Tag: Fuat Oktay

‘Daha sıkı tedbir daha iyi sonuç’

‘Daha sıkı tedbir daha iyi sonuç’

Normalleşme sürecinde ülkemizdeki Koronavirüs açılımlarını haberlerden anbean izliyoruz. Önemli olan her açılımda ülke halkının sağlığının korunması gerektiğinin unutulmaması gerektiğidir. 10 Mart sonrası salgında gelişmeler gözler önünde ceryan etmiştir. Her ne kadar da 40 günü aşan sürede vaka sayısı sıfır deniyorsa bile bu kadar dışa kapalı olmanın avantajıdır diye değerlendirmek en doğrusudur. Güney Kıbrıstaki vakalar unutulmamalıdır. Fazla övünmek de iyi değildir. Her hangi acil bir durumda hastanelerimizin yetersizliği bir kez daha düşünülmeli ve gereği yapılmalıdır. Kötüyü düşünüp iyiye adım atmak her zaman toplum menfaatine olduğu varsayımından hareket edilmelidir. Dışişleri Bakanı Sayın Kudret Özersay birkaç güne sığdırdığı taglı twitlerinde gün sayısı belirterek #Covid-freeNorthCyprus ” diye paylaşımlar yapıyor, tabi ki de böyle twitlerine, olumlu olumsuz bir çok yorum var. Rehavet salgına ilaç değildir. Bir Ramazan Bayramını daha geride bıraktık. Bayramın üçüncü ve son gününe mühür, Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ayni zamanda Kıbrıs İşleri ile ilgili görevlendirdiği yardımcısı Sayın Fuat Oktay ile KKTC Başbakanı Sayın Ersin Tatar arasında TC-KKTC İktisadi ve Mali İş Birliği Anlaşması video konferans yöntemiyle imzalanan ekonomik protokol oldu. Böylelikle “Türkiye ekonomik protokolü imzalamıyor” diyenlerin acımasız eleştirilerinin önü de bir vesile kesilmiş oldu. Güçlü Türkiye Kıbrıs’ın garantörü olarak varlığını sürdürürken Kıbrıslı Türklerin her zaman yanında olduğunu bir kez daha göstermiştir. Korona Virüs salgını dünyadaki sürekliliği ile halen gündemin başında yer alıyor. Ülkemizde yürütme tarafından alınan koruyucu önlemlerin kapalı devrede virüs vaka sonucu olumlu yönde seyretmiştir. Ancak açılım deyip, normalleşme süreci deyip, fazlası ile önlemsiz bir hayatın gerçeği de, sokakta gözlerimiz önünde ceryan ediyor. Üç aya yakın bir süre evden çıkmayan birisi olarak geçen gün bahçe kapısından dışarıya çıktım. Dışarıya çıkma nedeni ne olursa olsun maske, fiziki mesafe ve hijyen kurallarına uymak mecburiyetinde olduğumuz bir yana, bundan sonraki hayatımızda uzun süre böyle yaşayacağımızın bilincinde hareket etmek zaruriyetindeyiz. 0nlarca gün evde kalmış birisi olarak sokaklardaki ilk intiba bende hiç de iyi olmadı. Olması muhtemel yangınlardan korkar hale gelmiş olmamıza rağmen geçtiğim sokakların, kaldırımlarını ot bürümüş olduğunu ve bir çok terk edilmiş evin yeşil bahçelerinin kuru otlarla kaplı olduğunu üzülerek gördüm.Yangından korunma tedbirleri içerisinde halkın yerel yönetimlerce aydınlatılması eğitilmesi ve gerekirse temizliğin yaptırılması için en erken zamanda önlem alınmasıdır. Korona salgınına neden olan virüs hayalet gibi aramızda görünmezliğini muhafaza ediyor. Dünyada normalleşme sürecine geçmeye çalışan ülkelerde yeniden hortladığı haberlerde var olandır. Bütün bu duyumlar resmî duyurular içerisindeyken ülkemizde hiç bir şey yok deyip rehavete kapılıp zil çalıp oynamaya ve bir kez daha evlerde hapsolmaya ve ekonomik sıkıntıya tahammül yoktur. Baktım ve gördüm, geçtiğim sokaklardaki market çıkışlarında kişilerin kadın erkek çoluk çocuk yüzlerinde maske olmadığına maalesef tanık oldum. Üniversiteli ve yabancı uyruklu kişilerin yollarda sarmaş dolaş gezinti yaptıkları görülüyordu. Kreşlerin açılacağı günlerdeyiz, unutmayalım ki çocuklarda,virüs bulaştırma hali yetişkinlere eşittir diyor Almanya’nın önde gelen virologlarından Christian Drosten ve koronavirüs nedeni ile okulların açılma tehlikesine dikkat çekiyor. Salgındaki ihtimaller için her türlü denetimli tedbiri ülkemiz almalıdır. Bu dönemde adaya giriş ve çıkışların yapılmasına başlanacağı, açılımların eski düzeye getirileceği açılmayan iş yerlerinin açılacağı zamanda, yine iş başa düşmekte ve her bireyin her yerde ve ortamda koruması için kendi tedbirlerini alması ve uygulaması asli görevi olmalıdır. Aynen Türkiye Sağlık Bakanı Sayın Dr.Fahrettin Koca’nın dediği gibi “Daha sıkı tedbir,daha iyi sonuçtur”

Askerin moralinin bozulması savaşı kaybettirir!

Askerin moralinin bozulması savaşı kaybettirir!

Ülkemizde yaşanan olağan dışı durumdan etkilenmeyen hiç bir kesim yok. Dünya hali dünyada diyoruz. Korona virüs gün sonu haberleri Türkiye ve ülkemizdeki tabloları izleyoruz.Kendimizi inzivaya çektiğimiz evimizdeki izolasyon sürecinde her türlü tedbirden medet umar hale geldik. Bu aşamada her gün toplanan Bakanlar kurulunun kararları halkımızın hazırlıksız yakalandığı ekonomik sıkıntısına çare olmadığı söylemleri bir yana, Başbakan Yardımcısı Kudret Özersay’ın mali konulardaki acımasız açıklamaları yaşanan krizde her eve deva olacağına, zehir zemberek bir vurgun gibi oluyor. Korona denen ”virüs savaşında” asker halk ise halkın moralinin bozulmasına neden olacak açıklamalarda siyasilerin dikkatli olması gerekendir. Askerin moralinin bozulması savaşın kaybıdır. O halde; İktidar veya muhalefet bu aşamada alınacak tedbirlerde birlik sergileme reklamlarında çok dikkatli olmalıdır. Her bakanlık kendine bağlı daire ve kurumları ile stratejik hedef çalışmalarını “hazır olda” tutmalıdır. Yoksa Bakanlar Kurulu toplanıp da bu görevi o bakanlığa verdik bu bakanlığa verdik gibi boşuna toplantı yapmasının vakti harcamak olduğu varsayılır. Bakanlar kurulu Bakanlardan gelecek ve uzman görüşlü önergeleri konuşup karara bağlamalıdır. Görev dağılımı yetki ve sorumluluklar dahil her bakanlığa bağlı daire ve kurumlar, hükümet kurulurken atanan bakanların sorumluluğuna Başbakan Sayın Ersin Tatar tarafından verilmiş koalisyon protokolü ile bu durum zaptı rapt altına alınmıştır. Kararların geç alınması hali her türlü zararı beraberinde getirecek ve ”can pazarında” bir işe yaramayacaktır. Ülkemiz siyasi, ekonomik ve sosyal konularda çok hassas bir dönemden geçerken en az kayıpla nasıl sonuca ulaşılacağı, irademizi verdiklerimiz tarafından sofraya yani masaya konmalıdır. Beklentilere cevap verilebilmelidir. Kıbrıs Türk halkının kendini muallakta hisseder pozisyonda olmaması hükümetin Türkiye ile kuracağı ilişkiler ile sağlamalıdır. Türkiye güçlü bir devlettir ve KKTC’ye yaptığı ve yapacağı yardımlardan kaçınmayacak olan tek dayanağımızdır. Sayın Fuat Oktay’ın bu konularda aydınlatılması gerekir. Komşu komuşunun külüne muhtaç olabilir ancak GKRY ile olan üç kuruşluk ilişkileri sağlıkta ön plana çıkarıp övünme vesilesi yapanların Türkiye’ye karşı soğuk tavırları halkımız nezdinde anlaşılır olandır. Anlamayanların isteği ise bir nevi teslimiyetin olması yönündedir. Okuyoruz ve paylaşmakta bilenler bilmeyenlere anlatsın havasındayız. Silahı virüs olan hiç böylesine bir savaşı yaşamamıştık. 100 yılda bir pandemi oldu ama bu kadar ses getireni olmadı. Panik devam ediyor. Ama bu arada çeşitli araştırmaların geleceğe ışık tutması açısından istatistiki verileri gün be gün yapılıyor. Yapılan paylaşımların sosyal medya üzerinden analizinin yapıldığı ve “Dünya’yı adeta paniğe sürükleyen salgın ile ilgili sosyal CRM ve veri analizi şirketi Adba Analytics, The Brand Age dergisi ile birlikte Twitter, YouTube, forum siteleri, bloglar ve haber sitelerindeki paylaşımları; Türkçe, İngilizce, Almanca, Japonca, Rusça, Portekizce, İtalyanca, Fransızca, İspanyolca, Çince, Arapça ve Farsça dillerinde yapılan paylaşımları da kapsayarak analiz etti.” Bilim dünyası zamanı boşa geçirmek istemiyor ve her konudaki aşı dahil çalışmalarını sürdürüyor. Bu analizler ile en çok konuşulan sektörler sıralaması ortaya çıkıyor; Sağlık,Ticaret, Turizm, ulaşım, eğitim, spor olduğu sıralamada yerini alıyor. Sağlık sektörü ile ilgili paylaşımlarda önceliği sırası ile; maske, kolonya, vitamin, eldiven, sarmsak, anti-bakteriyel jel, rakamsal verilere göre paylaşımlarda öne çıkarıyor. Dünya genelinde sektörel bazda yapılan paylaşımların içerikleride incelenmeye alınmış ve bu şekilde dünya istatistiki verileri kişilerin paylaşımlarından sorulara kadar keşfetme yolunda bu kadar felaket içerisinde yürütüyor ve dünya genelinde belirli tarih aralığında 275 milyon paylaşımdan neticeler alınabiliniyor. Ne diyelim en iyisi Şems’i Tebrizi den bir sözle bu günü noktalayalım “Hayat bu, bir bakarsın her şey bir anda son bulur. Hayat bu, son dediğin an her şey yeniden can bulur.” Unutmayın ki Türkiye Sağlık Bakanı Dr.Fahrettin Koca’nın dediği gibi YUVAMIZ GÜCÜMÜZDÜR…

Sağlıklı günlere umudumuz vardır

Sağlıklı günlere umudumuz vardır

Yeni yıl girdi. Yılın 4. ayından gün alıyoruz. İlk üç ayda başımıza gelmedik kalmadı. Geçen yılın olumsuzlukları bir tarafa döviz ekonomik krizini atlatmadan salgın hastalık deyip ilanatı, Dünya Sağlık Örgütünce ”pandemi” olarak tarihe not düşülen ”Corona Virüsü” denen illetle karşılaştık. Dünyada sinsice yayılan sessiz ama şiddetli bir savaşa tanık oluyoruz. Ölüm rakamlarını aklımızda tutamaz olduk. Virüs bir eve girdimi çıkmak bilmiyor. Bulaş durumu ile tehdit oluşturuyor. O nedenle dikkatli davranmak ve hükümet kararlarına uymak zorundayız. Kendimizi olduğu kadar çevremizi de düşünmeliyiz. Corona virüsü salgını,dünyada zirvedeki yerini gündem maddesi olarak muhafaza ediyor. Aşı bulma çalışmaları sürdürülüyor. Cephe geniş, mücadele edecek cephane yetersiz vaziyettedir. Tek siper bu durumda Ev oluyor! Ev oluyor, ama ülkemiz demografik yapısı içinde nohut oda bakla sofa denilen ve sağlığa müsait olmayan yerlerde sıkışıp kalmış ve sosyal mesafe denen kuralın geçerliliği olmayan evlerimiz ve bu evlerde bulunan insanlarımız her ne hal ise unutuluyor. Kaçak iş gücü olduğu ilgili hükümet mensuplarınca ifade ediliyor. Hatta geçenlerde KKTC’de 2003 yılından beri tam 17 yıldır ülkemizde izinsiz kalan bir kişinin sokakta yakalandığı haberlerde var olandır. Dile kolay tam 17 sene! Peki bunun suçu kimde ? demek ki şimdi tam zamanıdır. Bu kişilerin ülkede kalışları ki! çoğunun ülkelerine geri döndüğü ifade ediliyor, kalanların vatandaş yapılmasıdır.Bilhassa bu dönemde çalışma izni ile kalanların ama izinlerinin de bittiğini bildiğimiz kişilerin sorunlarına çare üretilebilmelidir. Ümidimiz ve umudumuz Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından görevlendirilen Kıbrıs işlerinden sorumlu Sayın Fuat Oktay’ın bu gibi konulara ilgi gösterecekleridir. Gerekli maddi ve manevi yardımı Sayın Başbakan Ersin Tatar’a gönderecekleridir. Demeki illegal oturumların, legal hale dönüşmesi ve bu gibi kişilerin bir şekilde saklantılı hallerine şeffaflık getirilmeli ve salgının önlenmesi açısından bu kişilere özgürce ben de de hastalığın belirtileri vardır diyebilmelerinin sağlanmasıdır. Bunun çözümü ise bunca yıl ülkemize bir şekilde hizmet verenlere belkide vatandaşlık verilmesi ile mümkün olacaktır. Bu noktadan sonra ulaşım yollarının açılmasına müteakip ise ülkeye iş gücünün giriş ve çıkışlarının denetiminde yeni bir düzenleme yapılmasıdır.Acil olan hastalıkta ve sağlıkta iş birliği yapılan bu çalışanlarımıza sahip çıkılmasıdır. Ne zaman biteceği meçhul bir salgında sanki yaşarken ölmüşüz gibi bir tavır içine girmeden yaşama tutunmayı ve nefesin gücünü üzerimizde hissetmeliyiz. İyikilerimiz arasında iletişim çağında ve teknolojiyi az,çok kullanabilmek de vardır. Ev hapsinde olabilir ama dünyanın öbür ucundaki akraba olsun arkadaş olsun onlarla görüşebilmenin morali ne kadar etkilediğini görüyor ve rehabilitasyon nitelikli olumlu etkilerinden faydalanmakta olduğumuzun farkındayız. On-line eğitimin üniversite ve orta eğitimde kullanıldığını görüyor, hiç yoktan iyidir diyoruz. Çok gerekmedikçe sokağa çıkılmaması açısından ülkemizde E-Doktor uygulaması ile canlı bağlantılı doktor hasta ilişkisindeki konuşmalara fırsat veren ve ücretsiz olarak başlatılan yöntem kullanan doktorlarımıza özellikle teşekkürümüz vardır. Önerimdir kadın erkek sabah ilk iş hijyeni ev ortamında sağlamak,sonra dolabınızdaki hani derler ya yabanlık giysilerinizi ev içinde de olsa giymeniz kuaföre/berbere gidip düzene koyamadığınız saçlarınıza bir şekilde şekil vermenizdir. Mümkün olduğu kadar kendinize özenle dikkat etmeniz ve belkide hayatınızda yürüyüşten başka hiç olmamış hareketler ile tanışmanızdır. Spor için sokaklara çıkmayacağınız zamanda televizyon kanallarında önerilen vücut hareketlerini en az 15 dakika uygulamanızdır. Olağan dışı bir durumdayız ve salgının pençesinden kurtulmak elimizdedir. Corona virüs hastalarını hasta haklarıdır diyerek sağlık bakanlığınca açıklanmıyorsa bu virüsü kapan kişi veya kişilerin ailesi bunu ülke sağlığı ve bulaş insanları bulabilmek adına kendileri test sonucunu açıklamasıdır ki o kişi ile irtibatı olanlar da test yapsın ve izolasyon sağlansın. Depresyon ve melankolinin olmadığı günleri yaşamak ve başarmak elimizdedir.Sağlıklı günlere umudumuz vardır…

“Kapıldım gidiyorum”

“Kapıldım gidiyorum”

Star Kıbrıs Gazetesinde köşe yazısı yazmaya başladığım gün 14 Şubat 2017 tarihinden başlamak üzere üç yıl geçti. Beni yazmaya teşvik eden Nihan Yücel ve Yurdagül Atun’a teşekkürlerim vardır. Yazılarımıda işlediğim konularda başlangıçtan bu güne baktığım zaman daha ziyade memleket sevdasının ağır bastığını gördüm. Bu sevdanın içinde siyaset vardı, ekonomik durumla ilgili halkın geçim sıkıntısından tutun sosyal içerikli konularda haberi yapılan olaylar üzerinde fikir beyanı vardı. İnsan yaşamında ilklerin önemi yatsınamaz,ilk aşk, ilk çocuk, ilk torun diye uzatıp gidebileceğimiz bir çok başlık her insanda iz bırakan unutulmazlar arasındadır. Yaşam sürecinde görülen odur ki en çok anlaşılması güç olan insan davranışlarındaki değişkinliklerdir.Güçlüğün içindeki en önemli etken ise ego olabilir mi ? demek ki oluyormuş. Neden insanlar önce ben diyor ? İşte kişilerin iyisinin de kötüsününde çözülmesi güç başlıca proplemi budur. Bu problemde çözüme yararlı olacak ve ezberlenecek bir formül yoktur. Olmamış olması, kişilerin mutluluğa ve başarıya ulaşmasını engelleyendir. Ömür ne ki ! doğarsın yaşarsın ve ölürsün. Önemli olan bu süreç aralığında yaşanmış olanların akılda, zihinde ve kalbi duygulardaki unutulması mümkün olmayan hadiselerin sebepleri ile neden sonuç ilişkisindeki cevaplarda yerini bulan bir hayat hikayesinden kesitlerdir. İnsan kalbinde, görülenden ziyade, kişilerin görünmeyen ve anlatması zor olan ve kendi içinde sakladığı anlaşılmaz ama yaşanmış duyguları mutlaka var olandır. Yaşanan, yaşanmışlıklar derken çağımızda ilerleyen teknoloji internet denen mecra, bilgilere ulaşabilmenin kolaylığı ile daha görünür olan tarihi günlerin yanında sosyal içerikli günlerin ve anlamları bir yana etkinliklerin insanımız üzerinde adeta bir baskı unsuru oluşturmasıdır. Örneğin 4 Şubat Dünya Kanser Günü 9 Şubat Sigarayı bırakma günü her ikisi de sağlık konusundaki bilgilerin yeniden gündemdeki yerini almasını, açıklamalar yapılmasını, derken sivil toplum örgütlerinin bu konuda günlük gündem yaratmadaki yaratıcı ama çoğu kez de kaale alınmayan ve sloganlarda kalan muhataplarca tedbirler arasına alınmayan söylemlerlerde hapis sonuçları oluyor. 28 Şubat ise Sivil Savunma günü ayın en önemli ve üzerinde durulması gereken bir tarih, her türlü olağanüstü halde varlığını gösteren kurumsal yapının günüdür. Şubat ayının geçmişinin içerisinde 1974 tarihinde kurulan Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi’nin meclisi 13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin oy birliği ile kuruluşunun ilanı vardır.Hakikatler değişmez olandır. 15 Şubat 2020 tarihinde ise Gazi Mağusa’da Kapalı Maraş bölgesinde yapılan toplantıda Türkiye Cumhurbaşkanı yardımcı Sayın Fuat Oktay’ın konuşmasındaki kararlılık ile GKRY’in siyasi eşitliği kabul etmeden müzakere masasına oturulmayacağının ilanı olurken, dünkü toplantı ve tarihi Şubat ayında yerini alacak olduğu belirgin değişmez dönüm noktası olmuştur. Yılların içine sığdırılamayan sevdaların bir güne sığdırılmasının çalışıldığı tarih olan 14 Şubat 2020 ‘de de geçti gitti. Sevgililer gününün en büyük avantajı ise ticari kısmındaki hediye alışverişinin yapılmış olması değil de nedir? Hediye seçimi ise kuyumcular ile çiçekçilere hücum niteliğinde geçmiştir. Sevgililer gününü Kadın erkek ilişkisi dışında sevgi günü bağlamında düşünenlerin de birbirlerini kutladıkları ve güne özel bir armağan aldıklarını görenleriz. Hani bestelenen şarkılarda var olan sözlerdeki gibi “kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgarına” ifadeleri ile bu gibi günlerden etkilenmeyiz diyecek olanlar varsa bile doğru olmaz. Günümüzde 7’den 70 ‘e Sevgililer Günü en janjanlı gün olarak yıllarda yerini alan, anlamını ”SEVDA “ üzerinde inşa eden, sevginin temel atma günü olarak benimsenmiştir. Geçen zaman göstermiştir ki insani duygularda sevgi önemini yitirmemiş bilhassa manevi hisler üzerindeki inançla daha anlatılır ve anlaşılır olmuştur. Sonuçta sevgi bağı aile de başlar ve kök salar diyenleriz…

Cevap sandıkta verilecek

Cevap sandıkta verilecek

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı 26 Nisanda yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yeniden adaylığını açıkladıktan sonra İngiliz the Guardian gazetesine verdiği röportajda kullandığı “Federal çözüm olmazsa Kuzey Kıbrıs, Türkiye’nin ‘de facto’ iline dönüşebilir, bu korkunç olur” ifadelerini kullanması bununla da kalmayıp açıklamasına örnek olarak Suriye’deki Fransız mandasına bağlı Hatay Cumhuriyeti’nin 1939’da referandumla Türkiye’ye bağlanmasını kabul eden Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen’e de atıfta bulunarak, ‘İkinci bir Tayfur Sökmen olmayacağım.’ ifadesini kullanması halen KKTC Cumhurbaşkanılığı makamındaki Akıncı’nın siyasi beyanatlarından kanaatimce en kötüsü olmuştur. Ve her fırsatta Akıncı , kendini, özünü ve içindeki gerçekleri açıklamaktan çekinmemediğinin ifade edilemez göstergesidir. Akıncının dili Hatay örneğinde , “ Gazi Mustafa Kemal’e “ Atatürk ‘e kadar uzanmış olabilir mi? Çünkü ”Hatay, Atatürk’ün siyasî ve askerî dehasının güçlü eseridir. Onun yenilmezliğinin gerçek belgesidir. Hakkın üstünlüğünün, bir kere daha, yeniden dünyaya ilânıdır denildiği tarihi kaynakçalarda yerini alandır. Dolayısıyla Akıncı kendine karşı yapılan açıklamalara, karşı cevap versede, kabul edilemez olandır. Böyle açıklamalar bir nevi Kıbrıs Türk halkı ile Türkiye arasına nifak sokma zihniyeti taşımaktadır. Beyanatta adı geçen Hatay Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen’in oğlu ve eski TBMM Başkanı Murat Sökmenoğlu, yıllarca üst üste ülkemize ve Girne’ye tatil için gelmiş ve babam ile kurdukları arkadaşlıkları neticesinde evimizde ağırladığımız ve o günlerdeki anılarını ilk ağızdan dinlediğimiz sevdiğimiz ve takdir ettiğimiz Türkiye sevdalısı ve ülkemizi çok seven bir kişiydi. 2014 yılında vefat etmemiş olsaydı mutlaka onun da Sayın Akıncıy’a verecek cevabı olurdu. Akıncı bilerek ve isteyerek yaptığı böyle bir açıklamaya gelecek tepkileri de var sayarak kendini siyaseten pazarlamaya çalışan iç ve yabancı mihrakların stratejisi ile seçim propagandası yapmaktadır. Ayrıca bundan ayrı ve acayip bir keyif almaktadır. Akıncı’nın yapmış olduğu açıklamalar oturduğu makama yakışmayacak ifadelerdir. Nitekim Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Kıbrıs İşleri Koordinatörü olan Sayın Fuat Oktay resmî twiter hesabından “Her şartta Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yanında olan, hak ve menfaatlerini koruyan Türkiye Cumhuriyeti için kullanılan ifadeleri kınıyorum.Küçük hesaplar ve vizyonsuz siyasi yaklaşımlarla KKTC’de, Türkiye Cumhuriyeti’nin seçim malzemesi yapılmasına asla müsaade edilmeyecektir. “ diyerek Türkiye Cumhuriyetinin net olarak tavrını ortaya koymuştur. KKTC Başbakanı ve Ulusal Birlik Partisi Sayın Ersin Tatar “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Anavatan Türkiye her zaman kardeşce samimi bir işbirliği içinde olmalı, Kıbrıs konusunu birlikte yürütmelidir. Bunun başka türlüsü, ulusumuzun, halkımızın zararınadır. Ne yazık ki Sayın Akıncı bu çizgiden çok uzaklardadır ve bize göre halkımızın güvenliğine, geleceğine yarar sağlamak yerine zarar vermektedir.” Açıklamasını yerinde ve zamanında yapmıştır. KKTC Cumhurbaşkanı Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yani 26 Nisan 2020 tarihine yaklaşırken söylemlerinin dozunu artırmış ve Türkiye karşıtlığını ”Seçim denen filimde gizli /sanal reklam” var mantığı ile sürdürerek oy elde etmek adına verdiğini zannettiği ancak kendin değiştirilmesi mümkün olmayan idealleri üzerine kurgulamaktadır. İşte en büyük tehlike de budur. Seçim denen bu filmde kampanyasını hazırlayanların stratejisinin özünde ise CTP oylarına göz koymak vardır. Ne olursa olsun seçimi Akıncı’mı ? Türkiye’mi ? algısını, kısa sürede yaratarak, sol oyların üzerinde tango yapmaktadırlar.Hesapları sol oyların kendi kasalarına akmasını sağlamaktır. Sayın Erhürman ve partisinin bu oyunda hangi rolde olacaklarının ve nasıl bir cevapla konuya girecekleri, beklenen olmakla birlikte kimsenin iç işlerimize karışmaya hakkı yoktur klişe sözleri ,her zaman için CTP’ni , güya müdafaaya aldıklarının kısır döngüsüdür. Unutulmaması gereken tek şey GKRY ‘nin Türkiye’nin garantörlüğünü istemediği ve kendi hayallerindeki Enosis için zihniyetlerini değiştirmedikleridir. Böyle bir zihniyette olanlara ülkesini ve geleceğini düşünen aklı selim halkımızın cevabı hayır olacaktır. Oyun büyük olabilir ama sandık gerçektir. Milli hislerimizle oynamaya çalışanlara cevap, sandıkta verilmelidir…

Tek ses, tek vücut, tek yürek

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı temsilen 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramının 45. Yılında Cumhurbaşkanı yardımcısı Sayın Fuat Oktay ülkemize geldi. Lefkoşa’da bulunmaktan memnuniyet duyduğunu belirterek “Kalpleri her daim Kıbrıs Türkleriyle birlikte atan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve Türk milletinin sevgi ve selamlarını” bizlere iletti. Kıbrıs Barış Harekatı’nın Kıbrıs Türkü’nü hedef alan baskı, terör ve insanlık dışı sindirme çabalarına son verdiğini belirten Sayın Oktay şöyle devam etti; Kıbrıs Türk halkının barış ve güvenlik ideali doğrultusunda hak ve hukukunun eşit statü ile korunması yönündeki kararlılığımızın, bunu unutmak isteyenlere ısrarla hatırlatılması için 20 Temmuz’un bir vesile olduğunu söyledi. Türkiye, o gün dünyaya, Kıbrıs Türkü’nün yalnız olmadığını ve yalnız bırakılmayacağını net şekilde göstermiştir diyerek bu kararlılığın bu günde ayni şekilde devam ettiğini hassasiyetle vurguladı. Ve “Bilinmelidir ki; Türkiye, bu konuda tek vücut, tek ses, tek yürektir” diyerek Bütün Türkiye’nin kalbi duygularını ifadelendirdi. “Kıbrıs Türkü’nün vatanı koruma ve barış içinde refaha ulaşma iradesi, kendi cevherindeki erdem ve değerlere dayanmaktadır“ sözleri ile ülkemiz halkını onurlandırdı. Liderlerimiz Merhum Dr. Fazıl Küçük ve Merhum Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı şükranla yad ediyorum” diyerek isimlerini zikrettiği konuşmasında Kıbrıs meselesi ile ilgili tavizi olmayan tavırları için ise Bilinmelidir ki; Türkiye, bu konuda tek vücut, tek ses, tek yürektir. TBMM’de grubu bulunan dört siyasi parti, 18 Temmuz’da yayımladıkları ortak bildiriyle Doğu Akdeniz bölgesinde milletimizin hak ve menfaatlerini korumayı hedefleyen her politik girişimin, aldığı her tedbirin, attığı her adımın sonuna kadar desteklendiğini tüm dünyaya ilan etmişlerdir. Yüce Meclisimizin bu güçlü desteği, DoğuAkdeniz’deki faaliyetlerimize dair kararlılığımızı daha da perçinlemiştir. “ diyerek KKTC’de ikamet eden bizlere sonsuz güven duygusunu yeniden aşılamıştır. Konuşmasında gençlerimize de seslenen Sayın Oktay “Kıbrıs Türkü, yaşanan her musibetten güçlenerek çıkmış, dimdik ayakta kalmıştır. Kıbrıs Türkü’nün bu topraklarda gelecorkusuz bir şekilde bakarak, barış ve huzur içinde yaşaması bizim için ayrı bir önem arz etmektedir. Bölgesinde güvenlik, barış ve istikrarın teminatı olan Türkiye, kardeşlik bağlarımız ve garantör statüsünün getirdiği yükümlülükler doğrultusunda, Kıbrıs Türk halkına milli, ahdi ve tarihi bağlarla gönülden bağlıdır ve bu bağlar ilelebet canlılığını koruyacaktır. Bu bağları gelecek nesillere aktarmak için Türkiye ile KKTC arasında gençlerimize yönelik kültürel hareketlilik programlarına da önem veriyoruz. Bu kapsamda gençlerimize müjdelemek isterim ki; Türkiye Cumhuriyeti Gençlik ve Spor Bakanlığımızın gençlik kampları programında Türkiye’deki gençlerimize sağlanan tüm imkanları bundan böyle KKTC’li gençlerimize de sunacağız. Buradan tüm Kuzey Kıbrıslı gençlerimizi gençlik kampları programına başvurmaya ve Türkiye’de spor, sanat ve kültürel etkinliklere katılmaya davet ediyorum.” gençlerimize bu hususta imkanlar tanınacağının garantisini vermiştir. Sayın Fuat Oktay ile KKTC Başbakanı Sayın Ersin Tatar 4’lü koalisyon hükümeti süresince hazırlanıp imza aşamasına getirilemeyen “Ekonomik Protokol” e UBP-HP ikili koalisyon döneminde ve böylesine önemli bir günde imza koyarak Türkiye’den para akışının sağlanması ve 750 Milyon TL tutarındaki meblağın ülkemize gelişi zemini yaratılmıştır. Umudumuz ve ümidimiz halkın refahı için yatırımların yapılacağı çiftçinin , hayvancıların, esnafın, turizm sektörünün, Eğitim alanların ve genelde Kıbrıs Türk halkının müreffeh bir hayatı için gayret gösterilmesi ve çalışılmasıdır. Sonuçta “ İyi düşünmek iyidir; iyi hareket etmek çok daha iyidir”

Platformdan platforma el sallamak

Platformdan platforma el sallamak

20 Temmuz 1974 tarihinde Kıbrıs Barış Harekatı Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından gerçekleştirildi. Sebebi ise 15 Temmuz tarihinde Makarios’a Yunanistan destekli darbe oldu. Darbenin yapıldığı 15 Temmuz ‘da Rumların olduğu gibi Türklerin ve adadaki diğer nüfusun can güvenliğide büyük tehlike altında kalmıştır. O gün Lefkoşa’daki evimiz üzerinden geçen ve ses bırakan havan topları olduğu kadar gecesinde karanlığı gündüze çeviren seri mermi atışlarının korkunç sesi ile geçen beş günlük korku halkın etrafında ateş çemberi olmuştu. 1963 yıllarından sonra seslerini yükselten Rumlar’ın sınır nöbetlerinde Türklere karşı yüksek volümlü şarkıları “Bekledim de gelmedin” oldu. Gelmeyeni ise Türkiye olarak ifadelendirdiklerini bilmeyen yoktu. 20 Temmuz 1974 tarihinde askerimizin adaya çıkışı, Mücahit’lerimizin koruduğu sınırlardaki azalan gücüne güç katmış ve Kıbrıs tarihine ”Barış ”adı o tarihte yazılmıştır. 45. Yıl ve dün gibi her iki harekatı ve Kuzey Lefkoşa olmak üzere Ada’nın %37 ‘nin Türklerin kontrollüne geçmesi ile bu günlere geldik. Kıbrıs müzakerelerinin sonuçsuz toplantılarından arta kalan arşivlerde boğuşmak da bir netice vermedi. Bu vesileyle Birleşmiş Milletler de adayı mesken edindiler. Gerek Güney gerekse Kuzey’in Cumhurbaşkanları değişti ama hiç birisi de Rumun Kilise baskısını kıramadı anlaşma sağlanamadı. Türkiye her yıl 20 Temmuz etkinliklerine katıldı. Bu etkinliklerde yapılan kayda değer konuşmalardan birtanesi de şimdilerde Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzası ile Kıbrıs Kordinatörlüğüne atanan Cumhurbaşkan Yardımcısı Fuat Oktay idi ve geçen yıl tören alanında yaptığı konuşması önemini halen yitirmemiştir. Fuat Oktay Kıbrıs Barış Harekatı’nın Kıbrıs için olduğu kadar tüm Türk milleti için de tarihi bir dönüm noktası olduğunu vurgularken ve bu günün ‘Kıbrıs Türkü’nün hür yaşama ve Ada’nın eşit sahibi olarak varlığını sürdürme hakkı için verilen mücadelenin en şerefli günü’ olduğunu söylemiş ve özellikle belirttiği ‘Kıbrıs Rum tarafı siyasi gücü Kıbrıs Türkü ile paylaşmaya yanaşmıyor’ cümlesi ile de işin özünü özetlemişti. Konuşmasında devamla “Kıbrıslı Türklerin bir Kıbrıs Rum devletinde azınlık haline getirilmesine asla izin verilmeyecektir. Ana vatan ve garantör Türkiye Cumhuriyeti, Doğu Akdeniz’de istikrarın güçlenmesine katkı sağlayacak bir çözüme yönelik çabalarını, kararlılık ve iyi niyetle sürdürecektir. Bu yolda, ”ülkü birliği” yaptığımız Kıbrıslı Türk kardeşlerimizle birlikte hareket edecek, geçmişte olduğu gibi gelecekte de şartlar ne olursa olsun Kıbrıs Türkü’nün yanında olacağız.’ demiştir ayrıca 20 Temmuz resmî geçit töreninde yaptığı konuşmada Türkiye Cumhurbaşkanının selam ve sevgisini ülkemiz halkına iletmişti. 1960 sonrası geçen onca zamanın 45. yılının barışının olduğu noktada hala daha Rumlar’ın değişmeyen zihniyeti ile nereye kadar gidilecek.? Ve unutmayın Rumlar’ın EOKA yemini halen geçerliliğini koruyor. Nitekim son gelinen noktada Sayın Mustafa Akıncı’nın Cumhurbaşkanı olarak ilgili taraflarca mutabakatı sağlanan 9 maddelik önerisi Rum kesimi tarafından oybirliği ile rededilirken, yeniden sıcak günlerin, Akdeniz’de şiddetli dalgalara neden olabileceği konuşulmaya başlanmıştır. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki taviz vermez tavrı kesin ve KKTC Dışişleri Bakanı Kudret Özersay anlaşma sağlanmaz ise denizde platformdan, platforma el sallarız açıklaması özde derin bir manadır. KKTC’de ve genelde Türkiye’nin garantörlüğü sayesinde ülkemiz halkının büyük bir çoğunluğunun eskilere dayalı korkusu kalmamıştır. Rumların anlamadığı her şeyin mühim noktasının ”başlangıç” olduğudur. 20 Temmuz’un ülkemizde diğer önemli bir hadisesi 2008 yılında “Kıbrıs Türk Halkının Güçlü Sesi “olan ve Star Kıbrıs Medya Grubu’a ait Ada Tv televizyonunun Sayın Ali Özmen Safa ‘nın önderliğinde Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından hizmete açılmış olmasıdır. Star Kıbrıs Medya Grubu mensuplarını verdikleri ve verecekleri hizmetten dolayı bu günden kutlarken çok sesliliğin önemini yinelerim…

Gönülleri olacak mı?

Gönülleri olacak mı?

Hükümet düştüydü, düşecekti derken, düşen bir hükümetin 15 aylık kullanım sürelerinin sonunda o hükümette yer alanların konuşması bir nevi günah çıkarma olur. Bu tür davranışlar ile bir yere varılamayacağı aşikar olan bir geçmiş için, her açıklama ve her ithama laf yetiştirecek eski ortakların hal ve davranışlarını üzülerek görüyoruz. Halkımızın siyasilerin gönülünün olmasını beklerken, canının çıktığı noktadayız. Zorluklar ise kendini pahalılıkta gösteren olmakta ve devam etmektedir. Mahalleden tutun, caddeye çıkın,bütün sokaklarda, erken seçim olsun, sesleri gittikçe yükselmektedir. UBP’nin tek başına iktidarının istendiği açıkça ifade edilendir. UBP Genel Başkanı Sayın Ersin Tatar’ın hükümeti kurma görevini aldığı günden, yani 15 Mayıs 2019 tarihinden itibaren geçen süre, geriye doğru sayılırsa zaman giderek azalmaktadır. HP ile UBP heyetlerinin 2.görüşme sonrası basın önünde beyanları vardır. Bilmeleri gereken fazla eleyip sık dokurken geçen sürenin ülkemize vereceği zarardır. Bir saat gecikmenin dahi getireceği olumsuzluklar ortadadır. Eğer her iki taraf da önceden biz bu koalisyonu kurduk deyip öncelikli olarak halkın refahı için icraata geçmekten ziyade konuyu detaylarla boğacaklarsa, işleri çok zor olacağa benziyor. Nitekim Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, ‘Türkiye’nin ve KKTC’nin bölgedeki enerji denkleminden dışlanamayacağını artık herkesin kabul etmesi gerekmektedir’ açıklaması ve Sayın Oktay’ın “Hedefimiz Kıbrıs Türkü’nün siyasi eşitliğinin mutlak şekilde sağlanması ve Ada’daki meşru haklarının, güvenliğinin ve refahının garanti altına alınmasıdır. Kıbrıs Türkünün haklarını garanti altına alan ve güvenlik endişelerini karşılayan çözüm modellerini görüşmeye hazır olduğumuzu bir kez daha ifade etmek isterim” diyerek sözlerine devam etmesi ile Kıbrıs Türk halkının hak ettiği refah seviyesine ulaşmasının engellenmesinin ve mevcut statükonun korunmasının, sürdürülebilir bir tutum olmadığını vurgulayarak, ucu açık müzakere süreçlerinin ve Ada’daki mevcut gerçekleri göz ardı eden yaklaşımların artık bir tarafa bırakılmasının elzem olduğuna işaret etmesi gerçeğin ta kendisidir. Sayın Oktay, Kurulacak yeni hükümetin önünde özellikle yapısal reformlar ve ekonomik durum çerçevesinde ivedilikle çözüm bekleyen birçok konu bulunduğuna dikkat çekmiş,Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin istikrarı ve refahı için, uzun yıllardır gündemde olan reformların ciddiyetle, vakit kaybetmeksizin ele alınmasının en temel beklentileri olduğunu özellikle ifadelendirmesi oldukça anlamlı bir ikazdır. Kıbrıs Türk Kızılayı ve Vakıflar işbirliğinde, Hala Sultan Cami avlusunda düzenlenen iftar programına KKTC’ye Türkiye Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’la birlikte TC Lefkoşa Büyükelçisi Ali Murat Başçeri de iftara Sayın Oktay’la birlikte katılmışlardır. KKTC’den ise iftar programına, Meclis Başkanı Teberrüken Uluçay, 3. Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, UBP Genel Başkanı Ersin Tatar, bazı milletvekilleri ve yetkililer katıldığı ise haberlere yansıyandır. Sayın Oktay’ın Kıbrıs’ta iftara katılması, Türkiye için “mesafenin önemi “ olmadığının, ayrı önemli bir mesajı olmuş ve güçlü bir ses getirmiştir. Türkiye’siz bir KKTC’nin düşünülemeyeceğinin isbatı mahiyetinde olmuştur. Sonuçta Sayın Oktay yeni bir hükümet derken, zorlukları mübarek bir gecede yaptığı konuşmasıyla açıkça dillendirmiştir. Anlayan tabi ki anlamıştır. Anlaşılmayacak bir şey yoktur. Her iki partiye kolay gelsin derken, hatırlatılmak gerekir “fazla naz aşık usandırır” Tabi ki anlayanlara!

Mühim nokta başlangıç

Mühim nokta başlangıç

20 Temmuz 1974 yılının 44.yılı KKTC ‘de Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ‘ı temsilen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Fuat Oktay, KKTC’de katıldığı Kıbrıs Barış Harekatı’nın 44. yıl dönümü etkinliklerinde yaptığı konuşmada, Kıbrıs Barış Harekatı’nın Kıbrıs için olduğu kadar tüm Türk milleti için de tarihi bir dönüm noktası olduğunu vurguladı ve bu günün ‘Kıbrıs Türkü’nün hür yaşama ve Ada’nın eşit sahibi olarak varlığını sürdürme hakkı için verilen mücadelenin en şerefli günü’ olduğunu söyledi ve özellikle belirttiği ‘Kıbrıs Rum tarafı siyasi gücü Kıbrıs Türkü ile paylaşmaya yanaşmıyor’ cümlesi ile de işin özünü özetledi . Konuşmasında “Kıbrıslı Türklerin bir Kıbrıs Rum devletinde azınlık haline getirilmesine asla izin verilmeyecektir. Ana vatan ve garantör Türkiye Cumhuriyeti, Doğu Akdeniz’de istikrarın güçlenmesine katkı sağlayacak bir çözüme yönelik çabalarını, kararlılık ve iyi niyetle sürdürecektir. Bu yolda, ülkü birliği yaptığımız Kıbrıslı Türk kardeşlerimizle birlikte hareket edecek, geçmişte olduğu gibi gelecekte de şartlar ne olursa olsun Kıbrıs Türkü’nün yanında olacağız.’ dedi. 20 Temmuz resmî geçit töreninde yaptığı konuşmada Türkiye Cumhurbaşkanının selam ve sevgisini konuşmasında ülkemiz halkına iletti. 20 Temmuz günü ayni saatlerde Güney Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiades Twitter hesabından yaptığı Rumca paylaşım ile Türkiye’nin işgalinden bahsetmiştir. Google Rumca/Türkçe çevrisi aynen şöyle; “44 yıl Türkiye işgalinden bu yana. 44 yıl acı sonuçları yas: işgal, bölünme, deplasman, mültecilerin binlerce insan acı, yaralı ve savaş özürlü, ölen akrabaları ve kayıp kişiler.” Yine sosyal medyadan kendine verilen yanıt “Neden EOKA hakkında konuşmuyorsun. Kıbrıs ‘ta birçok Türk halkı öldürüldü??? Neden ‘acritas planı’ neden bahsetmiyorsun. Tekrar düşünmelisiniz!!!!” 20 Temmuz’un sosyal medya paylaşımları işte böyle uzayıp gidiyor… 1960 sonrası geçen 58 yılın 44 yılının barışının olduğu noktada hala daha Rumlar’ın değişmeyen zihniyeti ile nereye kadar gidilecek.? Ve unutmayın Rumlar’ın EOKA yemini… ”’Allah’ın adına yemin ederim ki, Bütün gücümle hayatıma mal olsa da ENOSİS uğruna savaşacağım, EOKA’nın Emirlerini kayıtsız şartsız, Hemen yerine getireceğim, Aksi halde hain ilan edileceğim ve öldürüleceğim, Ahirette utanarak ıstırabını çekeceğim ”Halen geçerliliğini korurken,gidilecek nokta ne olacak.? Daha ne kadar bu konuda müzakere dedikleri masalar kurulup kaldırılacak. “Muamma” deyip geçmekte fayda var. Temmuz’un ülkemizde diğer önemli bir hadisesi 2008 yılında “Kıbrıs Türk Halkının Güçlü Sesi “olan ve Star Kıbrıs Medya Grubu’a ait Ada Tv televizyonunun Sayın Ali Özmen Safa ‘nın önderliğinde Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından hizmete açılmış olmasıdır. Star Kıbrıs Medya Grubu mensuplarını verdikleri hizmetten dolayı kutlarken “Her şeyin mühim noktası, başlangıçtır. “ diyerek yazımı Eflatun’dan bir sözle de noktalıyorum. Grubu’a ait Ada Tv televizyonunun Sayın Ali Özmen Safa ‘nın önderliğinde Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından hizmete açılmış olmasıdır. Star Kıbrıs Medya Grubu mensuplarını verdikleri hizmetten dolayı kutlarken “Her şeyin mühim noktası, başlangıçtır. “ diyerek yazımı Eflatun’dan bir sözle de noktalıyorum.