Tag: Kıbrıs Star Gazetesi

Türkiye olmadan asla 

Şehit Süleyman Uluçamgil, Şanlı Erenköy Direnişinde vatan topraklarını korumak, Kıbrıs’ta yaşayan Türklere yardım etmek gayesiyle, Türkiye’de üniversite tahsili yaparken idealleri etrafında toparlanıp o günün şartlarında, sağlıksız koşullarda Erenköy’e çıkan 400 kadar öğrenciden bir tanesidir… Onun yine Erenköy’de şehitlik mertebesine erişmesi ile tüm şehitlerimiz dahil duyduğumuz büyük acı…. Acı diyorum, çünkü toplumsal olarak duyulan acıların bir de aile içerisinde ‘ateş düştüğü yeri yakar’ misali verdiği çok büyük acılar da farklı boyutlarda hissedilmekte ve yaşanmaktadır… Süleyman Uluçamgil, Kayınvalidem Nazife Mehmet Salih’in erkek kardeşi ve Fota köyü muhtarlığını ölünceye dek sürdüren Muhtar Ali Mehmet Salih’in oğludur… Süleyman, Muhtar Ali beyin Süheyla Vural, Mehmet, Fezile, Sevgi, Ayşe Tonguz, Hatice ve Turgut diye isimlendirdiği çocuklarının kardeşidir… Hepsini aileye girdikten sonra tanıma fırsatım oldu… 1966 yılından sonraki yıllarda köyün şimdiki adı ile Dağyolu’na gidişimiz çok olmuştur… Halen de devam etmektedir… Hani derler ya; ‘toprak insanı çeker’, bu köy de ailecek bizleri fazlasıyla etkileyendir… 1963 hadiseleriyle başlayan çarpışmalar, Mücahit’lerin Kıbrıs’ın her yanında gösterdikleri müdafaa ve Lefkoşa’daki çatışmalar, ‘bekledim de gelmedin’ diye sınırdan Rum askerlerinin biz Türklere sataşması, unutulmayan anılar arasındadır… O yıllarda yine Erenköy mücahidi olan ve İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde okuyan Kardeşim Niyazi Özdemir’in de Erenköye çıkış zamanıdır. Annemin, Erenköy hassasiyeti, tüm talebeler için duyduğu üzüntü, köye gidecek askeri helikopterler ile göndermeye çalıştığı erzak için Türk lisesi bahçesinde verdiği mücadele, sonra kara yolu ile Erenköye gidişleri… Hepsi yarım asır geriden bu güne uzanan ve 1974 Barış Harekatı ile adanın tümünde sağlanan huzurun unutulmayanları olarak hafızalarda yer edendir… Süleyman Uluçamgil, Kıbrıs Türk bağımsızlık mücadelesinin önemli isimlerindendir…1944 doğumludur. Gençliğinin baharında yazdığı şiirleri vardır. Yirmi yaşında vatanı için şehit düşmüştür…Adını Kıbrıs Türk tarihine silinmez harflerle yazdırmıştır. Aynen aşağıdaki mısralar onun duygusallığında ve vatan sevgisinde var olandır… ‘Şimdi burası Lefkoşa Duvar diplerinde tohumun açınması mutlu olur mu? Kahveler sabahlara dek kapanmazken İnsanlar gerneşir mi? Sıcak ekmeğe bakarken vurulur mu insanlar habersiz arkasından Türk oldukları için Tanrım vurulur mu?’ diye, Türklerin çektikleri zülmü -Süleyman Uluçamgil- şiirlerinde dile getirendir… Kıbrısın mücadelesinde var olan acı ve zülmü Süleyman Uluçamgil’ i anlatan eserlerde ve makalelerde ve en iyi şekilde şiirlerine yansıttığı vatan sevgisi ruhunda görebilirsiniz… Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin birçok sokak ve caddelerinde şehitlerimizin ismi vardır… Biz her gün evimizden ana yola çıkarken levha üzerinde ‘Şht. Süleyman Uluçamgil’ diye gördüğümüz yazıda onu her gün anmaktayız. Her yıl 8 Ağustos gününü de ayrı anlam ve öneminde, vatanı için şehit düşenleri, minnetle anmakta gazilerimize şükranlarımızı iletmekte ve bütün askerlerimize güç ve kuvvet vermesi için Tanrı’ya dua edenleriz… KKTC Başbakanı Sayın Hüseyin Özgürgün’ün gün için yayınladığı mesaj bütünü çok anlamlıdır ancak aşağıda alıntı yaptığım kısım kanaatimce can alıcı noktadır ; ‘Erenköy, Anavatan Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, garantörlüğünün gereklerini yerine getirerek, Kıbrıs adasını Rum-Yunan egemenliği altına sokma rüyası görenlere ilk ihtarını yaptığı yerdir. Türkiye’nin 1964’de, uçakları ile Erenköy Direnişi’ne verdiği destek, dünyaya, garanti ve ittifak anlaşmalarında yer alan etkin ve fiili müdahalenin ne olduğunu göstermiştir’ Aziz şehitlerimiz ve gazilerimizin fedakarlıkları ve kahramanlıklarıyla destanlaştırdığı Erenköy Direnişi hafızalardan silinmeyecektir. Bu anlamlı günde, kahraman bereketçileri, Şehit Pilot Yüzbaşı Cengiz Topel’i, tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle, gazilerimizi saygı ve şükranla anıyorum. Ruhları Şad Olsun.” hepimizin sesi olmuştur…Bir kez daha Türkiye olmadan asla diyenleriz

Her gününüz Cemre tadında olsun..

Cemre..  ağızdan çıkışı, söylenişi , ne kadar güzel bir ahengi çağrıştırıyor.. Kız çocuklarında  kullanılır bir isim olduğu kadar erkek çocuklarına da konan bir ad.. Anlamı ise bilgilere göre köz haline gelmiş ateş köz.. 

köz ise kıpkırmızı ateş..Cemre ayrıca  romantizm yönünden de şarkı ve şiirlerde,soğuk havanın ılıman ortamında bestekar ve şairlere ilham kaynağı bir nevi mucizevi günler.. mesela..
Muazzez Ersoy ‘un seslendirdiği “CEMRE DÜŞTÜ”  şarkısının son nakarat kısmı  ne kadar içten ve duygu yüklü.. 
“Kış günümde cemre düştü başıma 

Cemre düştü hasret çeken yaşıma 

Cemre düştü toprağıma taşıma 

Cemre düştü yüreğime aşkıma”
Cemre düşüşü genellikle köylerimizde çiftçilerin toprağa bağımlılığında bu işi meslek olarak yapanların hayatlarındaki beklenti.. 

Cemre toprağa düştü ifadesinin anlamında cemre çiftcilerimizin için bir bekleyiş olduğu kadar tabiattaki uyanış başlangıcının ta kendisi.. Bu başlangıçta havaya sonra suya sonunda toprağa derken köy evlerinin büyük  sofasından ki çevresi kenarları tığ işi danteller ile örtülü minderlerden bakışla, çoğu evin eski kare beyaz taşları veya parlak çimentosu zemininden, havaya bakıldığı günler, en güzel zamandı .. O zamanda.. Eski yıllarda, gözler dışarıya bakarken, kalın tahta mertekli tavanın kamıştan örülmüş tavanı ile  ayrı bambaşka  bir havanın soluğunu ortama yaymakta idi.. Dahası iki mertek arasına çekilen  kalın iki ip arasına çarşafla veya battaniye ile  kurulan el yapımı salıncakta sallanıp uyutulan çocukların yüzlerine toprağa Cemre düşerken, nur yağdığı inanışı, konuşmalar arasında duyduklarımız .. 
Cemre düştü dedikten sonra topraktaki üretim için gerekli faaliyet ve önlemlerin alınması hali ile bu günlerin eskilerin dili ile baharın habercisi günler olurken yapılacak işler dahi bu olaya göre planlanıyor ve hayata geçiriliyor..
19-20 Şubat cemrenin havaya düştüğü günler olarak görülürken 26-27 Şubat Suya 6-7 Mart ise cemrenin toprağa düştüğü günümüzde de söylenmektedir.. 

Düştü ibaresi ise olaya daha bir objektiflik katarak destekler bir mahiyetteki ifadesi ile de olayı güçlendir pozisyonu ile efsanevi bir durum arzediyor..
Baharın müjdesini veren Cemre ‘nin birinci düşüşü suya gerçekleşmiş oldu.. Şimdi beklenen 2cisi ile Mart ayında olaması beklenen 3cüsü toprağa düşmüş olacak.. Şu anda mevsim kış olsada havaların ısınması öncülüğündeki cemreyi takipte gözlerin gördüğü tabiattaki değişikliği her gün artan haliyle arpa çiçeklerinin topraktan fışkıran, yeşil dalları arasında, kırmızı çiçeklerinin ülkemiz  tarlalalarında açacağı günlerdeyiz.. Badem ağaçlarının çiçekleri ile gelin kıza benzetildiği bu mevsimin bahara geçişinde az da olsa bizleri bütün olumsuz  sorunlardan uzaklaştırdığı günler olarak kabul etmek hiç de zor olmasa gerek derken.. 
Bu güne nokta mı? 
Her sevgi, Cemre gibi olsun gönlünüzde, hedefin vardığı yere kadar.. Sebat,sadakat ve vefa ile.. 
Her gününüz Cemre tadında olsun.. 

Medeniyetler Beşiği Kıbrıs..

​Kıbrısın her yanı güzel.. Hatta güzelden öte muhteşem bir coğrafya.. 

Her yerinde ayrı bir tarih.. Ayrı bir gerçek..
Her şehrinde, köyünde  yıllar öncesinin bir anısını anımsarken bir de bakmışız ki, elli yıl gibi yarım asır geriye varabiliyoruz.

İnsan hayatında bu yılların getirdiği yorgunluk belkide içimizde dediğimiz,  kalbimizde, ciğerimizde, hatta en önemlisi aklımızda biriktirdiğiniz adını  ise doğru veya yanlış  tecrübe koyduğumuz ,deneyim ve  yaşanmışlıklar değil de nedir?

Gençlik su gibi akıp giderken olayların seyri de kısa metrajlı film gibi izlenir ,aklın bir köşesine  yazılır.. unutulmaz olur.. sonunda eski yılların deyimi ile bu film tamboy niteliği kazanır.

Hayatın gerçekleri esasında gündemi oluşturan, konuların ,bütün içerisindeki bazen kara kaplı defter dediğimiz bazen de beyaz sayfalarda , yer alan satırlarda gizlidir. Ömrümüzde  ceryan eden , aleni  konular ise bu yıllar içerisinde yaşayan  kişilerin, anımsayıp hatırladıklarıdır..

Kadın olsun erkek olsun her hadisede bir varlık gösteren bu bireyler edindikleri meslek ile her zaman hayat koşullarına katkı koyanlar olduğu gibi kurdukları aile düzeninde yaşadıkları sürecin  faydasını , sağlığını, huzurunu, mutluluğunu, hatta gelecek kaygısının inişli çıkışlı yaşam mücadelesinde yer alan her olumsuzluğu da görenler olurlar..

Değişim kişilerin kendisini çağa uydurması ile meydana gelen olsada bazı hallerde kişi kendini pek değişime ayak uyduran olarak görmez.  Bunun adını da ben muhafazakarım diyerek belkide kendisini muhafaza ya alır:)

Bazen bu muhafaza halinde bencillik olsada belkide hep savaş yıllarının belirtisi olan ruhsal bunalım müdafaa da  tesirli olandır.  Böyle tavır içindeki kişileri de hoş görmenin her zaman avantajı toplumsal benlikte ortaya çıkar. 

Bitmeyen bir Kıbrıs sorunumuz ile beraber yaşlanmanın, beraber yaşamanın farkında olan bizlerin “yarım adamızdaki” hali ile  kendimize aidiyet sağladığımız topraklarında elbette huzur içinde nefes alanlarız.

Bir çok sorun olabilir ama hiç bir sorun Kıbrıs meselesi kadar dillerde yer etmemiştir.  Hata insanımızın, her olmayan bir konuda, karşısındakine amma da uzattınız sanki “Kıbrıs Meselesi” diyebilmektedir..
Eski yıllarda Evkafın su meselesi nasıl bir deyim haline geldi ise günümüzdeki Kıbrıs müzakereleri için de Kıbrıs meselesi deyimi kendi iç bünyemizde literatüre girdi bile..

 Ne diyelim..kalan ömrümüzde, yaşadığımız veya  yaşayacaklarımızın bize ders olması tesellisi ile..

Bu güne nokta mı? 

“Gerçekler öğrenilince, zannetmeler biter.” #Huzeyl

———————————-