Tag: Kıbrıs Star Gazetesi

Araya giren çavuş

Araya giren çavuş

Denge insanların hayatları süresince önem arzedecekleri en önemli unsur. Dengeli olmak başka dengesiz olmak başka ve insanlarda uyum denge ile başlayan dengeyi sağlayan, tarafına her zaman başarıyı götüren olmaktadır. Kavgaya körükle gitmenin bir anlamı yoktur. Sonucunda kırılan kalpleri bir araya getirmek kadar zor birşey olamaz. Her insanın hayatında ve bilhassa iş hayatında meydana gelen olumsuzluklarda kişiler arası uyumu sağlayan dengeye önem veren yöneticiler başarılı olmaktadır. Ülkemiz küçük bir yer Kıbrıs’ın yarısında yaşamak güzelliklerini görmek hissetmek ayrı bir ruh dinginliği. Hissetmek için duygulardaki dengenin her zaman insan zihnindeki olgunluğu şart. Yaz sıcaklarının en hissedilir ayları Temmuz ve Ağustos Eylül… Eylül ayının adını çıkarmışlar onbeşi yaz onbeşi kış diye, kaç yıllar kaç mevsimler geçti Ada’nın kurak ikliminde dengeli bir gidişat yok, mukadderat diyoruz,tedbir gerek diyoruz, tesbit için, zamanında hareket diyoruz. Ne mevsimin sıcaklığı ne kuraklık ne de mevcut sorunlar değişmiyor. Bilinen gerçeklerde dengeli çözümler şart diyoruz. Kıbrıs meselesinin çözümünün olabileceğine inanaların gittikçe azaldığı zamanda yine çeşitli senaryolar ve tesellinin gölgesinde vakit geçirenler, hükümetçilik oyununda geçen süre ve kendilerinin bile inanmadığı, gerekçelere iltica etmiş zihniyetler. Güney ile Kuzey arasında gidiş gelişlerdeki soğukluk. Bitmeyen tek şey,konuşmalara sığdırılan cümlelerin varlığı…Ne yapmış İncili Çavuş, hükmünün zamanında almış akrabasını, gitmiş önemli bir toplantıya akrabasına, aman hısım bugün bir toplantı var oraya gideceğiz, sana bazı tembihlerim olacak bunlara iyi kulak ver, orada hep ”büyük adamlar“ vardır. Beni ve kendini mahcup edecek bir hareket yapma. Kalkacağın yere sakın oturma, yerini iyi seç. Üzerine söz düşmezse konuşma, söz arasında zırtaboz olma, sana gelecek ”mahcubiyet” bana gelmiş olur. Sakın ha istemeden de bir şey verme, aman ha ortamı fazla germe, diye de tembihlemiş. Toplantı başlarken içeriye vezir girmiş, ağa girmiş,kadı girmiş bizim hısım yerini vere vere kendini kapı ağzında buluvermiş, İncili mahcup hısım konuşuyor eşeği olduğunu İncilinin köyde her toplantıya katıldığını söylüyor o kadar çok konuşuyor ki oradaki ulemalar sus be adam derken bizim hısım sofraya getirilen karpuzu kesmek için kınından değerli taşlarla süslü kamasını çıkarıp veriyor, bunu gören Vezir hile ile bu kamayı almak için hısımın, bıçağının kendi babasına ait olduğunu dolayısı ile hısmın babasının babasının katili olduğunu iddia eder, ortalık karışmıştır İncili Çavuş araya girer ve tamam mahkemeye çıkarın der, itirazlar ona akıl vermeyeceksin üzerine odaklanır. İncili akrabasının eşeğinin kulağını tutar ve başlar konuşmaya, yapmayacaksın dediklerimi yaptın o halde şimdi sen onu katil çıkar, yetim kaldım de ve sana yetim aylığı bağlanana kadar vazgeçme der. Sonunda işin içinden çıkılamaz olmuştur, hısıma yetim aylığı bağlanır. Vezir İncili’ye sitem eder “Sen adama akıl verdin yoksa adam böyle kendisini savunamazdı” deyince İncili “Vallahi vezir efendi ben onu şahsına bir akıl vermedim ama akşam eşeğini yemlerken eşeğe bazı şeyler mırıldanmıştım. Eşekten öğrendi ise bilemem adam o kadar da anlayışlı değildi” der. Gereken yerde gereken sonuç alınması için söz dinlemenin şart olduğu bilinirse başarı dengenin eseri olur. Ne diyebiliriz ki ! Anlayana böyle biline…

Advertisements

Star Kıbrıs – “Gelen sefer o’nun evinde kalalım” – Diplomatik pasaport taşımak hava limanlarında, Check-in ve güvenlik kontrolü yaptırmamak lüksünü bu pasaport sahiplerine vermez. Her yolcu hava limanına uçak kalkış saatinden kaç saat önce gitmesi gerektiğini bilendir.

Diplomatik pasaport taşımak hava limanlarında, Check-in ve güvenlik kontrolü yaptırmamak lüksünü bu pasaport sahiplerine vermez. Her yolcu hava limanına uçak kalkış saatinden kaç saat önce gitmesi gerektiğini bilendir.
— Şurada oku www.starkibris.net/index.asp

Star Kıbrıs – Ana, hayatın ebediliğidir – Kadın, anne olsun veya olmasın içgüdüsel olarak annelik payesini taşıyan ve bununla manevi güç kazanan duyguların bütünüdür. Küçük kız çocuklarının bebekleri ile oynarken annelik hissini küçük yaşlarda oyunlarına aktarmakta olduklarını biliyoruz.

Kadın, anne olsun veya olmasın içgüdüsel olarak annelik payesini taşıyan ve bununla manevi güç kazanan duyguların bütünüdür. Küçük kız çocuklarının bebekleri ile oynarken annelik hissini küçük yaşlarda oyunlarına aktarmakta olduklarını biliyoruz.
— Şurada oku www.starkibris.net/index.asp

Star Kıbrıs – Etkin seçmen kitlesi – Rumlar ‘AB üyesi olduktan sonra niye Türklerle anlaşma yapsın?’ diyen 3. Cumhurbaşkanı Sayın Dr. Derviş Eroğlu, bu güne kadar Kıbrıslı Türkler için ‘Biz, hem dinimiz,hem de Türklüğümüzü koruduk ‘ diye verdiği beyanatın bütünü içeriğinde halkımız arasında tasvip gören olmuştur ve genel kanaat, hem Rumlara hem inadına barış diyenlere gerekli cevabı Sayın Eroğlu’nun verdiğidir.

Rumlar ‘AB üyesi olduktan sonra niye Türklerle anlaşma yapsın?’ diyen 3. Cumhurbaşkanı Sayın Dr. Derviş Eroğlu, bu güne kadar Kıbrıslı Türkler için ‘Biz, hem dinimiz,hem de Türklüğümüzü koruduk ‘ diye verdiği beyanatın bütünü içeriğinde halkımız arasında tasvip gören olmuştur ve genel kanaat, hem Rumlara hem inadına barış diyenlere gerekli cevabı Sayın Eroğlu’nun verdiğidir.
— Şurada oku www.starkibris.net/index.asp

…Fırsat kaçıcı,deney aldatıcı,karar güç

…Fırsat kaçıcı,deney aldatıcı,karar güç

Hafta yedi gün hızla geçiyor. Yıllar geçmiş günler mi geçmeyecek. Ayların olduğu gibi her günün bir anlamı var. Önemli günlerin başında ise Cuma günün yaşamımızdaki yeri yadsınamaz olandır.
Cuma günleri hassasiyeti daha çok manevi duyguların önem arz etmesi olsa gerek ki bu günde daha bir güçlü olduğumuzu mutlaka hatırlarız. Bu günde yüreğinizde biriktirdiğiniz birçok anıyı mutlaka daha net hatırlayanlar olursunuz. Hafızanız size elinizde mevcut veriler ile çok geri yıllara gitmenizi sağlar.
Geçen Cuma günü yine 1945 yılının Kahire’sinde babam Hüseyin Özdemir ile Mehmet Ali Paşa camisini o günlerin gerçeğinde onun anlatımı ile gezmiştik. Babam Kahire’de 2.Dünya savaşı yıllarında bir ay süreliğine mahsur kalmış kendini İngiltere’ye götürecek Vapuru beklerken bir öğretmen gözüyle kendisine olacak fayda çerçevesinde bulunduğu şehrin önemli yerlerini gezmiştir. Babam o yıllarda Kahire’deki hayvanat bahçesini gezdiğini orda her yerin pırıl pırıl temiz olduğunu, envaı çeşit kuşlar olduğunu, yılanlar, maymunlar ve develerin bulunduğu bahçeyi gezdikten sonra etraftaki renkli taşlara duyduğu hayranlığın ertesinde tramvay ile Ehramlara yakın bir yere kadar gittiğini oradan ise deve sırtında yolculuk yaparak tepelere ulaştığını yazmıştır. Ehram girişlerinde bulunan Sfenkslerin başı insan vücuda hayvan şeklinde duruşları ile Nil nehrinin eşsiz güzelliğinin ayrılmaz parçalar olarak görsellikte olduğunu da notlarına eklemiştir. Nil nehri olmadan ülkelerinde hayat olmayacağına inanan insanların kalabalığı arasında Mısırlı çocukların mükemmel İngilizceleri ile satış yaptıklarını, Süveyş kanalının ise çok para getiren bir ulaşım yolu olduğunu belirten babam, bir aya yakın süre kaldığı Kahire’den kaldığı otelin müdürünün ayni zamanda şehirdeki seyahat acentesi müdürü olduğunu gördüğü zaman çok şaşırdığını Hindistan-İngiltere seferini yapan kraliyet vapur seferinden yerini ayırttırdığını ifade ederken 2. dünya savaşı yıllarında böyle bir yolculukta Türk bir öğretmen olarak gezdiği yerleri ve yaşadıklarını anlatımı bizlere bu gün için bir ders oluyor. Geçmişte eğitim için yapılan gezilerde çevreye bakıldığı, gidilen ülkelerin, sosyal ve ekonomik yapısı hakkında notlar alındığını görürken bu günün gezilerinde etrafa bakmadan akıllı telefonlar içine gömülü başları gördükçe çevrede, yanı başımızdaki canlı olayların ve tabiatın incelemesinde kaçırmış olduğumuz çok şeyin olduğunu da anlıyoruz. Gelecek Cuma gün nasip kısmet diyelim yine notları aktarmaya devam edeceğim ancak bu günün önemli gündem maddesi olan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Meclisi Başkanlık divanı oluşumu ve hükümet programının Meclis’teki sırası, organlar oluşmadan programın okunup okunmayacağı yine biz ülke halkının önünde cereyan eden halini göreceğiz. Kamu oyu, grubu olmayan bir partinin milletvekili adayının, yasal zeminde Meclis Başkanı seçilemeyeceği yönünde kararını verirken, Meclis komitelerinde başkanlık yetkisi oyu ve siyasi partisinin grubuna dâhil olan Meclis Başkan’ının kim olacağını da ayrıca merak etmektedir. Bu günkü yazımdaki kullanacağım söz ise Hipokrat ‘a ait ‘Hayat kısa, meslek uzun, fırsat kaçıcı, deney aldatıcı, karar güç. ‘

Gözlerindeki perdeyi arala…

Gözlerindeki perdeyi arala…

‘Avuçların açıldığı, gözlerin yaşardığı, ilahi esintilerin kalpleri okşadığı anın bir asra bedel olduğu her gece ve Kandil gecesi için dualarda birleşmek dileğiyle kandilinizi kutlarım.’ Mesajı insani duyguların ve inancın bir ifadesi olarak manevi hissiyatın doruk noktasıdır. Bazı önemli dini günler bayramlar vardır ki … Bu günleri ve manasını ,bütün aileler çocuklarına bir istisna öğretendir… Kıbrıs’ta Mevlit Kandili bu günlerin en önemlisi olup ayrıca ibadet adına okulların tatil olarak resmî tatil günüdür… KKTC’de Mevlit Kandili dolayısıyla her yıl ülkede resmi kurumlar ve okullarda tatil uygulaması devam ediyor. Kandillerin resmi tatil olması 1960 öncesi sömürge döneminde Rumların dini tatil günleri ile denkliği sağlanması amacı ile İngilizlerin kandilleri tatil kabul etmesine dayanıyor, uygulama KKTC’nin kuruluş yılından itibaren güncelliğini koruyarak günümüzde de devam ediyor. Mevlit gecesi dua ile geçirilecek bir gecede bilerek veya bilmeyerek işlenen günahların affı Allah huzurunda af edilebileceği hakikati ile dualar insan ruhunun derinliklerine yapılmaktadır… Mevlit kandili nedir diye tekrarlayacak olursak Mevlid; doğum zamanı, doğulan yer ve zaman anlamına gelmektedir. Peygamber Efendimiz (sav)’in doğduğu geceye Mevlid Gecesi denir. Diye açıklamasının yapıldığı, öğrencilerin bunu bilmesi ve din bilgisi derslerinde bizlerin, yıllar öncesi sınav kağıdına cevap olarak yazdığımız yanıttır… Bizler küçüktük ,büyüdük, kandil gecelerinde içinizden ne geliyorsa Yüce Rabbinizden isteyin dualarınızı içinizden nasıl geliyorsa yapın Allah’ın kabulüdür diyen ailemizin telkinleri ile büyüyen çocuklarız… Bir işe başlarken ‘Bismillahirrahmanirrahim’ diyerek adım atanlarız…Şükretmesini de ayrıca bilenleriz… Kandil gecelerinde ne hissediyorsak yaptığımız duaları ,her gece yastığa başımızı koyduğumuz zaman yapmakta o günün vicdan muhasebesinde hissettiklerimizin duasını avuçlarımızdan ve kalbimizden eksik etmeyenleriz… Bilhassa çağımızda,teknoloji sayasinde şükürler olsun ki bütün dini bilgilere dualara ulaşmanın kolaylığındayız… Bu kolaylığın faydasında olmanın huzur ve mutluluğunu aile yapısı içerisinde daim eyleyenleriz…Mevlit gecesi ve her daim yapılacak bir duayı ise ifade edenlerin yazdığı gibi aynen sizlerle paylaşmak istiyorum. ‘Ey güzelliği akılara hayret ve durgunluk veren Bedi olan Allah’ım. Seni çok seviyoruz. Ne olur Mevlid Kandili Gecesi ve Habibin (sav) aşkına Sen de bizleri çok sev. Bu gecemizi, bu günümüzü, bu haftamızı, bu ayımızı, ömrümüzü hayırlı eyle. Bize ve nesillerimize uzun hayırlı ve sıhhatli bir ömür ver. Geçmiş devirlerde peygamberlere, alimlere nasıl hayırlı işler yaptırdıysan bizlere de öyle hayırlı işler ve dualar yaptır. Meleklerin dillerine destan olacak hayırlı işler ve dualar yapmayı bizlere lütfeyle…’ Ve bizler bu duaların bizlere kalkan olması umudunu hiç bir zaman unutmayanlar olarak attığımız her adımda dualarımızı kendimizden ve sevdiklerimizden esirgemeyenleriz. Ayrıca çevremizde bulunanların, yüreğinde kin, nefret ve riya olmayan herkes içinde dua etmeye de devam edeceğiz…’ Ay vurmuyorsa yüzüne, güneş vurmuyorsa pencerene kabahati ne Ay’da ne Güneş’te ara. Gözlerindeki perdeyi arala’ diyen Mevlana gibi düşüncelerde, etrafımıza dikkatlice ama sevgiyle bakanlarız… Bu yıl Mevlid kandilinin tarihine uygun düşen KKTC Genel seçimleri, bu günlerde inancın ve duanın önemini daha ziyade hissettirmiştir… Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde,toplum menfaatine olacak ve ülkemizi güzel günlere taşıyacak 2018 seçimleri dahil her konuda bu mübarek haftada duamız ‘istikrar’ için olsun iç barış olsun diyenleriz… 

Ağlayana omuz,izleyene çare

Ağlayana omuz,izleyene çare

Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce, değerli olabilmeli hayat! İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için! Başkasının yerine koyabilmeli kendini; ağlayan birine ‘gül’, inleyen birine ‘sus’ dememeli! Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli” diyenler ile tamamen aynı kanaatteyim… 


Cuma günleri kendimi bazı anlarda ana, baba, yalnızlığında bulduğum an onlara gönderdiğim duaların korumasında olduğumu hissedenlerdenim. Kim bu hisleri hissetmez ki? Ana baba, eş desteği her insanın inanılmaz isteği olma halini hiç bir zaman kaybetmeyen 5 duyunun bir anda insan zihninde yer edişidir… Her Cuma günü olduğu gibi bu gün de babam Hüseyin Özdemir’in bizlere mirası, anılarını, yazdığı kâğıtlar üzerinde gözlerimi dikkatle gezdiriyorum… Babamın hayatında çok zorluk çektiği günler varlığı, şimdiki öğrencilerin şanslı olduğu, kendilerinin, sokaktaki elektrik direkleri altında soğuk ve sıcak gecelerde ödevlerini yapabildiklerini, her zaman, hem bize, hem torunlarına devamlı öğüt veren baba, dededen ziyade bir öğretmen ruhu ile konuşandı… Yazdıklarını okumaya devam ediyorum ve anlıyorum ki; babamın hayatında Omorfo Öğretmen Koleji’nin kendisine verdiği tecrübenin farkındalığını var ve şöyle ifade ediyor… Bu kolejin sayılı ilk mezunları arasından olmuş bir öğretmen olarak, birçok okullara gidişlerinin, öğretim metotlarını, psikolojisini öğrendiklerini, çok sayıda kitap, İngilizce, coğrafya, fen konusunda kendilerine ait modern öğretmenler yetişmesinde etken olduğunu da notlarına eklemiş olduğunu okuyorum… Babam Larnaka’ya öğretmen olarak gitmeden önce nikâhlanmam gerekiyor diyendir… Eş seçimini yaparken, köyün güzel kızlarını gözden geçirdiğini ve kendine uygun kızın merhum öğretmen Şakir efendinin 18 yasındaki kızı ‘Fatma’ olduğuna karar verdiğinde kendisinin de 22 yaşında genç bir öğretmen olduğunu yazmıştır… Annemin köyün dışındaki şeftali denen su kuyularından su çekip, testi omuzunda eve su taşıdığını, dikiş-nakış, tezgah çorap dokuma yaptığını, pamuk kozaları ile yaktığı bahçedeki fırında ekmek, çörek pişirdiğini, anneme babasından Yenağra köyünde 80 dönüm arazi kaldığını, nohut, böğrülce, mercimek gibi mahsulü aldıklarını yazan babam, annemin bir öğretmen için ideal bir eş olacağına karar vererek onunla anlaştığını ve nikâh kıydıklarını belirtmiştir… 

Düğünleri bir yıl sonra olacağı için annemin köyde kaldığını her Perşembe okuldan sonra Larnaka’dan Nergisliye bisikleti ile adeta köye uçarak gittiğini mesafenin 24 mil olduğunu yazarken Cuma gün tatili sonrasında Larnaka’ya iki saatte vardığını, notlarına yazarken Larnaka’nın denizinden köye doğru esen rüzgarın, köye gidişinde merhametli, dönüşünde acımasız olduğunu bütün bir samimiyet içerisinde itiraf eden olmuştur… İnsan ailesini, yanındakilerini aralarından ayrılan eş dost gibi her bireyi Cuma günlerinin manevi hissiyatı ile daha çok, özlemekte zor günlerinde olduğu kadar sevinçli günlerinde de onlara apayrı bir ihtiyaç duymaktadır… 

Babamın anılarını 2. dünya harbinin hüküm sürdüğü yıllarda bırakıp şimdiye, günümüze dönüyorum… Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde erkene alınan genel seçimleri için belirlenen adayların sosyal medya hesapları dâhil verdikleri demeçleri, haberleri okuyor ve seçime az bir süre kala zihnimdeki istikrar kelimesinin diğer KKTC seçmeni belleğinde de önemli yer tuttuğunu fark ediyorum… Seçmen, koalisyonsuz bir hükümet modeli arzu etmektedir… Mührünü kullanacaktır, deneyimi dikkate bunu dikkate alacaktır. Seçmenin oyunu bu yönde kullanacak olması, müreffeh bir geleceğin teminatı olacağı gerçeği vardır… Bu gerçekten hareketle, Cuma günün anlamında ve duasında daha güzel günlere varmak için seçim gününün bekleyişindeyiz… 

Dinlemesini bilene

Kişiler birbirleriyle konuşarak anlaşır… Dinlemesini bilenler, kendileri de dinlenilir olduğu zaman sözlerini geçirenler olur… Kahve bahane sohbet şahane derler ya, bu konuşmaların dahi bir adabı bir edebi vardır… Sohbet, mekanında, erbabı ile ve sevgisinde anlam kazanır… Hele de sözde kalmamış olduğuna inandığımız kahvenin kırk yıllık hatırası ile devam ederse… Bu aralar her sohbetin derinliğinde siyaset var… Sohbet edenlerin kişilikleri, hoşgörülü, sevgiden yoksun olmayan, karşılıklı anlayış içerisinde geçen sohbetlere doyum olmaz… İşte bu an hem konuşanın hem dinleyenin ayrılmaz bütünselliği olur… Dinlemeden fikir yürütmek olmaz… Ders dinlenmeli, esasında konuşmacı hangi kürsüde olursa olsun dinlenmeli… Bütün ayrı görüşler etkisi altında kalmadan dinlenmeli ve kişinin kendi fikirleri ile örtüşen kısım kabul görüp fikir sahibi olunmalıdır… Ön yargı hiç bir zaman kabul edilir olmamalı… İyi bir gözlem bunun panzehiri olmalıdır… Sokrat kendisinden ders almak isteyen bir öğrenciden hayli yüksek bir ders ücreti istediğinde öğrencinin çok fazla, bu kadar paraya 3-4 hoca tutarım cevabına verdiği cevap ‘İyi ama evladım ben bu paraya bir konuşmasını bir de dinlemesini öğreteceğim.” dediği bilinenler arasındadır… Okuyoruz biliyoruz… Dinlemek sevginin artışına, dostluğun gelişmesine ve en önemlisi yeni fikirlerin de ortaya çıkışıdır… Hitabet belki de her zaman söylendiği gibi kişilere verilen Allah vergisidir. Hitabet gücü olan, kendisini dinletmesini bilen, akıcı konuşması, verdiği cevapları ile kişinin dikkatleri kendinde topladığı apayrı bir özelliğidir… Güzel konuşma üzerine kitaplar çok, ilgi çeken konular okunması kolay ama sesli ifadesi zor olsa da, deneyen çok… Öğrenmek için çaba gösteren çok… İnsanların yaradılışında iki kulak bir ağız olmasının sebebi bir söyle iki dinle değil de nedir? Dinlemek; gelişmenin, medeni olmanın, saygının, nezaketin temel taşı ise boşuna geçen zaman yoktur… Dinlemek alçak gönüllülüğün esasıdır… Daha önce duyduğunuz bir konu olsa da karşısındakine değer veren iseniz kaç kez söylenirse söylensin ilk kez duyar gibi dinlemesini bilmelisiniz… Gurur ve kibir sadece ben varım, ben her şeyin önündeyim ile olmaz… Kişiler ile ekip çalışması yapar gibi görünüp, kendisini ön plana atanlardan çekininiz… Liderin birinci özelliği dinlemesini bilmesidir… Bu takım ruhunun esasıdır… İletişimin, karşılıksız oluşu dayanışma ve güveni yok eden olur… Güvenin ve itimadın olmadığı yerdeki alışkanlık, hastalıklı bir ruhiyattır… Geldiğimiz son noktada, yeni bir Seçim ve Halkoylaması yasası içeriğinde, Yüksek Seçim Kurulu açıklamalarında, kendini Genel Seçimde bulan siyasi partileri halkın, liderleri dahil olmak üzere, üyesine, sempatizanına kadar görsel ve yazılı basından izlendiğinin unutulmaması, sosyal medya paylaşımları ve yorum düzeyindeki seviyesiz yorumların yapılmasının, seçime girecek siyasilere zarar olarak yansıyacağını bilerek, şahsi hırslarını tatmin eden üyelerini, engellemeleri, eğer bu şekilde devam edecek olur ise samimi tavsiyemiz, yandaşları olan birkaç kişi için dahi olsa taşkınlık yapmamaları hususunda ikaz edilmeleri, liderlerinin ayrı bir görevi olduğudur… Tabi dinlemesini bilenlere… Bu günkü söz de Mevlana’nın olsun… ‘İnsanda güzel olan yüzdür, yüzde güzel olan gözdür ama insanı insan yapan ağızdan çıkan sözdür…!’

Şahsiyet Meselesi.. 

Ülke gündeminde her konuda konuşanlar vardır… Gündem yaratmada üstlerine akıl tanımayan bu gibi kişilerin acizliği ile bir avuç kişinin kamuoyu yaratma algısı yaratacaklarını sanmaları son derece kötü bir huy… Bu gibi kimseler geçici ve eğlence sandıkları görüşleri ile zararlı söylemlerinin çocukların kalplerinde kötü örnek olduklarının farkında değillerdir… 

İnsanımız ne zaman bu hale geldi, ne zaman bu kadar eleştirileri kişiselleştirdiler, anlaşılır gibi değil fakat akli selim insanımızın kendilerine duyduğu tepkinin farkında olmadıkları kesin… 
Ülkemiz her bir kimsenin soyunu sopunu, bilenler ile doludur… Bu bilgi birikimi ise ansiklopedi değerindedir… Bazen bir isim aşina gelse dahi anında yedi sülalesi öğrenilendir… Bunları bilmek ise geleceğe ışık tutan olduğu kadar, bu gününde tarifi ile örtüşmektedir… Bir bakıyorsunuz kendilerine has yazılımı olanları da gerek sosyal medyada gerekse gazete köşelerinde görebiliyoruz… Hâlbuki yazılımları ile prim yapmak da okunurluk da kişinin karakteridir, kişinin akil üslubu olması gerekendir… Daha ziyade kazanım ve okunur olmanın edebi bu olmalıdır… Bu kural dışı yazılımlar ise kişilerin kendi şahsiyetlerinin teşhiridir… 

Gelelim hikâyemize… Her gittiği yerde el üstünde tutulan Abdal Musa Akdağların Fethiye yüzündeki köye gelmiş. Diğer köylerde olduğu gibi burada yaşayanlar tarafından da büyük itibar görmüş, Abdal Musa da bu köylüleri çok sevmiş. Gözlerinin tokluğunu, almadan vermesini bilen konukseverliklerini pek beğenmiş. . Köyden ayrılıp kendi köyüne dönme zamanı yaklaştığında onlara; Söyleyin bakalım bir eksiğiniz, isteğiniz var mı?” Köylüler Abdal Musa’nın bu övgü dolu sözlerine çok sevinmişler. Kendisine teşekkür etmişler. Hep bir ağızdan;“-Sağ olasın Efendi hazretleri, sayenizde hiçbir eksiğimiz yoktur. Sağlığına duacıyız” demişler. Her şeyimiz var, var olmasına da, sulama suyumuz yok ya Efendi hazretleri. Malımız, davarımız, ekinlerimiz, ağaçlarımız susuzluktan kırılıyor. Ekinlerimiz evinsiz oluyor” demişler. Abdal Musa’nın yüzü bulutlanmış, aslında bu kadar büyük talep beklemiyormuş.” “İyi de” demiş Abdal Musa: “Sizler bu güzellikler, güzel davranışlarla birlikte bol suya kavuşursanız, çok zengin olursunuz. Cebiniz para bulunca Allah’a asi olursunuz, yabancı bir konuk gelince ağırlamazsınız. Suyumuz bol olur da bağ bahçe sahibi ve zengin olursak gelenlere daha iyi bakarız. Yeter ki suyumuz olsun” demişler. Abdal Musa ağır ağır yerinden kalkmış. Dualar okuyarak yürümüş. Asası elinde bir müddet yürüdükten sonra bir kayanın önüne gelmiş, yine bir zaman elleri havada dua ettikten sonra “Ya Allah!” Diyerek elindeki asasını kılıç gibi kayanın böğrüne saplamış. Köylülerin şaşkın bakışları arasında kayada açılan yarıktan buz gibi sular akmaya başlamış. Bu suyun ilk çıktığı yer kendiliğinden genişlemiş, bir çay halini almış. Suyun çıkmasıyla birlikte köyün çehresi değişmiş. Bağlar, bahçeler yeşillenmiş, tarlaların verimi artmış. Köylüler birkaç yıl içinde zengin olmuşlar. Aradan epey zaman geçmiş. Abdal Musa’nın yolu köye düşmüş. Köydeki gözle görülür değişikliği hemen fark etmiş. . Halk büyük bir koşuşturma içindeymiş. Kimse onun geldiğinin farkında bile değilmiş. Köylünün birinden yiyecek ekmek istemiş, “Allah rızası için bir parça ekmek verin” demiş. Dinleyen bile olmamış, üstelik bir de azar işitmiş: -“Haydi yoluna, hangi yüzle yiyecek istiyorsun. Benimle tarlada, bahçede, harmanda çalıştın mı? ”Kendi ağzıyla ekmek istediği halde köylülerden ekmek alamayan Abdal Musa çok üzülmüş. Daha önce bu köylülere su vermesi için Allah’a yalvardığına bin pişman olmuş. Yine ellerini havaya açarak yüksek sesle şöyle dua etmiş: Ey Allah’ım! Bu nankör insanlar, senin verdiğin nimetin değerini bilemediler. Varlık sahibi oldular ama zenginliğin gereğini yerine getirmediler. Gururlandılar, kibirlendiler. Tanrı misafirini aç koydular, var iken vermediler. Onlara armağan olarak verdiğin güzel suyu muhanet kıl, onlara yarayacağı zaman hiç akmasın. Kış mevsimi geldiğinde de bulanık aksın diye dua etmiş… Gürül gürül akan su, o dakikada kesilivermiş. Köylüler işin farkına varmışlar, pişman olmuşlar. İş işten geçmiştir… Böylelikle bu anlatım, Allah nezdinde kabul görmeyen davranışa ibret verici bir efsane olmuştur… Her yaz on binlerce kişinin ziyaret ettiği Saklıkent kanyonundan akan sular: “Yaz ortalarında birden bulanır ve birkaç gün bulanık akar” ve bu efsane dilden dile dolaşır durur… Efsaneler bazı hakikatlere ışık tutandır, bu hakikatler ise bakacağınız ve göz göze geleceğiniz insanların varlığındaki yeriniz olacaktır… Unutulmaması gereken varlıkta ve yoklukta birlikteliktir… Ne demişler ‘Bakacağın yüze, utanacağın söz söyleme’ hepimiz için geçerli bir söz… Dikkat edilmesi ise şahsiyet meselesi…