Tag: Kıbrıs

Ekonomik Protokol ve refah denklemi

Ekonomik Protokol ve refah denklemi

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti 41. Hükümet, kuruluncaya kadar siyasi arena bir çok olaylara tanıklık etmiştir. UBP mazisi derin, köklü ve her zaman için kemikleşmiş diye tabir edilen ülke genelindeki oy potansiyeli olan kurumsallaşmış bir siyasi partidir. İç politikada çeşitli fırtınaları bir şekilde atlatmış ve bu günlere gelirken Sayın Hüseyin Özgürgün’ün genel başkanlığında girdiği 2018 genel seçimlerinde 21 milletvekili çıkarmıştır. CTP’in eskiler ve yeniler denilen cepheleşmede milletvekili sayısı 12 düşerken DP ‘nin Serdar Denktaş başkanlığındaki partisi 3 ,TDP ‘nin Cemal Özyiğit başkanlığındaki partisi 3 ve YDP ‘in Erhan Arıklı başkanlığındaki partisi de 2 milletvekili ile KKTC Meclisinine girerken 50 koltuğun 9 tanesi de HP’in olmuştur. 21 Milletvekili ile UBP muhalefette bırakılmıştır. Kurulan 4 Başlı hükümet icraatlarını takipte muhalefet oldukça etkili olurken . 4 başlı hükümetin devamlı olarak birbirlerine güvendiklerini,samimi olduklarını, her halükarda tekrarlayıp sevdalarını perçinledilerini sandıkları bir anda, hani derler ya insan sinirlenir ve olaylardan bıkar ve son raddeye gelip canım burnumdan çıkacak kadar doluyum der işte o anda Sayın Kudret Özersay‘ın Sayın Denktaş’a şok arazi müdahalesi ile gelişmeler oluşur ve hükümet bozulur. Artık ilişkiler zedelenmiş hükümet sevdası sona ermiştir. Geçmişi konuşmak bundan sonra abesle iştigal olup sadece ülke halkının menfaatlerini için alınacak kararları ertelemek olur. 2020 Cumhurbaşkanlığı Seçimleri yakın bir gelecektedir ve her parti liderinin kendi siyasi partisine karşı sorumluluğu vardır. Kıbrıs meselesi konusunda Sayın Tatar’ın kabineyi kurduktan sonraki Saray’ın çıkışında söylediği “bir kaç cümle için” Sayın Akıncı‘nın derhal biz içeride bu konuları konuşmadık deyişi ,Sayın Başbakan’a karşıt bir cevap olmuştur. HP’nin Parti Meclisinde UBP ile hükümet kurma oylamasında üyelerin üçte biri hayır bu koalisyon kurulmasın yönünde olduğu gerçeğine demokrasi deyip geçerken bu rakamın önemli bir oran olduğunun da akıldan çıkarılmaması kanaati yaygındır. Ulusal Birlik Partisi Parti Meclisi Genel Başkan Sayın Ersin Tatar’a hükümeti kurma yönünde, oy birliği ile açık bir çek vermiştir. Açık çek yaprağına ise Sayın Tatar 7 Kabine üyesinin ismini yazıp doldurmuş ve imzalamıştır. Sayın Cumhurbaşkanı, hükümet protokolünün imzasından sonra kabineyi onaylamıştır. Yeni hükümet yedi günlük süreçte UBP- HP koalisyonu olarak şekillenmiş yeni Bakanlar Kurulu Meclis Genel kuruluna ayni gün sunulmuştur. Anayasanın ilgi maddelerine göre hükümet programının Meclis’e sunulması 27 Mayıs 2019 Pazartesi günü toplanacak Meclis Genel Kurulunda okunmasına müteakip geçecek süre hitamında güven oyuna başvurulması sonrasında puanlamaya göre komite başkanlıkları, hangi partiden kaç üye ile temsiliyeti derken, yürütme “Bakanlar Kurulu” ve yasama görevi Meclis Genel Kurulunda yeni oluşumla çalışmalarını sürdürecektir. Ana Muhalefet CTP olmuştur . Gündemin en merak edilen konusun ekonomik protokol ne zaman imzalanacağı ve para akışının icraata nasıl yansıtılacağıdır. Gündemi ve yeni hükümetin halka vereceği refahın ne olacağını,pahalılığın önlenip önlenemiyeceğini hep birlikte izleyeceğiz. Hep yazdım yazacağım dediğim konuların başında ise geçmiş hükümetin verdiği ve bir şekilde yürürlüğe koyduğu 175 kişinin vatandaşlığının iptali kararının geri alınması, gerekliliğidir. Bu istemin 2’li hükümete hatırlatılma ve iletme mağdur vatandaşlarımızın genel isteğidir. Mahkemelerde bu kişileri, ara emirlerle bekletmenin manası eziyetten başka bir şey değildir. Bu minvalde kurulan yeni 2’li koalisyon hükümetine başarılar dileriz.

Advertisements
Gönülleri olacak mı?

Gönülleri olacak mı?

Hükümet düştüydü, düşecekti derken, düşen bir hükümetin 15 aylık kullanım sürelerinin sonunda o hükümette yer alanların konuşması bir nevi günah çıkarma olur. Bu tür davranışlar ile bir yere varılamayacağı aşikar olan bir geçmiş için, her açıklama ve her ithama laf yetiştirecek eski ortakların hal ve davranışlarını üzülerek görüyoruz. Halkımızın siyasilerin gönülünün olmasını beklerken, canının çıktığı noktadayız. Zorluklar ise kendini pahalılıkta gösteren olmakta ve devam etmektedir. Mahalleden tutun, caddeye çıkın,bütün sokaklarda, erken seçim olsun, sesleri gittikçe yükselmektedir. UBP’nin tek başına iktidarının istendiği açıkça ifade edilendir. UBP Genel Başkanı Sayın Ersin Tatar’ın hükümeti kurma görevini aldığı günden, yani 15 Mayıs 2019 tarihinden itibaren geçen süre, geriye doğru sayılırsa zaman giderek azalmaktadır. HP ile UBP heyetlerinin 2.görüşme sonrası basın önünde beyanları vardır. Bilmeleri gereken fazla eleyip sık dokurken geçen sürenin ülkemize vereceği zarardır. Bir saat gecikmenin dahi getireceği olumsuzluklar ortadadır. Eğer her iki taraf da önceden biz bu koalisyonu kurduk deyip öncelikli olarak halkın refahı için icraata geçmekten ziyade konuyu detaylarla boğacaklarsa, işleri çok zor olacağa benziyor. Nitekim Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, ‘Türkiye’nin ve KKTC’nin bölgedeki enerji denkleminden dışlanamayacağını artık herkesin kabul etmesi gerekmektedir’ açıklaması ve Sayın Oktay’ın “Hedefimiz Kıbrıs Türkü’nün siyasi eşitliğinin mutlak şekilde sağlanması ve Ada’daki meşru haklarının, güvenliğinin ve refahının garanti altına alınmasıdır. Kıbrıs Türkünün haklarını garanti altına alan ve güvenlik endişelerini karşılayan çözüm modellerini görüşmeye hazır olduğumuzu bir kez daha ifade etmek isterim” diyerek sözlerine devam etmesi ile Kıbrıs Türk halkının hak ettiği refah seviyesine ulaşmasının engellenmesinin ve mevcut statükonun korunmasının, sürdürülebilir bir tutum olmadığını vurgulayarak, ucu açık müzakere süreçlerinin ve Ada’daki mevcut gerçekleri göz ardı eden yaklaşımların artık bir tarafa bırakılmasının elzem olduğuna işaret etmesi gerçeğin ta kendisidir. Sayın Oktay, Kurulacak yeni hükümetin önünde özellikle yapısal reformlar ve ekonomik durum çerçevesinde ivedilikle çözüm bekleyen birçok konu bulunduğuna dikkat çekmiş,Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin istikrarı ve refahı için, uzun yıllardır gündemde olan reformların ciddiyetle, vakit kaybetmeksizin ele alınmasının en temel beklentileri olduğunu özellikle ifadelendirmesi oldukça anlamlı bir ikazdır. Kıbrıs Türk Kızılayı ve Vakıflar işbirliğinde, Hala Sultan Cami avlusunda düzenlenen iftar programına KKTC’ye Türkiye Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’la birlikte TC Lefkoşa Büyükelçisi Ali Murat Başçeri de iftara Sayın Oktay’la birlikte katılmışlardır. KKTC’den ise iftar programına, Meclis Başkanı Teberrüken Uluçay, 3. Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, UBP Genel Başkanı Ersin Tatar, bazı milletvekilleri ve yetkililer katıldığı ise haberlere yansıyandır. Sayın Oktay’ın Kıbrıs’ta iftara katılması, Türkiye için “mesafenin önemi “ olmadığının, ayrı önemli bir mesajı olmuş ve güçlü bir ses getirmiştir. Türkiye’siz bir KKTC’nin düşünülemeyeceğinin isbatı mahiyetinde olmuştur. Sonuçta Sayın Oktay yeni bir hükümet derken, zorlukları mübarek bir gecede yaptığı konuşmasıyla açıkça dillendirmiştir. Anlayan tabi ki anlamıştır. Anlaşılmayacak bir şey yoktur. Her iki partiye kolay gelsin derken, hatırlatılmak gerekir “fazla naz aşık usandırır” Tabi ki anlayanlara!

…ve karar

Pazartesi ve Salı günleri KKTC Meclisinin yasama ve güncel konuların görüşüldüğü günlerdir.Bu günlerde pür dikkat gözlerimiz televizyon ekranına takılıyor, izliyoruz. Meclis Genel Kurul toplantılarını bilhassa evde olan, kahvede oturan ve siyaseti seven kişilerin, Meclis’e oyları ile iradesini devrettikleri milletvekillerinin yasama adına neler yaptıklarını ve yapılan yasalaradan ülke halkının sağladığı yarar ve refahın hangi boyutta olduğunu, konuşmaları dinleyerek sonuç çıkardıklarını biliyoruz. Meclis koltukları zaman zaman boş olsa dahi izleyicileri olan bir kanalı izlemek 50 Milletvekilinden hangisinin hangi konuları gündeme taşıdıklarını öğrenmek elbette gerekendir. İki günde izlediklerimize,dinlediklerimize şaşmamak elde değildir. Ekonomik protokolle ilgili Sayın Başbakan Erhürman’ın üzerine basa basa kayıt altına geçsin diye söylüyorum cümlesini ve gelişen ve yaşanan kendilerince malûm süreci anlatışını yeniden bir kez daha dinledik. Anlaşılan ve yaratılan intiba o ki bu protokolün hazırlanış sürecinde hazırlıksız olan hükümetin kendisidir. Salı günleri Meclis Genel Kurul mesaisini bırakıp meclis dışına çıkıp Başbakanlık’ta Bakanlar Kurulu toplantısı yapma usulünü alışkanlık haline getiren bu hükümet; genel kurulda konuşma alan, konuşma yapacaklarını konusu ile birlikte Meclis toplantıları evvelinde Meclis başkanlığına bildiren, muhalefet veya iktidar milletvekillerini kürsüde, dahası biz izleyicileri de koltuklarının boşluğu ile bırakıp arkalarına dönüp bakmadan gidebilmektedirler. Hükümetin salıncak gibi sallandığı günler, kurulduğu günden itibaren hiç bitmedi, zaten sağlam temel üzerine inşa edilmeyen bir idareden icraat beklemek hakikaten zordur. Nisap sorunu ile cebelleşen, her bir bakanlığın aldığı kararlardan, ayrı işlemlerden habersiz, birbirlerini denetleyemeyen bakanların hali gözler önündedir. Kıbrıs meselesindeki görüş ayrılıklarını dış siyasettir deyip bir kenara koysak dahi iç siyasette kazan fokur fokur kaynıyor ki! Halkın Partisi Genel Başkanı Sayın Kudret Özersay daha çok konuşulacak açıklamasını Facebook hesabından yapmıştır. Konuşma özetinde Maliye Bakanı Serdar Denktaş’ın oğluna ihalesiz kiraladığı arazinin etik olmadığını ve iptalini istedikleri beyanı vardır. Hatta bu açıklamasında Özersay’ın paylaştığı söz “ A Einstein’dan “insanı ayakta tutan iskelet ve kas sistemi değil, prensipleri ve inançlarıdır” olmuştur. Bu söze ilave olarak kendi görüşünü de; “Sanıyorum bu sözü, bir açıdan siyasi partiler için de geçerlidir.” ilavesi ile noktalamıştır. Bütün bu açıklamalar hitamında bahse konu meselede tavır ne olur bilinmez olandır. Bilinen tek şey bu sevdada hükümet ortaklarının bir birine güveni kalmamıştır.Kaldı ki bu Hükümete halkın güveni zaten yoktu. Son gelişmeler ile Maliye Bakanının istifası son derece manalı ve ben gidiyorum siz ne yaparsanız yapın havasında oldu. Sayın Denktaş koalisyon hükümetinin kurulmasında elebaşı olduğunu unutmuş gibi davranmıştır. Hükümetteki görevinden istifa yerine belki de yetkili kurullarını acil toplayarak hükümetten çekiliyorum deseydi Genel Başkan olarak ”Demokrat Partinin“ bundan sonraki siyasi hayatında daha etkili olabilecekti. Halkın Partisi Genel Başkanı Sayın Özersay ise istikrarlı bir şekilde iddialarını karar için dosyaları ile Parti Meclis’ine götürmüş ve sonuçta yaptığı açıklamada parti Meclisinin hükümetten çekilme kararı aldığını basın toplantısı ile açıklamış oldu. Bundan sonraki süreçte siyasi partilerde yaşanacak gelişmeler dikkatle izlenecek olandır.

Hızır bereketi her evde olsun

Ramazan ayının ilk oruç gününün ehemmiyetindeyiz. Oruç tutup ibadetlerini yerine getirenler için ayrı bir hazırlığın yapıldığı, oruç açma vaktinde aile bireylerinin ayni sofrada birlikte iftarı bekledikleri, küçük yerleşim birimlerinde Ramazan topu atıldığı zaman ve Ezan sesi ile radyo veya televizyonlarda hazırlanan programlar izlenerek o anın hazzının yaşandığı zaman onbir ayın sultanı olan Ramazan ayıdır ve bu mübarek ayın ilk gününü yaşıyoruz. Ramazan ayının idrak edileceği bir ay boyunca bu ay bir ibadet,aynı zamanda bir yardımlaşma ayıdır. Ramazanda yoksullar,daha çok hatırlanır. İftar sofrası hazırlamada güçlük çekenler için öncelikle Kızılay başta olmak üzere ülkenin belirli yerlerinde iftar çadırları kurulur.Maddi durumu elverişli kişilerin mutfak, yiyecek katkıları ile çorbasından,tatlısına kadar oruç tutanlar bu çadırlarda birlikte iftar ederler. Camilerin minarelerinde mahya denilen “Hoş geldin ya şehri Ramazan” gibi yazılar her Ramazan ayında çevreye ayrı bir manevi güç katar. Oruç tutabilmek için insan sağlığının elverişli olması ayrı bir durum arzeder, belirli saatlerde ilaç kullananlar bu ibadeti yapamamanın üzüntüsünü yaşarken telafisi ile kendilerini teselli edip çeşitli yardımlar yapma yönünde tercihlerini kullanırlar. Bu yıl fitre miktarı KKTC için 30 Türk Lirası olarak açıklanmıştır. Bilindiği üzere “Türkçede fitre şeklinde söylenen ”fıtır sadakası” temel ihtiyaçların dışında yeterli miktarda mala sahip olan her müslümanın ramazanda vermesi vacip olan bir sadakadır. Fitre kişi başına verilir. Ailedeki bütün bireylerin fitresini büyüklerden biri verir.” Fitre İslam alemi için yardımlaşmayı sağlayan ibadet gibi addedilmektedir. Orucun kabulüne, ölüm anının sıkıntılarından ve kabir azabından kurtuluşa vesile olarak verildiği açıklamalardan anlaşılmaktadır. Fitre Ramazan ayı sonuna yetişen, zekât vermekle yükümlü her Müslümanın Bayram namazı öncesi verilmesi uygun görülen bir sadaka olduğu öğrendiklerimiz arasındadır. Allah rahmet eylesin, annem bu süre içerisinde ve hitamında yaptığı yardımları aleni yapmakta ve verdiği kişinin bunu aldım kabul ettim demesini de bekliyordu. Küçüklüğümüzde tuhafımıza giden bu durumun öyle gerektiğini çok sonralar anladık. Zekâtın aşikar verilmesinin diğer yardım yapacaklara örnek olup faziletli bir davranış olduğunu öğrendik. Zaman iyilik ve yardımlaşma zamanıdı.Her evin bacasından tüten ocak kokusunda elbette bütün duygular vardır. Bu duygularda merhamet ise esas olmalıdır. Nasıl ki mübarek, bolluk, bereket ve verimliliğin ortak anlamı ise Allah hepimize ağız tadı verecektir. Yeter ki onun varlığında kendimizi aklayalım. Ramazan ayının 27.Gecesi Kadir Gecesidir. 3 Haziran 2019 Pazartesi Arefe günü olup Ramazan Bayramı üç gündür ve 6 Haziran Perşembe günü sona ermektedir. Bayram tatilin hafta sonu ile birleştirilebilmesi için ülkemizde henüz bir karar üretilmemiştir. Arefe günü de 2018 yılında olduğu gibi idari tatil ilan edilecekse uzun bir tatil kamuda çalışanları beklemektedir. Ya özel sektör diyecek olursanız o konuda herhangi bir açıklama olmamıştır. 5-6 Mayıs ayrıca Hıdrellez Bayramı olarak bilinen tarihlerdir. Sonuçta Hızır bereketinin her evde olması ayrı bir dileğimizdir. Bu günkü duamız mı? “Rabbim cümlеmizе ‘İç Huzuru’ vеrsin.

Millileştirilen değerlerimiz

Eski adı ile Karava yeni adı ile Alsancak; Belediye Başkanı Fırat Ataser, onunla ilk defa geçen gün bir dost aile yemeğinde karşılaştık,konuştuk. Daha sonra buluşmak ve başkanlığı sürecinde ”Alsancak Belediyesi” olarak nelere imza attıklarını hangi projelerini gerçekleştiklerini ve yarınlar için ne düşündüğüne köşe yazımda yer vermek adına anlatmasını istedim. Sağolsunlar kırmadılar ve görüşmemizi Salı gün gerçekleştirdik. Öncesinde yaptığım araştırmalarda bilinmesi gerekenleri bilgi olarak yeniden yazma ihtiyacı duydum.Biliyorsunuz bilgiler paylaşıldıkça değer kazanır. 20 Temmuz1974 günü Anavatan Türkiyeden Adadaki barışı sağlamak üzere gelen Türk Barış Kuvvetleri çıkarmanın ilk adımını o günkü adı ile Karava’dan gerçekleştirmiştir . Türk Bayrağının Adaya Mutlu Barış Harekatı ile ilk önce bu bölgeden girmesi Karava’ya ‘Alsancak’adının verilmesine temel neden olduğu ayrıca bilinendir. Çıkartmanın yapıldığı sahile ise “Çıkartma Plajı” adı verilmiştir. Alsancak ülkemizdeki 28 Belediyeden sadece bir tanesidir. Belediye Başkanı Fırat Ataser’e öncelikle kaç nüfusa hizmet verdiklerini ve bu nüfusun yaz ve kış aylarında farkı olup olmadığını sordum. Samimiyetle cevapladı ve şu anda 11 bin olan nüfusun yaz aylarında 18bine çıktığını ifade ederken Alsancak ve ona bağlı Ilgaz,Malatya,İncesu ve Yeşiltepe yerleşim birimleri ile birlikte 2018 yılında yapılan araştırmalar neticesinde en hızlı gelişen,büyüyen belde olarak gösterildiklerini de gururla sözlerine ekledi. Sorunlarının trafik karmaşası ve sıkışıklığı olduğunu, yoğunluğa ve çekilen sıkıntılara çözüm adına Alsancak-Yeşiltepe köprüsü ile Yeşiltepe-Kani Akansu caddelerini birbirine bağlayan iki köprü ile trafiği rahatlatacaklarınını umut ettiklerinini ifade etti. Tarihi alan yaratma projesini anlatırken henüz 40 yaşlarda olan evli ve iki çocuk sahibi Alsancak Belediye Başkanı Fırat Ataser, bu alanın yani şehitlik ile anıt arasında olacağını maddi kaynağın TC yardımlarından sağlanacağını anlatırken 20 Temmuz Barış harekatına katılmış bir geminin alınacağını, simülasyon merkezi olarak “Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezi” gibi değilse bile daha küçük bir modelinin yapılması planlandığını burda Kıbrıs Tarihi sürecinin anlatılmasının ayrı bir önemi olduğunu da vurguladı. Başbakanlık aracılığı ile Belediye olarak ilk defa AB katkısı alınacağını Ilgaz’ın EKO köy olması çerçevesinde düzenlemelere başlanacağını 1. aşamayı bitirdiklerini projedeki bazı değişikliklerden sonra bu katkı ile hedefe ulaşılacağı konusunda başkan ayrıca bilgi vermiştir. Kır düğünü yapılacak alanının hayata geçmek üzere olduğu, Alsancak “Milli Park” alanı içerisinde yürüyüş yolu, bisiklet yolu, çocuk oyun parkı,sosyal alanlar basketbol sahası ve Milli parkı kullananların dinleyebileceği ve ismi Doğa olan büfede çay, kahve içilecek yerin de Belediye tarafından işletmesinin yapıldığını öğrenmek güzeldi. Ne demiş düşünürler; ”Altı tane sadık hizmetkarım var, bütün bildiklerimi onlar bana öğretti, isimleri: Ne, Niçin, Ne Zaman, Nasıl, Nerede ve Kimdir.” İşte bu soruların cevapları halka verilen hizmetin kendisi olacaktır. Umudumuz ülkemizdeki bütün belediyelerin hizmet aşkı ile görev yapmalarıdır. Dün “1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü” idi ve bizler de okuyucularımızın bu gününü kutlarız.

Çocuklara esenlikler

Her yıl 23 Nisan yaklaştığı zaman birden hemen hemen her evde,eski çok eski yıllara düşüncelerde ve anılarda geri dönüş yaşanır. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı biz yaştakilerin ömründe unutulmayandır. Bizleri; içimizdeki hala daha eksilmeyen çocuk ruhu o eski yılların ilkokul günlerine götürür. Bizim zamanımızda kreşler ve ana sınıflar yoktu. Bizler ilkokulu altı yıl okuduk. İlk 23 Nisan Kutlamasını Selimiye İlokulunda yaptım. Öğretmenimiz şimdilerde Başhekimlikten emekli olan Sayın Bülent Dizdarlı’nın annesi Jale Baha idi.Daha sonra Limasol Sedat Simavi İlkokulunda,ilkokul 6.Sınıfta ise Lefkoşa Atatürk İlkokulunda 23 Nisanda Yusuf Kaptan Sahasında halk oyunları gösterisi yaptık. O zamanlarda aileler saha içindeki beton zemine oturup çocuklarının öncelikle resmî geçitini izler sonrasında ise sırası ile ilkokullardan karma seçilen öğrenciler gösterilerini yaparlardı. Sahanın alt girişinde yine seyyar satıcılar olur, su ve dondurma satarlardı. Enverin Kahvesinin önünde yol kenarına dizilen tahta hasır iskemlelerden de saha izlenirdi. Şiirlerin okunması anne baba ve aile ferdlerini fazlası ile duygulandırırken halk oyunları onları heyecanlandırır veliler çocuklarını sahada gördükleri zaman göz yaşlarını tutamazlardı. O yıllar dünya çocuklarının çocuk bayramı olarak kutlandığı zaman değildi 23 Nisan sadece Kıbrıs’ın her ilkokulundaki etkinlikler ilk okul yıllarının son sınıfına kadar sınıflardaki Atatürk köşesi ile, kompozisyon yarışmaları ile ve okul müdürlerinin okul bahçesinde yaptırdıkları etkinlikler vardı. Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, bu tarihi günde anılır, Türkiye Büyük Millet Meclisi”nin ilk kez kapılarını açtığı gün olan 23 Nisan”ı çocuklara armağan ettiği anlatılır ve bugünün çocuklarının yarının büyükleri olduğu tekrarlanırdı. 23 Nisan’ı törenlerle, şenliklerle, oyunlarla, coşkuyla kutlanması günümüze kadar Anavatan Türkiye’de olduğu gibi, Ülkemizde de Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığının programı çerçevesinde ilokullarda kutlananmaktadır. 23 Nisan dünyada, çocukların sahip olduğu tek bayramdır. UNESCO, 1979 yılını “Çocuk Yılı” ilan edince, 23 Nisan bayramını dünya çocuklarıyla kutlamaya başlandığını biliyoruz. Farklı kültür ve farklı ülkelerden bu yıl KKTC’ye gelen öğrenciler vardır. Gösterileri ve ziyaretleri olduğunu bakanlık bildirilerinden öğrenmiş bulunmaktayız. Geçmiş yıllarda Lefkoşa’da Çağlayan Parkı önündeki yolda yapılan etkinlik ve oraya kadar, Merkez okulları ve konuk ekiplerin oluşturduğu Kortej yürüyüşü Cumhuriyet Meclisi önünden başladığı Ledra Palas Işıkları, Cumhurbaşkanlığı, Girne Kapısı, Sedat Simavi Endüstri Meslek Lisesi’nin ardından Çağlayan Parkı’ndaki etkinlikle, 23 Nisan, çocuklarla ayrı bir renk oluşturmuştur. Çağlayan Parkı’nda Lefkoşa Merkez Okullarından öğrencilerin ve Misafir Ülke Çocuklarının dans gösterileri ile eğitici ve eğlenceli etkinliklerin yapılmış olması KKTC’nin Başşehrine Lefkoşa’ya bu anlamlı günde ayrı bir güzellik katmıştı. Bu yıl Eğitim Ve Kültür Bakanlığının internet sitesindeki 23 Nisan etkinliği programını görmek mümkündür. Dün, bu gün, yarın , derken 2019 yılınında kutlanacak 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve çocuk Bayramınının bütün çocuklarımıza esenlikler getirmesini dileriz.

Sükunet ve karşılıklı anlayış

Trafik kontrol, “polisi, milletvekili ve sosyal medya” üçgeninini gereğinden fazla konuştuğumuz bu günlerde önemli olan tarafların sükunetini muhafaza etmesidir. Gelişmeler ile ilgili Meclis Genel Kurulunda Başbakan Sayın Erhürman PGM’nden aldığı bilgileri paylaşmış ve konu soruşturma konusudur demiştir. Sosyal medya üzerinden yapılan hakaret, tehdit ve küfürün suç teşkil ettiğini de sözlerine eklemiştir. Hele meselenin Türkiyeli-Kıbrıslı ayrımcılığına çekilmesinin doğru olmadığını özellikle sözlerine eklemiştir. Kanaatimce Başbakanın konuşması çok manalıydı! Dikkatli olunması gerekendi. Bütün bu konularda yazılanlanları okurken gerçek olduğu yazılan bir hikaye gözüme takıldı okuyucularım ile paylaşmadan olmaz dedim. Hikaye şöyle; ”Deniz, hız limitinin 90km olduğu yerde 110km ile gidiyordu ve son dört ay içerisinde dördüncü defa Polis tarafından durduruluyordu. Bir insan nasıl bu kadar şanssız olabilirdi? Deniz, arabasını sağa çekti” İnşallah şu anda yanımızdan daha hızlı bir araba geçer” diye düşünüyordu. Polis, elinde kalın bir not defteri ile arabadan indi. Bu Polis camiden tanıdığı Ali’ydi. Deniz iyice arabasının koltuğuna sindi, utanmıştı. Bu durum bir cezadan daha kötüydü camiden tanıdığı bir polisle, hemde hızlı gidip, trafik kurallarını ihlal ettiği için karşı karşıya kalmışlardı. Deniz, Ali ‘ye birbirimizi yeniden böyle görmemiz çok ilginç, dedi Ali “ İyi günler Deniz” dediğinde Ali gülümsemiyordu ve ilk sözü – “ Beni, Eşimi ve çocuklarımı görmek için eve giderken yakaladın” oldu. -“Evet öyle” diyen polis Ali, umursamaz görünerek dinledi. -“Son günler eve hep çok geç geldim Çocuklarım beni uzun süredir hiç görmedi ayrıca Zeliha, bana bu akşam mantı, içli köfte ve biftek yiyeceğimizi söyledi Ne demek istediğimi anlıyormusun?” – “Evet ne demek istediğini anlıyorum dedi polis Ali , Ayrıca trafik kurallarını ihlal ettiğini de biliyorum” diye de cevapladı. – “Eyvah! Bu taktik fazla işe yaramayacak gibi ,taktik değiştirmek gerekli” diye düşündü, Deniz -“Beni kaç ile giderken yakaladın?” diye sordu. – “110 km … Lütfen arabana girer misin?” dedi polis Ali – “Ah Ali, bekle bir dakika lütfen, seni gördüğüm anda, takometreye baktım sadece 85 km ile gidiyordum” – “Lütfen Deniz, arabana gir” diye üsteledi Ali. Deniz, canı çok sıkkın bir şekilde arabasına girdi, kapıyı çarparak kapattı .Polis Ali, not defterine bir şeyler yazıyordu. “Ali niye benim ehliyetimi ve araba ruhsatımı istemiyor ki” diye düşündü Deniz, ne olursa olsun, bundan sonra camide de bu adamın yanına oturmaktansa, birkaç gün camiye gitmemeye karar verdi. Ali arabanın kapısını tıklatıyordu, Deniz arabasının penceresini 5 cm kadar açtı. Ali, Deniz’e bir kağıt verdi ve gitti. -Deniz ceza değil bu diye kendi kendine söylendi, bir anda sevinmişti. Yazıyı okumaya başladı, kağıtta şunlar yazıyordu; “Sevgili Deniz, benim bir kızım vardı altı yaşındayken çok hızlı araba kullanan biri tarafından öldürüldü. Bu kazadan dolayı, adam cezalandırıldı. 3 yıl hapishane cezasıydı. Bu adam hapishaneden çıkınca kendi çocuklarına sarılıp, öpüp, onları tekrar koklayabildi, ama ben kızımı öpebilmek için, cennete gidinceye kadar beklemem gerekiyor . Bin defa adamı affetmeye çalıştım. Bin kerede başardığımı zannettim. Belki başarmışımdır, ama hala kızımı düşünüyorum. Lütfen benim için dua et ve dikkat ol Deniz, tek bir oğlum kaldı. Hayat çok değerli, sürekli dikkat et. Dikkatli araba kullan ve başkalarının hakkına saygı göster .Hiçbir zaman unutma,istediğin kadar araba satın alabilirsin, ”AMA İNSAN HAYATINI ASLA” “Deniz 15 dakika kadar bir süre yerinden kıpırdayamadı. Daha sonra kendine gelip, yavaş yavaş evine gitti. Evine varınca, çocuklarına ve eşine sıkıca sarıldı. ” Deniz belki para cezası kağıdını almamıştı ama sonsuza dek unutmayacağı bir dersi ezberleme cezasına çarptırılmıştı. Polis vatandaş ilişkilerinde nedeni ne olursa olsun trafik kurallarına uymak, hayatın yol akışındaki mecburiyettir. Yeter ki karşılıklı anlayış olsun. Her hadiseden bir ibret alınsın. 

Kabusa devam

Geçen akşam bir televizyon programına çağrılan Siyasi Parti Başkanlarının Meclis’te gerek grubu ile gerekse 3 er ,ikişer milletvekiline sahip olmaları hasebiyle katılacakları programın günlerce evvel reklamı yapıldı. Oldukça rağbet gören bu programın onbinlerce izleyicisi oldu. Gerek televizyonu izleyenler, gerekse Facebook hesapları ile programı takip edenleri görüp falan sizle beraber izliyor, ibareleri ile herzamanki gibi karşılaştık. Program, Türkiye ‘deki televizyonlardaki bir “haber programının” her gece değişik bir tag benzerini ile başladı ve #HalkSoruyor tagı sürekli ekrana sabitledi. Programda konuşma sınırı vardı. Bu eğer hükümet ortakları ile muhalefeti karşılaştırıp konuşma hakkı süresi verilmişse muhalefeti de ayni süre ile kısıtlamak kanaatimce oldukça adaletsiz oldu.Çünkü Programa katılan 4’lü hükümetin alt yazılarda bakanlık isimleri de vardı. Demek ki televizyon programlarına çıkacak olan parti liderleri önceden program akışındaki soruları değil ama program sunucusunun koyduğu kuralları önceden konuşulmalıdır. Programa çıkıp çıkmama konusu buna göre değerlendirilmelidir. Yüz yüze canlı programlarda bu hususa mutlaka dikkat edilmelidir. Yoksa kuralların program akışı içinde konuşmacıları azarlar pozisyonu ile hatırlatılması hoş değildir. Hele hiç bir program yapımcısının taraf tutma gibi lüksü hiç olmamalıdır. #HalkSoruyor dediler sorduk ama sorduklarımıza ilişkin herhangi bir yorum okunmadı. O gece elbette televizyondan izleyenler de olmuştur. Ancak programa dahil olma olanağı Facebook tercih sebebiydi. Haliyle yorum yazanlar arasında bir birine cevap yazanları okudum, çoğunluk mevcut 4’lü hükümetin icraatlarından şikayetçiydi. Köşe yazarı olarak o gece program akışını izledim yorumlarımı yazdım, soru mahiyetinde sordum. Halkın içinden biri olarak sorularımı sordum. Bu yazımla sizlerle yeniden paylaşıyorum. #HalkSoruyor Sayın Denktaş seferberlik derken Maliye bakanı olarak mali seferberlikten bahsediyorsa daha ne kadar zam yükü olacak,işte Girne’de elektrikler de kesildi. #HalkSoruyor 175 kişinin vatandaşlığı iptal edildi mağdurlar mahkemeye gittiler ara emiri aldılar. Sonuç ne aşamadadır. #HalkSoruyor Hükümet 4baş x15 dakika konuşuyor. Sayın Tatar’a ve Sayın Arıklıya iktidara verilen toplam süre kadar konuşma hakkı verilmelidir. Sayın Tatar gerçekleri ifade etmiştir. #HalkSoruyor UBP ‘nin verdiği KIP-TEK araştırma önerisini koalisyon neden red oyu ile engelledi? Bıraksalardı kurum çalışanları da konuşsun. Komiteye katılsın. #Halksoruyor neden program saat 22.00 başlamadı? Elektrik zammı , tarife ve zam için çözüm ne olacak? İktidar cevap vermelidir. Dünden bu güne gelinemiyor. Yarınımızı ipotek altına aldılar. Geçim derdine Çözümü söylemiyorlar. Nisan sonu elektrik faturaları gelecek hala daha yaptıkları tarifeyi savunuyorlar Hala daha dün değil yıllar öncesi konuşuluyor. Bu gün yok. Çok üzgünüz iktidardan memnuniyet verici geçim derdine çare üretildiğini görmedik. Kabusa devam. Allah yardımcımız olsun. Ülkede hastahanelerin Eczaanelerinde ilaçlar yok. Kanser illeti aldı başını gidiyor. Önlemi yok. Santral dumanı önlemi yok. Laboratuvar yandı, yenisi yok. #HalkSoruyor ne olacak ? #HalkSoruyor Ciklos sel felaketi için Meclis araştırma komitesi raporu çıktı mı ? Daha hedef yok, koyacaklar zaten Özyiğit [Eğitimde] sessiz ve derinden çalışacağız beyanatını vermişti. Yorumlar arasında dikkat çekici olan Sayın Oğuz Köse’nin hem fikir olduğum sorusuydu. “Başbakan ana muhalefet lideri gibi konuşuyor , yaptığı konuşma ile son 19 yılın yaklaşık 13 yılı iktidarda olduğunu unuttu galiba.. 13 yılda ne yaptılar merak ediyorum ?” Evet bizlerin de merakı bakidir. Programa nokta sözümüz olsun. Ne demiş, Şeyh Edebali-” Çok konuşma, boş konuşma, kem konuşma“ Keşke ile başlayan cümlelerin içerisinde her daim bir pişmanlık duygusu vardır. Kullanmayı sevmem. Eğer bir yaşanmışlık var ise ancak tecrübedir ve tekrarı yapılmaz. Hayıflanmak boşunadır. 

Zam Seferberliği

KKTC Meclisi Genel kurulu haftanın ilk oturumunda oldukça tantanalı geçti. Ne zaman, 2019-2021 yılını kapsayacak ve Türkiye ile imzalanacak protokolle ilgili sorular gündeme taşınır olur, işte o zaman, İktidarın asabiyeti artar. Gerginlik başgösterir. UBP Genel Başkanı Sayın Ersin Tatar “Anlaşıldığı kadarıyla metin üzerinde tartışmalar devam ediyor. Hazır bir metin olmadığına göre ne gün imzalanacağı belirsizdir” diyerek “ihalelerin açılamaz noktaya geldiğini, ülke ekonomisinin öngörülebilir durumdan çıktığını ve ekonominin daralmasıyla kriz ortamının büyüdüğünü “ ve hükümetin avans adı ile aldığı ifade edilen borçlanması konusunda bilgi istemiş ve İktidarın daha fazla “Türkiye’deki seçimlerin arkasına saklanılamayacağını” açıkça Meclis kürsüsünden dile getirmiştir. Sayın Tufan Erhürman ortaklarının hala daha sözlerinin ıslaklığını muhafaza eden konuşmalarını bilmezmiş gibi ,Sayın Serdar Denktaş’ın protokol konusunda yine Meclis kürsüsünden neden imza konulmadığını , Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğana sorunuz dediğini,diğer günde, Türkiye Elçiliğini adres gösterdiğini unutmuşcasına ve Sayın Özersay’ın ekonomik protokol ile ilgili Sayın Erçin Şahmaran ile yaptığı ve bir saati geçen sohbetinde ifade ettikleri “İmza aşamasına gelmiş bir protokol yoktur’ ‘Ekonomik protokol müzakeresi devam ediyor. Henüz taslak sonuçlandırılmadı. Yani imza aşamasına gelmiş bir metin yoktur. Bu nedenle sen imzalamadın, ben imzaladım, ya da tam tersi gibi bir durum yoktur. Metin henüz imza aşmasına gelmemiştir. Aslında bu tartışmalar kısır tartışmalardır, önemli olan içeriktir.” dediğini de mi bilmiyor? Sayın Özersay şimdiye kadar olan mali protokol ve Türkiye ile ikili ilişkilerin gidişatını sohbete konu ederken son derece samimi olduğu ve doğruyu ifade ettiğine dair bir kanaat oluşturmuş ve muhalefet ile bir bakıma ayni şeyleri ifade eden olmuştur. Özel sektörden borçlanma konusunun ise bakanlar kurulunda görüşülmediğini Sayın Şahmaran’a sohbet esnasında söylemiştir ki bu sohbet bir köşe yazısı ile Star Kıbrıs Gazetesinde yayımlanmıştır. Hafta sonu evveli ve/veya hafta sonu çalışmalarında böyle beyanatlar verilmiştir.Gazetelerde konular haber nitelikli manşetlere taşınmıştır. Ekonomik protokolle ilgili büyük bir sorun olduğu görülmektedir. Dolayısıyla doğru ifadeleri bu aşamada kimin yaptığı aranılır olmuştur. Koalisyonun her ortağı ayrı bir telden konuşuyorsa Sayın Erhürman adeta bir baba şefkati ile hükümet ailesi üzerinde acaba bu çabasını neden sürdürmektedir? Sorusunu akıllara takmaktadır. Hakikaten gelişmeler ve anlatılan gerekçeler anlaşılır olmaktan uzak ve gün geçtikçe hayli gülünç bir durum arzetmektedir. Hani derler ya ağlanacak halimize gülüyoruz. Tam o haldeyiz ve Başbakan Erhürman’ı dinliyoruz, Sayın Tatar’a cevap verirken son derece gergin bir tavırla konuyu bağlamaya çalıştığını görüyoruz. Sayın Tatar’ın üslubunu beğenmedim diyor ama bir yılı aşkın süredir hep ayni ezberi tekrarladığını bizlere de ezberlettiğini unutuyor. Devamlı gösterdiği mazareti ise “Türkiye’deki sistem değişikliğinin’ bütün bu olumsuz ilişkilere gerekçe olduğu intibasını yayıyor. Sayın Erhürman bizim dinlemekten bıktığımız lakin gerek kendisin gerekse koro halinde 4 ağızın tekrarladığı “ortakların birlikteyiz andı “ nı yinelemekten medet umuyor . Yüz mimiklerinin ifadesinin okunuşundan belli olan ise, kendisinin hükümetten ayrılma isteğinin, önünde çok büyük bir engelle karşı karşıya olduğu anlaşılıyorsa da ifadede güçlüğü olduğu belirginleşiyor. Yinede Sayın Erhürman Koalisyon birlikteliklerinin sözde sarsılmaz bütünlüğünü överken 4 kollu hükümeti koruyor ayrıca imtihanda sözlüye kalkmış öğrenci edası ile misal de veriyor “ TC tarafı kendileri için çok önemli olan seçimlerden 2 gün önce bize randevu verip, bizimle görüştüklerine göre bizim onları suçlamamız mümkün değil” diyor. Bu sözleri söyleyen ülkemizin başbakanıdır. İmza aşamasına getiremedikleri bir protokol vardır, fakat muhalefet tarafından soru sorulduğu zaman, zeytin yağı gibi üste çıkmasını bilenler olarak Türkiye ile ikili ilişkilerde bir sorun varsa ve biliyorsanız bunu siz isbatlayın diye de davette bulunuluyor. Bir acayip süreç, ne diyebiliriz. Çalışmayı ve beklemeyi öğrenmiyorlarsa daha yazazılacak çok şey vardır. Öte yandan “Hükümetin zam seferberliği” kapıdadır.

Alışamam yok alışacaksınız

Geçim derdi ve hayatın tecrübesi insanımıza ihtiyaçlarını aciliyetine göre belirlemeyi öğretmiştir. Günümüzde ekonomik krizle kalkıp, krizle yaşayıp krizle akşamı buluyoruz. Krizli rüyaların pisikolojisi ile kaliteli uykunun haram ettirildiği geceleri yaşıyoruz. 4 kollu hükümet döneminde zam rüzgarında insanı ürperme ile birlikte üşütme tutuyor. “Ekonomik Kriz” in her aileye değişik bir şekilde yansıdığını görüyoruz. Kiracı olanla, ev sahibinin, çocuğu olanla,çocuğu olmayanın gençlerle,orta yaş grubunun ve yaşlının,özel sektörde çalışan ile kamuda çalışanın, tek başına yaşayanlar da dahil krizin girmediği çalmadığı ev kapısı yok, kapıdan içeriye kriz girdi mi evi allak bullak eden bir acı yaratıyor. Öncelikle mutfağı ateşliyor diye yazdığımız günler ilk elektrik zammının yapıldığı zamandı. Dahası o günler için yazdıklarımın tekrarında fayda vardır, çünkü değişen ve sunulan bir refah düzeyi yoktur. İnsanın yaşamı içerisinde motivasyonun önemi son derece önemli bir faktördür. İnsan güdülerinin de kendi içinde bir sistemi olduğunu ve yaşam kaynağı için amacın belirlendiğini biliyoruz. İnsanın yaşama azmi içinde faydayı arayışı ve ihtiyaçlarını sıralayışı vardır. ihtiyaçlar dizisi içerisinde geliri ile giderinin eşitlenmesinin hayati durum arzettiğini biliyoruz. Ülkemizde asgari ücretin yeniden tesbiti ile düşük gelirin, önüne geçilmez bir çok sıkıntıyı beraberinde getirdiğini de biliyoruz. Bilmediğimiz tek şey ülkemiz halkının ne zaman müreffeh bir yaşama kavuşacağıdır. İç politikada olsun dış politikada olsun ülkemizde mevcut koalisyon ortaklarının halkın sıkıntılarını bilmemezlikten gelişlerini yadırgıyoruz. Meclis Genel kurullarının dinleyicileri arasında iktidarı ile muhalefeti ile tüm konuşmaları dinleyenleriz. Halkın sorunlarını Meclis kürsüsünden dile getiren muhalefet milletvekillerine iktidarın verdikleri cevapların sadece cümle zenginliğinden ibaret olduğununun bilincindeyiz, farkındayız. Bilhassa ağdalı konuşmaları ile dikkat çeken Sayın Şahali’in uzun cümlelerinde kurguladığı ülkemizin oldukça önemli bir kesimi için, hayvancılık ve çiftçilere yönelik kendinin bile yapacağına inanmadığı ancak arzu dolu ifadelerini devamlı kürsüden bilhassa Ulusal Birlik Partisi Milletvekili Sayın Dursun Oğuz’un konuşmaları sonrasında, verdiği uzun uzun cevaplarında, dinleyenleriz. Öyle ettiler böyle ettiler çoklu tarifel zamlı elektirikli bir hayat tarzını memleket insanının evine mali kriz olarak soktular. ‘Alışamam yok, alışacaksınız’ diye de azarlar gibi konuştular. Kimi, kime şikayet edeceğiz diye yarattıkları çoğunluğun hiddetini görmemezlikten geliyorlar. Koalisyonu inşa edenler, Sayın Erhürman ,Özersay, Özyiğit ve Denktaş’ın Kıbrıs meselesinde hükümet programına koydukları ve ortak mutabakat sağladıkları bir vizyonları olmadığı gibi buna benzer değişik gündem maddelerinde anlaşmaları olmadığı hali ve koalisyonun mecburi evetçi milletvekilleri ile de kendi adlarına yaptıkları aleni konuşmalarda, kendi iktidarlarını açıkca eleştirmelerinden anlaşılmaktadır. İktidara mensup milletvekilleri 4’lü ortaklık nezdinde eleştirilerde siyaseten serbest ancak oylamalarda zoraki kabulcüdürler. İnanmadıkları konularda bir şekilde hükümetin devamı açısından rıza gösterenlerdir. Ülkemiz halkı bu siyasi oyunun seyircisi olarak her şeyin farkındadır . Zaman çabuk geçer. Hele bir Cumhurbaşkanı adayları kesinleşsin, taraflar saf tutsun, siyasi arenada neler olabileceği net olarak belli olacak, siyasetin gidişatı anlaşılacaktır. İşte tam da bunun için bekle de gör diyenler çoğunluktadır…