Tag: çanakkale

Seçmenin Ehliyeti 

Seçmenin Ehliyeti 

Seçimlere az bir süre kalmışken bir takım müdahaleler ile seçmen üzerinde baskı unsuru olmaya çalışılmaktadır… Özellikle bazı sendikaların Türkiye’ye karşıt durumları ve söylemleri dozunu artırmış ve çeşitli ithamlar söylenir hale gelmiştir… Bu söylemleri dünkü gazete haberlerinde okuduktan sonra biraz gerilere gittim hatta Kıbrıs işlerinden sorumlu Bakan Akdağ’a Ada TV Haber Müdürü Nihan Yücel’in soru sorduğu hatta bu hususta bir yazı yazdığını hatırlayıp yazmış olduğu o yazıyı tekrar okudum. Bir kez daha gündeme taşımayı da uygun buldum… 

Ne yazmış yazısında Sayın Yücel, aynen yazısından aldım sizlerle paylaşıyorum… ‘Çanakkale konusunu gündeme getirdim. Çocukların yaz tatillerinde Çanakkale ruhunu öğrenmeleri, bir ülkenin varoluşu, ayakta durabilmesi ve geleceği için canlarını hiçe sayarak şehitlik mertebesine erişen şehitleri ziyaret etmeleri onlar için dua etmeleri, bir yandan da kültürel bir gezi mahiyetini de içeren ve Türkiye Cumhuriyeti ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hükümetlerin iki ülkenin çocuklarını da bölgeye taşıması ve üzerine yazılıp çizilen karalama kampanyaları hakkındaki düşüncelerini sordum Bakan Akdağ’a… Akdağ, özelde Ada TV’ye genelde tüm basına Çanakkale konusuyla ilgili çok önemli detaylar verdi. Bu gezide iki ülkeden çocuklarında belirli program dâhilinde Çanakkale’ye götürüldüğünü, orada onlara yaşananların anlatıldığını, tarih kitaplarında okuduklarının ve belki de hiç görme imkânları olmayacak bölgeyi görmelerinin sağlandığını dile getirdi kısaca. Yapılan eleştirilere bir anlam veremediğini, gezinin bir tarihi anlatmak ve anlamak amacında olduğunu söyleyen Akdağ, çocuklara “dini dayatmaların” yapıldığı yönündeki iddiaların hatırlatılması üzerine ise gezinin 3-4 günlük bir gezi olduğunu, bu kadar kısa zamanda böyle bir şeyin nasıl olabileceğini sordu. Eleştirilerin yapıcı olduğu müddetçe anlaşılabileceğini ama ortaya atılan iddiaların, orada olmadan yapılan yorumların anlamsız olduğunu ifade eden Akdağ, ortaya atılan söz konusu iddiaların gerçekle bağdaşmadığını üstüne basa basa söyledi ve konunun abartıldığını dile getirdi.’ Diyor, Nihan Yücel kaleme aldığı yazısında… 
Hal böyle iken hala daha Türkiye ile olan diğer ilişkilerin gündeme getirilmesi ve Adalet ve Kalkınma Partisi mensuplarının Kıbrıs’a geliş gidiş faaliyetlerini halka yanlış bir şekilde empoze edenlerin bu şekildeki davranışları çirkin ve yakışıksızdır… 
7 Ocak Genel seçimlerine giderken seçmen üzerinde bu tür propagandalar ile baskı unsuru oluşturma yönü ile kabul edilebilir bir durum hiç değildir… Seçim sürecinde bütün seçmen her siyasi partinin açıklamalarını mutlaka dinleyen değerlendiren ve kendi iradesi ile verdiği karar doğrultusunda sandıktan ‘istikrarı’ sağlayacak milletvekili sayısını çıkaracaktır… Bu ehliyet seçmenin kendi iradesidir… Bu günden sonra 52 gün kalmıştır… Bunca yıl geçmiş, günler mi geçmeyecek… YSK takvimi açıklamış Kasım ayı içerisinde 14/11 seçimin başlangıç tarihi, 17/11 ilçelerin çıkaracağı milletvekili sayısının saptanması ve ilanı, 28/11 tarihi ise siyasal partilerce adayların saptanmasının son günü… Aralık ayında takvimlenmiş günler de ilan edildi kurallara ve yasaklara uyulmalıdır… 2018 yılına kalan süre sayılıdır… Bizler yine buradayız…


Advertisements

Terbiye sınırları ve denge

Barış güvercinleri yüreğinizden eksik olmasın. Öncelikli barış kendi iç barışımız olsun. Bu günlerin sıcağından olsa gerek insanın içinden geçen gerçeklerde, başka türlü düşünüp, başka türlü konuştuğu zamandaki hallerde olanları izliyoruz. İzledikçe hayret ediyoruz. Bu halde dahi, her hayrette bir selamet var diyebiliyorsak, kendimize ait konularda espri yapıp gülebiliyorum diyorsak demek ki hayatın yaşanmaya değer olunduğunu da anlamanın rahatlığını taşıyoruz… Kimin ne konuştuğunun ne önemi var da demiyoruz. Ya yeriyorlar ya övüyorlar. İkisinin ortasını tercih en doğrusu ama maksat iş yaptırmak olmayınca bir konuyu aslı astarı olmadan ortaya atıyorlar. Kirli düşüncelerdeki iftirayı temizlemek için karşı tarafı boşuna uğraşabiliyorlar. Cevap verseler bir alem, vermeseler başka bir alem. En iyisi bu durumlardan haz duyanların hazzını, hani derler ya kursaklarında bırakacaksın, taktik aynen öyle olmalıdır. Fayda mülahaza edilen ve inanılan işlere de aksatmadan yapacak, siyasetinize devam edeceksiniz… Eleştiri vardır, dikkate alırsınız, yapıcıdır hal ve davranışınızı düzeltir veya gerekli düzenlemeleri yaparsınız, yaptığınız işin hakkını verirsiniz… Eleştiri yapmak için, eleştiri yaptı dedirtmek için de konuşanlar yazanlar vardır. Ülkemiz halkı bunları görendir, değerlendirendir… Dikkate alınanları alınız, alınmayanlara ise gülüp geçmenizde hakikaten fayda vardır… En güzeli vaktin değeridir. Bu vaktin değeri ile faydalı şeyler yapmak adına elinizden gelebildiğince didinip durursunuz… İnsanların kendi özel hayatları vardır. Siyasidir deyip hayatına asılsız karışırsanız, örneğin Meclis Başkanı için bu mülkte ortak derseniz, ortaya koçan koyma mecburiyetiniz doğar yok biz söyleyelim karşı taraf bunu ispatlasın derseniz bunun, terbiye sınırlarını zorladığını bilmelisiniz… Kıbrıs Akdeniz’in 3. büyük adası olabilir ama ikiye ayrılan kuzey yarısında yaşarken her gün bir birinizin yüzüne baktığınızı unutmayınız… Güneyi arkasına alarak konuşma yapanların Güney’de yaşayan dostları olabilir, Ancak Kuzey’de yaşayan bütün nüfus adına konuşur gibi Türkiye’ye karşı kışkırtıcı beyanlar vermek doğru değildir. Hele Kıbrıs müzakereleri için beyanat veren makam için çirkin açıklamalar yapmak hiç de hoş karşılanmamaktadır… Bir bakıyorsunuz Çanakkale gezisi ile ilgili olarak aksi propagandaların devam ettiğini görüyorsunuz. Geçen gün iki öğretmenin konuşmasına tanık oldum hayret etmemek mümkün değil gitmemeleri için sendikaları tarafından uyarılmışlar, ikaz edilmişler… Sendikacılık böyle mi yapılır diye insan acı acı düşünüyor… İnadına barış sloganları ve yaftalarının gölgesinde kendilerini rahat hissedenler olacaktır ama başkalarının milli hisleri ile oynamaya ve ayar vermeye çalışılması büyük bir yanlıştır… Bir an evvel bu yanlıştan dönülmesi gerekmektedir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yazılı ve görsel medyasına doğru haber, doğru kaynak gösterilerek haber yapılması hususunda daha fazla özen gösterme görevi ve tarafsızlık ilkesine bağlılıktan ayrılmamaları konusunda ihtiyaç vardır. Sadece muhalefetin ruh esintisini yayma politikası ne kadar etik olur, bu konuda medya idarecilerinin yeniden düşünmesi mutlaka gereklidir. Denge ise her zaman için toplumu daha iyi bir konuma getirecektir…

Bu yetkiyi kim verdi 

Mevlana şöyle der; “Sen de suya kanamış susuz gibi, Allah için olsun elde ettiğinle yetinme, durma. Bu kapıda sonsuz makamlar var. Başköşeyi bırak, senin başköşen yoldur. Gözünü yıldızlara dik; yol ara. Rahata ulaşma tuzağı daima rahatsızlıktır. Karınca Süleymanlık dilerse onun bu dileğini hor görme, gayretine bak…Çünkü, bir şeyi iyice arayan nihayet bulur. Hangi işe girişirsin de o işte sana ölüm bile hoş gelirse işte sevdiğin ve mutlu olduğun iş o iştir….” Ne varsa bu sözlerin özünde vardır… Her insan mutluluğu yaptığı işi sevmekle başlar. Kimisi el işi işlerken kanaviçenin renklerindeki hayalleri ile elindeki işi keyifli işleyendir… Attığı her ilmekte yüreğine attığı düğümde huzur bulandır… Kimisi yazdığı bir kitabın sayfasındaki satırları alt alta sayfaya sığdırmaya çalışırken bilgi denizinin dalgalarını düşünce gücünde hisseden olur… Düşüncelerinde, okuyucusunun bu okyanus gibi bilgi denizinde belkide, boğulmasını isterken kendini en mutlu hisseden kişi olan kitabın yazarıdır… Kimisi şair ruhlu olup kendince karaladığı dizelerde sevdasını dile getirirken sırlarını kalbine saklayandır… Her kim isterse olsun herkesin içinde yatan bir istem vardır… Bu istekler hayatın belirli evrelerinde dışa vurum olarak yansıyandır… Kişilerin unutmadığı her vaka onu ileriye taşıyandır… Yazılan yazılar ister makale, ister fıkra, ister sohbet,ister deneme isterse eleştiri nitelikli olsun… Hedef kitle her daim okuyucunun okumaktaki isteği konu ve o günkü ruh haliyle ilintilidir… Yaşadığımız coğrafyanın yarısı bizim mi ? Evet ,bizim! Yani sınırlarımız içerisindeki topraklardır… Bu toprak bize bu uğurda can vermiş şehitlerimizin, gazilerimizin emanetidir… Bizlerin ise bu emanete ihanet etme yetkisi yoktur… İhanet sadece öldürmek değildir… İhanet kişilerin davranışlarının, kaleminin, sözlerinin, hatta sessizce yüreğinde taşıdığı hiyanetin ta kendisidir… İnsan yaşadığı yeri vatan bilendir… Bu vatan ise topraktır… Vatan içerisinde yaşayan nüfus ise kocaman bir aileyi meydana getirir… Bizlerden daha yaşlılara,sorulduğu zaman siz nasıl bir ailesiniz sorusuna verilen cevap çoğu kez beş parmak bir olurumu yanıtı idi… Aile içerisinde yaşanan bilhassa olumsuz olaylar, mutsuzluk ve huzursuzluk evin kapısı misafire açıldığı anda belli edilmemesi gereken tek şeydir… Siyasette de ailenin en üst makamda ki kişileri buna dikkat etmesi gerekenlerdir… Söylenmesi gereken her ikazın yapılacak bir odası mutlaka vardır… Her söylemek istenen şeyin ise yeri ile önemi daha önemli kılınandır… Yoksa eleştiriler o gün için belki siyasi bir rant olsa da ertesi gün önemini karşı cevapla yitiren olur . Etkisi ise hiç olmaz… Ülkemizdeki sorunları bilmeyen mi var… Herkes biliyor ancak her sorun kişinin kendine göre büyüklüğü olandır… Sıhhat bulmayacak tek şey kötü hastalıklardır…Çaresi ise son nefese kadar kontrol altındadır… Trafik kazaları ülkemizin kanayan yarası ve acısı, ancak bu konuda da müteselsilen sorumlulukların yerine getirilmemesi şartı vardır…Hiç kimse tek başına kişilerin trafik kazalarında ölmesini istemez… O halde A’dan Z’ye tetbir şarttır… Denetim denen denetleme ise yapıldığı müddet siyasi olsun, ekonomik olsun sosyal yaşantıda olsun gereken en önemli işlev olmalıdır…Başta uyulması gereken şey ise kişinin ilk önce kendi kendine denetimidir. Uygularken ise kişi davranışlarının şekillenmesi buna göre yapılmalıdır… Bu sağlandığı takdirde, istediğiniz her işte, hem mutlu olup, hep mutluluk ve refah dağıtan olacaksınız… Yeter ki kendi kendinizle barışık olun ve kendinizi aile dışında hissetmeyin… Göreceksiniz ki yüreğinizde sakladığınız sırrınızın size bir gün geri dönüşü muhteşem olacaktır… 

Mutluluğun ve üzüntünün muhteviyatı 

Helva Kıbrıslı Türklerin kültüründe de var olan bir tatlı çeşididir. Özellikle irmik helvası insanoğlunun her sevinçinde ve hüznünde var olandır. Helva mutfağımıza kadar girmiş ayrılmaz bir yemek kültürü çeşididir. Helva içerisinde mevcut tat, ile insana hissettirdiği duygularda, sevda, sevgi, acı, hasret ve doğum gibi olaylarda tercih edilendir…Yaşamın gerçeklerinde müracaat edilen, sosyal yaşantımızda oldukça yer eden bir besin kaynağı… Mutluluğun ve üzüntünün muhteviyatının irmik ile şeker içeresinde yerken insanda yarattığı manevi güç gibi…Helvanın geçmişine baktığımız zaman Osmanlı kültürünün yüzyıllar süren kültüründe çok tatlı çeşitleri olmasına rağmen helvanın ilk sırada yer aldığı görülür… Helva kelimesi Arapça’da ‘tatlı’ anlamına gelir… Genelde tatlıları ifade eden ‘hulviyyat’ sözcüğünden türemiştir. Osmanlı mutfağındaki helva çeşitlerinin isimlerine gelince bugün irmik helvası olarak ölenlerin arkasından yapılan helva gaziler helvası olarak bilinmektedir… Dilberdudağı, Edirne’ ye özgü ,Deva-ı Misk helvası, Diyarbakır’ da yapılan Kudret Helvası, İstanbul’ da yapılan “ ak helva”, Bursa’ya özgü İshakiye Helvası, tahin helvası, koz helvası, keten helvas gibi isimlerle aranılır ve yapılan çeşitleridir… Yeri gelmişken oğlumun Çanakkale’yi gezi ziyaretinden getirdiği ve paketinin üzerinde yazan Kadir Ustanın ‘Çanakkale’nin Meşhur Peynir Helvası’ şimdiye kadar hiç tatmadığımız bir lezzet oldu… Gelen misafirler tatsın diye de bıçak kalınlığında kesip ikram ettiğimi söyleyebilirim. Yiyenlerden tanıklarım vardır ve çok beğendiklerini söylemişlerdir… Helvanın güçlü ve etkileyici kültürü içinde çeşitli nedenlerle yapıldığı bir gelenektir… Kıbrıs’ta irmik helvası genelde ölen kişinin arkasından evde onun için onun ruhuna kavrulan ve üçüncü gece Mevlüt okunup dualar edildikten sonra mutlaka dağıtılan olmaz ise olmazlar arasındaki tatlıdır… Vefat eden kişi arkasından, veya Doğum sonrası yapılan helvanın ocakta kavrulurken çıkan kokusunun da ayrı bir önemi vardı…Bu evin korunması açısından kokunun savunma amaçlı tutkusudur, genizlere yer eden kokunun yakıcı unsurudur … Günümüzde de her vefat eden kişinin arkasından helvası mutlaka kavrulur. Helvanın unu kavrulurken ve helva yenildikten sonra geçmişlerin ruhuna fatiha okunur. Hem besleyici hem de lezzetli bir besin kaynağı olarak asırlar boyunca, Osmanlıdan günümüze kadar gelen ve vazgeçemediğimiz ,yapmaya devam edeceğimiz helva belki çeşitleriyle bu gün için unutulmaya yüz tutmuş ise de helvanın tarihçesinde yazılı helva sohbetlerine katılan ve bu sohbetlerde var olanların da yazılmış olması ilginç ve gerçek bilgiler arasındadır…Mesela ‘pişmaniye’ de bir helva çeşidi olduğu gibi ‘Yiyen bir pişman, yemeyen bin pişman”… Helva sohbetleri ve töresi, Mevlâna’ya kadar uzanan bir gelenektir. Helva, Mevlevilik felsefeside sabrı ifade ettiği de yazılanlar arasında kalıcı olan öğretilerdir. Saraylarda yapılan helva partisi davetlerinde, Nedim’in edebiyat ve şiirde, adının da ön plana çıktığı da ayrıca ifade edilmektedir… Helva mutluluğun, barışın ve dayanışmanın öneminde bir tatlı ve çok da kolay yapımı ile mutfağınızda kokusu ile her zaman yer edendir, yeterki evinizde biraz şeker, biraz irmik biraz badem ve bir kaşık yağ olsun… 

Yolunuz açık olsun 

‘Alın yazınızı yalnız alın terinizle silersiniz’ diye bu günlere söz bırakan Halil Cibran, o zamanın şartlarında bu sözü söylemiş ki bu günlerde aynen uyuyor, söz üzerinde dikkatle düşünülmesi gerekiyor… Hayatta hiç bir başarı eğer alın teri olmaz ise başarılamaz anlamında ve başarıyı yakalamak isteyenlere bir motivasyon niteliğinde özlü bir söz… Acaba bir gün gelecek bu sözleri söyleyenler gibi bu günün düşünürlerinin sözleri de paylaşılacak mı? Bizler belki göremeyiz ama mutlaka bir sözünüz olsun diye bu yönde çalışanlardan söz isteyenleriz…. Gelecek nesillere kalan olsun diyoruz… İnsan hali, her olay başka bir olayın takipçisi, zaman olur niye ben böyleyim diyen kişilerin feryatları kulaklarınızda çınlar. ‘Dert çok dinleyen yok’ diyen de var… Halinden memnun olan da olmayan da var… Alın yazısı bir insanın doğarken gelecek yaşam sürecinde başına geleceklerin önceden bilinir olmasını ifade ederken esasında çoğumuzun kullandığı kader böyle imiş cümlesinin tam açıklaması gibidir. Alın yazısı bir nevi kişinin kendini bulduğu ortamdaki yerdir. Nasip kısmet deyip oturmakla alnınızda yazılı kaderi kabullenmiş olursunuz, bu bir yere kadar doğrudur… Ancak başarı için çalışmanız, nasibinizi de kısmetinizi de artıracaktır… Niyetiniz ise çıktığınız yol ne olursa olsun sizi hakikate götürecektir… Her yolculukta araba hareket ederken, gemi yol almadan, uçak havalanmadan hepimizin mutlaka ettiği bir dua vardır… Nasıl ki Kıbrıs’ta yaşayan büyük büyük ninelerimizden o günlerde duyduğumuz ve bu günlere ulaşan söz; ‘ Duayı kalbinizden eksik etmeyin, dünya dua üzerinde durur’ deyişleri varken… Dua kişinin kendisi ile Yüce Rabbi arasında ,umudun, ümidin, sağlığın, isteklerin, yakarışıdır… Nasıl ki yolculuğa uğurlayacağımız kişinin özellikle denizaşırı yolculuklarda arkalarından evden çıkmadan su döküp su misali akıp gitsinler diye hayırlı yolculuklar didilediğimiz gibi Kıbrıslı Türklerin kültüründe var olan bu adet, sanırım bir çoğumuz tarafından halen kullanılmaktadır… Girne’de karşıda denizi görmemiz, uçakların Ercan kalkışından sonra Girne üzerinden geçişi bizlere her günde havada karada denizde olanlara ‘ Allah yol açıklığı versin’ duasını mutlaka yaptırır…Dua zaten her an yapılanı ile makbuldür, yoksa acil bir durumda her bireyin refleks bir çağrısıdır… Hele hava şartları müsait değilse ve gece karanlığında sabaha yakın uçak geçişlerinde, insanı mutlaka heyecanlandıran, gecenin sessizliğindeki korku gibidir… Uçağın yolcuları ‘ben korkmam’ dese bile inandırıcı olmaz, nitekim uçak tekerleri piste değdikten sonra pilotu alkışlamak gibi bir geleneğimiz de varken… Haberini izlediğimiz uçağa yıldırım çarpması, pilotun önündeki camın hasar görmesi, hava alanı ile irtibatının kesilmesi bizlere sanki uçak içindeymişiz gibi duygular bütününe sevk etti. Bu durumda Çanakkale Askeri hava alanına sağ salim yolcuları hasarlı bir uçakla indiren pilotları, uçak mürettebatını tek tek kutlamak ve teşekkür etmek gerekir… Elbette uçaklar yolculuk için vazgeçilmez olan, her gün her dakika havada olacak olan ulaşım araçları ama görevli pilotların deneyimli olması çok önemli… Uçakların bakım ve onarımı önemli … Sonuç olarak dua ve şükür etmekten hiç bir zaman imtina etmiyoruz ve nice yolculukların sağ salim yapılmasını Tanrı’dan niyaz ediyoruz.