Tilkinin kürkü

Tilkinin kürkü

Nankörlük bir çeşit değildir diyorlar doğrudur, nankörlüğün esası iyilik yaptığınız canlının size dönüp kötülük yapması halidir. Tek nedeni ise menfaat ilişkileridir. Çoğumuz; insanoğlu zaten çiğ süt emmiştir deyip sütü kabahatli bulabiliyoruz. İyilik konusu ise göreceli bir kavram siz sezdirmeden, duyurmadan, hissettirmeden aman karşınızdaki rencide olmasın diye uğraş verirken ve karşınızdaki kim olursa olsun iyilik yaptığınızı zannederken, karşınızdakilet kendi düşüncelerinde iyiliği anlamakta güçlük çekerler veya anlamamazlıktan gelebilirler. Nankörlük konusunda her ne hal için ise seçilen canlı her zaman “ kedi “ olarak yaygın bir şekilde bilinendir. Bu sevimli hayvanlar neden “Nankör Kedi” diye adlandırılır ve sevenlerine hayır, kediler nankör değildir savunması yapıldığı hususunda ise herhangi bir açıklaması olmadığı da görülmektedir.Köpeğin sadakatinden bahsedilirken kedinin cırmalaması nankörlük olarak ifadede yerini bulmaktadır. Nankörlük hususunda birçok hikaye mevcuttur. Bir tanesi ise oldukça ilginçtir. Avcılardan kaçan kurt köyden birisine, beni kurtar yoksa vuracaklar der ve köylünün torbasında sırtında taşınırken avcılardan kurtulur. Torbadan çıkar çıkmaz ise karnım çok aç burda senden başkası yok o zaman seni yiyeceğim dediği adam ise ben sana iyilik yaptım böylemi ödeyeceksin der ve kurt ile karşılaştıkları üç canlıya bu konuda danışmaya karar verirler. Karşılarına önce yaşlı bir kısrak çıkar cevabı “ne vefası” sahibine yıllarca hizmet verdim ona taylar doğurdum sırtımda taşıdım sonuç yaşlanınca kapının önüne konuldum der, kurt çok sevinmiştir, ilerler ve ikinci rastladıkları hayvan köpek olur. Köpek ise sahibine sadakatle bağlılığını, koyunları güttüğünü,sahibini koruduğunu ancak hizmetlerine hiç karşılık görmediğini her gün tekmelendiğini tekrarlar, üçüncü karşılaştıkları canlı kurttan nefret eden tilki olur. Tilki intikam hırsı ile yanmaktadır. Kurt nasıl avcılardan kurtulduğunu torbaya girdiğini söyleyince tilki inanmam göster der ve kurt torbaya girince köylüye torbanın ağzını bağlatır,köylü böylelikle kurdun elinden tilkinin zekası ile kurtulmuştur. Tilkiye minnettarlığını söyleyen köylü o anda tilkinin parlak tüyleri ile kaplı derisine sahip olmak isteği ile yanıp tutuşmaya başlar ve elindeki taşla tilkinin canına ve kürküne sahip olur işte o an torbayı ayağı ile de dürter. Artık köylü tilkinin kürkünü satıp kaç para alacağını düşünen olmuştur. Yaşanan ömür içerisinde ve bilhassa zamanımızda canlıların müteselsilen menfaat ilişkilerinde nankörlüğün varlığı yatsınamaz. Kimisine göre iyilik ve nankörlük karşılıklı olup sonuçta kazanan taraf hanenin iyilik tarafına yazılan olur. Günümüzde nankörlük denen illet maalesef yaygın ve bulaşıcı bir hastalık olmuş, korunmak gerek o zaman bu sözü unutmayalım “Yitirdiğin servetinse dönüp arkana bakma! Sevdiğin vefasızsa, unut kafana takma! Ama yürekten sevenin varsa onu asla bırakma.”

Advertisements
Araya giren çavuş

Araya giren çavuş

Denge insanların hayatları süresince önem arzedecekleri en önemli unsur. Dengeli olmak başka dengesiz olmak başka ve insanlarda uyum denge ile başlayan dengeyi sağlayan, tarafına her zaman başarıyı götüren olmaktadır. Kavgaya körükle gitmenin bir anlamı yoktur. Sonucunda kırılan kalpleri bir araya getirmek kadar zor birşey olamaz. Her insanın hayatında ve bilhassa iş hayatında meydana gelen olumsuzluklarda kişiler arası uyumu sağlayan dengeye önem veren yöneticiler başarılı olmaktadır. Ülkemiz küçük bir yer Kıbrıs’ın yarısında yaşamak güzelliklerini görmek hissetmek ayrı bir ruh dinginliği. Hissetmek için duygulardaki dengenin her zaman insan zihnindeki olgunluğu şart. Yaz sıcaklarının en hissedilir ayları Temmuz ve Ağustos Eylül… Eylül ayının adını çıkarmışlar onbeşi yaz onbeşi kış diye, kaç yıllar kaç mevsimler geçti Ada’nın kurak ikliminde dengeli bir gidişat yok, mukadderat diyoruz,tedbir gerek diyoruz, tesbit için, zamanında hareket diyoruz. Ne mevsimin sıcaklığı ne kuraklık ne de mevcut sorunlar değişmiyor. Bilinen gerçeklerde dengeli çözümler şart diyoruz. Kıbrıs meselesinin çözümünün olabileceğine inanaların gittikçe azaldığı zamanda yine çeşitli senaryolar ve tesellinin gölgesinde vakit geçirenler, hükümetçilik oyununda geçen süre ve kendilerinin bile inanmadığı, gerekçelere iltica etmiş zihniyetler. Güney ile Kuzey arasında gidiş gelişlerdeki soğukluk. Bitmeyen tek şey,konuşmalara sığdırılan cümlelerin varlığı…Ne yapmış İncili Çavuş, hükmünün zamanında almış akrabasını, gitmiş önemli bir toplantıya akrabasına, aman hısım bugün bir toplantı var oraya gideceğiz, sana bazı tembihlerim olacak bunlara iyi kulak ver, orada hep ”büyük adamlar“ vardır. Beni ve kendini mahcup edecek bir hareket yapma. Kalkacağın yere sakın oturma, yerini iyi seç. Üzerine söz düşmezse konuşma, söz arasında zırtaboz olma, sana gelecek ”mahcubiyet” bana gelmiş olur. Sakın ha istemeden de bir şey verme, aman ha ortamı fazla germe, diye de tembihlemiş. Toplantı başlarken içeriye vezir girmiş, ağa girmiş,kadı girmiş bizim hısım yerini vere vere kendini kapı ağzında buluvermiş, İncili mahcup hısım konuşuyor eşeği olduğunu İncilinin köyde her toplantıya katıldığını söylüyor o kadar çok konuşuyor ki oradaki ulemalar sus be adam derken bizim hısım sofraya getirilen karpuzu kesmek için kınından değerli taşlarla süslü kamasını çıkarıp veriyor, bunu gören Vezir hile ile bu kamayı almak için hısımın, bıçağının kendi babasına ait olduğunu dolayısı ile hısmın babasının babasının katili olduğunu iddia eder, ortalık karışmıştır İncili Çavuş araya girer ve tamam mahkemeye çıkarın der, itirazlar ona akıl vermeyeceksin üzerine odaklanır. İncili akrabasının eşeğinin kulağını tutar ve başlar konuşmaya, yapmayacaksın dediklerimi yaptın o halde şimdi sen onu katil çıkar, yetim kaldım de ve sana yetim aylığı bağlanana kadar vazgeçme der. Sonunda işin içinden çıkılamaz olmuştur, hısıma yetim aylığı bağlanır. Vezir İncili’ye sitem eder “Sen adama akıl verdin yoksa adam böyle kendisini savunamazdı” deyince İncili “Vallahi vezir efendi ben onu şahsına bir akıl vermedim ama akşam eşeğini yemlerken eşeğe bazı şeyler mırıldanmıştım. Eşekten öğrendi ise bilemem adam o kadar da anlayışlı değildi” der. Gereken yerde gereken sonuç alınması için söz dinlemenin şart olduğu bilinirse başarı dengenin eseri olur. Ne diyebiliriz ki ! Anlayana böyle biline…

İyilik Reçetesi

İyilik Reçetesi

Güzel ve anlamlı sözler bizlere yıllar evvelinin bu günü yaşatıyor. Bu sözler içerisine ‘ İnsan, kendisine nasıl davranılmasını istiyorsa, başkalarına karşı da öyle davranmalıdır.’ Özdeyişi günümüzde geçerli özdeyişlerden birisi.

İnternet ortamında aramalarda en çok ziyaret edilen sayfalar vardır. Kimden ‘söz’ istiyorsanız ismi yazıp yüzyıllar evvelki söylenen sözlere ulaşmanız dokunmatik klavyenin hemen ucunda. Sizleri bilemem ama ben, sık sık bu siteleri ziyaret ederim, beğendiğim sözleri de sosyal medya hesaplarımdan veya köşe yazılarımda okuyucular ile paylaşırım.

Yerel seçim propaganda döneminde girdiğim bu sayfalar arasında sadece 4’lü hükümetin 9 milletvekilli HP partisinin reklamlarına rastladım. Sık ziyaret edilen sözler aralığında bu reklamları gördüğüm zaman ne kadar etkili olur/olmazı üzerinde pek durmadım. Sosyal medyanın satır aralarında kişileri tanımadan, kişiler ile yüz yüze gelmeden kim ne kadar oy toplar reklamlarını verdiler. Sonuç ortada. Geçen gün Başbakan Tufan Erhürman 50 yıllık sorun 50 günde çözülemez, uyumlu hükümet, içinde uyum var her gün bir bakanlıkta toplantılar yapıyoruz uzun vadeli programlar yapıyoruz, plansız iş olmaz benim solculuğumda fakirlere dokunmak var yardımcı olmak var derken, ekranda nerdeyse beş parmağını tek tek yerinden sökecekti. Unutulan iktidara talip olan ve gelenlerin önceden yaptıkları hükümet programının işlevsel olması gerektiği idi ve 50 yıldır sorunlar birikmiş ise kendi partilerinin de iktidarda uzun süreli ortaklıkları olduğuydu.Sayın Erhürman yine eğitimde uçurum var derken bu deyişinin üzerinden yani ilk basın toplantısından itibaren 5 aya yakın zaman geçtiğini biliyor tabi ancak hocalığının etkisi ile konuyu bizlerin ezberi için tekrarlayıp duruyor. Zaman su gibi akıp gidiyor 4’lü hükümet hala daha planlama yapacak hepsinin seçim bildirgeleri ortada ama içinde bir şey olmadığı belli oluyor. Gençlik Dairesi faaliyetleri ile sanki yeni bir şey yapmış gibi dairenin eski müdürü Sayın Gencay Eroğlu’nun kurduğu düzen üzerinden gösteri yapıyorlar. Gençlerimiz yararlansın başka bir isteğimiz olamaz. Çanakkale gezilerinin devamını Türkiye’den ilgili müsteşarın tweeter hesabından paylaştığı fotoğraflarda gençlerimizi görüp seviniyoruz. 2017 de başlayıp 5000 üzerindeki gencimizin gidiş ve gelişlerinde yapılan kara poropagandaları bilenleriz. 2018 yılında Çanakkale gidişlerinin de öğrenci sayısı az olmayacaktır diyoruz, çünkü öğrenciler isteklidir. Veliler ise Çanakkale gezisini destekleyenlerdir. Sayın Kudret Özersay’ın partisinden Dr. Hasan Topal HP’ni kendi partisini eleştirmesi hali de, geçen gün gerçeklerin ifadesinde, güne damgasını vurmuştur. Kudret beyin doktorun teşhislerine hayır diyecek bir tavrı olurmu? Olmamalıdır. Doktor, HP başarısızdır demiştir. Sayın Hasan Topal haklıdır.

Yerel seçimlerde partisi 5 de sıfırdır, Parti başkanları doktordan ‘iyilik reçetesi’ istemelidir. Sayın Özersay’ın bir Girne milletvekilini disiplin kuruluna göndereceği imalı konuşmaları üzerinden aylar geçmiştir. Sonucu kendi iç meseleleri olmakla birlikte Mağusa milletvekilinin haklı isyanını nasıl giderecektir merak edilenler arasındadır. Mesele nisap meselesidir. Anlaşılan odur ki siyasetin sıcaklığı gündemdeki yerini muhafaza edecektir…

Vatandaşlık hakkı

Vatandaşlık hakkı

Türkiye Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçiş için büyük bir hazırlık içinde. Yasal prosedür işletiliyor. Başbakan’a ait tüm yetkiler Cumhurbaşkanına aktarılacak. Türkiye Temmuz ayının ilk haftasında, gündemi ile haberlerde sıcak yerini muhafaza edecek ve mevzuatın hazırlıklarının yapılmasına müteakip 600 milletvekilinin yemin edeceği gün için TBMM hazırlıklarını yapmış durumda Yüksek Seçim Kurulu kesin seçim sonuçlarını 5 Temmuz’da ilan edecek ve Anayasa’ya göre, seçim sonucunun ilanının üçüncü gününde, yani 8 Temmuz’da Türkiye Büyük Millet Meclisi Pazar gün saat 15.00’te kendiliğinden toplanacağı biliniyor. Milletveklerin Yemin metni ise Türkiye Anayasasındaki şekli ile yapılacaktır. Yemin aynen şöyle; ‘Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve lâik cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasa’ya sadakatten ayrılmayacağıma; büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine ant içerim.’ Ülkemizde mevcut 50 milletvekilinin KKTC anayasaya uygun yemini ise aşağıdaki gibi olup bazı farklılı ifadeleri yemin içeriğinde görmekteyiz. İki yemini de birlikte yazıma aldım. ‘Devletin varlığını ve bağımsızlığını, yurdun ve halkın bölünmez bütünlüğünü, halkın kayıtsız şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti ve Atatürk ilkelerine bağlı kalacağıma; halkımın refah ve mutluluğu için çalışacağıma; her yurttaşın insan haklarından ve temel hak ve özgürlüklerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya bağlılıktan ayrılmayacağıma; namusum ve şerefim üzerine and içerim.’ 8 Temmuz 2018 tarihinde milletvekillerinin yemini sonrası Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yemin etmesi ile yeni sistemin bakanlar kurulunun açıklanması bekleniyor, bakanların atanması için süre olmamasına rağmen Sayın Erdoğan’ın 16 Bakanı ayni anda ataması siyasi çevrelerce beklenmektedir. Sayın Erdoğan,1 No’lu kararnamesi yayınlanacak. Bu kararnameyle bakanlıkların kuruluşu sistem içinde yerini alacak, yeni teşkilat şeması belirlenecek. 16 bakanlığın kuruluşuna ilişkin kararnamelerin yayınlanmasının hemen ardından da bakanlar atanacağı haberlerde ifade edilendir. Böylelikle bürokraside bürokratlar yeni sistemde atamalar ile yeni teşkilat prosedüre göre makamlarını bulacaktır. Elbette beklenen, KKTC ile olan siyasi,ekonomik ve sosyal ilişkilerin koordinasyonu yeniden yapılandırılacaktır. Bu aşamada beklentimiz yine yazmakta tekrarlamakta fayda vardır,vatandaşlık konusunda vatandaşlıkları iptal edilen 175 kişinin kararının ülkemiz yetkililerince yani 4’lü hükümet bakanlar kurulunca geri alınmasıdır. Vatandaşlık hakkı kazananlara ise vatandaşlık haklarının verilmesinin acilen yapılmasıdır. Türkiye Cumhurbaşkanı’nın ilk ziyareti KKTC ve Azerbeycan olacağı ve bu tarihin 10 Temmuz olacağı varsayılırken 20 Temmuz 1974 Kıbrıs Barış Harekatı etkinliklerine Türkiye’den gelecek olan siyasilerin kimler olacağı gündemin esas beklentileri içerisine girmiştir. Yeni Cumhurbaşkanlığı döneminin Türkiye ve ülkemize hayırlı olması ise temennimizdir…

Geçiş İşkencesi

Geçiş İşkencesi

Kuzeye geçen Rumlar’ın araçlarına KKTC’deki benzin istasyonlarından akaryakıt alma halinin kontrole tabi tutulacağı haberleri ortalığı kaldırdı oturttu. Kimler açıklama yapmadı ki şaşmamak elde değil,sanki bu durum ne ilk ne son olacaktır. Rumlar ve Türkleri böyle durumlar birbirlerinden uzaklaştırırmış. Daha neler neler! Geçmişi yaşamadan ezber konuşmalar, kritik cümleler. Halbuki 1963 hadiselerinde, tek taraflı Rumlar’ın kurdukları barikatlarda Güney’den Türk tarafına akaryakıt geçmesin diye ne eziyetlere maruz kaldık bir bilseler, şimdikiler o barikatlardan geçen büyükleri ile konuşsalar öğrenecekler de, hepsi kitabi lafları,kendilerine siper etmiş konuşuyorlar. Sosyal medya denen mecrada bir ileri bir geri yazıp duruyorlar. Devlet yönettiklerini unutmuşcasına şahsi hesaplarda koşuşturup duruyorlar her iki saatte bir sanki başka ciddi işleri yokmuş gibi resmiyeti kuşkulu arşivlenmesi mümkün olmayan satırlarda sanki reklam geçidi gibi arkası az sonra modunda yazıp duruyorlar. Bir zamanlar hatırlarsanız Sayın Ferdi Sabit Soyer’in ‘dit dit ‘ üzerine özellikle Sayın Kudret Özersay’a paylaşımları ile ilgili twet atmış hatta Mutlu Azgın’a 2012 yılının gece yarısında ‘Mutlu biz fred çakmaktaş devrindeniz bu ‘dit dit’ dilini yeni öğreniyoruz’ diye de cevap yazmıştı. Bu gün için, icraatta işin erbabı olamayanların yeri tweter paylaşımlı Facebook hesapları olmuştur. Neyse biz konumuza dönecek olursak Mağusa kapısı geçişlerine kadınların ayrı odalarda üst baş arandıklarını,araçların benzin depolarına değnek tipi ölçü aleti soktuklarını Geçitkale Rum polisinin iki selvi ağacı altında araçları kontrolü ve en kötü muamelenin yapıldığı yer olduğunu ne çabuk unutmuşlar. Yaşamak,görmek ve Mengene misali, kuyruğun düzelmeyeceğini anlatacaklarına, hala daha eğitimde müfredatla uğraşıp din derslerini seçmeli hale getirecek olanlara ve acayip önerileri gündeme taşıyanlara kol kanat gerildiğini görmenin hazin halini izliyoruz. Zaman acımasızdır. 1963-1974 barikatları etrafta hiç bir şey yapmadan dolaşan Birleşmiş Milletler askerleri,ara bölgeler sınır arası gerginlikler, verilen mücadele ve dökülen gözyaşlarında kayıplar ve halen süregelen acılar. Yaşlanan neslin zaman tünelinden ayrılması, unutulması mümkün olmayan anılar unutulmuşmudur? Bu günkü sınır kapıları o zamanın tek taraflı barikatlarının yanında modern kalsa da rumların bakışlarındaki zihniyetin değişmediği ,gözlerindeki kin ve nefretten devamlılığını koruduğunu da mı görmüyorlar. Yoksa sayısı az bir çoğunluğun ayni kafadaki Rumlar’la marjinal birliktelikleri bukadar mı önemli? Yaşanan anılar yüzeysel olsa dahi o günlerin çocuk gözü ile gerçekleri çok önemli hatıralarıdır. 1955 yıllarını görenleriz . Hala daha seyirci koltuklarında oturuyoruz. Sahnede Rumlar’ın Türklere uygun gördüğü rol sadece figüranlık. Derinya kapısı Türklerin hazırlıksız olmasından açılamıyor deniyor.Atılan twitlerde 1 Temmuz tarihinde Derinya geçiş noktasının açılmamasının esas sebebi bölgede 1974 statükosunun devamıdır deniyor ve Sonuç sivil siyaset 1 kez daha mağlup olmuştur! deniyor. Peki 4’lünün Dış İşleri Bakanı ne diyor? O sadece mahalleye göndereceği dediği siyasilerin peşinden koşuyor. Bu gün açılan mevcut kapılarda zihniyet araba içlerinde, modern bekleyiş tarzı,geçiş işkencesinin diğer bir adı ile akaryakıt kontrolüne takıldı kaldı. Kuyruklar uzadı.Bekle bekle nereye kadar? İyi ki 1974 Barış harekatı yapıldı. Türkiye’nin garatörlüğü devam ediyor ve Güçlü Türkiye sayesinde huzur bulan günlerdeyiz. Varsın Anastasiadis,Türkiye’nin işgali kalkmalıdır deyip dursun. 20 Temmuz’un 44.Yılına geldik…

Tamahkar ile Sahtekar

Tamahkar ile Sahtekar

Türkiye yılların en büyük ve önemli seçimini geride bırakmış yeni sistem şartlarında hükümetini kuracaktır. KKTC ise 24 Haziran geride kalmış. yerel seçimlerin sonucunda kazanan adaylar mazbatalarını almışlardır. Siyasetin nabzı hızlı olarak ülkemizde artarak devam edeceği göstergeleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Kasım ayında yapılacak çok adaylı bir UBP kurultayı olacağı varsayılmaktadır. 4’lü hükümetin yapamadığı icraatlar dışında iktidarını sürdürürken kabine, ev ödevi hazırlar gibi . Nerden buldun yasa tasarısını meclise sevk ettik, söz verdik çıkaracağız, dokunulmazlıkları kaldıracağız çalışmalarını yapmaktadırlar. Meclis tatilini Ekim ayına kadar uzun süreli tutmayacaklarını ifade ediyorlar,hadi nisabı sağlasınlar, Anayasada değişiklik yapıp bu konuları referanduma götürsünler,eleştirileri ortadan kaldırma yönünde hareket etsinler. Lakin gündemi yasa tasarısı taslakları ile güncelliyorlar. Öncelikle gözle görülür refahı ülke halkına bahşetsinler. Seçim bitmiş, geçim zamanı için kararlar üretsinler.Bu gün siyasete atıf, bu kadarı yeter diyelim ve ülkemizde adına kitaplar, makaleler yazılan bir ‘Tavuri ‘ olduğunu bilerek bir zamanların Sülün Osman’ını sırası gelmişken tanıyanlara bir kez daha hatırlatma yapalım. İstanbul ‘da kent meydanlarındaki saatleri, Galata Kulesini, şehir hatlarındaki vapurları yani kamu mallarını saf vatandaşlara satarak efsane haline gelen Osman’nın Galata Kulesini satarken yakalandığı zaman hapishanede ‘Alınteri ile Yaşamak” konulu konferansta dediklerini bir tekrarlayalım. Ne diyor Sülün Osman “Benim dolandırdığım insanların aslında kendileri dolandırıcıydı.’ ve anlatıyor; ‘Yani bana yaklaşma, yakınlaşmalarının tek sebebi beni dolandırmak, kolay yoldan para kazanmaktı. Akşam vakti elimde on tane bilezikle geliyorum adamın önüne. Kuyumcunun kapısındayım, tabi geç vakit dükkân kapalı. Başlıyorum karımın hastalığını durumunun ağırlığını anlatmaya, acilen hemen bilezikleri bozdurmam gerektiğini, o an nöbetçi eczaneye gidip hastaneden istedikleri ilaçları almamın şart olduğunu söylüyorum falan. Hakiki olsalar bileziklerin fiyatı 1000 lira. Diyorum ki ilaçlar için 300 liraya ihtiyacım var. Paranın gerisi umurumda değil, yeter ki karım iyileşsin ameliyat için ilaçları yetiştireyim. Adam sabah kuyumcuya gidip bilezikleri 1000 liraya bozdurabileceğini ve hiç elini yormadan oturduğu yerden havadan 700 lira kazanacağını düşünmeye başlıyor. O arada benim ayakçı da ortaya çıkıyor pazarlığı kızıştırmak işi hızlandırmak için ve o almak istiyor bilezikleri. Telaşlanıyor adam kazanç imkânı kaybolacak, fırsat kaçacak diye. Hemen oracıkta 300 lirayı verip alıyor bilezikleri, ben de kayboluyorum ortalıktan. Adam ertesi sabah kuyumcuya gidip de bilezikleri bozdurmak istiyor ve sahte olduğunu öğrenince, dolandırıldım diye karakolda alıyor soluğu, şikayetçi oluyor dolandırıldım diye. Netice ben aranıyorum. Demiyorlar ki ona, be adam 1000 liralık bileziği 300 liraya almayı düşünürken aklın neredeydi? diye. Gayet açık ki, beni dolandırmayı düşünmüştü. Ben hayatım boyunca beni dolandırmaya kalkışmamış tek bir kişiyi dolandırmadım. Boşuna dememişler “Tamahkar ile sahtekar bir aradadır” diye…’ Dikkatle okunduğu zaman çoğu hadiseye yerleştirilen bu düşünce tarzı günümüz olaylarına, ders nitelikli, tabi ki anlayana. Duamız kimseler ne tamahkar olsun ne de sahtekar! Ne demiş atalarımız ‘Az yetmez, çok artmaz.’

Demokrasi Kılıfı

Demokrasi Kılıfı

Kazanmak veya kazanmamak arasındaki yaşam kendi içerisinde doğru ve yanlışı barındırıyor. Bilhassa siyaset sürekliliğinde seçimde başarı sağlayıp seçilenler ile seçilemeyenler taraftarları ile beraber karşı karşıya kalabiliyor. Her tartışmanın kökeninde yatan mesele fazlası ile yapılan yorumlarda o seni istemedi bu seni kesti şeklindeki yorumların günümüzde ağızdan ağıza olduğu gibi sosyal medya sayfalarında bizzat yazılır olmasıdır.
Seçime giren adayların her halükarda artı veya eksi sonucu kabullenmede olgunluk göstermesi gerekendir. KKTC ‘deki yerel seçim sonuçlarının analizleri siyasi partilerin idari yapısı içerisinde yapılmalıdır. Bu sonuç değerlendirmesi acilen yapılıp üyelere duyurulması hatta, genişletilmiş toplantılarda ele alınması gerekendir.
İstifa, oldum olası sevimsiz bir kelime olarak irite edicidir. Sözlük anlamı ile “görevinden, işinden kendi isteğiyle çekilme, ayrılma” olduğuna göre siyasette parti yetkili kurullarından veya parti üyeliğinden ayrılmak için bir üst düzeye dilekçenin verilmesidir.
Siyasi istifalar çoğunlukla dengeler göz önünde bulundurularak parti genel başkanının veya genel sekreterin, ilgili kişilerce konuşması ve ikna edici tavrı ile çözümlenebilir. Dolayısı ile istifa ederim sözü veya yazısından önce kişilerin yapacağı ön görüşmeler son derece önemlidir. Siyasi konuların sosyal medya üzerinden imalı konuşmalar ile ülkemizde halli sadece kişilerin kendilerine manevi zararı olduğu kadar mensubu olduğu siyasi partiye de zedeleyici hali dokunur. Yani bu gibi konular rakip siyasi partilere sadece konuşup gıybet yapma ortamı hazırlar. Ülkemizde özellikle Facebook’ta bu tür yazılara yapılan yorumlar şikâyet eden kişiyi motive ederken diğer bir kişiye zararda zemin hazırlar. Her seçimde her adayın aday olmasında gaye seçilebilmektir. Ancak “amaca ulaşırken her şey mubahtır” konusu kanaatimce yanlıştır.
Siyasi bir partinin uzun yıllar yetkili kurullarında çalışmış ve bu süre eğer 40 yılları aşmışsa kurultay olsun, ilçe kongresi olsun, parti meclisi üyelikleri, İlçe yönetimi seçimleri hepsini yaşayan hatta kadın aday olarak delege seçimlerine giren az farkla kaybeden bir kişinin deneyimi ile söylemek istediğim parti içinde kimseye kırgınlık göstermeden tecrübe deyip kanaat belirtenlerin isteğinin iktidar için mücadele etmek olması gerektiğini öğrenmenin, bu gününü gördük. Seçim sonrası her siyasi partide dalgalanmalar olur hele de Ulusal Birlik Partisi gibi köklü bir partinin üzerine, olağan kurultay aşamasında dıştan fazlası ile müdahale edileceği söz konusu ise… Bu aşamada siyasi birlikteliğe en ihtiyaç duyulan zamandır, iyi kullanılması gerekir.
UBP yerel seçimlerde diğer siyasi partilere göre üstünlük sağlamıştır. Kendi içindeki meselelerini mutlaka sağduyu ile halledip iktidar için mücadelesini sürdürürken en iyi şekilde muhalefetini 4 parçalı hükümete karşı yapacaktır. KKTC Meclisinin bu kadar uzun süreli tatile girmesi doğru değildir. Gerekli anayasal düzenlemeler yapılsın derken Sayın Kudret Özersay’ın şimdiden ortaklarına dokunulmazlıklar konusunda ültimatom niteliğinde olumlu oy vermez iseniz bu hükmet sona erer mesajı oldukça düşündürücüdür. Mamafih herkes kendi düşüncesini demokrasi kılıfında söyleyebilendir. Öyle bir zaman geçer ki gün gelecek “El eli yıkar, iki elde yüzü.” deyiminin anlamında her konu makamını bulacaktır.

Sosyal tansiyon düştü

Sosyal tansiyon düştü

Seçimler bitti. Analizler devam ediyor. Yorumlar yerli yersiz yapılıyor. Sosyal medya üzerinden göndermeler ima halinde sahibini buluyor. Şu hakikati ifade etmek gerekirse özellikle tweter camiasında CHP Cumhurbaşkanı adayı Sayın Muharrem İnce seçimden önce seçim kazanmış gibi lanse edilendi. Twetterin anket butonu ile aday isimlerini verdikleri anket sonuçlarında Sayın Muharrem İnce %79 oyla devamlı seçilmiş pozisyonda oldu. Hesapların fake olup olmadığı ise meçhuller arasında kaldı. 2016 yılında Scientific Reports’ta yayınlanan bilimsel bir deneyin sonuçlarını Günaydın gazetesindeki yazısı ile okuyucularına aktaran Mevlüt Tezel’in yazısı bütününde okunmaya değer bir yazı ve şu cümle araştırma içerisinde sonuç nitelikli yer alıyor Ne diyor araştırmadaki görüş birliği “Seçmenler, yazılan tweet’lere değil; adayların yeteneklerine, karizmasına, yaptıklarına ve kendi taleplerini karşılayıp karşılamayacağına bakıyor.” tesbiti böylelikle seçmenin bire bir tarifi de oluyor. Buna dikkat başarı,başarı ise iktidara giden yolda ilk adımı oluşturuyor. Sayın İnce ‘nin seçim propagandası,televizyon reklamlarındaki şarkılar zihinlerde yer etmesine beğenilmesine rağmen partisinin yıllardır iktıdarı yakalayacak reye sahip olmaması Sayın İnce ‘in dezavantajı olmuştur. CHP iktidara taşıyamayan Sayın Kılıçdaroğlu’nun bir kez daha bu seçim sonuçlarını değerlendirmesi aciliyeti ve parti idari yapısının yeniden gözden geçirilmesi ,Sayın İnce’ye seçmenin verdiği oylar adına acilen düşünülmesi gerekendir. 24 Haziran seçimleri için bu saatlerde twiter paylaşımlarında tansiyon oldukça düşmüştür.Sayın İnce’nin seçim sonuçlarını kabul nitelikli konuşması olumlu bir davranış ve olgunluk olarak kamu oyunda takdir görmüştür. Seçimden önce Türkiye Başbakan Yardımcısı Sayın Bekir Bozdağ’ın mesajı tweeter Cumhurbaşkanı’nı seçmez ve hiçbir şekilde milletin seçtiği bir cumhurbaşkanını iktidardan indiremezler,indiremeyecekler. 15 Temmuz’da infaz etmeye çalıştılar. Ama o milletiyle sokağa çıkarak tüm dünyaya korkmadığını gösterdi. Türkiye üzerine oynamaya çalışanlara yine aynı şekilde 24 Haziran tarihi kabus olacak. Bu millet cumhurbaşkanını yedirtmez. Bir dünya bir araya da gelse milletin liderini yenemeyecekler.’ ifadelerini kullanmış olması Güçlü Türkiye için dünyaya verilen çok önemli bir mesaj olmuştur ve Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin ilk lideri Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmuştur. Sistemin işleyişini hep birlikte görenler olacağız. Sayın Recep Tayyip Erdoğan Güçlü Türkiye Lideri olarak Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin,öte yandan, Almanya Cumhurbaşkanı Steinmeier ve Yunanistan Başbakanı Çipras’ta Erdoğan’a tebrik mesajlarını ulaştırıldığını ayrıca İngiltere Başbakanı Theresa May ve Almanya Başbakanı Angela Merkel de Erdoğan’ı tebrik eden liderler arasında olduğunu haberlerden okuyoruz. KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı da Sayın Erdoğan’ı tebrik edenler arasındadır. Siyasi gelişmeler sürekliliğinde yeni sistemin başarılı olması temennimizdir…

Büyük işler önemli atılımlar

Büyük işler önemli atılımlar

Dün dünde kaldı, desek bile dünün tecrübesi ile bu gün yol yeniden şekillenir ileriye adım atılır. Hizmetin tarifinde şimdinin önemi çok büyük. Geçen seçimin heyecanı ile meraklılarına en uzun gün ve en uzun gece olan,seçmeni olduğu kadar, adayların kalp atışlarında artış sağlayan seçimler çok şükür bitti. Türkiye için tecrübe kazansın dedik, istikrar sürsün dedik, ilk turda Cumhurbaşkanı galip gelsin dedik, hepsi bizler gibi düşünenlerin toplam kararı oldu. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde yerel seçimlerde belediye başkanları ,üyeleri ,muhtarlar azalar seçildi. Seçilenlerin ortak görevi partisi ne olursa olsun görev sınırları içerisindeki her eve her vatandaşına yani her seçmene en iyi hizmeti götürmek olmalıdır. Her seçim bir tecrübe ve kötünün daha iyisi beklenendir. Vatandaş her hizmeti takip eder. Ödediği fatura üzerindeki rakamı görür. Devlete karşı ödemeleri ile vazifesini yapandır. Seçime katılımın az olması güzel bir hadise değildir.Seçime katılmayanların oy kullanmayanların ismen bilindiği seçim listelerinden bilinir olandır.YSK’da listeler vardır. Ülkemizde alışkanlık gereği en çok eleştirenler bazen vatandaşlık görevini yapmayanlar arasından olabiliyor. Oy kullanmayanlar için yasal düzenleme yapılıp cezai müeyyide getirilmesi mutlaka düşünülmelidir. Bir zamanlar yaz sıcağında denize gidin oy vermeyin diyenler, karma oyu teşvik edenler şimdi Meclis’te milletvekilidir, hatta kabinede bakandır. Bu kişiye,bu konuyu da notlarına eklesin demek gerekiyor. Belediye seçim sonuçları için övünmeye hiç gerek yoktur. Seçimle mevcutlara bir dönem daha irade umut olarak devredilmiştir. Seçilen olsun seçilmeyen olsun bütün kişilerin ortak amacı görevdi hepsine tebriğimiz vardır. Türkiye 81 milyona seçim propagandası süreci, mitingler, uykusuz bekleyişleri yaşarken tahammül edilen yorgunluklar yüzlerde ifadesini bulurken seçim günü gecesi sabahı Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan seçmenlerin yanında olmuş bilhassa küçük yaralı bir çocuğun tedavisi maksadı ile hastahanede geçirdiği saatler ile kalbi duygularda, yüreklerde, bir kez daha silinmeyen iz bırakmıştır. Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ‘ı ,MHP lideri Sayın Devlet Bahçeli’yi ve Türkiye’nin son Başbakanı Sayın Binali Yıldırım’a, Seçilen milletvekillerine ve Anavatan’a Türkiye’mize sevgilerimizi,saygılarımızı arz ederken KKTC’de yaşayanlar olarak daha emniyetli günlerin güvencesinde olduğumuz için sevincimizi özellikle belirtiriz. Ulu Önder Atatürk ‘ün sözünde olduğu gibi “Büyük işler, önemli atılımlar; ancak birlikte çalışma ile elde edilebilir.” Niyet budur…

Seçilememeyi göze almak

Seçilememeyi göze almak

Mutluluk insanın hangi şartlarda olursa olsun kendinde hissettiği duyguların olumlu yanıdır. Olumlu düşünmek kişide özgüvenin kendisidir. Çoğu kişi nedense mutluluğun çok yakınında olduğunu bilmez. Bu gibi kişiler kendi mutsuzluklarını bir başkasına da bulaştırmayı adet edinmişlerdir. Mutluluk sevgiye duyulan özlemin ta kendisidir. Sevgi esasında insanlar üzerindeki etkisi ile her zaman kendini aratan ama bir kısım insanın hayatında var olan nefret duygularından ne kendine ne de başkasına yaşatamadığıdır. Mutluluk derken, bir hikayede bir gencin mutluluğun sırrını öğrenmek isteyişini okudum. Gencimiz elbette bu arayışında bir bilgenin görüşüne ihtiyaç duymuş. Aramış taramış kırk gün kırk gece yürüyerek Bilge’nin oturduğu Köşk’e ulaşmış. Hiç üşenmemiş gitmiş ve kapıyı çalıp kendini oraya misafir ettirmiş. Bilge onu çok güzel ikramları ile ağırlamış . İsteğin nedir oğlum diye de sormuş. “Mutluluğun sırrı” demiş delikanlı ” bana bunu öğret.” Bilge bu sırrı vermeyi kabul etmiş. Delikanlının eline bir kaşık vermiş, iki damla sıvı yağı da kaşığın içine koymuş. Eline bu kaşık ile Köşkümü bir güzel gezeceksin ancak bu yağı dökmeyeceksin” demiş. Delikanlı sarayı geziyormuş ama gözü devamlı kaşıktaymış. Dönmüş gelmiş. Bilge sormuş. “Salondaki Acem halılarını gördün mü, kütüphanedeki şömineyi fark ettin mi, bahçedeki gülleri gördün mü?” şeklinde bir yığın ayrıntı sormuş. Utanan delikanlı, hiçbir şey görmediğini itiraf etmiş. Çünkü sadece yağa bakıyormuş. Bilge şöyle demiş; Öyleyse git şimdi daha dikkatli olarak köşkümün harikalarını gör. Oturduğu evi tanımadan o insana güvenemezsin”. İçi rahatlayan delikanlı, kaşık elinde gördüğü her şeyi hafızasına adeta kazırcasına dikkat etmiş, gördüklerini bir güzel anlatmış. Bilge; “Peki sana emanet ettiğim iki damla yağ nerede? diye sormuş. Kaşığa bakan delikanlı, iki damla yağın dökülmüş olduğunu görmüş. Bilgeler bilgesi bunun üzerine; “Mutluluğun sırrı,dünyanın bütün harikalarını görmektir ama iki damla yağı unutmadan” demiş yani elindekini kaybetmeden anlamındaki ifadesini kullanmış. Kıssadan hisse her insan elindeki ile mutluluğu yakalaması gerektiğini bilecek, akıl almaz hırsının aklının önüne geçmesine müsade etmeyecektir. Seçimin ertesinde kazananları kutlarken, mutlu olmayan insanın, iş yapabilirliğinin ilişkisi unutulmamalıdır. Adı seçim ise seçilmemeyi, de göze almak gerekir. O halde kaybedenlerin elindekiler ile mutluluğunu devam ettirebileceğine olan inançla yaşamlarına devam etmeleri ve bir sonraki seçime hazırlanmaları gerekmektedir. Vakit ne ki göz açıp kapanıncaya kadar beş yıl da geçer, dört yıl da geçer. Önemli olan toplamda ülke halkımızın faydasına iş yapılmasıdır. Seçim öncesi Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığının İlhaiyat Kolleji öğrencileri için yarattığı kriz kabul edilebilir bir yönetim şekli değildir. İlhaiyat kolleji için yeni yasal düzenleme yapacaklarını söyleyen zihniyetin KKTC meclisinde ne gerekçe gösterecekleri ve 4 parçalı hükümet ortaklarından nasıl bir cevap alacakları ise hakikaten merak edilendir. Bakan Özyiğit’in bu gücü nerden aldığı ise ayrıca sorgulanmalıdır. Bilindiği üzere Özyiğit bir süre önce din derslerini seçmeli yapacaklarını özellikle açıklamış ayrıca ilhaiyat kolejindeki Türkiye ile yapılan antlaşma çerçevesinde ülkemize gelen ve okulda öğretmenlik yapan kişilerin görevlendirmeleri için önlem alacağını söymişti. Sayın Serdar Denktaş ne kadar sözlü dil dökse de Bakanı ikna edemediği için, içini, yazılı beyanı ile basına dökmüş,konuya aktarmıştır.Her ne kadar bakanlık sonradan diplomaları imzalamak zorunda kalsalar da ideolojik bir saldırı mahiyetinde ailelerin mağduriyeti o gün için yaşatılmıştır.Öğrenciler diploma töreninde ağır bir travma geçirmişlerdir ayrıca okulda gelecek yıl okuyacak öğrenciler tedirgin edilmiş okul öğretmenleri okul aile birliği üyeleri huzursuz olmuşlardır. Akel’in genel kurulunda bir sonraki toplantının ‘Birleşmiş Ortak Vatan’da yapılmasını temenni eden ve Rumlar’ı saygıyla selamlarım diyen bir TDP genel başkanı için fazla söze gerek var mı. Kanaatimce yoktur.