrencileri ile tenis oynamaktadır aynı zamanda Kıbrıs eğitim planlamasında söz sahibidir… Bu nedenle Maarif müdür muavinliği de yapmaktadır… 

Mr. Costas Lapas genç yaşta senelerce Rum okullarının müfettişliğini yapmış, öğretmen Koleji için iki sene İngiltere’de burslu okumuştur. Temiz giyinen gösterişli ve sevecen birisidir. Öğretim metotlarını öğretmektedir, kolejin futbol takımı çalıştırmakta ve yurdun iaşe ve diğer masraflarından sorumludur… Senelik maaşı 240 KL’sıdır. O zamanlarda 20 senelik ilkokul öğretmeninin 85 Kıbrıs lirası maaş aldığı düşünülürse bu maaş iyi bir paradır… Esat Zaim Bey ünlü İngiliz öğretmen St. Georg’un Lisede iken yetiştirdiği 5 öğrenciden birincisidir… Lisedeyken, Londra olgunluk imtihanını geçmiş, Omorfo Öğretmen Koleji için iki sene İngiltere’de Exeter Üniversitesinde Eğitim görmüş ve Pedagoji yapandır. Bilgisi ve dürüstlüğü nedeniyle Türk ve Rum öğrencilerin sevgisini kazanmıştır… Türk öğrencilere edebiyat Rum öğrencilere İngilizce tarih fizik dersi vermekte ve her sabah erkenden beden eğitimi dersini yaptırmaktadır… Kolejin yurdunda kalandır… Öğretmen Koleji’nin öğretmenleri memur kadrosunda olduklarından emekli maaş hakları da vardı diye yazan babam lise ve ilkokul öğretmenlerin ise bu haktan yoksun olduklarını yazmaktadır… Mr. Frankopulos Mısır’da pamuk uzmanlığı yaparken Koleje Ziraat dersleri vermek üzere atanmış dersleri İngilizce veren, laboratuvarı zengin bir öğretmenleriydi, her öğrenciye 15 x 10 metrekarelik bir toprak tahsis edip orada sebze çiçek ve bitki yetiştirmektedirler. Budama konusunda ise öğrencileri Trodos dağlarına götürür 1.Sınıf otelde 15 gün misafir eder ve budamayı ağaçlar üzerinde tatbiki öğretirdi… Kış mevsiminde, turfanda domates ve salatalık yetiştirir, çarşıya sevk ederdik diyen babam, o zamanlar seracılık henüz yoktu, denizden ve dağlardan gelen kuvvetli rüzgarları bahçe çitleri ile keserek başarı sağlandığı notlarda var olandır… Mr. Jackson’un Lefkoşa İngiliz okulunda da öğretmenlik yaptığını ayni zamanda kolej de müzik dersinin okullarda nasıl öğretileceğine dair metot dersleri verdiğini yazan babam kendilerine resim dersini veren hocanın adını Mr. Diamantis olarak vermiştir ve bu kişinin son derece ince bir ruha sahip olduğunu her yılsonu yapılan resimlerden sergi açtığını da yazmıştır… Kolejin mutfağındaki aşçının Yorgo isminde birisi olduğunu mutfağı ve yemek dağılımını garsonlar ile yaparken Türk öğrencilere Ramazan günlerinde sahur ve iftar hazırladığını o günün şartlarında bunun oldukça önemli bir servis olduğu da ayrıca notlarda belirtilendir… Garsonlar lise mezunu oldukları için daha sonraları koleje öğrenci olarak alındığı ve öğretmen olarak yetiştirildikleri ayrıcalığından faydalanmaktadırlar… Babam öğretmen Koleji’nde öğretmen ve öğrenciler arasında mesafe yoktu diyerek öğretmenler in öğrencileri sevdiğini öğrencilerinde öğretmenlerine saygı gösterdiğini yazarken sınıfta kalma diye bir şeyin olmadığı da notlarında var olandır… Okulda nasıl kendisine Mr. Özdemir deniyorsa diğer öğrencilere de ayni şekilde hitap edildiğini. Okula alınacak Rum öğrenciler için polisin gizli raporlarında komünist olmadıklarına dair bilgiye bakıldığını, sonrasında öğrencilerin Omorfodaki sağcı-solcu grupların içine girdikleri ve şiddetli münakaşaların rahatsızlığını da dile getirmiştir… Ne diyelim? Okudukça umutların ve barışın diğer sayfada bulunması niyetiyle hayırlı cumalar… 


Sizi ne güzel dolandırdı…

Bugün, bir dolandırıcılık hikayesinde, gerçek günümüz yaşamında ,dün ile bu günün dolandırıcılığın, becerisinde ve zekasında ,pek bir değişiklik olmadığını görmekteyiz… Bu konuda yazmaya karar verdiğimde Ülkemiz insanının çoğunun tanıdığı Tavuri’nin bahse konu aldatma hikayelerinin , aldatan ve aldatılan yönü ile analizini araştırmacı yazar, Sayın Mehmet Hasgüler’in bir gazetede yayımlanan makalesinde internete okudum… Sayın Hasgüler, yazısında Tavuri ve hayatı için anlatımı hakiki ve yüz yüze oldukça ilginç, ne diyor Hasgüler ‘Mustafa Zekeriya. Nam-ı diğer Tavuri! Son on üç aydır İngiltere’de kalıyor… Geçtiğimiz gün Dayanışma Evi’nin önünde aniden karşıma çıkıyor! Yine memleketin “ahmaklarıyla” başı dertte! Anlattığımda Tavuri’ye hak vermemek elde değil… Tavuri İngiltere’den Kuzey Kıbrıs’taki muhtemel cep telefonları arıyor ve bildiğiniz aldatma “numaralarını” oynuyor… Yani 7-8 kişiyi çeşitli kurgularla ikna ediyor ve “MoneyGram” üzerinden hesabına paraların havale edilmesini sağlıyor… Birisine Tesco’nun ortaklarından olduğunu ve karısını-kızını Antalya’daki trafik kazasında kaybettiğini ileri sürüyor… Bu vesileyle onların hatırasına Kuzey Kıbrıs’a bazı fakirlere yardım yapmak istediğini belirtiyor… Bunun üzerine karşıdaki yani K.Kıbrıs’taki aranan kişi de tam üzerine bastınız deyip, Tavuri’yi cesaretlendiriyor… Tavuri doğum kağıdını soyadı kanunundan önce aldığı için İngiltere’ye resmi adı-soyadı Mustafa Zekeriya olarak giriş yapıyor… Pasaport Kıbrıs Cumhuriyeti’nden yani… Bu konuşmaları yaparken de kendisini Mustafa Zekeriya olarak tanıtıyor! Yani buralarda iş reel gidiyor… Mustafa Zekeriya kendisinin annesinin Türk babasının İngiliz olduğunu ve çok yoğun bir iş adamı olduğunu söylüyor… Benzer kurgularla kimisine Volvo’nun İngiltere bayisi olduğunu, kimisine MoneyGram’ın ortaklarından olduğunu söylüyor ve bu 7-8 kişilik farklı yerleşim yerlerinden hesabına 15 bin dolarlık para yatırılıyor… Bu para yardımını ya da enayiliğini gösterenlerden birisinin polis olduğunu Mustafa Zekeriya söylüyor! Peki, bu farklı öykülerdeki bu insanlar telefonla kendilerine ulaşan bu tanımadıkları adamın hesabına neden parayı yatırıyorlar? Hangi saikle bu oyuna bu yurttaşlar iştirak ediyor? Ve yazısında Hasgüler soruyor… Her arayana para gönderir misiniz? Bu yazıyı okuyunca daha evvel sizlerle paylaştığım İncili Çavuş’un hikayelerindeki aldatma ile ilgili bir diğer hikayesini, hatırladım; ‘Bir gün azam-ı devletten biri sohbet sırasında İncili Çavuşa sorar ve İstanbul’daki dolandırıcılıkta usta birisi var , bu işi nasıl yapıyor merak ediyorum der…İncili Çavuşun cevabı hazırdır… onların şeytan gibi adamları olduğunu dolandırıcılıkta kullandıkları bir çok alet edavatları olduğu söyleyince, aldığı cevap dolandırıcıyı bana getirin olur… İncili Çavuş emri yerine getirir ve en meşhur dolandırıcıyı ağaya götürür… Ağa adama nasıl dolandırıyorsun diye sorduğunda adam alet adavatım vardı ancak sattım ve ilave eder icra-i sanat budur der… Zatı muhterem daha da merak eder ve beni dolandırsana dediği zaman aletlerim yok geri almam ve sizi dolandırmam için paraya ihtiyacım var cevabını veren dolandırıcıya alet parası ne kadar diye sorulur,alet alması için ona bin altın verilir… adam huzurdan ayrılıp gidince, İncili Çavuş gülmeye başlar, sahib-i hane sorar ‘ Niye gülüyorsun? Cevap ‘Sizi ne güzel dolandırdı, ona gülüyorum.’ -Ne demek? Beni kim dolandırdı? -Giden adam , -Canım ben dolandırılmadım, öyle bir şey görmedim denilince İncili çavuş ,efendim, dolandırılmak öyle zannettiğiniz gibi dolaba koyup fırıl fırıl çevrilmek değildir. İşte size bir takım sözler söyleyerek kandırdı, bin altını alıp gitti. ‘Dolandırılmak işte böyledir!’ diyen yine İncili çavuştur… Kıbrısta merak edenler varsa kurnazlığı ile pek ünlü bir Tavuri’miz vardır… Aral Moral’in ‘Tavuri’ adı ile kitabı ise raflardadır… Tavuri bir çok insanımızın tanıdığı bir isimdir… Yaptıklarının yeteneğini “Ben zenginden alır fakire veririm, cezam neyse de çekerim.” diye gösterendir… Olmaması gerekenleri yapması onda alışkanlık yaratmıştır…Ancak aldatığı kişilerin inanmış olmaları ile dalga geçer bir hayatın adamı olarak yazılan yazılara ve kitaplara konu olmayı da hanesine bir şekilde artı diye yazdırmıştır… Yaşanmışlıklar, insana çoğu olayı anlatırken bir yandan dersini de verendir… Ders alıp almamak ise anlayışın ta kendisidir… 

“Sen Adam Olmazsın”

Okulların açıldığı haftayı gerilerde bıraktık. Çocuklar öğrencisi oldukları okullarına gitmekte , öğrenimlerini sürdürmektedir… Derslerde müfredata göre ilerleyiş, anlatım ödev derken bir takım çocukların ailesininden duyduğumuz çocuklarının verimli ve kendisini başarıya taşıyacak çalışma sistemini evinde anne ve babaya göre yerine getirmediğidir. Çocuğunun başarısını isteyen ailenin kaygısına katılmakla beraber okul çocuk ve aile üçgeninde denge son derece önemli bir etken. Bu dengenin sağlanması,öğretimin ilk yılından başlatılması gereken bir durum. Her ailenin çocuğuna sağlayacağı imkanlar elbette sınırlı. Bu imkanların yeterince kullanılması, çocukların menfaati yönünde olacaktır…Ailenin çocuğuna kişiliğin oturması yönünde verebileceği motivasyon vardır. Çocuğuna ‘sen mutlaka yaparsın’, ‘sen başarılı olacaksın, yeter ki günlük olarak derslerine çalış’ demek varken devamlı çocukta ‘sen yeterince ders çalışmazsan başarısız olacaksın’ algısı yaratmak doğru değildir. Çocuklar övüldükleri zaman daha bir sakin olurlar, hayata bakış açıları aldıkları ders notu ile kısıtlı kalmaz, sosyal çevresinde kendini daha güçlü hisseder. Hepimiz çocuk olduk, hepimiz okula gittik, hepimiz ders çalıştık peki sınıfımızdaki çocuklarla, hepimizin şartları aynımıydı hayır değildi. Zamanımızda her ailenin çocuğuna sağladığı çalışma ortamı arasında şimdiki imkanlarla aramızda çok farklılıklar vardır. Eski zaman evlerinde doğacak çocuğa göre planlanan ve yaptırılan evler ve ayrı çocuk odaları yoktu. Kardeşler aynı odayı paylaşanlardı. Genelde ders çalışma masası mutfaktaki yemek masası, sofadaki sehpa ,veya yatağın üzeri ,ödev ve ders çalışmak için kullanılırdı… Zamanımız çocuklarının kimisi şanslı kimisi şanssız olabilir ancak okulda kendilerine sorulan sorular aynidir.Ve imkanı olanlardan ziyade başarı gösteren çok çocuğumuz vardır… Başarı onları takip edendir. Aileye düşen görev çocuğunun davranışlarını takip ve denetimdir. Bu takip ve denetim usul hal ile yapılırsa çocuktaki özgüven sarsılmayacak ve onların sosyal çevresine olumlu bakmalarını ve çekingenliğini önleyecektir. Her çocuk sevildiğini bilmek ister. Bu isteğini öğretmeninden özellikle bekleyendir. Hiç bir çocuk sorunsuz değildir, bütün sorunlar ,hepsi bir yana büyük ve küçük çocuklarda en büyük bağımlılık zamanımızın hastalığı internet bağımlılığıdır. Bu sorun esasında ailenin çocuğu ile birlikte çözmesi gereken bir meseledir. Eski yıllarda kreşten dönen çocuklara artık ne kadar doğruysa televizyonda ‘baby tv’ açılır ve yaramazlık yapmamaları adına önüne oturtulurdu. Şimdi çocukların elindeki akıllı telefonlar ile indirilen oyunların oynandığı bu oyunların aileler tarafından denetlenmesinin mümkün olmadığı günleri yaşıyoruz. Bu bağımlılığın, azaltılması,çocuğun derslerine olan yakınlaşmasına yardımcı olacağı bilinmelidir. Çocuklar hepimizindir, zamanımızda küçük yaşlara indiği söylenen ‘Madde Bağımlılığı ve Uyuşturucu Kullanımı” konusundaki mücadelenin ömür boyu devam etmesi gerekmektedir… Bu konuda yapılan toplantılarda Sayın Öcal konun devlet politikası halinde getirilmesi gerektiğine vurgu yapmıştır, kötü bağımlılıktan ve çevrelerinde gezen tehlikelerden korumak adına anne ve babalara büyük görevler düştüğü üzerinde yeniden vurgu yapıldığı haberlere yansıyandır. Çocuğunun öğretmeni ile erken tanışan ondan bilgi alan ,okul çıkışlarında çocuğunun arkadaş çevresini tanıyan anne ve babanın son derece önemli görevleridir. Kendinizi bu görevlerden soyutlamayın,hele de benim çocuğum yapmaz modunda hiç olmayın. Denetimlerinize farkettirmeden okul çantasından başlayarak ,birlikte programlar yapmanın yanında ,çocuğa hiç bir zaman gördüğünüz bir aksilikde ‘sen adam olmazsın’ gibi sözlerle yaklaşmayın. Onlarla arkadaş gibi olun göreceksiniz onların başarısını mislisiyle artıracaksınız… Biliniz ki çocuklarınızın başarısında ortaklık size fazlasıyla güç verecektir. Her konunun uzmanı vardır. Bu uzmanlar hiç birimizden uzak değillerdir…Okuduğum bir kaç cümlede ne derin bir anlam varmış, işte masumiyetin ifadesi budur… ‘Eğer bir gün yolunuzu kaybederseniz bir çocuğun gözlerinin içine bakın; çünkü bir çocuğun bir yetişkine öğretebileceği her zaman üç şey vardır: Nedensiz yere mutlu olmak, her zaman meşgul olabilecek bir şey bulmak ve elde etmek istediği şey için var gücüyle dayatmaktır.

Seçmen bildiğini okur 

Siyasetin tek vazgeçilmezi seçim zamanı, her siyasi parti için,önemli bir duruşun vaktidir. Köşe başının kendisidir… Siyasetçilerin dikkat etmesi gereken hususların başında rakipleri vardır. Bu rakiplerin gözlenmesi ve takibi yapılması için parti liderlerinin strateji belirlemesi şarttır. Siyasi strateji belirlenirken seçmenin ikna edilmesi konusunda profesyonel destek alınması, rakiplerden farklı oluşun ön plana çıkarılması ancak pazarlama biliminden faydalanmakla olur… Siyasi partiler kendilerini seçecek kitlenin nabzını tutmak, bu nabzın giderek daha hızlı artarak devamının sağlanması için çalışma yapmalıdır. Siyasi partilerin organlarında görev yapan kişilerin yanında öncelikli olarak siyaset bilimini özümsemiş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin demografik durumunu bilen, her yaş grubuna hitap yeteneğine haiz eğitmenlerin görevlendirilmesi ,yapılacak planlama çerçevesinde hiç geç kalmadan faaliyete geçmelerinin sağlanması , iktidara giden yolun açılması konusunda seçmeni ikna etmek adına çalışmaya başlamaları kanaatimce gerekmektedir. Ilçe seçim kurullarının açıklanması seçmendeki heyecanın artmasına neden olmuştur. Bu başlangıç ile ‘Yüksek Seçim Kurulu, değiştirilmiş şekliyle 5/76 sayılı Seçim ve Halkoylaması Yasası’nın 21’inci maddesinin verdiği yetkiye dayanarak, Lefkoşa, Gazimağusa, Girne, Güzelyurt ve İskele’de seçim kurullarını oluşturmuştur.2 Ekim tarihli Resmi Gazetede yayımlanan duyuruya göre, seçim kurullarına kaza mahkemesi başkanları başkanlık edecek. Kaza mahkemesi kıdemli yargıçları ile kaza mahkemesi yargıçları kurulların asli ve yedek üyesi olacak. Her kurul başkan, 2 asli, 1 de yedek üyeden oluşacak.’ Bu haberin yayılması ile Lefke ön plana çıkmış, merak konusu olurken,seçim kurulunun oluşması için yasal zeminin açıklanması bekleniyor… Siyasal pazarlama karmasından esasında siyasi partilerin olduğu kadar aday adaylarının da faydalanması parti disiplini içerisinde gerekendir… Seçmen, aday adaylarının geçmiş seçimlerde olduğu gibi kartvizitlerini kapı altlarından atılması durumundan rahatsızdır… Böylesine bir dağıtımın ,seçmenin oyunu etkileyecek bir sonucu olup olmadığı ayrı bir tartışma konusudur…Yeni tanıtım şekillerine ihtiyaç vardır… Seçim öncesi strateji ile seçim sonrası gidişat için planlama yapmanın, elzem bir ihtiyaç olduğu unutulmamalıdır… Siyasal pazarlama partiye başarısında büyük katkı sağlayan olacağı için bu kullanımın tekniklerinin seçim kampanyalarında kullanılması seçmenlerin oy tercihini, parti ve aday farklılığını ayni zamanda kemikleşmiş oyların bağımlılığını artıracak yayılan sinerjinin pozitif yönünü su yüzüne çıkaracaktır… Ülkenin geleceğini belirleyecek siyasi partilerin, adayları ile oluşturacağı vitrin önemlidir… Siyasi partinin, meclise girmesine, tutarlı seçim bildirgelerinin ,programların uygulanmasının daha kolay gerçekleşebilmesine katkı sağlayacak, işlev, plan ve program dahilinde seçmenlerin bilgilendirilmesi, tarafsız seçmenin taraf olmasını sağlayacağı gibi siyasi partileri aday gösterdiği kişiler ile ön plana çıkarabilecektir… Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde seçmenin istediği müreffeh bir hayat için iktidara taşıyacağı ihtimalinde, üyesi olduğu veya sempatizanı olduğu partiye, oyları ile destek vermek yönündedir… Bu destekte seçmenin bilhassa ismini olduğu kadar kendisini tanıdığı, ailesini bildiği, hukuku olduğu kişilere oy verme eğilimi vardır….Seçmen, KKTC Meclisi’nde bulunanların seçmenlerine karşı tutumları, icraatları göz önüne alırken, yeni siyasete girecek olanlarda da belirgin vasıflar arayacaktır…Bazı söylemlerdeki atıfların, örneğin mecliste bulunan hiçbir milletvekilinin seçilemeyeceği safsatası da yanlıştır… Seçmen boş laflara, geçersiz konuşmalara, atılan iftiralara, beğenmemişliğe, kendini seçmenden üstün görüp halk insanı olmayana, telefonlarına çıkmayanlara, devamlı memlekette mahkemeler kuracağını dile getirip siyasi rant elde etmek isteyenlere pek rağbet etmemektedir… Seçmen bildiğini okuyandır. Bildiğini iktidara taşıyandır…. Dolayısıyla iktidara aday siyasi partilerin ve adayların bütün bunlara dikkat etmesi ve ikdidar için her yol mübahtır denilen davranış şekillerini terk etmeleri gerekmektedir… Genel seçimler kişilerin koltuk kavgası olmayıp seçmenin hangi siyasi partiye Meclis’te kaç koltuk vereceği bir seçimdir… Ülke genelindeki ‘ Çarşaf Liste’ Genel seçimlerin kaderini belirleyen olacaktır…Siyaset bulaşıcı bir hastalıktır…DoğruIarı korumaktan hiçbir zaman korkmayınız

Sevginin halleri 

Sevgi nedir? Sözlük anlamına göre ‘insanı bir kimseye ya da şeye karşı yakın ilgi ve bağlılık göstermeye yönelten içsel duygu, sevme duygusu’ İnsan yaşamının temelinde bu var olandır. Sevgi,duygusal yapı içerisine oluşan sarsılmaz bir bütünlüktür… Sevgi aile içerisine edinim kazanan ve dıştaki kişilere karşı kalbi duyguların söz ile, bakış ile yazı ile karşı tarafa iletilmesidir… İnsanlar elbette bir başlangıç ile birbirleri ile iletişim kurup, sevginin temeline aile yapısını oluştururlar. Bu oluşumda yer alan yakın çevre daha sonra ise evlat sevgisi ile tanışırlar… Çevrelerindeki insanlara, canlı olan her varlığa duyulan yakınlık bağında sevgi hep var olandır… Sevgi bağının kuvvetli duygular ile sağlamlaştırılması, meslek seçiminden, iş hayatına, sosyal çevrenin genişliğinde hep sevginin etkisi vardır… ‘Sevgi ve Saygılarımla ‘ çoğu yazışmaların atındaki mühür klişe sözlerden öte anlam ifade ettiği müddet yaşamda başarı net olarak vardır… Tabi ki insan gerçekten saygı duyduğu, değer verdiği , önemsediği kişiye duyduğu sevgi fark yaratandır… Yeterli derecede saygı olan sevgilerde sadakat vardır. Paylaşılan olaylardaki sırdaşlık vardır… Şüphe uyandırmayan güven ise sarsılmaz olan inanç ortak değeri vardır…Kanaatimce her sevgi kutsaldır…Allah büyüktür söylemi mutlaka her insandaki deyiştir…İnançtır… Bir yakarıştır … Anlamı çok ama çok derindir, dedikten sonra evlat sevgisi, evladın ana baba sevgisi her şeyden önemlidir… Bu sevgiyi yüreğinde taşıyan insanlar, karşısındaki insan kim olursa olsun, ona zarar verecek olandan, onu sakınır gözler…Ona kalkan olur… Sarsılmayan sadakatin temelinde yine var olan sevgidir, sevginin şiddetidir… Sevgisizliğin nedenleri içerisine bir takım psikolojik olayların yaşanmışlığını görebilirsiniz… Sorgulama ve düşünce insana verilen en büyük güç ve bu gücü olmayan insanlar, kendilerine zarar verebilecek kişilerin, nefreti ile dolduruşa getirilebiliyor… Halbuki hayatın dünya zeminindeki kayganlığında insanların bu gün var olduğu yarın yok olabileceği gerçeğinde,nefretin hiç bir şeklinin kabülü olmamalıdır… İçinde nnefretle kin besleyen insanları göz bebeklerindeki eziklikte görebilirsiniz… Sayıları az dahi olsa bu gibilere ,sevginin aşısını yapmak gerek ,bu ruh hallerinden kurtulmalarına, iyileşmelerine yardımcı olmak gerekir.. Bu gibilerin, yani yüreğinde, nefret ve kin besleyenlerin toplumda sevilmeyeceği aşikar olurken ,sevginin gücüne inanmayanların detayındaki sahte duygular kişide galip gelen olur… Bu insan bana gücenmez hem yakınım hem akrabam deyip onlara karşı tutarsız davranışlar ile onlar bana darılmaz demek de yanlışın büyüğüdür ve bir anda sizi kendilerinden uzaklaştırırlar ve siz nerden düştüğünüzü bile anlamazsınız… İnsanın yapabileceği en kolay davranış şekli sevgisini sergileyebilmekteki samimi haldir. Bu halin içinde daha çok manevi değerler vardır. Güzel sözler, en güzel iletişim , güzel bir bakış vardır ve daha da önemlisi sevginin samimi halinin karşınızdaki insana verdiğiniz güven içerisindeki saygı vardır… Kendisi ile barışık olan insanın barışa yapacağı çok hizmet vardır… Aynen Mevlana deyişinde olduğu gibi ‘Sevgi Şifadır. Sevgi Güçtür. Sevgi Değişimin Sihridir.’ 

Sözün Özü

Cuma günü duasında ve bereketinde olmak ve kalbi duygularında iyilik düşünen, fesatlık ile alışverişi olmayan ne kadar çok insanımız var… Bu insanlığın halen daha sürdürülebilir şefkatinin devam ettiğinin göstergesi değil de nedir… Yaşam süresince her bireyin dünyaya yaptığı katkı inkar edilemez niteliktedir. Atalarımızın ifadelerinde yerini bulan iki ata sözü akıllardan çıkmayan tecrübenin insanlara bahşettiği sözlerdir. Bunlardan biri ‘Ne ekersen onu biçersin.’ Diğeri ‘Gülme komşuna gelir başına.’ İki söz de her kişi tarafından bilinen ata sözleri. Anlamları kendi içinde saklı olan sözler… Alfabemiz sayılı harfleri ile insan düşüncesinde şekillenen ifade bulan ve dışa aktarımı ile sayfalarda satır olan harfler… İyi ki yazıyoruz,iyi ki okuyoruz,bütün buna benzer nimetlerden şükürler olsun ki faydalanıyoruz… Cuma günleri babamın bıraktığı notlarda mevcut bilgilerin tekrar edildiği gün. Bu gün de Hüseyin Özdemir’in genç bir lise öğrencisinin anılarındaki 1930 yıllarının Lefkoşa’sında kısa bir gezinti yapacağız. O yıllarda geçim kuru ziraat, memuriyet ve öğretmenlik kazançları ile oluyor, Lefkoşa’da yaşam surlar içinde sürdürülürken halkın eğlence diye nitelendirdiği ,sinema, maçların yapıldığı footbal sahaları hep Rumların yaşadıkları bölgede… Türkler arasında doktor,mühendis ve avukat sayısı bir elin parmakları kadar, ulaşım atlı karutsalar ve tren ile yapılmakta otobüslerde Rumlar’a ait. Türk doktorlar hastalarını tedaviye bisikletleri ile gidiyor, öğretmenler okullara gidişte bisiklet başlıca ulaşım araçları ,Türkler arasında sayısı 2-3 geçmeyen tüccar, surlar içinde iki pansiyon, 2-3 şamişici, 3-5 kebapçı olduğu notlarda yazılmış olanlar… Babam sararmış kağıtlar üzerindeki notlarında, Lefkoşa’da iki sebze bahçesi olduğunu bir bahçenin sahibinin genelde Rum kadınların gelip büyüye olan meraklarını burda gidermekte olduklarını yazmaktadır… O yıllarda bir spor camiasına antrenör gelen yabancı uyruklu bir ecnebinin, bahçe sahibine, gel sana bir büyü öğreteyim de zengin ol dediğini, daha sonra toprak testiyi bir bardak kömür tozu bir bardak altın lira ile doldurduklarını ve bir aylığına toprak altına gömdüklerinde bahcecinin,ecnebiden aldığı bilgi ile süre sonunda kömürlerin de altın olacağıdır… Ay geçince testiye bakan bahçeci altınlarının da kömür olduğunu görünce perişan olduğunu, aldatılan ve aldanan bahçeciye halkın günlerce güldüğü notları da var olandır… Babam notlarında ‘Hamidiye ‘ vapurunun ‘Abdülhamid kruvazörü’ olarak 1903 yılında İstanbul sularına gelerek Osmanlı donanmasına katılan ve 1908 Devrimi’nin ardından adı Hamidiye olarak değiştirilen bir gemi.’ nin Mağusa Limanına gelişi ile Adadaki Türklerin gemiyi görmek için limana akın ettiklerini ,kendisinin de Lefkoşa’dan Mağusa’ya 74 mil olan mesafeyi bisikleti ile gidip gemiyi gördüğünü yazmaktadır… Lise son sınıf öğrencisi olduğu zaman gelecek kaygısına düşen babam hangi meslek için eğitim alması gerektiği hakkında düşünmeye başladığı anda sınıf arkadaşı Ertuğrul Denktaş’ın babası o zamanların önemli hukukçusu Raif Denktaş’ın kendisine oğlumla seni Türkiye’ye gönderirim ona göndereceğim para ile beraber okursunuz dediğini ! Zaten giriş sınavlarında diploması pekiyi olan babamın ‘Bakalorya’ muhafiyeti kapsamında olduğu da kağıtlarındaki anıları arasındadır… Raif Denktaş’ın babama ‘Ne İngilizlere ne Rumlar’a güvenme onlar başarılı Türk çocuklarının adam olmasını istemezler’ nasihatini de bizlere notları içinde miras bırakandır… Ancak babam bir anda gelişen ailevi nedenler ile kendisini ‘Omorfo Öğretmen Koleji’ öğrencisi olarak bulur… Çağımız gelişmeyi açık ve gençliğin her türlü imkanı olan bir dönem ve bu dönemde yetiştirdiğimiz çocuklar ve yetiştireceğiniz evlatlarınız adına hakikaten sevinç duymamak gururlanmamak elde değil,çocuklarımızla gurur duyuyoruz… Onlara sağladığımız imkanların şükründe ve bu Cuma günün duasında olmamız gerektiğini hepimizin bir kez daha düşünmemiz de fayda mülahaza etmekteyim … Bu günün sözü ise Mevlana’dan olsun’ İnsanda güzel olan yüzdür, Yüzde güzel olan gözdür, Ama insanı insan yapan ağzından çıkan sözdür.’ Hayırlı Cuma’larda dualarınızın kabulü niyeti ile iyi hafta sonları…