Tag: KKTC

Tek ses, tek vücut, tek yürek

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı temsilen 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramının 45. Yılında Cumhurbaşkanı yardımcısı Sayın Fuat Oktay ülkemize geldi. Lefkoşa’da bulunmaktan memnuniyet duyduğunu belirterek “Kalpleri her daim Kıbrıs Türkleriyle birlikte atan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve Türk milletinin sevgi ve selamlarını” bizlere iletti. Kıbrıs Barış Harekatı’nın Kıbrıs Türkü’nü hedef alan baskı, terör ve insanlık dışı sindirme çabalarına son verdiğini belirten Sayın Oktay şöyle devam etti; Kıbrıs Türk halkının barış ve güvenlik ideali doğrultusunda hak ve hukukunun eşit statü ile korunması yönündeki kararlılığımızın, bunu unutmak isteyenlere ısrarla hatırlatılması için 20 Temmuz’un bir vesile olduğunu söyledi. Türkiye, o gün dünyaya, Kıbrıs Türkü’nün yalnız olmadığını ve yalnız bırakılmayacağını net şekilde göstermiştir diyerek bu kararlılığın bu günde ayni şekilde devam ettiğini hassasiyetle vurguladı. Ve “Bilinmelidir ki; Türkiye, bu konuda tek vücut, tek ses, tek yürektir” diyerek Bütün Türkiye’nin kalbi duygularını ifadelendirdi. “Kıbrıs Türkü’nün vatanı koruma ve barış içinde refaha ulaşma iradesi, kendi cevherindeki erdem ve değerlere dayanmaktadır“ sözleri ile ülkemiz halkını onurlandırdı. Liderlerimiz Merhum Dr. Fazıl Küçük ve Merhum Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı şükranla yad ediyorum” diyerek isimlerini zikrettiği konuşmasında Kıbrıs meselesi ile ilgili tavizi olmayan tavırları için ise Bilinmelidir ki; Türkiye, bu konuda tek vücut, tek ses, tek yürektir. TBMM’de grubu bulunan dört siyasi parti, 18 Temmuz’da yayımladıkları ortak bildiriyle Doğu Akdeniz bölgesinde milletimizin hak ve menfaatlerini korumayı hedefleyen her politik girişimin, aldığı her tedbirin, attığı her adımın sonuna kadar desteklendiğini tüm dünyaya ilan etmişlerdir. Yüce Meclisimizin bu güçlü desteği, DoğuAkdeniz’deki faaliyetlerimize dair kararlılığımızı daha da perçinlemiştir. “ diyerek KKTC’de ikamet eden bizlere sonsuz güven duygusunu yeniden aşılamıştır. Konuşmasında gençlerimize de seslenen Sayın Oktay “Kıbrıs Türkü, yaşanan her musibetten güçlenerek çıkmış, dimdik ayakta kalmıştır. Kıbrıs Türkü’nün bu topraklarda gelecorkusuz bir şekilde bakarak, barış ve huzur içinde yaşaması bizim için ayrı bir önem arz etmektedir. Bölgesinde güvenlik, barış ve istikrarın teminatı olan Türkiye, kardeşlik bağlarımız ve garantör statüsünün getirdiği yükümlülükler doğrultusunda, Kıbrıs Türk halkına milli, ahdi ve tarihi bağlarla gönülden bağlıdır ve bu bağlar ilelebet canlılığını koruyacaktır. Bu bağları gelecek nesillere aktarmak için Türkiye ile KKTC arasında gençlerimize yönelik kültürel hareketlilik programlarına da önem veriyoruz. Bu kapsamda gençlerimize müjdelemek isterim ki; Türkiye Cumhuriyeti Gençlik ve Spor Bakanlığımızın gençlik kampları programında Türkiye’deki gençlerimize sağlanan tüm imkanları bundan böyle KKTC’li gençlerimize de sunacağız. Buradan tüm Kuzey Kıbrıslı gençlerimizi gençlik kampları programına başvurmaya ve Türkiye’de spor, sanat ve kültürel etkinliklere katılmaya davet ediyorum.” gençlerimize bu hususta imkanlar tanınacağının garantisini vermiştir. Sayın Fuat Oktay ile KKTC Başbakanı Sayın Ersin Tatar 4’lü koalisyon hükümeti süresince hazırlanıp imza aşamasına getirilemeyen “Ekonomik Protokol” e UBP-HP ikili koalisyon döneminde ve böylesine önemli bir günde imza koyarak Türkiye’den para akışının sağlanması ve 750 Milyon TL tutarındaki meblağın ülkemize gelişi zemini yaratılmıştır. Umudumuz ve ümidimiz halkın refahı için yatırımların yapılacağı çiftçinin , hayvancıların, esnafın, turizm sektörünün, Eğitim alanların ve genelde Kıbrıs Türk halkının müreffeh bir hayatı için gayret gösterilmesi ve çalışılmasıdır. Sonuçta “ İyi düşünmek iyidir; iyi hareket etmek çok daha iyidir”

Advertisements
Rabbim sabır versin

Rabbim sabır versin

İnsan yıllarca ders çalışır yazar, kitap yazar, köşe yazısı yazar ve yazmaya da devam eder sayfalar doldurur. Beğenilir veya beğenilmez o başka bir meseledir. Günümüzde buruşturup attığım, odanın içi yazıp, beğenmediğim kağıtlar ile doldu diyen kaç insanımız kaldı. Ya var ya yok. Şimdi sanal dünyanın klavyeli not programında geçirilen vakitte yazılan yazılar, favoriye alınan notlar, çözülen testler, yapılan anketler hepsi bu dünyada var olan alternatifler. Kurşun kalemin yerini alan sadece bir tek parmağınızın ucu ile idare edilebildiğini sandığımız bir mecra. Sosyal medyada; Web. Tv kanalları ile anında, haberlere, görsel ve işitsel olarak ulaşmak mümkün. Açılan Twitter, Facebook, blog, İnstagram gibi hesapların sahiplerinin sayısı ürpertici rakamlarda. Ekranda kalınan sürenin dahi belli olduğu bir çağda yaşamak bu olsa gerek. Ülkemizin güncel sorunları halen devam etmekte, trafik derseniz keşmekeş içinde, yolların çoğunda tamiri mümkün olan çukurlar gözümüze gözümüze giriyor, trafik kuralları uygulanması zor bir halde, ülkedeki araç sayısı toplu taşımacılık olmadığı için çok, arda arda trafik ışıklarında duran araçlarların nerdeyse tamponları bir birine değecek şekilde, yanınızda duran aracın penceresinden en yüksek seste müzik, elde sigara elde telefon yan koltukta içecek bunlar istisnai durumlar olsada kara yollarımızda her gün karşılaştığımız hadiseler. Trafik kazalarında yitirdiğimiz kişi sayısı gün geçtikçe artmakta, Hava ulaşımı derseniz? bir ülkemize, füze düşmediği kalmıştı o da oldu. Denizlerimizde ise paralı parasız, ıssız, sakin, kayalı, altın kumlu sahillerimiz plajlarımız derken geçen akşam saatlerinde Akdeniz’in dalgalı derin sularına kapılıp giden bir aile dramı ve kaybettiğimiz canlar için sahilden denize bakan gözü yaşlı insanlarımız. Hastahane’de yatan ailenin tek kurtulan ferdi, küçük bir çocuğun ordan çıktıktan sonra sönen aile ocağının kendisine yalnızlıkta kapalı kapısı ve bu üzüntünün 12 yaşındaki çocuk üzerindeki olumsuz etkisinin devamı tedavisi güç bir gönül yarasının ağrısı. Her ne kadar Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı ve Başbakan Tatar bu çocuğumuza sahip çıkacağız deselerde çocuk üzerindeki korkunun ve yalnız kalmanın travmasının yarattığı izlerin geçeceği uzun yılların çekilmez çilesi! inşallah çabuk geçer diyoruz. Rabbim sabrını da beraber vermiyor mu ? Veriyor. Yaşam her şeye rağmen devam edecektir. Unutulmayan acılar, yüreklerde saklanacaktır. Gün olacak bir damla yaş, gün olacak bir anı, gün olacak bir tebessüm ile yüze yansıyacaktır. Hayatta verilen hiç bir sözün unutulmadığı gibi! Geçen zamanı, olup biteni, gündüzü, geceyi yaşarken öğrendiklerimizi ve şükretmeyi bilenler olarak hayatın akışına bazen isyanları oynasak da ülkemizde “hayatın gerçeğini “ kabullenebilmenin zor günlerini geçiriyoruz. Hayat devam ediyor. Bu gün Türkiye’mizde ‘Demokrasi ve Milli Birlik Günü’ Ve bizler de, KKTC vatandaşları olarak, Anavatana gönülden birlikteliğimizi 15 Temmuz’a önemli bir not olarak bırakıyoruz.

Platformdan platforma el sallamak

Platformdan platforma el sallamak

20 Temmuz 1974 tarihinde Kıbrıs Barış Harekatı Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından gerçekleştirildi. Sebebi ise 15 Temmuz tarihinde Makarios’a Yunanistan destekli darbe oldu. Darbenin yapıldığı 15 Temmuz ‘da Rumların olduğu gibi Türklerin ve adadaki diğer nüfusun can güvenliğide büyük tehlike altında kalmıştır. O gün Lefkoşa’daki evimiz üzerinden geçen ve ses bırakan havan topları olduğu kadar gecesinde karanlığı gündüze çeviren seri mermi atışlarının korkunç sesi ile geçen beş günlük korku halkın etrafında ateş çemberi olmuştu. 1963 yıllarından sonra seslerini yükselten Rumlar’ın sınır nöbetlerinde Türklere karşı yüksek volümlü şarkıları “Bekledim de gelmedin” oldu. Gelmeyeni ise Türkiye olarak ifadelendirdiklerini bilmeyen yoktu. 20 Temmuz 1974 tarihinde askerimizin adaya çıkışı, Mücahit’lerimizin koruduğu sınırlardaki azalan gücüne güç katmış ve Kıbrıs tarihine ”Barış ”adı o tarihte yazılmıştır. 45. Yıl ve dün gibi her iki harekatı ve Kuzey Lefkoşa olmak üzere Ada’nın %37 ‘nin Türklerin kontrollüne geçmesi ile bu günlere geldik. Kıbrıs müzakerelerinin sonuçsuz toplantılarından arta kalan arşivlerde boğuşmak da bir netice vermedi. Bu vesileyle Birleşmiş Milletler de adayı mesken edindiler. Gerek Güney gerekse Kuzey’in Cumhurbaşkanları değişti ama hiç birisi de Rumun Kilise baskısını kıramadı anlaşma sağlanamadı. Türkiye her yıl 20 Temmuz etkinliklerine katıldı. Bu etkinliklerde yapılan kayda değer konuşmalardan birtanesi de şimdilerde Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzası ile Kıbrıs Kordinatörlüğüne atanan Cumhurbaşkan Yardımcısı Fuat Oktay idi ve geçen yıl tören alanında yaptığı konuşması önemini halen yitirmemiştir. Fuat Oktay Kıbrıs Barış Harekatı’nın Kıbrıs için olduğu kadar tüm Türk milleti için de tarihi bir dönüm noktası olduğunu vurgularken ve bu günün ‘Kıbrıs Türkü’nün hür yaşama ve Ada’nın eşit sahibi olarak varlığını sürdürme hakkı için verilen mücadelenin en şerefli günü’ olduğunu söylemiş ve özellikle belirttiği ‘Kıbrıs Rum tarafı siyasi gücü Kıbrıs Türkü ile paylaşmaya yanaşmıyor’ cümlesi ile de işin özünü özetlemişti. Konuşmasında devamla “Kıbrıslı Türklerin bir Kıbrıs Rum devletinde azınlık haline getirilmesine asla izin verilmeyecektir. Ana vatan ve garantör Türkiye Cumhuriyeti, Doğu Akdeniz’de istikrarın güçlenmesine katkı sağlayacak bir çözüme yönelik çabalarını, kararlılık ve iyi niyetle sürdürecektir. Bu yolda, ”ülkü birliği” yaptığımız Kıbrıslı Türk kardeşlerimizle birlikte hareket edecek, geçmişte olduğu gibi gelecekte de şartlar ne olursa olsun Kıbrıs Türkü’nün yanında olacağız.’ demiştir ayrıca 20 Temmuz resmî geçit töreninde yaptığı konuşmada Türkiye Cumhurbaşkanının selam ve sevgisini ülkemiz halkına iletmişti. 1960 sonrası geçen onca zamanın 45. yılının barışının olduğu noktada hala daha Rumlar’ın değişmeyen zihniyeti ile nereye kadar gidilecek.? Ve unutmayın Rumlar’ın EOKA yemini halen geçerliliğini koruyor. Nitekim son gelinen noktada Sayın Mustafa Akıncı’nın Cumhurbaşkanı olarak ilgili taraflarca mutabakatı sağlanan 9 maddelik önerisi Rum kesimi tarafından oybirliği ile rededilirken, yeniden sıcak günlerin, Akdeniz’de şiddetli dalgalara neden olabileceği konuşulmaya başlanmıştır. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki taviz vermez tavrı kesin ve KKTC Dışişleri Bakanı Kudret Özersay anlaşma sağlanmaz ise denizde platformdan, platforma el sallarız açıklaması özde derin bir manadır. KKTC’de ve genelde Türkiye’nin garantörlüğü sayesinde ülkemiz halkının büyük bir çoğunluğunun eskilere dayalı korkusu kalmamıştır. Rumların anlamadığı her şeyin mühim noktasının ”başlangıç” olduğudur. 20 Temmuz’un ülkemizde diğer önemli bir hadisesi 2008 yılında “Kıbrıs Türk Halkının Güçlü Sesi “olan ve Star Kıbrıs Medya Grubu’a ait Ada Tv televizyonunun Sayın Ali Özmen Safa ‘nın önderliğinde Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından hizmete açılmış olmasıdır. Star Kıbrıs Medya Grubu mensuplarını verdikleri ve verecekleri hizmetten dolayı bu günden kutlarken çok sesliliğin önemini yinelerim…

Her ölüm erkendir

Her ölüm erkendir

Her gün trafikte bir ölüm her evde bir yas. Yakılan ağıtlar, gencecik bedenlerin sonsuzluğa uğurlanışını izlemenin ders vermeyen sonuçlarında tekrarlanan kazalar. Kim kabahatli diye sorulan sorular. Sorular ve cevapların çaresizliğinde ağlayan aile bireyleri analar,babalar. Geçen günlerde Nergisli’de 15 yaşının en güzel zamanında ölen çocuğumuz. 17 yaşında sürüş ehliyetsiz bir gencin dramı. Hiç kimse bilerek, isteyerek kaza yapmaz. Ancak bu iletişim zamanında herkesin evvelinde olan trafik kazalarını konuştuğu her günü bilen bir gençlik var ve yine kurallara aykırı sürüşler devam etmektedir. Nergisli köyü ile ayrıcalıklı bir ilgim aşikar çünkü ana baba köyüm ve orda şimdilerde aralıklarla kaldığımız ve sonrasında kalacağımız nine evimiz var. Mağusa yolu devamında Nergisli köyüne dönüşe yaklaşırken hız limitine uyan hemen hemen hiç yok denecek kadar az. Arabalar,kamyonlar, motorsikletler vızır vızır uçar gibi yanınızdan geçiyor,karşıdan gelenlerin hızdan plakaları görünmez bir hal sergiliyor. Köye gidiş dar bir yol ile sağlanıyor. Girişte NERGİSLİ köy tabelası üzerinde 50 km yazıyor yazmasına ama dikkat eden de yok gibi. Köy nüfusu az ancak bizim de evimizin önünden geçen yol vasıtasıyla Geçitkale, Sütlüce, Gönendere gibi yerleşim birimlerine gidiş var ve oldukça fazla ve hızla geçen her tür araç bu yolu kullanmaktadır. Bu durumun tehlike arzettiğinin defalarca Geçitkale Belediyesine bildiriminin yapılmış olduğunu biliyorum.Kasis konması gerektiğini de! Malûm KKTC belediyelerin mali krizleri var mazaret büyük. Standart kasisler pahalı deniyor. Gerçekten de öyle kasis maliyeti yüksek ancak can bedeli para ile ölçülmez. Bilinmeyen işte budur. Nihayetinde maliyeti üstlenip üç kasis yapılsın diyoruz malzemeyi alıyoruz iki kasis takılıyor, hop üçüncüsü için şikayet var deniyor ve takılması engelleniyor. Köy içinde adeta trafik terörü kol geziyor. O yolda köyün engelli diyebileceğimiz kişileri yaya olarak o yolda bir gidip bir dönüyor sessizce ve konuşmadan, peki bu gibi kişilerin kanı yola bulaşırsa diye korkuyor insan, elden gelen sadece Allahım korusun demekle yetinmek. Demek ki bu durumda İçişleri Bakanı Sayın Ayşegül Baybars’ın ve Ulaştırma Bakanı Sayın Tolga Atakan’ın yerel yönetimler nezdinde köy hudutları içinde trafik kurallarını yeniden konuşmalı ve kanaatimce muhtar ve azalar bir nevi zabıta görevi de yürütmelidirler ki çocuk yaştaki kişilerin ehliyetsiz araç sürüşleri önlensin. Zaman kötü, özenti büyük, aileler çocukları üzerinde baskı unsuru olmayı bir nevi sevgisizlik sayıp çocuklarının yerinmemesi için çaba harcıyorlar. Ancak bu çabada kuralsızlık olmamalı, evlerde her ihtimale karşı kontak anahtarları araç sahibi tarafından emniyet altına alınmalıdır. Hele ehliyet almaya yaşı yaklaşan, gençlik için bu tehlikeye bir nevi davetiye çıkarılmamalıdır. Sonuçta kayıpların, yolda trafik kazası ile verilen can bedellerinin hesabını kimseler veremez. İşte Nergisli köyünde uzun yıllar Süt taşımacılığı yapan ve geçen çok uzun senelerde trafik kurallarına titizlikle uyan bir dedenin kendi adını taşıyan Hasan Kusetoğluları adını taşıyan çocuğumuz, böyle bir kaza ile aramızdan ayrıldı. Her ölüm erken ve arkada kalan yürekleri ateş gibi yanan aileler, “Sözün bittiği yer” ve anlamlı bir söz ile ”ÖLÜM” “İnsan yanıbaşında doksan dokuz ölüm olduğu hâlde tasvir edilmiştir. Bu ölüm tehlikelerini atlatırsa ihtiyar olur ve sonunda ölür.’ Sabır diyoruz ama nereye kadar …

Savaştan kaçacak kadar akıllı olmalıyız

Savaştan kaçacak kadar akıllı olmalıyız

Geçen Pazar gecesi ülkemiz değişik bir savaş aracı ile kendi topraklarında ilk defa tanışmıştır. Keşke tanışmaz olaydı. Gençliğimizi savaş ortamlarında geçirdiğimiz kafi değilmiş gibi kendi çocuklarımızı da bu ortam içerisine büyüttük. Dahası onların çocuklarının da reşit olma yaşına geldiği günleri yaşıyoruz. İşte sözünü ettiğim gençlerden bir tanesi torunum Özel Berova, onunla o karanlık gecede olayın olduğu andan itibaren telefonla devamlı konuştuk, yangındı denen, helikopter düştü denen kirli bilgileri yorumladık ve yangın da olduğu için Taşkent köyündeki arkadaşımı arayıp neler olup bittiğini can kaybı varım sorularına cevap aradığımız saatler sabaha yakın saat 3 sularını buldu. Torunum bölgeye gidelimi acaba? dediği zaman giden meraklıları basın dışında eleştirdim. Sadece yangın olsaydı itfaiye ve ilgililer yardım çağrısı yapardı dedim. gecenin sabahına böylelikle ulaştık. Özel Berova bu arada sosyal medya hesabından bir paylaşım yaptı ve yorumcuları tarafından çok beğenildi. Doğrusu ben de beğendim. Gençler bu konuda bilgileri gündeme taşımada ustalaşmışlar onları motive etmeliyiz ki araştırmalarını etkinleştirsinler, o zaman bizlere de onları yazmak düşer. Ne diyor 18 yaşını doldurmaya günler kalan Lefkoşa Türk Maarif Koleji mezunu Özel Berova; “Bir takım araştırmalar yaptım ve olayın bu yönde olduğu fikrindeyim.Akdeniz’de maalesef 9 yıldır süren ciddi bir savaşın içerisindeyiz Kıbrıs olarak Suriye-İsrail savaşı nedeniyle biz de nasibimizi aldık. İsrail tarafından dün akşam Suriye’nin bombalanması üzerine İsrail’e karşı Suriye ordusuna ait S-200 füzesi atılmıştır. S-200 füzesi 1960 yılında üretilen menzili 350 km ye yakın ve atıldığında bir cisme kilitlenip o cismi yok etme amacı güden bir füzedir fakat bu füze eski bir füze olduğundan İsrail ordusu rota oyunlarıyla bu füzelerden kurtulabilir ve dün akşam da bu gerçekleşmiş ve füze rotasını şaşırarak Kıbrısa doğru gitmişdir. S-200 füzeleri kendilerini yere düşmeden havada imha eden bir füzedir. Dün akşamda kendisini hava imha etmis ve 1.patlama o sebeble duyulmuştur, havada ayrılan parçalar yere düşdüğünden 2.patlama yere düşerek duyulmus 3.patlamada motorun patlaması sonucu çıkan yangından duyulmuştur. Eğer bu füze boş araziye değil de Güngör veya Taşkent veya diğer bir yerleşim yerine düşse felaket olabilirdi. Türkiye’nin Yunanistan’ın veye Rum kesiminin ordusu içerisinde”Patriot” adı verilen ve havadan gelen tehditleri algılayıp yok eden bir sistem bulunmamaktadır. Amerika’da olan bu sistem Türkiye’ye satılmadığından Türkiye bu sistemi şuan gündemde olan S-400 ler ile sağlamak istemektedir ve bunu satın almıştır,umarım kısa sürede bu sistem aktif hale getirilir ama bu sistem Kıbrıs için kurulur mu onu bilemeyiz ve her gün malesef can güvenliğmiz olmadan yaşam sürdürecekmişiz gibi duruyor…..” Ve sonuçta; bizler dünden bu güne kadar geçen uzun yıllarda irkildiğimiz her seste savaşı hatırlayanlar olarak savaş olmayan bir dünya isteyenleriz. O halde bizden sonra geleceklere nefretin az, hoşgörünün ve anlayışın çok olduğu bir dünya dilerken “Savaşı kazanacak kadar kuvvetli, savaştan kaçacak kadar akıllı olmalıyız.” sözlerini ajandanıza almanızı tavsiye ederiz…

Sivri zahari ile sağlam içerik

Sivri zahari ile sağlam içerik

Yaz mevsimi, sıcakları ile Haziran ayını ateş gibi kapladı. Derece ev içinde klima açık 28 den aşağı inmiyor. Elektrik Kurumu “kara deftere” harcanan elektiriği acımasızca yazıyor. Fatura geldiği zaman yaz tahtaya al haftaya diyemiysunuz. Hele bir deyin elektriksiz kaldığınız günde 40 derecede can çekişirsiniz. Elektrik Kurumu Yönetim Kurulu UBP-HP 2’li koalisyon hükümeti tarafından yeniden oluşturulmuştur. Umudumuz yeni yönetim tarafından yeni ve kabul edilebilir tarifelerin yeniden yapılandırılmasıdır. Bu sıcaklarda ne denizin mavi suları, nede havuzların az biraz daha soğuk suları, sıcaktan bunalanlara çare olmuyor.Olmayan asvaltın eridiği günlerin sokaklarındayız. Bahçeli evlerin ağaç altı gölgelerinde veya balkonlarda dışarıda oturmak olanaksız. Nedenine gelince sinek konusunda hala daha bu gün oldu tedbir alınamıyor. Sinekler sivri zaharı gibi insanların üzerinde fink atıyor. Yaz derken, mevsim düğün, aylarını da beraberine taşımıştır. Haftada en az 3-4 düğün var. Kıbrıs’ta ezelden beri adet eğer davetiyeyi düğün sahipleri, getirmez ise olmaz ile olmazlardan bir tanesidir. Böylelikle düğün öncesi kız tarafı ile erkek tarafı davetli listelerine göre ev ziyaretlerini yapıp davetiyelerini vermektedir. Düğün için yapılacak mekânlarda yer ayırımı ve kapora verme işlemi bir yıl evvelden ayarlanıyor.Yerine göre fiyatlar artıyor, masraf büyük. Evlenecek olanlara “Allah yardım eder” sözü ise halen geçerliliğini koruyor. Esas mesele düğün davetiyesi alanların bir gecede kaç düğüne gidebileceğidir. Hele düğünler aynı şehirde değilse içinden çıkılmaz bir karmaşada oradan oraya koşuşturmaca sıhhate zarar oluyor. Sıcak havanın verdiği stres, kıyafetlere olan etki, fönlü saçların bozulması derken bir de düğün tebrik kuyruğunda saatlerce beklemek. İşte işin en tatsız tarafı budur. Yaşlısı var, kucakta bebek var, elde çocuk var, bekle babam bekle dur! Eğer para takmaktan imtina etmiş ve hediye almışsanız bir de paket taşıyorsunuz.Genelde düğünlerde gelin ile damadın yakasına para takılsa da son zamanlarda iki yana konan süslü kutulara parayı atmak moda halini almıştır. Düğünde toplanan paranın evli çifte katkısı elbette vardır. Tabi düğün başlarken iki tarafın takı takma adedi ile altın kolyeler, pırlantalar, elmas küpeler hepsi var olan ve davetlilerin acaba kim ne taktı yakın takibi altında izlenenlerdir. Takı merasiminin uzaması, kuyrukta bekleyenlerin sırasını oldukça uzatmaktadır. Tabi bir düğün için en az üç bin adet davetiye dağıtıldığını biliyorsak düğünlerin de kalabalığı davetli sayısına göre artacağı bilinendir. Mevsim düğünse, sizin düğününüze icabet edildiyse, gitmek de bir nezaket kuralıdır. Bütün evlenecek çiftlere ve ailelere ne denilebilir, bu sıcak yaz günlerinde Allah yardımcıları olsun.Düğünlere katılamayanlar için hoşgörü her zaman gerekendir. Düğünlerin birlik, beraberlik dayanışma olduğu da unutulmamalıdır. Haziran,Temmuz,Ağustos, Eylül derken düğün gecelerinde tebrik kuyruğunda buluşanlara bol sohbetli bekleyişler dileyelim. Zamanın kötülüklerinden uzak, evlenip sonrasında tez zamanda boşanmaların olmaması ise temennimiz, sözümüz ise Confucius’den olsun! ”Eş seçmek kitap seçmeye benzer, iyi tasarlanmış bir kapak ve cilt ilginizi çekebilir, içeriği sağlam olmadıkça sonunu getirmek zordur.”

Değer basamağı

Değer basamağı

KKTC Meclisi Haziran ayı nihayetinde 1 Temmuz- 1 Ekim tarihleri arasındaki yaz tatiline Anayasaya atfen girdi. Meclis’in 1 Ekim tarihindeki açılış merasiminden sonraki ilk Pazartesi günü normal toplantılarına başlayacağı takvimlenmiştir. 2018 Erken Genel seçiminden sonra epey tartışmalı ve hayli eleştirilere yer verilen ve UBP’nin ve YDP milletvekillerinin oldukça etkin muhalefetine sahne olan KKTC Meclisi yasama ve yürütme açısından oldukça zor bir süreçten geçmiştir. 4’lü hükümetin yıkılışı yeni hükümetin kuruluşu derken, seçimden evvelki atamaların ortadan kaldırılması yeni atamaların yapılması yönetim kurulu atamalarının hengamesi sürüp gitmiştir. Müşavirlik olayının ortadan kalkışı yasal yollardan üstü örtülü bir şekilde güya 4 Başlı hükümet döneminde kaldırılmıştı. Yine ilk kez 460 günlük hükümet döneminde 4 parti başkanına 500 bin Türk Lirası hane halkı ödeneği adı altında bütçeye örtülü ödenek konduğunu da izleyenleriz. 4’lü hükümet döneminde döviz krizi yaşanmıştır. Kriz iyi yönetilememiştir. Türkiyeden para akışı olmadığı o iktidar tarafından devamlı ifade edilmiştir. Bütün bu olaylarda Türkiye’deki seçimlerin mazaret gösterildiği, zamanın boşa geçen vakiti olmuştur. Ekonomik Protokol denip hazırız dendiği halde hazırlıksız oldukları da görülmüştür.4’lü hükümetin döviz krizinde olsun,ülkemizde 4 gencimizi kaybettiğimiz sel felaketinde olsun ülkedeki pahalılığa mazaret göstermek, dillerinde devamlı pelesenk olmuştur. Bu hükümetin yıkılışı ile kurulan UBP-HP 2’li hükümeti ise kuruluş aşaması, hükümet programı derken güvenoyu alınması süreci ile geçen zamanın şimdisinde kalmıştır. Yeni hükümet ile birlikte yeniden görevden almalar ve yeni atamalar ve yönetim kurullarının oluşturulması hesapları ile zamanın tasarruflu kullanımı halen sağlanamamıştır. İstenilen odur ki bir an önce alt kadroların bilhassa müşavirler arasından olması, deneyim ve tecrübenin ön plana alınması, işinin ehli kişilerin görevlendirilmesi ve bir an evvel mevkilerin paylaşımında ihtiyatlı davranılmasında liyakatın önceliği önem kazansın ve uygulansın. Derhal icraata geçilsin. İki ortağın mevzubahis olduğu bir hükümette toplumsal fayda yaratacak planlama doğrultusunda ilerleme kaydedilsin. Yasamada ise Meclis komitelerinde çalışmaların duraksama dönemi olmasın. Meclis tatile girmeden önceki son toplantıda HP kadın milletvekilinin ani bir çıkış ile Sayın Hüseyin Özgürgün dosyası için komite oluşturulmasının yaz tatilinden sonraki Meclis Bileşiminde görüşülmesinin uygunluğu gerekçesinden hareketle bu hususta red oyu veren milletvekillerini “Vatan Haini” olarak nitelendirmesi ”Milletvekillerinin” şahsi iradelerine karşı sözlü bir darbe niteliğinde olmuştur. Genel tanımlaması ile bilindiği üzere “Vatana ihanet, vatan hainliği ya da hıyanet-i vataniye, meşrû egemenlik organını devirmeye veya otoritesini yıkmaya, bağlı olduğu devlete karşı savaşmaya veya düşmanla iş birliği etmeye yönelik eylemleri kapsayan suç türü.” olarak hukukta yerini bulmuşsa ve Sayın Hüseyin Özgürgün için alınacak bir kararda UBP Başkanı Sayın Ersin Tatar’ın da kürsüden ifadelendirdiği üzere bu oylamada partisine mensup milletvekilleri için oylama doğrultusunda evet/hayır için grup kararı almadıklarını belirtmiş olmasına rağmen, HP Kadın Milletvekilinin bir nevi siyasi tatminine zemin ve reklamla kendisini siyasi pazarlama tekniği ile ön plana çıkarma konusundaki çıkışının anlamızlığındaki şaşkınlık, çoğu kişinin zihninde “ Vatan Haini” ithamına karşı, bu ne biçim suçlama, sorusunu haliyle gündeme taşımıştır. Sonuçta; “Söz, onu söyleyenle bağlantılıdır, onun bulunduğu bilgi ve duygu safhasını, değer basamağını gösterir.” diyen Fuzulî ‘nin güzel bir cümlesini yazmadan olmazdı…

Geminin Kaptanı Babadır

Her yıl Haziran ayının üçüncü haftası “Babalar Günü “ olarak kutlanır. Tarihçesi ne olursa olsun konu ana veya baba oldumu, akan sular hissiyatta kaybolur yolunu bulur. Geçen Pazar gün sosyal medya oldukça yoğun olarak bu yöndeki paylaşımlara sayfa oldu. Hiç yorulmadım bütün arkadaşlarımın paylaşımlarını okudum, duyguları gün boyunca yaşadım. Paylaşımlar içinde rutin kutlamalar dışında birkaç anlatım vardı ki çok etkilendim “Babama Not” diye yüreğini bizlere açıp duygularını özgürce paylaşan ”Nihan Yücel” çoğu babasız çocuğa tercüman olmuş gibiydi ve babalar gününe karşı sayfasına, kalbi duygularını aynen şöyle bıraktı. ”Kutlamıyorum seni “BABALAR GÜNÜ”, canımı yakıyorsun! Her gün yaşadığım özlemi daha da katlıyor ve acıtıyorsun. Mesela beni okuldan alan bir babam olmadı hiç, yada ilk erkek arkadaşımı öğrenip bana kızan… Başarılarımı kutlayan, başarısız olduğumda ise beni teselli edip yol gösteren bir babam olmadı. Araba kullanmayı babalar öğretir hep, benim annem öğretti. Kendi ayaklarımın üzerinde durmam gerektiği zaman benim babam yoktu, annem hayatın gerçekleri ile beni buluşturdu. Okul yıllarımda arkadaşlarımı kıskanırdım hep, babaları öğlen çıkışta onları alırdı. Beni ise annem arardı okul çıkışında. Arabaya bindiğimde camdan dışarı bakar ve arkadaşlarımın babaları ile konuşmalarını izler baba kelimesini duymaya çalışırdım. Çünkü ağzımdan baba kelimesi çıktığında hedefini hiç bir zaman bulamadı. Hayatımda dolu dolu ANNE demeyi öğrendim ben… ANNE… Hayat bana bunca yılda çok şeyi öğretti. Mesela elindekinin değerini bilmeyi…. ANNEME ve TEYZEME sımsıkı sarılmayı… Onlara olan sevgimin değerinin ölçülemeyecek olduğunu, dünyam olduklarını… Onlarsız nefes alamayacağımı… Bir anne ve bir teyze bir babanın yokluğunu hissettirmez mi hiç… Hissettirmediler. Korkuyu da mutluluğu da, duyguyu da, savaşmayı da, dimdik durmayı da onlar öğretti bana. Hayatlarıyım. Onlar benim hayatım. Birde neyi öğrendim biliyor musunuz? Mesela hep babalar evlatlarını ziyaret etmezmiş. Bazen evlatlar hayatları boyunca babalarını ziyaret etmek zorunda kalırmış. Hem de dokunamadan, görmeden, nefesini hissetmeden. Sadece bir mezar taşına dua etmem gerektiği öğretildi hep bana. O seni duyar dualarını kabul eder denildi. 4 yaşında öğrendim dua etmeyi… Şimdi ise şükrediyorum. Ya hayatta yalnız olsaydım. Ya bana hayatı öğreten bir annem ve teyzem olmasaydı. Evet BABA, sen yoksun, BEN SENİ HİÇ TANIMADIM, SENİ SEVMENİN NE OLDUĞUNU CANLI CANLI BİLEMEDİM, SENİN HEP HAYALİNİ SEVDİM, BABA DEYİŞİMİ HATIRLAMIYORUM, sen bende hep annemin anlattıklarıyla yaşadın ve yaşamaya devam ediyorsun. Annem seni anlatırken gözlerinin içi gülüyor ama bir yanı hep eksik bunu hissedebiliyorum. Teyzem ise “eniştem şöyle yapardı, böyle yapardı diyerek seni anlatır bana… İyi ki seni bana anlattılar ve seni göremesem de onların anlattıklarıyla hayal gücümü birleştirip tanımaya çalıştım seni. İyi ki kızın oldum. İyi ki beni seçtiniz. Zaman zaman seni tanıyanlar çıktı karşıma, ne mutlu bana ki “Kaptan’ın kızı” oldum hep… Seni tanıyanlardan seni dinelmek beni o kadar mutlu etti ki. Senden her bahseden “BABA ADAMDI” diyor. “BABA ADAMDI”… Evet, kaptan benim babamdı, siz onu gördünüz, tanıdınız, bense… ya ben! Ama ben KAPTAN’IN KIZIYIM, Behiç Kaptan’ın… İsyan mı etmeliyim, hayır etmiyorum, en azından artık şimdi etmiyorum. Çünkü hayatımdakilerin değerini biliyorum Baba, sana bir de not bırakıyorum: BABAMA NOT: Hani annem ve teyzeme hep dermişsin ya; “10 tane oğlum olacağına bir tane akıllı, tuttuğunu koparan bir kızım olsun”. Oldum baba, hayatla savaşan, yenilgiden ders çıkaran, başladığı işi sonuna kadar götüren, senin gibi insan canlısı, hak yemeyen, kula kulluk etmeyen, Annesi ile teyzesini herşeyin ve herkesin üstünde tutan, ailesine bağlı, başarılı ama hırsına yenilmeyen bir kızın oldu KAPTAN. Selam olsun…” Nihan’ın baba hasretinin bizlerde bıraktığı iz; böyle günlerin çocuklar üzerinde bıraktığı tesirin ne kadar üzücü olabileceğinin göstergesiydi ve kutlama konusundaki hissiyat birçok tereddütün bir nevi isbatı oldu. Güzel bir söz “Baba, koruma ve yardımın, anne şefkat ve sevginin sembolüdür.”

Geçmişten günümüze biriktirdiklerimiz

Geçmişten günümüze biriktirdiklerimiz

Cemre Akar’ın program davetine icabet ettim. “360 derecede” geçmişten bu güne yaşanmışlıkları yoğunlaştırılmış şekli ve vaktin yettiğince konuştuk . Cemre Akar gençliğinin ve aile yapısından gelen donanımı ile bütünleşmiş eğitimi sonrası 63.cü programını geride bırakırken televizyon ve Facebook hesaplarından kendisini izleyenlere oldukça etki bırakan bir isim. Genç dinamik ve gelecekte başarılarına başarı katacak girişimci kadınlarımızdan bir değerli kişi. Cemre Akar’ı severim, nedenlerime gelince,Babamın Güzelyurt Öğretmen Koleji öğretmenliği yıllarında doğduğum Omorfo’dan ailemin Lefkoşa’ya gelişi ile Cemre’nin dedesi Öğretmen Derviş Moreket ve anneannesi İjlal teyzenin evine kiracı olarak girişimiz yıllarına dayanır. Annem o evinin modelini bir sonraki sokakta bizim evide işinin erbabı Cemal Yorgozlu ‘ya ayni modelin aynısını yaptırmıştı.Cemre’nin annesi Cemaliye,teyzesi İnci İnanç ve dayıları Mehmet ve İsmail Moroket ile çok uzun süre Çağlayan bölgesinin sakinleri olarak yaşadık. Çağlayan bölgesinin kadınlarının oluşturduğu ve başı Süheyla Çıraklın’ın çektiği ve bu gün dahi devam eden Salı sabahı kahve toplantılarına İnci ve ben annelerimize eşlik ettiğimiz günleri programda Limasol anılarımız dahil, eski yıllardan bir kesit olarak anlattım. Ailelerin bizler dahil onların torunları üzerindeki otoriteleri ,yetiştirme tarzları, gelenek ve kültürün aktarımı belirginliğini halen koruduğunu belirtirken şimdiki zaman ile eski zamanın mukayesesini yaptık. Dış politika ya da özünde dokunduk. Kıbrıs konusunun UBP-HP koalisyonunda aynı doğrultuda düşünen bir hükümetinin programında yer almasın bir güç olduğunu ifadelendirdik. Türkiye’nin garantörlüğünün devamından yana olduğumuz müddet Kıbrıs meselesinin emin ellerde olduğunun vurgusunu yaptık. Güneydeki Mormenekşe köyünde Türk malı arazisi için avukat vasıtası ile arazideki evlerde oturan 22 aileye ihtar bildirimi neticesinde Rum İçişleri Bakanlığının bildirimleri suç olarak gördüğü, Güneydeki Türk Mallarının vasisinin Rumlar olduğunun, belirtildiği, Kuzeyde bırakıp gittikleri malların sahipleri Rumlar ise, peki anlaşma bunun neresinde olacak ve 50 yıldır sürdürülen müzakerelerle Güney’den gelen Türklerin şimdi ikamet ettikleri evlere 100 binlerce rumun talip olduğunu bilirken ve Rumların Türkleri azınlık gördüğü müddetçe anlaşma olmaz dedim. Cemre Akar ile kadının iç siyasetteki konumunu da konuştuk. Toplumumuzda geçmişten bu güne, bir ömrün geride bıraktığı yaşanmışlıkları örnek vererek ülkemizdeki kadınların siyasetteki duruşlarını anlatırken Türk Cemaati kadın milletvekillerinden Kadriye Ahmet Hacıbulgur ,Ayla Halit Kazım’dan bahsederken KKTC Meclisinin ilk iki kadın Milletvekilinin UBP’den Gülin Sayıner ile Ruhsan Tuğyan olduğunu, ilk kadın bakan Onur Borman’ı örnek gösterirken, gelecek için siyaseti düşünen kadınlara örnek teşkil edecek bir çok donanımlı kadın olduğunu, siyasi partilerde kadınların aktif olarak teşkilat yapısı içerisinde yer almasının gerekliliği üzerinde durduk. Nitekim kendimden örnekle UBP içerisinde İlçe yönetimi, Parti Meclisi Üyeliği ve Merkez Karar Yönetim Kurulu üyeliği yaptığımı Sonrasında Partinin yardımcı teşkilat yapısı içerisinde yer alan Kadın kollarında görev yaparken gözlemlediğim hususun bu organlarda yer alan kadınların daha çok erkek adayların kazanması için çaba gösterdiklerini,partiye oy sağlandığını gözlemlediğimi de söyledim. Seçim sistemindeki yasal değişiklik sonrası ilçelerdeki milletvekili sayısına göre kadın kotası sayısı ile belirlen ve seçim listelerinde yer alan kadınlarımızın çoğunun halk oylamasından geçemediklerine olan üzüntümüzü belirtirken yeni oluşan kabinede bir kadın bakan sayısının az olduğunu ,Sevgili Cemre Akar’ın sorularına karşın anlattım Finlandiya ‘da 200 koltuğun 93’ne kadınların sahip olduğunu üstelik Meclisin yaş ortalamasının 45 yaş altında olduğunu da ayrıca ifadelendirdik. Çoğu zaman eğitim konusunda da örnek gösterilen ”Finlandiya hayallerinde” bizim nerede yaşadığımızı düşünerek global düşünüp yerel uygulamamız üzerindeki çalışmalarda başarı gösterilmesini siyasilere önerdik. 2018 Erken Genel seçimlerine KKTC‘de 9 Kadın Milletvekilinin Kazandığını bu vekillerin mecliste çok çalışmaları gerektiği, görüş birliğine varırdık. Dünya Ekonomik formunun yayınladığı 2018 raporunda, kadınların erkeklerle eşit haklara kavuşması için 108 yıl kadınların erkeklerle eşit ücrete sahip olması için 202 yıl gerektiğini okuduktan sonra raporun evveliyatının okunmasının ancak kadınların mücadelesi için esas teşkil edeceği husunda Cemre Akar ile programında görüş birliğine vardık. Sonuçta Cemre Akar kelimelerin anlamlarını belirtirken “Mukadderat, Elzem ve Reva “ dedi. Ben de Cemre Akar gibi donanımlı kadınların siyasette aktif görev almaları gerektiğini ekranda söylemekten hiç çekinmedim. Bu arada program sonrası Cemre’nin Babası Sayın Reşat Akar ile bir kahvenin kırk yıllık hatırında sohbetimiz güzeldi!

Eğlence icraattan sayılmaz

Eğlence icraattan sayılmaz

Her sözün uğrak noktası olan bir durağı vardır. Perşembenin gelişi Çarşambadan bellidir deyiminin “ehemmiyetinde “ olmak son derece önemlidir. Başarı için çalışılmalı, gösteriş ve şatafattan uzak, her adım, ona göre atılmalıdır. Hele hele ülkenin bu zor şarlarında, duruşun önemine vakıf olmalı ona göre hareket edilmelidir. Kimi zaman kişilerin davranışlarındaki uç noktalar törpülenmeli hatta siyaset mevzubahis ise bu gibi durumlara ince ayar verilmelidir. Siyasette imajın önemi yatsınamaz ölçüde seçmen gözüne yansıyandır. Bu yansımada menfaatler ön plana çıkarsa hoş olmayan çok şey gıybetten nasibini alır. Demek ki duruş önemlidir. Samimiyetsiz davranışlar önem kazanamayandır. Ülkemizin geçirdiği ekonomik kriz, bütçe açığı derken içinden geçilen dar boğazda boğulmamak adına yeni hükümetle UBP-HP koalisyonu ile ilk Ramazan bayramını geride bıraktık. UBP Genel Başkanı Başbakan Ersin Tatar ve Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay ve Maliye Bakanı Sayın Olgun Amcaoğlu ilk ziyaret diyebileceğimiz davetle Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile Sayın Fuat Oktay’ı İstanbul ‘da Vahdettin Köşkünde ziyaret ettiler. Bu ziyarette Sayın Büyükelçi Ali Murat Başçeri’nin de bulunması bilhassa ülkemize ulaşan resmiyetinde önemli bir fotoğraf oldu. Siyasi görüşmelerde oldukça uzun bir süre, 1 saat 45 dakika görüşme ve bu sürede yoğunlaştırılmış KKTC ekonomik sorunları ile Kıbrıs Meselesinideki Kıbrıslı Türklerin haleti ruhiyesi Sayın Erdoğan’a yüz yüze arz edildi. Başbakan ve yardımcısının, Arefe gününün bayrama girişinde çok önemli bir görevi yerine getirdikleri kanaati ülke halkımızın nabzında atan inancı ve verdikleri pozitif enerji oldu. Bayram süresince ülkemizdeki durum sükunetini korurken siyasi parti başkanlarının ve Cumhurbaşkanının tebrik mesajları basında yer aldı. Sosyal medyada kimin nerde , kimlerle neler yaptığı paylaşıldı. Hayatın devamında davranışlar güncelliğini korudu. En çok da bilişim yasasının yürürlüğe girmesi zarureti ile kişiler bu isteklerini aleni olarak bu bayramda paylaşımlarına aldılar. Bilhassa gıybet ile haksız rekabetin oluşmasına yardımcı haberlerin sosyal medya üzerinden yapılmasını uygun bulmadıklarını söyleyen çok kişiyi dinledik. Beyanalarını okuduk. Haksız da değiller, bilinmesinde fayda vardır. KKTC Meclisi ilgili komiteleri yasama faaliyetlerini genel kurul tatile girsede yerine getirmelidir. Meclis’in uzun yaz tatilinin de bir şekilde kısa tutulması yasal zeminde sağlanmalıdır. Bayram tatili öncesinde zikredilen zam konularında, oldukça dikkatli davranılması ve vatandaşın cebine el uzatılırken hükümet, özellikle düşünmelidir. Bayram tatili süresince çarşı açıktı, özellikle marketler ihtiyaçların karşılanmasında öncülük edenler oldular. Evlere yiyecek servisi de fastfood sevenleri memnun etti. Sosyal Medyada yapılan paylaşımlarda bir kaç istisna hariç çoğu siyasinin bayramı eğlence yerleri dışında evde ailesi ile geçirdiğini izledik okuduk. Çoğu sanatçının ülkemizde olduğunu da bu paylaşımlardan anladık. Turizmin özellikle Girne gecelerinde ve Türkiye’den gelen sanatçılar ile eğlence sektöründe tavan yaptığına sevindik! Gülümsedik! Bayram’ın son gününde yapılan kuyumcu soygunu ve gelişen süreçten üzüntü ve endişe duyduk. Her zamanki gibi kimlikle adaya girişlerin yeniden hatırlara gelmesi hep de olay olduktan sonra ortaya çıkıp ifadelendiridiğini tekrarlayanları yeniden gördük. Hafta sonu Nergisli köyünde kaldık ve deniz için Kocareis plajına gittik. Önceleri kalabalık değildi ancak akşama doğru çoğu kişinin sahile akın ettiğini gördük. Zaman, Haziran‘nın yaz sıcaklarından hızla Temmuz’a ilerliyor, Yılın yarısını bulduk.Halkın beklentisi ve bütün konuşmalarımızda gündeme getirdikleri, yeni hükümetin, ülkemizde aklı selim bir icraatla güzel günlere hasreti giderecekleri umududur. Sonuçta, kötünün en iyi günlerini bekleyenleriz!