Tag: Atatürk

Çocuklara esenlikler

Her yıl 23 Nisan yaklaştığı zaman birden hemen hemen her evde,eski çok eski yıllara düşüncelerde ve anılarda geri dönüş yaşanır. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı biz yaştakilerin ömründe unutulmayandır. Bizleri; içimizdeki hala daha eksilmeyen çocuk ruhu o eski yılların ilkokul günlerine götürür. Bizim zamanımızda kreşler ve ana sınıflar yoktu. Bizler ilkokulu altı yıl okuduk. İlk 23 Nisan Kutlamasını Selimiye İlokulunda yaptım. Öğretmenimiz şimdilerde Başhekimlikten emekli olan Sayın Bülent Dizdarlı’nın annesi Jale Baha idi.Daha sonra Limasol Sedat Simavi İlkokulunda,ilkokul 6.Sınıfta ise Lefkoşa Atatürk İlkokulunda 23 Nisanda Yusuf Kaptan Sahasında halk oyunları gösterisi yaptık. O zamanlarda aileler saha içindeki beton zemine oturup çocuklarının öncelikle resmî geçitini izler sonrasında ise sırası ile ilkokullardan karma seçilen öğrenciler gösterilerini yaparlardı. Sahanın alt girişinde yine seyyar satıcılar olur, su ve dondurma satarlardı. Enverin Kahvesinin önünde yol kenarına dizilen tahta hasır iskemlelerden de saha izlenirdi. Şiirlerin okunması anne baba ve aile ferdlerini fazlası ile duygulandırırken halk oyunları onları heyecanlandırır veliler çocuklarını sahada gördükleri zaman göz yaşlarını tutamazlardı. O yıllar dünya çocuklarının çocuk bayramı olarak kutlandığı zaman değildi 23 Nisan sadece Kıbrıs’ın her ilkokulundaki etkinlikler ilk okul yıllarının son sınıfına kadar sınıflardaki Atatürk köşesi ile, kompozisyon yarışmaları ile ve okul müdürlerinin okul bahçesinde yaptırdıkları etkinlikler vardı. Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, bu tarihi günde anılır, Türkiye Büyük Millet Meclisi”nin ilk kez kapılarını açtığı gün olan 23 Nisan”ı çocuklara armağan ettiği anlatılır ve bugünün çocuklarının yarının büyükleri olduğu tekrarlanırdı. 23 Nisan’ı törenlerle, şenliklerle, oyunlarla, coşkuyla kutlanması günümüze kadar Anavatan Türkiye’de olduğu gibi, Ülkemizde de Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığının programı çerçevesinde ilokullarda kutlananmaktadır. 23 Nisan dünyada, çocukların sahip olduğu tek bayramdır. UNESCO, 1979 yılını “Çocuk Yılı” ilan edince, 23 Nisan bayramını dünya çocuklarıyla kutlamaya başlandığını biliyoruz. Farklı kültür ve farklı ülkelerden bu yıl KKTC’ye gelen öğrenciler vardır. Gösterileri ve ziyaretleri olduğunu bakanlık bildirilerinden öğrenmiş bulunmaktayız. Geçmiş yıllarda Lefkoşa’da Çağlayan Parkı önündeki yolda yapılan etkinlik ve oraya kadar, Merkez okulları ve konuk ekiplerin oluşturduğu Kortej yürüyüşü Cumhuriyet Meclisi önünden başladığı Ledra Palas Işıkları, Cumhurbaşkanlığı, Girne Kapısı, Sedat Simavi Endüstri Meslek Lisesi’nin ardından Çağlayan Parkı’ndaki etkinlikle, 23 Nisan, çocuklarla ayrı bir renk oluşturmuştur. Çağlayan Parkı’nda Lefkoşa Merkez Okullarından öğrencilerin ve Misafir Ülke Çocuklarının dans gösterileri ile eğitici ve eğlenceli etkinliklerin yapılmış olması KKTC’nin Başşehrine Lefkoşa’ya bu anlamlı günde ayrı bir güzellik katmıştı. Bu yıl Eğitim Ve Kültür Bakanlığının internet sitesindeki 23 Nisan etkinliği programını görmek mümkündür. Dün, bu gün, yarın , derken 2019 yılınında kutlanacak 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve çocuk Bayramınının bütün çocuklarımıza esenlikler getirmesini dileriz.

Advertisements

Güne olan borcumuz

Ahde vefa gözümüzü açtığımız, her güne olan bir borcumuzdur… İster adına vicdan borcu deyin, isterseniz dostluk, kardeşlik, sevda, sevgi, saygı, güven, itimat deyin hakikat olan şey Cuma günleri yüreğinizde hissettiğiniz maneviyattın ta kendisidir… Güne açtığımız gözümüzde, öncelikle sağlığımız, sonrasında nefes alışın verdiği güç ile o günün yaşanmışlığında mutluluğu ve huzuru yakalayabilmek hep hedefimiz olmuştur… Cuma günleri hissedilen, aile birlikteliğinin esasında, huzurun ve insan ruhundaki belirgin ifadesindeki duyguların pozitif enerjisi ile 1950 yıllarından bu günlere hayatımızı taşırken oldukça meşakkatli günlerden, soğuk ve sıcak savaşın aralığında yaşadıklarımızı görüyoruz… Kıbrıs Türkleri omuzlarındaki vatan sevgisini bu günlere gururla taşıyıp, memleketine nasıl sahip çıktığını görenleriz… Düşünen insan, olayları takip eden insan, kendi beyninde özümseyen, süzgeçten geçiren ve sonuca ulaşandır… 20 Temmuz 1974’den bugüne nasıl gelindiğini bilenleriz… Birkaç gün sonra KKTC 34. Kuruluş Yıldönümünü de kutlayacağız… Bu yıl Genel seçimlerin de yapılacak olması 15 Kasım tarihindeki Cumhuriyetin kuruluş aşamasından o günkü hadiselere kadar yapılan eylemlerin bu günkü gündeme taşınması milli duygulardaki hissiyatın daha bir belirgin olmasını sağlayacaktır… Siyasette istikrar şarttır… Kuvvettir… Güç birliğidir… Dolayısıyla seçim zamanı dostlukların heba edilmesi adına çirkin söylemlerin ve saldırıların, artık itibar görmediği çağdayız. Bu şekilde paylaşımlara, yazılanları ayıp diye nitelendirenleri, dinleyenler olarak, tasvip edilmediğini de şahit oluyoruz… Yapmamalarını, dostlukları zedelememelerini de kendilerine tavsiye ediyoruz… Evet bu gün Cuma ve bu günü babamın anılarındaki Kıbrıs’a, onun Omorfo Öğretmen Kolejinden, eğitimde geçen günlerindeki anılarını, yıpranmış sarı kağıtlarından sizlere aktarmayı bilgi ve o günlerin kanaatlerini yazmaya devam ediyorum… Uygulamalı öğretimde Efda Komi yani Yedikonuk köyü ilkokulunda 25 öğrenci olduğu, köyün Rum nüfusunun fazla ve köydeki Türk öğretmenin bekarlık sultanlıktır diyen olduğunu, komik olayları anlatırken kendisinin daha fazla güldüğünü, bunun da o öğretmendeki farklılık olduğunu, köyün karanlık mağaralarının ilginç bulduğunu babam soluksuz olarak yazıyor… Yazıyor… Babam Hüseyin Özdemir Malya köyünden de anılarını anlatırken Başöğretmen Hasan Ferit beyin beş dershaneli okulda, yüksek tepeli yerden, dağların görüntüsünde ders yapıldığını, kendilerinin okulun boş sınıfında kaldığını yazıyor… Ben de çok iyi hatırlıyorum bizler 7-8 yaşlarında iken, babam portatif camp bed ve yiyecek erzağını da yanına alıp ilkokul teftişlerine gittiğini biliyorum hatta onu göresimiz geldiği için Yeşilırmak köyüne annemin bizi götürdüğünü ve yüksek yerdeki okulda, babamıza sarıldığımız günleri de hatırlıyorum… Malya köyüne de Limasol’da olduğumuz günlerde gittiğimizi köy evlerindeki kocaman küpleri ve bu küplerin hamam diye kullanıldığını hatırlıyorum… Babam Malya ‘yı anlatırken köyün zenginliklerini de anlatıyor… Daha sonra Haydarpaşa ilkokulundaki Milliyetçi Atatürkçü Başöğretmen ‘Turgut Sarıca’dan bahsederken onun öğretmenler ile ilişkilerinin mükemmel olduğunu, Kara tahtaya babamın çizdiği Türkiye haritası üzerinde kendisine, çalışma dediğin böyle olur… Tecrübenin bilgisiz kazanılamayacağını tekrarladığını, Rauf Denktaş’ın milliyetçilik derslerini bu kıymetli başöğretmen Mustafa Turgut Sarıca’dan öğrendiğini, söylediğini de notlarına ilave edendir… Babam Turgut Sarıca ile tavla oynadıklarını da yazmıştır… Turgut Sarıca için araştırdım ve geçenlerde aramızdan ayrılan değerli kişilik Harid Fedai beyin de yazılarında unutulmaz öğretmene yer verdiğini gördüm… Bir sonraki Cuma gün babamın notları ile Sayın Harid Fedai beyin birkaç anısını burda paylaşacağım… 10 Kasım Mustafa Kemal Atatürk’ü unutmadığımız, onu andığımız bu Cuma gününde, vatanına sahip milliyetçi öğretmenlerin de Kıbrıs tarihindeki varlığından bahsederken, Atamıza sonsuz sevgi, saygı ve minnet duygularımızı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinden göndermenin şükründe olduğumuzu özellikle belirtmek isterim… Bizler bu yaşa geldik her 10 Kasımda ilkokul yıllarında okuduğumuz şiiri de hiç unutmadık… Şiiri yazmadım lakin hepinizin bu şiiri okuduğunu biliyorum…

Mehter Marşı da bizim, Atatürk ilke ve inkılapları da..

Mayıs ayı bünyesi içerisinde çok önemli günleri barındıran İlkbaharın en güzel zamanıdır. Kıbrıslı Türkleri her Mayıs geldiğinde Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a ayak basışı ile Türk Kurtuluş mücadelesini başlangıç tarihi olarak 19 Mayıs 1919 tarihini unutamayanlardır. 


1955 yıllarının 19 Mayıs Lisesini, Limasol’u hep yad edenleriniz. Halen Girne’de 19 Mayıs Türk Maarif Kolejinde eğitim gören öğrencilerimiz vardır. Kıbrıs Türk halkı bugünlere gelmek için çok badireler atlatmıştır. Halkımız Vatana sahip çıkma, mücadele günlerinden geçerken, Anavatan Türkiye ile yavruvatan Kıbrıs’ın yıkılmaz gönül birlikteliği sağlam temellere oturtulmuştur. Bu sevda, öylesine kuvvetli bağlar oluşturmuştur ki tüm karşı müdahalelere rağmen bu bağların kopmasına taraflar asla itibar göstermemiştir. 

Yıl 2017 ve yine 19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı Türkiye ile eşzamanlı olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde de kutlanacak Milli bayramlarımızdan bir tanesidir. Mücadeleli bir geçmiş bizi takip ederken, anılardaki geçmiş yılların 19 Mayıs törenlerinden bahsetmemek olmaz. O günlerin sahalarında, o zamanların liseli gençlerinden oluşan Lise bandosunun başında Sayın Zeki Taner vardı. 17 Mayıs 1992 yılında aramızdan ayrılan Zeki Taner’i oğlu Yılmaz Taner Kızı Yıldan Taner ve torunu ünlü piyanist Rüya Taner ile yetiştirdiği evlatları ile tanımış olmanın, onlarla ailevi olarak görüştüğümüz günlerimizin, unutulması mümkün değildir. 

Bizim çocukluğumuzun 19 Mayıs Törenlerinde Sayın Zeki Taner törenlerin resmigeçitleri sırasında en önde gider, arkasındaki lise bandosunda yer alan ve büyük bir ciddiyetle yürüyen müzik eğitimli talebeleri vardı. Bu öğrencilerden bir tanesi de önde Trompet çalan Kardeşim Dr. Niyazi Özdemir olduğu için bandodaki çoğu arkadaşını da tanıyan birisi olarak bugünlere geldik. 

Bandodan hatırladığım eski bakanlarımızdan Sayın Olgun Paşalar vardı. Teyit almak için kendisiyle bu konuyu konuşma ihtiyacı duydum ve aradım. Sayın Olgun Paşalar neredeyse bandoda yer alan bütün arkadaşlarının isimlerini hatırlıyordu. Özkan Pastırmacıoğlu, Ferahzat Gürsoy, Tanju Müezzinoğlu, Soley Güney, Ersin Örek, Salih Ali Rıza, Gönenç Cevdet, Dr. Ahmet Cavit An, Dr. Mustafa Reşat, Av. Pertev Bademli ise bandoda yer alan tanıdığımız ortak isimlerdi. Lise Bandosunun seslendirdiği birçok marş, tören alanlarında olduğu kadar, bayrak törenlerinde , ‘Mücahitler Parkı’nın bahçesinde, verdikleri halk konserleri, Kıbrıs Türk halkının heyecanla dinlediği ve katıldığı etkinlikler arasındaydı. 

Kıbrıs Türk halkı milli günlerinde, marş dinleme alışkanlığını’ radyolardan, miting alanlarından, milli günlerden aşılanan daha nice örnek etkinliklerden kazanmıştır. Anlatacak olsak sayfalara sığmaz. Bizler marşların anlamındaki buyruk ile yürüyüşlerimizi yapan ‘Türk Gençliği’ olarak yetiştik. 

Marş konusunun, Barbaros Hayrettin Paşa gemisi ile gündeme gelmesi halini her ne kadar ‘Mehter Marşımızı’ savaş tam tamları olarak görenler var ise de bu onların kendi görüşleri olur, bizleri ve bizler gibi düşünenleri bu görüşleriyle temsilde edemezler… Bizler; “Dağ başını duman almış, Gümüş dere durmaz akar. Güneş ufuktan şimdi doğar, Yürüyelim arkadaşlar. Sesimizi yer, gök, su dinlesin, sert adımlarla her yer inlesin. Bu gök, deniz nerede var, Nerede bu dağlar taşlar?” Sözleriyle devam eden… Gençlik Marşı ile büyüyenleriz. Milli değerlerimiz içinde ise Mehter Marşı’nın yadsınamaz önemindeyiz. Mustafa Kemal Atatürk’ün gençliğe rehber sözleri ‘Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir benim fikirlerimi benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu kafidir’ sözleri ise unutmadığımız ifadeleridir. Daha nice 19 Mayıslar bizimdir. Gelecek nesillerindir kutlu olsun… 


Modernleşen Kıbrıs ve şapkanın devrimi..

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu sonrasında gerçekleştirilen Atatürk ilke ve inkılapları, İngiliz sömürge yönetimi idaresinde bulunan Kıbrıs Türk toplumu arasında oldukça hızlı bir biçimde benimsenmiştir. Atatürk Kültür Dil ve Tarih Yüksek Kurumu sayfasına bakıldığı zaman bu konu uzun uzun anlatılmaktadır. Atatürk döneminde Kıbrıs Türkleri ile Türkiye arasında başlayan ilişkilerle. Kıbrıs Türk toplumunun eğitim, öğretim dil ve kültür konularında Türkiye’ye karşı ilgi büyük oranda artmıştır.. Özellikle kılık kıyafet inkılabı medeni kanunu gibi kadın haklarını ilgilendiren devrimler Kıbrıs Türkleri arasında en kolay ve benimsenen devrimlerden ikisi olmuştur.. Hatta bu konuda Türkiye’den bile hızlı bir şekilde yaygınlaştığı gözlemlenmiştir. Kıbrıs Türkleri Türkiye’ye olan sevgilerini umutlarını güvenlerini hiçbir zaman kaybetmemiştir 1950’li yıllara gelinliği zaman Kıbrıs’ın özellikle köylerinde oturanların giyim tarzlarının değişikliği uğradığı zamanlardı. Örneğin bizim ailede Anneannem ve annem o günlerin siyah çarşaf kıyafetiyle sokağa çıkıyorlardı. Bu kara çarşaf gibi olmamakla beraber normal giyimleri üzerine özellikle siyah renkte, altta büzgülü etek. Üstte ise başta pelerin şeklinde bir örtüyle saçlarını ve omuzlarını kapatıyorlardı. Daha sonraki yıllarda annem tamamen kendi isteğiyle normal kıyafetlerini giymeye başlamıştır. Üstelik bu kıyafetleri son derece modern modeller ve Avrupai bir tarzda olmuştur. Anneannem ise Türkiye’yi Anavatanı ölmeden göreyim ısrarı ile Anavatana gideceği zaman tercih ettiği kıyafet manto ve başına normal bir şekilde taktığı eşarp olmuştur. Kıbrıs’ta Türkler Enosisle mücadelede bütün varlıklarıyla çalışmışlardır. Bu dönemlerde Kıbrıs’a Türkiye öğretmenler göndermiştir. İlk dönemlerde Kıbrıslı gençler Türkiye Cumhuriyeti’nin yardımı ile Doktor, Avukat Eczacı gibi eğitim dallarında öğrenim gördü ticari faaliyetler yürütüldü sosyal kültürel ve sportif ilişkilerde büyük bir hızla devam etti ses sanatçıları futbol takımları adayı ziyaret ettiler. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasından sonra 23 Nisan 29 Ekim 30 Ağustos gibi ulusal bayramlarda Aynen Kıbrıs Türkleri tarafından kutlanmaya başlanıp ortak heyecanı Kıbrıs Türk halkı olarak hissetmişlerdir. Kıbrıs’ın Osmanlı yönetimine geçmesinden sonra Kıbrıs’taki Hristiyan halkla Anadolu’dan getirilip adada İskan edilen Müslüman Türk aileler birlikte yaşamaya başlamışlardır Bu dönemlerde Kıbrıs’taki kadınlar şirketlere tanınan yasal hakların çoğundan yararlanabilmek de ve bu haklarını güvence altına alınması için mahkemeye başvurma olanaklarını eşit derecede kullanmaktaydılar. Boşanma dahil nafaka isteyebilmekte ayrıca kişisel mallarını güvence altına alabilmekteydiler. Fiziksel şiddet görmeleri halini de Şeriye mahkemelerine şikayet edebiliyorlardı. Kıbrıs’ta kadınların ekonomik özgürlüğü yoktu. Erkekler ile birlikte çalışmak durumunda idiler. Atatürk ilke ve inkılaplarının tesiri ile Kıbrıs Türk kadınları siyasal ve toplumsal hayatta yer etmesine vesile olmuştur. 1925 yıllarında fesli, külahlı, şalvarlı, peçeli kılık kıyafetleri ile karışık bir görünüşe sahip olan adadaki kadınlar çok geçmeden çağdaş bir görünüşe kavuşmak için şapkayı dahi hayat tarzlarında kullanmaya başlamışlardır. Kıbrıs Türkü Türkiye’deki her yeniliğe açık olmuştur. Atatürk’ün Kastamonu’da şapka giymesi Kıbrıs Türkleri arasında ilgiyle karşılanmıştır. Kıbrıs’ta ilk şapka giyen Lefkoşa Belediye Başkanı Mustafa Fadıl Nekipzade’dir. Türkiye konsolosu Asaf Beyle halk arasında şapkalı olarak dolaşmışlardır. Kıbrıs Türk kadınlarının çarşafı çıkarmaları şapka ile birlikte olmuştur. Günümüz şartlarında modern tarzda giyinen Kıbrıs Türk Kadınları halen bu tarzlarını devam ettirmektedirler. Giyim konusunda moda denen mevhumun, her zaman kişiye yakışan olduğu gerçeği ise her zaman Kıbrıs’ta ön planda olmuştur. 

10 Kasım . .

​LEFKOŞA’daki Evimizin salonunda kapı girişinin tam karşı duvarında büyük sade çerçevesi içerisinde #Atatūrk fotoğrafı uzun yıllar  yerini muhafaza etti.

Eski yıllarda devlet büyüklerinin fotoğrafları evlerin içerisinde bir nevi tarihin gerçeği olarak ifade ediliyordu.
Çoğu zaman neden #Atatūrk sorusuna babamın uzun uzun onu anlatımı ile geçen uzun yıllardan  geçerek büyüdük. Bizim çocuklarımızı da öyle büyüttük onlar da kendi çocuklarını öyle büyümekte.. Atatürk’ü kendimizi anladığımız yaşlardan itibaren sevdik saydık izinde olmanın gereklerini öğrendik, öğretmeye de devam ediyoruz.
İlk okulda her yıl #10Kasım biz öğrenciler için en güzel çiçeklerin ona saygının sevginin ifadesi olarak heyecanla okula götürüldüğü  yıllardan geçtik. İlkokulda öğrendiğimiz ilk şiir;

“Saat dokuzu beş geçe
Atam Dolma Bahçe’de
Gözlerini kapadı
Bütün dünya ağladı
..
Müze müzeye bakar
Atam için de yatar
Atamın çocukları
Atama çelenk takar.
..…
Doktor doktor kalksana
Lambaları yaksana
Atam elden gidiyor
Çaresine baksana..”
…….
Uzun uzun kavaklar
Dökülüyor yapraklar
Ben Atama doymadım
Doysun kara topraklar….” bu mısralar oldu..

Yıllar geçti bu güne geldik her 10 Kasımda saat 9.05 de çalan siren sesi duyulsun veya duyulmasın nerede olursak olalım saygı duruşumuz atamıza karşı bir ifade şeklimiz oldu..

Evimizdeki Atatürk Fotoğrafını babamın vefatı ile kardeşim bu benim diyerek 2005 yılından sonraki yıllarda Almanya’daki evine götürdü.. Çok da iyi oldu..

Kıbrıs’taki alışkanlıklar esasında takdire değer nitelikte bir önem arzetmektedir. Çoğu köyümüzde kahve ile spor kulüplerinde Atatürk fotoğrafları vardır. Her birey çocuğuna Atatürk sevgisi aşılamaktadır.
Ankara’da ilk ziyareti babam bize nasıl 1957 yılında Anıt Kabire yaptırdı ise Ankara’ya giden her aile bu gün de aynı şekilde bu ilk ziyareti çocukları ile yapmaktadır.  Atatürk’ü anlatmak yaşatmak hepimizin bir nevi asli görevidir.

 Bu sevgi ve saygı çerçevesinde çok yalın ifadeler ile Atatürkü #Unutmadık #Unutturmayacağız derken ,

Bu güne nokta mı?💕💕

“Bir ulus, sımsıkı birbirine bağlı olmayı bildikçe yeryüzünde onu dağıtabilecek bir güç düşünülemez.”