Tag: ihanet

Aşkın gözü kördür

Aşkın gözü kördür

İnsanın hayatına yön veren ışık sanki onun alın yazısıdır. Okundukça yaşanan,yaşandıkça görülen bu ışığın arkasından gitmek, ordaki huzur ile mutluluğun yakalanmasıdır. Hayatta hiç bir şey kaderin önüne geçemez. Gerçek diye yazılmış hikayeleri okuyoruz bir de bakıyoruz ki hayatla, yüz göz olmuş ve söylenen eski sözlerin makamıdan seslenişi, ne ararsanız var, işte öyle bir hikayeyi okuduğum zaman müteselsilen birçok düşünceye maruz kaldım. Çoğu kez siyasette koltuk aşkı diye de yorumladığımız, derin sevdada hissedilen aşklar ve bütün bunların sonucunda gözlerin hiç bir şey görmez olduğu, duygular ve ne yaptığını bilmez bir çok aşkta, sonucun belli durumu. Siz okuyucularımın böyle bir hikayeyi okuyup okumadığınızı bilemem ancak huyun iyisi,kötüsü, saflığın kendisi, çılgınlık, aşk, sevgi,şefkat ve en önemlisi tutku, para hırsı,tembellik, ihanet ve yalan arasındaki saklambaç oyununu sizlerle, sizi gündemin sıcaklığından bir nebze, belki, uzaklaştırmak adına paylaşmak istedim. Hepsi hayatın içerisinde ve var olan kavramlar… “Dünya yaratılmadan önce, iyi ve kötü huylar ne yapacaklarını bilmez vaziyette dolanıyorlarmış. Bir gün toplanmışlar ve her zamankıinden daha fazla canları sıkkın oturuyorlarken; Saflık ortaya bir fikir atmış: ‘Neden saklambaç oynamıyoruz?’.. Hepsi bu fikri beğenmiş. Çılgınlık bağırmış.’Ben ebe olmak ve saymak istiyorum’…Baska hiç kimse çılgınlığı arayacak kadar çıldırmadığı için, Çılgınlık bir ağaca yaslanmış ve saymaya başlamış.1,2,3,.. O saydıkça iyi huylarla kötü huylar saklanacak yer aramışlar. Şefkat, Ay’ın boynuzuna asılmış; İhanet çöp yığınının içine girmiş; Sevgi bulutların arasına kıvrılmış; Yalan bir taşın altına saklanacağını söylemiş ama yalan söylemiş çünkü gölün dibine saklanmış; Tutku dünyanın merkezine gitmiş; Para Hırsı bir çuvalın içine girerken çuvalı yırtmış. Aşk; kararsız olduğu gibi, nereye saklanacağını da bilmiyormuş.(Aşkı saklamak zordur ) Ve çılgınlık 100’ü saydığı anda; Aşk sıçrayıp güllerin arasına girmiş ve saklanmış.. Ve Çılgınlık bağırmış.. ‘Önüm, arkam, sağım, solum sobe,geliyorum!’ İlk önce Tembelliği görmüş, çünkü saklanacak enerjisi yokmuş. Sonra Şefkati ayın boynuzunda, İhaneti çöplerin arasında, Sevgiyi bulutların arasında, Yalanı gölün dibinde ve Tutkuyu dünyanın merkezinde birer birer bulmuş.Sadece biri hariç. Umutsuzluğa kapılan Çılgınlığın kulağına Haset fısıldamış: ‘Aşkı bulamıyorsun, çünkü o güllerin arasında saklanıyor.’ Çılgınlık çatal şeklinde bir sopa almış ve güllerin arasına saklamış, ta ki yürek burkan bir haykırış onu durdurana kadar. Ve haykırıştan sonra, Aşk elleriyle yüzünü kapayarak ortaya çıkmış. Parmaklarıyla kapadığı yüzünden sicim gibi kan akıyormuş. Çılgınlık, Aşkı bulayım derken, heyacandan Aşkın gözlerini kör etmiş.. ‘Ne yaptım ben?!!’ diye bağırmış.’Seni kör ettim. nasıl onarabilirim? Aşk cevap vermiş: ‘Gözlerimi geri veremezsin. Ama benim için bir şey yapmak istersen, benim klavuzum olabilirsin’.. İşte o günden beri Aşkın gözü kördür ve Çılgınlık da her zaman onun yanındadır…” günümüzde bu anlatım içeriğinin okunması iyi olur düşüncesindeyim.Klavuz önemli, yön verme konusunda uzman olması gereken ama ”Tutkunun Merkezi ”dünyada bulunması hayli zor olan!

Advertisements
Şahmaran’nın Cemşabı

Şahmaran’nın Cemşabı

Bazı efsaneler vardır özünden bir şey kaybetmez.Günümüzde okunur ders alınır. Bir dizide görmüştüm ‘Şahmaran ‘ deseni ile işlenmiş iki parça bir birini tamamlayıcı el işi olan kıymetli ve saklandıkça değer bulan iki ayrı eser gün gelir zaman geçer iki sevdalı için şartlar müsait olur ve onları kavuşturur. Şahmaran ne demek; o gün bu gündür deyip baktım. Şahmaran efsanesininde yer alan desenin Anadolu’da başta Tarsus olmak üzere Güneydoğuda bilinen evlere uğur ve bereket getirmesi için duvarlara asılan kültürel bir unsur olduğunu öğrendim. Kelime Farsça ve Şahmaran yılanların şahı anlamına geldiği şah’ın kral, mar’ın yılan,maran’nın yıllanları,temsil ettiği ve efsaneye göre Şahmaran yılanların şahı olduğu rivayetine rastladım. Şahmaran baş tarafı dünyalar güzeli bir kadın, alt tarafı yılan olan bir canlı olduğu ve yeraltında, yılanlar ülkesinde yaşadığı ve genel anlatımlarda Tarsus’da yaşayan odunculuk yapan Cemşab adlı gencin oduna gittikleri bir günde bir mağara ve içinde bir kuyu keşfettiklerini kuyunun içinde su yerine bal olduğunu gördükleridir. Arkadaşları Cemşab’ı görevlendirirler balı yukarı taşıması için kuyuya indirirler. Kuyu içerisinden balı yukarıya gönderen delikanlı arkadaşlarının hırslarına yenik düşüp balı aralarında paylaşmaları bir yana kendisini kuyuda bırakıp gittiklerini de anlar. Çaresizdir ancak kuyunun duvarında gördüğü delik vardır. Üzerinde taşıdığı çakısı ile deliği genişletir karşısına gizli bir geçit çıkmıştır.İşte bu geçit onu yılanlar ülkesine götürür. Etraf güzel,her yandan şelale gibi sular akmaktadır ve orda çeşitleri çok bir çok yılan yaşamaktadır. Hepsinin ortasında da bu yılanların hükümdarı olan sütbeyaz renkte, başı çok güzel bir kadın,vücuduysa yılan biçiminde olan Şahmaran vardır ve Şahmaran bu delikanlıyı çok sevmiştir. Ona sevdalanmıştır,uzun yıllar orda kalan Cemşab, Şahmaran ve yılanlarla beraber bu güzel yeraltı bahçesinde yaşar. Şahmaran ona hastalıkların tedavisi ve şifalı otlar hakkında bütün bildiklerini öğretir. Yalnız delikanlı ailesini ve yeryüzünü çok özlemiştir. Şahmaran sonunda onun ısrarına dayanamaz. Kimselere kendinden bahsetmemesi konusunda söz alır ve onu kuyudan çıkararak yeryüzüne gönderir. Aradan çok uzun zaman geçer. Delikanlı bu sırrı uzun zaman saklar. Bir gün Tarsus kralı hastalanır ve bu amansız hastalığın tedavisi için Şahmaran etinin yenmesi gerektiği ve yılanların şahının yerinin Cemşab tarafından bilindiği kralın kulağına gider. Şahmaran, mağarasında yakalanıp Tarsus’a getirilir. Bugün ‘Şahmaran Hamamı’ denilen hamamın içinde öldürülür. Onun etini yiyen kral iyileşir. Şahmaran’ın sevgisine, bir şekilde ihanet etmiş olan Cemaşb da ünlü bir kişi hüvviyetinde dertlere deva bulmaya devam eder. Arkadaşlarının ihaneti,bu delikanlıya aradan zaman geçsede ona bilmediği bir eğitimi vermiştir. Bir kralın kurtarılmasına yine ihanetle yardımcı olunabileceğini böylelikle öğrenmiştir. İhaneti başkalarına öğreten olarak Cemşap kapatılan her kapının yeni bir kapı açarak yeni ufuklara sebebiyet verdiğini de anlamıştır. Cemşab bir nevi ihanetin kitabını yazacak pozisyona gelmiştir. Ve herkesin bir şekilde ihanet denen kapıdan geçtiğini tekrarlayan olmuştur. Aynen bu sözde olduğu gibi de konuşmaya devam edendir. ‘Koşullar insanları idare ederler, insanlar koşulları değil.”

Hastalıklı ruh hali ve ihanet..

hanet hain sıfatından türetilmiş bir isim olurken bir dostu sırtından vurmak anlamında çok geniş anlam ifade eden bir sözcüktür… Vicdanın bazen işlevini yapmadığı hallerde kişilerin en sevdiklerine dahi ihanet edebilmesi ne kadar acı bir durum… Her aile büyüğünün hepimize, ilk nasihati kimseye güvenmeyin diye olmadı mı? Oldu… Güven konusunun arkasında yatan en önemli sebep, onların sizin bir gün ihanete uğrayabileceğiniz ihtimaline dair, ihanetin her türlüsüne karşı dikkatli olmanız gerekçesinden kaynaklanmaktadır… 


Şüphe insanı kemiren bitiren bir hastalıktır… Fakat şüphe hiç bir zaman hayatınıza hükmedecek şekilde bir huy halini almamalıdır… Öyle insanlar var ki çıktığı kapıya derhal geri dönüp acaba arkasındakiler, benim için ne diyor diye kapı dinliyorlar… Bu hastalıklı bir ruh halidir… Böyle bir ruh hali üzerinizde var ise güven duymak istediğiniz sürece bu şüphe size güvensizliği aşılayan duygular bütünü olacaktır. 

Yaşam süresince ihanete uğramayan insan yok gibidir… Uğramadım diyen varsa kuşku duymak da gerekir… İhanet kimlerden gelir veya kimlere yapılır bu karışık bir durum… İhanet, siyasetin zirvesinde en çok göze çarpanıdır… 

İhanetin en bariz şeklini 2016 yılının 15 Temmuzunda Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’na karşı yapılan ihanet olduğunu gördük… İhanetin başarısız olması, teşebbüsü yapanları hiç bir zaman masum göstermeyeceği gibi vatana ihanet derecesindeki böylesine bir ihanet affedilmez olandır… Tarihe geçecek ve kendisinden bahsettirecektir… 
Ülkemiz siyasetinde kendine has kişisel ihanetler bilinmedik değildir. Küçük adamızın iki yarısında bu konuda ihanet sahipleri oldukça fazladır… Güç, para, hırs ve en önemlisi ihtiras ile ünlü olmak bunlara sahip olabilmek ve olanlara karşı aşırı kıskançlık kendi içinde birçok ihanetin doğmasına sebebiyet verendir… 
İhaneti meslek eden kişiler çoğu kez en yakınınızda olan kişilerden oluşabilir… Tarihteki ünlü hainler da oldukça fazladır… İnsan sevdiği, beraber büyüdüğü veya kendisine oldukça fazla yardımı olan kişileri neden sırtından bıçaklar, neden onlardan bu kadar kıskançlık duyar anlaşılır gibi değildir… Karşısındakine güvenmeyen kişinin her gün acaba bana ne ihanet planı yapabilirler düşüncesiyle yaşaması ne kadar kötü bir durum… 

İhanete hazırlık aşaması genelde müzevirlik ile başlar… Laf taşıyan kişiler kışkırtıcı davranışlarıyla kişilerde uyandırdıkları öne geçme isteğini açığa çıkarır. Dolayısıyla ihanet konusunda alınacak önlemlerin başında kişilerin bazı hadiseleri sır olarak kendi içlerinde tutmaları önemlidir… Arkadaş, dost bildiğiniz insanlar her daima kendini açığa vuracak bir yanlışlık yapanlardır. İhaneti en çok yapan kişilere bakılacak olursa bu gibi kişilerin içinde bir eziklik olduğu görünürlüğü vardır… İhanete eğilimleri yüksektir… Böylesine tahammülsüzlük ise bu kişilerin kendi kendilerine de ihanetini göstermektedir… Kendi çıkarı için bu girişim içerisinde olanların affı yoktur… Yaşam boyunca ihanet, sadakat, güven ve vefa yargılanabilir konumda olan oldukça önemli içeriklere sahip konular olmaya devam edecektir… 
Siyasette olsun, iş hayatında olsun, evliliklerde olsun daha sayabileceğimiz birçok konudaki ihanetin bedeli her zaman affedilmez olandır… Cezasız kaldığı görülmemiştir… İhanet konusunda bir vesileyle bana anlatılan bir hikâyeyi yine sizlerle paylaşmak isterim… Balta girmemiş ormana giren bir adamı gören iki ağaç hüngür hüngür ağlıyorlarken uzaktan diğer bir ağaç; “niye ağlıyorsunuz?” diye sormuş. Ağlayan ağaçlar “artık sonumuz geldi” demişler ve ilave etmişler; “insan denen canlı ormanımızda, hepimizi kesecek, uzaktaki ağaç korkmayın” diye cevap vermiş, “zaten o yabancı bizi tanımıyor” ağlayan ağaç hemen cevap vermiş; “bunları ben de biliyorum ancak bizler ihanete uğradık bile, adamın elindeki, nacağın sapı, bizden” demiş… Bu anlamlı ve düşündürücü hikayeden alınacak çok ders var ama ihanetten vazgeçen yok…