Tag: Cenevre

Kaç Cenevre daha gerekir? Kim bilir…

Hayırlısı ile 28 Haziran’da yine Cenevre’de müzakereler başlıyormuş… Cenevre son durak olacak mı? İlk duraktan bu güne kadar gelişlerde kimin nerede ? hangi sokak başında hangi halledilemeyen sorunla durduğu ,Kıbrıs müzakerelerinin sonucunun Cenevre’de mi sonlanacağı konuları gündelik hayatın, gündelik sohbetlerinde yer aldığını ,ancak çözümün olacağına dair en ufak bir belirtinin dahi olmadığının konuşulduğu günlerden geçiyoruz… 

Kıbrıs Halkı Cenevre’yi Kıbrıs’taki 2 Harekat zamanından bilenlerdir… 
Geriye dönük yaşanmışlıklardan alıntıların yeniden okunmasında ve Türkiye’nin etkin ve fiili Garantisine neden ihtiyaç duyulduğunun tekrarlanmasına hakikaten ihtiyaç vardır… 
Nitekim ‘2 Harekat için ifade edilen bilgiler son derece önemlidir… 
‘Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin kararına göre, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin Kıbrıs’ta anayasa düzeninin yeniden kurulması amacıyla, derhal görüşmelere başlaması gerekmekteydi. 
Bu sebeple düzenlenen Birinci Cenevre Konferansı 25 Temmuz 1974’te toplandı ve 6 gün sürdü; 30 Temmuz’da imzalanan Cenevre Antlaşması ile sona erdi. Üç Dışişleri Bakanı, Kıbrıs Cumhuriyeti’nde Türk ve Rum olmak üzere iki otonom idarenin mevcut olduğunu kabul ettiler ve bundan doğan sorunları gelecek görüşmelerde görüşmek için anlaştılar. Protokol’de garantör devletlerle Türk ve Rum toplumlarının temsilcilerinin katılacağı II. Cenevre Konferansı’nın 8 Ağustos 1974 günü toplanması öngörülmüştü. 
İkinci konferansa kadar Rum ve Yunan askerlerin Türk bölgelerinden çekilmeleri gerekiyordu ancak bu gerçekleşmedi. Ayrıca Rumlar ve Yunanlar, Türk bölgelerine saldırılarını sürdürüp birçok Türk’ü esir almış; özellikle Muratağa, Atlılar, Sandallar ve Taşkent gibi yerlerde Türk halk kuşatma altına alınmıştı. İkinci Cenevre Konferansı 8 Ağustos 1974’te başladı. 
Türk tarafı Kıbrıs’ta coğrafi esasa dayalı federatif bir devlet biçiminin benimsenmesini önerdi ancak bu öneriyi Rum tarafı kabul etmedi. Türk askeri yetkililer Rum kuvvetlerine daha fazla zaman kazandırmamak, köprü başındaki Türk kuvvetlerinin ve Türk köylerinin güvenliğini sağlamak, birinci harekat sonucunda sağlanan üstünlüğü yitirmemek için, Türk hükümeti ise Türk köylerinde soykırıma devam edildiği haberlerinin gelmesi üzerine 14 Ağustos’ta ikinci harekatı başlatma yönünde hemfikir oldular. 
Cenevre’de sürdürülen görüşmeler sırasında anlaşmanın mümkün olmadığı kanaati kesinleşince harekâtın yeniden başlatılacağı anlamına gelen ‘Ayşe Tatile Çıksın’ parolasını Türk Dışişleri Bakanı Turan Güneş, Başbakan Bülent Ecevit’e bildirdi. 14 Ağustos saat 02:20’de konferans bir sonuç alınamadan dağıldı. 14 Ağustos 1974 sabahı saat 04:30’da Kıbrıs’taki Türk birlikleri harekete geçtiler. Doğu yönünde başlayan bu saldırı harekâtını 15 Ağustos 1974’de Komando Tugayı ve Kıbrıs Türk Alayı Kuvvetleri’nin batı yönündeki saldırı harekâtı izledi ve Türk birlikleri Kıbrıs’ın kuzey kıyısında doğudan batıya doğru bir dörtgen başladılar. Bu dörtgenin bir tarafı kuzey kıyısı, öteki kenarı ise Atilla Hattı olarak bilinen merkezi Lefkoşa olmak üzere doğuya ve batıya yayılan hattı. 
Varılması planlanan son hedefler doğuda Magosa, batıda ise Lefke idi. Çarpışmalar daha çok ilk gün ve Omorfo, Lefke, Çatalköy ve Ortaköy’de oldu. İkinci Barış Harekâtı’nın üçüncü günü sonunda Ada topraklarının %38’i ele geçirildi ve hedeflenen Magosa- Lefke hattına ulaşıldı. Ancak Rum kuvvetleri çekilirken geçtikleri Türk köylerini yakarak silahsız insanları katletti. 
Toplu katliamlar, harekâtın bitiminde ortaya çıkarıldı. Sonuçta… Yunan Temyiz Mahkemesi cuntacılar hakkındaki dava sonunda 21 Mart 1979 günü 2558/79 sayılı şu kararı verdi: Zürih ve Londra andlaşmalarına göre Kıbrıs’a yapılan Türk askeri müdahalesi yasaldır. Türkiye, yükümlülüklerini yerine getirme hakkı olan garantör devletlerden biridir. Esas suçlular darbeyi hazırlayan ve icra eden ve bu suretle de bu müdahalenin koşullarını hazırlayan Yunan subaylarıdır.’ 
Daha sonraki yıllarda konu ile ilgili birçok karar olduysada işin özü burdan başlamaktadır… 
1975 yılında Kıbrıs Türk Federe Devleti,15 Kasım 1983’te ise Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulmuştur. Yaşanan olayların kronolojik tarihlerinin işin ehli uzmanlar tarafından yeniden gündeme taşınması ise, gelecek için zaruri olandır… 
O günleri görenler, bu günlerde KKTC ve tüm adada ,barış içinde yaşıyorlarsa bu Türkiye sayesindedir… 
Yeni nesil nasıl bir çözüme adım atacağına karar verirken, bilmeden gözü kapalı evet diyen olmamalı, kişilerin kendi düşünce tarzı ile analizlerinde hakikatin payı mutlaka olmalıdır… Bekleyip göreceğiz… 
Cenevre Birleşmiş Milletler’in Avrupa’daki merkezi, Kıbrıs konusunda bu sefer son noktanın konacağı yer olabilecek mi?

Advertisements

Kadife Kıbrıs’ ın imkânsız aşk filmi 

Neler söylendi, neler oldu, bugünkü durum nedir diye dünden bu güne bakmakta her zaman bir fayda vardır… Cumhurbaşkanlarının demeçleri bu faydada örnek teşkil edenlerdir… Şöyle ki; Denktaş, bir soru üzerine, Rumların taktiğinin, Annan planında hiçbir değişiklik yaptırmadan, işi Türkiye ve Yunanistan’a bırakmak olduğuna işaret ederek, ”Türkiye ile Yunanistan’ın anlaşamayacaklarını da hesaba katarak ‘Annan da kendi görüşlerini ortaya koysun da bakalım bu Türkler ne yapacak diye’ bir meydan okuma da olabilir. Ama sabırlı olalım da görelim” dedi. Ne zaman? 3 Mart 2004 Cumhurbaşkanı Talat,” Eğer Genel Sekreter bir inisiyatif alırsa bu iş biter. Ya biter, ya biter. Almazsa da bitmez. Yani inisiyatif alırsa, ya çözüm olur, olmazsa da bölünmenin kalıcılaşması iyice sağlamlaşır” dedi. Ne Zaman? 2 Şubat 2008 KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, Kıbrıs müzakereleri kapsamında yarın yapılacak liderler görüşmesinin son görüşme olabileceğini söyledi. Eroğlu, ‘BM Genel Sekreteri’nin Kıbrıs Özel Danışmanı Alexander Downer, yarınki görüşmeden sonra görüşlerini, düşüncelerini (BM Genel Sekreteri Ban Ki-Mun’a) aktaracağına göre bu safhada görüşmenin bir anlamı olmaz’ dedi. Ne zaman? ANKARA 23.3.2008 9 Mayıs 2017 ‘İnşallah devam eder çünkü Rumlar ile anlaşmanın imkânı olmadığını sadece ben görmüyorum. Artık Kıbrıs Türk’ünün dörtte üçü Rum’un uzlaşma niyetinde olmadığını hatta Annan Planı’na ‘evet’ diyen bugünkü Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı bile (Temmuz’a kadar bir anlaşma olacağı beklentisi içerisinde) ‘Eğer anlaşma olmazsa biz de devlet olarak yolumuza devam edebiliriz.’ diyor. Yani ilk defa benim gibi konuştu. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devleti, bizim garantimizdir. Eğer biz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devletini kurmamış olsaydık, bugün müzakere masasında iki lider olarak oturamazdık. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti devletini kurduğumuz için o masada Kıbrıs Türk halkının lideri olarak oturuyoruz.’ dedi… Ne Zaman? 10 Mayıs 2017 Sayın Mustafa Akıncı 17 Mayıs’ta ortaya çıkan ‘öncelikle güvenlik – garanti konularını, ardından da toprak düzenlemelerini tamamlayalım da sonrasında diğer 4 başlığı hallederiz’ anlayışı içindeki bu yeni tavrını kabullenmemiz kesinlikle mümkün değildir. Bu yeni tavır, mutabakatlara aykırı olduğu gibi, iyi niyetli ve çözüme odaklanan bir tavır da değildir. Her gün her saat Rum lider ve gerekse sözcüleri tarafından tekrarlanan bu ön şartlı yaklaşımlarla olumlu bir sonuca ulaşmak olanaksızdır’ diyerek sözlerini tamamladı. Ne zaman? 30 Mayıs 2017 Kıbrıs Meselesinde gelinen süreçte çözüm olacağından olumlu sonuç alınamayacağına dair, görüleceği üzere bütün Cumhurbaşkanları sonuçta, hem fikir olmuşlardır… Ancak ne hal ise, neyin halkası, neyin zinciri, neyin inisiyatifi olsaydı da çözüm olurdu diyenlerin, iki halkı yaklaştırma diye kamuoyu oluşturma, çabaları, şov zihniyetinin hala daha bir ürünü olabilmektedir… Geçen uzun yıllar iki halkı yakınlaştırmamış bilakis aradaki mesafeyi genişletmiştir… Soğukluk had safhadadır… Artık Kıbrıs meselesi filminin adı imkânsız aşk bile olamaz… İki tarafın halkının büyük bir çoğunluğu birbirini sevmiyor ki arada bir sevda olsun… Yine de Sayın Türkiye Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun ziyareti Anavatan Türkiye’nin Kıbrıs’a, çözüme olan inisiyatifi ile Kıbrıslı Türklere ve KKTC sahip çıkmasının ayrı bir göstergesidir… Ancak Cenevre’ye koşulsuz gidilecek bir zihniyetin halen Rum Liderin ve kilisenin gündeminde olmadığı ayrı bir gerçektir… Geçen yıllar, Kıbrıs’ın gerçeğidir ve silinmez hakikatlerin kanıtıdır… Velev ki Cenevre’ye gidilsin, sonuç yine yoktur…