Tag: Kıbrıs

Odak noktalara atama

Odak noktalara atama

Ülkemizde 2018 erken genel seçimleri sonrası 4’lü koalisyon ve kurulan hükümetin her yöndeki ve konudaki istikrarsız duruşu ve sonucunda yıkılışını gördük. 460 gün içerisinde sadece atamalar, yönetim kurullarının oluşturulması hükümet protokolüne göre kurum kuruluş ve dairelerin bakanlıklara dağılımı derken, akıp giden zamanda kayda değer ve toplum faydasına hiç bir işin layıkıyla yapıldığını maalesef göremedik. Hükümet düştü, yenisi kuruldu, hala daha 4 başlı hükümetteki siyasi parti lideri bahanelerine mazaret üretip maharetsizliklerini sergilemeye devam ediyorlar. Neyse ki HP bu hükümetten atlayıp kurtulmuştur. UBP ile hükümet kurmanın avantajını mı? yoksa dezavantajlı bir durumunu mu yaşadığı henüz belli değildir, siyasi yaşamlarını halk nezdinde kurtarıp kurtarmayacaklarını yaşayıp göreceğiz. Sayın Özersay için kendi partisi,eski hükümet ortakları dahil karşıtları azımsanmayacak kadar çoktur. Sayın Özersay belki UBP-HP koalisyonu ile üç bakanlığın ayni şekilde muhafazası ile müdür, müsteşar atama konusunda oldukça rahat ama yönetim kurulu üyeliklerinde sıkıntılı günlerini yaşıyor gibidir. Ancak kendi partisine mensup bireylerin de istifa ve oldukça yoğun eleştirilerine maruz kalmaktadır. UBP’si Genel Başkanı ve Başbakan Sayın Ersin Tatar kabinede yer alan bakanları bir şekilde milletvekilleri arasından seçmiştir. UBP ait 7 Bakanlığın, müsteşar, müdür derken yönetim kurulu üyeliği isteyenleri nasıl bir tercihle belirleyeceği ise merak konusu olurken bazı atamaların yapıldığı da görülmektedir. UBP’sinin diğer önemli bir iç meselesi yeni ”Genel Sekreter” kim olacak konusudur. Gerçi, Genel Sekreter Sayın Hasan Taçoy henüz görevinin başındadır.Genel Sekreterliği bırakır mı? Ayrılır mı? net değil ama her halükarda parti gündeminde bu konunun yer aldığı bilinmektedir. Ülke halkı müreffeh bir geleceğe hasrettir. Toprak Ürünleri Kurumunun Web sitesine bakarsanız sattığı ürünlerin Arpa,Buğday,Patates, Ekmeklik un, Baklavalık un, tohumluk (patates,buğday arpa) ve Tritikal olduğunu görmüş olursunuz. Ülkemizdeki diğer önemli bir kurum ise Süt Endüstrisi Kurumu olup ülke genelindeki çiğ sütün üreticiden toplanmasına ve imalatçıya dağıtmasından sorumludur. Bu iki önemli kurumdaki pazarlanacak ürünlere gelecek fiyat artışının son derece dikkatli yapılması, maliyetlerin taraflarca ortak akıl çerçevesinde hesaplanması gerekir. Bu maliyet hesaplamalarında İmalatçıların yanında tüketicilerin gereksinimleri ve artışlardan nasıl zincirleme ”zam” adı altında etkileneceğinin hesabı yapılmalıdır. Okuduğumuz açıklamalara göre çiğ süt fiyatları 16 Haziran’dan geçerli olacak şekilde yeniden düzenlenmiştir. Diğer bir habere göre imalatçılar ise bu fiyat değişikliğinin ürün fiyatlarına okkalı bir şekilde yansıyacağını belirtmektedirler. Fiyat ayarlaması yapılırken kanaatimce tüketicinin alım gücü hiç kaale alınmamıştır. Üreticinin bu fiyatlardan memnun olup olmadığı ise bilinmemektedir. Süt fiyatlarının değişikliği başta çocukların içeçeği UHT süt olmak üzere hellim ve diğer süt ürünlerine de yansıyacaktır. Umarız bakanlar kurulu imalatçılar ile de yeni mamül fiyatlarını eş zamanlı konuşup prensipte çok eski yıllarda yapıldığı gibi satış fiyatlarında makul bir çerçevede anlaşmış olunsun. Yoksa üretici, tüketici,imalatçı üçgeninde dengelerin yerinden sarsılıp tsunami etkisinden kurtulmak mümkün olmayacaktır. Yeni hükümetin bu gibi fiyat artışlarını tek tek yapmak yerine ilgili birimlerin ve işinin uzmanı kişilerin denetiminde işin özünden uzaklaşmadan maliyet hesaplamalarını enine, boyuna yapması kaçınılmazdır. Demek ki sonuçta UBP-HP koalisyon hükümeti bir an önce ülkemizdeki insan kaynaklarından eski müşavirlerimizden donanımlı kişilerin gerekli odak noktalara popülizmden uzak atamalarını yapar ve hükümet normal seyrindeki icraatlarına , KKTC Meclisi de gereken yasaların çıkarılmasına önem verir, komiteler görevlerini yapar. Kıbrıs meselesinin en kritik dönemecinde kritik iç meselelerde hal yoluna gidilir. İlerisi için şart olan ve 2’li hükümetten beklenen budur.

Advertisements
Geçmişten günümüze biriktirdiklerimiz

Geçmişten günümüze biriktirdiklerimiz

Cemre Akar’ın program davetine icabet ettim. “360 derecede” geçmişten bu güne yaşanmışlıkları yoğunlaştırılmış şekli ve vaktin yettiğince konuştuk . Cemre Akar gençliğinin ve aile yapısından gelen donanımı ile bütünleşmiş eğitimi sonrası 63.cü programını geride bırakırken televizyon ve Facebook hesaplarından kendisini izleyenlere oldukça etki bırakan bir isim. Genç dinamik ve gelecekte başarılarına başarı katacak girişimci kadınlarımızdan bir değerli kişi. Cemre Akar’ı severim, nedenlerime gelince,Babamın Güzelyurt Öğretmen Koleji öğretmenliği yıllarında doğduğum Omorfo’dan ailemin Lefkoşa’ya gelişi ile Cemre’nin dedesi Öğretmen Derviş Moreket ve anneannesi İjlal teyzenin evine kiracı olarak girişimiz yıllarına dayanır. Annem o evinin modelini bir sonraki sokakta bizim evide işinin erbabı Cemal Yorgozlu ‘ya ayni modelin aynısını yaptırmıştı.Cemre’nin annesi Cemaliye,teyzesi İnci İnanç ve dayıları Mehmet ve İsmail Moroket ile çok uzun süre Çağlayan bölgesinin sakinleri olarak yaşadık. Çağlayan bölgesinin kadınlarının oluşturduğu ve başı Süheyla Çıraklın’ın çektiği ve bu gün dahi devam eden Salı sabahı kahve toplantılarına İnci ve ben annelerimize eşlik ettiğimiz günleri programda Limasol anılarımız dahil, eski yıllardan bir kesit olarak anlattım. Ailelerin bizler dahil onların torunları üzerindeki otoriteleri ,yetiştirme tarzları, gelenek ve kültürün aktarımı belirginliğini halen koruduğunu belirtirken şimdiki zaman ile eski zamanın mukayesesini yaptık. Dış politika ya da özünde dokunduk. Kıbrıs konusunun UBP-HP koalisyonunda aynı doğrultuda düşünen bir hükümetinin programında yer almasın bir güç olduğunu ifadelendirdik. Türkiye’nin garantörlüğünün devamından yana olduğumuz müddet Kıbrıs meselesinin emin ellerde olduğunun vurgusunu yaptık. Güneydeki Mormenekşe köyünde Türk malı arazisi için avukat vasıtası ile arazideki evlerde oturan 22 aileye ihtar bildirimi neticesinde Rum İçişleri Bakanlığının bildirimleri suç olarak gördüğü, Güneydeki Türk Mallarının vasisinin Rumlar olduğunun, belirtildiği, Kuzeyde bırakıp gittikleri malların sahipleri Rumlar ise, peki anlaşma bunun neresinde olacak ve 50 yıldır sürdürülen müzakerelerle Güney’den gelen Türklerin şimdi ikamet ettikleri evlere 100 binlerce rumun talip olduğunu bilirken ve Rumların Türkleri azınlık gördüğü müddetçe anlaşma olmaz dedim. Cemre Akar ile kadının iç siyasetteki konumunu da konuştuk. Toplumumuzda geçmişten bu güne, bir ömrün geride bıraktığı yaşanmışlıkları örnek vererek ülkemizdeki kadınların siyasetteki duruşlarını anlatırken Türk Cemaati kadın milletvekillerinden Kadriye Ahmet Hacıbulgur ,Ayla Halit Kazım’dan bahsederken KKTC Meclisinin ilk iki kadın Milletvekilinin UBP’den Gülin Sayıner ile Ruhsan Tuğyan olduğunu, ilk kadın bakan Onur Borman’ı örnek gösterirken, gelecek için siyaseti düşünen kadınlara örnek teşkil edecek bir çok donanımlı kadın olduğunu, siyasi partilerde kadınların aktif olarak teşkilat yapısı içerisinde yer almasının gerekliliği üzerinde durduk. Nitekim kendimden örnekle UBP içerisinde İlçe yönetimi, Parti Meclisi Üyeliği ve Merkez Karar Yönetim Kurulu üyeliği yaptığımı Sonrasında Partinin yardımcı teşkilat yapısı içerisinde yer alan Kadın kollarında görev yaparken gözlemlediğim hususun bu organlarda yer alan kadınların daha çok erkek adayların kazanması için çaba gösterdiklerini,partiye oy sağlandığını gözlemlediğimi de söyledim. Seçim sistemindeki yasal değişiklik sonrası ilçelerdeki milletvekili sayısına göre kadın kotası sayısı ile belirlen ve seçim listelerinde yer alan kadınlarımızın çoğunun halk oylamasından geçemediklerine olan üzüntümüzü belirtirken yeni oluşan kabinede bir kadın bakan sayısının az olduğunu ,Sevgili Cemre Akar’ın sorularına karşın anlattım Finlandiya ‘da 200 koltuğun 93’ne kadınların sahip olduğunu üstelik Meclisin yaş ortalamasının 45 yaş altında olduğunu da ayrıca ifadelendirdik. Çoğu zaman eğitim konusunda da örnek gösterilen ”Finlandiya hayallerinde” bizim nerede yaşadığımızı düşünerek global düşünüp yerel uygulamamız üzerindeki çalışmalarda başarı gösterilmesini siyasilere önerdik. 2018 Erken Genel seçimlerine KKTC‘de 9 Kadın Milletvekilinin Kazandığını bu vekillerin mecliste çok çalışmaları gerektiği, görüş birliğine varırdık. Dünya Ekonomik formunun yayınladığı 2018 raporunda, kadınların erkeklerle eşit haklara kavuşması için 108 yıl kadınların erkeklerle eşit ücrete sahip olması için 202 yıl gerektiğini okuduktan sonra raporun evveliyatının okunmasının ancak kadınların mücadelesi için esas teşkil edeceği husunda Cemre Akar ile programında görüş birliğine vardık. Sonuçta Cemre Akar kelimelerin anlamlarını belirtirken “Mukadderat, Elzem ve Reva “ dedi. Ben de Cemre Akar gibi donanımlı kadınların siyasette aktif görev almaları gerektiğini ekranda söylemekten hiç çekinmedim. Bu arada program sonrası Cemre’nin Babası Sayın Reşat Akar ile bir kahvenin kırk yıllık hatırında sohbetimiz güzeldi!

Senin her şeye gücün yeter

Senin her şeye gücün yeter

Bu gün arefe yarın bayram, bu gece ramazan ayının son iftarı ile oruç tutan kişilerin avuçlarındaki dua, Ramazan ayı boyunca iftar sofralarındaki dua ile hep ayni olan yakarıştır yüreklerde yer eden kalbi duyguların inançla sesli tekerrürüdür. “ Allah’ım, Senin rızan için oruç tuttum, Sana inandım, Sana güvendim, Senin rızkınlɑ orucumu açtım, Hamdolsun verdiğin nimetlere, Sağlık ve afiyete. Ey bağışlaması bol Rabb’im, Beni, Ailemi, Milletimi, Devletimi ve tüm inananları koru, Rahmetini ve yɑrdımını esirgeme üzerimizden, Bizlere yaşama sevinci ver, Her türlü güçlüğe karşı dayanma gücü ver, Senin her şeye gücün yeter. Amin!” Bu dua ile açılan oruçların ertesindeki bayram ise müslüman aleminin Ramazan veya diğer bir deyişle Şeker Bayramıdır. Ülkemizde Salı ve Perşembe günü dahil üç gün bayramda ailelerin dayanışması, bir araya gelmesi ile yıl içindeki özlemin bayram günlerinde giderildiği görülür. Bu yıl Ramazan ayı içerisinde gerek Türkiye Büyükelçisi Sayın Ali Murat Başçeri’nin KKTC ‘de özellikle belediyelerin de katıldığı iftar programları ile vatandaşlar ile buluşması ayrıca Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından atananTürkiye’nin ilk Cumhurbaşkanı yardımcısı Sayın Fuat Oktay’ın ülkemize iftar için ziyarette bulunması ve Hala Sultan Camisinin bahçesinde vatandaşlar ile oruç açması oldukça ses ve memnuniyet getirmiştir. Ramazan ayı içerisinde ülkemiz siyasetinde ilkleri görmek, ilklerde şekillenen davranışları izlemek hakikaten ilginç olmuştur. Bu arada iç siyasette konuştukça kendini bağlayan, sonrasında bağlandığı konuşmalardaki kör düğümü çözmeye çalışanları oldukca ince ve düşündürücü ayarları ilgiyle izliyoruz. Gördüğümüz; siyasetin insanları istisnalar hariç ne kadar çok değişime uğrattığıdır. Değişimin hayal kırıklığı ülkemizde yaşanmıştır. Umut vadedenlerin umutsuzluk verdiği sonuca varılmıştır.Hükümet düşmüştür! Meclis Genel Kurulunda olsun, çıktıkları televizyon programlarında veya sosyal medya hesaplarından siyasileri yaptıkları açıklamalardan takip edenleriz. Gelecek süreçte de takip edeceğiz. Ne hal ise son aylarda KKTC Meclis Genel Kurulu canlı yayınlarını veren devletin televizyonunun yani Bayrak Radyo ve Televizyonunun canlı yayınları, kesintisiz olarak ülke halkına göstermediğidir. İktidarı elinde bulunduran ve Cumartesi gün 28 oy ve 13 red ile güven oyu alan 2’li UBP-HP Hükümeti’nin bu hatayı öncelikle gidermesi bu kanalı izleyen vatandaşa olan borcu olduğunu hatırlatmak isterim. Nezaket ziyareti kisvesi altında güç gösterisi adına “Bakanlığı gel görüşelim “ modundan derhal çıkılmalı zamanın katledilmesinin önüne geçilmelidir. Ülke yangın yeri gibi , elektrik faturaları çifte çifte telefon mesajlarında, bu gün arefe yarın bayram havası çarşıda maalesef yok, esnaf tedirgin, Güney komşular için Euro bozdurup KKTC’de alış veriş ucuz, kendi vatandaşımıza göre pahalılık almış başını gidiyor. Bayram günlerinde el öpmeye gelecek küçüklere harçlık büyüklere çukulata modundan uzaklaşılmış, bayramların eski yıllarının güllaçları, ekmek kadayıfları mutfaklardan nerdeyse uzak olmuştur. 200 gr bademin 16 TL olduğu günlerdeyiz. Yine de her aile kendi bütçesine göre “ Ramazan Bayramı” için özel bir hazırlık yapacak, kredi kartındaki harcamaları taksitlere bölecektir. Bu gün Arefe ve bütün mezarlıkların çiçekler ile donatıldığı günde, duaların yapıldığı Fatiha’ların okunduğu mezar taşları altındaki toprakta yatanlar, duygu dolu dualarda anılacaktır. Sonuçta , geçen zamanı ve geleceği izlemek, gözlemlemek, neler olup bittiğini anlamak için ileriye bakmak, farkı farketmek, en güzel kanaat ve değerlendirme olacaktır. ”Ramazan Bayramınız“ kutlu olsun…

Ekonomik Protokol ve refah denklemi

Ekonomik Protokol ve refah denklemi

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 41. Hükümet, kuruluncaya kadar siyasi arena bir çok olaylara tanıklık etmiştir. UBP mazisi derin, köklü ve her zaman için kemikleşmiş diye tabir edilen ülke genelindeki oy potansiyeli olan kurumsallaşmış bir siyasi partidir. İç politikada çeşitli fırtınaları bir şekilde atlatmış ve bu günlere gelirken Sayın Hüseyin Özgürgün’ün genel başkanlığında girdiği 2018 genel seçimlerinde 21 milletvekili çıkarmıştır. CTP’in eskiler ve yeniler denilen cepheleşmede milletvekili sayısı 12 düşerken DP ‘nin Serdar Denktaş başkanlığındaki partisi 3 ,TDP ‘nin Cemal Özyiğit başkanlığındaki partisi 3 ve YDP ‘in Erhan Arıklı başkanlığındaki partisi de 2 milletvekili ile KKTC Meclisinine girerken 50 koltuğun 9 tanesi de HP’in olmuştur. 21 Milletvekili ile UBP muhalefette bırakılmıştır. Kurulan 4 Başlı hükümet icraatlarını takipte muhalefet oldukça etkili olurken . 4 başlı hükümetin devamlı olarak birbirlerine güvendiklerini,samimi olduklarını, her halükarda tekrarlayıp sevdalarını perçinledilerini sandıkları bir anda, hani derler ya insan sinirlenir ve olaylardan bıkar ve son raddeye gelip canım burnumdan çıkacak kadar doluyum der işte o anda Sayın Kudret Özersay‘ın Sayın Denktaş’a şok arazi müdahalesi ile gelişmeler oluşur ve hükümet bozulur. Artık ilişkiler zedelenmiş hükümet sevdası sona ermiştir. Geçmişi konuşmak bundan sonra abesle iştigal olup sadece ülke halkının menfaatlerini için alınacak kararları ertelemek olur. 2020 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri yakın bir gelecektedir ve her parti liderinin kendi siyasi partisine karşı sorumluluğu vardır. Kıbrıs meselesi konusunda Sayın Tatar’ın kabineyi kurduktan sonraki Saray’ın çıkışında söylediği “bir kaç cümle için” Sayın Akıncı‘nın derhal biz içeride bu konuları konuşmadık deyişi ,Sayın Başbakan’a karşıt bir cevap olmuştur. HP’nin Parti Meclisinde UBP ile hükümet kurma oylamasında üyelerin üçte biri hayır bu koalisyon kurulmasın yönünde olduğu gerçeğine demokrasi deyip geçerken bu rakamın önemli bir oran olduğunun da akıldan çıkarılmaması kanaati yaygındır. Ulusal Birlik Partisi Parti Meclisi Genel Başkan Sayın Ersin Tatar’a hükümeti kurma yönünde, oy birliği ile açık bir çek vermiştir. Açık çek yaprağına ise Sayın Tatar 7 Kabine üyesinin ismini yazıp doldurmuş ve imzalamıştır. Sayın Cumhurbaşkanı, hükümet protokolünün imzasından sonra kabineyi onaylamıştır. Yeni hükümet yedi günlük süreçte UBP- HP koalisyonu olarak şekillenmiş yeni Bakanlar Kurulu Meclis Genel kuruluna ayni gün sunulmuştur. Anayasanın ilgi maddelerine göre hükümet programının Meclis’e sunulması 27 Mayıs 2019 Pazartesi günü toplanacak Meclis Genel Kurulunda okunmasına müteakip geçecek süre hitamında güven oyuna başvurulması sonrasında puanlamaya göre komite başkanlıkları, hangi partiden kaç üye ile temsiliyeti derken, yürütme “Bakanlar Kurulu” ve yasama görevi Meclis Genel Kurulunda yeni oluşumla çalışmalarını sürdürecektir. Ana Muhalefet CTP olmuştur . Gündemin en merak edilen konusun ekonomik protokol ne zaman imzalanacağı ve para akışının icraata nasıl yansıtılacağıdır. Gündemi ve yeni hükümetin halka vereceği refahın ne olacağını,pahalılığın önlenip önlenemiyeceğini hep birlikte izleyeceğiz. Hep yazdım yazacağım dediğim konuların başında ise geçmiş hükümetin verdiği ve bir şekilde yürürlüğe koyduğu 175 kişinin vatandaşlığının iptali kararının geri alınması, gerekliliğidir. Bu istemin 2’li hükümete hatırlatılma ve iletme mağdur vatandaşlarımızın genel isteğidir. Mahkemelerde bu kişileri, ara emirlerle bekletmenin manası eziyetten başka bir şey değildir. Bu minvalde kurulan yeni 2’li koalisyon hükümetine başarılar dileriz.

Gönülleri olacak mı?

Gönülleri olacak mı?

Hükümet düştüydü, düşecekti derken, düşen bir hükümetin 15 aylık kullanım sürelerinin sonunda o hükümette yer alanların konuşması bir nevi günah çıkarma olur. Bu tür davranışlar ile bir yere varılamayacağı aşikar olan bir geçmiş için, her açıklama ve her ithama laf yetiştirecek eski ortakların hal ve davranışlarını üzülerek görüyoruz. Halkımızın siyasilerin gönülünün olmasını beklerken, canının çıktığı noktadayız. Zorluklar ise kendini pahalılıkta gösteren olmakta ve devam etmektedir. Mahalleden tutun, caddeye çıkın,bütün sokaklarda, erken seçim olsun, sesleri gittikçe yükselmektedir. UBP’nin tek başına iktidarının istendiği açıkça ifade edilendir. UBP Genel Başkanı Sayın Ersin Tatar’ın hükümeti kurma görevini aldığı günden, yani 15 Mayıs 2019 tarihinden itibaren geçen süre, geriye doğru sayılırsa zaman giderek azalmaktadır. HP ile UBP heyetlerinin 2.görüşme sonrası basın önünde beyanları vardır. Bilmeleri gereken fazla eleyip sık dokurken geçen sürenin ülkemize vereceği zarardır. Bir saat gecikmenin dahi getireceği olumsuzluklar ortadadır. Eğer her iki taraf da önceden biz bu koalisyonu kurduk deyip öncelikli olarak halkın refahı için icraata geçmekten ziyade konuyu detaylarla boğacaklarsa, işleri çok zor olacağa benziyor. Nitekim Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, ‘Türkiye’nin ve KKTC’nin bölgedeki enerji denkleminden dışlanamayacağını artık herkesin kabul etmesi gerekmektedir’ açıklaması ve Sayın Oktay’ın “Hedefimiz Kıbrıs Türkü’nün siyasi eşitliğinin mutlak şekilde sağlanması ve Ada’daki meşru haklarının, güvenliğinin ve refahının garanti altına alınmasıdır. Kıbrıs Türkünün haklarını garanti altına alan ve güvenlik endişelerini karşılayan çözüm modellerini görüşmeye hazır olduğumuzu bir kez daha ifade etmek isterim” diyerek sözlerine devam etmesi ile Kıbrıs Türk halkının hak ettiği refah seviyesine ulaşmasının engellenmesinin ve mevcut statükonun korunmasının, sürdürülebilir bir tutum olmadığını vurgulayarak, ucu açık müzakere süreçlerinin ve Ada’daki mevcut gerçekleri göz ardı eden yaklaşımların artık bir tarafa bırakılmasının elzem olduğuna işaret etmesi gerçeğin ta kendisidir. Sayın Oktay, Kurulacak yeni hükümetin önünde özellikle yapısal reformlar ve ekonomik durum çerçevesinde ivedilikle çözüm bekleyen birçok konu bulunduğuna dikkat çekmiş,Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin istikrarı ve refahı için, uzun yıllardır gündemde olan reformların ciddiyetle, vakit kaybetmeksizin ele alınmasının en temel beklentileri olduğunu özellikle ifadelendirmesi oldukça anlamlı bir ikazdır. Kıbrıs Türk Kızılayı ve Vakıflar işbirliğinde, Hala Sultan Cami avlusunda düzenlenen iftar programına KKTC’ye Türkiye Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’la birlikte TC Lefkoşa Büyükelçisi Ali Murat Başçeri de iftara Sayın Oktay’la birlikte katılmışlardır. KKTC’den ise iftar programına, Meclis Başkanı Teberrüken Uluçay, 3. Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, UBP Genel Başkanı Ersin Tatar, bazı milletvekilleri ve yetkililer katıldığı ise haberlere yansıyandır. Sayın Oktay’ın Kıbrıs’ta iftara katılması, Türkiye için “mesafenin önemi “ olmadığının, ayrı önemli bir mesajı olmuş ve güçlü bir ses getirmiştir. Türkiye’siz bir KKTC’nin düşünülemeyeceğinin isbatı mahiyetinde olmuştur. Sonuçta Sayın Oktay yeni bir hükümet derken, zorlukları mübarek bir gecede yaptığı konuşmasıyla açıkça dillendirmiştir. Anlayan tabi ki anlamıştır. Anlaşılmayacak bir şey yoktur. Her iki partiye kolay gelsin derken, hatırlatılmak gerekir “fazla naz aşık usandırır” Tabi ki anlayanlara!

…ve karar

Pazartesi ve Salı günleri KKTC Meclisinin yasama ve güncel konuların görüşüldüğü günlerdir.Bu günlerde pür dikkat gözlerimiz televizyon ekranına takılıyor, izliyoruz. Meclis Genel Kurul toplantılarını bilhassa evde olan, kahvede oturan ve siyaseti seven kişilerin, Meclis’e oyları ile iradesini devrettikleri milletvekillerinin yasama adına neler yaptıklarını ve yapılan yasalaradan ülke halkının sağladığı yarar ve refahın hangi boyutta olduğunu, konuşmaları dinleyerek sonuç çıkardıklarını biliyoruz. Meclis koltukları zaman zaman boş olsa dahi izleyicileri olan bir kanalı izlemek 50 Milletvekilinden hangisinin hangi konuları gündeme taşıdıklarını öğrenmek elbette gerekendir. İki günde izlediklerimize,dinlediklerimize şaşmamak elde değildir. Ekonomik protokolle ilgili Sayın Başbakan Erhürman’ın üzerine basa basa kayıt altına geçsin diye söylüyorum cümlesini ve gelişen ve yaşanan kendilerince malûm süreci anlatışını yeniden bir kez daha dinledik. Anlaşılan ve yaratılan intiba o ki bu protokolün hazırlanış sürecinde hazırlıksız olan hükümetin kendisidir. Salı günleri Meclis Genel Kurul mesaisini bırakıp meclis dışına çıkıp Başbakanlık’ta Bakanlar Kurulu toplantısı yapma usulünü alışkanlık haline getiren bu hükümet; genel kurulda konuşma alan, konuşma yapacaklarını konusu ile birlikte Meclis toplantıları evvelinde Meclis başkanlığına bildiren, muhalefet veya iktidar milletvekillerini kürsüde, dahası biz izleyicileri de koltuklarının boşluğu ile bırakıp arkalarına dönüp bakmadan gidebilmektedirler. Hükümetin salıncak gibi sallandığı günler, kurulduğu günden itibaren hiç bitmedi, zaten sağlam temel üzerine inşa edilmeyen bir idareden icraat beklemek hakikaten zordur. Nisap sorunu ile cebelleşen, her bir bakanlığın aldığı kararlardan, ayrı işlemlerden habersiz, birbirlerini denetleyemeyen bakanların hali gözler önündedir. Kıbrıs meselesindeki görüş ayrılıklarını dış siyasettir deyip bir kenara koysak dahi iç siyasette kazan fokur fokur kaynıyor ki! Halkın Partisi Genel Başkanı Sayın Kudret Özersay daha çok konuşulacak açıklamasını Facebook hesabından yapmıştır. Konuşma özetinde Maliye Bakanı Serdar Denktaş’ın oğluna ihalesiz kiraladığı arazinin etik olmadığını ve iptalini istedikleri beyanı vardır. Hatta bu açıklamasında Özersay’ın paylaştığı söz “ A Einstein’dan “insanı ayakta tutan iskelet ve kas sistemi değil, prensipleri ve inançlarıdır” olmuştur. Bu söze ilave olarak kendi görüşünü de; “Sanıyorum bu sözü, bir açıdan siyasi partiler için de geçerlidir.” ilavesi ile noktalamıştır. Bütün bu açıklamalar hitamında bahse konu meselede tavır ne olur bilinmez olandır. Bilinen tek şey bu sevdada hükümet ortaklarının bir birine güveni kalmamıştır.Kaldı ki bu Hükümete halkın güveni zaten yoktu. Son gelişmeler ile Maliye Bakanının istifası son derece manalı ve ben gidiyorum siz ne yaparsanız yapın havasında oldu. Sayın Denktaş koalisyon hükümetinin kurulmasında elebaşı olduğunu unutmuş gibi davranmıştır. Hükümetteki görevinden istifa yerine belki de yetkili kurullarını acil toplayarak hükümetten çekiliyorum deseydi Genel Başkan olarak ”Demokrat Partinin“ bundan sonraki siyasi hayatında daha etkili olabilecekti. Halkın Partisi Genel Başkanı Sayın Özersay ise istikrarlı bir şekilde iddialarını karar için dosyaları ile Parti Meclis’ine götürmüş ve sonuçta yaptığı açıklamada parti Meclisinin hükümetten çekilme kararı aldığını basın toplantısı ile açıklamış oldu. Bundan sonraki süreçte siyasi partilerde yaşanacak gelişmeler dikkatle izlenecek olandır.

Hızır bereketi her evde olsun

Ramazan ayının ilk oruç gününün ehemmiyetindeyiz. Oruç tutup ibadetlerini yerine getirenler için ayrı bir hazırlığın yapıldığı, oruç açma vaktinde aile bireylerinin ayni sofrada birlikte iftarı bekledikleri, küçük yerleşim birimlerinde Ramazan topu atıldığı zaman ve Ezan sesi ile radyo veya televizyonlarda hazırlanan programlar izlenerek o anın hazzının yaşandığı zaman onbir ayın sultanı olan Ramazan ayıdır ve bu mübarek ayın ilk gününü yaşıyoruz. Ramazan ayının idrak edileceği bir ay boyunca bu ay bir ibadet,aynı zamanda bir yardımlaşma ayıdır. Ramazanda yoksullar,daha çok hatırlanır. İftar sofrası hazırlamada güçlük çekenler için öncelikle Kızılay başta olmak üzere ülkenin belirli yerlerinde iftar çadırları kurulur.Maddi durumu elverişli kişilerin mutfak, yiyecek katkıları ile çorbasından,tatlısına kadar oruç tutanlar bu çadırlarda birlikte iftar ederler. Camilerin minarelerinde mahya denilen “Hoş geldin ya şehri Ramazan” gibi yazılar her Ramazan ayında çevreye ayrı bir manevi güç katar. Oruç tutabilmek için insan sağlığının elverişli olması ayrı bir durum arzeder, belirli saatlerde ilaç kullananlar bu ibadeti yapamamanın üzüntüsünü yaşarken telafisi ile kendilerini teselli edip çeşitli yardımlar yapma yönünde tercihlerini kullanırlar. Bu yıl fitre miktarı KKTC için 30 Türk Lirası olarak açıklanmıştır. Bilindiği üzere “Türkçede fitre şeklinde söylenen ”fıtır sadakası” temel ihtiyaçların dışında yeterli miktarda mala sahip olan her müslümanın ramazanda vermesi vacip olan bir sadakadır. Fitre kişi başına verilir. Ailedeki bütün bireylerin fitresini büyüklerden biri verir.” Fitre İslam alemi için yardımlaşmayı sağlayan ibadet gibi addedilmektedir. Orucun kabulüne, ölüm anının sıkıntılarından ve kabir azabından kurtuluşa vesile olarak verildiği açıklamalardan anlaşılmaktadır. Fitre Ramazan ayı sonuna yetişen, zekât vermekle yükümlü her Müslümanın Bayram namazı öncesi verilmesi uygun görülen bir sadaka olduğu öğrendiklerimiz arasındadır. Allah rahmet eylesin, annem bu süre içerisinde ve hitamında yaptığı yardımları aleni yapmakta ve verdiği kişinin bunu aldım kabul ettim demesini de bekliyordu. Küçüklüğümüzde tuhafımıza giden bu durumun öyle gerektiğini çok sonralar anladık. Zekâtın aşikar verilmesinin diğer yardım yapacaklara örnek olup faziletli bir davranış olduğunu öğrendik. Zaman iyilik ve yardımlaşma zamanıdı.Her evin bacasından tüten ocak kokusunda elbette bütün duygular vardır. Bu duygularda merhamet ise esas olmalıdır. Nasıl ki mübarek, bolluk, bereket ve verimliliğin ortak anlamı ise Allah hepimize ağız tadı verecektir. Yeter ki onun varlığında kendimizi aklayalım. Ramazan ayının 27.Gecesi Kadir Gecesidir. 3 Haziran 2019 Pazartesi Arefe günü olup Ramazan Bayramı üç gündür ve 6 Haziran Perşembe günü sona ermektedir. Bayram tatilin hafta sonu ile birleştirilebilmesi için ülkemizde henüz bir karar üretilmemiştir. Arefe günü de 2018 yılında olduğu gibi idari tatil ilan edilecekse uzun bir tatil kamuda çalışanları beklemektedir. Ya özel sektör diyecek olursanız o konuda herhangi bir açıklama olmamıştır. 5-6 Mayıs ayrıca Hıdrellez Bayramı olarak bilinen tarihlerdir. Sonuçta Hızır bereketinin her evde olması ayrı bir dileğimizdir. Bu günkü duamız mı? “Rabbim cümlеmizе ‘İç Huzuru’ vеrsin.

Millileştirilen değerlerimiz

Eski adı ile Karava yeni adı ile Alsancak; Belediye Başkanı Fırat Ataser, onunla ilk defa geçen gün bir dost aile yemeğinde karşılaştık,konuştuk. Daha sonra buluşmak ve başkanlığı sürecinde ”Alsancak Belediyesi” olarak nelere imza attıklarını hangi projelerini gerçekleştiklerini ve yarınlar için ne düşündüğüne köşe yazımda yer vermek adına anlatmasını istedim. Sağolsunlar kırmadılar ve görüşmemizi Salı gün gerçekleştirdik. Öncesinde yaptığım araştırmalarda bilinmesi gerekenleri bilgi olarak yeniden yazma ihtiyacı duydum.Biliyorsunuz bilgiler paylaşıldıkça değer kazanır. 20 Temmuz1974 günü Anavatan Türkiyeden Adadaki barışı sağlamak üzere gelen Türk Barış Kuvvetleri çıkarmanın ilk adımını o günkü adı ile Karava’dan gerçekleştirmiştir . Türk Bayrağının Adaya Mutlu Barış Harekatı ile ilk önce bu bölgeden girmesi Karava’ya ‘Alsancak’adının verilmesine temel neden olduğu ayrıca bilinendir. Çıkartmanın yapıldığı sahile ise “Çıkartma Plajı” adı verilmiştir. Alsancak ülkemizdeki 28 Belediyeden sadece bir tanesidir. Belediye Başkanı Fırat Ataser’e öncelikle kaç nüfusa hizmet verdiklerini ve bu nüfusun yaz ve kış aylarında farkı olup olmadığını sordum. Samimiyetle cevapladı ve şu anda 11 bin olan nüfusun yaz aylarında 18bine çıktığını ifade ederken Alsancak ve ona bağlı Ilgaz,Malatya,İncesu ve Yeşiltepe yerleşim birimleri ile birlikte 2018 yılında yapılan araştırmalar neticesinde en hızlı gelişen,büyüyen belde olarak gösterildiklerini de gururla sözlerine ekledi. Sorunlarının trafik karmaşası ve sıkışıklığı olduğunu, yoğunluğa ve çekilen sıkıntılara çözüm adına Alsancak-Yeşiltepe köprüsü ile Yeşiltepe-Kani Akansu caddelerini birbirine bağlayan iki köprü ile trafiği rahatlatacaklarınını umut ettiklerinini ifade etti. Tarihi alan yaratma projesini anlatırken henüz 40 yaşlarda olan evli ve iki çocuk sahibi Alsancak Belediye Başkanı Fırat Ataser, bu alanın yani şehitlik ile anıt arasında olacağını maddi kaynağın TC yardımlarından sağlanacağını anlatırken 20 Temmuz Barış harekatına katılmış bir geminin alınacağını, simülasyon merkezi olarak “Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi” gibi değilse bile daha küçük bir modelinin yapılması planlandığını burda Kıbrıs Tarihi sürecinin anlatılmasının ayrı bir önemi olduğunu da vurguladı. Başbakanlık aracılığı ile Belediye olarak ilk defa AB katkısı alınacağını Ilgaz’ın EKO köy olması çerçevesinde düzenlemelere başlanacağını 1. aşamayı bitirdiklerini projedeki bazı değişikliklerden sonra bu katkı ile hedefe ulaşılacağı konusunda başkan ayrıca bilgi vermiştir. Kır düğünü yapılacak alanının hayata geçmek üzere olduğu, Alsancak “Milli Park” alanı içerisinde yürüyüş yolu, bisiklet yolu, çocuk oyun parkı,sosyal alanlar basketbol sahası ve Milli parkı kullananların dinleyebileceği ve ismi Doğa olan büfede çay, kahve içilecek yerin de Belediye tarafından işletmesinin yapıldığını öğrenmek güzeldi. Ne demiş düşünürler; ”Altı tane sadık hizmetkarım var, bütün bildiklerimi onlar bana öğretti, isimleri: Ne, Niçin, Ne Zaman, Nasıl, Nerede ve Kimdir.” İşte bu soruların cevapları halka verilen hizmetin kendisi olacaktır. Umudumuz ülkemizdeki bütün belediyelerin hizmet aşkı ile görev yapmalarıdır. Dün “1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü” idi ve bizler de okuyucularımızın bu gününü kutlarız.

Çocuklara esenlikler

Her yıl 23 Nisan yaklaştığı zaman birden hemen hemen her evde,eski çok eski yıllara düşüncelerde ve anılarda geri dönüş yaşanır. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı biz yaştakilerin ömründe unutulmayandır. Bizleri; içimizdeki hala daha eksilmeyen çocuk ruhu o eski yılların ilkokul günlerine götürür. Bizim zamanımızda kreşler ve ana sınıflar yoktu. Bizler ilkokulu altı yıl okuduk. İlk 23 Nisan Kutlamasını Selimiye İlokulunda yaptım. Öğretmenimiz şimdilerde Başhekimlikten emekli olan Sayın Bülent Dizdarlı’nın annesi Jale Baha idi.Daha sonra Limasol Sedat Simavi İlkokulunda,ilkokul 6.Sınıfta ise Lefkoşa Atatürk İlkokulunda 23 Nisanda Yusuf Kaptan Sahasında halk oyunları gösterisi yaptık. O zamanlarda aileler saha içindeki beton zemine oturup çocuklarının öncelikle resmî geçitini izler sonrasında ise sırası ile ilkokullardan karma seçilen öğrenciler gösterilerini yaparlardı. Sahanın alt girişinde yine seyyar satıcılar olur, su ve dondurma satarlardı. Enverin Kahvesinin önünde yol kenarına dizilen tahta hasır iskemlelerden de saha izlenirdi. Şiirlerin okunması anne baba ve aile ferdlerini fazlası ile duygulandırırken halk oyunları onları heyecanlandırır veliler çocuklarını sahada gördükleri zaman göz yaşlarını tutamazlardı. O yıllar dünya çocuklarının çocuk bayramı olarak kutlandığı zaman değildi 23 Nisan sadece Kıbrıs’ın her ilkokulundaki etkinlikler ilk okul yıllarının son sınıfına kadar sınıflardaki Atatürk köşesi ile, kompozisyon yarışmaları ile ve okul müdürlerinin okul bahçesinde yaptırdıkları etkinlikler vardı. Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, bu tarihi günde anılır, Türkiye Büyük Millet Meclisi”nin ilk kez kapılarını açtığı gün olan 23 Nisan”ı çocuklara armağan ettiği anlatılır ve bugünün çocuklarının yarının büyükleri olduğu tekrarlanırdı. 23 Nisan’ı törenlerle, şenliklerle, oyunlarla, coşkuyla kutlanması günümüze kadar Anavatan Türkiye’de olduğu gibi, Ülkemizde de Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığının programı çerçevesinde ilokullarda kutlananmaktadır. 23 Nisan dünyada, çocukların sahip olduğu tek bayramdır. UNESCO, 1979 yılını “Çocuk Yılı” ilan edince, 23 Nisan bayramını dünya çocuklarıyla kutlamaya başlandığını biliyoruz. Farklı kültür ve farklı ülkelerden bu yıl KKTC’ye gelen öğrenciler vardır. Gösterileri ve ziyaretleri olduğunu bakanlık bildirilerinden öğrenmiş bulunmaktayız. Geçmiş yıllarda Lefkoşa’da Çağlayan Parkı önündeki yolda yapılan etkinlik ve oraya kadar, Merkez okulları ve konuk ekiplerin oluşturduğu Kortej yürüyüşü Cumhuriyet Meclisi önünden başladığı Ledra Palas Işıkları, Cumhurbaşkanlığı, Girne Kapısı, Sedat Simavi Endüstri Meslek Lisesi’nin ardından Çağlayan Parkı’ndaki etkinlikle, 23 Nisan, çocuklarla ayrı bir renk oluşturmuştur. Çağlayan Parkı’nda Lefkoşa Merkez Okullarından öğrencilerin ve Misafir Ülke Çocuklarının dans gösterileri ile eğitici ve eğlenceli etkinliklerin yapılmış olması KKTC’nin Başşehrine Lefkoşa’ya bu anlamlı günde ayrı bir güzellik katmıştı. Bu yıl Eğitim Ve Kültür Bakanlığının internet sitesindeki 23 Nisan etkinliği programını görmek mümkündür. Dün, bu gün, yarın , derken 2019 yılınında kutlanacak 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve çocuk Bayramınının bütün çocuklarımıza esenlikler getirmesini dileriz.

Sükunet ve karşılıklı anlayış

Trafik kontrol, “polisi, milletvekili ve sosyal medya” üçgeninini gereğinden fazla konuştuğumuz bu günlerde önemli olan tarafların sükunetini muhafaza etmesidir. Gelişmeler ile ilgili Meclis Genel Kurulunda Başbakan Sayın Erhürman PGM’nden aldığı bilgileri paylaşmış ve konu soruşturma konusudur demiştir. Sosyal medya üzerinden yapılan hakaret, tehdit ve küfürün suç teşkil ettiğini de sözlerine eklemiştir. Hele meselenin Türkiyeli-Kıbrıslı ayrımcılığına çekilmesinin doğru olmadığını özellikle sözlerine eklemiştir. Kanaatimce Başbakanın konuşması çok manalıydı! Dikkatli olunması gerekendi. Bütün bu konularda yazılanlanları okurken gerçek olduğu yazılan bir hikaye gözüme takıldı okuyucularım ile paylaşmadan olmaz dedim. Hikaye şöyle; ”Deniz, hız limitinin 90km olduğu yerde 110km ile gidiyordu ve son dört ay içerisinde dördüncü defa Polis tarafından durduruluyordu. Bir insan nasıl bu kadar şanssız olabilirdi? Deniz, arabasını sağa çekti” İnşallah şu anda yanımızdan daha hızlı bir araba geçer” diye düşünüyordu. Polis, elinde kalın bir not defteri ile arabadan indi. Bu Polis camiden tanıdığı Ali’ydi. Deniz iyice arabasının koltuğuna sindi, utanmıştı. Bu durum bir cezadan daha kötüydü camiden tanıdığı bir polisle, hemde hızlı gidip, trafik kurallarını ihlal ettiği için karşı karşıya kalmışlardı. Deniz, Ali ‘ye birbirimizi yeniden böyle görmemiz çok ilginç, dedi Ali “ İyi günler Deniz” dediğinde Ali gülümsemiyordu ve ilk sözü – “ Beni, Eşimi ve çocuklarımı görmek için eve giderken yakaladın” oldu. -“Evet öyle” diyen polis Ali, umursamaz görünerek dinledi. -“Son günler eve hep çok geç geldim Çocuklarım beni uzun süredir hiç görmedi ayrıca Zeliha, bana bu akşam mantı, içli köfte ve biftek yiyeceğimizi söyledi Ne demek istediğimi anlıyormusun?” – “Evet ne demek istediğini anlıyorum dedi polis Ali , Ayrıca trafik kurallarını ihlal ettiğini de biliyorum” diye de cevapladı. – “Eyvah! Bu taktik fazla işe yaramayacak gibi ,taktik değiştirmek gerekli” diye düşündü, Deniz -“Beni kaç ile giderken yakaladın?” diye sordu. – “110 km … Lütfen arabana girer misin?” dedi polis Ali – “Ah Ali, bekle bir dakika lütfen, seni gördüğüm anda, takometreye baktım sadece 85 km ile gidiyordum” – “Lütfen Deniz, arabana gir” diye üsteledi Ali. Deniz, canı çok sıkkın bir şekilde arabasına girdi, kapıyı çarparak kapattı .Polis Ali, not defterine bir şeyler yazıyordu. “Ali niye benim ehliyetimi ve araba ruhsatımı istemiyor ki” diye düşündü Deniz, ne olursa olsun, bundan sonra camide de bu adamın yanına oturmaktansa, birkaç gün camiye gitmemeye karar verdi. Ali arabanın kapısını tıklatıyordu, Deniz arabasının penceresini 5 cm kadar açtı. Ali, Deniz’e bir kağıt verdi ve gitti. -Deniz ceza değil bu diye kendi kendine söylendi, bir anda sevinmişti. Yazıyı okumaya başladı, kağıtta şunlar yazıyordu; “Sevgili Deniz, benim bir kızım vardı altı yaşındayken çok hızlı araba kullanan biri tarafından öldürüldü. Bu kazadan dolayı, adam cezalandırıldı. 3 yıl hapishane cezasıydı. Bu adam hapishaneden çıkınca kendi çocuklarına sarılıp, öpüp, onları tekrar koklayabildi, ama ben kızımı öpebilmek için, cennete gidinceye kadar beklemem gerekiyor . Bin defa adamı affetmeye çalıştım. Bin kerede başardığımı zannettim. Belki başarmışımdır, ama hala kızımı düşünüyorum. Lütfen benim için dua et ve dikkat ol Deniz, tek bir oğlum kaldı. Hayat çok değerli, sürekli dikkat et. Dikkatli araba kullan ve başkalarının hakkına saygı göster .Hiçbir zaman unutma,istediğin kadar araba satın alabilirsin, ”AMA İNSAN HAYATINI ASLA” “Deniz 15 dakika kadar bir süre yerinden kıpırdayamadı. Daha sonra kendine gelip, yavaş yavaş evine gitti. Evine varınca, çocuklarına ve eşine sıkıca sarıldı. ” Deniz belki para cezası kağıdını almamıştı ama sonsuza dek unutmayacağı bir dersi ezberleme cezasına çarptırılmıştı. Polis vatandaş ilişkilerinde nedeni ne olursa olsun trafik kurallarına uymak, hayatın yol akışındaki mecburiyettir. Yeter ki karşılıklı anlayış olsun. Her hadiseden bir ibret alınsın.