Tag: altın

Gerçeği de var sahtesi de 

Dostluk; kişilerin cinsiyet farkı gözetmeksizin birbirleriyle yaşamın her konusunda konuşabilen, sırlarını paylaşan, gelecek planlarını birbirlerine anlatan, yoklukta ve varlıkta birbirleri ile dayanışma içinde olan, varlıkları bir birine çok gelmeyen ,her gün aradığı, bulamadığı zaman, üzüldüğü,diğer arkadaşlarına nazaran yanında farklı bir konumda olandır. Bu şekildeki bir arkadaşlığın adı gerçek dostluktur… Aranılır dost, menfaat ilişkilerine dayanmayan, sevincini ve üzüntünü paylaşabildiğin insandır… Herkesin bir birine dostum deme lüksü yoktur… Dostluk manen pahası biçilmeyen bir mevhumdur…Çünkü dost ender olarak hayatınızda olabilen kişilerde ifade ettiğiniz bir kavramdır… İnsanların en büyük özelliği seçici olabilmeleridir… Bu seçici olma hali ,çevrenizdeki varlıklara verdiğiniz değerin tanımlamasıdır… Hayatın hazırladığı süprizler içerisinde yaşadığınız süreçte ansızın hayatınıza giren, evinize , yüreğinize misafir değil, kalıcı dostlukların adımları atılabilir… Kişilerin düşünme kabiliyetleri ile artan tecrübeleri arkadaşlıklarda rehber olur… Dost insanlar bir birlerini kıskanmayan, arkadaşının arkasından dolap çevirmeyenlerdir… Yoksa sinsi sinsi yanınızda olan ama arkanızı döner dönmez hakkınızda demedik laf bırakmayanlar asla hakiki dostlarınız değildir… Zaman ilerlerken,yıllar yıllara eklenirken, etrafınızda olan arkadaş birikimleri , gerek iş hayatınızda, gerekse mesleğiniz gereği epey çok olandır… Bu kalabalık içerisinde kaç kişiye inandığınızı hiç düşündünüz mü? İşte meselenin özü, yüzünüze evet deyip arkanızdan hayır diyebilenleri ayırt edebilme kabiliyetinizde yatar… Samimiyet ile dostluk ayni olabilir mi? Mümkündür…Ancak yinede dikkatli olmak gerekendir… Kuşku belki dostlukları zedeler ama aradan geçen uzun yıllar varsa bu yıllar,dostlukların teminatı olur… Gerçek dostlar araya girmeye çalışanları da farkedecek düzeyde bir yapıya sahiptirler…Ortak yaşantı alanlarında mevcut bir çok kişiyi dost olarak görmek başlangıçta geçici bir körlük gibi olsada ortak yaşam bittikten sonra dahi yanınızda olanlara verilen isim dostluğun kendisidir… herkese vermediğiniz bir sıfattır dostluk ve karşılıklıdır… Dosluklarda hissediş önemlidir. Karşınızdakinin yüz mimiklerinden, telefondaki ses tonundan ,bakışından, yazdığı bir mesajdan onun ruh halini anlayabilmektir dostluk… Dostluk en kötü anınızda bile sizi güldürebilen kişilerin etrafınızdaki zenginliğidir… Dostluk deyip geçmeyin dostluklar aniden oluşabileceği gibi yıllarca emek verdiğiniz bir gün dahi yıpratmadan sürdürdürdüğünüz ve ailenin bir ferdi gibi olduğunuzu hissettiğiniz ve hissettirdiğiniz arkadaşlıklarınızın adını dostluğun zirvesi diye niteleyebilirsiniz…Duyduğunuz ve dostluğu zedeleyici sözlerden bir tanesi de ‘İnsanoğlu bu, ne de olsa çiğ süt emdi’ denilen anlarda beyninizde duyduğunuz çekiç sesi sizi bazı dostluklarda gerçeğe döndüren söz olur… Şems’in bu deyişini de sürdürülebilir bir hayat içerisinde ayrıca akılda tutmak ve anlamak gerekir… ‘Bildiklerini unut. diyor DOST. Gel al eline bir silgi, şu yeni başlayan güne bilgilerini silmekle başla. Zanlarını, yargılarını, önyargılarını ve dahi bütün genellemelerini koy bir çuvala ve hepten terk et. Gıybet etme sakın,… bil ki dedikodu denilen şey mıknatıs gibi kötü enerji çeker. Kimsenin aleyhine konuşma, uzaktan atıp tutma, insanları kem dille yargılama, bil ki yanılırsın.’ İşte hayatın özeti ve biz dost bildiklerimizi sevenleriz, demeniz için vakit hiç bir zaman geç değildir.

Taşlar ve Anlamları.. 

Evdeki küçük kitaplığı her nedense her gün boşaltıp yeniden dizer, bu işlemi yaparken toz aldığını söyleyen yardımcım, esasında dikkatini çektiği kitapların isimlerini ilgi ile okuyup koridordan bana soru, soran meraklı bir kişi. Taşların Gizli Gücü. Bu kitabı alıp okuyabilir miyim diye sordu benim de önceden okuduğum bir kitaptı. İnsanı dinlendiren bir konu. Kitaplarınızı verdiğiniz kişiden geri getirme ihtimali olmayan halleri yaşadığım halde, ne olacak geri getirmez ise hatırlatırım dedim ve kitabı ona vermeden önce o işini bitirinceye, kadar sayfalara yeniden bir göz gezdirdim. Yazarı Nilgün Sözer taşlar konusunda meraklı olduğunu kitabında yazmış. Ben de ne zaman bir yüzük, bir küpe, bir kolye alacak olsam mutlaka taş özelliklerini satış yapan yere soranlardanım. Onlar da taşın sağlıktan tutun, strese, kadarki faydalarını alıcılara anlatmaktadır. Çoğu kişide, kadın olsun erkek olsun bu taşlar her daim ilgi odağı olmuştur. Erkekler ellerindeki tesbihin taşları ile kadınlar ise özellikle Ametist denen taştan imal edilmiş küpeleri ile kendilerine faydadan pay çıkaranlar. Bu taşların evlerde veya turizm de önemli yeri olan otellerde görsel güzellik olarak kullanıldığını görüyoruz. Çoğumuzun çocukluk döneminde hayatımızda taşların yeri olduğu ayrı bir gerçek. Bizim zamanımızda deniz kenarında bulunan parlak renkli taşların toplandığını, aynı irilikte yuvarlak olanların seçildiği ve beş taş denen oyunun toprağın avuç içi ile düzleştirerek oynadığını hatırlayanlarız. Toprak ve taşa el teması ile yapılan bu oyunlarda pozitif enerjinin etkisi vardı ki bir şekilde bu alışkanlık ile oyunlar keyifle oynanıyordu. Genelde kızların oynadığı bu oyuna karşılık. Erkek çocukların taşları denize yatay bir şekilde atarak taşın su üzerinde meydana kaç halka getirdiği sayılır, kimin fazla halka yarattığı ve taşı uzağa attığı hesapları ile kazanan kaybeden belli olurdu. Doğanın parçası olan tılsımlı olduğuna inanılan taşların günümüz dünyasında aksesuar olarak kullanılması bir nevi tedavi edici özelliğine olan inancın cezbedici olmasıdır. Nitekim bu kitapta taşların oluşu, yapısı, taşlarla ilgili efsanevi bilgilere yer verilmiştir. Kitap taşların muhteviyatını ayrıca hangi taşın ne gibi yararları olduğunu isim isim anlatıyor. Bu arada eski yılların insanlarında değişik bir tabirle karnım ağrıyor taş ısıtıp koyuyorum, geçiyor diyenlerin olduğunu çok duyduk. Hatta bir keresinde komşumuza gelen bir misafirin su lastiği değil, taş var mı diye sorduğu, yok cevabı ile bari ütüyü ısıt ver midem ağrıyor üzerine koyacağım dediğini duyduğum zaman Limasol’da ve sekiz yaşındaydım. Misafirin ismi dahi aklımda kalandır. Günümüzde ise turistik otellerin spa merkezlerinde yaygın sıcak taş terapi masajlarının yapıldığını biliyoruz. Renkli taşların verdikleri enerji hep dikkat çekendir. Taşlarla ilgili bilgiyi bu kitaba bakarak sizler için de özetledim. Gümüş, altın, elmas, yakut, zümrüt, inci gibi ziynet eşyası, mutlaka biri sizlerde var olandır. İncinin eski kültürlerden bu güne kadar takı olarak kullanıldığı, ortaçağda incilerin dökülmüş gözyaşı olarak görüldüğü, şairler için kadının kusursuz güzelliğini temsil ettiği, terazi burcunda ahenk arayışını desteklediği, migren ağrısına, obeziteye iyi geldiği, ruhsal olarak barışcı ve uzlaşmayı çağrıştırdığını bu kitapta okudum. Gümüşün ruhsal olarak dengeleyici etkisi ön plana çıkartılırken asabi ve çabuk parlayan insanlar gümüş takmalıdır deniyor. Altın ise ruhun ilacıdır denen kitapta, altının kendine olan güveni artırdığı, pozitif özelliğinin aşk ve sadakat olduğu negatif olarak ise açgözlülük ve tamahkarlık olarak nitelendirilen kitapta. Zümrütün, ilişkilerde saygıyı, yaşam sevincini, bedensel ve ruhsal olarak genç kalmayı sağladığı ebeveyn ile çocuk ilişkilerinin düzgün bir şekilde yürütülmesine yaradığı gibi şans taşı kabul edildiği ifade ediliyorsa. Her kitap okunmaya değer diyelim…