Tag: Kıbrıs

Bari sen gül

Bari sen gül

Geçen gün Facebook’ta hiç yüz yüze tanışmadığım ancak arkadaşım olarak kabul ettiğim bir kişinin köşe yazarı olmam hasebiyle son çare bana messenger aracılığı ile mesaj atarak ulaştığını tesadüfen gördüm. Tam da “Bilişim Suçları Yasa Tasarısı”nın KKTC Meclisinde oylanacağı gündü. Bana Facebook sayfasından kendi paylaşımlarına yapılan bazı yorumların fotoğraflarını gönderdi. Hiç de hoş olmayan bu gönderileri okudum. Keşke yazılmasaydı dedim. Yorumların silindiğini söyledi ama fotoğraflar kişinin arşivine girmişti bile… Yasa onaylandı Cumhurbaşkanı onayına sunuldu, resmi gazetede ilan edilip yürürlüğe girecek. Demek ki bundan sonraki süreçte kişilerin kuracağı cümlelerin önemi hukuk süzgecine uygun olmasına, dikkatten geçecektir. Geç kalmış bir yasa idi. Oybirliği ile geçti, gelişmelerin takipçisi olacağız. Facebook arkadaşımın o gün için o yazılanlara çok içerlediği daha sonra görüntülü yaptığımız görüşmede sesinden ve yüz ifadelerinden belli olandı. İki erkek çocuğunun annesi idi ve görüştüğümüz anda bir oğlu yanındaydı,onunlada da konuştum. Çocuklarından biri ilkokul son diğeri orta okul son sınıfta olduğunu öğrendim. Görüntülü telefon görüşmesi sırasında duvarda asılı levhayı gördüm yaklaştırsana dedim “ Gel Gave İçelim” diye üzerindeki yazıyı okudum. İşte o zaman bana kendinden bahsetsene dedim. Adım “Sengül” dedi, adımı annem koydu, sonradan annesin kendisine ben hayatta gülmedim, bari sengül diyerek adı ile ilgili açıklamayı da sözlerine ekledi. Kahveyi çok seven birisi olarak bunu sordum. Belki bir gün yolum düşerse bu fedakar annenin kahvesini içerim diye de düşünmedim değil. Aklımdan geçen soruları hemen sordum. Neden GAVEM dedim cevabını şu açıklamaları ile verdi. Bir defa ülkesini seven bir kişi, İzmir’den memleketimize ses sanatçısı olarak gelmiş eşi ile tanışmış ve evlenmiş. Mesleğini icra edememiş çünkü eşinin müsaadesi olmamış, pişman değil, ancak çok yakın arkadaşlarının önemli günlerinde, sanata olan sevgisini sesi ile duyurmaya çalışmış olan bir iş insanı. Köyünü sordum YeniBoğaziçi dedi. Alıştın mı dedim köy beni bağrına bastı dedi. Belediye Başkanınız kim dedim Sayın Mustafa Zurnacılar dedi ona bir de “ Muharrem Kuşaf “diye sordum o bizim Belediyede Asbaşkan dedi Kuşaf diye sordum çünkü çok sevdiğim bir arkadaşım ile nişanlı ve evlenecekler. Sengül hanım köyün ilk okulunda 4 yıl okul aile birliğinde görev almış asbaşkanlık yaptığını anlatırken, hatta oğlunuzu bakanlığı sırasında ziyaret ettik diye de ayrıca belirtti. Konuşmamızı samimiyet çerçevesinde sürdürürken İtalya’da başlayıp dünyaya yayılan ve tabiatı, insanı, tüm canlıları doğal ve eko-yaşama yönlendirmeyi amaçlayan cittaslow (yavaşşehir) akımına KKTC’de seçilen belde olarak köyünden gururla bahsederken bu yönde açılan kurslara da gittiğini sözlerine ilave etti ve “yerel üret, yerel tüket” sloganından hareketle Gavem dükkanında öğütülmüş kahve satmaya başladığını ifade etti. Pazar günleri korona virüs çıkmadan önceleri köy meydanındaki etkinliklerde kumda kahve pişirdiğini de anlattı. Sengül Kasap evli eşi Altınova köyünden kendisi Türkiye’den gelmiş özveri ile çalışan bir eş, çocuklarını seviyor, ailesini seviyor en önemlisi köyü YeniBoğaziçi ‘ni ve KKTC’ni sahipleniyor. Ne demiş düşünürler; ”Altı tane sadık hizmetkarım var, bütün bildiklerimi onlar bana öğretti, isimleri: Ne, Niçin, Ne Zaman, Nasıl, Nerede ve Kimdir.” İşte bu soruların cevapları sonucunda yazdığım yazı ile yeniden hatırlatmak isterim ki bundan sonra herhangi bir konuda sosyal medyayı kullanırken bilişim yasasına sakın ola aykırı hareket etmeyin…

Unutulmayacak yıl; 2020

Unutulmayacak yıl; 2020

Sadece ülkemiz değil, tüm dünya, sağlık depremine neden olan Korona Virüs salgını ile cebelleşiyor. Farkında olduğumuz tek şey can korkusunun hemen hemen her evde misafir olduğudur. Bilinen gerçek her hastalığın her eve ayrı bir gaile farklı bir üzüntü verdiğidir. Ülkemizde birçok diyaliz hastası makinelere bağımlı yaşamaktadır.Saymakla bitmeyen,insanları derinden üzen ve hastalıkların tedavisi için uğraş veren aile bireylerinin sıkıntıları oldukça zor. Kanser denenen illet ve daha nice amansız hastalık ülkemiz sağlığındaki başlıca sorunlar oluyor. Her evin ayrı bir derdi mutlaka vardır. Sağlıkta ihtiyaçların başında tam teşekküllü hastanelerin varlığının idamesidir. Sağlık camiasındaki insan kaynaklarının donanımınının takviyesi de yapılmalıdır. Hastanelerde her derde deva olacak ilaçlar bulunmalıdır. Bazı ilaçların bulunmayışı ise ayrı bir isyan konusudur. 8 Mart ithal korona virüs sonrası hükümetin tam zamanında almış olduğu kararlar ile izolasyonu kendine rehber eden halkımız sayesinde bu günlere ,salgını aramıza sokmadan geldik. Ekonomik sıkıntılar halen geçerliliğini sürdürüyor.Çarşı çok durgun, esnaf zarardadır. Ramazan ayı sonrası bayram ve geçip giden günlerde yaşanan zorluklara hep birlikte göğüs gerildi. Başbakan ve Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Sayın Ersin Tatar’ın ilk günden verdiği beyanatlara uygun olarak Kamu görevlilerine yapılan maaş kesintilerinin ilk ödemesi yapıldı. 28 Haziran ‘da Sosyal Sigorta emeklileri dahil olmak üzere Kamudan emekli olanlara da maaşları ödendi. Şikayet varsa teşekkürde farzdır. Ancak çoğu iş yerinde ücretlerin ödenmemesi konusunda mağduriyet halen devam edendir. Çözüm bulunması için çare üretilmesi beklenendir. Gündemi meşgul eden öncelikli konu sınır kapılarının açılışı, sağlıklı geçişinin yolcular nezdinde sağlanması, hangi testin nasıl uygulanacağı, adaya Ercan Havalimanı üzerinden turizm açısından yapılacak girişlerede tabiyetine göre prosedür ne olacağı konularıdır. Birçok karar üretilmiş olmasına rağmen halkımızın dünyada salgının yükselişte olduğu bir zamanda tek isteği şimdiye kadar sağlanan sağlık düzeninin bozulmaması için tedbirlerin esaslı ve tam alınması ve denetimli olarak devam ettirilmesidir. Garantisi olmayan bir yaşamda, şimdi varız az sonra ne olur bilinmezliği korkusu ile de stresli bir yaşamın insan sağlığına zararının farkındayız. O halde kendimizi korumak adına fazla açılıp saçılmaya gerek yoktur. Olağan dışı zamanda olağan üstü tedbirlerimizi kendimiz de alabilmelmeliyiz. İşte o zaman sağlıkta kalkan evin kapısıdır diyebiliz. Ne demiş atalarımız “Sağlık gibi dost, hastalık gibi düşman yoktur.” O halde tedbiri elden bırakmamalıyız. KKTC ‘de tam da bu zamanda yollardan başlayan,dere yataklarına uzanan, sivri sineklere geçit vermeyecek, sınırlarımız içerisinde köşe bucak kök temizliğin yapılması gerekir. Yeni bir acil durum hastanesinin yapılmasını ise ihtiyaçlarımızın birinci sırasında muhafaza ve müdafaa edenleriz. Nasıl olsa Kıbrıs meselesiydi, masa kurulurmuydu, müzakereler başlar mı? başlamaz mı? denilen nakarat dönemi nekâhet sürecine girmiştir. Bu konudaki hasta düşünceler halen iyileşmiş değildir. 11 Ekimde yapılacak Cumhurbaşkanı seçimi ile KKTC halkı yeni Cumhurbaşkanını seçmelidir. Önce sağlık dedik ancak yasama,yürütme ve yargı gereklerini de unutmadık. 2020 ileriki yıllarda hakkında hiç de hoş bir şekilde anılacak bir yıl olmayacağı gibi 2019 yılının son günleri salgın başlangıcı olarak tarihi sürece damgasını vurmuştur. Umudumuz dünyamızı terkedeceği günleri görmektir…

Maskeli paketin sosyal mesafesi

Ekim ayında “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti “‘nin yeni Cumhurbaşkanını seçeceğiz. Şu anda seçimlerde uzatmaları oynuyoruz. Korona Virüs esbab-ı mücbire gösterilerek ülkemizde seçimlerin seyri değişmiştir. Cumhurbaşkanı makamı Anayasa hükmünde belirtilenin Cumhurbaşkanı beş yıl için seçilir maddesi hilafına 5 yıl artı 6 ay oldu. 11 Ekim’e kadar Haziran günlerini de ilave edecek olursak seçim için 4 aylık bir müddet daha önümüzde duruyor. Zor bir süreç olacak çünkü ”sıfır vaka” böylesine çabuk bir açılımda nereye kadar sürer diye düşünmeden edemiyor insan. Seçim tarihi yine etkilenir mi bilinmez! Türkiye sivil havacılığın tüm havaalanlarına notam diye gönderdiği kuralların bir maddesi çok önemli “ Test sonucu pozitif çıkan yolcular deport edilmeyecek ve tedavi edilecektir” diye yolculara seyahat etmeleri açısından bir nevi güven vermektedir. Bu güçlü güven ise sağlıkta tedbir derken, acil durum hastanelerinin Türkiye ‘de yapılmış olması, şehir hastanelerinin varlığı ve diğer bütün tam teçhisatlı hastanelerin hazır olda olmasından kaynaklanmaktadır. KKTC ‘de çok şükür zamanında alınan tedbirlerle ikili rakamı geçmeyen Korona Virüs vakasına rastlanmış, hastanelerimizin salgınla ilgili yoğunluğu olmamış, yoğun bakım servisleri dolup taşmamıştır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde muhtemel ithal bir virüs salgını olması halinde hastanelerinin kendi halkımıza yeterli olmadığını pek tabii ki hepimiz biliyoruz, bunun farkındayız. 2. Dalga olmaz dersiniz, ya olursa! gibi strateji belirlemek gerektiğini de hükümetin bilmesi gerekir. O halde bu rehavet niye diye sorululacak sorulara cevab icraat olmalıdır. Şimdiye kadar geçen sürede yapılması gereken herhangi yeni bir hastanemiz olmamıştır. O hastane, bu hastane, derken zaman akıp geçmiştir. Erken tanı,tedbir, tedavi ve tecrit ile hani derler ya bu dönem vartayı atlattık ya sonrası? Şimdilerde sokaklar, tedbirsiz kişilerin yolu oldu. Cafeler,lokantalar, plajlar derken ne maske var ne mesafe, ellerde hijyen kuralına bu ortamlarda özen göstermek durumu ise şaibelidir. Siyasilerin de bu kurallara ve özellikle mesafeye dikkat etmedikleri bariz bir şekilde sosyal medya paylaşımlarından belli olandır. Türkiye’de Koronavirüs Bilim Kurulu üyesi Tevfik Özlü, kalabalık alanlarda maske kullanımının mutlaka denetlenmesi gerektiğini ifadelendirken “Maske takmayan ya da yanlış takan kişilere cezai müeyyide uygulanmalı” diyorsa ülkemizde de bu ikazın mutlaka kaale alınması gerekir. Türkiye Sağlık Bakanı Sayın Fahrettin Koca ise sosyal medya hesabından tehlikeli sosyal mesafeleri 149 cm başlayarak 122 cm aralığına kadar akıllarda bulunsun diye rakamsal olarak tek tek belirtmiş ve mesafe azaldıkça riskin arttığını tweetinde paylaşmıştır. Ülkemizdeki siyasilere gelince daha çok Facebook üzerinden sosyal medyayı kullandıkları görülürken sağlık için tedbir için kendi paylaşım uyarı ve önerilerinin olmadığı ayrı bir gerçektir. Televizyon programlarında korona virüs salgını için hazırlanan özel programlarda konuk olan doktor milletvekillerinin ve tıp camiasından gelen siyasilerin ekrandan yaptıkları virüs tıbbi açıklamaları son derece faydalı olmakta ve sosyal medya kullanmayan halkımız bu yönde aydınlatıcı bilgi almaktadır. Başbakan Sayın Ersin Tatar’ın KKTC üç büyük hastane yapılacağına ve iki ay içerisinde bu işin biteceğine ilişkin beyanatı ise adeta yüreklere su serpmiştir. Tabi ki yapım aşamasının takipçisi olacağız.Diğer önemli bir konuda Sayın Ersin Tatar bu ay kesinti yapılan kamu görevlilerinin maaşların tam ödeneceğini maaşlardan yapılan kesinti miktarının ise memurlara geri ödemeye başlayacakları haberleri de beyanatında kamu oyuna yansırken uygulanacak 2.Paket ekonomik tedbirlerin ise Pazartesi gün açıklanacağıdır. Ne diyelim ülkemiz için hayırlısı olsun…

Siyasetin kokusu ve doğanın ikinci güneşi

Bu günkü yazıma giriş, geçen gün sosyal medya hesabımdan yaptığım paylaşımla olsun dedim. “Korona salgınının dünyamızda korkunçluğu devam ederken, tedbirde topluma örnek davranışlardan uzak artık normalleştik denen bir hayatın lütfen sorumsuz yaşantısı içerisinde olmayın. Ailenizi ve çevrenizi korumak adına sağlıklı düşünce ve hareket içinde olunuz. Zaman tedbir zamanıdır. O halde; “(Kontrollü sosyal hayat)” yaşam biçimimiz) olmalı diye yazmıştım. Elbette evde kal çağrısı sonrası dışarıya üç ay sonra iki kez, toplamda bir saat çıkan birisi olarak, ilk izlenimlerden gayrı, kişilerin sosyal medya paylaşım fotoğraflarından da anlaşılacağı üzere birçok mekanın dolu dolu olduğu görülmektedir. Tabi ki doluluk mekanın kazancı için kabul edilebilir, ancak sosyal korumalı alan yaratılması sağlık için yapılmalıdır. Üç aylık dönemde esnaf bir bakıma kan ağlarken, memur da kesilen maaşlarının önceden planladıkları ve aile bütçesine yetişmemesinin ağır sıkıntısı içerisine girdi. Her ne kadar da Başbakan Sayın Ersin Tatar kamu görevlilerinden yapılan maaş kesintileri için bir nevi borçlanma olduğunu ve ödeneceği taahhütünü tekrar, tekrar, dile getirmiş olmasına rağmen bu yöndeki hoşnutsuzluk halen had safhadadır. Bu dönemde işsiz kalıp hiç ödeme almayanlarda olmuştur. Çare ise hükümetin kararlarında olmalıdır. Bu arada Londra’dan 155 kişiyi ve cenazeleri getiren uçağın Ercan Hava Alanına inişini,bavulların piste sıra sıra dizilişi sırasında uzaktan olsa da cenaze sahiplerinin çığlıkları duyuluyordu. Ölüm tabi ki takdiri ilahi anca gurbet ölümü ve vasiyet araya girince hepimizin kalbindeki ince sızı oluyor. Canlı yayınları dinlerken yazılan yorumlar da öylesine can yakıcıydı. Ulaştırma Bakanı Sayın Tolga Atakan için “operasyonu bizzat yönetiyor” ifadesi de anlaşılır gibi değil. Sayın Atakan’ın uçağın kapısında duruşu ise hakikaten siyaset kokuyordu. Bir kere, vatandaşlarımızın zor durumlarında ülkelerine dönüşünü sağlayabilmek idarecilerin asli görevidir. Bu görevi yaparken ön safhta olmak göze hoş görünmediği gibi bu konuda uzman teknik kişilere de bir nevi müdahale olarak algılanır. Halkın bu gibi gelişlerde karşılamada görmek istediği daha ziyade sağlık çalışanları ve ambülanslar olduğu kanaatindeyim. Sayın Fuat Oktay’ı bir KKTC kanalı ekranında görmek bizlere daha yakın mesafeden evimizdeki ekrandan hitap etmesi ve Kıbrıs Türk Halkı için Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan‘nın görüşlerini de aktarması bilhassa böylesine hassas bir dönemde ülkemiz halkı için büyük bir moral olmuştur. Canlı programı Facebook üzerinden de izledim. Çoğu televizyon programını ayni şekilde izlerken vatandaşların alta geçen yorumlarını okumak kimlerin facebook izleyicisi olduğunu görmek, nabzın atışı bakımından önemli, ancak yorum kısmında yazılanların soru niteliğinden çok bazı ifadelerin saygısızca olduğu da ayrı bir gerçek. Kuzey-Güney sınır geçişlerinin yapılması planlanan günleri düşünerek, ben de bir yorum yazdım ve Sayın Oktay’dan Türkiye’nin “Acil Durum Hastane” tecrübesini 45 günlük süreçte ülkemizde de hayata geçirilmesi dileğimi arz ettim, anavatana saygı ve sevgilerimizi ilettim. Programda Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın vurucu mesajı; Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne oldu ve “Bedeli ne olursa olsun Doğu Akdeniz ve Kapalı Maraş ile ilgili olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hükümetinin arkasındayız. Kapalı Maraş, KKTC’nin toprağıdır’ demiş olmasıdır. Sayın Oktay’ın her konuya verdiği cevap içeriğinde KKTC halkının leyhine projeler vardı. Kıbrıslı Türklerini yürekten sevdiklerini tekrar söylemiş olması ise bizleri yeniden duygulandırmıştır. Biliyorsunuz “Sevmek inanmak” demektir ve “sevgi, doğanın ikinci güneşidir.”

‘Daha sıkı tedbir daha iyi sonuç’

‘Daha sıkı tedbir daha iyi sonuç’

Normalleşme sürecinde ülkemizdeki Koronavirüs açılımlarını haberlerden anbean izliyoruz. Önemli olan her açılımda ülke halkının sağlığının korunması gerektiğinin unutulmaması gerektiğidir. 10 Mart sonrası salgında gelişmeler gözler önünde ceryan etmiştir. Her ne kadar da 40 günü aşan sürede vaka sayısı sıfır deniyorsa bile bu kadar dışa kapalı olmanın avantajıdır diye değerlendirmek en doğrusudur. Güney Kıbrıstaki vakalar unutulmamalıdır. Fazla övünmek de iyi değildir. Her hangi acil bir durumda hastanelerimizin yetersizliği bir kez daha düşünülmeli ve gereği yapılmalıdır. Kötüyü düşünüp iyiye adım atmak her zaman toplum menfaatine olduğu varsayımından hareket edilmelidir. Dışişleri Bakanı Sayın Kudret Özersay birkaç güne sığdırdığı taglı twitlerinde gün sayısı belirterek #Covid-freeNorthCyprus ” diye paylaşımlar yapıyor, tabi ki de böyle twitlerine, olumlu olumsuz bir çok yorum var. Rehavet salgına ilaç değildir. Bir Ramazan Bayramını daha geride bıraktık. Bayramın üçüncü ve son gününe mühür, Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ayni zamanda Kıbrıs İşleri ile ilgili görevlendirdiği yardımcısı Sayın Fuat Oktay ile KKTC Başbakanı Sayın Ersin Tatar arasında TC-KKTC İktisadi ve Mali İş Birliği Anlaşması video konferans yöntemiyle imzalanan ekonomik protokol oldu. Böylelikle “Türkiye ekonomik protokolü imzalamıyor” diyenlerin acımasız eleştirilerinin önü de bir vesile kesilmiş oldu. Güçlü Türkiye Kıbrıs’ın garantörü olarak varlığını sürdürürken Kıbrıslı Türklerin her zaman yanında olduğunu bir kez daha göstermiştir. Korona Virüs salgını dünyadaki sürekliliği ile halen gündemin başında yer alıyor. Ülkemizde yürütme tarafından alınan koruyucu önlemlerin kapalı devrede virüs vaka sonucu olumlu yönde seyretmiştir. Ancak açılım deyip, normalleşme süreci deyip, fazlası ile önlemsiz bir hayatın gerçeği de, sokakta gözlerimiz önünde ceryan ediyor. Üç aya yakın bir süre evden çıkmayan birisi olarak geçen gün bahçe kapısından dışarıya çıktım. Dışarıya çıkma nedeni ne olursa olsun maske, fiziki mesafe ve hijyen kurallarına uymak mecburiyetinde olduğumuz bir yana, bundan sonraki hayatımızda uzun süre böyle yaşayacağımızın bilincinde hareket etmek zaruriyetindeyiz. 0nlarca gün evde kalmış birisi olarak sokaklardaki ilk intiba bende hiç de iyi olmadı. Olması muhtemel yangınlardan korkar hale gelmiş olmamıza rağmen geçtiğim sokakların, kaldırımlarını ot bürümüş olduğunu ve bir çok terk edilmiş evin yeşil bahçelerinin kuru otlarla kaplı olduğunu üzülerek gördüm.Yangından korunma tedbirleri içerisinde halkın yerel yönetimlerce aydınlatılması eğitilmesi ve gerekirse temizliğin yaptırılması için en erken zamanda önlem alınmasıdır. Korona salgınına neden olan virüs hayalet gibi aramızda görünmezliğini muhafaza ediyor. Dünyada normalleşme sürecine geçmeye çalışan ülkelerde yeniden hortladığı haberlerde var olandır. Bütün bu duyumlar resmî duyurular içerisindeyken ülkemizde hiç bir şey yok deyip rehavete kapılıp zil çalıp oynamaya ve bir kez daha evlerde hapsolmaya ve ekonomik sıkıntıya tahammül yoktur. Baktım ve gördüm, geçtiğim sokaklardaki market çıkışlarında kişilerin kadın erkek çoluk çocuk yüzlerinde maske olmadığına maalesef tanık oldum. Üniversiteli ve yabancı uyruklu kişilerin yollarda sarmaş dolaş gezinti yaptıkları görülüyordu. Kreşlerin açılacağı günlerdeyiz, unutmayalım ki çocuklarda,virüs bulaştırma hali yetişkinlere eşittir diyor Almanya’nın önde gelen virologlarından Christian Drosten ve koronavirüs nedeni ile okulların açılma tehlikesine dikkat çekiyor. Salgındaki ihtimaller için her türlü denetimli tedbiri ülkemiz almalıdır. Bu dönemde adaya giriş ve çıkışların yapılmasına başlanacağı, açılımların eski düzeye getirileceği açılmayan iş yerlerinin açılacağı zamanda, yine iş başa düşmekte ve her bireyin her yerde ve ortamda koruması için kendi tedbirlerini alması ve uygulaması asli görevi olmalıdır. Aynen Türkiye Sağlık Bakanı Sayın Dr.Fahrettin Koca’nın dediği gibi “Daha sıkı tedbir,daha iyi sonuçtur”

Dikenle birlikte olan gülden sakın

Dikenle birlikte olan gülden sakın

Haşare zamanı, ne kadar börtü böcek varsa bilhassa sivri sineklerin hem can yaktığı hem hastalık yapabileceği yaz aylarına gireceğimiz vakitteyiz. Bu aşamada mevcut 28 Belediyeye fazlası ile iş düşmektedir. Özellikle birikinti su olan yerlerin kurutulması gerekecektir. Kuru ot temizliğinin yapılması ise ot sineği dediğimiz ve sürü gibi etrafta dolaşan sineklere de çareyi mutlaka bulmalıdırlar. Bilindiği üzere sivrisinekler, üremek ve çoğalmak için uygun su kaynaklarını seçerler. Su kaynakları nerelerde olabilir diye bakarsak yol kenarlarındaki sazlıklarda , bataklık, göl gibi doğal alanlarda, ayrıca ev bahçelerindeki veya apartman balkonlarındaki bir saksının dibindeki biriken suda, bahçelere atılmış kullanılmayan bir araba lastiğinde plastik mop kovalarında bırakılan ve bekletilen suda, olabilir. Dikkat edilmesi gereken çevrenizde oluşan ve bir haftadan fazla bekleyen sular tehlike kaynağıdır.Su depolarının üzerleri de kontrol edilmelidir.Bahçedeki el arabaları bazı gereçlerde bekletilen suların boşaltalılması bir yana, çatı yağmur su oluklarınızın temizletilmesi gerekir. İçişleri Bakanı Sayın Ayşegül Baybars ve Sağlık Bakanı Sayın Ali Pilli’ye de bu yöndeki tetbirlerin alınması için büyük görev düşmektedir. Halkımızın alacağı tetbirler ne kadar olursa olsun bu sineklerin bertaraf olması için yeterli olmayacaktır dolayısıyla belediyeler ile işbirliğinde, personel takviyesi ile müşterek kontrollerle, sivrisinek mücadelesi derhal başlatılmalıdır. Denetimi de yapılmalıdır. 2019 yılında ülkemizde Adada ilk kez geçen sene GKRY bir kişi de görülen “Batı Nil Virüsü” ülkemizde de bilhassa Mağusa bölgesinde görüldüğü haberlerde yetkili doktorlar tarafından belirtildiği, hatta vakanın ölümle neticelendiği akıllarda yer etmiştir. Bu virüsü taşıyan sineklerin bulaşı yaydıkları gerçeği ile beyin iltihabı gerçekleştiği de ülkemizde olduğu, hatta bu konuda belirti gösteren diğer, kişilerin kan örneklerinin tahlil için Türkiye ‘ye gönderildiği haberi de bölüm şefi doktorunun verdiği bilgiler ışığında yerel gazetelerimizde haber yapılmıştı. Her halükarda sinekler hoş ve sevilesi canlılar olmaktan ziyade hastalık taşıyıcısı olmaları nedeni ile sivrisinekler ile mücadele şarttır. Tabi şimdi Batı Nil virüs tesbiti devlet hastahanesi laboratuvarında tahlil edilebilir mi? ayrı bir sorudur. Genç ve yaşlı hastalarda Batı Nil Virüsünün kişideki hastalık belirtileri farklı olduğu gerçeğinden hareketle gerekli bilgilerin işin uzmanı doktorlar vasıtası ile Sağlık Bakanlığınca yapılmalı bu tür mücadele için Sayın Başbakan Ersin Tatar ve hükümet bu konuda belediyelere maddi kaynak aktarmalıdır. Corona salgınını henüz adamızdan def etmeden Batı Nil Virüsü salgını yerleşim birimlerimizde başlamamalıdır. Şimdiden balkonlarda veya bahçelerde oturulması, sinek istilası ve sokmalarından mümkün görülmemektedir.Belediyelerin araçlarla yaptığı ilaçlamalar yetersiz olup daha çok sineklerin açık kapı/pencere bulunması halinde ev içlerine girdiği geçmiş senelerde gözlemlenendir. Yaz mevsiminin yakıcı sıcak günleri, bütün şiddeti ile adamızda hükmeder vaziyettedir. Mayıs ayında hiç görülmemiş sıcaklık klimalara davetiye çıkarıyor.Tabi elektrik faturaları cep yakacak o ayrı bir konu. Çaresizliğe çare arıyoruz. Bütün belediyeler olası yangınlara sebebiyet verecek hususlara da dikkat etmeli Ulaştırma Bakanı Sayın Tolga Atakan ise şehirler arası yol güzergahlarında yol kenarları için yangın tetbirleri almalı, Tarım Bakanı Sayın Dursun Oğuz ise arazi ve dağlardaki yangın yol aralıklarının yeniden denetimini ilgili dairelere yaptırmalıdır. Ne demiş Mevlana “Dikenle birlikte olan gülden sakın, yılanla beraber yaşayan sinekten uzak kaç.” O halde karar ve tetbir hepimizin …

Haleti rûh-iyenin tavan yaptığı günler

Haleti rûh-iyenin tavan yaptığı günler

Korona salgını dünyada tam bitti mi? diyeceğimiz günler gelir mi ? bilinmezliğini koruyor. Korona öncesini biliyoruz, şimdi dünyada korona sonrasının dünya düzenin yeniden şekillendirilecek zamanındayız. Bilim insanları bu yöndeki yorumlarını yapmaya başladılar. Her gün yeni bir açıklama okuyoruz. Sonuç yaşamda, elbet bir gün yerini bulacaktır.Dört gözle beklenen korona aşısının bulunması çalışmaları sürerken, Almanya’da insan üzerinde aşı denemelerinin başladığı haberlerde yerini almıştır. Türkiye’ den aşı konusundaki araştırmalarda Türk doktorlarmız vardır. Geçen gün bir arkadaşımla geçen yıl ülkemize ancak Ekim sonunda gelen grip aşısını telefonda konuştuk. Onun da benim gibi grip aşısı yaptırdığını, lakin ona eczacısının “bu yıl salgın fena vuracak” dediğini sözlerine ekledi. İlginç bir yorum! olarak nitelendirdik! Bir kaç yıl evvel 17-27 TL civarında fiyatı olan aşılar biliyorsunuz Ekim 2019’da 95 Türk Lirası olmuştu… KKTC ‘hükümeti UBP-HP koalisyonu aylardır toplantı yapıyor. Kararlar alınıyor,çoklu komitelerin önerileri kararlarda yer alıyor olsa da her komitenin ayrı ayrı açıklamaları, çeşitli tenkitlere sebebiyet veriyor. Sayın Emine Dizdarlı, yazılı obdusman raporunda yasal bir konuya dikkat çekip sağlık komitelerini oluşturma yetkisinin “Sağlık Bakanı” nezdinde olabileceğini net bir şekilde ilgililer ve kamu oyu ile de paylaşmıştır. Sayın Başbakan Ersin Tatar ve Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Sayın Kudret Özersay 24 Nisan ‘dan itibaren ülkemizdeki Bakanlar Kurulu kararı ile maskeli günlerin başlayacağının kararını adıklarını açıklamışlardır. Bilinmelidir ki uzun zaman normalleşen bir yaşam tarzımız siyasette, ekonomide ve sosyal hayatta olmayacaktır. Maske ise nerdeyse kalıcı olarak yüzlerde!!! usulüne uygun yer alacaktır. Her gün Başbakanlık Kriz Merkezi’nin açıklamaları rutine girdi. KKTC Meclisi açıldı. Korona virüsü hakkındaki konuşmaları ,eleştirilerileri ve ikdidar mensuplarınca verilen cevapları saatlerce dinledik. Sonuçta bir Meclis Ortak Kararı’nı gördük mü? Görmedik!. Peki ne gördünüz derseniz. Sosyal Mesafe deyip, bir koltuk arası düzenleme, milletvekili /bakanların kimisinin yüzü maskeli kimisinin yüzü maskesiz, kimisinin ise ne maskeli ne maskesiz, görüntülerini !!! televizyonda izleyenler de görmedi mi? Gördü. Her milletvekili eldivenli veya eldivensiz kürsüdeki mikrofonları tutmadı mı ? tuttu. Kürsü kenarlarına konuşma yaparken elleri ile yaslananları da gördük. Kürsünün yanındaki plastik su şişelerininden, ağzı açık cam su bardaklarınından su içen milletvekillerini de görmedik mi? Gördük!. Kürsü üzerinde dezenfekte ilaç vardı, ancak göstermelikmiydi neydi anlayamadık. Neyse dedik biz mi bileceğiz! yoksa Meclis Başkanı Sayın Teberrüken Uluçay ‘mı bilmeyecek diye de kendimizi teselli ettik. Evde kalışımızın üzerinden 12 Mart’tan itibaren bu gün 27 Nisan’a geldik, artık saymayı bıraktık. Bu arada Takvim yaprakları bize yabancılaştı. 24 Nisan tarihinde 44 yıl önce aileye girişimle, tanıştığım eltim Netice Avkan’ın vefatı ile duasını evden yaptığımız, cenazesine sadece iki oğlumun katıldığı ve saat 10.00 olan cenaze defin işleminin kabristanlıkta yapıldığını, camide cenaze namazının kılınmadığı günleri de maalesef gördük. 27 Nisan bu gün kardeşim Niyazi’nin doğum günü kaç yıl yurt dışı derken birlikte olamamıştık, şimdi ilçeler arası geçiş yasağına takıldık, biz Girne o Mağusa ilçe sınırları içinde Nergisli köyünde kaldı diye bir araya gelemez olduk. Doğum günün kutlu olsun kardeşim derken teknolojinin devreye girdiği çağı yaşadık. Kültürümüz geleneklerimiz göreneklerimiz hepsi sanal alem yardımında! Ramazan günlerini yaşadığımız günlerin maneviyatında duygularımız hepimizi esir aldı. Haleti rûh-iyenin tavan yaptığı günlerde, inacımızla dualardayız. Rabbim hepimizi her türlü tehlikeden korusun.

Bu karga ne bu dal(a)da

Bu karga ne bu dal(a)da

Mağusa KKTC’inin en önemli ilçelerinden birisi ve neden orda “Karga Heykeli” dikildi? Eleştirileri halen yapılmakta, efsanesine gelince “İkinci Dünya Savaşı” kıtlık dönemine kadar uzanan bu hikayede var olan ve doğruluk payı nedir diye hala daha tartışılır olandır. Bu gün böyle bir konuyu değindiğimi ve yazdığımın nedeni etrafımızda uçan, yanıbaşımıza kadar gelebilen kargaların efsunlu yaşam tarzlarıdır. Girne’de çevreme ,baktığım zaman gerek Zeytinlik deresi içinde gerekse bahçede yaz kış her mevsim; uzunca gagaları ile kargaları, kışın yaprak döken ağaçların dallarına konup uzaklara doğru hareketsiz ve sabit bakışlarından tutun, çağla badem zamanı açlıklarını giderdikleri badem ağacının dallarına,kara dut ağacına konduklarını, nar mevsiminde narların çatlayan meyvesinin içini oyarak yediklerini ve bu ekmek kavgasından haz duyduklarını çok yakınen görenlerdenim. Yaz günlerinde kuru bir ekmek parçasını, su gördükleri her yerde olduğu gibi havuzun klorlu suyu dahil, ıslatıp sonra yiyecek kadar zeki olduklarını uzun yıllardır, izlemekteyim. Kimsenin seslerini sevmediğini söylemelerine rağmen benim bu sesleri duymaktan hoşlandığım doğrudur. Çünkü bu seslerin tınısını bir haber işareti olarak hissetmekteyim. Kargalar ile sanki çok uzak olmayan sosyal mesafeden iletişim kurmanın ve böylesine korkusuzca, neden insanlara , yaklaşım yaptıklarını merak ettim, bazı araştırmaları okudum. Hiç mi işin yok ? demeyin! 40 güne yakındır salgın hastalıktan korunmak amaçlı korona virüsünden kaçar haldeyiz. Evimizdeyiz ve çevreyi , tabiatı ,bahçeyi daha yakın mesafeden denetlemenin bazı haberlere yakın olmaktan daha iyi olacağı kanaatindeyim. Örneğin yıllardır bir karga var ki karşı evin damındaki Wifi anteninin direğindeki ufak yuvarlak yapı üzerinde günün belirli saatlerinde, yalnız tek başına veya eşi ile tüneyip devamlı baktıkları yerin Kuzey Batı olduğunu her gün görmekteyim. Neden hep ayni yön diye de meraktayım. Corona Virüs salgını öncesi de Türkiye’de yaşanan depremler öncesinde de evden bakışta salondan, mutfaktan ve bahçeden devamlı kargaların sürü halinde yönlerini sanki bilmez halde uçuşlarını, hatta gökyüzünün kara bulutları arasında toplu halde,nereye gittikleri bilinmezliği sonrasında ürkütücü ve değişik çığlıklarının hangi olumsuzluğa neden olabileceği hususuda çoğu kez çektiğim görseller ile sosyal medyadan bilhassa twiter hesabımdan bu görüntüleri paylaşmışlığım vardır ki! Kargalar adeta fırtına öncesinin habercileri olmuşlardır. Biliyorsunuz karga gibi başımıza üşüşme diyen eski yılların söylemleri bu güne kadar ulaşmıştır . İşte bu konuyu ciddiyetle araştıran uzmanlar Kargaların neden ölen kuş kardeşlerinin etrafında toplandıklarına cevap aramışlardır. Geniş çaplı bir araştırmadan sonra kargalar, ölü bir karganın etrafında toplandığında, bu ölümün çevrelerindeki bir tehditten dolayı olup olmadığını anlamaya çalışırlar deniyor. Demek ki kargaların bir nevi soruşturma yapıp, ölümün neden olduğu olayı çözme kabiliyetleri vardır. Tehditleri anlamak için ölü karganın bir nevi otopsisini yapıp gerçekleri ortaya çıkarma uğraşları olduğu gibi kargaların mükemmel problem çözücü oldukları ve kendi aletlerini yapabildikleri kullandıkları ifade edilenler arasındadır. Bunun yanında karmaşık bir sosyal yapıları olduğu, 2013 yılında yapılan bir araştırmada kargaların beynindeki bir bölümün insanların ( prefrontal korteksle) beyinde düşünmenin büyük oranda gerçekleştiği ve yüksek zeka seviyesinin kaynaklandığı yerle kıyaslanabileceğini ortaya koymuş oldukları yazılı kaynakçalar arasındadır. Kargalar tehditleri unutmazlar konusu, deneylerle tesbit edilmiş ise varılan sonuçta önemlidir. Demek ki tehdit unutulamıyorsa hürriyete’lerine karşı işlenen bir suçu kargalar asla kabul etmeyenlerdir. Acımasız ama anlamı derin sözlerde canlıların tarifine gelince “Kedi nankör, tilki kurnaz, karga kindar, yılan sinsi, insan hepsi.” deniyor! Acaba doğru mu? Yorum okuyanlara ait …

Askerin moralinin bozulması savaşı kaybettirir!

Askerin moralinin bozulması savaşı kaybettirir!

Ülkemizde yaşanan olağan dışı durumdan etkilenmeyen hiç bir kesim yok. Dünya hali dünyada diyoruz. Korona virüs gün sonu haberleri Türkiye ve ülkemizdeki tabloları izleyoruz.Kendimizi inzivaya çektiğimiz evimizdeki izolasyon sürecinde her türlü tedbirden medet umar hale geldik. Bu aşamada her gün toplanan Bakanlar kurulunun kararları halkımızın hazırlıksız yakalandığı ekonomik sıkıntısına çare olmadığı söylemleri bir yana, Başbakan Yardımcısı Kudret Özersay’ın mali konulardaki acımasız açıklamaları yaşanan krizde her eve deva olacağına, zehir zemberek bir vurgun gibi oluyor. Korona denen ”virüs savaşında” asker halk ise halkın moralinin bozulmasına neden olacak açıklamalarda siyasilerin dikkatli olması gerekendir. Askerin moralinin bozulması savaşın kaybıdır. O halde; İktidar veya muhalefet bu aşamada alınacak tedbirlerde birlik sergileme reklamlarında çok dikkatli olmalıdır. Her bakanlık kendine bağlı daire ve kurumları ile stratejik hedef çalışmalarını “hazır olda” tutmalıdır. Yoksa Bakanlar Kurulu toplanıp da bu görevi o bakanlığa verdik bu bakanlığa verdik gibi boşuna toplantı yapmasının vakti harcamak olduğu varsayılır. Bakanlar kurulu Bakanlardan gelecek ve uzman görüşlü önergeleri konuşup karara bağlamalıdır. Görev dağılımı yetki ve sorumluluklar dahil her bakanlığa bağlı daire ve kurumlar, hükümet kurulurken atanan bakanların sorumluluğuna Başbakan Sayın Ersin Tatar tarafından verilmiş koalisyon protokolü ile bu durum zaptı rapt altına alınmıştır. Kararların geç alınması hali her türlü zararı beraberinde getirecek ve ”can pazarında” bir işe yaramayacaktır. Ülkemiz siyasi, ekonomik ve sosyal konularda çok hassas bir dönemden geçerken en az kayıpla nasıl sonuca ulaşılacağı, irademizi verdiklerimiz tarafından sofraya yani masaya konmalıdır. Beklentilere cevap verilebilmelidir. Kıbrıs Türk halkının kendini muallakta hisseder pozisyonda olmaması hükümetin Türkiye ile kuracağı ilişkiler ile sağlamalıdır. Türkiye güçlü bir devlettir ve KKTC’ye yaptığı ve yapacağı yardımlardan kaçınmayacak olan tek dayanağımızdır. Sayın Fuat Oktay’ın bu konularda aydınlatılması gerekir. Komşu komuşunun külüne muhtaç olabilir ancak GKRY ile olan üç kuruşluk ilişkileri sağlıkta ön plana çıkarıp övünme vesilesi yapanların Türkiye’ye karşı soğuk tavırları halkımız nezdinde anlaşılır olandır. Anlamayanların isteği ise bir nevi teslimiyetin olması yönündedir. Okuyoruz ve paylaşmakta bilenler bilmeyenlere anlatsın havasındayız. Silahı virüs olan hiç böylesine bir savaşı yaşamamıştık. 100 yılda bir pandemi oldu ama bu kadar ses getireni olmadı. Panik devam ediyor. Ama bu arada çeşitli araştırmaların geleceğe ışık tutması açısından istatistiki verileri gün be gün yapılıyor. Yapılan paylaşımların sosyal medya üzerinden analizinin yapıldığı ve “Dünya’yı adeta paniğe sürükleyen salgın ile ilgili sosyal CRM ve veri analizi şirketi Adba Analytics, The Brand Age dergisi ile birlikte Twitter, YouTube, forum siteleri, bloglar ve haber sitelerindeki paylaşımları; Türkçe, İngilizce, Almanca, Japonca, Rusça, Portekizce, İtalyanca, Fransızca, İspanyolca, Çince, Arapça ve Farsça dillerinde yapılan paylaşımları da kapsayarak analiz etti.” Bilim dünyası zamanı boşa geçirmek istemiyor ve her konudaki aşı dahil çalışmalarını sürdürüyor. Bu analizler ile en çok konuşulan sektörler sıralaması ortaya çıkıyor; Sağlık,Ticaret, Turizm, ulaşım, eğitim, spor olduğu sıralamada yerini alıyor. Sağlık sektörü ile ilgili paylaşımlarda önceliği sırası ile; maske, kolonya, vitamin, eldiven, sarmsak, anti-bakteriyel jel, rakamsal verilere göre paylaşımlarda öne çıkarıyor. Dünya genelinde sektörel bazda yapılan paylaşımların içerikleride incelenmeye alınmış ve bu şekilde dünya istatistiki verileri kişilerin paylaşımlarından sorulara kadar keşfetme yolunda bu kadar felaket içerisinde yürütüyor ve dünya genelinde belirli tarih aralığında 275 milyon paylaşımdan neticeler alınabiliniyor. Ne diyelim en iyisi Şems’i Tebrizi den bir sözle bu günü noktalayalım “Hayat bu, bir bakarsın her şey bir anda son bulur. Hayat bu, son dediğin an her şey yeniden can bulur.” Unutmayın ki Türkiye Sağlık Bakanı Dr.Fahrettin Koca’nın dediği gibi YUVAMIZ GÜCÜMÜZDÜR…

Sağlıklı günlere umudumuz vardır

Sağlıklı günlere umudumuz vardır

Yeni yıl girdi. Yılın 4. ayından gün alıyoruz. İlk üç ayda başımıza gelmedik kalmadı. Geçen yılın olumsuzlukları bir tarafa döviz ekonomik krizini atlatmadan salgın hastalık deyip ilanatı, Dünya Sağlık Örgütünce ”pandemi” olarak tarihe not düşülen ”Corona Virüsü” denen illetle karşılaştık. Dünyada sinsice yayılan sessiz ama şiddetli bir savaşa tanık oluyoruz. Ölüm rakamlarını aklımızda tutamaz olduk. Virüs bir eve girdimi çıkmak bilmiyor. Bulaş durumu ile tehdit oluşturuyor. O nedenle dikkatli davranmak ve hükümet kararlarına uymak zorundayız. Kendimizi olduğu kadar çevremizi de düşünmeliyiz. Corona virüsü salgını,dünyada zirvedeki yerini gündem maddesi olarak muhafaza ediyor. Aşı bulma çalışmaları sürdürülüyor. Cephe geniş, mücadele edecek cephane yetersiz vaziyettedir. Tek siper bu durumda Ev oluyor! Ev oluyor, ama ülkemiz demografik yapısı içinde nohut oda bakla sofa denilen ve sağlığa müsait olmayan yerlerde sıkışıp kalmış ve sosyal mesafe denen kuralın geçerliliği olmayan evlerimiz ve bu evlerde bulunan insanlarımız her ne hal ise unutuluyor. Kaçak iş gücü olduğu ilgili hükümet mensuplarınca ifade ediliyor. Hatta geçenlerde KKTC’de 2003 yılından beri tam 17 yıldır ülkemizde izinsiz kalan bir kişinin sokakta yakalandığı haberlerde var olandır. Dile kolay tam 17 sene! Peki bunun suçu kimde ? demek ki şimdi tam zamanıdır. Bu kişilerin ülkede kalışları ki! çoğunun ülkelerine geri döndüğü ifade ediliyor, kalanların vatandaş yapılmasıdır.Bilhassa bu dönemde çalışma izni ile kalanların ama izinlerinin de bittiğini bildiğimiz kişilerin sorunlarına çare üretilebilmelidir. Ümidimiz ve umudumuz Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından görevlendirilen Kıbrıs işlerinden sorumlu Sayın Fuat Oktay’ın bu gibi konulara ilgi gösterecekleridir. Gerekli maddi ve manevi yardımı Sayın Başbakan Ersin Tatar’a gönderecekleridir. Demeki illegal oturumların, legal hale dönüşmesi ve bu gibi kişilerin bir şekilde saklantılı hallerine şeffaflık getirilmeli ve salgının önlenmesi açısından bu kişilere özgürce ben de de hastalığın belirtileri vardır diyebilmelerinin sağlanmasıdır. Bunun çözümü ise bunca yıl ülkemize bir şekilde hizmet verenlere belkide vatandaşlık verilmesi ile mümkün olacaktır. Bu noktadan sonra ulaşım yollarının açılmasına müteakip ise ülkeye iş gücünün giriş ve çıkışlarının denetiminde yeni bir düzenleme yapılmasıdır.Acil olan hastalıkta ve sağlıkta iş birliği yapılan bu çalışanlarımıza sahip çıkılmasıdır. Ne zaman biteceği meçhul bir salgında sanki yaşarken ölmüşüz gibi bir tavır içine girmeden yaşama tutunmayı ve nefesin gücünü üzerimizde hissetmeliyiz. İyikilerimiz arasında iletişim çağında ve teknolojiyi az,çok kullanabilmek de vardır. Ev hapsinde olabilir ama dünyanın öbür ucundaki akraba olsun arkadaş olsun onlarla görüşebilmenin morali ne kadar etkilediğini görüyor ve rehabilitasyon nitelikli olumlu etkilerinden faydalanmakta olduğumuzun farkındayız. On-line eğitimin üniversite ve orta eğitimde kullanıldığını görüyor, hiç yoktan iyidir diyoruz. Çok gerekmedikçe sokağa çıkılmaması açısından ülkemizde E-Doktor uygulaması ile canlı bağlantılı doktor hasta ilişkisindeki konuşmalara fırsat veren ve ücretsiz olarak başlatılan yöntem kullanan doktorlarımıza özellikle teşekkürümüz vardır. Önerimdir kadın erkek sabah ilk iş hijyeni ev ortamında sağlamak,sonra dolabınızdaki hani derler ya yabanlık giysilerinizi ev içinde de olsa giymeniz kuaföre/berbere gidip düzene koyamadığınız saçlarınıza bir şekilde şekil vermenizdir. Mümkün olduğu kadar kendinize özenle dikkat etmeniz ve belkide hayatınızda yürüyüşten başka hiç olmamış hareketler ile tanışmanızdır. Spor için sokaklara çıkmayacağınız zamanda televizyon kanallarında önerilen vücut hareketlerini en az 15 dakika uygulamanızdır. Olağan dışı bir durumdayız ve salgının pençesinden kurtulmak elimizdedir. Corona virüs hastalarını hasta haklarıdır diyerek sağlık bakanlığınca açıklanmıyorsa bu virüsü kapan kişi veya kişilerin ailesi bunu ülke sağlığı ve bulaş insanları bulabilmek adına kendileri test sonucunu açıklamasıdır ki o kişi ile irtibatı olanlar da test yapsın ve izolasyon sağlansın. Depresyon ve melankolinin olmadığı günleri yaşamak ve başarmak elimizdedir.Sağlıklı günlere umudumuz vardır…