Tag: Kıbrıs

Saatin ayarı insandır

Saatin ayarı insandır

Kıbrıs Cumhuriyeti Enerji, Ticaret ve Sanayi Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, Kıbrıs ve Avrupa Birliği genelinde yaz saati uygulaması, 27 Ekim 2019’da saat 04.00’de sona erecek haberlerini okuduk. KKTC’de saatler konusunda geçen yılki kararda yaz saati Ekim’de sona erecek dendi ama günü hususunda şimdilerde bir karar üretildi mi? Henüz açıklanmadı veya açıklanmak üzeredir. Yıllardır saatlerin değişmesi konusundaki gözlemler, açıklamalar yorumlar yapılmaktadır. Geçmiş yıllarda da bu konuda yazdıklarımız vardır. Yaz veya kış, erken kalkmak, geç kalkmak, karanlık, aydınlık, faydaları, zararları, etkileri tepkileri, her yıl belirli zamanlarda ağızlarda laf olup dışarıya açıklama ile aktarılırken kiminin dalga geçer ifadeleri, kiminin mizahi anlatımı ile kulaklarda yer eden oluyor.Yıllar geçsede her saat değişikliğinde hepimizin söylediği,’Halbuki şimdi eski saate göre saat 12 Yemek saatimiz geldi, uyku saatimiz gibi örneklerle bu gibi konuşmaların her saat başı veya herhangi bir saatte tekrarlandığıdır. Günümüz şartlarında her an her yerde elektronik ışığa maruz kalıyoruz. Meğer elektronik ışık vücut saatinizin düzenini bozuyormuş, karanlığın ise yatma vaktinin geldiğini haber veren en doğal ipucu olduğu vücut saatini etkilediği biliniyor, lambadan, televizyondan ya da telefonunuzdan gelen yapay ışıklar beyninizi uyanık kalma zamanı olduğuna inandırabilir ve sizi tetikte tutabilirliği de vücut saatinizin ayarını gevşetiyormuş. Uyku tıbbı konusunda uzmanlaşmış profesörlere göre, “teknoloji bizi doğal 24 saatlik düzenimizden koparmış ve geç saatlerde uyumaya alışmamıza neden olmuştur” deniyorsa alınacak önlemi bizim saptamamız gerektiği de araştırma sonuçlarında yer alıyor. Ne diyor araştırmacılar yatak odanızdan teknoloji faktörünü çıkartmak gerekiyor, bu bir çözümdür, fakat teknolojiye aşırı bağlıyız, bazı insanlar için bunu söylemek yapmaktan çok daha kolay. İnanın ki herkesin yatak odasında olan en az iki akıllı telefon vardır. Eğer teknolojiye bağlanma ihtimaliniz tamamen ortadan kalkarsa vücudunuz doğal ritmine kolayca geri dönecektir hususu önemakıdır. Araştırma sonuçları, doğal aydınlık ve karanlık dönüşümünün, erken yatan ve geç yatan insanlar arasındaki temel farklılıkları ortadan kaldırmaya yarayan sinyaller yolladığını açıklamaktadır bu araştırmalara göre uçak yolculuğu yapmadan da jet lag yaşayabildiğiniz önemle vurgulanmaktadır. Aslına bakılırsa hafta sonu normal saatinizden geç yatıp, geç kalktığınızda kendinizi halsiz hissedersiniz ve Pazartesi günü normal düzeninize dönmekte zorlanırsınız. İşte Bu duruma dahi ‘sosyal jet lag’ adı verilebiliyor diyorlar.Hani çoğumuzum korktuğu güne Pazartesi sendromu diyorlar ya bu olsa gerek!Sosyal jet lag’dan kaçınmak için hafta sonları da, normal uyku düzeninize mümkün olan en yakın saatlerde uyuyup uyanmaya çalışmalı saatlere dikkat etmelmesi tavsiye edilendir. Beyniniz vücut saati uygulamasındaki esas saatiniz olmalıdır.Dahası var, en sevdiğiniz meyve ve sebzeler hasat edildikten sonra hemen ölmüş sayılmaz. 2013’te yapılan bir çalışmaya göre, sebze ve meyvelerde de manav raflarında oturdukları sürece çalışmaya devam eden iç saatleri var olduğu ortaya çıkmıştır.Dahası meyve ve sebzelerin bulundukları ortama günler boyunca uyum sağladığı ve ışık kullanılarak günün belirli saatlerinde daha fazla kanserle savaşan antioksidanlar üretmelerinin sağlanıldığı deneme sonuçlarıdır deniyor.Bilinçli bilgi için okumakta fayda var. Saatler değişti demek kolay da getirdiği komplikasyonlar zor. Baş edebilmek,sağlık için gerekli olandır. Anlamlı bir söz *Tanpınar ‘dan olsun ”Saatin kendisi mekan, yürüyüşü zaman, ayarı da insandır.”

Advertisements

Türkiye güçlüdür, boyun eğmez

Son deprem sonrası geçen her günde bilhassa İstanbul’da zamanı belli olmayan deprem olma ihtimalini “ ön söz “ gibi her programda bilimsel olarak açıklayan bilim adamlarını dinliyoruz. Geçmiş deprem ve can kayıplarının yüreğimizdeki buruk acısı ve korkusu üzerine kurulan senaryolar halkı bunaltmıştır. Kandilli Rasathanesi raporları ile devamlı twiter hesaplarından paylaşılan haberlere nerdeyse günde kaç kez bakma alışkanlığımız oluşmuştur. 4.7 şiddetindeki depremi İstanbul’da güvenlikli denilen bir sitede 6. Katta salonda istirahat ederken hissettik. Gürültü yoktu ancak sağa sola rüzgarın ağaç dallarındaki sallantılı halini yaşadık. Korktuk mu ? Korktuk. Sonrasında bütün televizyon kanalları haberi vermeye yorumlar ile halkı aydınlatmaya başladı. Deprem çantaları için çağrılar dikkat çekendi. Devam eden artçılar kâh hissedildi kâh sanki bir baş dönmesi oldu. Ancak ikinci defa 26 Eylül ‘de 5.8 şiddetindeki depremle hissettiklerimizi anlatmam mümkün değil, sanki bir hortum içerisinde uçuyoruz gibi bir halde yer altındaki gürültü ile ileri, geri sağ sol sallantıda hani derler ya ödümüz koptu, o halde olduk. Daha sonra bekledik ve bahçeye açık alana çıktık. Aklımızda ne eşya ne çanta ne de yanımıza başka bir şey almak gibi bir şey gelmedi. Asansörü kullandık, tehlikeli olduğunu biliyorduk. Ancak çalıştığı için hızına güvendik. Depremin olduğu saatte koridorlarda herhangi bir izdiham yoktu. Açık alanda yaklaşık 10 aile ve 20-25 kişi ile sohbet apartman bloklarının depreme dayanıklı olup olmadığı üzerine konuşmalar yapıldı. Bir kere o gibi hallerde ilaç sorununuz varsa ilaçların yanınızda olması gerekliliği ortaya çıktı. En önemlisi tuvalet sorunu ayrı ve acil bir ihtiyaçtı. Su gereksinim idi. Nitekim daha sonra eve çıktığımız zaman bütün televizyonlarda halka olası deprem hazırlığı için çağrılar başladı. Deprem çantasında bulunması gereken, piller, reçeteli ilaçlar, su ve yiyecekler yanında çadır,battaniye , giysi, konserve türü yiyecek,çakmak, düdük, gibi gereçlerin çantada olması gerektiği duyuruları yapıldı. O deprem anında kanaatim o ki bu çantayı düşünebilecek çok az kişinin olabileceğidir. Öncelikli olarak ev içerisinde kendinizi sağlam bir yerde korumanız olsa bile her şey o kadar ani oluyor ki o anlarda insan hiç bir şey düşünemiyor. Kaldı ki bizler Kıbrısta büyük mücadele yıllarında o gibi ihtiyaç malzemelerini içinde belki çadır yoktu ama devamlı yanımızda taşıdık, bomba sesleri ve silahlı çatışmalarda savunmalı bölgelere ve bodrum katlarına taşıyanlar olduk. Üç haftalık bir süreçte ayrılığı, hasreti, gezmeyi, depremi korkuyu hepsini yaşamak varmış yaşadık şimdilerde yine depremle ilgili haberler yapılmakta korkumuz belirsizlikler içerisinde devam etmektedir. 5.8 lik depremde telefonda iletişimdeki zorlukları da gördük , whatsap aracılığı ile konuştuk. KKTCELL kullananlara iletişimde kolaylık telefon numarası mesajları geldi gelmesine ama yurt dışındaki aramalar faturalara yansırken tutarın yüksekliği belirgindi. Bilindiği üzere Kıbrıs Adası bütünü ile deprem kuşağı üzerinde olduğu ifade edilen bir konumdadır. Ve geçenlerde depremle 3,3 şiddetinde sallanan olmuştur. Ülkemizde olası bir deprem ihtimaline karşı ne gibi önlemler alınacak merağı halkımızda başlamıştır. Örneğin geçmiş günlerde İstanbul’da on kadar okul yine denetime alındı ya! KKTC ‘de okullar depreme dayanıklımı ? diye de sormak gereği hasıl olmuştur. Deprem konusu gündemdeyken daha önemli bir haber güncelliğini Türkiye’de sürdürmektedir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsi twetter hesabından ”Türk Silahlı Kuvvetleri’miz Suriye Milli Ordusu’yla birlikte Suriye’nin kuzeyinde PKK/YPG ve Deaş terör örgütlerine karşı #BarışPınarıHarekatı’nı başlatmıştır. Amacımız güney sınırımızda oluşturulmaya çalışılan terör koridorunu yok etmek ve bölgeye barış ve huzuru getirmektir “ açıklaması vardır, Barış Pınar’ı harekatı hali halen devam etmektedir. Gelişmeleri, açıklamaları medyadan takipteyiz ve harekatı, destekliyoruz. KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı’nın Türkiye’nin başlattığı harekat için dün yaptığ talihsiz açıklamasını ise asla tasvip etmeyenlerdeniz…

Mutlaka anlaşılır zaman torbaya girmedi

Ekim birde KKTC Meclisi açıldı. Şimdi 50 Milletvekili yeniden Meclis koltuklarında, muhalefet muhalefetliğini, iktidar ise, icratlarındaki, cevapları, sorulara yanıt diye vereceklerdir. Meclis Başkanının açıklamasına göre Genel Kurulun 12.00 de açılacağı ve saat 17.00’de sona ermesi beklenirken Meclis gündemindeki konu başlıklarını açıklanmış oldu. 7 Ekim Pazartesi günü Meclis bu gündemle göreve başlayacaktır. Meclis gündeminde çok acelesi varmış gibi! ivediliği istenilen UBP ‘nin bir önceki Genel Başkan ve Başbakanı Sayın Hüseyin Özgürgün’nün dokunulmazlığının kaldırılması hususu vardır. Böylesine bir aciliyet ise gündemi uzun süre meşgul edeceği sinyallerini şimdiden veriyor. Bakanlar kurulu Lefke ilçesinden başlamak üzere UBP-HP birlikteliğinde belli ki Cumhurbaşkanlığı Seçimlerine yönelik bir birliktelikle, kardeşlik çerçevesinde sorunları yerinde tesbit toplantıları yapma kararı almıştır. Esasında bu gezilerde bilinmesi gereken hükümetin 2’li koalisyon olduğu ve kardeşi kardeş yaratıp da seçim sandıklarınındaki oyların ayrı olduğudur. 3 Ekim’deki Lefke İlçesi toplantısında Başbakan Ersin Tatar, 2020 bütçesinin görüşülmeye başlanacağı bugünlerde sıkıntıları öğrenmek, gerekli tedbirleri almak ve bunları bütçeye yansıtmak için bölgeleri ziyaret etmeye başladıklarını kaydetmiştir. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay da UBP-HP koalisyon hükümetinin birlik ve uyum içerisinde çalıştığına dikkati çekerek, içeride görüş birliğine sahip olduğumuz bir dış politikayı daha cesaretle ortaya koyma fırsatı bulduklarını ve koalisyonun en büyük gücünün dış politikadaki görüş birliği olduğunu ifadelendirmiştir. Bu toplantıların ugulama ve şeklinin çağrışımı Sayın Reşat Akar’ın Ve Aytuğ Türkkan’ın yaz kış demeden KKTC hudutları içerisinde yüzleri aşan bölgelerde yaptıkları “Halk Meclisi” programını anımsatır nitelikte oldu ki bu programlarda, ülkemizdeki tüm sorunların serbestçe dile getirildiği bilinmektedir. Hükümetin yaptığı toplantılarının, neye murat ettiği ise sonuçta mutlaka anlaşılacaktır. Tabi Cumhurbaşkanlığı seçimlerine geri sayım başlamıştır. Bu geri sayımda Siyasi parti başkanlarına kurumsallaşmış yapı içinde büyük görev düşmektedir. Seçmen bunu bekleyendir. Her bireyin gönlünde bir aslan yatmaktadır. Aslanların çokluğu ise ayrı bir sorundur. Demokrasilerde adaylık konusu serbestiyeti olsa bile arkasında siyasi kurumsal yapıda, esaslı bir destek olmayan bir adayın Cumhurbaşkanı olması imkansız gibidir. Sandıklar kurulmaya hazır olduğu günler yaklaştığı zaman seçmenin birikmiş sorunları gündeme yeniden taşınacaktır. Yarım adamızın gerçekleri budur geçmişte de böyle olmuştur.Gelecekte de olacaktır. Öte yandan ülkemizde kadına şiddette sınırlar, aşılmıştır. Çaresi bir türlü bulunamayan olaylarda kadın sığınma evidir,mor çatıdır, diye adlandırılan ve ilgi görmeyen yerlerden ziyade aile içindeki bu kavgaların sebebine inmek ve bu sebeplerde tedavi uygulamak en iyisi olacaktır. Ekonomik zorluklar, eşi aldatma, kumar gibi alışkanlıklar ve eşler arasındaki uyumsuzluk kötü neticeleri beraberinde getirmektedir. Her şiddet olayından sonra konu 3-4 gün gündemde kalmakta sonrasında ise unutulup gitmektedir.Kötü alışkanlığa yakalanan, bağımlık, onlarca gencimizi pençesi altına alabilmektedir. Bozuk aile düzeni içerisinde bir çok çocuk dış mekanlarda vakit geçirirken ne olursa olmakta bir nevi boşluk içerinde kalmaktadır. Ülkemizde boşanma olayları nerdeyse evlenenlerin sayısına eşitlenmiş bir vaziyettedir. Her konunun uzmanı vardır her yerde belki de rehberlik hizmetleri verilmeli bir nevi mahalle hakimliği ve mahalle hekimliği birimleri kurulmalıdır. Bu gibi durumlara müdahale edip yardımcı olabilecek donanımlı bir çok insan kaynağımız vardır. Bu insan kaynakları verimli olmak adına kullanılmalıdır. Çağımız teknoloji çağı ve bütün bunların etkisinde ve bağımlılığında olan birçok kişi vardır. Tavsiyeler ne derece etkili olurun, bilinmezliğinde yine de kendinizi koruyun demekten başka çare olmadığının farkındayız. Bu konuda çare kendi iradenizdir, iradenizi olumlu konularda kullanınız, göreceksiniz ki kendinizi daha iyi hissedeceksiniz. Sonuç mu ? “Zamanı torbaya sığdıramıyoruz, hızına yetişemiyoruz, zaman bize uymuyorsa biz zamana uyuyoruz. Sorun burda gizli “ diyorum…

Duvara çivilenen fotoğraflar

Duvara çivilenen fotoğraflar

Yaklaşık 15 günden fazladır İstanbulda’yız . İstanbul’da bulunma maksadım ilk torunumun üniversiteye başlangıcı ile ilgili. Sebebli ziyaretlerde her ne kadar anne, baba hazırlığı olmuş olsada aile büyüklerinin de maddi ve manevi desteği önemlidir. 
1963 sonrası Lise yıllarını İstanbul’da yatılı okurken o zamanın İstanbul’u ile şimdiki İstanbul arasındaki akıl almaz değişiklikleri görmek muhteşem bir gurur. Yolları,Yeni “İstanbul” hava alanını, şehrin dikey büyümesini gözlemledim,yaşam alanlarını barındıran Siteler, sitelerdeki sistem, aksamadan yürütülüyor. Güvenlik önemli, yaşam alanı içerisinde ihtiyaçların giderilmesi açısından park yeri başta olmak üzere akla gelebilecek her şey çevreye göre planlanmış, market, kuaför, lokanta çeşitleri, kuru temizleme, yeşil alan, spor aktiviteleri için her türlü ihtiyaca cevap verebilecek evler oda sayıları ve semte göre kira bedelleri belirlenmiş. Eğitim için eğer yurtta kalmayacak ve de ailenin memleketten gelip gitme durumu mevcutsa öğrenci için en makulü üniversiteye yakın ve ulaşımı kolay yerde ev kiralanması kanaatim oluştu. Bilindiği üzere konut kiralarında döviz konusu “Resmi Gazete’de 13 Eylül 2018 tarihinde yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’ne göre, Türkiye’de yerleşik kişilerin menkul ve gayrimenkul alım satım, taşıt ve finansal kiralama da dahil olmak üzere menkul ve gayrimenkul kiralama, leasing ile iş, hizmet ve eser sözleşmelerindeki ödemeleri döviz cinsinden veya dövize endeksli olarak belirlenmeyecek.” Olmasından dolayı kira sözleşmeleri Türk Lirası ile yapılmaktadır. Çoğu kez ev kiralayacak olanlar, aracı durumunda olan Emlakçı ile muhataptır. Düzen ise aksamadan işlemektedir. 

Her semtin kendi çevresinde AVM vardır. Küçük ve büyük alış veriş merkezleri de park yerleri ile temiz bir ortamda içinde her nevi satış merkezi olan yerler, tabi genç yaşlarda yorulmadan, her yeri gezen,her dükkana giren,fiyat farklarını görenlerdik. Ama yaş ilerledikçe insan, teke tek satış yerlerini, esnaf ile sohbeti, dükkandaki masa başındaki iş sahibi ile sohbetin nostaljisini arıyor. Bu gibi yerler de yok değil, eğer arabanız varsa veya kiralamışsanız istediğiniz ürün çeşidine göre yakın mesafedeki eski tabirle düz ayak satış yerlerini tesbit edip Google vasıtası ile istediğiniz dükkanın tam önünde durabiliyorsunuz. Biz de öyle yaptık. Yatak çarşafı alacaktım ilgili dükkanın önünde durduk, dükkan sahibi ben içeri girince hemen dışarı çıkıp oğluma park yeri için yer gösterdi. Dükkanda sahibi ve eşi var. Çaylar ikram edildi. Sohbet açıldı, eskiden pamuklu yorganların seten zemin üzerine işlemeli dikildiğinden,çarşafla kaplandığından ,yorgan iğnesinden tutun bu günün hazır yorganları kaplamaya gerek olmayan nevresim takımları, satışlar, problemler hepsi bir anda masadaki konuşmalar oldu. Hatta bir ara masa üzerinde gördüğüm bir kapsül hap için ne için içiyorsunuz deyiverdim. Tansiyon ve şekerden muzdarip olduğunu söyleyen Tahsin beye doktor zayıflamaz ise sonunun kötü olacağını söylemiş. Kendimi alamadım Tahsin bey günde kaç çay içiyorsunuz dediğimde 10 -15 arası dedi dedi demesine de her çaya bir de kesme şekeri attığını gördüm bu nasıl dikkat diye de ikazda bulundum. Bir kez daha ülkemin Arasta sokağını Rahmetli Talat Çobanoğlu ‘nu ,buyurun buyurun diyen Kamal Amcacığı , Bandabuliya çevresindeki yorgancıları Derviş dayıyı ,köşedeki dirifilci Enver dayıyı bir bir , gözümün önünden geçirdim. Hayatın değişiminden nasip kısmet diyerek yararlanmak gerektiğini bir kez daha İstanbul’un yollarında tekrarladım durdum, İstanbul’un depremini ilk kez şiddetli hissettim ve yaşadım. Korkunçtu. İki gün sonrasında yine şiddetli bir depremin 26 Eylül’ünü yaşarken ve ölüm korkusunu ve endişeyi birçok insanın göz bebeklerinde açık alanlarda, okurken, üç günlük bir ömürde, bazı siyasi olayların, ülkemizde sırf yaklaşan ”Cumhurbaşkanlığı Seçimleri” olacak diye abesle iştigal sorgulandığı ve yorumlandığı ve kararlar üretildiği gerçeğineki vefasızlığa İstanbul’da sadece üzüldüm. Ve dedim ki “Duvara çivilediğiniz her fotoğraf gün gelecek sizin hikayeniz olacak “

Çözüm hukukta gizlidir

Kıbrıs’ta yarım asrı geçen süreçte yatıp kalkıp işittiğimiz dış politikaya ilişkin tek bir kelimenin adı “çözüm”dü, çocukluk çağımız böyle geçti,şimdi bizim çocuklarımızın çocukları, yine ezber kelime çözüm ninnisi ile uyudu ve avutuldu, Geçen yıllarda,Facebook anılarında oğlum Dr. Kandemir Berova’nın çözümle ilgili ama Kıbrıs meselesindeki çözümü kastetmediği proplemle ilgili sosyal medya paylaşımını görünce güzelmiş dedim ve köşe yazıma aktarmak istedim. Nasıl örneklemiş ”çözümü” okuyalım; “Çözüm bu kelime bana okul yıllarında karşılaştığım matematik problemlerini hatırlatıyor. Bir matematik sorusunun çözümü sayılarla dans etmekti adeta bizler için. Ayrı bir haz ve keyif. Yıllar içerisinde büyüdüğümüz, eğitim aldığımız topluma bakıyorum. Sorunlarla boğuşan, çıkış yolu bulamayan bir yapısı var. Hüzünlü bir durum. Ama üzülmek de istemiyorum her nedense. Anahtar kelimeyi buldum: Çözüm. Ancak bu satırları okuma zahmetinde bulunanların çoğunun sandığı gibi Kıbrıs meselesinin çözümü değil anlatmaya çalıştığım. Kıbrıs’ın kuzeyinde içine düştüğümüz sosyal, siyasi ve ekonomik sarmalın oluşturduğu bol eklemli bir problemden bahsediyorum. Bu problem zor bir matematik sorusuna benziyor. Var mı bir formül ? Kritik soru bu ! Hemen İngiliz kimya öğretmenimin bir öğüdü aklıma geliyor: Kolay düşün ! ( Think easy ! ) . Bu sözün değerini sonraki yıllarda çok hissettim. Zor aslında bir algı meselesi. Algıyı da değiştirmek elimizde. Her zor problemin de bir çözümü var. Düşünün ki bir masa etrafında bir konu üzerinde tartışan 10 kişi var. Biri hariç diğer dokuzu farklı bir şeyi savunuyor. O tek kişinin savunduğu şeyi diğer dokuz kişiye kabul ettirebilmesinin tek yolu var. O da hukuken haklı olmasıdır. Çözüm hukukta gizlidir. Kuzey Kıbrıs topyekün hukuk çizgisine gelmelidir. Bunun dişındaki her çözüm yeni bir sorunun probleme eklenmesi demektir. Hukuki zemin insanların hayatını kolaylaştıracak şekilde hızla reforme edilmelidir. Sorunlar bu şekilde çözüldüğü vakit toplum kendi iradesinin gerçek anlamda farkına varacaktır. Unutmayın ki kendi hukuğuna sahip çıkamayanlar sonunda başkalarının hukuğu altında ezilmeye mahkum olurlar.” Evet oğlum Dr. Kandemir Berova beş yıl önce bu paylaşımı yaparken kanaatimce geçen zamanda araya yıllar girmiş ve yıllar geçmiş olmasına rağmen iç meselelerimizde değişen köklü bir değişikliğin halen sağlanamamış olduğu görülmektedir. Dış meselemiz “Kıbrıs Konusu “ ise tam bir kördüğüm olmuştur. Basın toplantısında Adli Yılın açılışında yüksek mahkeme başkanı Sayın Narin Şefik yaptığı açıklamada, ülkede var olan sorunların yanısıra yargıda da binalar, personel , yasa ve tüzüklerin hazırlanmasındaki eksiklikler gibi birçok sorun bulunduğunu aktarırken sorunlar yumağı ile yeni bir Adli Yıla başlayacaklarını belirtmiştir. Sayın Narin Şefik bilindiği üzere sorunlara çözüm bulma yönündeki yetisini geçmiş 2018 Genel Seçimlerde değişen yeni Seçim ve Halk oylaması yasası çerçevesine, anında çözüm üretmiş ve genel seçimlerde öncelikli tedbirleri alarak, karmaşa olmadan seçim neticelerini kamu oyuna duyurmuştu. 2019 yılının sonuna doğru hızla yaklaşıyoruz. Önümüzde Nisan 2020 Cumhurbaşkanlığı seçimleri vardır. Cumhurbaşkanı seçimlerinde adayların kimliği son derece önemli olup kurumsallaşmış siyasi yapıda, beklenilen, siyasi parti genel başkanlarının aday olmasıdır.Halen kendilerince ifadelendirilen birden çok milletvekili aday ismi vardır. Milletvekilleri dışında iş çevresinden olsun eskiye dayalı siyasi kimliği olan adayların da isimleri kamu oyunda zikredilirken KKTC’nin Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı’nın adaylığı da mevzu bahistir. Önümüzde bol adaylı bir seçim süreci vardır. Bu süreçte çözüm, aday kimlik kararının verilmesi ile Cumhurbaşkanı sandıktan çıkacaktır. Seçimin iki turlu olacağına kesin gözüyle bakılsa bile inşallah zamandan tasarruf ,maliyetten tasarruf deyip ilk turda KKTC Cumhurbaşkanı seçilir. Ne diyebiliriz süreçte “muamma her zaman düşündürücü bir mevhumdur “ Bekleyip göreceğiz…

Tehlikenin başladığı zaman

Tehlikenin başladığı zaman

Sebebi her ne olursa olsun insan hayatta hiç ummadığı hadiseler ile karşılaşabilir. Yoklukla veya bollukla sınanır. Bu imtihanda, yaşantıya hırslar dahil oldumu ve irade kendini kaybettiği zaman, düz çizgide yürüyebilme dengesini kaybedenler olur. Dengesi sarsılan insanın, tutsak davranışlar içerisine girip illegal işlere karışması kamu oyunda affedilir gibi değildir. Düzgün bir aile yapısı dışına çıkıp, aniden kendisini umulmadık bir şekilde başka bir düzen içinde bulan insanların, hayat hikayelerinde aileye vurgun, bir çok acıyı beraberinde taşır ve hissettirir. Bir anda çocukluğun masum geçen yılları, gençliğin delikanlılık denen evresi sonrası, ne oldum delisi olmanın, zararı, toplumsal olarak zihninlerde ayrı ve belirgin bir iz olarak kalır. Yara izleri kalıcı olduğu gibi silinebilir olsa bile yaşamın her evresinde, yaraya tuz basanlar vardır. Boşuna dememişler yaranı belli etme en çok ordan vurulursun diye. Doğru tanımlamalardır. Ülkemizde yaşanan her haberde her haber içeriğinde iyileşmeyen yaralar vardır. Kıbrıs’ın siyasi yönden iyileşmeyen yarası 50 yıldır bir sonuca varmayan Güney ve Kuzey arasında ki anlaşmazlıkta kanayan yaraların varlığı vardır. Bu kanayan yaralara, her müzakere döneminde, konu başlıklarına ekilen tuz, koruyucu olmaktan çok uzaktır. Memleket meselesi deyip geçmemek gerekir. Nasıl başladı? Neler oldu? Kim ne dedi? Nasıl anlaşıldı? Kafalar karışık deniyor! Rumlarda zihniyet değişikliği gerek deniyor! bu arada Maraş açılımı gündemdeki yerini muhafaza ediyor. Hayalet şehrin “hayallerin şehri” olması için adım adım bölge geziliyor. Kabine üyeleri basın mensupları ile yürüyüşlerini Kapalı Maraş’ta gerçekleştiriyor. Maraş için belirsiz bir hedef konmuştur. Bir stratejinin saptandığı anlaşılmıştır. Sonuç mu? kanaatimizce bedeli ne olursa olsun bir şekilde mucize yaratacaktır. Sayın Akıncı’nın siyasi parti başkanları ile hafta sonu yaptığı toplantı ve bilgilendirme sonucunda bundan sonraki görüşmelerde ”netlik” olacağı denmişsede yeni bir kritik sürecin başlangıcı, sonucu olmayacak başlangıçlara gebelenmiştir. Türkiye Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu adamızda ve tweeter hesabından “İkili görüşmeler gerçekleştirmek ve Doğu Akdeniz’deki son gelişmeleri ele almak üzere #KKTC’deyiz.” diye de paylaşım yapmıştır. Her zamanki gibi Kıbrıs meselesinde Türkiye’ye güvenimiz tamdır. Mevcut hükümet geçen hafta 100 günlük çalışmasını ve ilerisi için 200 günlük çalışma çerçevesini bir basın toplantısı ile açıklamıştır. Ülkemizdeki 2’li hükümetle ilgili kanaat 100 günlük icraatta mali protokolün imzalanması ve yapılan resmî ziyaretlerin gölgesindeki basın toplantısı ve açıklamaların yetersiz olduğudur. Esasında güven oyu sonrası vaktin dolu, dolu, geçmesi dışında gözle görülebilir pek fazla bir gelişme olduğunu söyleyebilmiyiz diye düşündüğümüzde 100 günlük sürede, yönetim kurulları ve görevden alıp göreve atamaların henüz tamamlanmamış olması, muhtemel bir çok sorunu gündemde çözümsüz bıraktığı, bir çok kişi tarafından telaffuz edilmektedir ki bu tehlike çanları bir ikaz niteliğindedir. Dolayısıyla Başbakan Sayın Ersin Tatar ve Sayın Özersay’ı ve kabine üyelerine, bu zor günlerin atlatılması hali için, güçlü bir duruş sergilemeleri, gözle görülebilir icraata geçmeleri gerektiğini “genel temayül ” olarak hatırlatmakta fayda vardır. Sonuçta siyasette olsun aile içinde olsun iç meselemiz ne zaman dış meselemiz olur tehlike o zaman başlar,diyorsak elbette bir sebebi vardır. Dikkat gereken husus budur!

İmza hükümdür

İmza hükümdür

Bir ay yazılarıma ara verip kendimce tatil yapmak iyi geldi. Geçmiş yıllarda yazdığım yazılarımı okuma fırsatım oldu ve link atmadan sosyal medya hesabımdan yeniden paylaştım. Çok olumlu yorumları yeniden aldım. Eylül ayı bana hüznü çağrıştıran bir ay. Çünkü bu ay içerisinde eşim Özel Berova’nın vefat günü vardır. Ağustos ayı ilk günü ile son gününe kadar dolu dolu yaşandı içinde önemli günleri barındırdı. Önemli ve unutulmaz günler anıldı,gereken değerler verildi. Siyasi,ekonomik ve sosyal olayların sanki en fazla reyting yaptığı ay Ağustos ayı oldu. Temmuz ayından aktarılan bakiye haberler ve sonuçları halen gündemdeki yerini koruyor. Polisiye olayların arttığı ve yargıda olan bir çok hadisenin yankıları devam ediyor. Nedenlerin başını ise denetimsizlik çekiyor. Bir çok kurum ve kuruluşta neler oluyorsa sanki Ağustos ayının sıcağına düşmüş gibi kazanda kaynıyor. Yasama tatilde KKTC meclisinde sadece komiteler Meclis gündemine taşıyacakları yasa tasarılarını görüşüyorlar. Kıbrıs meselesi Akdeniz’de hüküm süren hidrokarbon araştırmaları sayesinde oldukça gergin bir durum arzediyor. Ülkemizde ki barışı tehdit niteliğinde konuşmalar yapılıyor. Kimin ne dediğinin önemin analizi, Kıbrıs konusunda uzman olan kişilerin yorumlarında yerini buluyor. 2’li hükümet döneminde Dışişleri Bakanı Sayın Kudret Özersay’ın açıklamalarında hükümet protokolü engeli olmadığı kesin. Verilen mesajlar yerinde ve isabetli. Başbakan Sayın Ersin Tatar’ın ve Başbakan Yardımcısının Türkiye ziyareti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan görüşmesi resmiyetinde oldukça güven verici. Siyaset bir şekilde muhalefeti ile iktidarı ile açıklamalar ve eleştiriler ile her günde değişmez konu başlıklarında devam ediyor. Gündemin zirvesinde olan yine ”Mali Protokol ” ve para akışının seyri. Nasılı, nedeni ve niçini, sorgulamada. Sonuç ortada. Diğer yandan çarşıda , pahalılık devam ediyor. Geçen 4’lü koalisyonun ALO 171 tüketici hattı güncel mi denemedim bilmiyorum. Elektrik faturaları ise can yakmaya devam ediyor. Kullanıyoruz ödemek durumundayız. Tasarruf şart diyoruz. Yeni elektrik santralleri için ihale konuları varsada daha ekonomik çözüm nasıl sağlanır teknik heyetlerin sorunu diyoruz. Bütün bu konular Ağustos ayının günlerinde haberlerinde işitiklerimiz. Bu arada bizlere güç veren Türkiye Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın ve kuvvet komutanlarının KKTC gelişleri oldu. Onlara Türkiye’nin garantörlüğünden vazgeçilmez açıklamalarını duymanın güvencesini yeniden verdikleri için müteşekkiriz . Eylül,Ekim, Kasım sonbahar mevsimi olsa dahi bizde iklim bir hoş. Sonbahar ayları yazdan kopmak bilmiyor. Sıcaklar insanımızı bunaltıyor. Turizm mevsimi de sanki hazan mevsimi gibi, adaya girişlerin sayısı ile ölçülüyor. Oteller sadece bayramlarda iş yapıyor, uçuşlardaki bilet pahalılığından herkes şikayetçi çözümü bir türlü olmuyor. Bilet fiyatlarında düşüş olacağı sadece düşücede ve söylemde kalıyor. Eylül ayı eğitimde okulların açıldığı bir ay. Öğrenciler heyecanlı öğretmenler zorluklarının bilincinde öğrenci kayıtları yapılmakta. Temennimiz iyi,sorunsuz bir eğitim yılı olması. Türkiye Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk tweeter hesabından “Öğretmen, her “günaydın çocuklar” dediğinde öğrenciler “günaydın öğretmenim”diye cevap verir.Bu çocuğun otoriteye değil; tanınmış ve sayılmış olmaya cevabıdır. Öğretmen olmamıza gerek yok. Lütfen çocuklara selam verin, “günaydın” deyin.Cevap bir dağın yankısı gibi gelir.#günaydın” diye paylaşım yapmıştır bu çok anlamlı tweete tweeter hesabımdan yazdım. Ve dedim ki ”Bizler hep o günaydın’nın gücü ile bugünlere geldik .KKTC ’de öğrencinin kalbinin attığı noktaya değindiniz. Teşekkürler! Ülkemizde yapılan ve toplum faydasına olacak her icraata ayrıca teşekkürümüz olacaktır. Sözün, olduğu yerde kağıdın hükmü imzadır. Haftaya Pazartesi günü buluşmak üzeriz!

Yararlı olmanın yolu

Yararlı olmanın yolu

Kıbrıs Düşünce Platformu Kıbrıs İlim Üniversitesi (KİÜ) bünyesinde ve üniversitenin onursal Başkanı ve ayni zamanda İAÜ Mütevelli Başkanı Sayın Mustafa Aydın’nın teşvik ve katkıları ile kurulmuştur. Platformun hiç bir siyasi yönü, amacı ve beklentisi olmayan ancak siyasi,sosyal ve ekonomik konularda platform üyelerince yapılan toplantılarda gündeme getirilerek masaya konan meselelerde düşünce üretmek ve fikir birliğine varılan hususların KKTC ve Türkiye olmak üzere faydalı olmak adına insanlığın hizmetine sunulması amaçlanmaktadır. Bir bakıma hedef ”insani değerlerde” toplumsal fayda sağlamaktır. Bilindiği üzere böyle bir platformun oluşması nedenleri arasında Kıbrıs adasının stratejik konumu, tarihsel kronolojik gelişmeler ve coğrafik yapı içerisinde tüm ulusların Kıbrıs ilgi odağı olmuş Akdeniz’in üçüncü büyük adasıdır.Günümüzde stratejik konumuna eklenen yeraltı zenginlikleri ile gündemdeki yeri gün geçtikçe artmaktadır. Kıbrıs Düşünce Platformunun Sekreteryası Yönetim Merkezi Kıbrıs İlim üniversitesi olup toplantılarımız Oscar Oteli ve ev sahipliğinde yapılmaktadır. Kurucu üyeleri alanlarında kendilerini kanıtlamış kişilerdir. Kıbrıs Düşünce Platformunun faliyette başlaması ile ilk konuşmacısı geçmiş dönemin hükümetinde ve şimdiki hükümette yine Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görev yapan Sayın Kudret Özersay olmuştur. Sayın Kudret Özersay gerçekleştirdiğimiz Birinci toplantıda Kıbrıs konusunu, müzakere sürecini ve ileriye dönük ihtimaller üzerinde bilgi vermiş, bilahare üyelerin sorularını yanıtlamıştır. 
Daha sonraki toplantıda Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Sayın Turgay Deniz konuşmacı olarak davete icabet etmiş ve Ticaret odasının kapsamlı faaliyetlerini detaylı bir şekilde toplantıda üyelere aktarmıştır. Her toplantıda görüşülen konular hakkında bilahare kapsamlı rapor hazırlanmakta sonuçta hazırlanan rapor ilgili birimlere gönderilmektedir. Temmuz ayı konuğumuz KKTC Başbakanı Sayın Ersin Tatar olmuştur . Toplantının açış konuşmasını her zamanki toplantılarımızda olduğu gibi Sayın Şükrü Çankaya yapmıştır. Başbakan Ersin Tatar başta Kıbrıs dış politikası olmak üzere “Maraş Bölgesi” hakkında bilgi paylaşımını toplantıda hazır bulunan üyelere aktarmış , ülke ekonomisi, sosyal yaşantı ve siyasi konularda teferruatlı bilgi paylaşımında bulunmuştur. Eğitim adası olan Kıbrıs’ta üniversite alanında ve turizm sektörü için hükümet nezdindeki çalışmaları ve özellikle Türkiye’den gelen ve asrın projesi başka bir deyimle ”Anadolu Suyunun“ her evin musluğundan aktığının bilinmesi gerektiğini ve kendisin insani değerlere çok önem verdiğini toplantıda ifadelendirmiştir. Üyelerce sorulan bir çok soruya ise tek tek cevap vermiştir. Toplantıda son konuşmayı Onursal başkanımız yapmış ve hitabî içerisinde KKTC varlığına inanmak gerektiğini, vatanı sevmenin öncelikli duygulara verilen ve aidiyet sahibi olmanın yaşanılan toprak için önemini ve başarıda insan sevgini vurgulayan Sayın Mustafa Aydın konuşması hitamında Başbakan Ersin Tatar’a yönetim kurulu adına bir plaket takdim etmiştir. Düşünce platformunun kurucu üyesi olarak çalışmalarımız hakkında okuyucularıma özet bilgi vermek köşe yazarı kimliğimle de gerekiyordu fikrinden hareketle Kıbrıs Düşünce Platformuna katkı koyacak ve toplumsal fayda olarak ülkemize yansıyacak her şeyde tüm üyelerimizle birlikte var olduğumuzu ifade ederken, Eylül ayında yine ayni köşemizde buluşmak üzere yazımı anlamlı bir sözle noktalıyorum “Her yerde yararlı olmanın yolunu arayın, hiçbir yerde yabancı olmazsınız.”

Çözüm bekleyen sorunlar

Çözüm bekleyen sorunlar

Yaşanan her ne varsa bir ömre sığdırmak zor. Bilindiği üzere insan doğar, yaşar ve “Takdir-i İlahi” ile dünyaya veda eder. Bu gün varsın, yarın yoksun, derken insan hayatında saniyelerin önemi var. Son nefesin nerde nasıl ve kaç yaşında tükeneceği belli olmayan acımasız bir dünyada yaşıyoruz. Bu dünyada ne ekersek onu topladığımızın elbette bilincindeyiz. Günümüzde bu iletişim çağında kara haber çabuk duyulur dedikleri gibi anında sosyal medyanın bu haberlerin bir nevi saniyesine duyulduğu çağdayız. Ülkemiz küçük ve bizler birbirimizi tanıyanlar hep birlikte acıyı paylaşanlar olmamıza rağmen her zaman ateşin düştüğü ve yaktığı ,sönen ocaklarda olamıyoruz. Daha geçen gün Akay Optik çalışanı Orhan Kaptan; tanıdığımız müşterilerine gülen yüzü ile en iyi hizmeti vermeye çalışan genç bir çocuğumuz. Devamlı organ nakli için çağrılarda bulunan bir genç ve kalbine yenik düştü. Organ nakli konuşulduğu zaman böbrek hastaları, diyaliz hastaları ve nakil bekleyenler için yüreğimiz bir başka yanıyor. Sebebi mi? Rahmetli eşimin 12 yıl süre ile diyalize bağımlı yaşantısındaki mücadelemiz vardır. Diyaliz makinelerinden çıkıştan sonraki hastanın çektiği ağrı ve damarlardaki kanamaları, hasta yakını olarak görenleriz. Duyulan korkular, endişeler ,zor diyorum hem de çok zor. Ülkemizde diyaliz hastaları makinelere bağımlı olurken yatağa bağımlı bir çok hastamız vardır. Alzheimer hastalığı ise aldı başını gidiyor. Hangimizin ne gün ne olacağı belli olmayan günlerden geçerken zaman aleyhimize işliyor. Ülkemizde çalışan dış ülkelerden gelen nüfusun büyük bir çoğunluğu özellikle kadınlar bu gibi hastalarımıza yatılı refakatçilik yapmaktadırlar.Her gün polis haberlerinde bilmem kaç kaçak yakalanıp tutuklandı, sınır dışı ediliyor haberlerini okuyoruz. Bu insanları ülkelerinden ülkemize sevk eden sebepler üzerinde durulduğunun araştırılması yapılıyor mu onu bilen yok kanaatindeyim. Bu kişiler kimisi ön izinle ülkemize giriş yapıyor, üçüncü ülke vatandaşlarına ön izin verilmesi için gerekli teminatın garanti mektubu bankadan alınıyor. Adaya ön izinle getirilip girenlere bir ay içerisinde çalışma izni çıkarılması sürelendirilmiştir. Taşı toprağı altın deyip gelen bu insanlarımızın yaşam şartları zordur. Bir de turist olarak giriş yapanlar limanlarda verilen azami 90 günlük vize sonrasında dönüş yapmamışlarsa kaçak çalışma grubuna girerenler oluyor.Bir kısım yabancı işçinin kimisi de çalışma izni varken işten durdurulanlar oluyor. Bu insanların hayat hikayelerinde göz yaşı ve geçim derdinin gailesi vardır. Kimisi vatanından uzak, ailesinden ayrı, çocuklarına hasrettir ve bazen bu işçiler yardımlaşma yolu ile toplanan para ile cansız bedenleri, bir uçağın alt bagajında ülkelerine gönderilmektedirler,bunun örnekleri de vardır. Hayat pahalı, geçim derdi çok ve işverenler her asgari ücret artırıldığında yanlarında çalışanların sayısında azaltma yönüne gitmektedir. Asgari ücret arttığı zaman sosyal sigorta ve ihtiyat sandığındaki prim basamaklarındaki artış üç işçi çalıştıranın bir işçi aylığına nerdeyse denk geliyor bu durumda işten durdurmalar başlıyor ve işçiler çaresizliğe itiliyor. Bu işçiler bir ay içinde kendilerine çalışma izni çıkaracak yeni bir işveren bulmadığı takdirde kaçak mühürünü alınlarında taşıyıp günü birlik iş bulup açlıklarına çare oluyorlar. Sorun büyük çaresizlik büyük bir dert. İşçi haklı, işveren haklı peki haksız olan kim ? İşte bu sorunun cevabı bilinirse çözüm kendiliğinden bulunur olacaktır.

Tek ses, tek vücut, tek yürek

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı temsilen 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramının 45. Yılında Cumhurbaşkanı yardımcısı Sayın Fuat Oktay ülkemize geldi. Lefkoşa’da bulunmaktan memnuniyet duyduğunu belirterek “Kalpleri her daim Kıbrıs Türkleriyle birlikte atan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve Türk milletinin sevgi ve selamlarını” bizlere iletti. Kıbrıs Barış Harekatı’nın Kıbrıs Türkü’nü hedef alan baskı, terör ve insanlık dışı sindirme çabalarına son verdiğini belirten Sayın Oktay şöyle devam etti; Kıbrıs Türk halkının barış ve güvenlik ideali doğrultusunda hak ve hukukunun eşit statü ile korunması yönündeki kararlılığımızın, bunu unutmak isteyenlere ısrarla hatırlatılması için 20 Temmuz’un bir vesile olduğunu söyledi. Türkiye, o gün dünyaya, Kıbrıs Türkü’nün yalnız olmadığını ve yalnız bırakılmayacağını net şekilde göstermiştir diyerek bu kararlılığın bu günde ayni şekilde devam ettiğini hassasiyetle vurguladı. Ve “Bilinmelidir ki; Türkiye, bu konuda tek vücut, tek ses, tek yürektir” diyerek Bütün Türkiye’nin kalbi duygularını ifadelendirdi. “Kıbrıs Türkü’nün vatanı koruma ve barış içinde refaha ulaşma iradesi, kendi cevherindeki erdem ve değerlere dayanmaktadır“ sözleri ile ülkemiz halkını onurlandırdı. Liderlerimiz Merhum Dr. Fazıl Küçük ve Merhum Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı şükranla yad ediyorum” diyerek isimlerini zikrettiği konuşmasında Kıbrıs meselesi ile ilgili tavizi olmayan tavırları için ise Bilinmelidir ki; Türkiye, bu konuda tek vücut, tek ses, tek yürektir. TBMM’de grubu bulunan dört siyasi parti, 18 Temmuz’da yayımladıkları ortak bildiriyle Doğu Akdeniz bölgesinde milletimizin hak ve menfaatlerini korumayı hedefleyen her politik girişimin, aldığı her tedbirin, attığı her adımın sonuna kadar desteklendiğini tüm dünyaya ilan etmişlerdir. Yüce Meclisimizin bu güçlü desteği, DoğuAkdeniz’deki faaliyetlerimize dair kararlılığımızı daha da perçinlemiştir. “ diyerek KKTC’de ikamet eden bizlere sonsuz güven duygusunu yeniden aşılamıştır. Konuşmasında gençlerimize de seslenen Sayın Oktay “Kıbrıs Türkü, yaşanan her musibetten güçlenerek çıkmış, dimdik ayakta kalmıştır. Kıbrıs Türkü’nün bu topraklarda gelecorkusuz bir şekilde bakarak, barış ve huzur içinde yaşaması bizim için ayrı bir önem arz etmektedir. Bölgesinde güvenlik, barış ve istikrarın teminatı olan Türkiye, kardeşlik bağlarımız ve garantör statüsünün getirdiği yükümlülükler doğrultusunda, Kıbrıs Türk halkına milli, ahdi ve tarihi bağlarla gönülden bağlıdır ve bu bağlar ilelebet canlılığını koruyacaktır. Bu bağları gelecek nesillere aktarmak için Türkiye ile KKTC arasında gençlerimize yönelik kültürel hareketlilik programlarına da önem veriyoruz. Bu kapsamda gençlerimize müjdelemek isterim ki; Türkiye Cumhuriyeti Gençlik ve Spor Bakanlığımızın gençlik kampları programında Türkiye’deki gençlerimize sağlanan tüm imkanları bundan böyle KKTC’li gençlerimize de sunacağız. Buradan tüm Kuzey Kıbrıslı gençlerimizi gençlik kampları programına başvurmaya ve Türkiye’de spor, sanat ve kültürel etkinliklere katılmaya davet ediyorum.” gençlerimize bu hususta imkanlar tanınacağının garantisini vermiştir. Sayın Fuat Oktay ile KKTC Başbakanı Sayın Ersin Tatar 4’lü koalisyon hükümeti süresince hazırlanıp imza aşamasına getirilemeyen “Ekonomik Protokol” e UBP-HP ikili koalisyon döneminde ve böylesine önemli bir günde imza koyarak Türkiye’den para akışının sağlanması ve 750 Milyon TL tutarındaki meblağın ülkemize gelişi zemini yaratılmıştır. Umudumuz ve ümidimiz halkın refahı için yatırımların yapılacağı çiftçinin , hayvancıların, esnafın, turizm sektörünün, Eğitim alanların ve genelde Kıbrıs Türk halkının müreffeh bir hayatı için gayret gösterilmesi ve çalışılmasıdır. Sonuçta “ İyi düşünmek iyidir; iyi hareket etmek çok daha iyidir”