Category: Uncategorized

Bari sen gül

Bari sen gül

Geçen gün Facebook’ta hiç yüz yüze tanışmadığım ancak arkadaşım olarak kabul ettiğim bir kişinin köşe yazarı olmam hasebiyle son çare bana messenger aracılığı ile mesaj atarak ulaştığını tesadüfen gördüm. Tam da “Bilişim Suçları Yasa Tasarısı”nın KKTC Meclisinde oylanacağı gündü. Bana Facebook sayfasından kendi paylaşımlarına yapılan bazı yorumların fotoğraflarını gönderdi. Hiç de hoş olmayan bu gönderileri okudum. Keşke yazılmasaydı dedim. Yorumların silindiğini söyledi ama fotoğraflar kişinin arşivine girmişti bile… Yasa onaylandı Cumhurbaşkanı onayına sunuldu, resmi gazetede ilan edilip yürürlüğe girecek. Demek ki bundan sonraki süreçte kişilerin kuracağı cümlelerin önemi hukuk süzgecine uygun olmasına, dikkatten geçecektir. Geç kalmış bir yasa idi. Oybirliği ile geçti, gelişmelerin takipçisi olacağız. Facebook arkadaşımın o gün için o yazılanlara çok içerlediği daha sonra görüntülü yaptığımız görüşmede sesinden ve yüz ifadelerinden belli olandı. İki erkek çocuğunun annesi idi ve görüştüğümüz anda bir oğlu yanındaydı,onunlada da konuştum. Çocuklarından biri ilkokul son diğeri orta okul son sınıfta olduğunu öğrendim. Görüntülü telefon görüşmesi sırasında duvarda asılı levhayı gördüm yaklaştırsana dedim “ Gel Gave İçelim” diye üzerindeki yazıyı okudum. İşte o zaman bana kendinden bahsetsene dedim. Adım “Sengül” dedi, adımı annem koydu, sonradan annesin kendisine ben hayatta gülmedim, bari sengül diyerek adı ile ilgili açıklamayı da sözlerine ekledi. Kahveyi çok seven birisi olarak bunu sordum. Belki bir gün yolum düşerse bu fedakar annenin kahvesini içerim diye de düşünmedim değil. Aklımdan geçen soruları hemen sordum. Neden GAVEM dedim cevabını şu açıklamaları ile verdi. Bir defa ülkesini seven bir kişi, İzmir’den memleketimize ses sanatçısı olarak gelmiş eşi ile tanışmış ve evlenmiş. Mesleğini icra edememiş çünkü eşinin müsaadesi olmamış, pişman değil, ancak çok yakın arkadaşlarının önemli günlerinde, sanata olan sevgisini sesi ile duyurmaya çalışmış olan bir iş insanı. Köyünü sordum YeniBoğaziçi dedi. Alıştın mı dedim köy beni bağrına bastı dedi. Belediye Başkanınız kim dedim Sayın Mustafa Zurnacılar dedi ona bir de “ Muharrem Kuşaf “diye sordum o bizim Belediyede Asbaşkan dedi Kuşaf diye sordum çünkü çok sevdiğim bir arkadaşım ile nişanlı ve evlenecekler. Sengül hanım köyün ilk okulunda 4 yıl okul aile birliğinde görev almış asbaşkanlık yaptığını anlatırken, hatta oğlunuzu bakanlığı sırasında ziyaret ettik diye de ayrıca belirtti. Konuşmamızı samimiyet çerçevesinde sürdürürken İtalya’da başlayıp dünyaya yayılan ve tabiatı, insanı, tüm canlıları doğal ve eko-yaşama yönlendirmeyi amaçlayan cittaslow (yavaşşehir) akımına KKTC’de seçilen belde olarak köyünden gururla bahsederken bu yönde açılan kurslara da gittiğini sözlerine ilave etti ve “yerel üret, yerel tüket” sloganından hareketle Gavem dükkanında öğütülmüş kahve satmaya başladığını ifade etti. Pazar günleri korona virüs çıkmadan önceleri köy meydanındaki etkinliklerde kumda kahve pişirdiğini de anlattı. Sengül Kasap evli eşi Altınova köyünden kendisi Türkiye’den gelmiş özveri ile çalışan bir eş, çocuklarını seviyor, ailesini seviyor en önemlisi köyü YeniBoğaziçi ‘ni ve KKTC’ni sahipleniyor. Ne demiş düşünürler; ”Altı tane sadık hizmetkarım var, bütün bildiklerimi onlar bana öğretti, isimleri: Ne, Niçin, Ne Zaman, Nasıl, Nerede ve Kimdir.” İşte bu soruların cevapları sonucunda yazdığım yazı ile yeniden hatırlatmak isterim ki bundan sonra herhangi bir konuda sosyal medyayı kullanırken bilişim yasasına sakın ola aykırı hareket etmeyin…

Unutulmayacak yıl; 2020

Unutulmayacak yıl; 2020

Sadece ülkemiz değil, tüm dünya, sağlık depremine neden olan Korona Virüs salgını ile cebelleşiyor. Farkında olduğumuz tek şey can korkusunun hemen hemen her evde misafir olduğudur. Bilinen gerçek her hastalığın her eve ayrı bir gaile farklı bir üzüntü verdiğidir. Ülkemizde birçok diyaliz hastası makinelere bağımlı yaşamaktadır.Saymakla bitmeyen,insanları derinden üzen ve hastalıkların tedavisi için uğraş veren aile bireylerinin sıkıntıları oldukça zor. Kanser denenen illet ve daha nice amansız hastalık ülkemiz sağlığındaki başlıca sorunlar oluyor. Her evin ayrı bir derdi mutlaka vardır. Sağlıkta ihtiyaçların başında tam teşekküllü hastanelerin varlığının idamesidir. Sağlık camiasındaki insan kaynaklarının donanımınının takviyesi de yapılmalıdır. Hastanelerde her derde deva olacak ilaçlar bulunmalıdır. Bazı ilaçların bulunmayışı ise ayrı bir isyan konusudur. 8 Mart ithal korona virüs sonrası hükümetin tam zamanında almış olduğu kararlar ile izolasyonu kendine rehber eden halkımız sayesinde bu günlere ,salgını aramıza sokmadan geldik. Ekonomik sıkıntılar halen geçerliliğini sürdürüyor.Çarşı çok durgun, esnaf zarardadır. Ramazan ayı sonrası bayram ve geçip giden günlerde yaşanan zorluklara hep birlikte göğüs gerildi. Başbakan ve Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Sayın Ersin Tatar’ın ilk günden verdiği beyanatlara uygun olarak Kamu görevlilerine yapılan maaş kesintilerinin ilk ödemesi yapıldı. 28 Haziran ‘da Sosyal Sigorta emeklileri dahil olmak üzere Kamudan emekli olanlara da maaşları ödendi. Şikayet varsa teşekkürde farzdır. Ancak çoğu iş yerinde ücretlerin ödenmemesi konusunda mağduriyet halen devam edendir. Çözüm bulunması için çare üretilmesi beklenendir. Gündemi meşgul eden öncelikli konu sınır kapılarının açılışı, sağlıklı geçişinin yolcular nezdinde sağlanması, hangi testin nasıl uygulanacağı, adaya Ercan Havalimanı üzerinden turizm açısından yapılacak girişlerede tabiyetine göre prosedür ne olacağı konularıdır. Birçok karar üretilmiş olmasına rağmen halkımızın dünyada salgının yükselişte olduğu bir zamanda tek isteği şimdiye kadar sağlanan sağlık düzeninin bozulmaması için tedbirlerin esaslı ve tam alınması ve denetimli olarak devam ettirilmesidir. Garantisi olmayan bir yaşamda, şimdi varız az sonra ne olur bilinmezliği korkusu ile de stresli bir yaşamın insan sağlığına zararının farkındayız. O halde kendimizi korumak adına fazla açılıp saçılmaya gerek yoktur. Olağan dışı zamanda olağan üstü tedbirlerimizi kendimiz de alabilmelmeliyiz. İşte o zaman sağlıkta kalkan evin kapısıdır diyebiliz. Ne demiş atalarımız “Sağlık gibi dost, hastalık gibi düşman yoktur.” O halde tedbiri elden bırakmamalıyız. KKTC ‘de tam da bu zamanda yollardan başlayan,dere yataklarına uzanan, sivri sineklere geçit vermeyecek, sınırlarımız içerisinde köşe bucak kök temizliğin yapılması gerekir. Yeni bir acil durum hastanesinin yapılmasını ise ihtiyaçlarımızın birinci sırasında muhafaza ve müdafaa edenleriz. Nasıl olsa Kıbrıs meselesiydi, masa kurulurmuydu, müzakereler başlar mı? başlamaz mı? denilen nakarat dönemi nekâhet sürecine girmiştir. Bu konudaki hasta düşünceler halen iyileşmiş değildir. 11 Ekimde yapılacak Cumhurbaşkanı seçimi ile KKTC halkı yeni Cumhurbaşkanını seçmelidir. Önce sağlık dedik ancak yasama,yürütme ve yargı gereklerini de unutmadık. 2020 ileriki yıllarda hakkında hiç de hoş bir şekilde anılacak bir yıl olmayacağı gibi 2019 yılının son günleri salgın başlangıcı olarak tarihi sürece damgasını vurmuştur. Umudumuz dünyamızı terkedeceği günleri görmektir…

Jet ile gelen siyasi kararlar

Jet ile gelen siyasi kararlar

KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı 11 Ekimde yapılacak seçimin erkene alınması için siyasi parti liderleri ile sarayda toplantı yapıp konuştu. Sonuç tarihin değişmemesi yönündeki görüşlere takıldı. Mutabık kalınan tarih yeniden teyid edildi. Geçen hafta KKTC Meclis genel kurulu iki tam gün mesai yaptı. Ercan Havaalanına inen jet uçak ve yolcuları için özellikle sağlık ve test konusu olmak üzere giriş yapan kişilerin ülkedeki kısa yaşanmışlıkları üzerinden, muhalefetin keskin soruları ve iktidarın cevapları halkımızı Meclis tv’ye kitledi. Sosyal medyada, geceli gündüzlü bu konuda olumlu veya olumsuz yorumlar zaman tünelinden hiç eksik olmadı. Konu ile ilgili herkes bir birini suçladı, ancak kamu oyu yargısı hiç de hoş oluşmadı. Sonuçta polis genel müdürlüğü tarafından tahkikat neticesi bekleneceği intibası ağır bastı, kabinede değişiklik olabileceği hususu gündeme geldi ve nihayetinde Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Sayın Ersin Tatar Turizm Bakanı Sayın Ünal Üstel’i atadığı bakanlık görevinden alarak yerine UBP Girne milletvekili Sayın Kutlu Evren’i bakan olarak atadı. Sayın Kutlu Evren’nin Vikipedi, özgür ansiklopedideki kişisel bilgilerine internet üzerinden baktım. Hacettepe Üniversitesi İşletme Yönetimi ve Turizm bölümünü tamamlamış olduğu ve Sayın Ayşeğül Baybars’dan önceki KKTC İçişleri Bakanı görevini yürüttüğü bilgisini yeniden ulaştım. Siyasette görev değişiklikleri zaman zaman yapılmaktadır. Nitekim, Başbakan Tatar, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, son yaşanan siyasi gelişmelere bağlı olarak UBP içerisinde yapılan değerlendirmeler sonucu kabinede değişikliğin yaşandığını açıklamıştır. Siyasiler yani seçilen milletvekilleri bunu bilerek hareket etmek gereğini bilirler ve kendilerine tevdi edilen görevleri yapmak üzere “makam görevi” ifa ederler. Genel Seçimde milletvekili adayları halkın kendilerine reyleri ile verdikleri irade ile hareket etmek üzere seçilirler. 26 koltuk elde eden siyasi parti ise tek başına iktidar olabilir. Son 14 yılda sayısı oldukça fazla birçok Koalisyon Hükümeti kurulmuştur. CTP-DP, CTP-ÖRP, CTP-TDP-DP , CTP-DP,CTP-UBP, CTP-HP-TDP-DP geçen bu süreçler sonucunda şimdi UBP-HP hükümeti görevdedir. Hükümetlerin kuruluş adı ne olursa olsun, kanunen bir bütün olup bakanlar Kurulunda alınan kararlar resmi gazetede yayınlanmadan yürürlüğe giremez. Ve kararlar oy birliği ile alınır. Bütün bakanların imzasını taşır ve resmî gazetede ilan edilir. Örneğin süt fiyatları mı değişti her bir bakanlık açıklanacak olan fiyat artışı değişikliğine oy verendir. Karar öncesinde ilgili bürokratların ve önerge sabibi bakanın mevcudiyet gösterdiği toplantıda önerge için detaylı bilgi verdiklerini konunun tartışıldığını ve ortak kararın çıktığını bürokratlık yapmış birisi olarak bilmekteyim bu gibi toplantılara katılmışlığım vardır. Önerge ile ilgili diğer bakanların eğer soruları varsa teknik düzeydeki açıklama ilgili bakanlığın üst düzey teknik elemanları tarafından cevap bulmaktadır. Karar verildikten ve karar zapturapt altına alındıktan sonra hiç bir bakanın çıkan karar için yok biz yanıldık veya yanıltıldık demek hakkı etik değildir. Bakanların toplantıya giderken beraberlerinde götürdükleri klasörde ve en üste yer alan gündemlerindeki önergeleri ve içeriklerini de bilmeleri görevleridir. Sağlık konusunun korona virüs salgını nedeni ile yasakların sık elenip sık dokunduğu zamanda havadan, karadan denizden ülkemize girişlerin usulüne uygun kurallarının uygulanması ise mecburidir. Konuyu başka yönlere çekip ülkede yatırım istenmiyor izlenimi yaratacak spesifik görüşlerin siyasetçi tarafından açıklanması ise, memleketimiz adına kötü bir örnek teşkil eder. Ciddi yatırımcılar tarafından böyle bir algı ise asla kabul görmez. Velhasıl hayretleri yaşadığımız bir haftayı geride bıraktık. Bu hafta neler olur, neler değişir, hep birlikte bekleyip, göreceğiz…

Maskeli paketin sosyal mesafesi

Ekim ayında “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti “‘nin yeni Cumhurbaşkanını seçeceğiz. Şu anda seçimlerde uzatmaları oynuyoruz. Korona Virüs esbab-ı mücbire gösterilerek ülkemizde seçimlerin seyri değişmiştir. Cumhurbaşkanı makamı Anayasa hükmünde belirtilenin Cumhurbaşkanı beş yıl için seçilir maddesi hilafına 5 yıl artı 6 ay oldu. 11 Ekim’e kadar Haziran günlerini de ilave edecek olursak seçim için 4 aylık bir müddet daha önümüzde duruyor. Zor bir süreç olacak çünkü ”sıfır vaka” böylesine çabuk bir açılımda nereye kadar sürer diye düşünmeden edemiyor insan. Seçim tarihi yine etkilenir mi bilinmez! Türkiye sivil havacılığın tüm havaalanlarına notam diye gönderdiği kuralların bir maddesi çok önemli “ Test sonucu pozitif çıkan yolcular deport edilmeyecek ve tedavi edilecektir” diye yolculara seyahat etmeleri açısından bir nevi güven vermektedir. Bu güçlü güven ise sağlıkta tedbir derken, acil durum hastanelerinin Türkiye ‘de yapılmış olması, şehir hastanelerinin varlığı ve diğer bütün tam teçhisatlı hastanelerin hazır olda olmasından kaynaklanmaktadır. KKTC ‘de çok şükür zamanında alınan tedbirlerle ikili rakamı geçmeyen Korona Virüs vakasına rastlanmış, hastanelerimizin salgınla ilgili yoğunluğu olmamış, yoğun bakım servisleri dolup taşmamıştır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde muhtemel ithal bir virüs salgını olması halinde hastanelerinin kendi halkımıza yeterli olmadığını pek tabii ki hepimiz biliyoruz, bunun farkındayız. 2. Dalga olmaz dersiniz, ya olursa! gibi strateji belirlemek gerektiğini de hükümetin bilmesi gerekir. O halde bu rehavet niye diye sorululacak sorulara cevab icraat olmalıdır. Şimdiye kadar geçen sürede yapılması gereken herhangi yeni bir hastanemiz olmamıştır. O hastane, bu hastane, derken zaman akıp geçmiştir. Erken tanı,tedbir, tedavi ve tecrit ile hani derler ya bu dönem vartayı atlattık ya sonrası? Şimdilerde sokaklar, tedbirsiz kişilerin yolu oldu. Cafeler,lokantalar, plajlar derken ne maske var ne mesafe, ellerde hijyen kuralına bu ortamlarda özen göstermek durumu ise şaibelidir. Siyasilerin de bu kurallara ve özellikle mesafeye dikkat etmedikleri bariz bir şekilde sosyal medya paylaşımlarından belli olandır. Türkiye’de Koronavirüs Bilim Kurulu üyesi Tevfik Özlü, kalabalık alanlarda maske kullanımının mutlaka denetlenmesi gerektiğini ifadelendirken “Maske takmayan ya da yanlış takan kişilere cezai müeyyide uygulanmalı” diyorsa ülkemizde de bu ikazın mutlaka kaale alınması gerekir. Türkiye Sağlık Bakanı Sayın Fahrettin Koca ise sosyal medya hesabından tehlikeli sosyal mesafeleri 149 cm başlayarak 122 cm aralığına kadar akıllarda bulunsun diye rakamsal olarak tek tek belirtmiş ve mesafe azaldıkça riskin arttığını tweetinde paylaşmıştır. Ülkemizdeki siyasilere gelince daha çok Facebook üzerinden sosyal medyayı kullandıkları görülürken sağlık için tedbir için kendi paylaşım uyarı ve önerilerinin olmadığı ayrı bir gerçektir. Televizyon programlarında korona virüs salgını için hazırlanan özel programlarda konuk olan doktor milletvekillerinin ve tıp camiasından gelen siyasilerin ekrandan yaptıkları virüs tıbbi açıklamaları son derece faydalı olmakta ve sosyal medya kullanmayan halkımız bu yönde aydınlatıcı bilgi almaktadır. Başbakan Sayın Ersin Tatar’ın KKTC üç büyük hastane yapılacağına ve iki ay içerisinde bu işin biteceğine ilişkin beyanatı ise adeta yüreklere su serpmiştir. Tabi ki yapım aşamasının takipçisi olacağız.Diğer önemli bir konuda Sayın Ersin Tatar bu ay kesinti yapılan kamu görevlilerinin maaşların tam ödeneceğini maaşlardan yapılan kesinti miktarının ise memurlara geri ödemeye başlayacakları haberleri de beyanatında kamu oyuna yansırken uygulanacak 2.Paket ekonomik tedbirlerin ise Pazartesi gün açıklanacağıdır. Ne diyelim ülkemiz için hayırlısı olsun…

Siyasetin kokusu ve doğanın ikinci güneşi

Bu günkü yazıma giriş, geçen gün sosyal medya hesabımdan yaptığım paylaşımla olsun dedim. “Korona salgınının dünyamızda korkunçluğu devam ederken, tedbirde topluma örnek davranışlardan uzak artık normalleştik denen bir hayatın lütfen sorumsuz yaşantısı içerisinde olmayın. Ailenizi ve çevrenizi korumak adına sağlıklı düşünce ve hareket içinde olunuz. Zaman tedbir zamanıdır. O halde; “(Kontrollü sosyal hayat)” yaşam biçimimiz) olmalı diye yazmıştım. Elbette evde kal çağrısı sonrası dışarıya üç ay sonra iki kez, toplamda bir saat çıkan birisi olarak, ilk izlenimlerden gayrı, kişilerin sosyal medya paylaşım fotoğraflarından da anlaşılacağı üzere birçok mekanın dolu dolu olduğu görülmektedir. Tabi ki doluluk mekanın kazancı için kabul edilebilir, ancak sosyal korumalı alan yaratılması sağlık için yapılmalıdır. Üç aylık dönemde esnaf bir bakıma kan ağlarken, memur da kesilen maaşlarının önceden planladıkları ve aile bütçesine yetişmemesinin ağır sıkıntısı içerisine girdi. Her ne kadar da Başbakan Sayın Ersin Tatar kamu görevlilerinden yapılan maaş kesintileri için bir nevi borçlanma olduğunu ve ödeneceği taahhütünü tekrar, tekrar, dile getirmiş olmasına rağmen bu yöndeki hoşnutsuzluk halen had safhadadır. Bu dönemde işsiz kalıp hiç ödeme almayanlarda olmuştur. Çare ise hükümetin kararlarında olmalıdır. Bu arada Londra’dan 155 kişiyi ve cenazeleri getiren uçağın Ercan Hava Alanına inişini,bavulların piste sıra sıra dizilişi sırasında uzaktan olsa da cenaze sahiplerinin çığlıkları duyuluyordu. Ölüm tabi ki takdiri ilahi anca gurbet ölümü ve vasiyet araya girince hepimizin kalbindeki ince sızı oluyor. Canlı yayınları dinlerken yazılan yorumlar da öylesine can yakıcıydı. Ulaştırma Bakanı Sayın Tolga Atakan için “operasyonu bizzat yönetiyor” ifadesi de anlaşılır gibi değil. Sayın Atakan’ın uçağın kapısında duruşu ise hakikaten siyaset kokuyordu. Bir kere, vatandaşlarımızın zor durumlarında ülkelerine dönüşünü sağlayabilmek idarecilerin asli görevidir. Bu görevi yaparken ön safhta olmak göze hoş görünmediği gibi bu konuda uzman teknik kişilere de bir nevi müdahale olarak algılanır. Halkın bu gibi gelişlerde karşılamada görmek istediği daha ziyade sağlık çalışanları ve ambülanslar olduğu kanaatindeyim. Sayın Fuat Oktay’ı bir KKTC kanalı ekranında görmek bizlere daha yakın mesafeden evimizdeki ekrandan hitap etmesi ve Kıbrıs Türk Halkı için Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan‘nın görüşlerini de aktarması bilhassa böylesine hassas bir dönemde ülkemiz halkı için büyük bir moral olmuştur. Canlı programı Facebook üzerinden de izledim. Çoğu televizyon programını ayni şekilde izlerken vatandaşların alta geçen yorumlarını okumak kimlerin facebook izleyicisi olduğunu görmek, nabzın atışı bakımından önemli, ancak yorum kısmında yazılanların soru niteliğinden çok bazı ifadelerin saygısızca olduğu da ayrı bir gerçek. Kuzey-Güney sınır geçişlerinin yapılması planlanan günleri düşünerek, ben de bir yorum yazdım ve Sayın Oktay’dan Türkiye’nin “Acil Durum Hastane” tecrübesini 45 günlük süreçte ülkemizde de hayata geçirilmesi dileğimi arz ettim, anavatana saygı ve sevgilerimizi ilettim. Programda Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın vurucu mesajı; Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne oldu ve “Bedeli ne olursa olsun Doğu Akdeniz ve Kapalı Maraş ile ilgili olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hükümetinin arkasındayız. Kapalı Maraş, KKTC’nin toprağıdır’ demiş olmasıdır. Sayın Oktay’ın her konuya verdiği cevap içeriğinde KKTC halkının leyhine projeler vardı. Kıbrıslı Türklerini yürekten sevdiklerini tekrar söylemiş olması ise bizleri yeniden duygulandırmıştır. Biliyorsunuz “Sevmek inanmak” demektir ve “sevgi, doğanın ikinci güneşidir.”

‘Daha sıkı tedbir daha iyi sonuç’

‘Daha sıkı tedbir daha iyi sonuç’

Normalleşme sürecinde ülkemizdeki Koronavirüs açılımlarını haberlerden anbean izliyoruz. Önemli olan her açılımda ülke halkının sağlığının korunması gerektiğinin unutulmaması gerektiğidir. 10 Mart sonrası salgında gelişmeler gözler önünde ceryan etmiştir. Her ne kadar da 40 günü aşan sürede vaka sayısı sıfır deniyorsa bile bu kadar dışa kapalı olmanın avantajıdır diye değerlendirmek en doğrusudur. Güney Kıbrıstaki vakalar unutulmamalıdır. Fazla övünmek de iyi değildir. Her hangi acil bir durumda hastanelerimizin yetersizliği bir kez daha düşünülmeli ve gereği yapılmalıdır. Kötüyü düşünüp iyiye adım atmak her zaman toplum menfaatine olduğu varsayımından hareket edilmelidir. Dışişleri Bakanı Sayın Kudret Özersay birkaç güne sığdırdığı taglı twitlerinde gün sayısı belirterek #Covid-freeNorthCyprus ” diye paylaşımlar yapıyor, tabi ki de böyle twitlerine, olumlu olumsuz bir çok yorum var. Rehavet salgına ilaç değildir. Bir Ramazan Bayramını daha geride bıraktık. Bayramın üçüncü ve son gününe mühür, Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ayni zamanda Kıbrıs İşleri ile ilgili görevlendirdiği yardımcısı Sayın Fuat Oktay ile KKTC Başbakanı Sayın Ersin Tatar arasında TC-KKTC İktisadi ve Mali İş Birliği Anlaşması video konferans yöntemiyle imzalanan ekonomik protokol oldu. Böylelikle “Türkiye ekonomik protokolü imzalamıyor” diyenlerin acımasız eleştirilerinin önü de bir vesile kesilmiş oldu. Güçlü Türkiye Kıbrıs’ın garantörü olarak varlığını sürdürürken Kıbrıslı Türklerin her zaman yanında olduğunu bir kez daha göstermiştir. Korona Virüs salgını dünyadaki sürekliliği ile halen gündemin başında yer alıyor. Ülkemizde yürütme tarafından alınan koruyucu önlemlerin kapalı devrede virüs vaka sonucu olumlu yönde seyretmiştir. Ancak açılım deyip, normalleşme süreci deyip, fazlası ile önlemsiz bir hayatın gerçeği de, sokakta gözlerimiz önünde ceryan ediyor. Üç aya yakın bir süre evden çıkmayan birisi olarak geçen gün bahçe kapısından dışarıya çıktım. Dışarıya çıkma nedeni ne olursa olsun maske, fiziki mesafe ve hijyen kurallarına uymak mecburiyetinde olduğumuz bir yana, bundan sonraki hayatımızda uzun süre böyle yaşayacağımızın bilincinde hareket etmek zaruriyetindeyiz. 0nlarca gün evde kalmış birisi olarak sokaklardaki ilk intiba bende hiç de iyi olmadı. Olması muhtemel yangınlardan korkar hale gelmiş olmamıza rağmen geçtiğim sokakların, kaldırımlarını ot bürümüş olduğunu ve bir çok terk edilmiş evin yeşil bahçelerinin kuru otlarla kaplı olduğunu üzülerek gördüm.Yangından korunma tedbirleri içerisinde halkın yerel yönetimlerce aydınlatılması eğitilmesi ve gerekirse temizliğin yaptırılması için en erken zamanda önlem alınmasıdır. Korona salgınına neden olan virüs hayalet gibi aramızda görünmezliğini muhafaza ediyor. Dünyada normalleşme sürecine geçmeye çalışan ülkelerde yeniden hortladığı haberlerde var olandır. Bütün bu duyumlar resmî duyurular içerisindeyken ülkemizde hiç bir şey yok deyip rehavete kapılıp zil çalıp oynamaya ve bir kez daha evlerde hapsolmaya ve ekonomik sıkıntıya tahammül yoktur. Baktım ve gördüm, geçtiğim sokaklardaki market çıkışlarında kişilerin kadın erkek çoluk çocuk yüzlerinde maske olmadığına maalesef tanık oldum. Üniversiteli ve yabancı uyruklu kişilerin yollarda sarmaş dolaş gezinti yaptıkları görülüyordu. Kreşlerin açılacağı günlerdeyiz, unutmayalım ki çocuklarda,virüs bulaştırma hali yetişkinlere eşittir diyor Almanya’nın önde gelen virologlarından Christian Drosten ve koronavirüs nedeni ile okulların açılma tehlikesine dikkat çekiyor. Salgındaki ihtimaller için her türlü denetimli tedbiri ülkemiz almalıdır. Bu dönemde adaya giriş ve çıkışların yapılmasına başlanacağı, açılımların eski düzeye getirileceği açılmayan iş yerlerinin açılacağı zamanda, yine iş başa düşmekte ve her bireyin her yerde ve ortamda koruması için kendi tedbirlerini alması ve uygulaması asli görevi olmalıdır. Aynen Türkiye Sağlık Bakanı Sayın Dr.Fahrettin Koca’nın dediği gibi “Daha sıkı tedbir,daha iyi sonuçtur”

Dikenle birlikte olan gülden sakın

Dikenle birlikte olan gülden sakın

Haşare zamanı, ne kadar börtü böcek varsa bilhassa sivri sineklerin hem can yaktığı hem hastalık yapabileceği yaz aylarına gireceğimiz vakitteyiz. Bu aşamada mevcut 28 Belediyeye fazlası ile iş düşmektedir. Özellikle birikinti su olan yerlerin kurutulması gerekecektir. Kuru ot temizliğinin yapılması ise ot sineği dediğimiz ve sürü gibi etrafta dolaşan sineklere de çareyi mutlaka bulmalıdırlar. Bilindiği üzere sivrisinekler, üremek ve çoğalmak için uygun su kaynaklarını seçerler. Su kaynakları nerelerde olabilir diye bakarsak yol kenarlarındaki sazlıklarda , bataklık, göl gibi doğal alanlarda, ayrıca ev bahçelerindeki veya apartman balkonlarındaki bir saksının dibindeki biriken suda, bahçelere atılmış kullanılmayan bir araba lastiğinde plastik mop kovalarında bırakılan ve bekletilen suda, olabilir. Dikkat edilmesi gereken çevrenizde oluşan ve bir haftadan fazla bekleyen sular tehlike kaynağıdır.Su depolarının üzerleri de kontrol edilmelidir.Bahçedeki el arabaları bazı gereçlerde bekletilen suların boşaltalılması bir yana, çatı yağmur su oluklarınızın temizletilmesi gerekir. İçişleri Bakanı Sayın Ayşegül Baybars ve Sağlık Bakanı Sayın Ali Pilli’ye de bu yöndeki tetbirlerin alınması için büyük görev düşmektedir. Halkımızın alacağı tetbirler ne kadar olursa olsun bu sineklerin bertaraf olması için yeterli olmayacaktır dolayısıyla belediyeler ile işbirliğinde, personel takviyesi ile müşterek kontrollerle, sivrisinek mücadelesi derhal başlatılmalıdır. Denetimi de yapılmalıdır. 2019 yılında ülkemizde Adada ilk kez geçen sene GKRY bir kişi de görülen “Batı Nil Virüsü” ülkemizde de bilhassa Mağusa bölgesinde görüldüğü haberlerde yetkili doktorlar tarafından belirtildiği, hatta vakanın ölümle neticelendiği akıllarda yer etmiştir. Bu virüsü taşıyan sineklerin bulaşı yaydıkları gerçeği ile beyin iltihabı gerçekleştiği de ülkemizde olduğu, hatta bu konuda belirti gösteren diğer, kişilerin kan örneklerinin tahlil için Türkiye ‘ye gönderildiği haberi de bölüm şefi doktorunun verdiği bilgiler ışığında yerel gazetelerimizde haber yapılmıştı. Her halükarda sinekler hoş ve sevilesi canlılar olmaktan ziyade hastalık taşıyıcısı olmaları nedeni ile sivrisinekler ile mücadele şarttır. Tabi şimdi Batı Nil virüs tesbiti devlet hastahanesi laboratuvarında tahlil edilebilir mi? ayrı bir sorudur. Genç ve yaşlı hastalarda Batı Nil Virüsünün kişideki hastalık belirtileri farklı olduğu gerçeğinden hareketle gerekli bilgilerin işin uzmanı doktorlar vasıtası ile Sağlık Bakanlığınca yapılmalı bu tür mücadele için Sayın Başbakan Ersin Tatar ve hükümet bu konuda belediyelere maddi kaynak aktarmalıdır. Corona salgınını henüz adamızdan def etmeden Batı Nil Virüsü salgını yerleşim birimlerimizde başlamamalıdır. Şimdiden balkonlarda veya bahçelerde oturulması, sinek istilası ve sokmalarından mümkün görülmemektedir.Belediyelerin araçlarla yaptığı ilaçlamalar yetersiz olup daha çok sineklerin açık kapı/pencere bulunması halinde ev içlerine girdiği geçmiş senelerde gözlemlenendir. Yaz mevsiminin yakıcı sıcak günleri, bütün şiddeti ile adamızda hükmeder vaziyettedir. Mayıs ayında hiç görülmemiş sıcaklık klimalara davetiye çıkarıyor.Tabi elektrik faturaları cep yakacak o ayrı bir konu. Çaresizliğe çare arıyoruz. Bütün belediyeler olası yangınlara sebebiyet verecek hususlara da dikkat etmeli Ulaştırma Bakanı Sayın Tolga Atakan ise şehirler arası yol güzergahlarında yol kenarları için yangın tetbirleri almalı, Tarım Bakanı Sayın Dursun Oğuz ise arazi ve dağlardaki yangın yol aralıklarının yeniden denetimini ilgili dairelere yaptırmalıdır. Ne demiş Mevlana “Dikenle birlikte olan gülden sakın, yılanla beraber yaşayan sinekten uzak kaç.” O halde karar ve tetbir hepimizin …

Kim dost kim düşman

Bir insanın belki de hayatta en zoruna giden şey, güvendiği dağlara kar yağmasıdır. İşte bu cümledeki soğukluk ifadesi kişinin aklını başına getirendir. İhanetin vatan hainliği kısmı her halûkarda bilinen ve toprağını, vatanını sevenler için asla kabul görmeyendir. İhanet edene ise karşılık verme hali intikam alma duygusunu beraberinde getir ki bireyin mantık çerçevesi dışında uygulayacağı tasvip edilmeyen bir yöntemdir. Hani derler ya insan çiğ süt emmiştir. İşte bu deyişin belkide anlamı ihanete meyilli bir çok kişinin kendisine ait sebebini teşkil eder. İhanete meyilli kişinin tedavisi zor bir durum. Yazmak ve anlatımı dahi kolay değil, yaşanan tecrübelerden, geçen bir ömürden ders çıkarmış olmanın, zihinlerde yer alan “vefasızların“ örnekleri biliniyor ve hepimizin aklının bir köşesinde sığıntı olarak yer almıştır. Esasında en büyük ihanetler siyasette ve sosyal hayat içerisinde şekillenmiştir. Ekonomik hayatta ihanet ise ağır bir darbedir. Siyasette meydana gelen ve siyasetçinin yanında durur gibi görünen ve sonrasında dostluğunu, ihanetini, bir başka siyasetçide, söndürene kadar ihanetin devamlılığını kendisinde davranış bozukluğu olarak gösterenlerdedir. Bu gibilerin ıslahı olmamakla beraber, yanında taşıyanı, bir şekilde zarara çok uğratanlar, topluluğu içinde su yüzüne çıkanlardır. Belkide siyasetin ruhu, sadakatsizliğe zemin hazırlayanların oldukça fazla oluşundandır. Tarihte “Sen de mi Brütüs?” Unutulmayan bir deyim olarak günümüze kadar gelmiştir. Hikayesine gelince İmparator Sezar’ı öldürme planı içerisinde olanlar vardır. Gidişatı hazırlayanlara dahil olanlardan birisi Sezar’ın yetiştirdiği ve oğlu gibi sevdiği Brütüs’dür. Sezar’ın öldürüleceği tarih de belli olmuştur. Sezar o tarihte her günkü gibi makamına gider ve tahtına oturur. Makamına gelen ziyaretçilerin derdini dinlerken Sezar kendine sorulan soruya cevap vereceği anda hançerli saldırıya uğrar. Karşıya baktığı zaman “Sen de mi oğlum Brütüs’ diye haykırarak eliyle yüzünü kapar. Ve aldığı yirmi üç hançer darbesiyle orada can verir.” Siyasetteki ihanetin acı tarafı bu şekilde değil ama ölmeden diri diri kaybediştir. Normal yaşamın içerisinde dikkat edilmesi gereken de budur. Yeter ki! kişinin ihanet beklentisini paranoya şekline dönüştürmemesi ve etrafındaki dar ihanet çemberinin farkında olması gerekliliğidir. Bir diğer misalde göçmen kuş ve serçe vardır. İhanetin adı göçmen kuşa, sadakatin temsiliyeti ise serçeye verilmiştir. Göçmen kuş ile serçe bahar ve yaz boyunca köyleri üzerinde beraber uçmuşlar,ağaçlara, çiçeklere konup beraberce açlıklarını gidermişler, suyu dahi beraber içmişler, avcılardan beraber korunmuşlardır. Mevsim değişmiş kış gelmiştir. İhanetin adını üzerinde taşıyan göçmen kuş serçeye gidelim buralardan demiş, serçe gitmese sevgisine ihanet edecek olmanın ağırlığı ile sadakati seçmiş ve yola koyulmuşlar. Göçmen kuş bu yolun yolcusu ve her zaman tekrarladığı yolda okyanusa kadar serçenin uçuş zorluğuna rağmen kıyıya ulaşmışlar. Serçenin takati kalmamıştır. Arkadaşına son bir defa sevgi dolu sesiyle seslenmis artık gidemiyorum demiştir, demesine ama arkadaşı ona bir bakıp yoluna devam etmiştir. Okyanus büyük, serçe küçük, sevgisi sonsuz, lakin göçmen kuş büyük ama nedense sevgisi yetersizmiş. Sonuç mu? “Mavi sularında okyanusun bir minik sadakat, yeni bir baharın koynunda koca bir ihanet “ geriye kalan olmuş. Dünyamız şimdi corona salgının ihaneti içerisindedir. Bu süreçte, gece başını yastığa koydukları zamanda, daha çok düşünme fırsatı olanlar, yaşamları süresince uğradıkları ihaneti ve sadaketlerini ve intikam yeminlerini sorgulama fırsatı bulmuşlar ise ne mutlu onlara. “Bilemezsin kim dost, kim düşman. Bazen tuttuğun eldir seni arkandan vuran.” bu güne not olsun kimin ihaneti kimin sadakati temsil ettiği ise soru işareti ile sahibini bulsun…

Teşriki mesainin faydaları

Teşriki mesainin faydaları

Kıbrıs adası iklimi ile ılıman bir seyir izliyor. Nisan yağmurları geçti. Mayıs ayı günleri içinde ilerlerken günbe gün yağmura hasretliği bitmeyen topraklara yağmurun hayat verdiğini,bizler bir bakıma pencereden dışa bakışta izliyoruz. Geçen gün Mesarya ovalarına yağan yağmurun bereketi vardı. Hasat mevsiminde belkide çabuk olmak gerekecek . Çiftçilerin tarlalarda silaj balalarını toplayıp kamyonlarda taşıdığı görsellerini sosyal medyadan bu mevsimde görenleriz. Bütün çiftçilerimize bu zor dönemde, korona salgının korkusunun yaşandığı ülkemizde, KKTC’de üretici kesimin tümüne kolaylıklar diliyoruz. Biliyoruz ki çiftçilerimiz örgütlü ve kökü çok eski yıllara dayanan “Kıbrıs Türk Çiftçiler Birliği “inde sorunlarına çare aramaktadır. Hayvancılıkla iştigal edenler de Hayvancılar Birliği çatısı altında her türlü proplemlerini gerek basından, gerekse ilgili bakanlık nezdindeki makamlara iletmekte ve kamu oyu bilgisine getirmektedirler. Nitekim korona salgını sürecinde UBP-HP hükümetinin UBP’nin kabinedeki Tarım Bakanı Sayın Dursun Oğuz’un Türkiye ile olan iyi ilişkileri ve sorunları, anavatana aktarımı, sayesinde “akmaz ise damlayan “ bir çözümle üretilen fazla sütün imalatçılara verilmesi ve işlenen sütten elde edilen ürünün yurtdışına ihracatı sağlamıştır. Bu gün 4 Mayıs 2020 ve denetimli, kısıtlı normalleşme sürecinin başlayacağı gün, Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Ersin Tatar tarafından çeşitli ortamlarda alınması muhtemel tedbirler kamu oyu bilgisine getirilmiştir. Önemli olan bu süreçte ekonominin işleyişinde etken olacak hususlar üzerinde tam zamanında ve her sektörün sorunlarına göre strateji sağlanması ve önlem alınmasıdır. Devlet yönetimi bunun için vardır ve gereklerini yapmalıdır. Bu dönemde bir çok çalışan işsiz kalmış, veya işyerlerinin ödeme sıkıntıları sözlü gerekçesi ile ücretleri kendilerine ödenememiştir. Böylesine büyük salgının dünyada olduğu gibi bizim küçük ve yarım adamızdaki sağlıkta olsun ekonomide olsun sosyal hayatta olsun depreminin şiddeti hayli fazla olmaktadır. Bu gibi durumlarda hasar tesbit çalışmaları yürütülse dahi bazı hallerde yetersiz olduğu ayrı bir gerçektir. Türkiye ile ilişkilerde sürdürülen diplomasi kanaatimce yetersizliğini halen sürdürdürmekte stratejik konumdaki ülkemize maddi kaynak aktarımı sağlanamamaktadır. Veya öyle bir kamu oyu yaratılmıştır. Geçen KKTC Meclis Genel Kurulunda konuşan CTP Genel Başkanı Sayın Tufan Erhürman söyleyip de söylemeyeceğim dediği konuyu hukukçu olmasının avantajı ile Türkiye ile olan ekonomik protokol konusunda iktidarları zamanında kendilerine yapılan eleştirilere değinmiyeceğini ifadelendirirken ima dolu sözlerini iktidardan esirgememiştir. Sayın Başbakan Ersin Tatar’ın meclis kürsüsünden her türlü görüşe saygılı olduklarına dair konuşmasıyla halkımızın hemen hemen tümünde teşriki mesaide fayda olduğu babındaki sözleri güven verici oldu. Aklıma gelen ilk söz; 1887 yılında vefat eden ünlü bir şairin anlamlı sözleri idi ve nedense bu güne manidar bir sözdü! “Üstelemek başarının temel unsurudur. Kapıyı yeterince uzun süre ve yüksek sesle çalarsanız, birilerini uyandıracağınızdan emin olabilirsiniz.” Öncelikle Sağlık, saygı, sabır ve sevgi ile…

Haleti rûh-iyenin tavan yaptığı günler

Haleti rûh-iyenin tavan yaptığı günler

Korona salgını dünyada tam bitti mi? diyeceğimiz günler gelir mi ? bilinmezliğini koruyor. Korona öncesini biliyoruz, şimdi dünyada korona sonrasının dünya düzenin yeniden şekillendirilecek zamanındayız. Bilim insanları bu yöndeki yorumlarını yapmaya başladılar. Her gün yeni bir açıklama okuyoruz. Sonuç yaşamda, elbet bir gün yerini bulacaktır.Dört gözle beklenen korona aşısının bulunması çalışmaları sürerken, Almanya’da insan üzerinde aşı denemelerinin başladığı haberlerde yerini almıştır. Türkiye’ den aşı konusundaki araştırmalarda Türk doktorlarmız vardır. Geçen gün bir arkadaşımla geçen yıl ülkemize ancak Ekim sonunda gelen grip aşısını telefonda konuştuk. Onun da benim gibi grip aşısı yaptırdığını, lakin ona eczacısının “bu yıl salgın fena vuracak” dediğini sözlerine ekledi. İlginç bir yorum! olarak nitelendirdik! Bir kaç yıl evvel 17-27 TL civarında fiyatı olan aşılar biliyorsunuz Ekim 2019’da 95 Türk Lirası olmuştu… KKTC ‘hükümeti UBP-HP koalisyonu aylardır toplantı yapıyor. Kararlar alınıyor,çoklu komitelerin önerileri kararlarda yer alıyor olsa da her komitenin ayrı ayrı açıklamaları, çeşitli tenkitlere sebebiyet veriyor. Sayın Emine Dizdarlı, yazılı obdusman raporunda yasal bir konuya dikkat çekip sağlık komitelerini oluşturma yetkisinin “Sağlık Bakanı” nezdinde olabileceğini net bir şekilde ilgililer ve kamu oyu ile de paylaşmıştır. Sayın Başbakan Ersin Tatar ve Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Sayın Kudret Özersay 24 Nisan ‘dan itibaren ülkemizdeki Bakanlar Kurulu kararı ile maskeli günlerin başlayacağının kararını adıklarını açıklamışlardır. Bilinmelidir ki uzun zaman normalleşen bir yaşam tarzımız siyasette, ekonomide ve sosyal hayatta olmayacaktır. Maske ise nerdeyse kalıcı olarak yüzlerde!!! usulüne uygun yer alacaktır. Her gün Başbakanlık Kriz Merkezi’nin açıklamaları rutine girdi. KKTC Meclisi açıldı. Korona virüsü hakkındaki konuşmaları ,eleştirilerileri ve ikdidar mensuplarınca verilen cevapları saatlerce dinledik. Sonuçta bir Meclis Ortak Kararı’nı gördük mü? Görmedik!. Peki ne gördünüz derseniz. Sosyal Mesafe deyip, bir koltuk arası düzenleme, milletvekili /bakanların kimisinin yüzü maskeli kimisinin yüzü maskesiz, kimisinin ise ne maskeli ne maskesiz, görüntülerini !!! televizyonda izleyenler de görmedi mi? Gördü. Her milletvekili eldivenli veya eldivensiz kürsüdeki mikrofonları tutmadı mı ? tuttu. Kürsü kenarlarına konuşma yaparken elleri ile yaslananları da gördük. Kürsünün yanındaki plastik su şişelerininden, ağzı açık cam su bardaklarınından su içen milletvekillerini de görmedik mi? Gördük!. Kürsü üzerinde dezenfekte ilaç vardı, ancak göstermelikmiydi neydi anlayamadık. Neyse dedik biz mi bileceğiz! yoksa Meclis Başkanı Sayın Teberrüken Uluçay ‘mı bilmeyecek diye de kendimizi teselli ettik. Evde kalışımızın üzerinden 12 Mart’tan itibaren bu gün 27 Nisan’a geldik, artık saymayı bıraktık. Bu arada Takvim yaprakları bize yabancılaştı. 24 Nisan tarihinde 44 yıl önce aileye girişimle, tanıştığım eltim Netice Avkan’ın vefatı ile duasını evden yaptığımız, cenazesine sadece iki oğlumun katıldığı ve saat 10.00 olan cenaze defin işleminin kabristanlıkta yapıldığını, camide cenaze namazının kılınmadığı günleri de maalesef gördük. 27 Nisan bu gün kardeşim Niyazi’nin doğum günü kaç yıl yurt dışı derken birlikte olamamıştık, şimdi ilçeler arası geçiş yasağına takıldık, biz Girne o Mağusa ilçe sınırları içinde Nergisli köyünde kaldı diye bir araya gelemez olduk. Doğum günün kutlu olsun kardeşim derken teknolojinin devreye girdiği çağı yaşadık. Kültürümüz geleneklerimiz göreneklerimiz hepsi sanal alem yardımında! Ramazan günlerini yaşadığımız günlerin maneviyatında duygularımız hepimizi esir aldı. Haleti rûh-iyenin tavan yaptığı günlerde, inacımızla dualardayız. Rabbim hepimizi her türlü tehlikeden korusun.