Tag: Corona

Siyasetin kokusu ve doğanın ikinci güneşi

Bu günkü yazıma giriş, geçen gün sosyal medya hesabımdan yaptığım paylaşımla olsun dedim. “Korona salgınının dünyamızda korkunçluğu devam ederken, tedbirde topluma örnek davranışlardan uzak artık normalleştik denen bir hayatın lütfen sorumsuz yaşantısı içerisinde olmayın. Ailenizi ve çevrenizi korumak adına sağlıklı düşünce ve hareket içinde olunuz. Zaman tedbir zamanıdır. O halde; “(Kontrollü sosyal hayat)” yaşam biçimimiz) olmalı diye yazmıştım. Elbette evde kal çağrısı sonrası dışarıya üç ay sonra iki kez, toplamda bir saat çıkan birisi olarak, ilk izlenimlerden gayrı, kişilerin sosyal medya paylaşım fotoğraflarından da anlaşılacağı üzere birçok mekanın dolu dolu olduğu görülmektedir. Tabi ki doluluk mekanın kazancı için kabul edilebilir, ancak sosyal korumalı alan yaratılması sağlık için yapılmalıdır. Üç aylık dönemde esnaf bir bakıma kan ağlarken, memur da kesilen maaşlarının önceden planladıkları ve aile bütçesine yetişmemesinin ağır sıkıntısı içerisine girdi. Her ne kadar da Başbakan Sayın Ersin Tatar kamu görevlilerinden yapılan maaş kesintileri için bir nevi borçlanma olduğunu ve ödeneceği taahhütünü tekrar, tekrar, dile getirmiş olmasına rağmen bu yöndeki hoşnutsuzluk halen had safhadadır. Bu dönemde işsiz kalıp hiç ödeme almayanlarda olmuştur. Çare ise hükümetin kararlarında olmalıdır. Bu arada Londra’dan 155 kişiyi ve cenazeleri getiren uçağın Ercan Hava Alanına inişini,bavulların piste sıra sıra dizilişi sırasında uzaktan olsa da cenaze sahiplerinin çığlıkları duyuluyordu. Ölüm tabi ki takdiri ilahi anca gurbet ölümü ve vasiyet araya girince hepimizin kalbindeki ince sızı oluyor. Canlı yayınları dinlerken yazılan yorumlar da öylesine can yakıcıydı. Ulaştırma Bakanı Sayın Tolga Atakan için “operasyonu bizzat yönetiyor” ifadesi de anlaşılır gibi değil. Sayın Atakan’ın uçağın kapısında duruşu ise hakikaten siyaset kokuyordu. Bir kere, vatandaşlarımızın zor durumlarında ülkelerine dönüşünü sağlayabilmek idarecilerin asli görevidir. Bu görevi yaparken ön safhta olmak göze hoş görünmediği gibi bu konuda uzman teknik kişilere de bir nevi müdahale olarak algılanır. Halkın bu gibi gelişlerde karşılamada görmek istediği daha ziyade sağlık çalışanları ve ambülanslar olduğu kanaatindeyim. Sayın Fuat Oktay’ı bir KKTC kanalı ekranında görmek bizlere daha yakın mesafeden evimizdeki ekrandan hitap etmesi ve Kıbrıs Türk Halkı için Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan‘nın görüşlerini de aktarması bilhassa böylesine hassas bir dönemde ülkemiz halkı için büyük bir moral olmuştur. Canlı programı Facebook üzerinden de izledim. Çoğu televizyon programını ayni şekilde izlerken vatandaşların alta geçen yorumlarını okumak kimlerin facebook izleyicisi olduğunu görmek, nabzın atışı bakımından önemli, ancak yorum kısmında yazılanların soru niteliğinden çok bazı ifadelerin saygısızca olduğu da ayrı bir gerçek. Kuzey-Güney sınır geçişlerinin yapılması planlanan günleri düşünerek, ben de bir yorum yazdım ve Sayın Oktay’dan Türkiye’nin “Acil Durum Hastane” tecrübesini 45 günlük süreçte ülkemizde de hayata geçirilmesi dileğimi arz ettim, anavatana saygı ve sevgilerimizi ilettim. Programda Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın vurucu mesajı; Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne oldu ve “Bedeli ne olursa olsun Doğu Akdeniz ve Kapalı Maraş ile ilgili olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hükümetinin arkasındayız. Kapalı Maraş, KKTC’nin toprağıdır’ demiş olmasıdır. Sayın Oktay’ın her konuya verdiği cevap içeriğinde KKTC halkının leyhine projeler vardı. Kıbrıslı Türklerini yürekten sevdiklerini tekrar söylemiş olması ise bizleri yeniden duygulandırmıştır. Biliyorsunuz “Sevmek inanmak” demektir ve “sevgi, doğanın ikinci güneşidir.”

Teşriki mesainin faydaları

Teşriki mesainin faydaları

Kıbrıs adası iklimi ile ılıman bir seyir izliyor. Nisan yağmurları geçti. Mayıs ayı günleri içinde ilerlerken günbe gün yağmura hasretliği bitmeyen topraklara yağmurun hayat verdiğini,bizler bir bakıma pencereden dışa bakışta izliyoruz. Geçen gün Mesarya ovalarına yağan yağmurun bereketi vardı. Hasat mevsiminde belkide çabuk olmak gerekecek . Çiftçilerin tarlalarda silaj balalarını toplayıp kamyonlarda taşıdığı görsellerini sosyal medyadan bu mevsimde görenleriz. Bütün çiftçilerimize bu zor dönemde, korona salgının korkusunun yaşandığı ülkemizde, KKTC’de üretici kesimin tümüne kolaylıklar diliyoruz. Biliyoruz ki çiftçilerimiz örgütlü ve kökü çok eski yıllara dayanan “Kıbrıs Türk Çiftçiler Birliği “inde sorunlarına çare aramaktadır. Hayvancılıkla iştigal edenler de Hayvancılar Birliği çatısı altında her türlü proplemlerini gerek basından, gerekse ilgili bakanlık nezdindeki makamlara iletmekte ve kamu oyu bilgisine getirmektedirler. Nitekim korona salgını sürecinde UBP-HP hükümetinin UBP’nin kabinedeki Tarım Bakanı Sayın Dursun Oğuz’un Türkiye ile olan iyi ilişkileri ve sorunları, anavatana aktarımı, sayesinde “akmaz ise damlayan “ bir çözümle üretilen fazla sütün imalatçılara verilmesi ve işlenen sütten elde edilen ürünün yurtdışına ihracatı sağlamıştır. Bu gün 4 Mayıs 2020 ve denetimli, kısıtlı normalleşme sürecinin başlayacağı gün, Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Ersin Tatar tarafından çeşitli ortamlarda alınması muhtemel tedbirler kamu oyu bilgisine getirilmiştir. Önemli olan bu süreçte ekonominin işleyişinde etken olacak hususlar üzerinde tam zamanında ve her sektörün sorunlarına göre strateji sağlanması ve önlem alınmasıdır. Devlet yönetimi bunun için vardır ve gereklerini yapmalıdır. Bu dönemde bir çok çalışan işsiz kalmış, veya işyerlerinin ödeme sıkıntıları sözlü gerekçesi ile ücretleri kendilerine ödenememiştir. Böylesine büyük salgının dünyada olduğu gibi bizim küçük ve yarım adamızdaki sağlıkta olsun ekonomide olsun sosyal hayatta olsun depreminin şiddeti hayli fazla olmaktadır. Bu gibi durumlarda hasar tesbit çalışmaları yürütülse dahi bazı hallerde yetersiz olduğu ayrı bir gerçektir. Türkiye ile ilişkilerde sürdürülen diplomasi kanaatimce yetersizliğini halen sürdürdürmekte stratejik konumdaki ülkemize maddi kaynak aktarımı sağlanamamaktadır. Veya öyle bir kamu oyu yaratılmıştır. Geçen KKTC Meclis Genel Kurulunda konuşan CTP Genel Başkanı Sayın Tufan Erhürman söyleyip de söylemeyeceğim dediği konuyu hukukçu olmasının avantajı ile Türkiye ile olan ekonomik protokol konusunda iktidarları zamanında kendilerine yapılan eleştirilere değinmiyeceğini ifadelendirirken ima dolu sözlerini iktidardan esirgememiştir. Sayın Başbakan Ersin Tatar’ın meclis kürsüsünden her türlü görüşe saygılı olduklarına dair konuşmasıyla halkımızın hemen hemen tümünde teşriki mesaide fayda olduğu babındaki sözleri güven verici oldu. Aklıma gelen ilk söz; 1887 yılında vefat eden ünlü bir şairin anlamlı sözleri idi ve nedense bu güne manidar bir sözdü! “Üstelemek başarının temel unsurudur. Kapıyı yeterince uzun süre ve yüksek sesle çalarsanız, birilerini uyandıracağınızdan emin olabilirsiniz.” Öncelikle Sağlık, saygı, sabır ve sevgi ile…

Askerin moralinin bozulması savaşı kaybettirir!

Askerin moralinin bozulması savaşı kaybettirir!

Ülkemizde yaşanan olağan dışı durumdan etkilenmeyen hiç bir kesim yok. Dünya hali dünyada diyoruz. Korona virüs gün sonu haberleri Türkiye ve ülkemizdeki tabloları izleyoruz.Kendimizi inzivaya çektiğimiz evimizdeki izolasyon sürecinde her türlü tedbirden medet umar hale geldik. Bu aşamada her gün toplanan Bakanlar kurulunun kararları halkımızın hazırlıksız yakalandığı ekonomik sıkıntısına çare olmadığı söylemleri bir yana, Başbakan Yardımcısı Kudret Özersay’ın mali konulardaki acımasız açıklamaları yaşanan krizde her eve deva olacağına, zehir zemberek bir vurgun gibi oluyor. Korona denen ”virüs savaşında” asker halk ise halkın moralinin bozulmasına neden olacak açıklamalarda siyasilerin dikkatli olması gerekendir. Askerin moralinin bozulması savaşın kaybıdır. O halde; İktidar veya muhalefet bu aşamada alınacak tedbirlerde birlik sergileme reklamlarında çok dikkatli olmalıdır. Her bakanlık kendine bağlı daire ve kurumları ile stratejik hedef çalışmalarını “hazır olda” tutmalıdır. Yoksa Bakanlar Kurulu toplanıp da bu görevi o bakanlığa verdik bu bakanlığa verdik gibi boşuna toplantı yapmasının vakti harcamak olduğu varsayılır. Bakanlar kurulu Bakanlardan gelecek ve uzman görüşlü önergeleri konuşup karara bağlamalıdır. Görev dağılımı yetki ve sorumluluklar dahil her bakanlığa bağlı daire ve kurumlar, hükümet kurulurken atanan bakanların sorumluluğuna Başbakan Sayın Ersin Tatar tarafından verilmiş koalisyon protokolü ile bu durum zaptı rapt altına alınmıştır. Kararların geç alınması hali her türlü zararı beraberinde getirecek ve ”can pazarında” bir işe yaramayacaktır. Ülkemiz siyasi, ekonomik ve sosyal konularda çok hassas bir dönemden geçerken en az kayıpla nasıl sonuca ulaşılacağı, irademizi verdiklerimiz tarafından sofraya yani masaya konmalıdır. Beklentilere cevap verilebilmelidir. Kıbrıs Türk halkının kendini muallakta hisseder pozisyonda olmaması hükümetin Türkiye ile kuracağı ilişkiler ile sağlamalıdır. Türkiye güçlü bir devlettir ve KKTC’ye yaptığı ve yapacağı yardımlardan kaçınmayacak olan tek dayanağımızdır. Sayın Fuat Oktay’ın bu konularda aydınlatılması gerekir. Komşu komuşunun külüne muhtaç olabilir ancak GKRY ile olan üç kuruşluk ilişkileri sağlıkta ön plana çıkarıp övünme vesilesi yapanların Türkiye’ye karşı soğuk tavırları halkımız nezdinde anlaşılır olandır. Anlamayanların isteği ise bir nevi teslimiyetin olması yönündedir. Okuyoruz ve paylaşmakta bilenler bilmeyenlere anlatsın havasındayız. Silahı virüs olan hiç böylesine bir savaşı yaşamamıştık. 100 yılda bir pandemi oldu ama bu kadar ses getireni olmadı. Panik devam ediyor. Ama bu arada çeşitli araştırmaların geleceğe ışık tutması açısından istatistiki verileri gün be gün yapılıyor. Yapılan paylaşımların sosyal medya üzerinden analizinin yapıldığı ve “Dünya’yı adeta paniğe sürükleyen salgın ile ilgili sosyal CRM ve veri analizi şirketi Adba Analytics, The Brand Age dergisi ile birlikte Twitter, YouTube, forum siteleri, bloglar ve haber sitelerindeki paylaşımları; Türkçe, İngilizce, Almanca, Japonca, Rusça, Portekizce, İtalyanca, Fransızca, İspanyolca, Çince, Arapça ve Farsça dillerinde yapılan paylaşımları da kapsayarak analiz etti.” Bilim dünyası zamanı boşa geçirmek istemiyor ve her konudaki aşı dahil çalışmalarını sürdürüyor. Bu analizler ile en çok konuşulan sektörler sıralaması ortaya çıkıyor; Sağlık,Ticaret, Turizm, ulaşım, eğitim, spor olduğu sıralamada yerini alıyor. Sağlık sektörü ile ilgili paylaşımlarda önceliği sırası ile; maske, kolonya, vitamin, eldiven, sarmsak, anti-bakteriyel jel, rakamsal verilere göre paylaşımlarda öne çıkarıyor. Dünya genelinde sektörel bazda yapılan paylaşımların içerikleride incelenmeye alınmış ve bu şekilde dünya istatistiki verileri kişilerin paylaşımlarından sorulara kadar keşfetme yolunda bu kadar felaket içerisinde yürütüyor ve dünya genelinde belirli tarih aralığında 275 milyon paylaşımdan neticeler alınabiliniyor. Ne diyelim en iyisi Şems’i Tebrizi den bir sözle bu günü noktalayalım “Hayat bu, bir bakarsın her şey bir anda son bulur. Hayat bu, son dediğin an her şey yeniden can bulur.” Unutmayın ki Türkiye Sağlık Bakanı Dr.Fahrettin Koca’nın dediği gibi YUVAMIZ GÜCÜMÜZDÜR…

Sağlıklı günlere umudumuz vardır

Sağlıklı günlere umudumuz vardır

Yeni yıl girdi. Yılın 4. ayından gün alıyoruz. İlk üç ayda başımıza gelmedik kalmadı. Geçen yılın olumsuzlukları bir tarafa döviz ekonomik krizini atlatmadan salgın hastalık deyip ilanatı, Dünya Sağlık Örgütünce ”pandemi” olarak tarihe not düşülen ”Corona Virüsü” denen illetle karşılaştık. Dünyada sinsice yayılan sessiz ama şiddetli bir savaşa tanık oluyoruz. Ölüm rakamlarını aklımızda tutamaz olduk. Virüs bir eve girdimi çıkmak bilmiyor. Bulaş durumu ile tehdit oluşturuyor. O nedenle dikkatli davranmak ve hükümet kararlarına uymak zorundayız. Kendimizi olduğu kadar çevremizi de düşünmeliyiz. Corona virüsü salgını,dünyada zirvedeki yerini gündem maddesi olarak muhafaza ediyor. Aşı bulma çalışmaları sürdürülüyor. Cephe geniş, mücadele edecek cephane yetersiz vaziyettedir. Tek siper bu durumda Ev oluyor! Ev oluyor, ama ülkemiz demografik yapısı içinde nohut oda bakla sofa denilen ve sağlığa müsait olmayan yerlerde sıkışıp kalmış ve sosyal mesafe denen kuralın geçerliliği olmayan evlerimiz ve bu evlerde bulunan insanlarımız her ne hal ise unutuluyor. Kaçak iş gücü olduğu ilgili hükümet mensuplarınca ifade ediliyor. Hatta geçenlerde KKTC’de 2003 yılından beri tam 17 yıldır ülkemizde izinsiz kalan bir kişinin sokakta yakalandığı haberlerde var olandır. Dile kolay tam 17 sene! Peki bunun suçu kimde ? demek ki şimdi tam zamanıdır. Bu kişilerin ülkede kalışları ki! çoğunun ülkelerine geri döndüğü ifade ediliyor, kalanların vatandaş yapılmasıdır.Bilhassa bu dönemde çalışma izni ile kalanların ama izinlerinin de bittiğini bildiğimiz kişilerin sorunlarına çare üretilebilmelidir. Ümidimiz ve umudumuz Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından görevlendirilen Kıbrıs işlerinden sorumlu Sayın Fuat Oktay’ın bu gibi konulara ilgi gösterecekleridir. Gerekli maddi ve manevi yardımı Sayın Başbakan Ersin Tatar’a gönderecekleridir. Demeki illegal oturumların, legal hale dönüşmesi ve bu gibi kişilerin bir şekilde saklantılı hallerine şeffaflık getirilmeli ve salgının önlenmesi açısından bu kişilere özgürce ben de de hastalığın belirtileri vardır diyebilmelerinin sağlanmasıdır. Bunun çözümü ise bunca yıl ülkemize bir şekilde hizmet verenlere belkide vatandaşlık verilmesi ile mümkün olacaktır. Bu noktadan sonra ulaşım yollarının açılmasına müteakip ise ülkeye iş gücünün giriş ve çıkışlarının denetiminde yeni bir düzenleme yapılmasıdır.Acil olan hastalıkta ve sağlıkta iş birliği yapılan bu çalışanlarımıza sahip çıkılmasıdır. Ne zaman biteceği meçhul bir salgında sanki yaşarken ölmüşüz gibi bir tavır içine girmeden yaşama tutunmayı ve nefesin gücünü üzerimizde hissetmeliyiz. İyikilerimiz arasında iletişim çağında ve teknolojiyi az,çok kullanabilmek de vardır. Ev hapsinde olabilir ama dünyanın öbür ucundaki akraba olsun arkadaş olsun onlarla görüşebilmenin morali ne kadar etkilediğini görüyor ve rehabilitasyon nitelikli olumlu etkilerinden faydalanmakta olduğumuzun farkındayız. On-line eğitimin üniversite ve orta eğitimde kullanıldığını görüyor, hiç yoktan iyidir diyoruz. Çok gerekmedikçe sokağa çıkılmaması açısından ülkemizde E-Doktor uygulaması ile canlı bağlantılı doktor hasta ilişkisindeki konuşmalara fırsat veren ve ücretsiz olarak başlatılan yöntem kullanan doktorlarımıza özellikle teşekkürümüz vardır. Önerimdir kadın erkek sabah ilk iş hijyeni ev ortamında sağlamak,sonra dolabınızdaki hani derler ya yabanlık giysilerinizi ev içinde de olsa giymeniz kuaföre/berbere gidip düzene koyamadığınız saçlarınıza bir şekilde şekil vermenizdir. Mümkün olduğu kadar kendinize özenle dikkat etmeniz ve belkide hayatınızda yürüyüşten başka hiç olmamış hareketler ile tanışmanızdır. Spor için sokaklara çıkmayacağınız zamanda televizyon kanallarında önerilen vücut hareketlerini en az 15 dakika uygulamanızdır. Olağan dışı bir durumdayız ve salgının pençesinden kurtulmak elimizdedir. Corona virüs hastalarını hasta haklarıdır diyerek sağlık bakanlığınca açıklanmıyorsa bu virüsü kapan kişi veya kişilerin ailesi bunu ülke sağlığı ve bulaş insanları bulabilmek adına kendileri test sonucunu açıklamasıdır ki o kişi ile irtibatı olanlar da test yapsın ve izolasyon sağlansın. Depresyon ve melankolinin olmadığı günleri yaşamak ve başarmak elimizdedir.Sağlıklı günlere umudumuz vardır…

‘Bu günlerde çınarlar kolay devriliyor’

Söyleyecek çok şey var ama dinleyecek olan yok. Kirli bilgiler ile algı yaratmak ne zamandan beri geçerli oldu da haberimiz yok! yoksa var da! biz mi bilmiyorduk? Her konuda uzmanlaşmış gibi hatta tıbbi konularda yapılan açıklamaları görmezden gelip bazı hallerde herşeyi bildiklerini sananların diyarındayız. Konunun vehameti ve korkunç illetin ne zaman kapımızı çalacağı belli olmayan günlerden geçiyoruz. Bu dönemde medyanın her türlüsüne görev düşmektedir. Çoğumuz bu ülkede 3-5 yaşındaki çocuklarımızı fazla geriye gitmeden 1974 yılında 20 Temmuz Mutlu Barış harekatı sırasında sınırdaki evlerimizden, köylerimizden daha güvenli yerlere kaçarken, ellerinden tutup bombalardan korumak adına sığınak denen bodrum katlarında babalarının mücahitlik yaptığı yoksulluk yıllarınının kalabalık ortamlarından geçip bu günlere geldik. Evdeyiz, hükümetin aldığı kararlara uyuyoruz. Elimizden geldiğince tedbirlerimizi alıyoruz. Sosyal Medyayı ve haberleri takip ediyoruz. Özellikle Tweter hesabımda ilk defa Deprem diye ”liste” yaptığım ay Eylül idi. Deprem sarsıntısını ilk önce 4,7 birkaç gün sonra İstanbul’da 5.8 şiddetinde yaşamış ve korkunç uğultuyu hisseden birisi olarak adaya döndükten sonra gecenin hangi saatinde uyanırsam uyanayım ilk o listeme baktığımı ve günlerce etkisinden kurtulamadığımı itiraf ediyorum. Şimdi ise ikinci listemin adı “ Corona Genel” listeme aldıklarımın içinden birkaçını yazacak olursam Dünya Sağlık Örgütü, Türkiye Sağlık Bakanı Fahrettin Koca , Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,Türkiye Cumhurbaşkanı tarafından Kıbrıs Kordinatörü olarak görevlendirilen Fuat Oktay, TC Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Türkiye İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, TC İletişim Başkanlığı, KKTC Başbakanı Ersin Tatar ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan yardımcısı Kudret Özersay olmak üzere diğer takiplerimle toplamda 18 hesaba gece, gündüz devamlı girip bakmak gibi bir alışkanlığın zirvesindeyim. Doğru haberleri okumak ve duyurmak ise görevimizdir diyorum. Biz yaştakilerin riskini biliyoruz. Alınan önlemlerde eksiklik olarak gördüklerimizin eleştirisini ve önerimizi de çekinmeden yapıyoruz. Nihayetinde bizler de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde bürokratlık yapmış kişileriz. Türkiye Sağlık Bakanının dediği gibi “Bu günlerde çınarlar kolay devriliyor” O zaman ayakta kalmanın önemindeyiz. Corona virüsü denen illet, insanlığı esir almaya çalışırken siperimiz ev, kalkanımız alınan kararlara harfiyen uymak olsun diyoruz. Gerçek; insanın davranış biçimindeki sonucun iyi ile kötü arasındaki neticesinden anlaşılmaktadır. İyilik dururken kötülük düşünmek kadar anormal bir düşünce içine girmek çoğu kişide sağlıksız bir hayatın göstergesi olur. Karşındaki için ne diliyorsan onun da senin hakkındaki dileği aynı çizgide çatışırsa ki çoğu zaman öyledir, aynaya nasıl bakarsan onu görürsün, işte o anda “dünyanın kaç bucak” olduğunu anlarsın. Çoğu zaman insanları yargılamak en kolay yoldur. Yardım etmek varken yardımdan kaçınmak doğru bir davranış şekli değildir. Moral önemlidir. Herhangi bir konuda mevzuat bilgisi vermek de bir yardım olduğu gibi, yardım kuruluşlarında görev almak da ulvi bir görevdir. Sorumluluk çerçevesinde, yani, insan bilgisi ve yetisi doğrultusunda her zaman kendinden, yardımcı olunması isteniyorsa problemli konularda her zaman yol gösterici olunmalıdır. Geçici bir dünyada bu kadar siyasi hiddetin ve hırsın ne faydası olur. Salgın nedeniyle Cumhurbaşkanı seçimlerinin ertelenmesi sonrasında işte tam da o noktadayız. Adaylardan ricamız bilhassa Cumhurbaşkanı Akıncı’ da geçtiğimiz bu zor ortamı propaganda malzemesi yapmamalarıdır. Sevginin, şefkatin ve saygının, insanlığın “temel değerleri “ olduğu gerçeğinden hareketle sağlıklı günlere diyelim.

Tedbir,dikkat,özen…

Hani derler ya son zamanımızda bunlar da mı başımıza gelecekti! altmış yaş üstü nüfusdaki demoralize durum devam ediyor. Karamsarlık almış başını gidiyor. Salgın devam ediyor. Her evde huzur ve mutluluğun veya çeşitli tedirginliğin yerini “Corona virüsü” korkusu sarmış. Konuşulan tek şey hastalık ve alınan önlemleri dinlemek için haberlere nöbetçi olmak gibi bir bekleyiş. Her ailede büyük kaygı,hani derler ya hangisine yanayım ?Ailede ülkede,birey sayısı çok,beş parmak biri kesilse hepsi acır misalindeyiz. Her evin durumu hiç farklı değildir. Öncelikli tercih aman evde ne eksik var alayım telaşı, lüzumsuz bir çok alım. Acil ihtiyaç dışındaki alımlar ile evler sanki eski zamanların bakkal dükkanlarına döndü. Kredi kartları limitleri gün geçtikçe düşüyor. Her ailede bütçe açık verdi. Vahim bir durum. Yıllardır çok istisnai durumlar dışında market alışverişimi listemi SMS ile gönderip ihtiyaçlarımı eve getirme alışkanlığında olan bir kişi olarak günlük alımlarımı yaptığım için durumdan en memnun olduğum zamandayım. Ancak böyle bir servis ağının sistemi genelde çalışır mı bence zor. “Sanal Market” uygulamaları belirli saatlerde ve müşterisi kanaatimce az. Birde tüketicilerin alışkanlığı olan elle seçme ve daha iyisini alayım alışkanlığı bu uygulamada engel sanıyorum. Pazarda, markette patatesten tutun biberdir, domatesdir, portakaldı, soğandı seçmecede kaç el kasalarda /reyonlarda dolaşıyor. Bazen aman tadına bakayım deyip uzanıp alan ve yiyenler de var. Alışkanlıklardan vazgeçmek zor. Ancak yaşam tarzının yeniden düzenlenmesi gerektiği zamanda olduğumuzu biliyoruz. Hem kendimizi hem çevremizi sağlık açısından korumamız elzem olmuştur. Mart ayının ikinci Perşembe günü “Dünya Böbrek Günü” idi. Dünya Sağlık Örgütü de sosyal medya Twitter hesabından paylaşımda bulundu ve çeviri aynen şöyle “Bugün WorldKidneyDay . Böbrekleriniz sürekli olarak kanınızdaki atıkları filtrelemek için çalışıyor, ancak bazı hastalıklar etkili bir şekilde çalışmasını engelleyebilir. -Diyabet -Hipertansiyon -şişmanlık hepsi böbrek hastalığı için önemli risk faktörleridir.” Corona salgınında belkide en zorda olan hastalar hastanelerde şifa bulmak için diyalize girenlerdir. Bu hastaları düşünmeden duramıyorum, haftada kaç kez hastane merkezlerinde geçen onca saat, biliyorum çünkü 12 yıl rahmetli eşim Özel Berova’nın diyalize gidip geldiği günleri hiç unutmadım. Diyaliz merkezlerinde çalışan ekiplerin zorluklarını gören birisiyim. Hastaların ne acılar çektiğini de diyaliz sonrası kaç saate kendilerine gelebildiğini bilenim. Hani derler ya her kes yaşadığını bilir işte tam o noktadayız. Onlar için diyaliz merkezlerinde ayrı bir özen gösterilmesi tedbir alınması maske kullanıldırılması kaçınılmaz olandır. Bu arada bir 14 Mart Tıp Bayramı daha geride kaldı.Dünyada “pandemi “ ilan edildiği bu günlerin sınavındayız. İtalya’ya yardıma giden doktorların olduğu haberlerini okuyanlarız “Hipokrat’ın ilk kuralı, hekimin hem düşünceleri hem de seçtiği tedavi yöntemiyle hastaya en ufak bir zararın dokunmamasının sağlanması gerekliliği idi! Hekimlik tarihi ve yasaları açısından değerlendirildiğinde kural, büyük önem taşımaktadır. Her yıl yazılarımda 14 Mart Tıp Bayramında Hipokrat Yeminini tekrarlıyorum. Bu gün için de Türkiye’de Tıp Fakültelerinin mezuniyet törenlerinde kullanılan en yaygın yemin metinini yeniden yazacağım. ”Tıp fakültesinden aldığım bu diplomanın bana kazandırdığı hak ve yetkileri kötüye kullanmayacağıma, hayatımı insanlık hizmetlerine adayacağıma, insan hayatına mutlak surette saygı göstereceğime ve bilgilerimi insanlık aleyhinde kullanmayacağıma, mesleğim dolayısıyla öğrendiğim sırları saklayacağıma, hocalarıma ve meslektaşlarıma saygı göstereceğime din, milliyet, cinsiyet, ırk ve parti farklarının görevimle vicdanım arasına girmesine izin vermeyeceğime, mesleğimi dürüstlük ve onurla yapacağıma, namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.” Her şey yeminde ifadesini bulandır. Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile KKTC Başbakanı Ersin Tatar’ın konuşması ve her türlü tedbirin yapılacağı vaadi adadaki bizlere büyük bir moral ve güç olmuştur. Yazımı Türkiye Cumhurbaşkanı sözcüsü Sayın İbrahim Kalın’ın paylaşımı ile noktalıyorum “Ne rehavet, ne panik. Tedbir, dikkat, özen.”