Tag: Ersin Tatar

Unutulmayacak yıl; 2020

Unutulmayacak yıl; 2020

Sadece ülkemiz değil, tüm dünya, sağlık depremine neden olan Korona Virüs salgını ile cebelleşiyor. Farkında olduğumuz tek şey can korkusunun hemen hemen her evde misafir olduğudur. Bilinen gerçek her hastalığın her eve ayrı bir gaile farklı bir üzüntü verdiğidir. Ülkemizde birçok diyaliz hastası makinelere bağımlı yaşamaktadır.Saymakla bitmeyen,insanları derinden üzen ve hastalıkların tedavisi için uğraş veren aile bireylerinin sıkıntıları oldukça zor. Kanser denenen illet ve daha nice amansız hastalık ülkemiz sağlığındaki başlıca sorunlar oluyor. Her evin ayrı bir derdi mutlaka vardır. Sağlıkta ihtiyaçların başında tam teşekküllü hastanelerin varlığının idamesidir. Sağlık camiasındaki insan kaynaklarının donanımınının takviyesi de yapılmalıdır. Hastanelerde her derde deva olacak ilaçlar bulunmalıdır. Bazı ilaçların bulunmayışı ise ayrı bir isyan konusudur. 8 Mart ithal korona virüs sonrası hükümetin tam zamanında almış olduğu kararlar ile izolasyonu kendine rehber eden halkımız sayesinde bu günlere ,salgını aramıza sokmadan geldik. Ekonomik sıkıntılar halen geçerliliğini sürdürüyor.Çarşı çok durgun, esnaf zarardadır. Ramazan ayı sonrası bayram ve geçip giden günlerde yaşanan zorluklara hep birlikte göğüs gerildi. Başbakan ve Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Sayın Ersin Tatar’ın ilk günden verdiği beyanatlara uygun olarak Kamu görevlilerine yapılan maaş kesintilerinin ilk ödemesi yapıldı. 28 Haziran ‘da Sosyal Sigorta emeklileri dahil olmak üzere Kamudan emekli olanlara da maaşları ödendi. Şikayet varsa teşekkürde farzdır. Ancak çoğu iş yerinde ücretlerin ödenmemesi konusunda mağduriyet halen devam edendir. Çözüm bulunması için çare üretilmesi beklenendir. Gündemi meşgul eden öncelikli konu sınır kapılarının açılışı, sağlıklı geçişinin yolcular nezdinde sağlanması, hangi testin nasıl uygulanacağı, adaya Ercan Havalimanı üzerinden turizm açısından yapılacak girişlerede tabiyetine göre prosedür ne olacağı konularıdır. Birçok karar üretilmiş olmasına rağmen halkımızın dünyada salgının yükselişte olduğu bir zamanda tek isteği şimdiye kadar sağlanan sağlık düzeninin bozulmaması için tedbirlerin esaslı ve tam alınması ve denetimli olarak devam ettirilmesidir. Garantisi olmayan bir yaşamda, şimdi varız az sonra ne olur bilinmezliği korkusu ile de stresli bir yaşamın insan sağlığına zararının farkındayız. O halde kendimizi korumak adına fazla açılıp saçılmaya gerek yoktur. Olağan dışı zamanda olağan üstü tedbirlerimizi kendimiz de alabilmelmeliyiz. İşte o zaman sağlıkta kalkan evin kapısıdır diyebiliz. Ne demiş atalarımız “Sağlık gibi dost, hastalık gibi düşman yoktur.” O halde tedbiri elden bırakmamalıyız. KKTC ‘de tam da bu zamanda yollardan başlayan,dere yataklarına uzanan, sivri sineklere geçit vermeyecek, sınırlarımız içerisinde köşe bucak kök temizliğin yapılması gerekir. Yeni bir acil durum hastanesinin yapılmasını ise ihtiyaçlarımızın birinci sırasında muhafaza ve müdafaa edenleriz. Nasıl olsa Kıbrıs meselesiydi, masa kurulurmuydu, müzakereler başlar mı? başlamaz mı? denilen nakarat dönemi nekâhet sürecine girmiştir. Bu konudaki hasta düşünceler halen iyileşmiş değildir. 11 Ekimde yapılacak Cumhurbaşkanı seçimi ile KKTC halkı yeni Cumhurbaşkanını seçmelidir. Önce sağlık dedik ancak yasama,yürütme ve yargı gereklerini de unutmadık. 2020 ileriki yıllarda hakkında hiç de hoş bir şekilde anılacak bir yıl olmayacağı gibi 2019 yılının son günleri salgın başlangıcı olarak tarihi sürece damgasını vurmuştur. Umudumuz dünyamızı terkedeceği günleri görmektir…

Jet ile gelen siyasi kararlar

Jet ile gelen siyasi kararlar

KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı 11 Ekimde yapılacak seçimin erkene alınması için siyasi parti liderleri ile sarayda toplantı yapıp konuştu. Sonuç tarihin değişmemesi yönündeki görüşlere takıldı. Mutabık kalınan tarih yeniden teyid edildi. Geçen hafta KKTC Meclis genel kurulu iki tam gün mesai yaptı. Ercan Havaalanına inen jet uçak ve yolcuları için özellikle sağlık ve test konusu olmak üzere giriş yapan kişilerin ülkedeki kısa yaşanmışlıkları üzerinden, muhalefetin keskin soruları ve iktidarın cevapları halkımızı Meclis tv’ye kitledi. Sosyal medyada, geceli gündüzlü bu konuda olumlu veya olumsuz yorumlar zaman tünelinden hiç eksik olmadı. Konu ile ilgili herkes bir birini suçladı, ancak kamu oyu yargısı hiç de hoş oluşmadı. Sonuçta polis genel müdürlüğü tarafından tahkikat neticesi bekleneceği intibası ağır bastı, kabinede değişiklik olabileceği hususu gündeme geldi ve nihayetinde Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Sayın Ersin Tatar Turizm Bakanı Sayın Ünal Üstel’i atadığı bakanlık görevinden alarak yerine UBP Girne milletvekili Sayın Kutlu Evren’i bakan olarak atadı. Sayın Kutlu Evren’nin Vikipedi, özgür ansiklopedideki kişisel bilgilerine internet üzerinden baktım. Hacettepe Üniversitesi İşletme Yönetimi ve Turizm bölümünü tamamlamış olduğu ve Sayın Ayşeğül Baybars’dan önceki KKTC İçişleri Bakanı görevini yürüttüğü bilgisini yeniden ulaştım. Siyasette görev değişiklikleri zaman zaman yapılmaktadır. Nitekim, Başbakan Tatar, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, son yaşanan siyasi gelişmelere bağlı olarak UBP içerisinde yapılan değerlendirmeler sonucu kabinede değişikliğin yaşandığını açıklamıştır. Siyasiler yani seçilen milletvekilleri bunu bilerek hareket etmek gereğini bilirler ve kendilerine tevdi edilen görevleri yapmak üzere “makam görevi” ifa ederler. Genel Seçimde milletvekili adayları halkın kendilerine reyleri ile verdikleri irade ile hareket etmek üzere seçilirler. 26 koltuk elde eden siyasi parti ise tek başına iktidar olabilir. Son 14 yılda sayısı oldukça fazla birçok Koalisyon Hükümeti kurulmuştur. CTP-DP, CTP-ÖRP, CTP-TDP-DP , CTP-DP,CTP-UBP, CTP-HP-TDP-DP geçen bu süreçler sonucunda şimdi UBP-HP hükümeti görevdedir. Hükümetlerin kuruluş adı ne olursa olsun, kanunen bir bütün olup bakanlar Kurulunda alınan kararlar resmi gazetede yayınlanmadan yürürlüğe giremez. Ve kararlar oy birliği ile alınır. Bütün bakanların imzasını taşır ve resmî gazetede ilan edilir. Örneğin süt fiyatları mı değişti her bir bakanlık açıklanacak olan fiyat artışı değişikliğine oy verendir. Karar öncesinde ilgili bürokratların ve önerge sabibi bakanın mevcudiyet gösterdiği toplantıda önerge için detaylı bilgi verdiklerini konunun tartışıldığını ve ortak kararın çıktığını bürokratlık yapmış birisi olarak bilmekteyim bu gibi toplantılara katılmışlığım vardır. Önerge ile ilgili diğer bakanların eğer soruları varsa teknik düzeydeki açıklama ilgili bakanlığın üst düzey teknik elemanları tarafından cevap bulmaktadır. Karar verildikten ve karar zapturapt altına alındıktan sonra hiç bir bakanın çıkan karar için yok biz yanıldık veya yanıltıldık demek hakkı etik değildir. Bakanların toplantıya giderken beraberlerinde götürdükleri klasörde ve en üste yer alan gündemlerindeki önergeleri ve içeriklerini de bilmeleri görevleridir. Sağlık konusunun korona virüs salgını nedeni ile yasakların sık elenip sık dokunduğu zamanda havadan, karadan denizden ülkemize girişlerin usulüne uygun kurallarının uygulanması ise mecburidir. Konuyu başka yönlere çekip ülkede yatırım istenmiyor izlenimi yaratacak spesifik görüşlerin siyasetçi tarafından açıklanması ise, memleketimiz adına kötü bir örnek teşkil eder. Ciddi yatırımcılar tarafından böyle bir algı ise asla kabul görmez. Velhasıl hayretleri yaşadığımız bir haftayı geride bıraktık. Bu hafta neler olur, neler değişir, hep birlikte bekleyip, göreceğiz…

Maskeli paketin sosyal mesafesi

Ekim ayında “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti “‘nin yeni Cumhurbaşkanını seçeceğiz. Şu anda seçimlerde uzatmaları oynuyoruz. Korona Virüs esbab-ı mücbire gösterilerek ülkemizde seçimlerin seyri değişmiştir. Cumhurbaşkanı makamı Anayasa hükmünde belirtilenin Cumhurbaşkanı beş yıl için seçilir maddesi hilafına 5 yıl artı 6 ay oldu. 11 Ekim’e kadar Haziran günlerini de ilave edecek olursak seçim için 4 aylık bir müddet daha önümüzde duruyor. Zor bir süreç olacak çünkü ”sıfır vaka” böylesine çabuk bir açılımda nereye kadar sürer diye düşünmeden edemiyor insan. Seçim tarihi yine etkilenir mi bilinmez! Türkiye sivil havacılığın tüm havaalanlarına notam diye gönderdiği kuralların bir maddesi çok önemli “ Test sonucu pozitif çıkan yolcular deport edilmeyecek ve tedavi edilecektir” diye yolculara seyahat etmeleri açısından bir nevi güven vermektedir. Bu güçlü güven ise sağlıkta tedbir derken, acil durum hastanelerinin Türkiye ‘de yapılmış olması, şehir hastanelerinin varlığı ve diğer bütün tam teçhisatlı hastanelerin hazır olda olmasından kaynaklanmaktadır. KKTC ‘de çok şükür zamanında alınan tedbirlerle ikili rakamı geçmeyen Korona Virüs vakasına rastlanmış, hastanelerimizin salgınla ilgili yoğunluğu olmamış, yoğun bakım servisleri dolup taşmamıştır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde muhtemel ithal bir virüs salgını olması halinde hastanelerinin kendi halkımıza yeterli olmadığını pek tabii ki hepimiz biliyoruz, bunun farkındayız. 2. Dalga olmaz dersiniz, ya olursa! gibi strateji belirlemek gerektiğini de hükümetin bilmesi gerekir. O halde bu rehavet niye diye sorululacak sorulara cevab icraat olmalıdır. Şimdiye kadar geçen sürede yapılması gereken herhangi yeni bir hastanemiz olmamıştır. O hastane, bu hastane, derken zaman akıp geçmiştir. Erken tanı,tedbir, tedavi ve tecrit ile hani derler ya bu dönem vartayı atlattık ya sonrası? Şimdilerde sokaklar, tedbirsiz kişilerin yolu oldu. Cafeler,lokantalar, plajlar derken ne maske var ne mesafe, ellerde hijyen kuralına bu ortamlarda özen göstermek durumu ise şaibelidir. Siyasilerin de bu kurallara ve özellikle mesafeye dikkat etmedikleri bariz bir şekilde sosyal medya paylaşımlarından belli olandır. Türkiye’de Koronavirüs Bilim Kurulu üyesi Tevfik Özlü, kalabalık alanlarda maske kullanımının mutlaka denetlenmesi gerektiğini ifadelendirken “Maske takmayan ya da yanlış takan kişilere cezai müeyyide uygulanmalı” diyorsa ülkemizde de bu ikazın mutlaka kaale alınması gerekir. Türkiye Sağlık Bakanı Sayın Fahrettin Koca ise sosyal medya hesabından tehlikeli sosyal mesafeleri 149 cm başlayarak 122 cm aralığına kadar akıllarda bulunsun diye rakamsal olarak tek tek belirtmiş ve mesafe azaldıkça riskin arttığını tweetinde paylaşmıştır. Ülkemizdeki siyasilere gelince daha çok Facebook üzerinden sosyal medyayı kullandıkları görülürken sağlık için tedbir için kendi paylaşım uyarı ve önerilerinin olmadığı ayrı bir gerçektir. Televizyon programlarında korona virüs salgını için hazırlanan özel programlarda konuk olan doktor milletvekillerinin ve tıp camiasından gelen siyasilerin ekrandan yaptıkları virüs tıbbi açıklamaları son derece faydalı olmakta ve sosyal medya kullanmayan halkımız bu yönde aydınlatıcı bilgi almaktadır. Başbakan Sayın Ersin Tatar’ın KKTC üç büyük hastane yapılacağına ve iki ay içerisinde bu işin biteceğine ilişkin beyanatı ise adeta yüreklere su serpmiştir. Tabi ki yapım aşamasının takipçisi olacağız.Diğer önemli bir konuda Sayın Ersin Tatar bu ay kesinti yapılan kamu görevlilerinin maaşların tam ödeneceğini maaşlardan yapılan kesinti miktarının ise memurlara geri ödemeye başlayacakları haberleri de beyanatında kamu oyuna yansırken uygulanacak 2.Paket ekonomik tedbirlerin ise Pazartesi gün açıklanacağıdır. Ne diyelim ülkemiz için hayırlısı olsun…

‘Daha sıkı tedbir daha iyi sonuç’

‘Daha sıkı tedbir daha iyi sonuç’

Normalleşme sürecinde ülkemizdeki Koronavirüs açılımlarını haberlerden anbean izliyoruz. Önemli olan her açılımda ülke halkının sağlığının korunması gerektiğinin unutulmaması gerektiğidir. 10 Mart sonrası salgında gelişmeler gözler önünde ceryan etmiştir. Her ne kadar da 40 günü aşan sürede vaka sayısı sıfır deniyorsa bile bu kadar dışa kapalı olmanın avantajıdır diye değerlendirmek en doğrusudur. Güney Kıbrıstaki vakalar unutulmamalıdır. Fazla övünmek de iyi değildir. Her hangi acil bir durumda hastanelerimizin yetersizliği bir kez daha düşünülmeli ve gereği yapılmalıdır. Kötüyü düşünüp iyiye adım atmak her zaman toplum menfaatine olduğu varsayımından hareket edilmelidir. Dışişleri Bakanı Sayın Kudret Özersay birkaç güne sığdırdığı taglı twitlerinde gün sayısı belirterek #Covid-freeNorthCyprus ” diye paylaşımlar yapıyor, tabi ki de böyle twitlerine, olumlu olumsuz bir çok yorum var. Rehavet salgına ilaç değildir. Bir Ramazan Bayramını daha geride bıraktık. Bayramın üçüncü ve son gününe mühür, Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ayni zamanda Kıbrıs İşleri ile ilgili görevlendirdiği yardımcısı Sayın Fuat Oktay ile KKTC Başbakanı Sayın Ersin Tatar arasında TC-KKTC İktisadi ve Mali İş Birliği Anlaşması video konferans yöntemiyle imzalanan ekonomik protokol oldu. Böylelikle “Türkiye ekonomik protokolü imzalamıyor” diyenlerin acımasız eleştirilerinin önü de bir vesile kesilmiş oldu. Güçlü Türkiye Kıbrıs’ın garantörü olarak varlığını sürdürürken Kıbrıslı Türklerin her zaman yanında olduğunu bir kez daha göstermiştir. Korona Virüs salgını dünyadaki sürekliliği ile halen gündemin başında yer alıyor. Ülkemizde yürütme tarafından alınan koruyucu önlemlerin kapalı devrede virüs vaka sonucu olumlu yönde seyretmiştir. Ancak açılım deyip, normalleşme süreci deyip, fazlası ile önlemsiz bir hayatın gerçeği de, sokakta gözlerimiz önünde ceryan ediyor. Üç aya yakın bir süre evden çıkmayan birisi olarak geçen gün bahçe kapısından dışarıya çıktım. Dışarıya çıkma nedeni ne olursa olsun maske, fiziki mesafe ve hijyen kurallarına uymak mecburiyetinde olduğumuz bir yana, bundan sonraki hayatımızda uzun süre böyle yaşayacağımızın bilincinde hareket etmek zaruriyetindeyiz. 0nlarca gün evde kalmış birisi olarak sokaklardaki ilk intiba bende hiç de iyi olmadı. Olması muhtemel yangınlardan korkar hale gelmiş olmamıza rağmen geçtiğim sokakların, kaldırımlarını ot bürümüş olduğunu ve bir çok terk edilmiş evin yeşil bahçelerinin kuru otlarla kaplı olduğunu üzülerek gördüm.Yangından korunma tedbirleri içerisinde halkın yerel yönetimlerce aydınlatılması eğitilmesi ve gerekirse temizliğin yaptırılması için en erken zamanda önlem alınmasıdır. Korona salgınına neden olan virüs hayalet gibi aramızda görünmezliğini muhafaza ediyor. Dünyada normalleşme sürecine geçmeye çalışan ülkelerde yeniden hortladığı haberlerde var olandır. Bütün bu duyumlar resmî duyurular içerisindeyken ülkemizde hiç bir şey yok deyip rehavete kapılıp zil çalıp oynamaya ve bir kez daha evlerde hapsolmaya ve ekonomik sıkıntıya tahammül yoktur. Baktım ve gördüm, geçtiğim sokaklardaki market çıkışlarında kişilerin kadın erkek çoluk çocuk yüzlerinde maske olmadığına maalesef tanık oldum. Üniversiteli ve yabancı uyruklu kişilerin yollarda sarmaş dolaş gezinti yaptıkları görülüyordu. Kreşlerin açılacağı günlerdeyiz, unutmayalım ki çocuklarda,virüs bulaştırma hali yetişkinlere eşittir diyor Almanya’nın önde gelen virologlarından Christian Drosten ve koronavirüs nedeni ile okulların açılma tehlikesine dikkat çekiyor. Salgındaki ihtimaller için her türlü denetimli tedbiri ülkemiz almalıdır. Bu dönemde adaya giriş ve çıkışların yapılmasına başlanacağı, açılımların eski düzeye getirileceği açılmayan iş yerlerinin açılacağı zamanda, yine iş başa düşmekte ve her bireyin her yerde ve ortamda koruması için kendi tedbirlerini alması ve uygulaması asli görevi olmalıdır. Aynen Türkiye Sağlık Bakanı Sayın Dr.Fahrettin Koca’nın dediği gibi “Daha sıkı tedbir,daha iyi sonuçtur”

Haleti rûh-iyenin tavan yaptığı günler

Haleti rûh-iyenin tavan yaptığı günler

Korona salgını dünyada tam bitti mi? diyeceğimiz günler gelir mi ? bilinmezliğini koruyor. Korona öncesini biliyoruz, şimdi dünyada korona sonrasının dünya düzenin yeniden şekillendirilecek zamanındayız. Bilim insanları bu yöndeki yorumlarını yapmaya başladılar. Her gün yeni bir açıklama okuyoruz. Sonuç yaşamda, elbet bir gün yerini bulacaktır.Dört gözle beklenen korona aşısının bulunması çalışmaları sürerken, Almanya’da insan üzerinde aşı denemelerinin başladığı haberlerde yerini almıştır. Türkiye’ den aşı konusundaki araştırmalarda Türk doktorlarmız vardır. Geçen gün bir arkadaşımla geçen yıl ülkemize ancak Ekim sonunda gelen grip aşısını telefonda konuştuk. Onun da benim gibi grip aşısı yaptırdığını, lakin ona eczacısının “bu yıl salgın fena vuracak” dediğini sözlerine ekledi. İlginç bir yorum! olarak nitelendirdik! Bir kaç yıl evvel 17-27 TL civarında fiyatı olan aşılar biliyorsunuz Ekim 2019’da 95 Türk Lirası olmuştu… KKTC ‘hükümeti UBP-HP koalisyonu aylardır toplantı yapıyor. Kararlar alınıyor,çoklu komitelerin önerileri kararlarda yer alıyor olsa da her komitenin ayrı ayrı açıklamaları, çeşitli tenkitlere sebebiyet veriyor. Sayın Emine Dizdarlı, yazılı obdusman raporunda yasal bir konuya dikkat çekip sağlık komitelerini oluşturma yetkisinin “Sağlık Bakanı” nezdinde olabileceğini net bir şekilde ilgililer ve kamu oyu ile de paylaşmıştır. Sayın Başbakan Ersin Tatar ve Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Sayın Kudret Özersay 24 Nisan ‘dan itibaren ülkemizdeki Bakanlar Kurulu kararı ile maskeli günlerin başlayacağının kararını adıklarını açıklamışlardır. Bilinmelidir ki uzun zaman normalleşen bir yaşam tarzımız siyasette, ekonomide ve sosyal hayatta olmayacaktır. Maske ise nerdeyse kalıcı olarak yüzlerde!!! usulüne uygun yer alacaktır. Her gün Başbakanlık Kriz Merkezi’nin açıklamaları rutine girdi. KKTC Meclisi açıldı. Korona virüsü hakkındaki konuşmaları ,eleştirilerileri ve ikdidar mensuplarınca verilen cevapları saatlerce dinledik. Sonuçta bir Meclis Ortak Kararı’nı gördük mü? Görmedik!. Peki ne gördünüz derseniz. Sosyal Mesafe deyip, bir koltuk arası düzenleme, milletvekili /bakanların kimisinin yüzü maskeli kimisinin yüzü maskesiz, kimisinin ise ne maskeli ne maskesiz, görüntülerini !!! televizyonda izleyenler de görmedi mi? Gördü. Her milletvekili eldivenli veya eldivensiz kürsüdeki mikrofonları tutmadı mı ? tuttu. Kürsü kenarlarına konuşma yaparken elleri ile yaslananları da gördük. Kürsünün yanındaki plastik su şişelerininden, ağzı açık cam su bardaklarınından su içen milletvekillerini de görmedik mi? Gördük!. Kürsü üzerinde dezenfekte ilaç vardı, ancak göstermelikmiydi neydi anlayamadık. Neyse dedik biz mi bileceğiz! yoksa Meclis Başkanı Sayın Teberrüken Uluçay ‘mı bilmeyecek diye de kendimizi teselli ettik. Evde kalışımızın üzerinden 12 Mart’tan itibaren bu gün 27 Nisan’a geldik, artık saymayı bıraktık. Bu arada Takvim yaprakları bize yabancılaştı. 24 Nisan tarihinde 44 yıl önce aileye girişimle, tanıştığım eltim Netice Avkan’ın vefatı ile duasını evden yaptığımız, cenazesine sadece iki oğlumun katıldığı ve saat 10.00 olan cenaze defin işleminin kabristanlıkta yapıldığını, camide cenaze namazının kılınmadığı günleri de maalesef gördük. 27 Nisan bu gün kardeşim Niyazi’nin doğum günü kaç yıl yurt dışı derken birlikte olamamıştık, şimdi ilçeler arası geçiş yasağına takıldık, biz Girne o Mağusa ilçe sınırları içinde Nergisli köyünde kaldı diye bir araya gelemez olduk. Doğum günün kutlu olsun kardeşim derken teknolojinin devreye girdiği çağı yaşadık. Kültürümüz geleneklerimiz göreneklerimiz hepsi sanal alem yardımında! Ramazan günlerini yaşadığımız günlerin maneviyatında duygularımız hepimizi esir aldı. Haleti rûh-iyenin tavan yaptığı günlerde, inacımızla dualardayız. Rabbim hepimizi her türlü tehlikeden korusun.

Sağlıklı günlere umudumuz vardır

Sağlıklı günlere umudumuz vardır

Yeni yıl girdi. Yılın 4. ayından gün alıyoruz. İlk üç ayda başımıza gelmedik kalmadı. Geçen yılın olumsuzlukları bir tarafa döviz ekonomik krizini atlatmadan salgın hastalık deyip ilanatı, Dünya Sağlık Örgütünce ”pandemi” olarak tarihe not düşülen ”Corona Virüsü” denen illetle karşılaştık. Dünyada sinsice yayılan sessiz ama şiddetli bir savaşa tanık oluyoruz. Ölüm rakamlarını aklımızda tutamaz olduk. Virüs bir eve girdimi çıkmak bilmiyor. Bulaş durumu ile tehdit oluşturuyor. O nedenle dikkatli davranmak ve hükümet kararlarına uymak zorundayız. Kendimizi olduğu kadar çevremizi de düşünmeliyiz. Corona virüsü salgını,dünyada zirvedeki yerini gündem maddesi olarak muhafaza ediyor. Aşı bulma çalışmaları sürdürülüyor. Cephe geniş, mücadele edecek cephane yetersiz vaziyettedir. Tek siper bu durumda Ev oluyor! Ev oluyor, ama ülkemiz demografik yapısı içinde nohut oda bakla sofa denilen ve sağlığa müsait olmayan yerlerde sıkışıp kalmış ve sosyal mesafe denen kuralın geçerliliği olmayan evlerimiz ve bu evlerde bulunan insanlarımız her ne hal ise unutuluyor. Kaçak iş gücü olduğu ilgili hükümet mensuplarınca ifade ediliyor. Hatta geçenlerde KKTC’de 2003 yılından beri tam 17 yıldır ülkemizde izinsiz kalan bir kişinin sokakta yakalandığı haberlerde var olandır. Dile kolay tam 17 sene! Peki bunun suçu kimde ? demek ki şimdi tam zamanıdır. Bu kişilerin ülkede kalışları ki! çoğunun ülkelerine geri döndüğü ifade ediliyor, kalanların vatandaş yapılmasıdır.Bilhassa bu dönemde çalışma izni ile kalanların ama izinlerinin de bittiğini bildiğimiz kişilerin sorunlarına çare üretilebilmelidir. Ümidimiz ve umudumuz Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından görevlendirilen Kıbrıs işlerinden sorumlu Sayın Fuat Oktay’ın bu gibi konulara ilgi gösterecekleridir. Gerekli maddi ve manevi yardımı Sayın Başbakan Ersin Tatar’a gönderecekleridir. Demeki illegal oturumların, legal hale dönüşmesi ve bu gibi kişilerin bir şekilde saklantılı hallerine şeffaflık getirilmeli ve salgının önlenmesi açısından bu kişilere özgürce ben de de hastalığın belirtileri vardır diyebilmelerinin sağlanmasıdır. Bunun çözümü ise bunca yıl ülkemize bir şekilde hizmet verenlere belkide vatandaşlık verilmesi ile mümkün olacaktır. Bu noktadan sonra ulaşım yollarının açılmasına müteakip ise ülkeye iş gücünün giriş ve çıkışlarının denetiminde yeni bir düzenleme yapılmasıdır.Acil olan hastalıkta ve sağlıkta iş birliği yapılan bu çalışanlarımıza sahip çıkılmasıdır. Ne zaman biteceği meçhul bir salgında sanki yaşarken ölmüşüz gibi bir tavır içine girmeden yaşama tutunmayı ve nefesin gücünü üzerimizde hissetmeliyiz. İyikilerimiz arasında iletişim çağında ve teknolojiyi az,çok kullanabilmek de vardır. Ev hapsinde olabilir ama dünyanın öbür ucundaki akraba olsun arkadaş olsun onlarla görüşebilmenin morali ne kadar etkilediğini görüyor ve rehabilitasyon nitelikli olumlu etkilerinden faydalanmakta olduğumuzun farkındayız. On-line eğitimin üniversite ve orta eğitimde kullanıldığını görüyor, hiç yoktan iyidir diyoruz. Çok gerekmedikçe sokağa çıkılmaması açısından ülkemizde E-Doktor uygulaması ile canlı bağlantılı doktor hasta ilişkisindeki konuşmalara fırsat veren ve ücretsiz olarak başlatılan yöntem kullanan doktorlarımıza özellikle teşekkürümüz vardır. Önerimdir kadın erkek sabah ilk iş hijyeni ev ortamında sağlamak,sonra dolabınızdaki hani derler ya yabanlık giysilerinizi ev içinde de olsa giymeniz kuaföre/berbere gidip düzene koyamadığınız saçlarınıza bir şekilde şekil vermenizdir. Mümkün olduğu kadar kendinize özenle dikkat etmeniz ve belkide hayatınızda yürüyüşten başka hiç olmamış hareketler ile tanışmanızdır. Spor için sokaklara çıkmayacağınız zamanda televizyon kanallarında önerilen vücut hareketlerini en az 15 dakika uygulamanızdır. Olağan dışı bir durumdayız ve salgının pençesinden kurtulmak elimizdedir. Corona virüs hastalarını hasta haklarıdır diyerek sağlık bakanlığınca açıklanmıyorsa bu virüsü kapan kişi veya kişilerin ailesi bunu ülke sağlığı ve bulaş insanları bulabilmek adına kendileri test sonucunu açıklamasıdır ki o kişi ile irtibatı olanlar da test yapsın ve izolasyon sağlansın. Depresyon ve melankolinin olmadığı günleri yaşamak ve başarmak elimizdedir.Sağlıklı günlere umudumuz vardır…

Tedbir,dikkat,özen…

Hani derler ya son zamanımızda bunlar da mı başımıza gelecekti! altmış yaş üstü nüfusdaki demoralize durum devam ediyor. Karamsarlık almış başını gidiyor. Salgın devam ediyor. Her evde huzur ve mutluluğun veya çeşitli tedirginliğin yerini “Corona virüsü” korkusu sarmış. Konuşulan tek şey hastalık ve alınan önlemleri dinlemek için haberlere nöbetçi olmak gibi bir bekleyiş. Her ailede büyük kaygı,hani derler ya hangisine yanayım ?Ailede ülkede,birey sayısı çok,beş parmak biri kesilse hepsi acır misalindeyiz. Her evin durumu hiç farklı değildir. Öncelikli tercih aman evde ne eksik var alayım telaşı, lüzumsuz bir çok alım. Acil ihtiyaç dışındaki alımlar ile evler sanki eski zamanların bakkal dükkanlarına döndü. Kredi kartları limitleri gün geçtikçe düşüyor. Her ailede bütçe açık verdi. Vahim bir durum. Yıllardır çok istisnai durumlar dışında market alışverişimi listemi SMS ile gönderip ihtiyaçlarımı eve getirme alışkanlığında olan bir kişi olarak günlük alımlarımı yaptığım için durumdan en memnun olduğum zamandayım. Ancak böyle bir servis ağının sistemi genelde çalışır mı bence zor. “Sanal Market” uygulamaları belirli saatlerde ve müşterisi kanaatimce az. Birde tüketicilerin alışkanlığı olan elle seçme ve daha iyisini alayım alışkanlığı bu uygulamada engel sanıyorum. Pazarda, markette patatesten tutun biberdir, domatesdir, portakaldı, soğandı seçmecede kaç el kasalarda /reyonlarda dolaşıyor. Bazen aman tadına bakayım deyip uzanıp alan ve yiyenler de var. Alışkanlıklardan vazgeçmek zor. Ancak yaşam tarzının yeniden düzenlenmesi gerektiği zamanda olduğumuzu biliyoruz. Hem kendimizi hem çevremizi sağlık açısından korumamız elzem olmuştur. Mart ayının ikinci Perşembe günü “Dünya Böbrek Günü” idi. Dünya Sağlık Örgütü de sosyal medya Twitter hesabından paylaşımda bulundu ve çeviri aynen şöyle “Bugün WorldKidneyDay . Böbrekleriniz sürekli olarak kanınızdaki atıkları filtrelemek için çalışıyor, ancak bazı hastalıklar etkili bir şekilde çalışmasını engelleyebilir. -Diyabet -Hipertansiyon -şişmanlık hepsi böbrek hastalığı için önemli risk faktörleridir.” Corona salgınında belkide en zorda olan hastalar hastanelerde şifa bulmak için diyalize girenlerdir. Bu hastaları düşünmeden duramıyorum, haftada kaç kez hastane merkezlerinde geçen onca saat, biliyorum çünkü 12 yıl rahmetli eşim Özel Berova’nın diyalize gidip geldiği günleri hiç unutmadım. Diyaliz merkezlerinde çalışan ekiplerin zorluklarını gören birisiyim. Hastaların ne acılar çektiğini de diyaliz sonrası kaç saate kendilerine gelebildiğini bilenim. Hani derler ya her kes yaşadığını bilir işte tam o noktadayız. Onlar için diyaliz merkezlerinde ayrı bir özen gösterilmesi tedbir alınması maske kullanıldırılması kaçınılmaz olandır. Bu arada bir 14 Mart Tıp Bayramı daha geride kaldı.Dünyada “pandemi “ ilan edildiği bu günlerin sınavındayız. İtalya’ya yardıma giden doktorların olduğu haberlerini okuyanlarız “Hipokrat’ın ilk kuralı, hekimin hem düşünceleri hem de seçtiği tedavi yöntemiyle hastaya en ufak bir zararın dokunmamasının sağlanması gerekliliği idi! Hekimlik tarihi ve yasaları açısından değerlendirildiğinde kural, büyük önem taşımaktadır. Her yıl yazılarımda 14 Mart Tıp Bayramında Hipokrat Yeminini tekrarlıyorum. Bu gün için de Türkiye’de Tıp Fakültelerinin mezuniyet törenlerinde kullanılan en yaygın yemin metinini yeniden yazacağım. ”Tıp fakültesinden aldığım bu diplomanın bana kazandırdığı hak ve yetkileri kötüye kullanmayacağıma, hayatımı insanlık hizmetlerine adayacağıma, insan hayatına mutlak surette saygı göstereceğime ve bilgilerimi insanlık aleyhinde kullanmayacağıma, mesleğim dolayısıyla öğrendiğim sırları saklayacağıma, hocalarıma ve meslektaşlarıma saygı göstereceğime din, milliyet, cinsiyet, ırk ve parti farklarının görevimle vicdanım arasına girmesine izin vermeyeceğime, mesleğimi dürüstlük ve onurla yapacağıma, namusum ve şerefim üzerine yemin ederim.” Her şey yeminde ifadesini bulandır. Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile KKTC Başbakanı Ersin Tatar’ın konuşması ve her türlü tedbirin yapılacağı vaadi adadaki bizlere büyük bir moral ve güç olmuştur. Yazımı Türkiye Cumhurbaşkanı sözcüsü Sayın İbrahim Kalın’ın paylaşımı ile noktalıyorum “Ne rehavet, ne panik. Tedbir, dikkat, özen.”

Cevap sandıkta verilecek

Cevap sandıkta verilecek

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı 26 Nisanda yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yeniden adaylığını açıkladıktan sonra İngiliz the Guardian gazetesine verdiği röportajda kullandığı “Federal çözüm olmazsa Kuzey Kıbrıs, Türkiye’nin ‘de facto’ iline dönüşebilir, bu korkunç olur” ifadelerini kullanması bununla da kalmayıp açıklamasına örnek olarak Suriye’deki Fransız mandasına bağlı Hatay Cumhuriyeti’nin 1939’da referandumla Türkiye’ye bağlanmasını kabul eden Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen’e de atıfta bulunarak, ‘İkinci bir Tayfur Sökmen olmayacağım.’ ifadesini kullanması halen KKTC Cumhurbaşkanılığı makamındaki Akıncı’nın siyasi beyanatlarından kanaatimce en kötüsü olmuştur. Ve her fırsatta Akıncı , kendini, özünü ve içindeki gerçekleri açıklamaktan çekinmemediğinin ifade edilemez göstergesidir. Akıncının dili Hatay örneğinde , “ Gazi Mustafa Kemal’e “ Atatürk ‘e kadar uzanmış olabilir mi? Çünkü ”Hatay, Atatürk’ün siyasî ve askerî dehasının güçlü eseridir. Onun yenilmezliğinin gerçek belgesidir. Hakkın üstünlüğünün, bir kere daha, yeniden dünyaya ilânıdır denildiği tarihi kaynakçalarda yerini alandır. Dolayısıyla Akıncı kendine karşı yapılan açıklamalara, karşı cevap versede, kabul edilemez olandır. Böyle açıklamalar bir nevi Kıbrıs Türk halkı ile Türkiye arasına nifak sokma zihniyeti taşımaktadır. Beyanatta adı geçen Hatay Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen’in oğlu ve eski TBMM Başkanı Murat Sökmenoğlu, yıllarca üst üste ülkemize ve Girne’ye tatil için gelmiş ve babam ile kurdukları arkadaşlıkları neticesinde evimizde ağırladığımız ve o günlerdeki anılarını ilk ağızdan dinlediğimiz sevdiğimiz ve takdir ettiğimiz Türkiye sevdalısı ve ülkemizi çok seven bir kişiydi. 2014 yılında vefat etmemiş olsaydı mutlaka onun da Sayın Akıncıy’a verecek cevabı olurdu. Akıncı bilerek ve isteyerek yaptığı böyle bir açıklamaya gelecek tepkileri de var sayarak kendini siyaseten pazarlamaya çalışan iç ve yabancı mihrakların stratejisi ile seçim propagandası yapmaktadır. Ayrıca bundan ayrı ve acayip bir keyif almaktadır. Akıncı’nın yapmış olduğu açıklamalar oturduğu makama yakışmayacak ifadelerdir. Nitekim Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Kıbrıs İşleri Koordinatörü olan Sayın Fuat Oktay resmî twiter hesabından “Her şartta Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yanında olan, hak ve menfaatlerini koruyan Türkiye Cumhuriyeti için kullanılan ifadeleri kınıyorum.Küçük hesaplar ve vizyonsuz siyasi yaklaşımlarla KKTC’de, Türkiye Cumhuriyeti’nin seçim malzemesi yapılmasına asla müsaade edilmeyecektir. “ diyerek Türkiye Cumhuriyetinin net olarak tavrını ortaya koymuştur. KKTC Başbakanı ve Ulusal Birlik Partisi Sayın Ersin Tatar “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Anavatan Türkiye her zaman kardeşce samimi bir işbirliği içinde olmalı, Kıbrıs konusunu birlikte yürütmelidir. Bunun başka türlüsü, ulusumuzun, halkımızın zararınadır. Ne yazık ki Sayın Akıncı bu çizgiden çok uzaklardadır ve bize göre halkımızın güvenliğine, geleceğine yarar sağlamak yerine zarar vermektedir.” Açıklamasını yerinde ve zamanında yapmıştır. KKTC Cumhurbaşkanı Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yani 26 Nisan 2020 tarihine yaklaşırken söylemlerinin dozunu artırmış ve Türkiye karşıtlığını ”Seçim denen filimde gizli /sanal reklam” var mantığı ile sürdürerek oy elde etmek adına verdiğini zannettiği ancak kendin değiştirilmesi mümkün olmayan idealleri üzerine kurgulamaktadır. İşte en büyük tehlike de budur. Seçim denen bu filmde kampanyasını hazırlayanların stratejisinin özünde ise CTP oylarına göz koymak vardır. Ne olursa olsun seçimi Akıncı’mı ? Türkiye’mi ? algısını, kısa sürede yaratarak, sol oyların üzerinde tango yapmaktadırlar.Hesapları sol oyların kendi kasalarına akmasını sağlamaktır. Sayın Erhürman ve partisinin bu oyunda hangi rolde olacaklarının ve nasıl bir cevapla konuya girecekleri, beklenen olmakla birlikte kimsenin iç işlerimize karışmaya hakkı yoktur klişe sözleri ,her zaman için CTP’ni , güya müdafaaya aldıklarının kısır döngüsüdür. Unutulmaması gereken tek şey GKRY ‘nin Türkiye’nin garantörlüğünü istemediği ve kendi hayallerindeki Enosis için zihniyetlerini değiştirmedikleridir. Böyle bir zihniyette olanlara ülkesini ve geleceğini düşünen aklı selim halkımızın cevabı hayır olacaktır. Oyun büyük olabilir ama sandık gerçektir. Milli hislerimizle oynamaya çalışanlara cevap, sandıkta verilmelidir…

Damga vuran hadsislik

Damga vuran hadsislik

İnkâr son derece zararlı bir eylem şekildir. Yaşamdaki hakikatler değişmez olandır. Keşkeleri ile insan bir yere ulaşacağını sanıyorsa yanılgı içindedir. Pişmanlığın faydası sadece edinilen derstir. Yaşanmış olan her şey, tecrübede etken ve kişinin hareketlerini düzelteceği noktadır. İnsanın keşkeleri mutlaka “iyi ki “ şeklinde düşünüldüğü zaman anlam kazanır. Ülkemiz Akdeniz’in 3. Büyük adası ve bizler bu adanın yarısına aidiyet duygusu ile bağlı olanlarız. Adanın bütününde kronolojik tarihsel süreç içerisine unutulması mümkün olmayan yaşanmış bir mücadele tarihi vardır. Bu gün 1974 Barış harekatı sonrasında Türkiye’nin garantörlüğünde barış içinde yaşıyorsak bunu Anavatana borçluyuz. Türkiye’ye Anavatan deyişimizi dahi hazmedemeyen ve bunu tekrarlamaktan bıkmayan siyasilerden, bıktık usandık. Rumlar’la inadına çözüm diyenlerden bıktık, çözüm olmaz ise refaha eremeyeceğiz diyenlerden de bıktık. Çözümü gerçekleştireceğim diyenlerin gelip geçtiği nice beş yılları heba eden ve halka umut pompalayanlardan da bıktık. Şimdi yeniden,seçmenin tercihinde olacak, Cumhurbaşkanını seçmek üzere sandıklar Nisan ayının 26’sında kurulacak. Bir beş yıl daha görev yapacak kişiyi Cumhurbaşkanı seçeceğiz. Sandığa gitmek vatandaşlık görevidir. Her seçimde kasıtlı olarak gidip oy kullanmayanın, ülkenin geleceğine ilişkin söz hakkının olmaması gerektiği görüşündeyim. Anketler yapılıyor neticeler açıklanıyor. Seçim varsa tahminler ve anketler heyecan yaratandır. Beklenendir. Bir gazetemizin de okurları ile internet ortamında anket yaptığını gördük, ankete katıldık. Kapsamlı soruları var. Ancak aday olması muhtemel kişilerin de açıklama yapmadığı halde isimleri bu ankette ve sorularda var olandır. Bir kez soruları bende cevapladım o gün için çıkan sonuçta bu gün seçim olsa 1. Partinin UBP olduğunu, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ikinci turun olacağı ve Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Başbakan Sayın Ersin Tatar’ın yüksek oy alacağını, anketdeki yüzdeliklerini ve ikinci tur halinde olasılıklardaki sonuçların o gün için neler olabileceğini gördüm. Acaba bir kişi bu anketi ikinci kez cevaplayabilecek mi ? diye tekrar denedim ekranda dikkatli olun ikinci kez giriş yapıyorsunuz notunu görünce anketin sonucunun inandırıcılığı gözümde büyüdü. Soruların mutlaka tecrübede usta uzman kişilerce hazırlandığı kanaatine vardım. En çok beğendiğim anket sorusu nedir diye sorarsanız ”asla oy vermeyeceğiniz aday kimdir?” sorusu oldu. Gezicinin anketi de dikkate değerdir. Siyaset her gün için yeni bir şekil alan çok büyük bir oyun diye gösteriliyor, hani yalan da değildir. 26 Nisan gecesinde sandıklar açılınca sonuç belli olacak, nihayi gerçek gözler önüne serilecek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin yeni Cumhurbaşkanı belli olacaktır. Geçen haftaya damgasını vuran Brüksel’de düzenlenen AP Genel Kurulunun ‘Yunan Adalarında İnsani Durum’ başlıklı oturumunda bölgedeki göçmenlerin durumu ele alınırken Yunanistan’ın aşırı sağcı Altın Şafak Partisinin eski üyesi bağımsız AP milletvekili Lagos‘un ‘Kimsenin burada Yunan vatandaşlarının durumunu konuştuğunu duymuyoruz. Herkes göçmenlerden bahsediyor, Yunan vatandaşlarının hakları ne olacak?’ diyerek tepki göstermesi ve Türk Bayrağını yırtması oldu. Böylesine cüretkar bir davranış şekline, tepkiler ve kınamalar yerinde ve zamanında her düzeyde yapılmıştır. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, Türk bayrağını yırtan Avrupa Parlamentosu (AP) üyesi Yunan vekili hakkında resen soruşturma başlatılmış olduğunu haberlerde okuduk.Bizler de bayrağa el uzatan böylesine bir hadsizliği, şiddetle kınıyoruz…

Turşu tabağı masadan kaldırılmalı

Turşu tabağı masadan kaldırılmalı

Kişiler cesaretli,erdemli ve güçlü olduğu müddet kazanımı olandır. Kazanım, başarılı olabilmek, çalışmakla elde edilen donanımın, dışa vurumudur. Cesaretli olmak için risk her ne kadar gerekli ise bu girişimin, kâr veya zarar doğuracak sonuçlarının hesaplanması gerekendir. Reklamın iyisi kötüsü olmaz denilsede bu söylem algı yaratmadan öte değildir. Yaratılan her algının getiri ve götürüsü iyi hesaplanmalıdır. Erdem ise insanın doğrularından başlayan bir süreçtir. Bu süreçte hedefe giderken amaç için her yolu denemek mübah değidir. Erdemli kişi iki yüzlü değildir. Kuralları vardır. Riyakar hiç değildir. Çünkü yalanın kötülüğünün eninde sonunda bir gün başına ne işler açabileceğini bilendir. Bilmiyorsa eğer erdemli bir kişilikten uzaktır. İnsanlara doğruları anlatabilmek için kahin olmaya gerek yoktur. Güç, çoğularına göre maddiyatla ölçülse bile gücün kaynağı maneviyattır. Manevi duygulardan yoksun kişi, merhametsiz olanlar sınıfında olup, iyilik yönünden uzaklaşanlardır. Bu gibi kişiler bir nevi sadece kendi menfaatlerinin esiridirler. Çevremize baktığımız zaman bu tiplerin, ender de olsa varlıklarına rastlamak mümkündür. Değerlendirme ise kişilerin kendi kanaatlerindeki varsayımdır, sonuçtur. Ülkemizde Kıbrıs meselesinin çözümündeki şimdiye kadarki müzakere masasındaki formüller miyadını doldurmuştur. Miyadını dolduran her şeyde olduğu gibi demek ki yeni bir geleceğe kapı açmak adına imhası gerekendir. Kıbrıs meselesi kilerde muhafaza edilen lahana turuşusu gibi değildir. Meselenin sofradaki boş turuşu tabağının masadan kaldırılması vakti gelmiştir. Akdeniz’in stratejik konumunun ehemmiyetindeki kararlar önemlidir. Nisan ayında “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti “ Cumhurbaşkanını seçeceğiz. Müzakereci seçilecek gibi algı yöntemleri ile veya toplum lideri seçeceğiz diye seçmeni yanıltacağını düşünenlerin zamanı çoktan geçmiştir. Seçilecek Cumhurbaşkanın eğer müzakereler devam edecekse masaya KKTC Cumhurbaşkanı sıfatı ile oturmalıdır. GKRY ‘nin bu makama hitabı bu yönde olmalıdır. Cumhurbaşkanı makamı ülkemizdeki en yüksek ve sorumluluk gerektiren, halkının her sevincinde, her üzüntüsünde her zaman yanında olabilme insaniyetini taşıyan, insan sevgisini ve önce insan diyebilenin, bu duyguları taşıyan kişinin seçilebileceği bir yerdir. Zaman geriye doğru sayıma geçmiştir. 18 Ocak 2020 tarihinde UBP Genel Başkanını ve Başbakan Ersin Tatarı Cumhurbaşkanı adayı olarak açıklamıştır. Sayın Tatar yeni bir vizyon, yeni bir gelecek ve yeni bir anlayış için yola çıktıklarına vurgu yapmıştır. Çok adaylı bir seçim propaganda dönemi yaşayacağız. Bilindiği üzere “KKTC’de Seçme ve Halkoylamasına katılma 18 yaşını bitirmiş olan her yurttaşın hakkı ve ödevidir; Seçilme yaşı Milletvekilliği ve Yerel Kuruluş Organları Genel Seçimlerinde 25, Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinde ise 35 yaş olduğu yasa ile belirlenmiştir. KKTC’de Cumhurbaşkanlığı Seçimlerine katılan bir adayın Cumhurbaşkanı seçilebilmesi için kullanılan geçerli oyların salt çoğunluğunu alması gerekir. Seçime katılan adayların hiçbiri salt çoğunluğu sağlayamazsa seçim; 7 gün sonra en çok oy alan iki aday arasında yenilenir ve en çok oy alan aday Cumhurbaşkanı seçilir.” Vereceğiniz karar geleceğinizin aydınlığıdır. Farkı yaratmak yüreğinizdeki güçtür, oy pusulasına vuracağınız mühür, geleceğinizin teminatı olacaktır. Seçim, ülkemize hayırlı olsun. #StarKıbrıs gazetesindeki bu günkü köşe yazım