Tag: Kıbrıs Star Gazetesi

Kanaatkâr Ol

Kalp kırmak kolaydır… Kırılan kalbin onarımı zordur… Günümüzde, usul hal ile anlatım, eleştiri, haber en uygun tavır olmalıdır. Zaten bunun dışındaki davranışlar kişinin kendi kültüründe ki birikiminin dışa vurumundan başka birşey değildir. Böyle davrananlar elbette kendilerine benzer kişileri de etraflarında toplayanlardır. Halbuki bu geçici dünyada Allahın insana bahşettiği konuşma kabiliyetini kullanmak hiç ama hiç bir insan için zor olmadığı gibi, sivil toplum örgütü olsun, sendikal faaliyet olsun, gazeteci olsun, siyasetçi olsun, tv yorumcusu olsun, alanında uzman kişiler olsun hadiseleri ifadede irite edici olmamasını ,bilmeleri ve yeteneklerini bu yönde kullanır olmalarını gerektirenlerdir… Elbette ülkemizde bazı işlerde hani derler ya , elde olmayan sebeplerden ötürü, bazı aksaklıkların var olduğunu görüyoruz. Bu her zaman iyinin unutulmasını gerektirmez. Bu aksaklıkları ifade edenlerin üslubu ise her zaman kayda değer, fayda sağlar; ama bazı kişilerin fayda sağlamayan üslubu eğer ne şekilde olursa olsun, rant sağlama yönünde kırgınlığı motive ediyorsa bu ancak toplumsal faydaya verdikleri zarar olur… Beyanatların ,son dakika haberlerinin, havada uçuştuğu, günlerden geçiyoruz… Konu sıkıntısı yoktur. Şimdiki merak , siyasi partiler kimleri aday gösterecek, nasıl bir yöntemle seçecek, kim aday olacak, kim olamayacak, seçim sonucundan sandıklardan iktidar çıkarmı ? Çıkmaz mı ? Yeni seçim yasasına göre seçmen oy kullanılırsa hata yapar mı? yapmaz mı ? O siyasi parti mensubu bunu yaptı ,öbürü bunu yapmadı, onun hakkında bu söyleniyor derken ,anketler yalan söyler mi? Söylemez mi? Diye yazılı, çizili konuşulur günler geçecek ve bu masal hiç bitmeyecek gibi günlerce gündemi meşgul edecektir… Şimdiden gazetelerden ‘mesajlarda’ göndermeler başladı, şahsıma da Sayın Levent Özadam dün gazetesinden mesaj göndermiş… ‘Sayın Tülin Berova, seçim yazılarına epey yoğunluk verdiğinize göre, acaba adaylık bu kez kesin mi? Kadın kotasının yükseltilmesi, sizin için iyi bir avantaj olabilir. Güçlü bir yürek olarak değerlendiriniz deriz’ diye yazmış … Sağolsunlar Star Kıbrıs gazetesinde yazdığım yazılarımı, okuyorlar. Konularımı takip ediyorlar… Yazı içeriklerimde konu siyaset olsun, güncel olaylar olsun, ne olursa olsun, köşemde, yılların bürokratik ve siyasi tecrübemin, yalın bir anlatım mahiyeti her zaman var olandır… 38 yıl siyasi bir partinin kaç kez genel seçimine, kaç kez yerel seçimine, yetkili kurullarının en üst kademesinde hizmet etmiş, köy gezilerine katılmış, ayrıca seçim zamanında, aday saptama komisyon üyeliği yapmış bir kişi olarak elbette fikirlerimi yazacağım, yazmaya da devam edeceğim, ama bu aday olacağım anlamı taşımamalıdır… Yine de ‘Güçlü bir yürek’ denmesi ile siyasette geçen yıllarımın bir nevi özetlenmesi şahsen beni bu mesajda sevindiren cümle olmuştur… Seçime giderken çok şeylerin konuşulup yazılacağı günlerdeyiz… Temennimiz kimsenin kimseyi kırmadığı bir propaganda dönemi olmasıdır… Yaşayıp göreceğimiz çok şeyler vardır… Mevlana’nın deyişindeki ‘Kanâatkâr oIanIar en büyük zenginIiğe sahiptir’ sözü ise mutlaka bu dönemde hatırlanır olmalıdır… 

Advertisements

Sizi ne güzel dolandırdı…

Bugün, bir dolandırıcılık hikayesinde, gerçek günümüz yaşamında ,dün ile bu günün dolandırıcılığın, becerisinde ve zekasında ,pek bir değişiklik olmadığını görmekteyiz… Bu konuda yazmaya karar verdiğimde Ülkemiz insanının çoğunun tanıdığı Tavuri’nin bahse konu aldatma hikayelerinin , aldatan ve aldatılan yönü ile analizini araştırmacı yazar, Sayın Mehmet Hasgüler’in bir gazetede yayımlanan makalesinde internete okudum… Sayın Hasgüler, yazısında Tavuri ve hayatı için anlatımı hakiki ve yüz yüze oldukça ilginç, ne diyor Hasgüler ‘Mustafa Zekeriya. Nam-ı diğer Tavuri! Son on üç aydır İngiltere’de kalıyor… Geçtiğimiz gün Dayanışma Evi’nin önünde aniden karşıma çıkıyor! Yine memleketin “ahmaklarıyla” başı dertte! Anlattığımda Tavuri’ye hak vermemek elde değil… Tavuri İngiltere’den Kuzey Kıbrıs’taki muhtemel cep telefonları arıyor ve bildiğiniz aldatma “numaralarını” oynuyor… Yani 7-8 kişiyi çeşitli kurgularla ikna ediyor ve “MoneyGram” üzerinden hesabına paraların havale edilmesini sağlıyor… Birisine Tesco’nun ortaklarından olduğunu ve karısını-kızını Antalya’daki trafik kazasında kaybettiğini ileri sürüyor… Bu vesileyle onların hatırasına Kuzey Kıbrıs’a bazı fakirlere yardım yapmak istediğini belirtiyor… Bunun üzerine karşıdaki yani K.Kıbrıs’taki aranan kişi de tam üzerine bastınız deyip, Tavuri’yi cesaretlendiriyor… Tavuri doğum kağıdını soyadı kanunundan önce aldığı için İngiltere’ye resmi adı-soyadı Mustafa Zekeriya olarak giriş yapıyor… Pasaport Kıbrıs Cumhuriyeti’nden yani… Bu konuşmaları yaparken de kendisini Mustafa Zekeriya olarak tanıtıyor! Yani buralarda iş reel gidiyor… Mustafa Zekeriya kendisinin annesinin Türk babasının İngiliz olduğunu ve çok yoğun bir iş adamı olduğunu söylüyor… Benzer kurgularla kimisine Volvo’nun İngiltere bayisi olduğunu, kimisine MoneyGram’ın ortaklarından olduğunu söylüyor ve bu 7-8 kişilik farklı yerleşim yerlerinden hesabına 15 bin dolarlık para yatırılıyor… Bu para yardımını ya da enayiliğini gösterenlerden birisinin polis olduğunu Mustafa Zekeriya söylüyor! Peki, bu farklı öykülerdeki bu insanlar telefonla kendilerine ulaşan bu tanımadıkları adamın hesabına neden parayı yatırıyorlar? Hangi saikle bu oyuna bu yurttaşlar iştirak ediyor? Ve yazısında Hasgüler soruyor… Her arayana para gönderir misiniz? Bu yazıyı okuyunca daha evvel sizlerle paylaştığım İncili Çavuş’un hikayelerindeki aldatma ile ilgili bir diğer hikayesini, hatırladım; ‘Bir gün azam-ı devletten biri sohbet sırasında İncili Çavuşa sorar ve İstanbul’daki dolandırıcılıkta usta birisi var , bu işi nasıl yapıyor merak ediyorum der…İncili Çavuşun cevabı hazırdır… onların şeytan gibi adamları olduğunu dolandırıcılıkta kullandıkları bir çok alet edavatları olduğu söyleyince, aldığı cevap dolandırıcıyı bana getirin olur… İncili Çavuş emri yerine getirir ve en meşhur dolandırıcıyı ağaya götürür… Ağa adama nasıl dolandırıyorsun diye sorduğunda adam alet adavatım vardı ancak sattım ve ilave eder icra-i sanat budur der… Zatı muhterem daha da merak eder ve beni dolandırsana dediği zaman aletlerim yok geri almam ve sizi dolandırmam için paraya ihtiyacım var cevabını veren dolandırıcıya alet parası ne kadar diye sorulur,alet alması için ona bin altın verilir… adam huzurdan ayrılıp gidince, İncili Çavuş gülmeye başlar, sahib-i hane sorar ‘ Niye gülüyorsun? Cevap ‘Sizi ne güzel dolandırdı, ona gülüyorum.’ -Ne demek? Beni kim dolandırdı? -Giden adam , -Canım ben dolandırılmadım, öyle bir şey görmedim denilince İncili çavuş ,efendim, dolandırılmak öyle zannettiğiniz gibi dolaba koyup fırıl fırıl çevrilmek değildir. İşte size bir takım sözler söyleyerek kandırdı, bin altını alıp gitti. ‘Dolandırılmak işte böyledir!’ diyen yine İncili çavuştur… Kıbrısta merak edenler varsa kurnazlığı ile pek ünlü bir Tavuri’miz vardır… Aral Moral’in ‘Tavuri’ adı ile kitabı ise raflardadır… Tavuri bir çok insanımızın tanıdığı bir isimdir… Yaptıklarının yeteneğini “Ben zenginden alır fakire veririm, cezam neyse de çekerim.” diye gösterendir… Olmaması gerekenleri yapması onda alışkanlık yaratmıştır…Ancak aldatığı kişilerin inanmış olmaları ile dalga geçer bir hayatın adamı olarak yazılan yazılara ve kitaplara konu olmayı da hanesine bir şekilde artı diye yazdırmıştır… Yaşanmışlıklar, insana çoğu olayı anlatırken bir yandan dersini de verendir… Ders alıp almamak ise anlayışın ta kendisidir… 

Yüzümüzde açan güller 

Dini bayramlar, hayatımızda önem arzeden günlerdir. Bayram günlerine verilen ehemmiyet, ortak değerlerimizin kesiştiği noktadır. Bayramlar birbirini seven insanların beraberliğinin en yüksek mertebeye ulaştığı, hasretlerin giderildiği, hüznün acının ve yalnızlığın paylaşıldığı, misafirlerilerin ağırlandığı, evlerimizdeki ışığın çoğaldığı vakitlerdir… Zaman, seneleri üzerimizde yaş diye biriktirmiş ancak biz yaşlandığımızı bayramlarda elimizi öpenlerin çokluğu ile anlıyoruz. Bayramlar bize bunu hatırlatandır… Annemin vefat ettiği gün de Kurban bayramının ilk günü olmuştu… Unutulmaz acımız 2002 yılında yaşanmıştı… Hüzünlü ayrılışlar her evde var olan gidişlerdir… Ailesini sevdiklerini zamansız olarak bırakıp gidenler vefatları ile hasretini her evde bırakanlardır. Cemal Süreyya deyişindeki ‘Her ölüm erken ölümdür’ sözünün içinde haps olmak gibi… Bayramlar, neşe ile hüznün karışımındaki geçmişi bir nevi anma seremonisidir… İlkokul yıllarımızda sınavlarda sorulan belirli sorular hiç unutulmayan suallerdir. Dini ve milli bayramları yazınız denirdi… Bizim zamanımızda çoktan seçmeli sorular yoktu. İmtihan kağıdımız bildiğiniz çizgili kağıt idi. İsmimizi yazdığımız kağıdın sağ tarafı ise üçgen şeklinde kapatılan, öğretmenin kağıtlara not verdikten sonra isimlerin ancak sınıfta kağıtlar dağıtılırken görüldüğü sıralardan geçtik. Kurban bayramının, Hacılar Bayramı, Ramazan Bayramının ,Şeker Bayramı olduğunu dini ve milli bayramlarımızı o yıllarda aileden sonra ilk okulda öğrenenlerdik. Bayramları, arife günlerindeki kök ev temizliği, bayram alışverişi ve alınan yeni giysilerle daha çok sevenlerdik. El öptükten sonra verilen bayram paraları ise yüzümüzde güller açtırıyordu… Ailemi hiç evde kurban keserken görmedim. Sadece bildiğim o günler için mutlaka kurban ederi kadar yardımın daha ihtiyaçlı kişilere yapıldığıdır… Kurban bir canın hak için hakka yakınlaşmasının ve bu hususta kararlılık gösterilmesinin somutlaşmış halidir denmektedir, günümüzde kurban konusunda açıklanan kurban bedelleri kadar bağışlar çeşitli kurumlara yapılmaktadır. Bu gibi davranış şekilleri tasvip edilendir takdir bulandır… Nitekim Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bağışı, yazılı basında Kızılay Başkanının ifadelerinde, bizleri de duygulandırmıştır. Açıklamadaki ifadelerde; ‘Cumhurbaşkanımız bu sene yurt dışında, Pakistan’da kesilmek üzere 3 adet kurban hissesi vekaletini verdi. Eşi Emine Hanım da Bosna-Hersek, Somali ve Yemen’de 3 hisse kurbanının kesilmesi için bizleri vekil tayin etti. Biz de vekaletlerini aldık. Cumhurbaşkanımız her sene olduğu gibi bu sene de kurban vekaleti noktasında Kızılay’ı tercih etti. Bu konuyla ilgili Kızılay’a duyduğu güvene ve teveccühüne biz de Kızılay olarak şükranlarımızı arz ediyoruz. Cumhurbaşkanımızın bu konudaki örnekliği bizim de bu konuyla ilgili faaliyetlerimizi artırmamıza vesile oluyor.’ Kuzey Kıbrıs Türk Kızılay Derneğinde uzun yıllar benimde görev yapmış olmamın bu heyecanda yeri vardır… Böylelikle Türkiye’deki Kızılay Başkanının açıklaması ile Türkiye Cumhurbaşkanının kurban bağışını bir vesile öğrenmiş olduk… Bu gibi bağışların açıklanmasının duyarlı vatandaşlara örnek olma ihtimali ise çok yüksektir… Böylesine anlamlı bağışları ile hareket edenlerin ve kurban bayramında ihtiyaç sahiplerine, yetim sofralarına bir nebze olsun tebessüme sebebiyet verecek bu gibi davranışların, ülkemizde de örnek teşkil etmesidir… Nitekim Kuzey Kıbrıs Türk Kızılay’ı aracılığı ile Türk Kızılayı, KKTC’de kurban keseceğini duyurmuştur… Arefe gününün duasında ve hayrında, karşılayacağımız Mübarek ‘Kurban Bayramı’ tüm İslam âlemine kutlu olsun…

Türkiye olmadan asla 

Şehit Süleyman Uluçamgil, Şanlı Erenköy Direnişinde vatan topraklarını korumak, Kıbrıs’ta yaşayan Türklere yardım etmek gayesiyle, Türkiye’de üniversite tahsili yaparken idealleri etrafında toparlanıp o günün şartlarında, sağlıksız koşullarda Erenköy’e çıkan 400 kadar öğrenciden bir tanesidir… Onun yine Erenköy’de şehitlik mertebesine erişmesi ile tüm şehitlerimiz dahil duyduğumuz büyük acı…. Acı diyorum, çünkü toplumsal olarak duyulan acıların bir de aile içerisinde ‘ateş düştüğü yeri yakar’ misali verdiği çok büyük acılar da farklı boyutlarda hissedilmekte ve yaşanmaktadır… Süleyman Uluçamgil, Kayınvalidem Nazife Mehmet Salih’in erkek kardeşi ve Fota köyü muhtarlığını ölünceye dek sürdüren Muhtar Ali Mehmet Salih’in oğludur… Süleyman, Muhtar Ali beyin Süheyla Vural, Mehmet, Fezile, Sevgi, Ayşe Tonguz, Hatice ve Turgut diye isimlendirdiği çocuklarının kardeşidir… Hepsini aileye girdikten sonra tanıma fırsatım oldu… 1966 yılından sonraki yıllarda köyün şimdiki adı ile Dağyolu’na gidişimiz çok olmuştur… Halen de devam etmektedir… Hani derler ya; ‘toprak insanı çeker’, bu köy de ailecek bizleri fazlasıyla etkileyendir… 1963 hadiseleriyle başlayan çarpışmalar, Mücahit’lerin Kıbrıs’ın her yanında gösterdikleri müdafaa ve Lefkoşa’daki çatışmalar, ‘bekledim de gelmedin’ diye sınırdan Rum askerlerinin biz Türklere sataşması, unutulmayan anılar arasındadır… O yıllarda yine Erenköy mücahidi olan ve İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde okuyan Kardeşim Niyazi Özdemir’in de Erenköye çıkış zamanıdır. Annemin, Erenköy hassasiyeti, tüm talebeler için duyduğu üzüntü, köye gidecek askeri helikopterler ile göndermeye çalıştığı erzak için Türk lisesi bahçesinde verdiği mücadele, sonra kara yolu ile Erenköye gidişleri… Hepsi yarım asır geriden bu güne uzanan ve 1974 Barış Harekatı ile adanın tümünde sağlanan huzurun unutulmayanları olarak hafızalarda yer edendir… Süleyman Uluçamgil, Kıbrıs Türk bağımsızlık mücadelesinin önemli isimlerindendir…1944 doğumludur. Gençliğinin baharında yazdığı şiirleri vardır. Yirmi yaşında vatanı için şehit düşmüştür…Adını Kıbrıs Türk tarihine silinmez harflerle yazdırmıştır. Aynen aşağıdaki mısralar onun duygusallığında ve vatan sevgisinde var olandır… ‘Şimdi burası Lefkoşa Duvar diplerinde tohumun açınması mutlu olur mu? Kahveler sabahlara dek kapanmazken İnsanlar gerneşir mi? Sıcak ekmeğe bakarken vurulur mu insanlar habersiz arkasından Türk oldukları için Tanrım vurulur mu?’ diye, Türklerin çektikleri zülmü -Süleyman Uluçamgil- şiirlerinde dile getirendir… Kıbrısın mücadelesinde var olan acı ve zülmü Süleyman Uluçamgil’ i anlatan eserlerde ve makalelerde ve en iyi şekilde şiirlerine yansıttığı vatan sevgisi ruhunda görebilirsiniz… Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin birçok sokak ve caddelerinde şehitlerimizin ismi vardır… Biz her gün evimizden ana yola çıkarken levha üzerinde ‘Şht. Süleyman Uluçamgil’ diye gördüğümüz yazıda onu her gün anmaktayız. Her yıl 8 Ağustos gününü de ayrı anlam ve öneminde, vatanı için şehit düşenleri, minnetle anmakta gazilerimize şükranlarımızı iletmekte ve bütün askerlerimize güç ve kuvvet vermesi için Tanrı’ya dua edenleriz… KKTC Başbakanı Sayın Hüseyin Özgürgün’ün gün için yayınladığı mesaj bütünü çok anlamlıdır ancak aşağıda alıntı yaptığım kısım kanaatimce can alıcı noktadır ; ‘Erenköy, Anavatan Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, garantörlüğünün gereklerini yerine getirerek, Kıbrıs adasını Rum-Yunan egemenliği altına sokma rüyası görenlere ilk ihtarını yaptığı yerdir. Türkiye’nin 1964’de, uçakları ile Erenköy Direnişi’ne verdiği destek, dünyaya, garanti ve ittifak anlaşmalarında yer alan etkin ve fiili müdahalenin ne olduğunu göstermiştir’ Aziz şehitlerimiz ve gazilerimizin fedakarlıkları ve kahramanlıklarıyla destanlaştırdığı Erenköy Direnişi hafızalardan silinmeyecektir. Bu anlamlı günde, kahraman bereketçileri, Şehit Pilot Yüzbaşı Cengiz Topel’i, tüm şehitlerimizi rahmet ve minnetle, gazilerimizi saygı ve şükranla anıyorum. Ruhları Şad Olsun.” hepimizin sesi olmuştur…Bir kez daha Türkiye olmadan asla diyenleriz

Her gününüz Cemre tadında olsun..

Cemre..  ağızdan çıkışı, söylenişi , ne kadar güzel bir ahengi çağrıştırıyor.. Kız çocuklarında  kullanılır bir isim olduğu kadar erkek çocuklarına da konan bir ad.. Anlamı ise bilgilere göre köz haline gelmiş ateş köz.. 

köz ise kıpkırmızı ateş..Cemre ayrıca  romantizm yönünden de şarkı ve şiirlerde,soğuk havanın ılıman ortamında bestekar ve şairlere ilham kaynağı bir nevi mucizevi günler.. mesela..
Muazzez Ersoy ‘un seslendirdiği “CEMRE DÜŞTÜ”  şarkısının son nakarat kısmı  ne kadar içten ve duygu yüklü.. 
“Kış günümde cemre düştü başıma 

Cemre düştü hasret çeken yaşıma 

Cemre düştü toprağıma taşıma 

Cemre düştü yüreğime aşkıma”
Cemre düşüşü genellikle köylerimizde çiftçilerin toprağa bağımlılığında bu işi meslek olarak yapanların hayatlarındaki beklenti.. 

Cemre toprağa düştü ifadesinin anlamında cemre çiftcilerimizin için bir bekleyiş olduğu kadar tabiattaki uyanış başlangıcının ta kendisi.. Bu başlangıçta havaya sonra suya sonunda toprağa derken köy evlerinin büyük  sofasından ki çevresi kenarları tığ işi danteller ile örtülü minderlerden bakışla, çoğu evin eski kare beyaz taşları veya parlak çimentosu zemininden, havaya bakıldığı günler, en güzel zamandı .. O zamanda.. Eski yıllarda, gözler dışarıya bakarken, kalın tahta mertekli tavanın kamıştan örülmüş tavanı ile  ayrı bambaşka  bir havanın soluğunu ortama yaymakta idi.. Dahası iki mertek arasına çekilen  kalın iki ip arasına çarşafla veya battaniye ile  kurulan el yapımı salıncakta sallanıp uyutulan çocukların yüzlerine toprağa Cemre düşerken, nur yağdığı inanışı, konuşmalar arasında duyduklarımız .. 
Cemre düştü dedikten sonra topraktaki üretim için gerekli faaliyet ve önlemlerin alınması hali ile bu günlerin eskilerin dili ile baharın habercisi günler olurken yapılacak işler dahi bu olaya göre planlanıyor ve hayata geçiriliyor..
19-20 Şubat cemrenin havaya düştüğü günler olarak görülürken 26-27 Şubat Suya 6-7 Mart ise cemrenin toprağa düştüğü günümüzde de söylenmektedir.. 

Düştü ibaresi ise olaya daha bir objektiflik katarak destekler bir mahiyetteki ifadesi ile de olayı güçlendir pozisyonu ile efsanevi bir durum arzediyor..
Baharın müjdesini veren Cemre ‘nin birinci düşüşü suya gerçekleşmiş oldu.. Şimdi beklenen 2cisi ile Mart ayında olaması beklenen 3cüsü toprağa düşmüş olacak.. Şu anda mevsim kış olsada havaların ısınması öncülüğündeki cemreyi takipte gözlerin gördüğü tabiattaki değişikliği her gün artan haliyle arpa çiçeklerinin topraktan fışkıran, yeşil dalları arasında, kırmızı çiçeklerinin ülkemiz  tarlalalarında açacağı günlerdeyiz.. Badem ağaçlarının çiçekleri ile gelin kıza benzetildiği bu mevsimin bahara geçişinde az da olsa bizleri bütün olumsuz  sorunlardan uzaklaştırdığı günler olarak kabul etmek hiç de zor olmasa gerek derken.. 
Bu güne nokta mı? 
Her sevgi, Cemre gibi olsun gönlünüzde, hedefin vardığı yere kadar.. Sebat,sadakat ve vefa ile.. 
Her gününüz Cemre tadında olsun.. 

Medeniyetler Beşiği Kıbrıs..

​Kıbrısın her yanı güzel.. Hatta güzelden öte muhteşem bir coğrafya.. 

Her yerinde ayrı bir tarih.. Ayrı bir gerçek..
Her şehrinde, köyünde  yıllar öncesinin bir anısını anımsarken bir de bakmışız ki, elli yıl gibi yarım asır geriye varabiliyoruz.

İnsan hayatında bu yılların getirdiği yorgunluk belkide içimizde dediğimiz,  kalbimizde, ciğerimizde, hatta en önemlisi aklımızda biriktirdiğiniz adını  ise doğru veya yanlış  tecrübe koyduğumuz ,deneyim ve  yaşanmışlıklar değil de nedir?

Gençlik su gibi akıp giderken olayların seyri de kısa metrajlı film gibi izlenir ,aklın bir köşesine  yazılır.. unutulmaz olur.. sonunda eski yılların deyimi ile bu film tamboy niteliği kazanır.

Hayatın gerçekleri esasında gündemi oluşturan, konuların ,bütün içerisindeki bazen kara kaplı defter dediğimiz bazen de beyaz sayfalarda , yer alan satırlarda gizlidir. Ömrümüzde  ceryan eden , aleni  konular ise bu yıllar içerisinde yaşayan  kişilerin, anımsayıp hatırladıklarıdır..

Kadın olsun erkek olsun her hadisede bir varlık gösteren bu bireyler edindikleri meslek ile her zaman hayat koşullarına katkı koyanlar olduğu gibi kurdukları aile düzeninde yaşadıkları sürecin  faydasını , sağlığını, huzurunu, mutluluğunu, hatta gelecek kaygısının inişli çıkışlı yaşam mücadelesinde yer alan her olumsuzluğu da görenler olurlar..

Değişim kişilerin kendisini çağa uydurması ile meydana gelen olsada bazı hallerde kişi kendini pek değişime ayak uyduran olarak görmez.  Bunun adını da ben muhafazakarım diyerek belkide kendisini muhafaza ya alır:)

Bazen bu muhafaza halinde bencillik olsada belkide hep savaş yıllarının belirtisi olan ruhsal bunalım müdafaa da  tesirli olandır.  Böyle tavır içindeki kişileri de hoş görmenin her zaman avantajı toplumsal benlikte ortaya çıkar. 

Bitmeyen bir Kıbrıs sorunumuz ile beraber yaşlanmanın, beraber yaşamanın farkında olan bizlerin “yarım adamızdaki” hali ile  kendimize aidiyet sağladığımız topraklarında elbette huzur içinde nefes alanlarız.

Bir çok sorun olabilir ama hiç bir sorun Kıbrıs meselesi kadar dillerde yer etmemiştir.  Hata insanımızın, her olmayan bir konuda, karşısındakine amma da uzattınız sanki “Kıbrıs Meselesi” diyebilmektedir..
Eski yıllarda Evkafın su meselesi nasıl bir deyim haline geldi ise günümüzdeki Kıbrıs müzakereleri için de Kıbrıs meselesi deyimi kendi iç bünyemizde literatüre girdi bile..

 Ne diyelim..kalan ömrümüzde, yaşadığımız veya  yaşayacaklarımızın bize ders olması tesellisi ile..

Bu güne nokta mı? 

“Gerçekler öğrenilince, zannetmeler biter.” #Huzeyl

———————————-