Tag: KKTC

‘Daha sıkı tedbir daha iyi sonuç’

‘Daha sıkı tedbir daha iyi sonuç’

Normalleşme sürecinde ülkemizdeki Koronavirüs açılımlarını haberlerden anbean izliyoruz. Önemli olan her açılımda ülke halkının sağlığının korunması gerektiğinin unutulmaması gerektiğidir. 10 Mart sonrası salgında gelişmeler gözler önünde ceryan etmiştir. Her ne kadar da 40 günü aşan sürede vaka sayısı sıfır deniyorsa bile bu kadar dışa kapalı olmanın avantajıdır diye değerlendirmek en doğrusudur. Güney Kıbrıstaki vakalar unutulmamalıdır. Fazla övünmek de iyi değildir. Her hangi acil bir durumda hastanelerimizin yetersizliği bir kez daha düşünülmeli ve gereği yapılmalıdır. Kötüyü düşünüp iyiye adım atmak her zaman toplum menfaatine olduğu varsayımından hareket edilmelidir. Dışişleri Bakanı Sayın Kudret Özersay birkaç güne sığdırdığı taglı twitlerinde gün sayısı belirterek #Covid-freeNorthCyprus ” diye paylaşımlar yapıyor, tabi ki de böyle twitlerine, olumlu olumsuz bir çok yorum var. Rehavet salgına ilaç değildir. Bir Ramazan Bayramını daha geride bıraktık. Bayramın üçüncü ve son gününe mühür, Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ayni zamanda Kıbrıs İşleri ile ilgili görevlendirdiği yardımcısı Sayın Fuat Oktay ile KKTC Başbakanı Sayın Ersin Tatar arasında TC-KKTC İktisadi ve Mali İş Birliği Anlaşması video konferans yöntemiyle imzalanan ekonomik protokol oldu. Böylelikle “Türkiye ekonomik protokolü imzalamıyor” diyenlerin acımasız eleştirilerinin önü de bir vesile kesilmiş oldu. Güçlü Türkiye Kıbrıs’ın garantörü olarak varlığını sürdürürken Kıbrıslı Türklerin her zaman yanında olduğunu bir kez daha göstermiştir. Korona Virüs salgını dünyadaki sürekliliği ile halen gündemin başında yer alıyor. Ülkemizde yürütme tarafından alınan koruyucu önlemlerin kapalı devrede virüs vaka sonucu olumlu yönde seyretmiştir. Ancak açılım deyip, normalleşme süreci deyip, fazlası ile önlemsiz bir hayatın gerçeği de, sokakta gözlerimiz önünde ceryan ediyor. Üç aya yakın bir süre evden çıkmayan birisi olarak geçen gün bahçe kapısından dışarıya çıktım. Dışarıya çıkma nedeni ne olursa olsun maske, fiziki mesafe ve hijyen kurallarına uymak mecburiyetinde olduğumuz bir yana, bundan sonraki hayatımızda uzun süre böyle yaşayacağımızın bilincinde hareket etmek zaruriyetindeyiz. 0nlarca gün evde kalmış birisi olarak sokaklardaki ilk intiba bende hiç de iyi olmadı. Olması muhtemel yangınlardan korkar hale gelmiş olmamıza rağmen geçtiğim sokakların, kaldırımlarını ot bürümüş olduğunu ve bir çok terk edilmiş evin yeşil bahçelerinin kuru otlarla kaplı olduğunu üzülerek gördüm.Yangından korunma tedbirleri içerisinde halkın yerel yönetimlerce aydınlatılması eğitilmesi ve gerekirse temizliğin yaptırılması için en erken zamanda önlem alınmasıdır. Korona salgınına neden olan virüs hayalet gibi aramızda görünmezliğini muhafaza ediyor. Dünyada normalleşme sürecine geçmeye çalışan ülkelerde yeniden hortladığı haberlerde var olandır. Bütün bu duyumlar resmî duyurular içerisindeyken ülkemizde hiç bir şey yok deyip rehavete kapılıp zil çalıp oynamaya ve bir kez daha evlerde hapsolmaya ve ekonomik sıkıntıya tahammül yoktur. Baktım ve gördüm, geçtiğim sokaklardaki market çıkışlarında kişilerin kadın erkek çoluk çocuk yüzlerinde maske olmadığına maalesef tanık oldum. Üniversiteli ve yabancı uyruklu kişilerin yollarda sarmaş dolaş gezinti yaptıkları görülüyordu. Kreşlerin açılacağı günlerdeyiz, unutmayalım ki çocuklarda,virüs bulaştırma hali yetişkinlere eşittir diyor Almanya’nın önde gelen virologlarından Christian Drosten ve koronavirüs nedeni ile okulların açılma tehlikesine dikkat çekiyor. Salgındaki ihtimaller için her türlü denetimli tedbiri ülkemiz almalıdır. Bu dönemde adaya giriş ve çıkışların yapılmasına başlanacağı, açılımların eski düzeye getirileceği açılmayan iş yerlerinin açılacağı zamanda, yine iş başa düşmekte ve her bireyin her yerde ve ortamda koruması için kendi tedbirlerini alması ve uygulaması asli görevi olmalıdır. Aynen Türkiye Sağlık Bakanı Sayın Dr.Fahrettin Koca’nın dediği gibi “Daha sıkı tedbir,daha iyi sonuçtur”

Teşriki mesainin faydaları

Teşriki mesainin faydaları

Kıbrıs adası iklimi ile ılıman bir seyir izliyor. Nisan yağmurları geçti. Mayıs ayı günleri içinde ilerlerken günbe gün yağmura hasretliği bitmeyen topraklara yağmurun hayat verdiğini,bizler bir bakıma pencereden dışa bakışta izliyoruz. Geçen gün Mesarya ovalarına yağan yağmurun bereketi vardı. Hasat mevsiminde belkide çabuk olmak gerekecek . Çiftçilerin tarlalarda silaj balalarını toplayıp kamyonlarda taşıdığı görsellerini sosyal medyadan bu mevsimde görenleriz. Bütün çiftçilerimize bu zor dönemde, korona salgının korkusunun yaşandığı ülkemizde, KKTC’de üretici kesimin tümüne kolaylıklar diliyoruz. Biliyoruz ki çiftçilerimiz örgütlü ve kökü çok eski yıllara dayanan “Kıbrıs Türk Çiftçiler Birliği “inde sorunlarına çare aramaktadır. Hayvancılıkla iştigal edenler de Hayvancılar Birliği çatısı altında her türlü proplemlerini gerek basından, gerekse ilgili bakanlık nezdindeki makamlara iletmekte ve kamu oyu bilgisine getirmektedirler. Nitekim korona salgını sürecinde UBP-HP hükümetinin UBP’nin kabinedeki Tarım Bakanı Sayın Dursun Oğuz’un Türkiye ile olan iyi ilişkileri ve sorunları, anavatana aktarımı, sayesinde “akmaz ise damlayan “ bir çözümle üretilen fazla sütün imalatçılara verilmesi ve işlenen sütten elde edilen ürünün yurtdışına ihracatı sağlamıştır. Bu gün 4 Mayıs 2020 ve denetimli, kısıtlı normalleşme sürecinin başlayacağı gün, Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı ve Başbakan Ersin Tatar tarafından çeşitli ortamlarda alınması muhtemel tedbirler kamu oyu bilgisine getirilmiştir. Önemli olan bu süreçte ekonominin işleyişinde etken olacak hususlar üzerinde tam zamanında ve her sektörün sorunlarına göre strateji sağlanması ve önlem alınmasıdır. Devlet yönetimi bunun için vardır ve gereklerini yapmalıdır. Bu dönemde bir çok çalışan işsiz kalmış, veya işyerlerinin ödeme sıkıntıları sözlü gerekçesi ile ücretleri kendilerine ödenememiştir. Böylesine büyük salgının dünyada olduğu gibi bizim küçük ve yarım adamızdaki sağlıkta olsun ekonomide olsun sosyal hayatta olsun depreminin şiddeti hayli fazla olmaktadır. Bu gibi durumlarda hasar tesbit çalışmaları yürütülse dahi bazı hallerde yetersiz olduğu ayrı bir gerçektir. Türkiye ile ilişkilerde sürdürülen diplomasi kanaatimce yetersizliğini halen sürdürdürmekte stratejik konumdaki ülkemize maddi kaynak aktarımı sağlanamamaktadır. Veya öyle bir kamu oyu yaratılmıştır. Geçen KKTC Meclis Genel Kurulunda konuşan CTP Genel Başkanı Sayın Tufan Erhürman söyleyip de söylemeyeceğim dediği konuyu hukukçu olmasının avantajı ile Türkiye ile olan ekonomik protokol konusunda iktidarları zamanında kendilerine yapılan eleştirilere değinmiyeceğini ifadelendirirken ima dolu sözlerini iktidardan esirgememiştir. Sayın Başbakan Ersin Tatar’ın meclis kürsüsünden her türlü görüşe saygılı olduklarına dair konuşmasıyla halkımızın hemen hemen tümünde teşriki mesaide fayda olduğu babındaki sözleri güven verici oldu. Aklıma gelen ilk söz; 1887 yılında vefat eden ünlü bir şairin anlamlı sözleri idi ve nedense bu güne manidar bir sözdü! “Üstelemek başarının temel unsurudur. Kapıyı yeterince uzun süre ve yüksek sesle çalarsanız, birilerini uyandıracağınızdan emin olabilirsiniz.” Öncelikle Sağlık, saygı, sabır ve sevgi ile…

Haleti rûh-iyenin tavan yaptığı günler

Haleti rûh-iyenin tavan yaptığı günler

Korona salgını dünyada tam bitti mi? diyeceğimiz günler gelir mi ? bilinmezliğini koruyor. Korona öncesini biliyoruz, şimdi dünyada korona sonrasının dünya düzenin yeniden şekillendirilecek zamanındayız. Bilim insanları bu yöndeki yorumlarını yapmaya başladılar. Her gün yeni bir açıklama okuyoruz. Sonuç yaşamda, elbet bir gün yerini bulacaktır.Dört gözle beklenen korona aşısının bulunması çalışmaları sürerken, Almanya’da insan üzerinde aşı denemelerinin başladığı haberlerde yerini almıştır. Türkiye’ den aşı konusundaki araştırmalarda Türk doktorlarmız vardır. Geçen gün bir arkadaşımla geçen yıl ülkemize ancak Ekim sonunda gelen grip aşısını telefonda konuştuk. Onun da benim gibi grip aşısı yaptırdığını, lakin ona eczacısının “bu yıl salgın fena vuracak” dediğini sözlerine ekledi. İlginç bir yorum! olarak nitelendirdik! Bir kaç yıl evvel 17-27 TL civarında fiyatı olan aşılar biliyorsunuz Ekim 2019’da 95 Türk Lirası olmuştu… KKTC ‘hükümeti UBP-HP koalisyonu aylardır toplantı yapıyor. Kararlar alınıyor,çoklu komitelerin önerileri kararlarda yer alıyor olsa da her komitenin ayrı ayrı açıklamaları, çeşitli tenkitlere sebebiyet veriyor. Sayın Emine Dizdarlı, yazılı obdusman raporunda yasal bir konuya dikkat çekip sağlık komitelerini oluşturma yetkisinin “Sağlık Bakanı” nezdinde olabileceğini net bir şekilde ilgililer ve kamu oyu ile de paylaşmıştır. Sayın Başbakan Ersin Tatar ve Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Sayın Kudret Özersay 24 Nisan ‘dan itibaren ülkemizdeki Bakanlar Kurulu kararı ile maskeli günlerin başlayacağının kararını adıklarını açıklamışlardır. Bilinmelidir ki uzun zaman normalleşen bir yaşam tarzımız siyasette, ekonomide ve sosyal hayatta olmayacaktır. Maske ise nerdeyse kalıcı olarak yüzlerde!!! usulüne uygun yer alacaktır. Her gün Başbakanlık Kriz Merkezi’nin açıklamaları rutine girdi. KKTC Meclisi açıldı. Korona virüsü hakkındaki konuşmaları ,eleştirilerileri ve ikdidar mensuplarınca verilen cevapları saatlerce dinledik. Sonuçta bir Meclis Ortak Kararı’nı gördük mü? Görmedik!. Peki ne gördünüz derseniz. Sosyal Mesafe deyip, bir koltuk arası düzenleme, milletvekili /bakanların kimisinin yüzü maskeli kimisinin yüzü maskesiz, kimisinin ise ne maskeli ne maskesiz, görüntülerini !!! televizyonda izleyenler de görmedi mi? Gördü. Her milletvekili eldivenli veya eldivensiz kürsüdeki mikrofonları tutmadı mı ? tuttu. Kürsü kenarlarına konuşma yaparken elleri ile yaslananları da gördük. Kürsünün yanındaki plastik su şişelerininden, ağzı açık cam su bardaklarınından su içen milletvekillerini de görmedik mi? Gördük!. Kürsü üzerinde dezenfekte ilaç vardı, ancak göstermelikmiydi neydi anlayamadık. Neyse dedik biz mi bileceğiz! yoksa Meclis Başkanı Sayın Teberrüken Uluçay ‘mı bilmeyecek diye de kendimizi teselli ettik. Evde kalışımızın üzerinden 12 Mart’tan itibaren bu gün 27 Nisan’a geldik, artık saymayı bıraktık. Bu arada Takvim yaprakları bize yabancılaştı. 24 Nisan tarihinde 44 yıl önce aileye girişimle, tanıştığım eltim Netice Avkan’ın vefatı ile duasını evden yaptığımız, cenazesine sadece iki oğlumun katıldığı ve saat 10.00 olan cenaze defin işleminin kabristanlıkta yapıldığını, camide cenaze namazının kılınmadığı günleri de maalesef gördük. 27 Nisan bu gün kardeşim Niyazi’nin doğum günü kaç yıl yurt dışı derken birlikte olamamıştık, şimdi ilçeler arası geçiş yasağına takıldık, biz Girne o Mağusa ilçe sınırları içinde Nergisli köyünde kaldı diye bir araya gelemez olduk. Doğum günün kutlu olsun kardeşim derken teknolojinin devreye girdiği çağı yaşadık. Kültürümüz geleneklerimiz göreneklerimiz hepsi sanal alem yardımında! Ramazan günlerini yaşadığımız günlerin maneviyatında duygularımız hepimizi esir aldı. Haleti rûh-iyenin tavan yaptığı günlerde, inacımızla dualardayız. Rabbim hepimizi her türlü tehlikeden korusun.

Bu karga ne bu dal(a)da

Bu karga ne bu dal(a)da

Mağusa KKTC’inin en önemli ilçelerinden birisi ve neden orda “Karga Heykeli” dikildi? Eleştirileri halen yapılmakta, efsanesine gelince “İkinci Dünya Savaşı” kıtlık dönemine kadar uzanan bu hikayede var olan ve doğruluk payı nedir diye hala daha tartışılır olandır. Bu gün böyle bir konuyu değindiğimi ve yazdığımın nedeni etrafımızda uçan, yanıbaşımıza kadar gelebilen kargaların efsunlu yaşam tarzlarıdır. Girne’de çevreme ,baktığım zaman gerek Zeytinlik deresi içinde gerekse bahçede yaz kış her mevsim; uzunca gagaları ile kargaları, kışın yaprak döken ağaçların dallarına konup uzaklara doğru hareketsiz ve sabit bakışlarından tutun, çağla badem zamanı açlıklarını giderdikleri badem ağacının dallarına,kara dut ağacına konduklarını, nar mevsiminde narların çatlayan meyvesinin içini oyarak yediklerini ve bu ekmek kavgasından haz duyduklarını çok yakınen görenlerdenim. Yaz günlerinde kuru bir ekmek parçasını, su gördükleri her yerde olduğu gibi havuzun klorlu suyu dahil, ıslatıp sonra yiyecek kadar zeki olduklarını uzun yıllardır, izlemekteyim. Kimsenin seslerini sevmediğini söylemelerine rağmen benim bu sesleri duymaktan hoşlandığım doğrudur. Çünkü bu seslerin tınısını bir haber işareti olarak hissetmekteyim. Kargalar ile sanki çok uzak olmayan sosyal mesafeden iletişim kurmanın ve böylesine korkusuzca, neden insanlara , yaklaşım yaptıklarını merak ettim, bazı araştırmaları okudum. Hiç mi işin yok ? demeyin! 40 güne yakındır salgın hastalıktan korunmak amaçlı korona virüsünden kaçar haldeyiz. Evimizdeyiz ve çevreyi , tabiatı ,bahçeyi daha yakın mesafeden denetlemenin bazı haberlere yakın olmaktan daha iyi olacağı kanaatindeyim. Örneğin yıllardır bir karga var ki karşı evin damındaki Wifi anteninin direğindeki ufak yuvarlak yapı üzerinde günün belirli saatlerinde, yalnız tek başına veya eşi ile tüneyip devamlı baktıkları yerin Kuzey Batı olduğunu her gün görmekteyim. Neden hep ayni yön diye de meraktayım. Corona Virüs salgını öncesi de Türkiye’de yaşanan depremler öncesinde de evden bakışta salondan, mutfaktan ve bahçeden devamlı kargaların sürü halinde yönlerini sanki bilmez halde uçuşlarını, hatta gökyüzünün kara bulutları arasında toplu halde,nereye gittikleri bilinmezliği sonrasında ürkütücü ve değişik çığlıklarının hangi olumsuzluğa neden olabileceği hususuda çoğu kez çektiğim görseller ile sosyal medyadan bilhassa twiter hesabımdan bu görüntüleri paylaşmışlığım vardır ki! Kargalar adeta fırtına öncesinin habercileri olmuşlardır. Biliyorsunuz karga gibi başımıza üşüşme diyen eski yılların söylemleri bu güne kadar ulaşmıştır . İşte bu konuyu ciddiyetle araştıran uzmanlar Kargaların neden ölen kuş kardeşlerinin etrafında toplandıklarına cevap aramışlardır. Geniş çaplı bir araştırmadan sonra kargalar, ölü bir karganın etrafında toplandığında, bu ölümün çevrelerindeki bir tehditten dolayı olup olmadığını anlamaya çalışırlar deniyor. Demek ki kargaların bir nevi soruşturma yapıp, ölümün neden olduğu olayı çözme kabiliyetleri vardır. Tehditleri anlamak için ölü karganın bir nevi otopsisini yapıp gerçekleri ortaya çıkarma uğraşları olduğu gibi kargaların mükemmel problem çözücü oldukları ve kendi aletlerini yapabildikleri kullandıkları ifade edilenler arasındadır. Bunun yanında karmaşık bir sosyal yapıları olduğu, 2013 yılında yapılan bir araştırmada kargaların beynindeki bir bölümün insanların ( prefrontal korteksle) beyinde düşünmenin büyük oranda gerçekleştiği ve yüksek zeka seviyesinin kaynaklandığı yerle kıyaslanabileceğini ortaya koymuş oldukları yazılı kaynakçalar arasındadır. Kargalar tehditleri unutmazlar konusu, deneylerle tesbit edilmiş ise varılan sonuçta önemlidir. Demek ki tehdit unutulamıyorsa hürriyete’lerine karşı işlenen bir suçu kargalar asla kabul etmeyenlerdir. Acımasız ama anlamı derin sözlerde canlıların tarifine gelince “Kedi nankör, tilki kurnaz, karga kindar, yılan sinsi, insan hepsi.” deniyor! Acaba doğru mu? Yorum okuyanlara ait …

Askerin moralinin bozulması savaşı kaybettirir!

Askerin moralinin bozulması savaşı kaybettirir!

Ülkemizde yaşanan olağan dışı durumdan etkilenmeyen hiç bir kesim yok. Dünya hali dünyada diyoruz. Korona virüs gün sonu haberleri Türkiye ve ülkemizdeki tabloları izleyoruz.Kendimizi inzivaya çektiğimiz evimizdeki izolasyon sürecinde her türlü tedbirden medet umar hale geldik. Bu aşamada her gün toplanan Bakanlar kurulunun kararları halkımızın hazırlıksız yakalandığı ekonomik sıkıntısına çare olmadığı söylemleri bir yana, Başbakan Yardımcısı Kudret Özersay’ın mali konulardaki acımasız açıklamaları yaşanan krizde her eve deva olacağına, zehir zemberek bir vurgun gibi oluyor. Korona denen ”virüs savaşında” asker halk ise halkın moralinin bozulmasına neden olacak açıklamalarda siyasilerin dikkatli olması gerekendir. Askerin moralinin bozulması savaşın kaybıdır. O halde; İktidar veya muhalefet bu aşamada alınacak tedbirlerde birlik sergileme reklamlarında çok dikkatli olmalıdır. Her bakanlık kendine bağlı daire ve kurumları ile stratejik hedef çalışmalarını “hazır olda” tutmalıdır. Yoksa Bakanlar Kurulu toplanıp da bu görevi o bakanlığa verdik bu bakanlığa verdik gibi boşuna toplantı yapmasının vakti harcamak olduğu varsayılır. Bakanlar kurulu Bakanlardan gelecek ve uzman görüşlü önergeleri konuşup karara bağlamalıdır. Görev dağılımı yetki ve sorumluluklar dahil her bakanlığa bağlı daire ve kurumlar, hükümet kurulurken atanan bakanların sorumluluğuna Başbakan Sayın Ersin Tatar tarafından verilmiş koalisyon protokolü ile bu durum zaptı rapt altına alınmıştır. Kararların geç alınması hali her türlü zararı beraberinde getirecek ve ”can pazarında” bir işe yaramayacaktır. Ülkemiz siyasi, ekonomik ve sosyal konularda çok hassas bir dönemden geçerken en az kayıpla nasıl sonuca ulaşılacağı, irademizi verdiklerimiz tarafından sofraya yani masaya konmalıdır. Beklentilere cevap verilebilmelidir. Kıbrıs Türk halkının kendini muallakta hisseder pozisyonda olmaması hükümetin Türkiye ile kuracağı ilişkiler ile sağlamalıdır. Türkiye güçlü bir devlettir ve KKTC’ye yaptığı ve yapacağı yardımlardan kaçınmayacak olan tek dayanağımızdır. Sayın Fuat Oktay’ın bu konularda aydınlatılması gerekir. Komşu komuşunun külüne muhtaç olabilir ancak GKRY ile olan üç kuruşluk ilişkileri sağlıkta ön plana çıkarıp övünme vesilesi yapanların Türkiye’ye karşı soğuk tavırları halkımız nezdinde anlaşılır olandır. Anlamayanların isteği ise bir nevi teslimiyetin olması yönündedir. Okuyoruz ve paylaşmakta bilenler bilmeyenlere anlatsın havasındayız. Silahı virüs olan hiç böylesine bir savaşı yaşamamıştık. 100 yılda bir pandemi oldu ama bu kadar ses getireni olmadı. Panik devam ediyor. Ama bu arada çeşitli araştırmaların geleceğe ışık tutması açısından istatistiki verileri gün be gün yapılıyor. Yapılan paylaşımların sosyal medya üzerinden analizinin yapıldığı ve “Dünya’yı adeta paniğe sürükleyen salgın ile ilgili sosyal CRM ve veri analizi şirketi Adba Analytics, The Brand Age dergisi ile birlikte Twitter, YouTube, forum siteleri, bloglar ve haber sitelerindeki paylaşımları; Türkçe, İngilizce, Almanca, Japonca, Rusça, Portekizce, İtalyanca, Fransızca, İspanyolca, Çince, Arapça ve Farsça dillerinde yapılan paylaşımları da kapsayarak analiz etti.” Bilim dünyası zamanı boşa geçirmek istemiyor ve her konudaki aşı dahil çalışmalarını sürdürüyor. Bu analizler ile en çok konuşulan sektörler sıralaması ortaya çıkıyor; Sağlık,Ticaret, Turizm, ulaşım, eğitim, spor olduğu sıralamada yerini alıyor. Sağlık sektörü ile ilgili paylaşımlarda önceliği sırası ile; maske, kolonya, vitamin, eldiven, sarmsak, anti-bakteriyel jel, rakamsal verilere göre paylaşımlarda öne çıkarıyor. Dünya genelinde sektörel bazda yapılan paylaşımların içerikleride incelenmeye alınmış ve bu şekilde dünya istatistiki verileri kişilerin paylaşımlarından sorulara kadar keşfetme yolunda bu kadar felaket içerisinde yürütüyor ve dünya genelinde belirli tarih aralığında 275 milyon paylaşımdan neticeler alınabiliniyor. Ne diyelim en iyisi Şems’i Tebrizi den bir sözle bu günü noktalayalım “Hayat bu, bir bakarsın her şey bir anda son bulur. Hayat bu, son dediğin an her şey yeniden can bulur.” Unutmayın ki Türkiye Sağlık Bakanı Dr.Fahrettin Koca’nın dediği gibi YUVAMIZ GÜCÜMÜZDÜR…

Sağlıklı günlere umudumuz vardır

Sağlıklı günlere umudumuz vardır

Yeni yıl girdi. Yılın 4. ayından gün alıyoruz. İlk üç ayda başımıza gelmedik kalmadı. Geçen yılın olumsuzlukları bir tarafa döviz ekonomik krizini atlatmadan salgın hastalık deyip ilanatı, Dünya Sağlık Örgütünce ”pandemi” olarak tarihe not düşülen ”Corona Virüsü” denen illetle karşılaştık. Dünyada sinsice yayılan sessiz ama şiddetli bir savaşa tanık oluyoruz. Ölüm rakamlarını aklımızda tutamaz olduk. Virüs bir eve girdimi çıkmak bilmiyor. Bulaş durumu ile tehdit oluşturuyor. O nedenle dikkatli davranmak ve hükümet kararlarına uymak zorundayız. Kendimizi olduğu kadar çevremizi de düşünmeliyiz. Corona virüsü salgını,dünyada zirvedeki yerini gündem maddesi olarak muhafaza ediyor. Aşı bulma çalışmaları sürdürülüyor. Cephe geniş, mücadele edecek cephane yetersiz vaziyettedir. Tek siper bu durumda Ev oluyor! Ev oluyor, ama ülkemiz demografik yapısı içinde nohut oda bakla sofa denilen ve sağlığa müsait olmayan yerlerde sıkışıp kalmış ve sosyal mesafe denen kuralın geçerliliği olmayan evlerimiz ve bu evlerde bulunan insanlarımız her ne hal ise unutuluyor. Kaçak iş gücü olduğu ilgili hükümet mensuplarınca ifade ediliyor. Hatta geçenlerde KKTC’de 2003 yılından beri tam 17 yıldır ülkemizde izinsiz kalan bir kişinin sokakta yakalandığı haberlerde var olandır. Dile kolay tam 17 sene! Peki bunun suçu kimde ? demek ki şimdi tam zamanıdır. Bu kişilerin ülkede kalışları ki! çoğunun ülkelerine geri döndüğü ifade ediliyor, kalanların vatandaş yapılmasıdır.Bilhassa bu dönemde çalışma izni ile kalanların ama izinlerinin de bittiğini bildiğimiz kişilerin sorunlarına çare üretilebilmelidir. Ümidimiz ve umudumuz Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından görevlendirilen Kıbrıs işlerinden sorumlu Sayın Fuat Oktay’ın bu gibi konulara ilgi gösterecekleridir. Gerekli maddi ve manevi yardımı Sayın Başbakan Ersin Tatar’a gönderecekleridir. Demeki illegal oturumların, legal hale dönüşmesi ve bu gibi kişilerin bir şekilde saklantılı hallerine şeffaflık getirilmeli ve salgının önlenmesi açısından bu kişilere özgürce ben de de hastalığın belirtileri vardır diyebilmelerinin sağlanmasıdır. Bunun çözümü ise bunca yıl ülkemize bir şekilde hizmet verenlere belkide vatandaşlık verilmesi ile mümkün olacaktır. Bu noktadan sonra ulaşım yollarının açılmasına müteakip ise ülkeye iş gücünün giriş ve çıkışlarının denetiminde yeni bir düzenleme yapılmasıdır.Acil olan hastalıkta ve sağlıkta iş birliği yapılan bu çalışanlarımıza sahip çıkılmasıdır. Ne zaman biteceği meçhul bir salgında sanki yaşarken ölmüşüz gibi bir tavır içine girmeden yaşama tutunmayı ve nefesin gücünü üzerimizde hissetmeliyiz. İyikilerimiz arasında iletişim çağında ve teknolojiyi az,çok kullanabilmek de vardır. Ev hapsinde olabilir ama dünyanın öbür ucundaki akraba olsun arkadaş olsun onlarla görüşebilmenin morali ne kadar etkilediğini görüyor ve rehabilitasyon nitelikli olumlu etkilerinden faydalanmakta olduğumuzun farkındayız. On-line eğitimin üniversite ve orta eğitimde kullanıldığını görüyor, hiç yoktan iyidir diyoruz. Çok gerekmedikçe sokağa çıkılmaması açısından ülkemizde E-Doktor uygulaması ile canlı bağlantılı doktor hasta ilişkisindeki konuşmalara fırsat veren ve ücretsiz olarak başlatılan yöntem kullanan doktorlarımıza özellikle teşekkürümüz vardır. Önerimdir kadın erkek sabah ilk iş hijyeni ev ortamında sağlamak,sonra dolabınızdaki hani derler ya yabanlık giysilerinizi ev içinde de olsa giymeniz kuaföre/berbere gidip düzene koyamadığınız saçlarınıza bir şekilde şekil vermenizdir. Mümkün olduğu kadar kendinize özenle dikkat etmeniz ve belkide hayatınızda yürüyüşten başka hiç olmamış hareketler ile tanışmanızdır. Spor için sokaklara çıkmayacağınız zamanda televizyon kanallarında önerilen vücut hareketlerini en az 15 dakika uygulamanızdır. Olağan dışı bir durumdayız ve salgının pençesinden kurtulmak elimizdedir. Corona virüs hastalarını hasta haklarıdır diyerek sağlık bakanlığınca açıklanmıyorsa bu virüsü kapan kişi veya kişilerin ailesi bunu ülke sağlığı ve bulaş insanları bulabilmek adına kendileri test sonucunu açıklamasıdır ki o kişi ile irtibatı olanlar da test yapsın ve izolasyon sağlansın. Depresyon ve melankolinin olmadığı günleri yaşamak ve başarmak elimizdedir.Sağlıklı günlere umudumuz vardır…

‘Bu günlerde çınarlar kolay devriliyor’

Söyleyecek çok şey var ama dinleyecek olan yok. Kirli bilgiler ile algı yaratmak ne zamandan beri geçerli oldu da haberimiz yok! yoksa var da! biz mi bilmiyorduk? Her konuda uzmanlaşmış gibi hatta tıbbi konularda yapılan açıklamaları görmezden gelip bazı hallerde herşeyi bildiklerini sananların diyarındayız. Konunun vehameti ve korkunç illetin ne zaman kapımızı çalacağı belli olmayan günlerden geçiyoruz. Bu dönemde medyanın her türlüsüne görev düşmektedir. Çoğumuz bu ülkede 3-5 yaşındaki çocuklarımızı fazla geriye gitmeden 1974 yılında 20 Temmuz Mutlu Barış harekatı sırasında sınırdaki evlerimizden, köylerimizden daha güvenli yerlere kaçarken, ellerinden tutup bombalardan korumak adına sığınak denen bodrum katlarında babalarının mücahitlik yaptığı yoksulluk yıllarınının kalabalık ortamlarından geçip bu günlere geldik. Evdeyiz, hükümetin aldığı kararlara uyuyoruz. Elimizden geldiğince tedbirlerimizi alıyoruz. Sosyal Medyayı ve haberleri takip ediyoruz. Özellikle Tweter hesabımda ilk defa Deprem diye ”liste” yaptığım ay Eylül idi. Deprem sarsıntısını ilk önce 4,7 birkaç gün sonra İstanbul’da 5.8 şiddetinde yaşamış ve korkunç uğultuyu hisseden birisi olarak adaya döndükten sonra gecenin hangi saatinde uyanırsam uyanayım ilk o listeme baktığımı ve günlerce etkisinden kurtulamadığımı itiraf ediyorum. Şimdi ise ikinci listemin adı “ Corona Genel” listeme aldıklarımın içinden birkaçını yazacak olursam Dünya Sağlık Örgütü, Türkiye Sağlık Bakanı Fahrettin Koca , Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,Türkiye Cumhurbaşkanı tarafından Kıbrıs Kordinatörü olarak görevlendirilen Fuat Oktay, TC Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Türkiye İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, TC İletişim Başkanlığı, KKTC Başbakanı Ersin Tatar ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan yardımcısı Kudret Özersay olmak üzere diğer takiplerimle toplamda 18 hesaba gece, gündüz devamlı girip bakmak gibi bir alışkanlığın zirvesindeyim. Doğru haberleri okumak ve duyurmak ise görevimizdir diyorum. Biz yaştakilerin riskini biliyoruz. Alınan önlemlerde eksiklik olarak gördüklerimizin eleştirisini ve önerimizi de çekinmeden yapıyoruz. Nihayetinde bizler de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde bürokratlık yapmış kişileriz. Türkiye Sağlık Bakanının dediği gibi “Bu günlerde çınarlar kolay devriliyor” O zaman ayakta kalmanın önemindeyiz. Corona virüsü denen illet, insanlığı esir almaya çalışırken siperimiz ev, kalkanımız alınan kararlara harfiyen uymak olsun diyoruz. Gerçek; insanın davranış biçimindeki sonucun iyi ile kötü arasındaki neticesinden anlaşılmaktadır. İyilik dururken kötülük düşünmek kadar anormal bir düşünce içine girmek çoğu kişide sağlıksız bir hayatın göstergesi olur. Karşındaki için ne diliyorsan onun da senin hakkındaki dileği aynı çizgide çatışırsa ki çoğu zaman öyledir, aynaya nasıl bakarsan onu görürsün, işte o anda “dünyanın kaç bucak” olduğunu anlarsın. Çoğu zaman insanları yargılamak en kolay yoldur. Yardım etmek varken yardımdan kaçınmak doğru bir davranış şekli değildir. Moral önemlidir. Herhangi bir konuda mevzuat bilgisi vermek de bir yardım olduğu gibi, yardım kuruluşlarında görev almak da ulvi bir görevdir. Sorumluluk çerçevesinde, yani, insan bilgisi ve yetisi doğrultusunda her zaman kendinden, yardımcı olunması isteniyorsa problemli konularda her zaman yol gösterici olunmalıdır. Geçici bir dünyada bu kadar siyasi hiddetin ve hırsın ne faydası olur. Salgın nedeniyle Cumhurbaşkanı seçimlerinin ertelenmesi sonrasında işte tam da o noktadayız. Adaylardan ricamız bilhassa Cumhurbaşkanı Akıncı’ da geçtiğimiz bu zor ortamı propaganda malzemesi yapmamalarıdır. Sevginin, şefkatin ve saygının, insanlığın “temel değerleri “ olduğu gerçeğinden hareketle sağlıklı günlere diyelim.

Hak alma mücadelesi

Her 8 Mart önemli sayılan bir günde, 365 gün emeği ve kadının emeğinin değerini anlatmak için neredeyse erkeği ile kadını ile sıraya giriyoruz. Bu güne mahsus sivil toplum örgütlerinden başlayarak siyasi partilerin kadın kolları, sendikalar, kamuda çalışan ve özel sektördeki kadınlarımızın gönlünün alınması ve örneğin bir çiçekle memnuniyet sağlanması yönünde faaliyetler oluyor. Yaşadık gördük biliyoruz. Sanayi devriminden bu yana onca asırlar geçti. Fabrika işçiliği dahil her meslek grubunda bir çok kadınımız bir çok rol üstlendi. Kadının çalışmaya başlaması ile ekonomik özgürlüğünün kendine has faydaları kadını siyasi,ekonomik ve sosyal yönden geliştirdi. Kadınlar, esasında en ağır işçi statüsünde çalışan ve yaşama değer katan varlığın sebebi mucizesidir. Kız çocukları doğdukları andan itibaren yetiştirilme tarzı ile ilk günden itibaren adeta yardımda kusursuz olma adına ailedeki eğitimle büyüyor. Evde getir götür işlerinde öncelikli olarak bir nevi sınavdan geçiriliyor. Mecburi eğitim sürecinden sonra seçim haklarını kendileri veya bulundukları şartlar belirliyor. Çalışma hayatı başlarken diğer yandan bir kısım kız çocukları eğitim süreçlerini meslek seçimi ile sürdürüyor. Hiç bir zaman unutulmayan ise; Kadın öncelikle ana, iyi bir eş, iyi bir kız çocuğu olarak her ailenin kendi bulunduğu düzende ve kültüründe yetişen ve genelde nüfusun yarısından fazla olarak istatistiklerde yer alandır. Şiddet deyince akla gelendir, ana deyince en merhametli varlıktır, eş olarak sevecendir. Kadın cefakardır, kadın ayni zamanda vefakardır. Her memnuniyette önceliğini kullanma hakkını verebilme eğilimindedir. Geçmiş uzun yıllarda görülmektedir ki vatan müdafaasındaki mücadele içinde ülkemizde ve anavatanda Türk kadınları yer almıştır. Kadının üretimde vatan topraklarına, nasırlı elleriyle kattığı fayda kayda değerdir. Ve günümüzde de unutulmayan bu ulvi kadınlarımızı şükran ve minnetle anıyoruz. Bir 8 Mart daha geride kalmış ancak kadın her günde asli hükmünü sürdürmeye devam etmektedir. Hak alma mücadelesinde söz hakkını bir gün yerine her güne yaymaktadır. Ülkemizde Yasama, yürütme ve yargıda olduğu kadar üst kademe yöneticiliğinde de yer alandır. Yeterli mi? rakamlara göre hayır! ancak temennimiz kadınların bu tür görevlerde çoğalmasıdır. 8 Mart Dünya kadınlar gününü yeniden kutlarken Cemal Süreya ‘nın erkek bakış açısı ile kadınları tarifindeki şiirini sizlerle paylaşmak isterim… bir kadını ortadan ikiye böl… yarısı annedir, yarısı çocuk, yarısı sevgili yarısı aşk… duyanlar bunu bilmez, görenler anlamaz bunu! yarısı rivayettir, yarısı gece.

Tülin Berova
Bahar kalkanı

Bahar kalkanı

Her Yaşın kendine özgü kuralları, görevleri, erdemleri vardır.’ diyenleri unutmadan,yeni bir yaşın heyecanı içerisinde,kendi doğum günümün, anlam ve öneminde dünün 1 Mart tarihinde doğanların doğum gününü kutlarken, nice yıllara,sevgiyle diyorum. Geçip giden bir ömür ve bu ömürde gördüklerimiz, dinlediklerimiz ve görünülür bir yaşam. Rutinde değişen bir şey yok, yakın çevre derken genişleyen çevre ve ömür kitabınızda değer verdikleriniz ve değer kattıklarınız. Yaşamın gerçeklerinde ailenin önemi ve size kattıkları sizin için vazgeçilmez olanlar nihayetinde bir doğum günü nasıl olsa her yıl ayni tarihte kimliğinizdeki tarihte ve yerde doğduğunuzun tescili! Ve sonrası; Anneniz, babanız,kardeşleriniz, eşiniz, çocuklarınız ve torunlarınız ile kendinize ait kocaman bir dünyanız olur. Kendinize ait dünyanızda kurduğunuz dostluklar ve karşılıklı sevgi ve saygı hepsi bir bütünün parçaları gibidir. İnsan her yaş alışında geriye dönüp baktığı zaman dünya hali dünya deyip neler yaşamış olduğunun yani bir ömre sığdırdıklarının muhasebesini ve murakabesini yapıyor. Ocak 2020 tarihinin hem geriye hem ilerisine baktığımız zaman yılın olumsuz nice gelişmelerinin devam ettiğini görüyoruz.Sanki olumsuzluğun çizilen kara bir tablosunu seyreder gibi 2020 ‘nin 3.ayını bulduk. Astrologlara inanmak istemesek bile yıl için koydukları teşhis ilginç olduğu kadar korkunç çağrışımların beyanı gibi olduğunu okuyoruz. “Astrologlar, bu yılın tutulma ve geri hareketlerin yılına girdiğimizi söylüyor kehanetinde bulunması enteresan olduğu kadar da korkunç iddialar oluyor. Astrologlar kendilerine göre bir de gökyüzü haritası çıkarmışlar ve hatta tarih aralıklarında burçlara göre tahminler yürütmüşler. Onların açıklamalarına göre detayları okuduğumuz zaman işin vehameti ortaya çıkıyor. Bunu geçtik inanmıyoruz dedik lakin gerçeklerde yaşananlar bir nevi ifadelendirilenleri doğrular nitelikte oluyor. Yakın çevremize baktığımız zaman Akdeniz’in suları kaynıyor, Türkiye’deki deprem silsilesi devam ediyor. Malatya depremi ile meydana gelen afetin yaraları sarılmaya çalışılıyor. Sabiha Gökçen Hava alanındaki uçağın pisten çıkışı, üçe bölünmesi hayatını kaybedenler hepsi hafızalarda yerini aldı. Geçmiş yılların domuz gribi, kuş gribi denen ve yaygın bulaşıcı olma durumu geçmeden dünya Corona denen öldürücü salgından etkilenmekte ve gün geçtikçe dünya nüfusunu tehdit eden hastalık yayılmaktadır. Lanetli diyebileceğimiz virüs bir fırtına şekilde ülkeden ülkeye geçmeye fırsat arıyor. İnsanlar tedirgin dünya korku içinde ve yaşamdaki rutin içinde sağlıkta çareler üretilmeye çalışılıyor. Bir bakmışsınız ki Lefkoşa Burhan Nalbantoğlu Hastanesinde yangın çıktı haberleri ve çıkan kriz, doktorlarımızın yoğun çabası var. Yaşadıklarımız içinde vatan konusu mevzubahis olunca en önemlisi Türkiye’nin sınırlarını tehdit edenlere karşı sert ve sarsılmaz duruşu var, İdlip ‘de Türk Silahlı Kuvvetlerince verilen haklı mücadelede vatanı için şehit olan mehmetçiklerimize duamız yaralılara geçmiş olsun dileklerimiz var. Bir çift söz de Anastasiadis’e sınır kapılarını kapatım 1963 yıllarının kapılarına geçerim moduna “gerekçe” arıyorsa ona da verilecek cevaplar kesin olur, inadına çözüm diyenlere de! Sayın Akıncı’da umarız kendini sükutu hayale uğratan bu davranışı anlamıştır. Anastasiadise telefonla yakarışlarını bir an önce bırakmalıdır. Regaip Kandilinin idrak edildiği gecede şehit olan askerlerimizin yürek yakan ateşi Türkiye’nin ve ülkemizin müşterek üzüntüsü olmuştur. Diplomatik yoğun girişimler devam ediyor, Bahar Kalkanı harekatı başlamış bulunmaktadır, Allah askerlerimizin yar ve yardımcısı olsun diyenleriz. Türkiye’nin mültecilerin Avrupa’ ya geçiş serbestiyeti Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kararlı tutumu ile devam ediyor. Sosyal twiter hesabından Cumhurbaşkanı Erdoğan “Türkiye haklı mücadelesinden hiçbir zaman geri durmayacaktır. Hiçbir şehidinin kanını yerde bırakmayacaktır. Hiçbir ihaneti unutmayacaktır. Milletimiz yanımızda olduğu sürece her zorluğun üstesinden gelecek, ülkemizi köşeye sıkıştıracağını zannedenlere tarihi bir ders vereceğiz.” Paylaşımını yapmıştır. Sonuna kadar desteğimiz vardır. Ve o Avrupa sınır kapılarında sayısı binlerle ifade edilmeyecek çok sayıda mültecinin zorlu geçiş ve umuda yolculuğu devam ediyor.Edirne Kapısından 76 bin 358 göçmenin geçiş yaptığı açıklanırken Avrupa’ya geçiş sınır kapılarına mülteciler yığılıyor. Avrupa insani duygularını kaybetmiş, Yunanistan mültecilere ateş açıyor. Uzakların yakın olduğu mesafedeyiz ve ömrümüze kattığımız her yılda kaderde nelerin bizleri beklediğinin kaygısını dünyaya bırakıyoruz!

Meşru zemin

Kıbrıs’da ve Anavatan Türkiye’de yapılan 62 yıl öncesi mitinglerinin ana teması “Kıbrıs Türk’tür Türk Kalacaktır” ve “ Ya Taksim, Ya Ölüm” olmuştur. Bu ifadelerin ruhu kalbi duygularımızdaki yerini halen muhafaza etmektedir. Beşparmak dağlarımızda bayraklarımız yanında “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözü Atatürk imzası ile şehit kanı olan topraklarımızın üzerinde ve gözler önündedir.Sayın Akıncı’nın bu sloganlardan rahatsızlığı ise anlaşılır gibi değildir. Akdeniz’in stratejik konumunda yaşıyoruz. Kıbrıs’ın önemi nedir? Sorusunda; imtihan kağıtlarına yazdığımız cevaplar unutulmamıştır. O gün bu gün değişen bir şey yoktur ve “konum” geçmişten bu güne önemini Akdeniz’de muhafaza etmektedir. 20 Temmuz 1974 Barış harekatı ile adaya huzur ve barış Türkiye tarafından sağlanmıştır. Sınırların bu günkü hali ile gerçek görüntü Kıbrıs, KKTC ve GKRY olarak ikiye bölünmüştür. Bölgeler arası geçişler kontrollü olarak sınır kapılarından yapılmaktadır. Her iki tarafın sınır güvenliğini tarafların askeri birlikleri yanında BM tarafından sağlanmakta ise de Güvenlikte yatsınamaz gerçek Türkiye’nin Kıbrıs’ın bütünündeki garantör devlet oluşudur. GKRY’imi her geçen gün silahlanmakta topraklarını cephanelik haline getirmekten çekinmemektedir. Halen KKTC Cumhurbaşkanı görevini yürüten Mustafa Akıncı değişik bir strateji ile GKRY’de olsun, dış basında olsun, Türkiye’de olsun değişik yankılara neden olduğu, kabulü mümkün olmayan açıklamasını yapmış, daha sonra Üç Tv kanalının yaptığı canlı yayında yine aynı minvalde konuşmuştur. Sayın Erhürman ‘da zor durumdadır ve Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ‘ında katıldığı Kapalı Maraş toplantısı için açıklama yapma lüzumunu hissetmiştir. Açıklama yapmasaydı, Genel Başkanlığını yaptığı CTP ‘deki güçsüz Başkan imajını daha da güçlendirecekti. Kapalı Maraş toplantısının seçimlere az bir süre kala yapılmasını eleştirirken bu toplantıya Cumhurbaşkanının dahil edilmeyişini de bir nevi kınamıştır. Beyanatında “Bizi uluslararası toplumdan, uluslararası hukuktan ve meşru zeminden uzaklaştıracak hamlelere değil, bunlara her gün biraz daha yaklaştıracak adımlara ihtiyacımız vardır” dedi! dedi de ne oldu? Geçmişin bunca yılı “az değil buz değil” Sayın Mehmet Ali Talat’ın 5 yıllık KKTC Cumhurbaşkanlığı vardır. O dönemde müzakerelerden niye sonuç alınamadı? Kaldı ki iç politikada CTP’sinin ortak olduğu iktidar yılları geçen onca yılıda var olandır. Erhürman bununla da kalmayıp ”Başkasından yardım almamalıyız” derken Başkası kim diye bir açılım yapmasa bile sözün hedefi bellidir. Demek ki iktidarları döneminde ve maliye bakanlığı Sayın Birikim Özgürde iken memur maaşlarını taksitle ödeyeceğiz diyebilen bir yapıda oldukları dönemleri çabuk unutmuşa benziyor. Sayın Cemal Özyiğit TDP başkanı olarak Neden Türkiye Barolar Birliği Maraş konusunda öncülük ediyor gailesinde, Maraş konusunun siyasi bir mesele olduğunu söylerken Türkiye’ye imalı karşıt görüşlerini alt alta sıralıyor. Türkiye karşıtlığı ile bir yere varılacağını yani seçim kazanılabileceğini umut ediyor, Güney Kıbrısın değişmeyen sözcüsü gibi davranıyor. UBP Genel Başkanı ve Başbakan Ersin Tatar o günkü toplantıda konuştuğu gibi bu gün de Maraş’ın açılacağı konusunda kapsamlı açıklamalarını sürdürmeye devam ederken, Türkiye ile müşterek hareket edeceklerini vurgulayandır. Sonuçta; “Hepimiz hayatta seçimler yaparız. Zor olan onlarla yaşamayı bilmektir.” Bu hususta karar cumhurbaşkanı seçecek olan seçmenidir.