Tag: #KKTC #northcyprus

Uzaktan yakına bekleyiş 

Uzaktan yakına bekleyiş 

Kazanç özellikle insanın maneviyat gücünde önemli yer tutar. Bu kazanç biriktirmekte olduğumuz olumlu kazanımlar olursa daha bir ferahlık kaplayan geniş kapsamlı yeri ile gönlümüzde yer eder. Yıllar geçmiştir. Her insanın gönül hanesinde biriken birçok dostluklar vardır. Belki, maddi açıdan bol keseden, bol harcamalar yapılabilir ama insan hayatında yer eden dostlukların harcanması hiç de kolay değildir. Ve günümüzde en zengin insan, çevresinde güvenilir dost biriktirenlerdir… 

Gerçek olan şey yalansız olandır. İşin içine yalan karıştı mı konular içinden çıkılmaz bir nitelik kazanır… İnsan vicdanı bu yalan ifadeleri kaldıramaz… Dolaşan duyar, bilir derler doğrudur. Hele de halk ile birliktelik siyasi olsun ekonomik olsun sosyal konular olsun insana bilgiyi ilk ağızdan duymayı sağlar. Onların bu bilgilere verdikleri yorumlar ise çoğumuzu geride bırakır. Dinlemek gerek, ders almak gerek… 
Makamların bu üç konuda sorunların halinde ise sözü çok önemlidir. İkna gücü ile imkânların anlatılması için verilecek cevaplar tatmin edici olunmalıdır… Seçim konusunda ise; “hedefe giderken, her şey mubahtır” olgusundan uzak durmak, olmadık vaatler vermek ve en önemlisi yapılamayacak konularda umut tacirliğine soyunmak son derece yanlış olandır… 
Yıllardır Kıbrıs meselesini çözeceğiz diyenlerin akıbeti ortada ve inadına barış diyenlerin söylemleri kürsü veya masada iken ayni sözün tekrarı, artık ucuz politika malzemesinden öte olmaz. 
25 Kasım günü Ulusal Birlik Partisinin seçimlere yönelik 6 ilçede her Cumartesi günü Kadın örgütleriyle yapacağı toplantıların ilki Yeni İskele bölgesi için yapılmıştır… Katılım oldukça kalabalıktı. Ben de orda idim… 25 Kasım tarihinin Kadına yönelik şiddetle mücadele konusunda UBP önemli hususlarda aldığı ön tedbirlerin de dile getirildiği konuşmalar yapılmış ve kadınların bu konuya fazlasıyla ehemmiyet verdiği de anlaşılmıştır… Kadına yönelik şiddet konusunun gündeme gelmesinde Dominik Cumhuriyetinde yaşayan ve o günkü diktatörlüğe karşı mücadele veren Mirabel kardeşlerin öyküsünün sebebiyet verdiğini belki de hepiniz bilmektesiniz ancak tekrarda yine de fayda vardır… Harekette yer alan kardeşlerin adları Patria,Minerva ve Maria adındaki üç kız kardeş olduğu ve bu eylemleri neticesinde hapse atılan Mirabel kardeşlerin 25 Kasım 1960’da arabasını yolda durduran Trujillo yandaşları arabadan indirdikleri kız kardeşlere önce tecavüz ettikleri sonra da öldürdüleri bu yetmezmiş gibi onların cesetlerinin dağdan aşağıya atıldığı ve olaya trafik kazası adı verildiği tarihe not olarak düşmüştür… Daha sonra Trujillo’nun öldürülmesinden yaklaşık iki sene sonra, Şubat 1963’de de Dominik Cumhuriyeti demokratik bir şekilde oy kullanarak hükûmetini seçtiği bilinmektedir… Mirabel Kardeşlerin mücadelesi ve uğradıkları şiddet dolayısıyla 25 Kasım günü Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından ‘Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ olarak ilan ettiğini de okumuşsunuzdur… 1999 yılından bu yana 25 Kasım günü dolayısıyla kadına yönelik şiddete karşı toplumsal bilinci diri tutmak ve farkındalık sağlamak amacıyla çeşitli etkinlikler düzenleniyor olduğunu da izlemekteyiz… Günümüz dünyasında her ne kadar bu farkındalık günleri BM tarafından ve çeşitli sivil toplum kuruluşlar tarafından gündeme taşınması, elbette bir ikazın yenilenmesi, şiddetin her şeklinin kadın veya erkek tarafından uygulanmasının zararlarının önemi vurgulanmaktadır… Faydası var mı? Konu tartışmaya açık iki ucu açık bir şekilde toplumsal bir sorundur… Kadınlarımız halen şiddette maruz kalandır… Giderimesi insani bir vicdan borcudur… Siyasi partiler tüm sorunlarda ve hallinde KKTC ‘de seçim bildirgelerinde her konuda açıklayıcı bilgileri, amaçlarını ve hedeflerini seçmene açıklayacaklardır… Seçmen belirsizliğe karşı, bu seçimde dirayetli ve seçici davranacaktır… Bu düşüncede olan seçmen iradesi istikrarlı bir hükümet modeli için sandığa yansıyacak, deneyimli ve tecrübeli kadroları ile önümüzdeki, müreffeh bir beş yılda, yapabileceği çok şeye imza atacaktır… Uzakların yakın olduğu günlerin bekleyişindeyiz… 

Advertisements
Ağlayana omuz,izleyene çare

Ağlayana omuz,izleyene çare

Sağlığını kaybedip, ölümle yüz yüze gelmeden önce, değerli olabilmeli hayat! İlla büyük acılar çekmemeli, küçük mutlulukları fark etmek için! Başkasının yerine koyabilmeli kendini; ağlayan birine ‘gül’, inleyen birine ‘sus’ dememeli! Ağlayana omuz, inleyene çare olabilmeli” diyenler ile tamamen aynı kanaatteyim… 


Cuma günleri kendimi bazı anlarda ana, baba, yalnızlığında bulduğum an onlara gönderdiğim duaların korumasında olduğumu hissedenlerdenim. Kim bu hisleri hissetmez ki? Ana baba, eş desteği her insanın inanılmaz isteği olma halini hiç bir zaman kaybetmeyen 5 duyunun bir anda insan zihninde yer edişidir… Her Cuma günü olduğu gibi bu gün de babam Hüseyin Özdemir’in bizlere mirası, anılarını, yazdığı kâğıtlar üzerinde gözlerimi dikkatle gezdiriyorum… Babamın hayatında çok zorluk çektiği günler varlığı, şimdiki öğrencilerin şanslı olduğu, kendilerinin, sokaktaki elektrik direkleri altında soğuk ve sıcak gecelerde ödevlerini yapabildiklerini, her zaman, hem bize, hem torunlarına devamlı öğüt veren baba, dededen ziyade bir öğretmen ruhu ile konuşandı… Yazdıklarını okumaya devam ediyorum ve anlıyorum ki; babamın hayatında Omorfo Öğretmen Koleji’nin kendisine verdiği tecrübenin farkındalığını var ve şöyle ifade ediyor… Bu kolejin sayılı ilk mezunları arasından olmuş bir öğretmen olarak, birçok okullara gidişlerinin, öğretim metotlarını, psikolojisini öğrendiklerini, çok sayıda kitap, İngilizce, coğrafya, fen konusunda kendilerine ait modern öğretmenler yetişmesinde etken olduğunu da notlarına eklemiş olduğunu okuyorum… Babam Larnaka’ya öğretmen olarak gitmeden önce nikâhlanmam gerekiyor diyendir… Eş seçimini yaparken, köyün güzel kızlarını gözden geçirdiğini ve kendine uygun kızın merhum öğretmen Şakir efendinin 18 yasındaki kızı ‘Fatma’ olduğuna karar verdiğinde kendisinin de 22 yaşında genç bir öğretmen olduğunu yazmıştır… Annemin köyün dışındaki şeftali denen su kuyularından su çekip, testi omuzunda eve su taşıdığını, dikiş-nakış, tezgah çorap dokuma yaptığını, pamuk kozaları ile yaktığı bahçedeki fırında ekmek, çörek pişirdiğini, anneme babasından Yenağra köyünde 80 dönüm arazi kaldığını, nohut, böğrülce, mercimek gibi mahsulü aldıklarını yazan babam, annemin bir öğretmen için ideal bir eş olacağına karar vererek onunla anlaştığını ve nikâh kıydıklarını belirtmiştir… 

Düğünleri bir yıl sonra olacağı için annemin köyde kaldığını her Perşembe okuldan sonra Larnaka’dan Nergisliye bisikleti ile adeta köye uçarak gittiğini mesafenin 24 mil olduğunu yazarken Cuma gün tatili sonrasında Larnaka’ya iki saatte vardığını, notlarına yazarken Larnaka’nın denizinden köye doğru esen rüzgarın, köye gidişinde merhametli, dönüşünde acımasız olduğunu bütün bir samimiyet içerisinde itiraf eden olmuştur… İnsan ailesini, yanındakilerini aralarından ayrılan eş dost gibi her bireyi Cuma günlerinin manevi hissiyatı ile daha çok, özlemekte zor günlerinde olduğu kadar sevinçli günlerinde de onlara apayrı bir ihtiyaç duymaktadır… 

Babamın anılarını 2. dünya harbinin hüküm sürdüğü yıllarda bırakıp şimdiye, günümüze dönüyorum… Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde erkene alınan genel seçimleri için belirlenen adayların sosyal medya hesapları dâhil verdikleri demeçleri, haberleri okuyor ve seçime az bir süre kala zihnimdeki istikrar kelimesinin diğer KKTC seçmeni belleğinde de önemli yer tuttuğunu fark ediyorum… Seçmen, koalisyonsuz bir hükümet modeli arzu etmektedir… Mührünü kullanacaktır, deneyimi dikkate bunu dikkate alacaktır. Seçmenin oyunu bu yönde kullanacak olması, müreffeh bir geleceğin teminatı olacağı gerçeği vardır… Bu gerçekten hareketle, Cuma günün anlamında ve duasında daha güzel günlere varmak için seçim gününün bekleyişindeyiz… 

Dinlemesini bilene

Kişiler birbirleriyle konuşarak anlaşır… Dinlemesini bilenler, kendileri de dinlenilir olduğu zaman sözlerini geçirenler olur… Kahve bahane sohbet şahane derler ya, bu konuşmaların dahi bir adabı bir edebi vardır… Sohbet, mekanında, erbabı ile ve sevgisinde anlam kazanır… Hele de sözde kalmamış olduğuna inandığımız kahvenin kırk yıllık hatırası ile devam ederse… Bu aralar her sohbetin derinliğinde siyaset var… Sohbet edenlerin kişilikleri, hoşgörülü, sevgiden yoksun olmayan, karşılıklı anlayış içerisinde geçen sohbetlere doyum olmaz… İşte bu an hem konuşanın hem dinleyenin ayrılmaz bütünselliği olur… Dinlemeden fikir yürütmek olmaz… Ders dinlenmeli, esasında konuşmacı hangi kürsüde olursa olsun dinlenmeli… Bütün ayrı görüşler etkisi altında kalmadan dinlenmeli ve kişinin kendi fikirleri ile örtüşen kısım kabul görüp fikir sahibi olunmalıdır… Ön yargı hiç bir zaman kabul edilir olmamalı… İyi bir gözlem bunun panzehiri olmalıdır… Sokrat kendisinden ders almak isteyen bir öğrenciden hayli yüksek bir ders ücreti istediğinde öğrencinin çok fazla, bu kadar paraya 3-4 hoca tutarım cevabına verdiği cevap ‘İyi ama evladım ben bu paraya bir konuşmasını bir de dinlemesini öğreteceğim.” dediği bilinenler arasındadır… Okuyoruz biliyoruz… Dinlemek sevginin artışına, dostluğun gelişmesine ve en önemlisi yeni fikirlerin de ortaya çıkışıdır… Hitabet belki de her zaman söylendiği gibi kişilere verilen Allah vergisidir. Hitabet gücü olan, kendisini dinletmesini bilen, akıcı konuşması, verdiği cevapları ile kişinin dikkatleri kendinde topladığı apayrı bir özelliğidir… Güzel konuşma üzerine kitaplar çok, ilgi çeken konular okunması kolay ama sesli ifadesi zor olsa da, deneyen çok… Öğrenmek için çaba gösteren çok… İnsanların yaradılışında iki kulak bir ağız olmasının sebebi bir söyle iki dinle değil de nedir? Dinlemek; gelişmenin, medeni olmanın, saygının, nezaketin temel taşı ise boşuna geçen zaman yoktur… Dinlemek alçak gönüllülüğün esasıdır… Daha önce duyduğunuz bir konu olsa da karşısındakine değer veren iseniz kaç kez söylenirse söylensin ilk kez duyar gibi dinlemesini bilmelisiniz… Gurur ve kibir sadece ben varım, ben her şeyin önündeyim ile olmaz… Kişiler ile ekip çalışması yapar gibi görünüp, kendisini ön plana atanlardan çekininiz… Liderin birinci özelliği dinlemesini bilmesidir… Bu takım ruhunun esasıdır… İletişimin, karşılıksız oluşu dayanışma ve güveni yok eden olur… Güvenin ve itimadın olmadığı yerdeki alışkanlık, hastalıklı bir ruhiyattır… Geldiğimiz son noktada, yeni bir Seçim ve Halkoylaması yasası içeriğinde, Yüksek Seçim Kurulu açıklamalarında, kendini Genel Seçimde bulan siyasi partileri halkın, liderleri dahil olmak üzere, üyesine, sempatizanına kadar görsel ve yazılı basından izlendiğinin unutulmaması, sosyal medya paylaşımları ve yorum düzeyindeki seviyesiz yorumların yapılmasının, seçime girecek siyasilere zarar olarak yansıyacağını bilerek, şahsi hırslarını tatmin eden üyelerini, engellemeleri, eğer bu şekilde devam edecek olur ise samimi tavsiyemiz, yandaşları olan birkaç kişi için dahi olsa taşkınlık yapmamaları hususunda ikaz edilmeleri, liderlerinin ayrı bir görevi olduğudur… Tabi dinlemesini bilenlere… Bu günkü söz de Mevlana’nın olsun… ‘İnsanda güzel olan yüzdür, yüzde güzel olan gözdür ama insanı insan yapan ağızdan çıkan sözdür…!’

Dengeyi kaybetmemek için ilerle… 

Dengeyi kaybetmemek için ilerle… 

İhtiyaçlar kişilerin zihninde yer eden ve teorik olarak bir ihtiyaç hiyerarşisi içerisinde, sırası ile gerçekleştiği görülen dizi içerisinde basamakların tek tek çıkışıdır… İhtiyaçların ilki sağlanmadan diğerinin sağlanabileceği görüşü pek kabul görmeyendir… Her basamakta geçecek süre için hedeflenen amaç doğrultusunda gösterilecek gayretin boyutu, kişilerin gelecek planlaması, içerisinde kendine çizdiği yol, amaç ve hedef vardır… Genel olarak insanların düşünce yapısı içerisinde yüreğinde hissettiği sevgi, saygı, inanç, korku, yiğitlik, aşk gibi… Soyut kavramlar öncelikli mevhumlarıdır… Bütün bu sayılanların elde edilmesi hali ile memnuniyetin olup olmadığı ise kişilerin ruh yapısının dışa yansıması ile anlaşılır. Her bir duyuda aşırı istek, tüketimde çılgınlık, aşırı bir şekilde yeme alışkanlığı, tatiller, doyumsuzluk görülebilir insan davranışlarıdır… Halbuki yaşam boyu değer bulmak, anlaşılmak ve güven duygusunun hissedilir olması insana yakışandır… Kişiler mahrum olduklarını isteyen, bu mahrumiyetlerini gidermek açısından harekete geçen ve gerçekleştirme çabaları gösterenler olmaktadır… İhtiyaçların varlığı insanın özgürlüğünün de sınırlarını çizendir… 

Çoğu insan yaşadıklarına “kader” deyip geçendir… Amma velakin çoğu kez insanlar kendi kaderlerini nasip kısmet deyip bu çerçevede belirleyen olmaktadır… Yetinme ve şükretmek gibi kavramları da zaman zaman unutanlar olarak vardır… Bu ikisi arasındaki dengede olmak zor olsa dahi denge unsuru olan insan değer bulandır… 

İnsanlar nefes aldıkları sürece gerek manen gerekse madden üstlerinde ne olup olmadığı hallerinin, muhasebe sonucunu bilenlerdir… Toplum içerisinde sosyal statü ulaşılan kaynaklarda belirtildiği üzere ‘ Toplumsal statü, sosyal hiyerarşide bir kişinin konumu… Bu konum prestije dayanır ve beraberinde yaşam tarzı, haklar ve sorumluluklar getirir. Toplumsal statü genel olarak kazanılmış statü ve verilmiş statü olarak ikiye ayrılır. Kazanılmış statü, birey tarafından çaba sarf edilerek rekabet gerektiren bir süreçle edinilir. Verilmiş statüyse doğuştan gelir; kişinin yetilerine bakılmaksızın cinsiyet, aile, ırk gibi kavramlara dayanarak belirlenir.’ Diye tarif edilirken, bu paragraf içerisindeki anlatımdan da anlaşılacağı üzere donanımlı insan kaynaklarının önemini bir hakikat olarak karşımızda belirleyendir… Ülkemizde bu çerçevede her meslek grubunda yer edinmiş kadını ile erkeği ile insan kaynakları mevcuttur… Her birey kendini kendi amacına hedeflenen toplumsal görevleri hizmet açısından yapandır… İnsana yapılan yatırım toplumun geleceğidir… Toplumun geleceğini birlikteliğini heba etmeye kimsenin hakkı yoktur… Bu vatan nüfusu ile toplumsal değerleriyle hepimizindir… Bu hassas seçim sürecinde kaynaklarımızı hırs yüzünden kurutmaya yönelik çalışmalar içerisine girmek yanlıştır… Son söz ada genelinde açılacak sandıklardan çıkacak olan sonuçtur… Bu seçim, anketlerin gölgesinde geçecek bir seçim olmayacaktır… Ne demişler ‘Hayat bisiklet gibidir, dengeyi kaybetmemek için ilerlemek gerekir’ sözü, hakikaten doğru bir sözdür…

MÜHÜRLÜ KARMA (ŞA) TARİHİ

Kuzey Türk Cumhuriyeti Meclisi,bugün seçim yasası ile ilgili ‘Hukuk ve Siyasi İşler Komitesinin’ genel kurula getirdiği yasa tasarısını onaylamakla mükellef olduğu önemli bir gündemle toplanacaktır… Bu süreçte seçmeni ilgilendire tarafı, yasal mevzuat sonrası geçecek sürede aday adaylarını incelemek, kimin hangi siyasi partiden aday olacağı ile ilgili parti liderlerinin listelerini açıklamaları ile ilgili olacaktır… Nasıl Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Sayın Narin Şefik’in dediği gibi tarih bize sorulmadı sitemi varken, biz teknik konularda yetkiliyiz görevimizi yaparız beyanatında olduğu gibi… Ne diyor Şefik 9 parti çıkacak olursa çarşaf liste tek olabilir ,Devlet basım evi bunu yapar, olmaz ise oy pusulaları kitapçık şeklinde de olabilir. Karar merci YSK dır… Merak ettiğim bu seçimlerde bağımsız adaylar olacak mı? Çarşafta yeri nasıl olur? Teknik konu, halledilir düşüncesindeyim. Oy vermede üç alternatif seçmenin iradesini sandığa yansıtacak ve seçmen bu seçimde bir ilki yaşayacak ve KKTC sınırları içerisindeki her yerleşim biriminden istediklerine oy verebilecektir… Seçmen yapamaz, zordur, iptal oy çok çıkar söylemleri de pek doğru bir yönlendirme olmadığı gibi bunca senedir oy kullanan seçmenin yeni sitemi öğrenemeyeceğine ait düşünce tarzı sadece bir kuşkudur… 7 Ocak veya Şubat 11 esasında mevsim olarak iyi bir tarihtir… Nedeni ise sandığa gitme, denize git önerilerine kapalıdır… Her seçmen, vatandaşlık görevini yapacaktır…. Bu süreçte seçmen kayıt listelerine 18 yaşını dolduran veya yeni vatandaşlık alan her bireyin kayıtlarını oy vermek adına mutlaka yaptırmaları gerekendir… Seçimden sonraki hayıflanma olmasın diye hem kişilerin hem siyasi partilerin bu hususa dikkat etmesi gerekendir… Geçmiş seçimlerde senin için oy kullanmak adına senin bölgene kayıt olacağım devri kapanmıştır… Kolaylık gelmiştir… Her seçmen internet ortamından hangi sandıkta oy kullanacağını ‘Kimlik Numarası ‘ ile görebilecektir…Önceden bunların tesbiti oy kullanma saatlerinde kolaylık olacaktır… 7 Ocak seçimlerinde en önemli konu, siyasi partilerin hangi adaylar ile seçime start vereceğidir… Ada genelinde tek liste ile seçime gidilecek bu dönemde bilinmeyen adayların isimleri ve bunların seçmene tanıtılması kolay değildir,ancak önemli olan,zoru başarabilmek olsa da siyasi partiler kendilerine oy taşıyacak adayları elbette tercih eden olacaklardır bu seçimde baraj son derece önemlidir. Dolayısıyla bazı söylemlere göre hep yeni adaylar olsun diyerek sistemi değiştireceğiz gibi söylemlerler ve mahkeme kapılarını, şimdiye kadar göstermeyip seçim zamanında bu kapıları kendilerine seçim malzemesi olarak kullananlar bu dönem için hiç de hoş olmayan bir propaganda dönemine girmiş bulunmaktadırlar … Seçim demek mensubu olduğunun siyasi partiyi seçmek kadar ,siyasi partiden aday olan kişilere de bakmak ve siyasi partinin seçmenini, görmek anlamak bilmek tanımak ve ona göre karar vermek her zaman vatandaşın tercihi olduğunu bilmektir… Oy verecek seçmen, kendi iradesini devren seçilecek olana verecek ve girdiği oy verme kabininde vicdanı ile baş başa kendi iradesiyle oy verecektir…. Bu kanaatim her zaman var olandır … Bu seçimlerde tek zorluğun zaman ile mücadele olacağı ve Yüksek Seçim Kurulu’nun açıkladığı saat aralığında seçmenin mutlaka gidip oyunu kullanması gerektiğidir… Seçmen taraflı olabilir tarafsız olabilir kişileri genelde tanıyıp sevebilir. Taraf tutmak da tarafsız olup tanıdığı kişilere karma oy kullanmak veya kendi partisine mühür vurup , mühür içerisinde kafasında mevcut kişilere tercih yapması tamamen sandık başında olan seçmenin kaleminin ucundaki mürekkebin, kalbindeki adayların, seçimiyle, uyuşmasının bir sonucu olacaktır … Her parti kendi seçmenine olduğu kadar ,kararsız seçmende ikna gücünü kullanmak, ikna etmek zorundadır … Parti liderlerinin sorumluluğu bu konuda en fazla olandır… Her partinin kendi tüzüğünde aday belirleme şekilleri var olsa da bu seçim parti liderlerinin kullanacakları ‘kontenjan adaylarda’tesbit önemli bir durum arz etmektedir bu seçimde aday listelerinde yasal çerçevede kadınlarımızın da var olacağıdır.Kota ile aday listelerinde yer almak seçilebilmek için yeterli mi, değildir…İnşallah Meclisdeki kadın sayısı şimdikinden fazla olur diyelim… Ülkemiz coğrafyasında ‘Seçim’ her zaman renkli söylemlerle geçen ve seçmenin kendisinde seçme gücünü hissettiği zamanlardır, bu gücün toplumumuz yararına olması ve siyasi partilerin her zaman iktidar olacağız söylemlerinde yerini bulması ise temennimizdir… 

Umuda kaçış

Gündemde yerini koruyan müslüman mültecilerin kaçış yeri Bangladeş… Türkiye Cumhurbaşkanının Muhterem eşleri Emine Erdoğan ve beraberindeki heyet mülteci kamplarını ziyaret ederek orda vahşetten kaçan insanların dramına dikkat çekmek ve bir nebze onlara yardımcı olmaya ve bilhassa dünyanın gözünün oraya çevrilmesi açısından önemli bir görev üstlenmiştir… Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan ve beraberindeki heyet Myanmar’ın Kuzey Rakhayn eyaletindeki yakın şehir olan Bangladeş’in Cox’s Bazar kenti yakınlarındaki Kutupalong Kampı’nı ziyaret etmiştir. Emine Erdoğan’a, oğlu Bilal Erdoğan’ın yanı sıra Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya ile AK Parti İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Ravza Kavakcı Kan da eşlik ettiği ve ordaki kişiler ile iletişim kurdukları, sevinçle karşılandıkları televizyon kanallarındaki haberlerde büyük bir ilgi ile izlenmiştir… Esasında Budizm barışçıl bir dinin özü ve dünyada 500 milyondan fazla insanın inandığı bir dindir. Buddha; her canlının varlığını koruduğuna inanılan ve bu dine inananların barışcıl efendisi olarak bilinendir… Myanmar, resmî adıyla Myanmar Birliği Cumhuriyeti ve ayrıca bilinen adlarıyla Burma ya da Birmanya, Güneydoğu Asya’da, Andaman Denizi ve Bengal Körfezi kıyısında, Bangladeş, Çin, Hindistan, Laos ve Tayland arasında yer alan bir ülke. Burda yaşayan müslümanlar var ,kanlı bir kader yaşıyorlar…Azınlık oldukları için arazileri ele geçirilip mülkleri yok edilmiştir…BM tesbitlerine göre 400 kişi Ağustos ayında kurşuna dizilerek öldürülmüştür.. Bu gibi hadiseler Buddha ‘nın gülümseyen yüzünün bir nevi vahşi bir bakışı oluyor… Birleşmiş Milletlerin dünyadaki en mutsuz ve zülüm gören azınlığı olarak işaret ettiği Myanmar daki müslümanları arazileri ve mülklerine el konmuştur. Yüzyıllardır Myanmar’da yaşıyor olmalarına rağmen, vatandaşlığa kavuşamayan, vatansız insanlarlar olarak oy dahi kullanamadıkları gibi yüksek öğretime erişimileride yoktur, ülkeyi terk etmeleri yasaktır ve hatta ülkenin sınırları içinde seyahat dahi edemez durumdadırlar… 2009 yılında Myanmar’tan kaçmaya çalışan yüzlerce tekne Hint Okyanusunda batmış ve içindekiler boğulmuşlardır.. Son haftalarda 300 bin üzerinde insanın Bangladeş’e kaçtığını haberlerden takip etmekteyiz… Yüzbinlerce insan mülteci kamplarında çok zor şartlarda yaşıyorlar… Budistlerin mazlum bir Müslüman azınlığa karşı şiddeti ,esasında batı imajına uymuyor. Bu insanlar hoşgörünün dışında tutuluyorlar… Aung San Suu Kyi’nin bu çatışmada masumiyetini kaybettiği de basında yer alan haberler arasındadır, Myanmar’ın Arakan eyaletinde ordunun Müslümanlara yönelik katliamından kaçanların sayısı 300 bine geçtiği ifade edilirken Myanmar’ın ‘Nobel Barış Ödüllü ‘lideri konuşmamaktadır ve katliamı önlemediği için aldığı ödüle ihanet eder durumdadır…(Nobel Barış ödülünün geri alınamayacağı ise Nobel Vakfı tüzüğüne göre mümkün olmadığı açıklanmıştır.) Büyük kaçış sonrası halkın mülteci kamplarında, aç biilaç büyük bir yokluk içinde olduğu görülmektedir… İngiltere’den Myanmar hükümetine ,Uluslararası Kalkınma Bakanı tarafından yazılı çağrı yapılmış ve Myanmar ordusunun ‘müslüman’lara’ yönelik şiddeti durdurması,olaylardan etkilenen halka ve topluluklara insani yardımın tam olarak ve derhal ulaştırılmasına izin verilmesi için uyarıda bulunumuştur…Uluslararası kuruluşların bölgeye girememesi nedeniyle ölü sayısının belirlenemediğini de okuduğumuz haberler arasındadır… Savaş geçiren adamızda bu gibi durumları bizzat yaşayanlar olarak hadiseleri en kalbi duygularımız ile uzaktan izliyoruz, her halükarda bu gibi olayların kabul edilebilir bir durum olmadığını ve dünyanın bu halindeki noktaya sadece üzüntülerimizi belirtebiliyoruz… Sayın Emin’e Erdoğan’nın bu teşebbüsü,Bangladeş ‘e gidişi ile Türkiye dışındakilere, zor durumda olanlara el uzatışı, bir kez daha insani konulara verdiği ehemmiyetin derecesini göstermiş olması açısından, değerlendirilmeli ve takdir edilmelidir… Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Myanmar sürecini 19 Eylül’de Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda en geniş manada gündeme getireceğini ve oradaki liderlerle bu konuyu konuşacağını söylemiş olması da son derece önemlidir… 

Neden bu kin? 

Kiminle gülüyorsan yüreğin ona aittir demişlerse bu sözün mutlaka bir hikmeti vardır… Gülmeden geçen her gününüzün bir kayıp olduğuna inanmalısınız… Her hadiseye insan bakışı, gülmek açısından farklı olsada nihayetinde gülmek ,gülümsemek veya hafif bir tebessümün ifade ettiği hakikatlerin bilincindeyiz… Gülmek her ne kadar zevk ve eğlence olarak algılansa da sizde var olan bir endişenin de ifadesini temsil edebilmektedir… Gülümsemek her insanın dış faktörlere karşı gösterdiği iyi veya önemsememe olduğu kadar yerme anlamında da insan yüzünde oluşan bir görselliktir…Ancak gülümsemeyi en çok da insanda yarattığı mutluluk diye açıklayabiliriz. Bu şekildeki anlatımı elbette nerden biliyoruz derseniz en önemli açılım kendimizden diyebiliriz. Güleç yüzlü olmak her zaman kişide artı bir puan olarak karakter hanesine yazılandır… Dünyamız gerçeklerinde somurtmak için çok sebep olsada somurtkan insanınların çevrenizde yaratacağı negatif enerji sizi her daim mutluluktan uzaklaştırır… Mutlu olmak için, etrafınızda sevmek için, bir çok seçim mevcudiyeti vardır… Sevilmek için ise göstereceğiniz doğal gayretleriniz pozitif enerji sizi aranılır kılar…Hayata her hal ve durumda gülümseyerek bakmak bir nevi yaşınız ne olursa olsun sizin çocuk kalmış ruh güzelliğinizin masumiyetidir… Hayata iyimser bakmak , kötünün iyisindeyiz diyebilmek, can sıkıntılarından kurtulmak hayatın acımasız gerçeklerine yenik düşmemenin tek yoludur…Bu sırrı şakın unutmayın ,içinizde saklayın ‘Tebessüm’ ve ‘Gülmek’ bulaşıcıdır… Bu ise ancak bir birini seven insanların, arasındaki bir iletişimin, pozitif faydalarında size yansıyandır… Etrafınıza yolda giderken gayri ihtiyari baktığınız zaman bir takım kişilerin konuşmaya mecali olmadığını, asık suratları, nefret dolu gözlerdeki bakışı görmez değilsiniz… Gördüğünüzde ise bu durum sizi onların bu görünüşüne dahil eden olur… Üzülürsünüz,ancak yapacağınız, değiştireceğiniz elinizde mevcut imkanların bu kişilerin asık yüzlerindeki ve düşüncelerindeki gizli dertlerini çözmeyeceğini de bilirsiniz… Bir an durup bu gibi insanlara etraflarında mevcut güzelliklere bakmalarını, hayatın sadece iş olmadığını, sahip oldukları değerlerde mutlulukla birlikte gülmeyi unutmamalarını söylemek gerekir diye de düşünüyor insan…Çoğu hekim gülmenin insan bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiğini, doğal yoldan ağrı giderici olduğunu üstelik gülmenin strese karşı en büyük silah olduğunu söylüyorlar… Öfke ve kinin bağışıklık sistemini zayıflattığı biliniyorsa, neden bu öfke? neden bu kin? diye bu meziyetleri üzerlerinde taşıyanlara sormak gerekir… Güleç insanların gülmek bir nevi gençlik aşısı olduğu gibi toplumun bu insanları daha çok sevdirdiği ,somurtanlara göre daha çok sevildiklerini,içten gülümsemenin insanların yüzlerinde güller açtırdığı da ayrı bir hakikat…Ciddi görünmek için asık suratlı olmaya hiç gerek yoktur… İnsanlar ağızları ile gülebildikleri kadar gözleriyle ve yüz mimikleri ile de, içtenliklerini açıklayabilen fizyolojik bir yapıya sahiptirler… ve tebessüm etmek somurtmaktan daha kolaydır… İnsan kalbinin yumuşak kalbi duyguları buna müsaittir… Hem kendiniz,hem çevreniz için hayatınızdan mutluluk eksik olmasın.Aynen bir düşünürün dediği gibi; ‘Gülmesini bilen insɑnlɑr; dünyɑ meselelerine sɑğduyu, sɑkin kɑfɑ, sɑğlɑm düşünce ve kültürlü bir gözle bɑkɑbilmelerine imkɑn veren, sihirli ɑnɑhtɑrı ellerine geçirmiş olurlɑr.’ Hayata daha sağlıklı bakmak ve yaşamı güzelleştirmek için, huzuru yakalamak için ve en önemlisi bedava bir tebessüm ile elimizdeki bu silahı iyi yönde kullanalım… 

“Dünyanın en güzeI yeri insanın evidir. Yeter ki o evde iman oIsun, aşk oIsun, huzur oIsun ve barış oIsun.”

​Her günün kendine ait bir görevi mutlaka vardır. Özellikle tatil günlerinde bu görevin adı dinlenme olup önemi had safhadadır. Bütün bir çalışma haftası sonucunda genellikle aile ile bir arada olmak her birey için önüne geçilmez bir istektir. Bu istek içerisinde çocuklarınız ön planda olurken anne, baba olduğu kadar aile büyüklükleri de onların memnuniyetin de yoğun çaba harcar. Bu çaba içerisine her aklınıza gelen seçenek önemli  bir durum arzeder..
Ne olursa olsun kişilerin yalnızlığı kendi içlerinde yaşanan bir duygu olmasına rağmen bu duygular ;  çevrenin,arkadaşların,dostların,kardeşlerin ve de en önemlisi kişinin kendisine uyguladığı meşguliyetlerle kendisini kaybeden “yalnızlık”  oluyor.. İnsan meşguliyetlerini zaman geçtikçe arkadaşı gibi hissediyor.. zaten meşguliyet ile elde edilen hobiler insanın kendi ruhuna uyguladığı bir terapi de, esaslı rol oynuyor..

Eski yıllardan kalma zihinde ki edinim çocuğum olsun hem aile gelirine yardımı olur hem de bakıma muhtaç olduğum zamanlarda hele de kız  olursa bize bakar.,  Çocuğumuz olmaz ise bize kim bakacak korkuları vardı.. Tabi bu düşünce tarzı halen  devam etse de günümüzde önemini büyük ölçüde yitirdi hatta yeni nesil nerdeyse tek veya iki çocukta karar kıldı.

Tek günlük tatil günlerinde en güzel dinlenme şekli belkide boş boş oturmak, tam bir rahatlama hali..bütün hafta çalışan için evde kalmak,  en iyisi olsada, en azından araba ile etrafı dolaşmak eskilerin dediği gibi koloçan etmek tercihler arasında en popülerliğini devam ettiriyor.. Alışkanlıklara bağlı olarak, piknik veya bir lokantaya gitmek.. pazar günlerinin değişmez hareketleri arasında olup çoğu aile bilhassa vakitlerini böyle geçirmektedir.

Kalabalık ailelerde hep bir arada olmanın verdiği huzur da hafta sonu tatil günlerinin vazgeçilmezleri arasındadır..
Hele pazar günleri   en önemli toplanma yeri kahvaltı masası ise sohbetin koyuluğu da kahve veya demli çay kıvamında olabilmektedir..

Vakti zamanında bu alışkanlıkların  hepsini görenler, yaşayanlar bilirler ve en çok bu yaşanmışlıklarının anıları ile de tatil günlerini değerlendirenler olurlar.  İşte bu heyecan veren  duygular ile..

Bu güne nokta mı?

“Dünyanın en güzeI yeri insanın evidir. Yeter ki o evde iman oIsun, aşk oIsun, huzur oIsun ve barış oIsun.”