Tag: Kıbrıs

Çözüm hukukta gizlidir

Kıbrıs’ta yarım asrı geçen süreçte yatıp kalkıp işittiğimiz dış politikaya ilişkin tek bir kelimenin adı “çözüm”dü, çocukluk çağımız böyle geçti,şimdi bizim çocuklarımızın çocukları, yine ezber kelime çözüm ninnisi ile uyudu ve avutuldu, Geçen yıllarda,Facebook anılarında oğlum Dr. Kandemir Berova’nın çözümle ilgili ama Kıbrıs meselesindeki çözümü kastetmediği proplemle ilgili sosyal medya paylaşımını görünce güzelmiş dedim ve köşe yazıma aktarmak istedim. Nasıl örneklemiş ”çözümü” okuyalım; “Çözüm bu kelime bana okul yıllarında karşılaştığım matematik problemlerini hatırlatıyor. Bir matematik sorusunun çözümü sayılarla dans etmekti adeta bizler için. Ayrı bir haz ve keyif. Yıllar içerisinde büyüdüğümüz, eğitim aldığımız topluma bakıyorum. Sorunlarla boğuşan, çıkış yolu bulamayan bir yapısı var. Hüzünlü bir durum. Ama üzülmek de istemiyorum her nedense. Anahtar kelimeyi buldum: Çözüm. Ancak bu satırları okuma zahmetinde bulunanların çoğunun sandığı gibi Kıbrıs meselesinin çözümü değil anlatmaya çalıştığım. Kıbrıs’ın kuzeyinde içine düştüğümüz sosyal, siyasi ve ekonomik sarmalın oluşturduğu bol eklemli bir problemden bahsediyorum. Bu problem zor bir matematik sorusuna benziyor. Var mı bir formül ? Kritik soru bu ! Hemen İngiliz kimya öğretmenimin bir öğüdü aklıma geliyor: Kolay düşün ! ( Think easy ! ) . Bu sözün değerini sonraki yıllarda çok hissettim. Zor aslında bir algı meselesi. Algıyı da değiştirmek elimizde. Her zor problemin de bir çözümü var. Düşünün ki bir masa etrafında bir konu üzerinde tartışan 10 kişi var. Biri hariç diğer dokuzu farklı bir şeyi savunuyor. O tek kişinin savunduğu şeyi diğer dokuz kişiye kabul ettirebilmesinin tek yolu var. O da hukuken haklı olmasıdır. Çözüm hukukta gizlidir. Kuzey Kıbrıs topyekün hukuk çizgisine gelmelidir. Bunun dişındaki her çözüm yeni bir sorunun probleme eklenmesi demektir. Hukuki zemin insanların hayatını kolaylaştıracak şekilde hızla reforme edilmelidir. Sorunlar bu şekilde çözüldüğü vakit toplum kendi iradesinin gerçek anlamda farkına varacaktır. Unutmayın ki kendi hukuğuna sahip çıkamayanlar sonunda başkalarının hukuğu altında ezilmeye mahkum olurlar.” Evet oğlum Dr. Kandemir Berova beş yıl önce bu paylaşımı yaparken kanaatimce geçen zamanda araya yıllar girmiş ve yıllar geçmiş olmasına rağmen iç meselelerimizde değişen köklü bir değişikliğin halen sağlanamamış olduğu görülmektedir. Dış meselemiz “Kıbrıs Konusu “ ise tam bir kördüğüm olmuştur. Basın toplantısında Adli Yılın açılışında yüksek mahkeme başkanı Sayın Narin Şefik yaptığı açıklamada, ülkede var olan sorunların yanısıra yargıda da binalar, personel , yasa ve tüzüklerin hazırlanmasındaki eksiklikler gibi birçok sorun bulunduğunu aktarırken sorunlar yumağı ile yeni bir Adli Yıla başlayacaklarını belirtmiştir. Sayın Narin Şefik bilindiği üzere sorunlara çözüm bulma yönündeki yetisini geçmiş 2018 Genel Seçimlerde değişen yeni Seçim ve Halk oylaması yasası çerçevesine, anında çözüm üretmiş ve genel seçimlerde öncelikli tedbirleri alarak, karmaşa olmadan seçim neticelerini kamu oyuna duyurmuştu. 2019 yılının sonuna doğru hızla yaklaşıyoruz. Önümüzde Nisan 2020 Cumhurbaşkanlığı seçimleri vardır. Cumhurbaşkanı seçimlerinde adayların kimliği son derece önemli olup kurumsallaşmış siyasi yapıda, beklenilen, siyasi parti genel başkanlarının aday olmasıdır.Halen kendilerince ifadelendirilen birden çok milletvekili aday ismi vardır. Milletvekilleri dışında iş çevresinden olsun eskiye dayalı siyasi kimliği olan adayların da isimleri kamu oyunda zikredilirken KKTC’nin Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı’nın adaylığı da mevzu bahistir. Önümüzde bol adaylı bir seçim süreci vardır. Bu süreçte çözüm, aday kimlik kararının verilmesi ile Cumhurbaşkanı sandıktan çıkacaktır. Seçimin iki turlu olacağına kesin gözüyle bakılsa bile inşallah zamandan tasarruf ,maliyetten tasarruf deyip ilk turda KKTC Cumhurbaşkanı seçilir. Ne diyebiliriz süreçte “muamma her zaman düşündürücü bir mevhumdur “ Bekleyip göreceğiz…

Tehlikenin başladığı zaman

Tehlikenin başladığı zaman

Sebebi her ne olursa olsun insan hayatta hiç ummadığı hadiseler ile karşılaşabilir. Yoklukla veya bollukla sınanır. Bu imtihanda, yaşantıya hırslar dahil oldumu ve irade kendini kaybettiği zaman, düz çizgide yürüyebilme dengesini kaybedenler olur. Dengesi sarsılan insanın, tutsak davranışlar içerisine girip illegal işlere karışması kamu oyunda affedilir gibi değildir. Düzgün bir aile yapısı dışına çıkıp, aniden kendisini umulmadık bir şekilde başka bir düzen içinde bulan insanların, hayat hikayelerinde aileye vurgun, bir çok acıyı beraberinde taşır ve hissettirir. Bir anda çocukluğun masum geçen yılları, gençliğin delikanlılık denen evresi sonrası, ne oldum delisi olmanın, zararı, toplumsal olarak zihninlerde ayrı ve belirgin bir iz olarak kalır. Yara izleri kalıcı olduğu gibi silinebilir olsa bile yaşamın her evresinde, yaraya tuz basanlar vardır. Boşuna dememişler yaranı belli etme en çok ordan vurulursun diye. Doğru tanımlamalardır. Ülkemizde yaşanan her haberde her haber içeriğinde iyileşmeyen yaralar vardır. Kıbrıs’ın siyasi yönden iyileşmeyen yarası 50 yıldır bir sonuca varmayan Güney ve Kuzey arasında ki anlaşmazlıkta kanayan yaraların varlığı vardır. Bu kanayan yaralara, her müzakere döneminde, konu başlıklarına ekilen tuz, koruyucu olmaktan çok uzaktır. Memleket meselesi deyip geçmemek gerekir. Nasıl başladı? Neler oldu? Kim ne dedi? Nasıl anlaşıldı? Kafalar karışık deniyor! Rumlarda zihniyet değişikliği gerek deniyor! bu arada Maraş açılımı gündemdeki yerini muhafaza ediyor. Hayalet şehrin “hayallerin şehri” olması için adım adım bölge geziliyor. Kabine üyeleri basın mensupları ile yürüyüşlerini Kapalı Maraş’ta gerçekleştiriyor. Maraş için belirsiz bir hedef konmuştur. Bir stratejinin saptandığı anlaşılmıştır. Sonuç mu? kanaatimizce bedeli ne olursa olsun bir şekilde mucize yaratacaktır. Sayın Akıncı’nın siyasi parti başkanları ile hafta sonu yaptığı toplantı ve bilgilendirme sonucunda bundan sonraki görüşmelerde ”netlik” olacağı denmişsede yeni bir kritik sürecin başlangıcı, sonucu olmayacak başlangıçlara gebelenmiştir. Türkiye Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu adamızda ve tweeter hesabından “İkili görüşmeler gerçekleştirmek ve Doğu Akdeniz’deki son gelişmeleri ele almak üzere #KKTC’deyiz.” diye de paylaşım yapmıştır. Her zamanki gibi Kıbrıs meselesinde Türkiye’ye güvenimiz tamdır. Mevcut hükümet geçen hafta 100 günlük çalışmasını ve ilerisi için 200 günlük çalışma çerçevesini bir basın toplantısı ile açıklamıştır. Ülkemizdeki 2’li hükümetle ilgili kanaat 100 günlük icraatta mali protokolün imzalanması ve yapılan resmî ziyaretlerin gölgesindeki basın toplantısı ve açıklamaların yetersiz olduğudur. Esasında güven oyu sonrası vaktin dolu, dolu, geçmesi dışında gözle görülebilir pek fazla bir gelişme olduğunu söyleyebilmiyiz diye düşündüğümüzde 100 günlük sürede, yönetim kurulları ve görevden alıp göreve atamaların henüz tamamlanmamış olması, muhtemel bir çok sorunu gündemde çözümsüz bıraktığı, bir çok kişi tarafından telaffuz edilmektedir ki bu tehlike çanları bir ikaz niteliğindedir. Dolayısıyla Başbakan Sayın Ersin Tatar ve Sayın Özersay’ı ve kabine üyelerine, bu zor günlerin atlatılması hali için, güçlü bir duruş sergilemeleri, gözle görülebilir icraata geçmeleri gerektiğini “genel temayül ” olarak hatırlatmakta fayda vardır. Sonuçta siyasette olsun aile içinde olsun iç meselemiz ne zaman dış meselemiz olur tehlike o zaman başlar,diyorsak elbette bir sebebi vardır. Dikkat gereken husus budur!

İmza hükümdür

İmza hükümdür

Bir ay yazılarıma ara verip kendimce tatil yapmak iyi geldi. Geçmiş yıllarda yazdığım yazılarımı okuma fırsatım oldu ve link atmadan sosyal medya hesabımdan yeniden paylaştım. Çok olumlu yorumları yeniden aldım. Eylül ayı bana hüznü çağrıştıran bir ay. Çünkü bu ay içerisinde eşim Özel Berova’nın vefat günü vardır. Ağustos ayı ilk günü ile son gününe kadar dolu dolu yaşandı içinde önemli günleri barındırdı. Önemli ve unutulmaz günler anıldı,gereken değerler verildi. Siyasi,ekonomik ve sosyal olayların sanki en fazla reyting yaptığı ay Ağustos ayı oldu. Temmuz ayından aktarılan bakiye haberler ve sonuçları halen gündemdeki yerini koruyor. Polisiye olayların arttığı ve yargıda olan bir çok hadisenin yankıları devam ediyor. Nedenlerin başını ise denetimsizlik çekiyor. Bir çok kurum ve kuruluşta neler oluyorsa sanki Ağustos ayının sıcağına düşmüş gibi kazanda kaynıyor. Yasama tatilde KKTC meclisinde sadece komiteler Meclis gündemine taşıyacakları yasa tasarılarını görüşüyorlar. Kıbrıs meselesi Akdeniz’de hüküm süren hidrokarbon araştırmaları sayesinde oldukça gergin bir durum arzediyor. Ülkemizde ki barışı tehdit niteliğinde konuşmalar yapılıyor. Kimin ne dediğinin önemin analizi, Kıbrıs konusunda uzman olan kişilerin yorumlarında yerini buluyor. 2’li hükümet döneminde Dışişleri Bakanı Sayın Kudret Özersay’ın açıklamalarında hükümet protokolü engeli olmadığı kesin. Verilen mesajlar yerinde ve isabetli. Başbakan Sayın Ersin Tatar’ın ve Başbakan Yardımcısının Türkiye ziyareti Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan görüşmesi resmiyetinde oldukça güven verici. Siyaset bir şekilde muhalefeti ile iktidarı ile açıklamalar ve eleştiriler ile her günde değişmez konu başlıklarında devam ediyor. Gündemin zirvesinde olan yine ”Mali Protokol ” ve para akışının seyri. Nasılı, nedeni ve niçini, sorgulamada. Sonuç ortada. Diğer yandan çarşıda , pahalılık devam ediyor. Geçen 4’lü koalisyonun ALO 171 tüketici hattı güncel mi denemedim bilmiyorum. Elektrik faturaları ise can yakmaya devam ediyor. Kullanıyoruz ödemek durumundayız. Tasarruf şart diyoruz. Yeni elektrik santralleri için ihale konuları varsada daha ekonomik çözüm nasıl sağlanır teknik heyetlerin sorunu diyoruz. Bütün bu konular Ağustos ayının günlerinde haberlerinde işitiklerimiz. Bu arada bizlere güç veren Türkiye Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın ve kuvvet komutanlarının KKTC gelişleri oldu. Onlara Türkiye’nin garantörlüğünden vazgeçilmez açıklamalarını duymanın güvencesini yeniden verdikleri için müteşekkiriz . Eylül,Ekim, Kasım sonbahar mevsimi olsa dahi bizde iklim bir hoş. Sonbahar ayları yazdan kopmak bilmiyor. Sıcaklar insanımızı bunaltıyor. Turizm mevsimi de sanki hazan mevsimi gibi, adaya girişlerin sayısı ile ölçülüyor. Oteller sadece bayramlarda iş yapıyor, uçuşlardaki bilet pahalılığından herkes şikayetçi çözümü bir türlü olmuyor. Bilet fiyatlarında düşüş olacağı sadece düşücede ve söylemde kalıyor. Eylül ayı eğitimde okulların açıldığı bir ay. Öğrenciler heyecanlı öğretmenler zorluklarının bilincinde öğrenci kayıtları yapılmakta. Temennimiz iyi,sorunsuz bir eğitim yılı olması. Türkiye Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk tweeter hesabından “Öğretmen, her “günaydın çocuklar” dediğinde öğrenciler “günaydın öğretmenim”diye cevap verir.Bu çocuğun otoriteye değil; tanınmış ve sayılmış olmaya cevabıdır. Öğretmen olmamıza gerek yok. Lütfen çocuklara selam verin, “günaydın” deyin.Cevap bir dağın yankısı gibi gelir.#günaydın” diye paylaşım yapmıştır bu çok anlamlı tweete tweeter hesabımdan yazdım. Ve dedim ki ”Bizler hep o günaydın’nın gücü ile bugünlere geldik .KKTC ’de öğrencinin kalbinin attığı noktaya değindiniz. Teşekkürler! Ülkemizde yapılan ve toplum faydasına olacak her icraata ayrıca teşekkürümüz olacaktır. Sözün, olduğu yerde kağıdın hükmü imzadır. Haftaya Pazartesi günü buluşmak üzeriz!

Yararlı olmanın yolu

Yararlı olmanın yolu

Kıbrıs Düşünce Platformu Kıbrıs İlim Üniversitesi (KİÜ) bünyesinde ve üniversitenin onursal Başkanı ve ayni zamanda İAÜ Mütevelli Başkanı Sayın Mustafa Aydın’nın teşvik ve katkıları ile kurulmuştur. Platformun hiç bir siyasi yönü, amacı ve beklentisi olmayan ancak siyasi,sosyal ve ekonomik konularda platform üyelerince yapılan toplantılarda gündeme getirilerek masaya konan meselelerde düşünce üretmek ve fikir birliğine varılan hususların KKTC ve Türkiye olmak üzere faydalı olmak adına insanlığın hizmetine sunulması amaçlanmaktadır. Bir bakıma hedef ”insani değerlerde” toplumsal fayda sağlamaktır. Bilindiği üzere böyle bir platformun oluşması nedenleri arasında Kıbrıs adasının stratejik konumu, tarihsel kronolojik gelişmeler ve coğrafik yapı içerisinde tüm ulusların Kıbrıs ilgi odağı olmuş Akdeniz’in üçüncü büyük adasıdır.Günümüzde stratejik konumuna eklenen yeraltı zenginlikleri ile gündemdeki yeri gün geçtikçe artmaktadır. Kıbrıs Düşünce Platformunun Sekreteryası Yönetim Merkezi Kıbrıs İlim üniversitesi olup toplantılarımız Oscar Oteli ve ev sahipliğinde yapılmaktadır. Kurucu üyeleri alanlarında kendilerini kanıtlamış kişilerdir. Kıbrıs Düşünce Platformunun faliyette başlaması ile ilk konuşmacısı geçmiş dönemin hükümetinde ve şimdiki hükümette yine Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olarak görev yapan Sayın Kudret Özersay olmuştur. Sayın Kudret Özersay gerçekleştirdiğimiz Birinci toplantıda Kıbrıs konusunu, müzakere sürecini ve ileriye dönük ihtimaller üzerinde bilgi vermiş, bilahare üyelerin sorularını yanıtlamıştır. 
Daha sonraki toplantıda Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Sayın Turgay Deniz konuşmacı olarak davete icabet etmiş ve Ticaret odasının kapsamlı faaliyetlerini detaylı bir şekilde toplantıda üyelere aktarmıştır. Her toplantıda görüşülen konular hakkında bilahare kapsamlı rapor hazırlanmakta sonuçta hazırlanan rapor ilgili birimlere gönderilmektedir. Temmuz ayı konuğumuz KKTC Başbakanı Sayın Ersin Tatar olmuştur . Toplantının açış konuşmasını her zamanki toplantılarımızda olduğu gibi Sayın Şükrü Çankaya yapmıştır. Başbakan Ersin Tatar başta Kıbrıs dış politikası olmak üzere “Maraş Bölgesi” hakkında bilgi paylaşımını toplantıda hazır bulunan üyelere aktarmış , ülke ekonomisi, sosyal yaşantı ve siyasi konularda teferruatlı bilgi paylaşımında bulunmuştur. Eğitim adası olan Kıbrıs’ta üniversite alanında ve turizm sektörü için hükümet nezdindeki çalışmaları ve özellikle Türkiye’den gelen ve asrın projesi başka bir deyimle ”Anadolu Suyunun“ her evin musluğundan aktığının bilinmesi gerektiğini ve kendisin insani değerlere çok önem verdiğini toplantıda ifadelendirmiştir. Üyelerce sorulan bir çok soruya ise tek tek cevap vermiştir. Toplantıda son konuşmayı Onursal başkanımız yapmış ve hitabî içerisinde KKTC varlığına inanmak gerektiğini, vatanı sevmenin öncelikli duygulara verilen ve aidiyet sahibi olmanın yaşanılan toprak için önemini ve başarıda insan sevgini vurgulayan Sayın Mustafa Aydın konuşması hitamında Başbakan Ersin Tatar’a yönetim kurulu adına bir plaket takdim etmiştir. Düşünce platformunun kurucu üyesi olarak çalışmalarımız hakkında okuyucularıma özet bilgi vermek köşe yazarı kimliğimle de gerekiyordu fikrinden hareketle Kıbrıs Düşünce Platformuna katkı koyacak ve toplumsal fayda olarak ülkemize yansıyacak her şeyde tüm üyelerimizle birlikte var olduğumuzu ifade ederken, Eylül ayında yine ayni köşemizde buluşmak üzere yazımı anlamlı bir sözle noktalıyorum “Her yerde yararlı olmanın yolunu arayın, hiçbir yerde yabancı olmazsınız.”

Çözüm bekleyen sorunlar

Çözüm bekleyen sorunlar

Yaşanan her ne varsa bir ömre sığdırmak zor. Bilindiği üzere insan doğar, yaşar ve “Takdir-i İlahi” ile dünyaya veda eder. Bu gün varsın, yarın yoksun, derken insan hayatında saniyelerin önemi var. Son nefesin nerde nasıl ve kaç yaşında tükeneceği belli olmayan acımasız bir dünyada yaşıyoruz. Bu dünyada ne ekersek onu topladığımızın elbette bilincindeyiz. Günümüzde bu iletişim çağında kara haber çabuk duyulur dedikleri gibi anında sosyal medyanın bu haberlerin bir nevi saniyesine duyulduğu çağdayız. Ülkemiz küçük ve bizler birbirimizi tanıyanlar hep birlikte acıyı paylaşanlar olmamıza rağmen her zaman ateşin düştüğü ve yaktığı ,sönen ocaklarda olamıyoruz. Daha geçen gün Akay Optik çalışanı Orhan Kaptan; tanıdığımız müşterilerine gülen yüzü ile en iyi hizmeti vermeye çalışan genç bir çocuğumuz. Devamlı organ nakli için çağrılarda bulunan bir genç ve kalbine yenik düştü. Organ nakli konuşulduğu zaman böbrek hastaları, diyaliz hastaları ve nakil bekleyenler için yüreğimiz bir başka yanıyor. Sebebi mi? Rahmetli eşimin 12 yıl süre ile diyalize bağımlı yaşantısındaki mücadelemiz vardır. Diyaliz makinelerinden çıkıştan sonraki hastanın çektiği ağrı ve damarlardaki kanamaları, hasta yakını olarak görenleriz. Duyulan korkular, endişeler ,zor diyorum hem de çok zor. Ülkemizde diyaliz hastaları makinelere bağımlı olurken yatağa bağımlı bir çok hastamız vardır. Alzheimer hastalığı ise aldı başını gidiyor. Hangimizin ne gün ne olacağı belli olmayan günlerden geçerken zaman aleyhimize işliyor. Ülkemizde çalışan dış ülkelerden gelen nüfusun büyük bir çoğunluğu özellikle kadınlar bu gibi hastalarımıza yatılı refakatçilik yapmaktadırlar.Her gün polis haberlerinde bilmem kaç kaçak yakalanıp tutuklandı, sınır dışı ediliyor haberlerini okuyoruz. Bu insanları ülkelerinden ülkemize sevk eden sebepler üzerinde durulduğunun araştırılması yapılıyor mu onu bilen yok kanaatindeyim. Bu kişiler kimisi ön izinle ülkemize giriş yapıyor, üçüncü ülke vatandaşlarına ön izin verilmesi için gerekli teminatın garanti mektubu bankadan alınıyor. Adaya ön izinle getirilip girenlere bir ay içerisinde çalışma izni çıkarılması sürelendirilmiştir. Taşı toprağı altın deyip gelen bu insanlarımızın yaşam şartları zordur. Bir de turist olarak giriş yapanlar limanlarda verilen azami 90 günlük vize sonrasında dönüş yapmamışlarsa kaçak çalışma grubuna girerenler oluyor.Bir kısım yabancı işçinin kimisi de çalışma izni varken işten durdurulanlar oluyor. Bu insanların hayat hikayelerinde göz yaşı ve geçim derdinin gailesi vardır. Kimisi vatanından uzak, ailesinden ayrı, çocuklarına hasrettir ve bazen bu işçiler yardımlaşma yolu ile toplanan para ile cansız bedenleri, bir uçağın alt bagajında ülkelerine gönderilmektedirler,bunun örnekleri de vardır. Hayat pahalı, geçim derdi çok ve işverenler her asgari ücret artırıldığında yanlarında çalışanların sayısında azaltma yönüne gitmektedir. Asgari ücret arttığı zaman sosyal sigorta ve ihtiyat sandığındaki prim basamaklarındaki artış üç işçi çalıştıranın bir işçi aylığına nerdeyse denk geliyor bu durumda işten durdurmalar başlıyor ve işçiler çaresizliğe itiliyor. Bu işçiler bir ay içinde kendilerine çalışma izni çıkaracak yeni bir işveren bulmadığı takdirde kaçak mühürünü alınlarında taşıyıp günü birlik iş bulup açlıklarına çare oluyorlar. Sorun büyük çaresizlik büyük bir dert. İşçi haklı, işveren haklı peki haksız olan kim ? İşte bu sorunun cevabı bilinirse çözüm kendiliğinden bulunur olacaktır.

Tek ses, tek vücut, tek yürek

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı temsilen 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramının 45. Yılında Cumhurbaşkanı yardımcısı Sayın Fuat Oktay ülkemize geldi. Lefkoşa’da bulunmaktan memnuniyet duyduğunu belirterek “Kalpleri her daim Kıbrıs Türkleriyle birlikte atan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve Türk milletinin sevgi ve selamlarını” bizlere iletti. Kıbrıs Barış Harekatı’nın Kıbrıs Türkü’nü hedef alan baskı, terör ve insanlık dışı sindirme çabalarına son verdiğini belirten Sayın Oktay şöyle devam etti; Kıbrıs Türk halkının barış ve güvenlik ideali doğrultusunda hak ve hukukunun eşit statü ile korunması yönündeki kararlılığımızın, bunu unutmak isteyenlere ısrarla hatırlatılması için 20 Temmuz’un bir vesile olduğunu söyledi. Türkiye, o gün dünyaya, Kıbrıs Türkü’nün yalnız olmadığını ve yalnız bırakılmayacağını net şekilde göstermiştir diyerek bu kararlılığın bu günde ayni şekilde devam ettiğini hassasiyetle vurguladı. Ve “Bilinmelidir ki; Türkiye, bu konuda tek vücut, tek ses, tek yürektir” diyerek Bütün Türkiye’nin kalbi duygularını ifadelendirdi. “Kıbrıs Türkü’nün vatanı koruma ve barış içinde refaha ulaşma iradesi, kendi cevherindeki erdem ve değerlere dayanmaktadır“ sözleri ile ülkemiz halkını onurlandırdı. Liderlerimiz Merhum Dr. Fazıl Küçük ve Merhum Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı şükranla yad ediyorum” diyerek isimlerini zikrettiği konuşmasında Kıbrıs meselesi ile ilgili tavizi olmayan tavırları için ise Bilinmelidir ki; Türkiye, bu konuda tek vücut, tek ses, tek yürektir. TBMM’de grubu bulunan dört siyasi parti, 18 Temmuz’da yayımladıkları ortak bildiriyle Doğu Akdeniz bölgesinde milletimizin hak ve menfaatlerini korumayı hedefleyen her politik girişimin, aldığı her tedbirin, attığı her adımın sonuna kadar desteklendiğini tüm dünyaya ilan etmişlerdir. Yüce Meclisimizin bu güçlü desteği, DoğuAkdeniz’deki faaliyetlerimize dair kararlılığımızı daha da perçinlemiştir. “ diyerek KKTC’de ikamet eden bizlere sonsuz güven duygusunu yeniden aşılamıştır. Konuşmasında gençlerimize de seslenen Sayın Oktay “Kıbrıs Türkü, yaşanan her musibetten güçlenerek çıkmış, dimdik ayakta kalmıştır. Kıbrıs Türkü’nün bu topraklarda gelecorkusuz bir şekilde bakarak, barış ve huzur içinde yaşaması bizim için ayrı bir önem arz etmektedir. Bölgesinde güvenlik, barış ve istikrarın teminatı olan Türkiye, kardeşlik bağlarımız ve garantör statüsünün getirdiği yükümlülükler doğrultusunda, Kıbrıs Türk halkına milli, ahdi ve tarihi bağlarla gönülden bağlıdır ve bu bağlar ilelebet canlılığını koruyacaktır. Bu bağları gelecek nesillere aktarmak için Türkiye ile KKTC arasında gençlerimize yönelik kültürel hareketlilik programlarına da önem veriyoruz. Bu kapsamda gençlerimize müjdelemek isterim ki; Türkiye Cumhuriyeti Gençlik ve Spor Bakanlığımızın gençlik kampları programında Türkiye’deki gençlerimize sağlanan tüm imkanları bundan böyle KKTC’li gençlerimize de sunacağız. Buradan tüm Kuzey Kıbrıslı gençlerimizi gençlik kampları programına başvurmaya ve Türkiye’de spor, sanat ve kültürel etkinliklere katılmaya davet ediyorum.” gençlerimize bu hususta imkanlar tanınacağının garantisini vermiştir. Sayın Fuat Oktay ile KKTC Başbakanı Sayın Ersin Tatar 4’lü koalisyon hükümeti süresince hazırlanıp imza aşamasına getirilemeyen “Ekonomik Protokol” e UBP-HP ikili koalisyon döneminde ve böylesine önemli bir günde imza koyarak Türkiye’den para akışının sağlanması ve 750 Milyon TL tutarındaki meblağın ülkemize gelişi zemini yaratılmıştır. Umudumuz ve ümidimiz halkın refahı için yatırımların yapılacağı çiftçinin , hayvancıların, esnafın, turizm sektörünün, Eğitim alanların ve genelde Kıbrıs Türk halkının müreffeh bir hayatı için gayret gösterilmesi ve çalışılmasıdır. Sonuçta “ İyi düşünmek iyidir; iyi hareket etmek çok daha iyidir”

Rabbim sabır versin

Rabbim sabır versin

İnsan yıllarca ders çalışır yazar, kitap yazar, köşe yazısı yazar ve yazmaya da devam eder sayfalar doldurur. Beğenilir veya beğenilmez o başka bir meseledir. Günümüzde buruşturup attığım, odanın içi yazıp, beğenmediğim kağıtlar ile doldu diyen kaç insanımız kaldı. Ya var ya yok. Şimdi sanal dünyanın klavyeli not programında geçirilen vakitte yazılan yazılar, favoriye alınan notlar, çözülen testler, yapılan anketler hepsi bu dünyada var olan alternatifler. Kurşun kalemin yerini alan sadece bir tek parmağınızın ucu ile idare edilebildiğini sandığımız bir mecra. Sosyal medyada; Web. Tv kanalları ile anında, haberlere, görsel ve işitsel olarak ulaşmak mümkün. Açılan Twitter, Facebook, blog, İnstagram gibi hesapların sahiplerinin sayısı ürpertici rakamlarda. Ekranda kalınan sürenin dahi belli olduğu bir çağda yaşamak bu olsa gerek. Ülkemizin güncel sorunları halen devam etmekte, trafik derseniz keşmekeş içinde, yolların çoğunda tamiri mümkün olan çukurlar gözümüze gözümüze giriyor, trafik kuralları uygulanması zor bir halde, ülkedeki araç sayısı toplu taşımacılık olmadığı için çok, arda arda trafik ışıklarında duran araçlarların nerdeyse tamponları bir birine değecek şekilde, yanınızda duran aracın penceresinden en yüksek seste müzik, elde sigara elde telefon yan koltukta içecek bunlar istisnai durumlar olsada kara yollarımızda her gün karşılaştığımız hadiseler. Trafik kazalarında yitirdiğimiz kişi sayısı gün geçtikçe artmakta, Hava ulaşımı derseniz? bir ülkemize, füze düşmediği kalmıştı o da oldu. Denizlerimizde ise paralı parasız, ıssız, sakin, kayalı, altın kumlu sahillerimiz plajlarımız derken geçen akşam saatlerinde Akdeniz’in dalgalı derin sularına kapılıp giden bir aile dramı ve kaybettiğimiz canlar için sahilden denize bakan gözü yaşlı insanlarımız. Hastahane’de yatan ailenin tek kurtulan ferdi, küçük bir çocuğun ordan çıktıktan sonra sönen aile ocağının kendisine yalnızlıkta kapalı kapısı ve bu üzüntünün 12 yaşındaki çocuk üzerindeki olumsuz etkisinin devamı tedavisi güç bir gönül yarasının ağrısı. Her ne kadar Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı ve Başbakan Tatar bu çocuğumuza sahip çıkacağız deselerde çocuk üzerindeki korkunun ve yalnız kalmanın travmasının yarattığı izlerin geçeceği uzun yılların çekilmez çilesi! inşallah çabuk geçer diyoruz. Rabbim sabrını da beraber vermiyor mu ? Veriyor. Yaşam her şeye rağmen devam edecektir. Unutulmayan acılar, yüreklerde saklanacaktır. Gün olacak bir damla yaş, gün olacak bir anı, gün olacak bir tebessüm ile yüze yansıyacaktır. Hayatta verilen hiç bir sözün unutulmadığı gibi! Geçen zamanı, olup biteni, gündüzü, geceyi yaşarken öğrendiklerimizi ve şükretmeyi bilenler olarak hayatın akışına bazen isyanları oynasak da ülkemizde “hayatın gerçeğini “ kabullenebilmenin zor günlerini geçiriyoruz. Hayat devam ediyor. Bu gün Türkiye’mizde ‘Demokrasi ve Milli Birlik Günü’ Ve bizler de, KKTC vatandaşları olarak, Anavatana gönülden birlikteliğimizi 15 Temmuz’a önemli bir not olarak bırakıyoruz.

Kalplere gömülenler

Kalplere gömülenler

15 Temmuz 1974 Kıbrıs 15 Temmuz 2016 Türkiye her iki tarih ve Temmuz ayı önemli hadiseleri günlerinde yıllarca hatırlatacak çok sıcak bir ay. Her yaş ömründe kaç Temmuz geçtiğini bilir. Bu ömürde nice tatlı ve acı hatıralar ve en önemlisi tarihe mal olmuş gerçekleşen olaylar gelecek nesilleri ilgilendirir. Öncelikle Kıbrıs 15 Temmuz’una bakacak olursak “15 Temmuz 1974 Darbesi veya 1974’te Kıbrıs’ta askerî ihtilâl veya Kıbrıs’ta Yunan Darbesi, Yunanistan’daki askeri cunta desteği ile Kıbrıs’ta enosis’e yönelik milliyetçi Rumların III. Makarios’u devirmesi ve 20 Temmuz 1974’te Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kıbrıs’a harekât düzenlemesine neden olan askeri müdahale.” Olarak kitap sayfalarında yer alır. 15 Temmuz 1974 şimdi Berova Klinik olan ve Lefkoşa’da Çağlayan bölgesinde Ülkü Sokaktaki baba evimizde olayın bomba ve silah seslerinin şahitleriyiz. O zamanda büyük oğlum 6 Küçük oğlum ise 4 yaşında ve ilk silahlı saldırı ile tanıştıkları gündür. Bizler de o yaşlarda Eoka ve Enosis konusundaki Rumlar’ın en ateşli zamanları ile tanışmıştık. Hala daha silah seslerinin korkunç duyumu kulaklarımızdan gitmiyor. Her seste! aman şimdi ne oldu diyenler ve bu yaşlara gelenler olarak yaşadıklarımızla , gördüklerimizle bir roman yazsak sayfalar yetmez. Sonrasında 20 Temmuz Barış Harekatı yine evden eve, köyden şehre Güney’den Kuzeye göçler şehitler, gaziler ve bir ömür. Ve bu gün KKTC ve Güney Kıbrıs ayrılığında 50 yılın müzakerelerinin sonucunda kocaman bir hiç ve Doğu Akdeniz’deki gerginlik ve bilinmezlikle süregelen bir süreç. Bilinen tek gerçek KKTC ‘nin varlığı. 15 Temmuz 2016 ise Türkiye’den televizyon haberleri ile sarsılan yine bizler çok şükür ki kısa sürede atlatılan başarısız bir hadisenin bu güne uzanan yankıları ve alınan tedbirler. O gecede Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın cep telefonu üzerinden canlı yayında Türk Milletine çağrısının unutulmayan gücü ve geldiğimiz bu günler. Bilindiği üzere “Demokrasi ve Özgürlükleri Anma Günü olan 15 Temmuz 2019 yılında Pazartesi gününe denk geliyor ve resmi tatil olarak kullanılıyor. 15 Temmuz 2016 tarihinde şehit olan vatandaşları, polisleri ve askerleri anmak için ve demokrasi zaferini kutlamak için ilan edilen 15 Temmuz Demokrasi ve Birlik Günü, geçtiğimiz dönemlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde alınan karar doğrultusunda resmi tatil olarak ilan edilmişti.” Okuduğum zaman çok duygulandım .Geçen zamanın unutturmadığı acıyı halen yaşayan bir damat iki oğul sahibi üç şehit annesi 93 yaşındaki Muzaffer Gülşen ‘in Türkiye’deki bir gazetedeki açıklamaları, vatan değeri için milli hislerin adeta doruk noktası üç yıldır “vatan nöbetindeyim” diyen anne onlar beni gömeceklerdi ben onları gömdüm diyerek yüreğindeki yangını dışa vururken onların Külliye önünde kendi çocuklarını yetim bırakırken yüzlerce çocuğun bu vatan sevgisi ile yetim kalmalarını önlediğini söylediği şehitlerimizi ve gazilerimizi bizlerde minnet ve şükranla anıyoruz.15 Temmuz’da oğlu Kıdemli Başçavuş Ömer Halisdemir için bir babanın, Hüseyin Bey’in dudaklarından acı dolu bir gururla şu cümlelerde unutulmayandır. “Milletimi kurtarmış, vatanımı kurtarmış, bir çocuk feda etmişim. Allahıma dua ediyorum bana da böyle bir çocuk verdiği için. Acısı çok fazla ama yavrum kurtarmış.’ Sonuçta ülke için; siz toprağa değil, güzel kalplere gömüldünüz. Hepinize gönül borcumuz vardır.

Her ölüm erkendir

Her ölüm erkendir

Her gün trafikte bir ölüm her evde bir yas. Yakılan ağıtlar, gencecik bedenlerin sonsuzluğa uğurlanışını izlemenin ders vermeyen sonuçlarında tekrarlanan kazalar. Kim kabahatli diye sorulan sorular. Sorular ve cevapların çaresizliğinde ağlayan aile bireyleri analar,babalar. Geçen günlerde Nergisli’de 15 yaşının en güzel zamanında ölen çocuğumuz. 17 yaşında sürüş ehliyetsiz bir gencin dramı. Hiç kimse bilerek, isteyerek kaza yapmaz. Ancak bu iletişim zamanında herkesin evvelinde olan trafik kazalarını konuştuğu her günü bilen bir gençlik var ve yine kurallara aykırı sürüşler devam etmektedir. Nergisli köyü ile ayrıcalıklı bir ilgim aşikar çünkü ana baba köyüm ve orda şimdilerde aralıklarla kaldığımız ve sonrasında kalacağımız nine evimiz var. Mağusa yolu devamında Nergisli köyüne dönüşe yaklaşırken hız limitine uyan hemen hemen hiç yok denecek kadar az. Arabalar,kamyonlar, motorsikletler vızır vızır uçar gibi yanınızdan geçiyor,karşıdan gelenlerin hızdan plakaları görünmez bir hal sergiliyor. Köye gidiş dar bir yol ile sağlanıyor. Girişte NERGİSLİ köy tabelası üzerinde 50 km yazıyor yazmasına ama dikkat eden de yok gibi. Köy nüfusu az ancak bizim de evimizin önünden geçen yol vasıtasıyla Geçitkale, Sütlüce, Gönendere gibi yerleşim birimlerine gidiş var ve oldukça fazla ve hızla geçen her tür araç bu yolu kullanmaktadır. Bu durumun tehlike arzettiğinin defalarca Geçitkale Belediyesine bildiriminin yapılmış olduğunu biliyorum.Kasis konması gerektiğini de! Malûm KKTC belediyelerin mali krizleri var mazaret büyük. Standart kasisler pahalı deniyor. Gerçekten de öyle kasis maliyeti yüksek ancak can bedeli para ile ölçülmez. Bilinmeyen işte budur. Nihayetinde maliyeti üstlenip üç kasis yapılsın diyoruz malzemeyi alıyoruz iki kasis takılıyor, hop üçüncüsü için şikayet var deniyor ve takılması engelleniyor. Köy içinde adeta trafik terörü kol geziyor. O yolda köyün engelli diyebileceğimiz kişileri yaya olarak o yolda bir gidip bir dönüyor sessizce ve konuşmadan, peki bu gibi kişilerin kanı yola bulaşırsa diye korkuyor insan, elden gelen sadece Allahım korusun demekle yetinmek. Demek ki bu durumda İçişleri Bakanı Sayın Ayşegül Baybars’ın ve Ulaştırma Bakanı Sayın Tolga Atakan’ın yerel yönetimler nezdinde köy hudutları içinde trafik kurallarını yeniden konuşmalı ve kanaatimce muhtar ve azalar bir nevi zabıta görevi de yürütmelidirler ki çocuk yaştaki kişilerin ehliyetsiz araç sürüşleri önlensin. Zaman kötü, özenti büyük, aileler çocukları üzerinde baskı unsuru olmayı bir nevi sevgisizlik sayıp çocuklarının yerinmemesi için çaba harcıyorlar. Ancak bu çabada kuralsızlık olmamalı, evlerde her ihtimale karşı kontak anahtarları araç sahibi tarafından emniyet altına alınmalıdır. Hele ehliyet almaya yaşı yaklaşan, gençlik için bu tehlikeye bir nevi davetiye çıkarılmamalıdır. Sonuçta kayıpların, yolda trafik kazası ile verilen can bedellerinin hesabını kimseler veremez. İşte Nergisli köyünde uzun yıllar Süt taşımacılığı yapan ve geçen çok uzun senelerde trafik kurallarına titizlikle uyan bir dedenin kendi adını taşıyan Hasan Kusetoğluları adını taşıyan çocuğumuz, böyle bir kaza ile aramızdan ayrıldı. Her ölüm erken ve arkada kalan yürekleri ateş gibi yanan aileler, “Sözün bittiği yer” ve anlamlı bir söz ile ”ÖLÜM” “İnsan yanıbaşında doksan dokuz ölüm olduğu hâlde tasvir edilmiştir. Bu ölüm tehlikelerini atlatırsa ihtiyar olur ve sonunda ölür.’ Sabır diyoruz ama nereye kadar …

Savaştan kaçacak kadar akıllı olmalıyız

Savaştan kaçacak kadar akıllı olmalıyız

Geçen Pazar gecesi ülkemiz değişik bir savaş aracı ile kendi topraklarında ilk defa tanışmıştır. Keşke tanışmaz olaydı. Gençliğimizi savaş ortamlarında geçirdiğimiz kafi değilmiş gibi kendi çocuklarımızı da bu ortam içerisine büyüttük. Dahası onların çocuklarının da reşit olma yaşına geldiği günleri yaşıyoruz. İşte sözünü ettiğim gençlerden bir tanesi torunum Özel Berova, onunla o karanlık gecede olayın olduğu andan itibaren telefonla devamlı konuştuk, yangındı denen, helikopter düştü denen kirli bilgileri yorumladık ve yangın da olduğu için Taşkent köyündeki arkadaşımı arayıp neler olup bittiğini can kaybı varım sorularına cevap aradığımız saatler sabaha yakın saat 3 sularını buldu. Torunum bölgeye gidelimi acaba? dediği zaman giden meraklıları basın dışında eleştirdim. Sadece yangın olsaydı itfaiye ve ilgililer yardım çağrısı yapardı dedim. gecenin sabahına böylelikle ulaştık. Özel Berova bu arada sosyal medya hesabından bir paylaşım yaptı ve yorumcuları tarafından çok beğenildi. Doğrusu ben de beğendim. Gençler bu konuda bilgileri gündeme taşımada ustalaşmışlar onları motive etmeliyiz ki araştırmalarını etkinleştirsinler, o zaman bizlere de onları yazmak düşer. Ne diyor 18 yaşını doldurmaya günler kalan Lefkoşa Türk Maarif Koleji mezunu Özel Berova; “Bir takım araştırmalar yaptım ve olayın bu yönde olduğu fikrindeyim.Akdeniz’de maalesef 9 yıldır süren ciddi bir savaşın içerisindeyiz Kıbrıs olarak Suriye-İsrail savaşı nedeniyle biz de nasibimizi aldık. İsrail tarafından dün akşam Suriye’nin bombalanması üzerine İsrail’e karşı Suriye ordusuna ait S-200 füzesi atılmıştır. S-200 füzesi 1960 yılında üretilen menzili 350 km ye yakın ve atıldığında bir cisme kilitlenip o cismi yok etme amacı güden bir füzedir fakat bu füze eski bir füze olduğundan İsrail ordusu rota oyunlarıyla bu füzelerden kurtulabilir ve dün akşam da bu gerçekleşmiş ve füze rotasını şaşırarak Kıbrısa doğru gitmişdir. S-200 füzeleri kendilerini yere düşmeden havada imha eden bir füzedir. Dün akşamda kendisini hava imha etmis ve 1.patlama o sebeble duyulmuştur, havada ayrılan parçalar yere düşdüğünden 2.patlama yere düşerek duyulmus 3.patlamada motorun patlaması sonucu çıkan yangından duyulmuştur. Eğer bu füze boş araziye değil de Güngör veya Taşkent veya diğer bir yerleşim yerine düşse felaket olabilirdi. Türkiye’nin Yunanistan’ın veye Rum kesiminin ordusu içerisinde”Patriot” adı verilen ve havadan gelen tehditleri algılayıp yok eden bir sistem bulunmamaktadır. Amerika’da olan bu sistem Türkiye’ye satılmadığından Türkiye bu sistemi şuan gündemde olan S-400 ler ile sağlamak istemektedir ve bunu satın almıştır,umarım kısa sürede bu sistem aktif hale getirilir ama bu sistem Kıbrıs için kurulur mu onu bilemeyiz ve her gün malesef can güvenliğmiz olmadan yaşam sürdürecekmişiz gibi duruyor…..” Ve sonuçta; bizler dünden bu güne kadar geçen uzun yıllarda irkildiğimiz her seste savaşı hatırlayanlar olarak savaş olmayan bir dünya isteyenleriz. O halde bizden sonra geleceklere nefretin az, hoşgörünün ve anlayışın çok olduğu bir dünya dilerken “Savaşı kazanacak kadar kuvvetli, savaştan kaçacak kadar akıllı olmalıyız.” sözlerini ajandanıza almanızı tavsiye ederiz…