Tag: çanakkale

Bu yetkiyi kim verdi 

Mevlana şöyle der; “Sen de suya kanamış susuz gibi, Allah için olsun elde ettiğinle yetinme, durma. Bu kapıda sonsuz makamlar var. Başköşeyi bırak, senin başköşen yoldur. Gözünü yıldızlara dik; yol ara. Rahata ulaşma tuzağı daima rahatsızlıktır. Karınca Süleymanlık dilerse onun bu dileğini hor görme, gayretine bak…Çünkü, bir şeyi iyice arayan nihayet bulur. Hangi işe girişirsin de o işte sana ölüm bile hoş gelirse işte sevdiğin ve mutlu olduğun iş o iştir….” Ne varsa bu sözlerin özünde vardır… Her insan mutluluğu yaptığı işi sevmekle başlar. Kimisi el işi işlerken kanaviçenin renklerindeki hayalleri ile elindeki işi keyifli işleyendir… Attığı her ilmekte yüreğine attığı düğümde huzur bulandır… Kimisi yazdığı bir kitabın sayfasındaki satırları alt alta sayfaya sığdırmaya çalışırken bilgi denizinin dalgalarını düşünce gücünde hisseden olur… Düşüncelerinde, okuyucusunun bu okyanus gibi bilgi denizinde belkide, boğulmasını isterken kendini en mutlu hisseden kişi olan kitabın yazarıdır… Kimisi şair ruhlu olup kendince karaladığı dizelerde sevdasını dile getirirken sırlarını kalbine saklayandır… Her kim isterse olsun herkesin içinde yatan bir istem vardır… Bu istekler hayatın belirli evrelerinde dışa vurum olarak yansıyandır… Kişilerin unutmadığı her vaka onu ileriye taşıyandır… Yazılan yazılar ister makale, ister fıkra, ister sohbet,ister deneme isterse eleştiri nitelikli olsun… Hedef kitle her daim okuyucunun okumaktaki isteği konu ve o günkü ruh haliyle ilintilidir… Yaşadığımız coğrafyanın yarısı bizim mi ? Evet ,bizim! Yani sınırlarımız içerisindeki topraklardır… Bu toprak bize bu uğurda can vermiş şehitlerimizin, gazilerimizin emanetidir… Bizlerin ise bu emanete ihanet etme yetkisi yoktur… İhanet sadece öldürmek değildir… İhanet kişilerin davranışlarının, kaleminin, sözlerinin, hatta sessizce yüreğinde taşıdığı hiyanetin ta kendisidir… İnsan yaşadığı yeri vatan bilendir… Bu vatan ise topraktır… Vatan içerisinde yaşayan nüfus ise kocaman bir aileyi meydana getirir… Bizlerden daha yaşlılara,sorulduğu zaman siz nasıl bir ailesiniz sorusuna verilen cevap çoğu kez beş parmak bir olurumu yanıtı idi… Aile içerisinde yaşanan bilhassa olumsuz olaylar, mutsuzluk ve huzursuzluk evin kapısı misafire açıldığı anda belli edilmemesi gereken tek şeydir… Siyasette de ailenin en üst makamda ki kişileri buna dikkat etmesi gerekenlerdir… Söylenmesi gereken her ikazın yapılacak bir odası mutlaka vardır… Her söylemek istenen şeyin ise yeri ile önemi daha önemli kılınandır… Yoksa eleştiriler o gün için belki siyasi bir rant olsa da ertesi gün önemini karşı cevapla yitiren olur . Etkisi ise hiç olmaz… Ülkemizdeki sorunları bilmeyen mi var… Herkes biliyor ancak her sorun kişinin kendine göre büyüklüğü olandır… Sıhhat bulmayacak tek şey kötü hastalıklardır…Çaresi ise son nefese kadar kontrol altındadır… Trafik kazaları ülkemizin kanayan yarası ve acısı, ancak bu konuda da müteselsilen sorumlulukların yerine getirilmemesi şartı vardır…Hiç kimse tek başına kişilerin trafik kazalarında ölmesini istemez… O halde A’dan Z’ye tetbir şarttır… Denetim denen denetleme ise yapıldığı müddet siyasi olsun, ekonomik olsun sosyal yaşantıda olsun gereken en önemli işlev olmalıdır…Başta uyulması gereken şey ise kişinin ilk önce kendi kendine denetimidir. Uygularken ise kişi davranışlarının şekillenmesi buna göre yapılmalıdır… Bu sağlandığı takdirde, istediğiniz her işte, hem mutlu olup, hep mutluluk ve refah dağıtan olacaksınız… Yeter ki kendi kendinizle barışık olun ve kendinizi aile dışında hissetmeyin… Göreceksiniz ki yüreğinizde sakladığınız sırrınızın size bir gün geri dönüşü muhteşem olacaktır… 

Mutluluğun ve üzüntünün muhteviyatı 

Helva Kıbrıslı Türklerin kültüründe de var olan bir tatlı çeşididir. Özellikle irmik helvası insanoğlunun her sevinçinde ve hüznünde var olandır. Helva mutfağımıza kadar girmiş ayrılmaz bir yemek kültürü çeşididir. Helva içerisinde mevcut tat, ile insana hissettirdiği duygularda, sevda, sevgi, acı, hasret ve doğum gibi olaylarda tercih edilendir…Yaşamın gerçeklerinde müracaat edilen, sosyal yaşantımızda oldukça yer eden bir besin kaynağı… Mutluluğun ve üzüntünün muhteviyatının irmik ile şeker içeresinde yerken insanda yarattığı manevi güç gibi…Helvanın geçmişine baktığımız zaman Osmanlı kültürünün yüzyıllar süren kültüründe çok tatlı çeşitleri olmasına rağmen helvanın ilk sırada yer aldığı görülür… Helva kelimesi Arapça’da ‘tatlı’ anlamına gelir… Genelde tatlıları ifade eden ‘hulviyyat’ sözcüğünden türemiştir. Osmanlı mutfağındaki helva çeşitlerinin isimlerine gelince bugün irmik helvası olarak ölenlerin arkasından yapılan helva gaziler helvası olarak bilinmektedir… Dilberdudağı, Edirne’ ye özgü ,Deva-ı Misk helvası, Diyarbakır’ da yapılan Kudret Helvası, İstanbul’ da yapılan “ ak helva”, Bursa’ya özgü İshakiye Helvası, tahin helvası, koz helvası, keten helvas gibi isimlerle aranılır ve yapılan çeşitleridir… Yeri gelmişken oğlumun Çanakkale’yi gezi ziyaretinden getirdiği ve paketinin üzerinde yazan Kadir Ustanın ‘Çanakkale’nin Meşhur Peynir Helvası’ şimdiye kadar hiç tatmadığımız bir lezzet oldu… Gelen misafirler tatsın diye de bıçak kalınlığında kesip ikram ettiğimi söyleyebilirim. Yiyenlerden tanıklarım vardır ve çok beğendiklerini söylemişlerdir… Helvanın güçlü ve etkileyici kültürü içinde çeşitli nedenlerle yapıldığı bir gelenektir… Kıbrıs’ta irmik helvası genelde ölen kişinin arkasından evde onun için onun ruhuna kavrulan ve üçüncü gece Mevlüt okunup dualar edildikten sonra mutlaka dağıtılan olmaz ise olmazlar arasındaki tatlıdır… Vefat eden kişi arkasından, veya Doğum sonrası yapılan helvanın ocakta kavrulurken çıkan kokusunun da ayrı bir önemi vardı…Bu evin korunması açısından kokunun savunma amaçlı tutkusudur, genizlere yer eden kokunun yakıcı unsurudur … Günümüzde de her vefat eden kişinin arkasından helvası mutlaka kavrulur. Helvanın unu kavrulurken ve helva yenildikten sonra geçmişlerin ruhuna fatiha okunur. Hem besleyici hem de lezzetli bir besin kaynağı olarak asırlar boyunca, Osmanlıdan günümüze kadar gelen ve vazgeçemediğimiz ,yapmaya devam edeceğimiz helva belki çeşitleriyle bu gün için unutulmaya yüz tutmuş ise de helvanın tarihçesinde yazılı helva sohbetlerine katılan ve bu sohbetlerde var olanların da yazılmış olması ilginç ve gerçek bilgiler arasındadır…Mesela ‘pişmaniye’ de bir helva çeşidi olduğu gibi ‘Yiyen bir pişman, yemeyen bin pişman”… Helva sohbetleri ve töresi, Mevlâna’ya kadar uzanan bir gelenektir. Helva, Mevlevilik felsefeside sabrı ifade ettiği de yazılanlar arasında kalıcı olan öğretilerdir. Saraylarda yapılan helva partisi davetlerinde, Nedim’in edebiyat ve şiirde, adının da ön plana çıktığı da ayrıca ifade edilmektedir… Helva mutluluğun, barışın ve dayanışmanın öneminde bir tatlı ve çok da kolay yapımı ile mutfağınızda kokusu ile her zaman yer edendir, yeterki evinizde biraz şeker, biraz irmik biraz badem ve bir kaşık yağ olsun… 

Yolunuz açık olsun 

‘Alın yazınızı yalnız alın terinizle silersiniz’ diye bu günlere söz bırakan Halil Cibran, o zamanın şartlarında bu sözü söylemiş ki bu günlerde aynen uyuyor, söz üzerinde dikkatle düşünülmesi gerekiyor… Hayatta hiç bir başarı eğer alın teri olmaz ise başarılamaz anlamında ve başarıyı yakalamak isteyenlere bir motivasyon niteliğinde özlü bir söz… Acaba bir gün gelecek bu sözleri söyleyenler gibi bu günün düşünürlerinin sözleri de paylaşılacak mı? Bizler belki göremeyiz ama mutlaka bir sözünüz olsun diye bu yönde çalışanlardan söz isteyenleriz…. Gelecek nesillere kalan olsun diyoruz… İnsan hali, her olay başka bir olayın takipçisi, zaman olur niye ben böyleyim diyen kişilerin feryatları kulaklarınızda çınlar. ‘Dert çok dinleyen yok’ diyen de var… Halinden memnun olan da olmayan da var… Alın yazısı bir insanın doğarken gelecek yaşam sürecinde başına geleceklerin önceden bilinir olmasını ifade ederken esasında çoğumuzun kullandığı kader böyle imiş cümlesinin tam açıklaması gibidir. Alın yazısı bir nevi kişinin kendini bulduğu ortamdaki yerdir. Nasip kısmet deyip oturmakla alnınızda yazılı kaderi kabullenmiş olursunuz, bu bir yere kadar doğrudur… Ancak başarı için çalışmanız, nasibinizi de kısmetinizi de artıracaktır… Niyetiniz ise çıktığınız yol ne olursa olsun sizi hakikate götürecektir… Her yolculukta araba hareket ederken, gemi yol almadan, uçak havalanmadan hepimizin mutlaka ettiği bir dua vardır… Nasıl ki Kıbrıs’ta yaşayan büyük büyük ninelerimizden o günlerde duyduğumuz ve bu günlere ulaşan söz; ‘ Duayı kalbinizden eksik etmeyin, dünya dua üzerinde durur’ deyişleri varken… Dua kişinin kendisi ile Yüce Rabbi arasında ,umudun, ümidin, sağlığın, isteklerin, yakarışıdır… Nasıl ki yolculuğa uğurlayacağımız kişinin özellikle denizaşırı yolculuklarda arkalarından evden çıkmadan su döküp su misali akıp gitsinler diye hayırlı yolculuklar didilediğimiz gibi Kıbrıslı Türklerin kültüründe var olan bu adet, sanırım bir çoğumuz tarafından halen kullanılmaktadır… Girne’de karşıda denizi görmemiz, uçakların Ercan kalkışından sonra Girne üzerinden geçişi bizlere her günde havada karada denizde olanlara ‘ Allah yol açıklığı versin’ duasını mutlaka yaptırır…Dua zaten her an yapılanı ile makbuldür, yoksa acil bir durumda her bireyin refleks bir çağrısıdır… Hele hava şartları müsait değilse ve gece karanlığında sabaha yakın uçak geçişlerinde, insanı mutlaka heyecanlandıran, gecenin sessizliğindeki korku gibidir… Uçağın yolcuları ‘ben korkmam’ dese bile inandırıcı olmaz, nitekim uçak tekerleri piste değdikten sonra pilotu alkışlamak gibi bir geleneğimiz de varken… Haberini izlediğimiz uçağa yıldırım çarpması, pilotun önündeki camın hasar görmesi, hava alanı ile irtibatının kesilmesi bizlere sanki uçak içindeymişiz gibi duygular bütününe sevk etti. Bu durumda Çanakkale Askeri hava alanına sağ salim yolcuları hasarlı bir uçakla indiren pilotları, uçak mürettebatını tek tek kutlamak ve teşekkür etmek gerekir… Elbette uçaklar yolculuk için vazgeçilmez olan, her gün her dakika havada olacak olan ulaşım araçları ama görevli pilotların deneyimli olması çok önemli… Uçakların bakım ve onarımı önemli … Sonuç olarak dua ve şükür etmekten hiç bir zaman imtina etmiyoruz ve nice yolculukların sağ salim yapılmasını Tanrı’dan niyaz ediyoruz.