Tag: Girne

Keşke rehberlik edilseydi…

Trafik kazalarının gencecik bedenleri toprağa gönderdiği yollardan geçerken kim ne hisseder derseniz? tahminin ötesinde üzüntülerimiz vardır. Cuma gün Girne’den çıkıp Lefkoşa’ya sırf o gün yine bir gencimizi toprağa verme öncesinde Girne- Lefkoşa yolunu görmek açısından kullandım.Dikkatlice ve levhalarda yazan hız limitlerini de ayrıca takip ettim. Hız limitleri 50-65- 100 yol boyunca göze girecek şekilde levhalarda belirli noktalarda vardı. Yola çıkıştaki maksadım o yolu kendimce ve araba kullanırken yol güzergahında nelere şahit olabileceğimi görebilmekti. Yol ortasında nerdeyse kağıt inceliğindeki bariyerlerin birkaç yerinde kazalardan mütevellit eğiklikler hale duruyordu.Yol kenarlarındaki reklam levhalarında “Akel Avrupa Parlementosu adayının”kanaatimce yasallığı tartışılır olan ve KKTC topraklarında büyük pano şeklinde reklamları dahi vardı. Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Tolga Atakan’ın 21/1974 sayılı Motorlu Araçlar ve Yol Trafik (Değişiklik) Yasası’nın 6. maddesi tahtında yayımladığı “Hız Sınırının Kısıtlanması Hakkında Bildiri”, Resmi Gazete’de de yer alarak yürürlüğe girdi.” denilen haberleri de anımsayarak yoluma devam ettim. Gerçi bu tebliğ Girne- Dağyolu güzergahı için olsa bile genelde yoğun trafikte kamyonların normal trafik içerisinde yarattığı sorunlar bilinmektedir. Arabayı normal seyirde kullanırken anılar da peşimi bırakmıyordu. Süt Endüstrisi Kurumu Müdürlüğünü yaptığım yıllarda KKTC genelinde süt toplama ve güzergahlarını belirlemiştik. Girne Lefkoşa yolunda kamyonlarının o güzergahı kullanmalarının Girne Lefkoşa serbest Lefkoşa Girne dönüşün yol güvenliği açısından yasak olduğunu o zamanın Polis Genel Müdürü Sayın Pervin Gürler ile yaptığım telefon konuşmasından öğrenmiştim. Hatırlanacağı üzere o zamanlarda yokuş inişinde frenleri patlayan bir kamyonun Girne’ye şehre doğru inişindeki tehlikeli sürüş unutulmamıştır. Hatta o zamanlarda yol kenarlarında kum yığınları olması gerekirken, var mı yok mu?gibi tartışmaların yaşandığını da bilenleriz. İzlenimlerime gelince öncelikle Girne dağ yolunda sürat tahdidi getirilen kamyonların Girne Lefkoşa yolunda da bu limitlere uyma durumunun olması gereken olduğunu düşünmeme sebep ağır yüklü kamyon sürüşüne şahid oldum. 65 km gidilecek yerde hız limitine ben uyarken dev gibi kamyonun çok süratli bir şekilde yanımdan hızla geçişini hayretle izledim. Üstelik Güzelyurt yolundaki aracın devrildiği haberini ve gösterilen fotoğrafları sabah facebook Web tv haberlerinde görmüştüm. Kamyon üzerinde ne olduğunu anlayamadığım ve oldukça yüksek demir aletlerin, bir an üzerime düşebileceği hissine kapıldım. İleride yokuşta yükten ötürü yavaşlayan kamyonun kurallara uygun mesafede arkasında gitmeme rağmen ani bir duruşta kamyondaki yükün arkaya devrilebileceği tehlikesinin olasılığı ile yolda ilerlerken,uygun yerde kamyonu geçmek adına, ön dikiz aynasından ve yan aynalardan arkaya bakmak gerektiğinde bir de ne göreyim direksiyondaki genç telefonda konuşuyor ve tek kol ile direksiyonu idare ediyor. Trafik kazalarında bu tür kuralsızlıkların nelere sebebiyet verdiğini kaç eve ateş düştüğünü düşünüp üzülürken, bizlerin de genç olduğu zamanlar olduğunu lakin trafikte kurallara daha fazla uyulduğuna kani oldum. O zamanlarda ellerde “tehlike çanı” gibi akıllı telefonların olmadığı, dikkatlerin bu günlerdeki kadar dağınık olmadığını düşünerek Lefkoşa’ya varırken,refüjler içerisindeki insan boyu karmakarışık otların çift şerit yolun sanki iki taraflı seyircisi gibi rüzgarın etkisinde araç sürücülerinin gözlerini oldukça yorabileceğini, karşıdan gelen araçları gizlediğininin farkındaydım. Otların temizliği bu kadar mı zordu? Keşke Maliye Bakanı Serdar Denktaş ot temizliğine mahallesinden değil böyle yollardan başlayıp, ilgililere, rehberlik edebilseydi!

Advertisements
Garip dede ve Zeytinlik

Garip dede ve Zeytinlik

Zeytinlik köyü Kıbrıs’ta tarihi yeri olan birçok kültürü bünyesinde bulunduran Girne’de şehre çok yakın hatta belediye hudutları içerisinde bir köyümüz. Tarihten geçen süreçte ismi Temp, Templos ve Temroz olarak kaynaklarda yer aldı. Köyün konumu, St.Hilarion kalesi ile Girne Kalesi arasındaki köprü şeklinde. Kuzeyinde Akdeniz ile Güneyindeki Beşparmak dağlarına kadar uzanan bir coğrafya. Dereleri ise köy sakinleri telaffuzu ile Şakşadi ve Galafa adını taşıyor. Köyün tarihi anlatılırken ifade edilenler şöyle; Templer şövalyeleri X11. Yüzyılda köye yerleşir yerleşmez köyde oturan dokuz kilisenin baş papazının geniş nüfusuna son verildiği söylenmekte. Papazın yetkisinin sonlandırılmasına müteakip ise köyde doğa sevgisi hakimiyet kuran olmuş. Lüzinyanlar, Venedikliler sonrasında Osmanlılar ve Türkler köye yerleşmiştir. Köy asırlık ihtişamını ve yaşlarını gövdeleri ile gösteren zeytin ağaçlarına halen sahip, oldukça popüler bir yerleşim yeridir. Köyde ayrıca ‘GARİP DEDE’ denilen aksakallı bir Derviş’in mezarı, bu kişinin mezarının, bir de efsanesi vardır. Efsaneye göre, Osmanlı aşiretinin başında olduğu söylenen ve kendisine dede denilen bu Derviş köy içindeki bir ağacın altında su bulunduğunu söylemiş ve su köylülerce bulunmuştur. Derviş ölünce buraya gömülmüş zamanla hayat ağacı, mezar ve kuyu önemini, yitirmiş, kuraklık baş göstermiş, mezarın yanındaki zeytinyağı değirmeni de kapanmış. Değirmen sahibi Nalbant Mustafa efendinin kahveciliğe başladığı kahve önünde Derviş’in görüldüğü, Kahveci’den kahve istediği, yoktur cevabı aldığı zaman, bak dibeğin dibinde bir kaşık kahve bulursun karşı cevabı ile Derviş’in içtiği kahveye bir kuruş ödeme yaptığı ayrıca bu paranın, harcanmamasını kahveciye söylendiği rivayeti vardır. Zor bir durumunda bu parayı kullanan kahveci iflasa kadar sürüklenmiş ancak kahveci, hayat ağacı yerinde, aksakallı dedeyi tekrar gördüğünü sanınca ona kuyu başındaki mezarı yaptırmıştır. Günümüzde de ziyaretçileri olan ‘ Garip Dede Türbesi ‘Zeytinlik köyünün diğer özellikleri yanında önemli bir yer tutar.Zeytinlik köyünde her yıl ülkedeki zeytin ve zeytinyağı üretimini teşvik amacı ile Ekim ayında Girne Belediyesi himayesinde, zeytin hasatından sonraki günlerde festival yapılmakta köy meydanına kurulan stantlarda zeytin, çakısdes, zeytinyağı, zeytin motifli topraktan yapılmış bir takım aksesuar satılmakta, Kıbrıs’a özgü yemek yarışmaları yanında köy meydanında lokma ve şamişi yapılıp gelen turistlerin ve ziyaretçilerin, tadımına alımına, sunulmakta, Kıbrıs halk oyunları oynanmakta gece ise yerli sanatçıların müzik sunumları festival ziyaretçilerine dinletilmektedir. Zeytinlik Meydanının adının ALİ NESİM olarak değiştirilmesi ise Kıbrıs Türk Edebiyatımıza Ali Nesimi’nin önemli eserler bırakması, köyü çok sevmesi ayrıca bu köyde doğmuş olması nedeni ile olurken. İsabetli bir karar olmuştur. Girne Belediyesi ve Meclis üyelerini bu kararlarından ötürü kutlamak gerek. Ali Nesim’in araştırmacı yazar kişiliği ile yazdığı ”Templos Zeytinlik” kitabında yer alan köy sakinleri arasında belirtiği kişilerden birtanesi de eşimin babasından Fadılefendiler diye bahsedişi ve köyde bütün çocukların eğitimini teşvik ettiği gibi Fadıl Efendinin yedi çocuğunun eğitimi konusundaki gayretini yazarak okuyucusuna aktaran Ali Nesim’in köy ile anılan bu kitabı ile biz, şimdiki köy sakinleri arasında geçmişten geleceğe ışık tuttuğu için memnuniyet yaratmıştır. Birçok siyasi kişinin zaman zaman köy ziyaretlerinde belirttikleri üzere Zeytinlik Köyünün turistlerin devamlı uğrak merkezi haline getirilmesi, tanıtımına ihtiyacı vardır. KKTC daha nice bu nitelikteki yerlerimizin tanıtım gerçeğindeki oluş gibi. Geçen yıl yazdığım yazıya ek “Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, mesela zeytin dikeceksin hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, Yaşamak yani ağır bastığından. Nazım Hikmet” ‘in sözleri ile 2018 yılının ve Girne Belediyesinin Zeytinlik’te düzenleyeceği 17.Girne Zeytin Festivali 5 Ekim Cuma günü başlayacağını belirtir, emeği geçenleri kutlarız.

Hücrelerin koruyucusu

Hücrelerin koruyucusu

Sebzelerin pahalılığı ile alım gücü gittikçe azalıyor. Meyve derseniz karpuz,kavun,kiraz, zamanı ancak manavların raflarında renkleri ile üzerlerinde etiketleri ,adeta yanıma yanaşmayın diyorlar. Döviz almış başını gidiyor. Ülkemiz halkının bir kısmı daha ziyade ilçelerde belirli günlerde kurulan Pazar’lardan alışveriş yapmayı tercih etse de pazarda daha geçerli olan nakit parayı yanlarında taşımak mecburiyetinde kalıyorlar. Kredi kartları Pazar çarşısında pek kullanılmıyor. Domates,biber patlıcan derken maydanoz,marul,salatalık, patates alırken çeşitli tezgahlarda bozuk para sıkıntısı olduğu görülmektedir. Geçen hafta Girne Çarşamba Pazarı bayram nedeni ile çok ama çok kalabalıktı. Kalabalığı daha ziyade yabancı uyruklu turistlerin ellerindeki dövizin gücü ile dolaştıkları hatta göze batan bir şekilde alışveriş yaptıkları görüldü. Elbette ülkemiz insanının sağlıklı beslenme koşulları çerçevesinde ailesini,çocuğunu geçindirmek yükümlülüğü vardır. Cebindeki para ile de en iyisini yapmaya çalışandır. Gün geçtikçe kadınlarımızın mutfak masrafında daha özenli davrandıklarını görülmektedir. Kasaba uğradığınız zaman önünüzde bir kaç kişi varsa ekonomik durumdaki vehameti konuşmalarından anlayabiliyorsunuz. Ülkemizde gittikçe artan müzmin hastalıkların belki de kökeninde dengesiz beslenmenin önemi vardır. Beyin sağlığında yaşla beraber beyin hücreleri arasındaki iletişimi azalttığı otoriterler tarafından söyleyendir. Bunun sonucunda zihinsel aktiviteler azalabildiği de konuşulanlar arasında vardır. Vitamin deposu denen sebzelerin tüketilmesi gerekiyor. Eski yıllarda evlerin bahçeli oluşu ev sahiplerinin bahçelerine maydanoz,ıspanak,pazı,soğan,pırasa, limon ağacı, yenidünya portakal mandalina ağaçları eksik olmayandı. Daha sonra çok katlı apartmanlar derken çocukların evlenip bu tür konutlarda oturması bahçeli evlerin de bir nevi bahçe donanımının sonu gibi oldu. Apartmanda saksı içerisinde maydanoz ektim deyip bu özlemlerini giderenleri de biliyoruz. Nostaljik davranışları seviyoruz. Eski yıllarda mevsimine göre alınan sebze ve meyvelerin tarımdaki teknolojik değişimlerle vaktinden önce yetiştirildiğini, ithal edilerek tüketicinin tercihine sunulduğunu her gün büyük alış veriş merkezlerinde görenleriz. Şimdilerde en göze meyve kiraz albenisi ile al beni çağrısı yapsada yanına yaklaşılması fiyatı açısından zor meyvelerden birisi. Faydasına gelince kiraz sapından tutun her haliyle bünyeye yararlı bir meyve. Hele zihinsel aktiviteye katkısı oldukça fazla üstelik hafıza sorununa çare olduğu gibi bol miktarda antioksidan içermesi vücuda gerekli ve hücre koruyucusudur. Uyukusuzluk çekenlerde ise kiraz bir nevi uyku hapı gibi beyinde direk etkili olduğu yazılanlar arasında. Tabi her şeyin fazlası zarar olduğunu bilmek de gerekiyor. 100 gr kirazda 60 kalori olduğu ve bir dilim beyaz ekmeğin 80-90 kalori taşıdığı düşünülürse kirazın muhteviyatı olan %75 su ile diyet yapanlar kirazı da sofralarına alabilmeleri tat bakımından öncelikli olabilir. Lifi ile de fayda sağlarken çok yenirse şekeri ile zararı vücudunuza enjekte edebilir. Zamanımızda diyetisyene gitmek ve diyetisyen kontrolünde beslenme düzenini bir alışkanlık haline getirmek ayrı bir ihtiyaçtır. Çoğumuz akıllı telefonlarımız ile bu konuda “kalori ölçer” programları ile çare ararken belli ki yanlış yapıyoruz ama önüne de geçemiyoruz. 6 Haziran’ı geride bıraktık lakin diyetisyenler gününü unutmadık.Kutlu olsun…

İnkar Edilemeyenler…

İnkar Edilemeyenler…

Küçük yerlerde gerçekleşen her şey çok çabuk duyulan olduğu gibi sosyal medyanın bu yöndeki gücü ise inkar edilemeyendir. Geçen gün Sayın Kudret Özersay ‘ın bir gazetenin köyümüz Zeytinlik için paylaştığı bir haberi sosyal medya hesabından okuduk. Haber, Templos / Zeytinlik Koruma İnisiyatifi Başkanının KKTC tarihinde bir ilk yaşandığını bir bakanın cumartesi gününe randevu verdiğini belirttiği ve özetle çevre korumasına ilişkin ilgi bakanın kendilerine Cumartesi gün olmasına rağmen randevu verdiğine ilişkin memnuniyet haberinin ve çevre ile ilgili köy sorunlarını ve verilen cevapları alınan önlemleri içeren gazete haberi paylaşımıydı. Elbette bakanların hafta içi programları dolu ise vatandaşın isteklerini dinlemek gerekirse önlem almak mesuliyetleri arasındadır. Templos yeni adı ile Zeytinlik köyünde çok eski yıllaran beri ata yadigarı Türk malı olarak bilinen toprak mevcudiyeti vardır.Köyde her yıl zeytin festivali de yapılmaktadır. Köy ile köye ilgi gösteren siyasilerin, yakın temaslarını yakınen takip edenleriz. Hatta CTP Genel Başkanı Tufan Erhürman ‘nın Zeytinlik köyünü ziyareti sonrası verdiği beyanatı üzerine yazdığım köşe yazımda vardır. Ayrıca Bakan / Milletvekili sıfatı Dr.Özdemir Berova’nın köydeki toplantılara katıldığını biliyorum. Bir defasında davet edilmesi üzerine bir Pazar gün ilgi daire yetkilisini aradığını Türkmen beyin hiç tereddütsüz pazar olup olmadığına bakmaksızın takdir edilecek bir davranış şekli ile köye gelip ilgililer ile toplantı yaptıklarını ilk ağızdan sorulara cevap verildiğini bunun köy sakinleri tarafından memnuniyetle ifade edildiğinin yakın tanığıyım. Her çağrıda bölgenin milletvekilleri zaman mevhumu olmadan köyde ikamet etmenin avantajı ile sorunlar takip edenlerdir. Örneğin köy içerisinde Garip Dede türbesine restorasyon deyip köy sakinlerinin önceden haberli kılınmadığı ve ilk küreğin vurulması anında dahi gerekli teşebbüsler yapılandır. Hatta bu konuda güzel bir de anımız oluşmuştur. Torunum Demir Berova bu olaydaki haberin duyurulması açısından Ada tv Haber Müdürü Sayın Nihan Yücel’e sosyal medya hesabından olay mahaline ilişkin anında çektiği fotoğrafları ve haberi heyecanla ilk gönderendir. Garip Dede Türbesi yenilenmiştir ancak eski efsanevi doğal halinden eser kalmamıştır. Keşke oraya doğal hali ile bırakacak şekilde bir düzenleme yapsalardı. Garip Dede efsanesi ile ilgili diğer bir köşe yazımda yine Star Kıbrıs gazetesinde yayımlanmıştır. Köy içerisindeki ve dışındaki ,çevreyi korumak,köyün doğasını bozmamak adına gerekli önlemler mutlaka alınmalıdır. Köylerin ve ülkemiz bütününde doğal güzelliğinin korunması vatanını seven her bireyin isteğidir. Korumada ilk asli görev yürütme ve yasamanın göstereceği hassasiyettir, çıkarılacak yasalardır. Yargı, yasalara uymayan konularda tedbir alan merciidir.Yasama,yürütme ve yargıya saygılı olup uymak önem arzeder. Ada Yarısı ülkemizde öncelikli ve ülke ekonomisine artı değer katan projelerin önceliğinde her türlü tedbirin alınması ise beklenendir. Çevrenin korunması dendimi , işte orda akan suların durduğu yerdeyiz . Çevre ve doğal yapının bozulmaması adına var olan imkanlar kullanılmalı, sivil toplum inisiyatifleri dinlenmeli gerekirse mevzuat açıklamalı olarak izah edilebilmelidir. Açıklanabilir her şeyin kabulü, karşılıklı olarak yapılacak en kolay iştir. Girne ilçesi köyleri ile bir bütün olup gerek dağ yamaçları gerekse deniz kıyıları her türlü şekilsizlikten korunmalı bu koruma şekli KKTC’nin bütününde sağlanmalıdır. Doğayı korumak , doğanın da bizi koruyacağını bilerek adamıza bahşedilen coğrafik yapının güzelliklerini tanıtmanın siyasi,ekonomik ve sosyal yapıya katkısı olduğunu unutmaz isek başarıyı yakalayacağımız kesindir. İlgi duyan, katkı koyan herkese teşekkürmüz vardır.

Kaybolan zaman değil bizleriz 

Kaybolan zaman değil bizleriz 

Ülkemiz coğrafyası içerisinde ocağı tüten her evde istisnasız olarak konuşulan mevzu Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyet Meclisi milletvekili seçimi ve adayları… Seçmenin bu kadar ilgi duyduğu konuştuğu adayları didik didik araştırdığı bir süreç sonunda seçim günü sandığa gitmeme gibi bir davranışı olacağını sanmak belkide boşuna bir beklentidir. Ben sandığa gitmiyorum diyen insanın seçim sonrasında diğer seçime kadar eleştirme hakkını kendine neden yasaklasın. Siyaset konuşan insan vatandaşlık görevinden imtina edip kendisini sandığa gitmekten kanaatime göre men etmeyecektir. Her insan kırgınlığını yüreğinde yaşar. Bu kırgınlıklar hiç bir zaman başka amaçlar için kişilerin araç olarak kullanacağı bir hadise değildir. Olmamalıdır. Ama öylesine acımasızlar vardır ki kırgınlıkları kendilerine özne yapıp hareketliliklerini ve eylemlerini bu özne üzerinden yürütmektedir. Kişilerin bu duyguları ile oynamak ve geçici vaatler ile bu kişiler üzerinde tesirli olup oy doğrultusundan rant sağlamak hiç de doğru bir düşünce tarzı değildir… Onları kendi politikalarına kurban seçenleri anlamakta güçlük çekemeyenler sonuca giderken doğruyu tesbitte zorluk çekmeyeceklerdir. Hesap soracağız diyenlerin, her olumsuzluğa muhalefeti varken olumlu hiç bir konuda övgüsüne rastlayan var mı? Yok? Nedeni ise sadece umursamazlık aynı zamanda aman bu gitsin öteki gelsin ruh hali içinde oluştur. Kaos yaratanlar bu karışıklıktan medet umanlardır. Hepimiz aynı çevrede, aynı havayı soluyan, bu havada yanlış gördüklerimizi doğru ile düzeltmek çabasında olanlarız. Olmalıyız.. Her düşüncede yapılan,yapıcı her öneriyi şartların müsait olması durumunda mutlaka yerine getirilebileceği bilincinin var olması gerekir. Bu gereklilik olmaz ise bizler birbirimizi çekiştirmekten kendi kendimize çelme takmaktan öteye gidilemeyeceğini bilmeliyiz. Sonuçta eğer birbirimize sahip çıkmaz isek, her konuya kem göz ile bakar isek ülkemizin gelişmesinde zararlı bireyler oluruz. Sorunlarımızı, müşterek paylaşmaz isek iylikte ve sağlıkta beraber olmaz isek ayrı yollarda mesafe kat etmeden yürüyenler olacağız ki bu gelişmemizde çağdaş bir yönetimde başarısızlığımızın ispatının evrağında toplu bir imza ötesine gitmeyecektir,bu geleceği olmayan faydasız bir çizgidir. Faydasız olmak bir insanın en aciz durumudur… Bu duruma düşmemek gerekir.. Hedefde unutulmaması gereken tek tasarruf ‘Zaman hiç kaybolmaz,Kaybolan bizleriz ‘ cümlesinin ehemmiyetinde kaybolmadan KKTC yaşatacak,mevcut barış içerisinde toplum refahını daha iyi aydınlık günlere taşıyabilmektir … Dilbigisi derslerinin öğretisinde geçmiş zaman,şimdiki zaman ve gelecek zamanın insan hayatındaki öneminin toplamının yansıtıldığı günlerin öneminde geçmişten tecrübe,şimdide planlama ve strateji, geleceğin kazanımında mutlaka hedefe varış olacaktır… Bu günden itibaren seçim gününe 33 gün kalmıştır. Adaylar dün YSK tarafından geçici olarak ilan edilmiştir. Sandık Seçmen Listelerinin askıya alınmasının en songünü (Sandık Seçmen Listeleri askıya alındığı günden itibaren 7 gün askıda kalır) 3 Aralık yine, dün sona ermiştir… Siyasi partiler toplam adayları ile çarşı Pazar halk ile temas için dolaşmaktadır. Ulusal Birlik Partisi kadın kolları Cumartesi gün bütün adaylarının ve eşlerinin de katıldığı Yeniiskele ilçesi sonrasında 2. Kadın kolları toplantısını Mağusa ilçesinde yapmıştır… Büyük bir katılım olmuştur… Ben de oradaydım… Adım atılan her günde, zamanın kısıtlı halinde, tüm ada sathında yapılacak seçime giderken, seçmen düşüncesini, koalisyonsuz hükümet modelinin oluşmasında tecrübe ve deneyimde istikrar için oy vermeye kararlı olduğunu hissettirmektedir… Bu gerçek sandığa yansıyacak olandır…

Hoş geldin ya Şehr-i Ramazan

 Su akar yolunu bulur… Mehmet Bulanık doğduğu 1980 yılından sonra alın yazısının kendisine nasıl bir gelecek çizdiğini bilmiyordu… Hatay’da büyük bir ailenin 6 çocuğundan birisiydi. Ailesi toprakla uğraşan binlerce nar ağacı bahçeleri olanlar, hatta Suriye’de 3 köye mukabil nüfus sahibi çok geniş bir aile… Hatay’da 150 kadar Mehmet Bulanık ismini taşıyan aile ferdi mevcut. Çevrenin Bulanık’ları tanıması açısından soyadları yerine baba adı ile anılarak, karışıklık önlenebiliyor. 

Bizim, Mehmet Bulanık ise kendisi tarla işiyle uğraşmak yerine Ticaretle uğraşmayı 16 yaşından itibaren kafasına takmış o yıllarda Antep’e ailesinden gizli buğday götürüp satmakta ve ticaretle uğraşmaya başlamıştır. Babasının, illaki tarlada çalışması ısrarlarına, dayanamayan Mehmet, iki naylon poşet içerisinde sığacak kadar eşyasını koyup çıktığı yolda kendisini Girne Limanında bulduğu zaman, Yıl 1999 olduğunu söylüyor, cebinde çok az parası vardır. Liman çıkışında 3 otobüs gördüğünü söylerken, “her birisi üzerinde Güzelyurt, Lefkoşa ve Gazimağusa yazmaktaydı” diyerek ilave ediyor Mağusa’yı tercih ettim diyor ve kendini orada buluyor, zor bir süreçten geçecektir, restoranlarda bulaşıkçılık ve garsonluk yapar, altı ay kadar acaba Kıbrıs’ta ne iş yapabilirim diye de düşünmektedir. Kararını verir, tulumba ve bomba tatlısı yaptırıp satacaktır. Hatırlayanlarımız vardır; 1955 Kıbrıs yıllarında ilk okul kantinlerinde ve sokakta çevresi cam ile kaplı arabacıklarda, iki kuruş verip, şerbeti üzerimize akmasın diye, altına konan kâğıdı ile yemeye çalıştığımız, sevdiğimiz tulumba tatlıları… İşte bu tatlıları yapmak için, Mehmet, Türkiye’den işin ehli usta getirir, imalata başlarlar ve Mağusa’da geçen 4 yıllarını, sokakta, arabacıklar ile tulumba tatlısı satarak kazanç sağlarlar, daha sonra Mehmet Girne’de daha çok satış potansiyeli görür ve uygun bir yeri bu iş için kiralar. Dükkanın kirasını nasıl öderim diye de düşünmektedir. 2006 yılında Hatice Hanım ile evlenir bütün aile beraber olurlar. Mehmet Bulanık işi ile ilgili bütün araç ve gereçleri alır kirasını nasıl öderim diye endişelendiği dükkânın bulunduğu binanın artık komple sahibidir. Tatlı satışındaki hedefi ise ‘Gidilmeyen Sokak Girilmeyen Ev Kalmasın’ sloganı ile çalışmalarını yürütür… Bugün Bilge Baklava Sarayı’nın sahibidir, Meteadil, Emirhan ve Fatih’in babasıdır… Çalışıp emeğinin karşılığını kazanç olarak almaktadır… Tatlılarının imalatı tamamen makineleşmiş ortamda el değmeden yapılmaktadır, bir saatte 55 tepsi baklava ayrıca 500 adet halka tatlı satışa hazır hale gelebilmektedir. Sağlıklı, denetimli ve kaliteli imalat yaptıklarını söylerken imalat ustalarımız 25 çeşit baklava ve çeşidini yapmaktadır diyen Mehmet Bulanık başardığı için gururludur. Yaş pastalarının ustasının Rizeli olduğunu ayrıca KKTC bulunan bütün kardeşleri dahil çalışmaktadırlar… Yanlarında çalışan personelleri vardır… Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde tatlı pazarında sağlam temeller atmışlardır, halen askeri ihalelere girip, askerin tatlı ihtiyacını karşılayabilenlerdir. Hedefleri arasında sadece bayramlarda gerçekleşen yurtdışı ihracatlarını devamlı hale getirmek ve Ortadoğu Pazarına tatlı ihracatını yapabilmek vardır. Mehmet Bulanık disiplinli ailece işinin başında duran, çalışmaları ile örnek bir iş sahibidir… Hatay’da amcaoğlu ve yine ismi Mehmet Bulanık olan ticari işlerle uğraşan ve yanında 750 kişi çalıştıran akrabalarını kendisine örnek alandır. Mehmet Bulanık ve eşi bunları anlatırken Ramazan aylarında satışlarının çoğaldığını kendilerinin ise Ramazan çadırlarına oruç tutanlar için tatlı ikram ettiklerini ve Ramazan ayı dışındaki günlerde de camilere lokma götürüp sevabına dağıttıklarını, sormam üzerine ifade ederken yardımlarını, Ramazan ayı içerisinde de sürdüreceklerini söylemişlerdir. Bu gün başlayan mübarek ramazan ayının hayırlara vesile olması dileğiyle bu gibi yardım severlere özellikle bu ayda ihtiyacımız olduğu açıkça belli olandır… Bütün hayırsever vatandaşlara teşekkürler… 

Düşünce Gücünün,Gücünde..

​Kendinizde hissettiğiniz bir moral bozuntusu mu var?  istediğiniz bir iş yolunda mı gitmiyor ,canınız bir konuya mı sıkıldı, haberlerden bunaldınız mı, o haklı bu haksız diye yapılan yorumlarda denge olmadığını mı görüyorsunuz  işte böylesi durumlarda kendinizi alıp bir yerlere gitmelisiniz.. 

Uzun uzun araç kullanmak, hafif bir müzik dinlemek,bir deniz kenarında dalgaların sesini dinlemek inanın bünyenizde olumlu bir etki yapacaktır..

Öylesine yorumlar var ki.. bazen insan düşünmeden edemiyor. Herkesin herkesi eleştirdiği bir sosyal medya, ayrıca habercilik dünyasında, bazen kimi nereye alıp nereye yerleştireceğinize, karar veremiyorsunuz. Bir bakıyorsunuz ki birisi sanki kendi bulunmaz bir hint kumaşı ya!! diğerine acımasız saldırıyor.. İşte dönüp, o anda, bir de söyleyeni, bir de söyleteni düşündüğünüzde, orda kopuyorsunuz:))
İnsanoğlu her zaman ,her yerde, her zaman, her koltukta, bu annelik,babalık veya geçici makamlar olsun, en iyisini yapmak gayreti içerisindedir. Hani derler ya bu işin ağzı dili mi var diye aynen öyle:))  Bu yanlış anlaşılmasın elbette mühendis olanın çizimlerini bir doktorun yapamayacağı gibi mühendis bir kişinin de doktorluk mesleğini icra edemeyeceği anlayışı ile her mesleğin kendine has kutsallığı bilinci ile..

Herkes kendi yüklendiği bir çok değişik rollerde , üretimden yana tavır koyarsa, ben faydalı olacağım diyorsa, hayatı ile barışık ise, üstesinden gelmeyeceği bir iş yoktur.

Hal böyle iken hiç bir kırgınlığın olmayacağı bir ortam istemek herkesin hakkı lakin hani derler ya takdiri ilahi neyi öngörüyorsa bunu yaşamak da vacip oluyor.

Gönül istiyor ki her şey her bireyin gönlüne göre olsun. O halde düşünce gücü hep bu yönde olsun derken.. Düşünce gücünün, gücünde ..

Bu güne nokta mı?

“Bugün hiçbir şey yapmadım, deriz. Bir şey yapmadım ne demek? Yaşadınız ya!” #Montaigne


“Söz Uçar Yazı Kalır..”

​Ders çıkarmak çoğu kez insanının yaşadığı yılların toplamıdır..
Bu toplam içerisinde insanın kendini bildiği günden itibaren biriktirdiği yaşanmışlıklar içinde kendine ait çevresine ait çocukluğu,gençliği,ailesi,akrabaları,yani aklınıza ne gelirse hepsi vardır.  Sevdikleriniz vardır, dostlarınız vardır,düşmanlarınız vardır.Hatta mal varlığınız kadar, akıl varlığınız da vardır:))

Bu varlık içerisinde yazılan, kader kitabımızda ,sayfa sayısında sona gelirken  *BİTTİ *diye bir son ibaresi ancak bu dünyadan ebediyen ayrılışta dünya ile antlaşma sona erdiği zaman yazılır.

Bu yaşayan  canlı kitap, her kesin kendisi olup, ilk sayfasından son sayfasına gelinceye kadar olan bir yaşam., romanın adı da isminizdir. .Belkide işte bu benim, hikayem deyişlerin sonuçtaki eseri bu kitaplardır. .

Bazen sil baştan okunmaya başlanan kitapta ,gelişi güzel, ara sayfalar da okunur. Bu bütünün hepsinin okunmasına engel teşkil etmez.

*TECRÜBE
  .. sayfaları karışık, ama romanı bir bütün içinde okuyabilmektir.

Kendinize bir an zaman verin, derin bir nefes alın bu nefesi ne kadar ciğerinizde tutabilirsiniz? zorlamanın dahi süresi kısıtlıdır.

Nefes alınan süre çoğu kez, çoğu kişide  memnuniyetin, memnuniyetsizliği olmaktadır. İşte buna asla izin vermeyin. Kendinize bu kötülüğü reva görmeyin. Yapacağınız tek şey kendinize zaman ayırmak,ayırdığınız bu zamanı çevrenize fayda olarak aktarmaktır..

Bazen öyle bir an gelir ki bir kişi bir dost bir akraba için saatlerce karşınızda bulduğunuz kişi oğlunuz olur,kızınız olur  konuşur da konuşursunuz.

Bazen yazdığınız bir yazıdaki bir  beğeni dahi sizin bu beğenideki akrabayı hiç unutmamış olduğunuzu, yıllar evvelinin hatıralarını, uzun yıllar, konuşma fırsatınız olmasa dahi, hiçbirini unutmadiğınınızı sizin kitabınızda,kalbinizde  önemli bir yer tuttuğunu anlarsınız..  İşte bu anlayış içerisinde ..”Söz Uçar Yazı Kalır” derken..

Bu güne nokta mı?

*Hatıra yazmak, ölümün elinden bir şey kurtarmaktır. * #AndreGide 



MONTPELERİN . .

​İnsanın önünde bulduğu hayat  içinde kendini buldu mu bir hız ki yaşanmış bütün günlerin yükü omuzlarında oluyor. 

Yıllar,içinden geçerken yaşanan her hadisenin bir izi mutlaka kendisini hissettiriyor. 

Kişinin en fazla düşüncelerinde yer eden saygının,sevginin, güven duyulan kişiler ile ilişkilendirilmesi ile meydana çıkan duygulardaki samimiyettir.

Kıbrıs halk olarak çok zor günler geçirdi. Bu günlerde en zor hadise de silah ve bomba sesleri altında aynı şehirde bir mahalleden diğer mahalleye kaçışlar da da oldu. 

İlk kaçışlarımız 1955 yıllarda Limasol bunu yazmıştım. 

İkinci kaçış 1963 de Çağlayan Bölgesinden surlar içine Lefkoşa içi Karakaş Apartmanlarının olduğu bölgeye oldu. 

Daha sonra mahalleye dönüldü dönülmesine ama aması var.. Eskiden çelik kapılar yoktu panjurlar da tahta idi. Örneğin Arka kapıya gittiğimiz zaman kapıda saplanmış nacak şiddetin simgesi idi..  Ev  dağınık Rumlar tarafından yağmalanmış halde dehşet her odada var idi. Ne cehiz ne altın ne eşya hepsini alıp gittiler. Bahçede İrfan Aksoy polis dayımın pejo arabasını da almışlardı prescold buz dolabımız ise bahçe kapısı içinde kapağı üzerinde yatıyordu.  

Daha sonra mahalleden yabancı askerler kontrol amaçlı gezdi durdu.Hala daha bu askerler ara bölgelerde var olanlar ama 50 yıldır ne işe yaradıkları bilinmeyen askerler:) Berovaklinik olan  evimiz mi halen çıkmaz sokak sonunda varil ve topraktan oluşan sınır ile asker nöbetindeki ve bu tel üzerinde “Fotoğraf Çekmek Yasak.Girilmez Yer” diyen tabela ile görülebilir halde olan sokak da.. Keşke bu sınır tellerine yaşanan acıların ısdıraplı  hatıraları yazılıp asılsa..
Bu gün bu konuları geride kaldı artık düşünmeyelim diyenler nasıl bir haleti ruhiye içindeler anlamak mümkün değil. Hemen şimdi barış diyenler tam zamanı deyip anlaşma şeklini bilmeden  profillerine güvercin takıp zeytin dalı ile o güzelim posta güvercinin tahta görünümlü fotoğrafı ile güvercinin canlı halini  rahatsız etmekten başka yaptıkları bir şey kanaatimce yok, bu konular çocuk oyuncağı mı? Ama koyanların da elbet bir bildiği vardır diyelim onları da yermeyelim.. Her sonuç kendilerini bağlayacak bir durumda söz bizim ne haddimize.. 
Hiç bir ev  yoktur ki bu acıları yaşamasın o halde bu acele niye, mevcut barış bizi neden rahatsız etsin .. Çözüm elbette olsun ama hakkı ile adaleti ile .. 1974 göçleri kayıpları şehitleri unutulmadan.. 

Garanti ve Güvenlik konusunda taviz vermek ise, Türkiye kadar Kıbrıslıyım diyen her türkün, stratejik kaybı olabileceğinin, hesabı ile adada, Türk Askeri istemeyiz, diyenlerin sadece ekmeğindeki okkalı yağ olacaktır vebali ise  ödenmeyecek

*Bir suç.. * 
Bu güne nokta mı? 💕💕
* Ovalarda bir şey bulamamış olanlar dağların zirvelerinde de bir şey bulamayacaklardır! #MehmetMuratIldan 💕

15 Kasım  Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin 33.Kuruluş Yıldönümü . .

​Bir bakıyorsunuz çevreniz içerisindeki kişilerin en anlamlı dostlukları en az 40 yıldan evveline gidiyor.. 

Yıllarca görmediğiniz kişiler olur, onları gördüğünüz ilk anda hemen tanırsınız. İsmi hemen hafızanızdan sözlerle birlikte cümleniz olur.

Hayatın garip halleri vardır hangi dostunuzun,  kimin size karşı olduğunu ön sezgileriniz sayesinde, ayırt edebilme yeteneğinin kıymetinde, bunu değerlendirir,gereken ihtimamı veya korunmayı kendinizen veya etrafınızdan esirgemezsiniz..
Yıllar, hep yıl sonundaki bu aylarda birikimlerini insanda tetikler..

Bu çağda, bu yaşta, her istisnai durum hemen dikkatinizi çeker..  Burda, ilgi ve alaka, sayesinde, karar vermek,her birey için ayrı bir durum arzeder.
Kritik günlerden geçiyoruz derken kaç kişimiz, bu günlerin Kıbrıs meselesinin sonucunu görmeden aramızdan  ayrıldı,ayrılanların sayısının önemi ailenin mevcudiyetindeki eksiklik.. İşte bu durumun göstergesi..çizelge epey kalabalık..
Yine aramızdan ayrılan, vefatları ile Lefkoşa’daki arkadaşları,tanıdıkları  kadar her kesimi üzen iki kişinin belkide Kıbrıs’ın siyasetinde çok şeye vakıf halk insanı Fikriye hanım ile Salih Ruso’nun ölüm haberi ile sarsıldık.  Fikriye hanımı çocukluk yıllarında hep Sarayda şen kahkahaları  ile tanıdık.. O günlerden çok uzun yıllar sonra onu son  Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yakın Berovaklinik de gördüm çok yaşlanmış olmasına rağmen eski hatıralarını hiç unutmamış gibi kendine has üslubu ile kahkahaları ile bildiklerini kendince anlatıyordu.. 

Salih Ruso eşi Nermin hanım da Küçük Kaymaklı bölgesinin çok sevilen tanıdık simalarından.. Çoğu kez Süt Kurumunda diğer arkadaşları ile beraber ziyaretime gelen Salih Ruso ve arkadaşları  siyasi duruşlarından, milli çizgiden taviz vermeyişleri ile bize örnek teşkil edenler oldular. Sevenlerine sabır dilemek bir nevi vazifemiz..
Her günün sonunda elbette üzücü olduğu kadar sevindirici haberlere de tanık olmaktan yaşama tutunmanın gereğine inananlar olarak , 
Bu güne nokta mı? 💕💕
”Yaşam gülmeyi ,sevgi hak etmeyi, vefa unutmamayı, dostluk sadık kalmayı bilenler içindir.” #Mevlana
Bu gün 15 Kasım 2016 KKTC kuruluş yıldönümünü kutluyoruz,  bizler ise 1983 yılında Meclis kararından sonraki binlerin arasındaki fertler..  Coşku ile Cumhuriyetin İlanını izleyen, halen barış içinde yaşayan canlı tanıklar.. 

AYDINLIK GÜNLER DİLEĞİYLE..