Tag: Ramazan

Senin her şeye gücün yeter

Senin her şeye gücün yeter

Bu gün arefe yarın bayram, bu gece ramazan ayının son iftarı ile oruç tutan kişilerin avuçlarındaki dua, Ramazan ayı boyunca iftar sofralarındaki dua ile hep ayni olan yakarıştır yüreklerde yer eden kalbi duyguların inançla sesli tekerrürüdür. “ Allah’ım, Senin rızan için oruç tuttum, Sana inandım, Sana güvendim, Senin rızkınlɑ orucumu açtım, Hamdolsun verdiğin nimetlere, Sağlık ve afiyete. Ey bağışlaması bol Rabb’im, Beni, Ailemi, Milletimi, Devletimi ve tüm inananları koru, Rahmetini ve yɑrdımını esirgeme üzerimizden, Bizlere yaşama sevinci ver, Her türlü güçlüğe karşı dayanma gücü ver, Senin her şeye gücün yeter. Amin!” Bu dua ile açılan oruçların ertesindeki bayram ise müslüman aleminin Ramazan veya diğer bir deyişle Şeker Bayramıdır. Ülkemizde Salı ve Perşembe günü dahil üç gün bayramda ailelerin dayanışması, bir araya gelmesi ile yıl içindeki özlemin bayram günlerinde giderildiği görülür. Bu yıl Ramazan ayı içerisinde gerek Türkiye Büyükelçisi Sayın Ali Murat Başçeri’nin KKTC ‘de özellikle belediyelerin de katıldığı iftar programları ile vatandaşlar ile buluşması ayrıca Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından atananTürkiye’nin ilk Cumhurbaşkanı yardımcısı Sayın Fuat Oktay’ın ülkemize iftar için ziyarette bulunması ve Hala Sultan Camisinin bahçesinde vatandaşlar ile oruç açması oldukça ses ve memnuniyet getirmiştir. Ramazan ayı içerisinde ülkemiz siyasetinde ilkleri görmek, ilklerde şekillenen davranışları izlemek hakikaten ilginç olmuştur. Bu arada iç siyasette konuştukça kendini bağlayan, sonrasında bağlandığı konuşmalardaki kör düğümü çözmeye çalışanları oldukca ince ve düşündürücü ayarları ilgiyle izliyoruz. Gördüğümüz; siyasetin insanları istisnalar hariç ne kadar çok değişime uğrattığıdır. Değişimin hayal kırıklığı ülkemizde yaşanmıştır. Umut vadedenlerin umutsuzluk verdiği sonuca varılmıştır.Hükümet düşmüştür! Meclis Genel Kurulunda olsun, çıktıkları televizyon programlarında veya sosyal medya hesaplarından siyasileri yaptıkları açıklamalardan takip edenleriz. Gelecek süreçte de takip edeceğiz. Ne hal ise son aylarda KKTC Meclis Genel Kurulu canlı yayınlarını veren devletin televizyonunun yani Bayrak Radyo ve Televizyonunun canlı yayınları, kesintisiz olarak ülke halkına göstermediğidir. İktidarı elinde bulunduran ve Cumartesi gün 28 oy ve 13 red ile güven oyu alan 2’li UBP-HP Hükümeti’nin bu hatayı öncelikle gidermesi bu kanalı izleyen vatandaşa olan borcu olduğunu hatırlatmak isterim. Nezaket ziyareti kisvesi altında güç gösterisi adına “Bakanlığı gel görüşelim “ modundan derhal çıkılmalı zamanın katledilmesinin önüne geçilmelidir. Ülke yangın yeri gibi , elektrik faturaları çifte çifte telefon mesajlarında, bu gün arefe yarın bayram havası çarşıda maalesef yok, esnaf tedirgin, Güney komşular için Euro bozdurup KKTC’de alış veriş ucuz, kendi vatandaşımıza göre pahalılık almış başını gidiyor. Bayram günlerinde el öpmeye gelecek küçüklere harçlık büyüklere çukulata modundan uzaklaşılmış, bayramların eski yıllarının güllaçları, ekmek kadayıfları mutfaklardan nerdeyse uzak olmuştur. 200 gr bademin 16 TL olduğu günlerdeyiz. Yine de her aile kendi bütçesine göre “ Ramazan Bayramı” için özel bir hazırlık yapacak, kredi kartındaki harcamaları taksitlere bölecektir. Bu gün Arefe ve bütün mezarlıkların çiçekler ile donatıldığı günde, duaların yapıldığı Fatiha’ların okunduğu mezar taşları altındaki toprakta yatanlar, duygu dolu dualarda anılacaktır. Sonuçta , geçen zamanı ve geleceği izlemek, gözlemlemek, neler olup bittiğini anlamak için ileriye bakmak, farkı farketmek, en güzel kanaat ve değerlendirme olacaktır. ”Ramazan Bayramınız“ kutlu olsun…

Advertisements

Hızır bereketi her evde olsun

Ramazan ayının ilk oruç gününün ehemmiyetindeyiz. Oruç tutup ibadetlerini yerine getirenler için ayrı bir hazırlığın yapıldığı, oruç açma vaktinde aile bireylerinin ayni sofrada birlikte iftarı bekledikleri, küçük yerleşim birimlerinde Ramazan topu atıldığı zaman ve Ezan sesi ile radyo veya televizyonlarda hazırlanan programlar izlenerek o anın hazzının yaşandığı zaman onbir ayın sultanı olan Ramazan ayıdır ve bu mübarek ayın ilk gününü yaşıyoruz. Ramazan ayının idrak edileceği bir ay boyunca bu ay bir ibadet,aynı zamanda bir yardımlaşma ayıdır. Ramazanda yoksullar,daha çok hatırlanır. İftar sofrası hazırlamada güçlük çekenler için öncelikle Kızılay başta olmak üzere ülkenin belirli yerlerinde iftar çadırları kurulur.Maddi durumu elverişli kişilerin mutfak, yiyecek katkıları ile çorbasından,tatlısına kadar oruç tutanlar bu çadırlarda birlikte iftar ederler. Camilerin minarelerinde mahya denilen “Hoş geldin ya şehri Ramazan” gibi yazılar her Ramazan ayında çevreye ayrı bir manevi güç katar. Oruç tutabilmek için insan sağlığının elverişli olması ayrı bir durum arzeder, belirli saatlerde ilaç kullananlar bu ibadeti yapamamanın üzüntüsünü yaşarken telafisi ile kendilerini teselli edip çeşitli yardımlar yapma yönünde tercihlerini kullanırlar. Bu yıl fitre miktarı KKTC için 30 Türk Lirası olarak açıklanmıştır. Bilindiği üzere “Türkçede fitre şeklinde söylenen ”fıtır sadakası” temel ihtiyaçların dışında yeterli miktarda mala sahip olan her müslümanın ramazanda vermesi vacip olan bir sadakadır. Fitre kişi başına verilir. Ailedeki bütün bireylerin fitresini büyüklerden biri verir.” Fitre İslam alemi için yardımlaşmayı sağlayan ibadet gibi addedilmektedir. Orucun kabulüne, ölüm anının sıkıntılarından ve kabir azabından kurtuluşa vesile olarak verildiği açıklamalardan anlaşılmaktadır. Fitre Ramazan ayı sonuna yetişen, zekât vermekle yükümlü her Müslümanın Bayram namazı öncesi verilmesi uygun görülen bir sadaka olduğu öğrendiklerimiz arasındadır. Allah rahmet eylesin, annem bu süre içerisinde ve hitamında yaptığı yardımları aleni yapmakta ve verdiği kişinin bunu aldım kabul ettim demesini de bekliyordu. Küçüklüğümüzde tuhafımıza giden bu durumun öyle gerektiğini çok sonralar anladık. Zekâtın aşikar verilmesinin diğer yardım yapacaklara örnek olup faziletli bir davranış olduğunu öğrendik. Zaman iyilik ve yardımlaşma zamanıdı.Her evin bacasından tüten ocak kokusunda elbette bütün duygular vardır. Bu duygularda merhamet ise esas olmalıdır. Nasıl ki mübarek, bolluk, bereket ve verimliliğin ortak anlamı ise Allah hepimize ağız tadı verecektir. Yeter ki onun varlığında kendimizi aklayalım. Ramazan ayının 27.Gecesi Kadir Gecesidir. 3 Haziran 2019 Pazartesi Arefe günü olup Ramazan Bayramı üç gündür ve 6 Haziran Perşembe günü sona ermektedir. Bayram tatilin hafta sonu ile birleştirilebilmesi için ülkemizde henüz bir karar üretilmemiştir. Arefe günü de 2018 yılında olduğu gibi idari tatil ilan edilecekse uzun bir tatil kamuda çalışanları beklemektedir. Ya özel sektör diyecek olursanız o konuda herhangi bir açıklama olmamıştır. 5-6 Mayıs ayrıca Hıdrellez Bayramı olarak bilinen tarihlerdir. Sonuçta Hızır bereketinin her evde olması ayrı bir dileğimizdir. Bu günkü duamız mı? “Rabbim cümlеmizе ‘İç Huzuru’ vеrsin.

Hüzün ağır gelir yüreğe

Hüzün ağır gelir yüreğe

Ramazan Bayramına sayılı günler kaldı. Bayram telaşı her evin içerisinde kendini hissettiriyor. Çarşı,pazar bayramlıklar, giysiler, yiyecekler, ikram edicek tatlılar seçilip, kararlaştırılıp alınacak. Bayram bu yıl dövize endeksli günlerden geçip geliyor. Yinede bayram deyip her keseye uygun olan alış veriş pahalılığa rağmen mutlaka yapılıyor. Kredi kartlarının limitinin zorlandığı günlerden geçiyoruz. Bayramlarda, ailenin bir araya toplandığı, beraber yemek yendiği kendine özel hüznü, hassasiyeti ,gelenek ve göreneklerin hükmettiği günleri yaşıyoruz. Bayram ziyadesiyle sevinç, yanında zamansız ayrılıklardan dolayı her evde duygu yoğunluğunun yaşandığı günleri ihtiva ediyor. Bayram günleri ev ziyaretlerin yapıldığı, büyüklerin ellerinin öpüldüğü ve dargınların barışması için en uygun günlerdir.Hele çocuklar için topladıkları bayram harçlıkları ile sevindiklerini gördüğümüz yaşadığımız olağan hadiselerdir. Ramazan 30 gün boyunca orucunu tutan dini vecibelerini yerine getirenlerin dualarının kabul olduğu aydır. Evdeki Türkmenistan uyruklu yardımcımız ile konuşurken kendilerinin küçük yaşlardan itibaren gelenekleri arasında Kadir gecesini karşılarken o gece sahurun yemek masasını önceden hazırladıklarını,masada özellikle sütlaç,un, şekerli su, kuru üzüm, bulunmasına önem verdiklerini, o gece evin içine nur yağması için ışığı açık tuttuklarını veya mum yaktıklarını, dualar ile kurulan masanın kendilerine bereket getirdiğine olan inançlarını, anlatmıştır. Bizim böyle bir geleneğimiz var mı diye düşündüğümde evde böyle bir hazırlık yaptığımızı söyleyemem ancak bu anlatım bana yapmamızın manevi gücünün eve bolluk getireceğine olan inancını aşıladı. Şeker Bayramı eski yıllarda son iftar sofrası sonrası olduğu için iftar bayramı denmiş olmasına rağmen seneler geçtikçe bayramın adı şükür bayramı olarak ifade edilirken sonrasında şeker bayramı denmeye başlandığı, Osmanlılar zamanında Ramazan ayının onbeşinci gününden sonra askerlere sini sini tatlılar gönderildiğinin de bayramın adının şeker olmasında etkili olduğu bazı bilgiler arasında okuduklarımızdır. Bu yıl Ramazan ayının 27. Günü 10 Haziran’a denk geldiği için Kadir gecesi bu günde idrak edilecektir. Kadir gecesi hayırlı ve mübarek bir gecedir, Kelime-i şehâdet getirmek ,hacca gitmek ,zekat vermek ,namaz kılmak ve oruç tutmak bunlar İslam’ın beş şartıdır. Allah’ın verdiği çeşitli nimetlerin değerini daha iyi anlamak oruç tutanların daha iyi bildikleri ve eline,kulağına ve diline daha çok dikkat ettiği ayın adı Ramazan’dır. İki anlamından bir tanesi bu aylarda yağan yağmurun günahları silip süpürüp götürdüğü, diğeri ise bu ayda güneşten ısınan taşların günahları yaktığı üzerine yürütülen fikirlerdir. Bizim bildiğimiz ve inandığımız Ramazan ayında rahmetin bütün kapılarının açıldığı, yardımlaşma ve dayanışmanın arttığı birlik ve beraberliğin, duyguları güçlendirdiği, saygı,sevgi,sabır ve kardeşliğin güç kazandığıdır. Bütün mübarek günler adına Kadir gecesinin manevi gücünde duamız ülkemizin refahı için, sağlık için ve bilerek veya bilmeyerek yaptığımız günahların affı için olsun.Ne demişler ‘Hüzün ağır gelir yüreğe, ama en güzel duaları ettirir sahibine. En güzel dualarda buluşmak dileğiyle… Bu mübarek Cuma gününün tüm inananlar için hayırlara vesile olmasını diliyoruz.’ Kadir geceniz kutlu olsun.

Star Kıbrıs – MAHSULÜ OLMAYACAK EKİMLER – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Meclisinin Pazartesi günü yapılan toplantısında, muhalefet mensubu milletvekilleri meclis içerisinden yapılan görevden almalar yeni atamaları ile ilgili şekil üzerindeki görüşlerini meclis kürsüsünden izahını, haktan yana anlattılar, ortaya koydular daha sonra cevap için söz alan meclis başkanı Sayın Teberrüken Uluçay gerekçelerini sayarken son derece zayıf bir siyasi zihniyet içerisinde olduğunu aleni olarak belli eden oldu, neymiş meclis çatısı altında her parti ile istişare kurmuş, sadece UBP ile bu konuda iletişim kuramamışmış hiç böyle bir bahane olur mu?

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Meclisinin Pazartesi günü yapılan toplantısında, muhalefet mensubu milletvekilleri meclis içerisinden yapılan görevden almalar yeni atamaları ile ilgili şekil üzerindeki görüşlerini meclis kürsüsünden izahını, haktan yana anlattılar, ortaya koydular daha sonra cevap için söz alan meclis başkanı Sayın Teberrüken Uluçay gerekçelerini sayarken son derece zayıf bir siyasi zihniyet içerisinde olduğunu aleni olarak belli eden oldu, neymiş meclis çatısı altında her parti ile istişare kurmuş, sadece UBP ile bu konuda iletişim kuramamışmış hiç böyle bir bahane olur mu?
— Şurada oku www.starkibris.net/index.asp

Hüznün ve sevincin birleştiği zaman; bayram 

Bazen insan kendini eskiye hapsederken geleceğe dair hafızasında ne varsa bunları o eski defterlerinden çıkarıp bu güne de taşır… Bunun yapılmaması hali zaten normal olmaz. 


Kişi doğduğu andan itibaren yaşadığı çevrenin etkisini dış dünyası ile birleştirme, özümseme ve analizini yapabiliyorsa gelecekteki yerindeki hayatını düzenlemede etkin olabilmektedir. Hiç kimse anasının karnında ne olacağını, kısmetini, nasibini elbette bilmeden doğar ama doğduğu andan itibaren büyümeye başlar… Yaşar… Yaşadığı müddet öğrenir. Kabiliyet ile yetenekler bulaşıcı değil kişisinin meziyeti olur… Zorla da güzellik olmaz zaten… Hayatın fotoğrafı kişinin yaşadıklarının, hayallerinin, çerçevelenmiş tablosudur. Bu tablo her kişinin aynı zamanda herkesin de gördüğü özgeçmişi olmaktadır. Kişiler sözleri ile kabul gören, kendilerini toplum içinde çeşitli davranışları ile ifade edebildikleri müddet saygı görenlerdir… Saygı, saygı gösterilirse ehemmiyet kazanır, yoksa kişilerin birbirine çeşitli nedenlerle duyduğu hınç ve sadece eleştiri yapıyor sanarak, çeşitli vesilelerle ortaya koymuş oldukları davranışların şekli yazılı olsun, görsel olsun, yüz yüze olsun, sözlü olsun, yani ne şekilde olursa olsun, ne muhatap kişileri tarafından ne de toplum tarafından kabul görmez… 

Zaman öyle bir zaman ki hiç bir şeyi dert etmeden yaşama sarılma sanatını gösterebilenlerin var olduğu bir sahne. Bu sahnede rol alanların kapasitesi çok önemli… Hani derler ya kaale alırsan yarana tuz ekerler işte bunu yapmayacaksınız. Özgüven çok değerli buna sahip olmak ise ayrı bir özellik. Varlığınızı güvenle sürdürebilmek ise ayrı bir nitelik… Her meşgale size bu kuvveti verecektir. O halde müsterih olmanın yollarından hep birlikte geçeceğiz. 

Bayramlar için eskiden yaşanmışlıkların içinden geçip bu günlere gelirken her evde ayrı bir bayram hazırlığın olduğudur… Çarşıların fazlasıyla kalabalık olduğu bu günlerde en önemlisi alınan yeni giysilerin çocukların gözündeki sevinçtir… Aile büyüklerine yapılacak ziyaretler, gelen misafirler, ikramlar, bayram yemeği seçimi hepsi bayram günlerinin heyecanında var olandır… 

Böylesine bayram öncesi günlerde, insan yüreğinin görülmeyen, ancak hissedilen hüzünleri taşıdığı görülür… Dışa ifadesi mümkün olmayan mukadderat deyip geçemediğiniz yaşananlar vardır… Hasretler vardır… Ayrılıklar vardır… Allah kimsenin ocağını söndürmesin, hiç bir evladı anasız babasız bırakmasın desek de takdir-i ilahi ile var olan ancak teskin edilemeyen acılar vardır… 

Şeker Bayramı Arifesinde insan ne düşünür ne yazar… İçinde sevinci ve acıyı barındıran bir gün… Bu gün bütün aramızdan ayrılanların mekânların çiçek bahçesine döndüğü duaların dillerden eksik olmadığı ‘Arefe’… Biz geçmişi, hatırlamadan bu günü yaşamanın zor olduğuna inananlarız… Bu anılardaki heyecanı sevinci hüznü yüreğimizde hissedenleriz. Bu mübarek arefe gününden, Ramazan Bayramınızı en derin sevgi, saygı ile kutlarken, Allah hepimize ağız tadı verecektir. Yeter ki onun varlığında kendimizi aklayalım… Bayramlar ayrıca sohbetlerin koyulaştığı ziyaretlerin rengi ile süslenen zamanın insan yüreğindeki en bariz olduğu manevi hissiyattır. Daha nice bayramlar görmemiz dileğiyle… Nefes almanın şükründe ve duasındayız… Sığındığımız güç ise, Allah’a olan inancımızdır… 

Hüznün ve sevincin birleştiği zaman; bayram 

Bazen insan kendini eskiye hapsederken geleceğe dair hafızasında ne varsa bunları o eski defterlerinden çıkarıp bu güne de taşır… Bunun yapılmaması hali zaten normal olmaz. 


Kişi doğduğu andan itibaren yaşadığı çevrenin etkisini dış dünyası ile birleştirme, özümseme ve analizini yapabiliyorsa gelecekteki yerindeki hayatını düzenlemede etkin olabilmektedir. Hiç kimse anasının karnında ne olacağını, kısmetini, nasibini elbette bilmeden doğar ama doğduğu andan itibaren büyümeye başlar… Yaşar… Yaşadığı müddet öğrenir. Kabiliyet ile yetenekler bulaşıcı değil kişisinin meziyeti olur… Zorla da güzellik olmaz zaten… Hayatın fotoğrafı kişinin yaşadıklarının, hayallerinin, çerçevelenmiş tablosudur. Bu tablo her kişinin aynı zamanda herkesin de gördüğü özgeçmişi olmaktadır. Kişiler sözleri ile kabul gören, kendilerini toplum içinde çeşitli davranışları ile ifade edebildikleri müddet saygı görenlerdir… Saygı, saygı gösterilirse ehemmiyet kazanır, yoksa kişilerin birbirine çeşitli nedenlerle duyduğu hınç ve sadece eleştiri yapıyor sanarak, çeşitli vesilelerle ortaya koymuş oldukları davranışların şekli yazılı olsun, görsel olsun, yüz yüze olsun, sözlü olsun, yani ne şekilde olursa olsun, ne muhatap kişileri tarafından ne de toplum tarafından kabul görmez… 

Zaman öyle bir zaman ki hiç bir şeyi dert etmeden yaşama sarılma sanatını gösterebilenlerin var olduğu bir sahne. Bu sahnede rol alanların kapasitesi çok önemli… Hani derler ya kaale alırsan yarana tuz ekerler işte bunu yapmayacaksınız. Özgüven çok değerli buna sahip olmak ise ayrı bir özellik. Varlığınızı güvenle sürdürebilmek ise ayrı bir nitelik… Her meşgale size bu kuvveti verecektir. O halde müsterih olmanın yollarından hep birlikte geçeceğiz. 

Bayramlar için eskiden yaşanmışlıkların içinden geçip bu günlere gelirken her evde ayrı bir bayram hazırlığın olduğudur… Çarşıların fazlasıyla kalabalık olduğu bu günlerde en önemlisi alınan yeni giysilerin çocukların gözündeki sevinçtir… Aile büyüklerine yapılacak ziyaretler, gelen misafirler, ikramlar, bayram yemeği seçimi hepsi bayram günlerinin heyecanında var olandır… 

Böylesine bayram öncesi günlerde, insan yüreğinin görülmeyen, ancak hissedilen hüzünleri taşıdığı görülür… Dışa ifadesi mümkün olmayan mukadderat deyip geçemediğiniz yaşananlar vardır… Hasretler vardır… Ayrılıklar vardır… Allah kimsenin ocağını söndürmesin, hiç bir evladı anasız babasız bırakmasın desek de takdir-i ilahi ile var olan ancak teskin edilemeyen acılar vardır… 

Şeker Bayramı Arifesinde insan ne düşünür ne yazar… İçinde sevinci ve acıyı barındıran bir gün… Bu gün bütün aramızdan ayrılanların mekânların çiçek bahçesine döndüğü duaların dillerden eksik olmadığı ‘Arefe’… Biz geçmişi, hatırlamadan bu günü yaşamanın zor olduğuna inananlarız… Bu anılardaki heyecanı sevinci hüznü yüreğimizde hissedenleriz. Bu mübarek arefe gününden, Ramazan Bayramınızı en derin sevgi, saygı ile kutlarken, Allah hepimize ağız tadı verecektir. Yeter ki onun varlığında kendimizi aklayalım… Bayramlar ayrıca sohbetlerin koyulaştığı ziyaretlerin rengi ile süslenen zamanın insan yüreğindeki en bariz olduğu manevi hissiyattır. Daha nice bayramlar görmemiz dileğiyle… Nefes almanın şükründe ve duasındayız… Sığındığımız güç ise, Allah’a olan inancımızdır… 

Günahlarımız affola, Kadir gecemiz hayra vesile ola…

‘Nerede olursanız olun kalbinizin tesbihini yanınızda götürün. Yüce olan tek yaratıcıyı her an anın. Huzur bulun, huzurla kalın.’ Bu cümleyi okuduğum zaman bir an kullandığım tesbihlerin geçmişten bu güne nasıl geldiğini evlerimize nasıl girdiğini araştırmak istedim… 


Tesbih çekmek esasında Allah’ın adını zikretmekle insana huzur veren bir alışkanlık… Tesbih dendiği zaman bu konuda Leman Hanım yengemiz yani Dr. Selma Fehim’in annesinin elinden eksik etmediği tespihli anları aklıma gelir… Benim de tesbihim olsun isterim dediğim zaman bana bir tesbih hediye ettiği dönem elli yıl önceydi… Onun beyaz nurlu yüzünü başında taşıdığı duru beyaz kenarları oya işlemeli ve omuzları üzerine dökülen başörtüsü ile gözümüze çok hoş görünen profili ile hatırlayanım… Bana tesbihi çekerken neler söyleyeceğimi ifade ederken Dr. Selma ablam bak unutma İngilizce deniz ‘ SEA’ aklında kalan olsun dedi… Bir an ne demek istediğini anlamadım. Anlamadığımı şaşkın gözlerimden anlamış olacak ki hemen açıklaması geldi… Baş harflerini unutma ‘Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahüekber’ diyeceksin dedi… 33 er defa her biri olacak diye de ilave etmişti… 

Bilhassa geceleri elime aldığım tesbihte bu uygulamayı o günden sonra yerine getirenim… Çantamda ise tesbihim hep var olandır… İnsanlık tarihinde tesbih ibadet aracı olarak kullanılmadan önce yaşanılan dönemlerin koşullarına göre anlam verilmiş olduğu ise yazılanlar arasındadır… 

Tesbih kullanımı Hindistan’dan doğuya, oradan Ortadoğu’ya, en sonunda da Avrupa’ya yayılmış ve yayılım gösterdiği her coğrafyanın dinlerinde; duaları ve dualar arası bölümleri saymak amacıyla kullanılmış olduğu bilgileri vardır… Tesbihin bir sanat eseri olarak ilk defa Türkler tarafından kullanıldığı görülmektedir. İstanbul’un tesbihce en zengin zamanı 16. asrın sonlarına isabet ettiği anlaşılıyor. Tesbihlerin en güzelleri, Türkler tarafından bilhassa İstanbul’da yapılmıştır. Araplar ve İranlılar bununla pek meşgul olmamışlardır. Arabistan’da yapılan tesbihler ise estetikten uzak ve sadedirler. 

Türk – İslâm geleneğinde, tesbihlerin kullanımlarına göre değişik adlarla anıldığı da araştırmalarda mevcut… Arşivlerde tespih ile ilgili bilgilere ancak 16. yüzyılın sonlarına doğru rastlanmaktadır. Hz. Muhammed zamanında namaz ve dua sırasında hurma çekirdeği veya çakıl taşı kullanıldığı bazı hadislerden anlaşılmaktadır. 

İslam’da Peygamber’in namaz kılarken sünneti olan ‘Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahüekber’ kelimelerini 33’er defa tekrarlamanın hangi tarihte başlayıp, yayıldığı da bilinmiyor. Tespih çekmek, tespih tanelerini birer birer işaret parmağı ile başparmak arasından geçirmektir. Günümüz biliminin tespih çekme alışkanlığına bakış açısı biraz değişik. Bilim insanları, beynimizin, çalışma yaşamının güçlükleriyle, sorunlar, endişeler ve korkularla sürekli baskı altında tutulduğunu, bunun sonucunda sinir hücrelerinin aşırı yorulup yıprandığını ve beynimizi rahatlatmak, onu özgür bırakmak, dikkatimizi başka tarafa yöneltmek için tespih çekmenin çok etkili ve faydalı olduğunu söylüyorlar. Bütün bu yazılanları okuduktan sonra bu mübarek günde sizle paylaşmadan olmazdı… 
Esas olan eski yıllarda aileler kızların çeyiz sandığına, seccade, başörtüsü ve tesbih koymalarıdır… Kıbrıs kültüründe bu mutlaka var olan bir gelenekti… Mesela annem evimize gelen misafire namaz saati ise seccade ve içindekileri büyük bir itina ile verirdi… Bu gece ‘Kadir Gecesi’ bizler de, bilerek veya bilmeyerek yaptığımız bütün günahların affı için dua edeceğiz… Bugünün hürmetine ‘ Kadir geceniz mübarek olsun… ‘

Karagöz ve Hacivat’ın kültürümüzdeki yeri 

Ülkemizde zaman zaman özellikle çocuklar için oynatılan Karagöz ve Hacivat gölge oyunu eski yılların ramazan gecelerinin vazgeçilmez eğlenceleri arasındaydı… Bu eğlencenin yapıldığı mekanlarda satıcılar iftar sonrasına uygun yiyecekleri de satarak izleyicilere hizmet verenlerdi… ‘Yemiş’ dediğimiz bu yiyecekler arasında şekerli leblebiler, taze limonatalar, pamuk şekerleri var olanlardır. Lefkoşa Büyük Han içerisinde Karagöz ve Hacivat oyunlarının bir kültür olduğu unutulmadığı gerçeği ile zaman zaman çocuk izleyiciler için bu oyunun sergilendiğidir…Geçenlerde doğum günü hediyesi almak için uğradığım bir oyuncak mağazasında bu gölge oyununun paketlenmiş hali ile çocukların hayal dünyası için satılır olması hayli faydalı bir sunum olarak rafta karşıma çıkmış olması çocukların hayal dünyası için sevindiriciydi. Şimdilerde var mı bilmiyorum ancak olması gerektiği fikrindeyim… Nasıl Karagöz ve Hacivat puzzle olarak oyuncakçılarda bulunabiliyorsa, dünya klasik çocuk masalları çerçevesinde Pinokyo adı ile bilinen hikayenin perde oyunu satılıyorsa kendi kültürümüze ait oyuncakların satılması da önemlidir… Karagöz ve Hacivat’a gelince Kıbrıs’ın sosyal yaşamında etkileri olan bir gölge oyunu olduğunu tekrarlamak iyi olur… Nitekim Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinden Sayın Mehmet Ertuğ’un bu husustaki 1997 yılında Ankara’da Kültür Bakanlığı yayınları halk kültürleri araştırma ve geliştirme genel müdürlüğü yayınları seminer kongre bildirilerinde yer alan tebliğine bakmak kâfidir sanırım… Bu tebliğden alıntılar Kıbrıs Türk halkının bakış açısından gösterdiği hoşgörünün büyüklüğünde kendini ifade eden olmaktadır… Yine bu tebliğde oyunun sosyal yaşama olumlu ve olumsuz etkileri de Mehmet Ertuğ tarafından kaleme alınmıştır, şöyle ki; Olumlu etkisi olarak oyunun halkın hoşgörüsünü oldukça etkilediğini yazarken Kıbrıs halkının sorunları ne kadar büyük olursa olsun sonuçta kendi aralarında anlaşmaya vardıkları olduğu gibi Kıbrıs halkının hazır cevap özelliği ile Karagöz oyunununa uyum sağladığı yönündedir… Kıbrıs’ta radyo ve televizyonun olmadığı günlerinde özellikle köylerinde tekdüze yaşama getirdiği canlılık hareketlilik, küçük büyük herkesi etkilediği ayrıca oyunda köydeki veya bulundukları yöredeki çarpıklıkların ince bir mizah anlayışı ile oyunlara yansıtılmasının izleyenleri etkilediğini ve eğittiği düşüncesi de tebliğde yer almaktadır… Oyunda yapılan esprilerin beğenildiği, günlük yaşamda kullanılır olduğu da belirtilmektedir. Bu gün için bu gölge oyunu kültürümüzdeki yerini muhafaza etmektedir. Karagöz ile Hacivat yaşayan kişiler oldular mı? Bu hususta yazılanlar çok, rivayetlerden birisi ise şudur. Bir rivayete göre Hacı İvaz Ağa veya halka mal kalan adıyla Hacivat ve Trakya’da yer alan Samakol köyünden demirci ustası Karagöz, Orhan Gazi devrinde Bursa’da yaşamış cami yapımında çalışan 2 işçidirler. Kendileri çalışmadıkları buna benzer başka işçilerin de çalışmasını engellemektedirler. Orhan Gazi’nin, ‘ Cami zamanında bitmezse kelleni alırım ‘ dediği cami mimarının caminin zamanında bitmemesine sebep Karagöz ve Hacivat’ı şikayet etmesi üzerine, bu ikili başları kesilerek idam edilir. Karagöz ve Hacivat’ı birçok seven ve ölümlerine çok üzülen bir Şeyh Kürşedi, ölümlerinin sonrasında kuklalarını yaparak perde arkasından oynatmaya başlar. Bu sayede Hacivat ve Karagöz tanınır… Ne diyebiliriz… Rivayet budur… Bildiğimiz tek şey filmlerde olsun, normal yaşamda olsun bu ikilinin oyunları ile halkın hoşgörüsünde önemli yer tuttuğudur… Hayal(baz) oyunları ile yaşamda yer alınmışsa diyecek bir şey olmadığıdır. Geçmişten geleceğe süregelen hayatta Karagöz ve Hacivat tiplemeleri ile hayat bulan birçok oyuna tanıklık etmek, oyunları izlemek, çocuklarımıza tanıtmak ve bilhassa Yiğitler eski adı ile Arçoz köyünden öğretmen Sayın Mehmet Ertuğ’un “Kıbrıs Türk Karagöz Oyunları” adlı kitabının okunması yanında Büyük Handa Karagöz Gösteri Merkezi’nin ziyaret edilmesidir… Çoğumuzun sinirlendiği zaman ‘Karagözlük’ yapma denilmesinin hikmeti bu gibi sanatsal yerlerin görülmesi ile daha iyi anlaşılır olacağına ait düşünme tarzım ise her zaman baki olacaktır… 

Adamına göre 

İnsanın hangi yaşta olursa olsun bilmediğini öğrendiği bir yaş vardır. Süt Kurumunda çalıştığım yıllarda tanıştığım ve çok sevdiğim bir ailede Şimşek ailesidir. Genco Şimşek Değirmenlik köyünde ikamet eden konuşmaları ile insanı düşünmeye zorlayan bir kişi… 

Torunu ile beni ziyaretlerinde çok eski yıllara gittik. Hatta ben unuttum o unutmamış süt nakliyecisi ile hanımının süt tartısındaki tartışmasındaki çözüm şeklimi bana anımsattı ve hatırladım, hatırlanır olması ile de dünyalar benim oldu… 
Hanımı, hala daha, kovayı ölçüp kırmızı çizgiyi lenger üzerinde ölçülebilir halde taşıyıcıya verdiğimi anlatıp memnuniyetini dile getiriyor diye anlatıyor… 
Bir kova süt dahi kurumumuzca toplandığı, üreticiye maddi katkı sağlanan yıllardı. Genco Şimşek fıkralar ile de günümüz olaylarını eşleştiren bir kişi… Bir saatlik ziyaretlerinde Kayseri’nin İncili Çavuş’undan bahsetti bir kaç olayı anlattıktan sonra bak araştır oku diye de tembih etti… 
İtiraf etmem gerekir ki ilk defa duyduğum bu isim için hemen yanında araştırdım, baktım evet o diye de tasdik aldım … 
Bir an düşündüm daha okumadığımız, niceleri var diye de sohbet ettik… 
İncili Çavuş, Türk sinemasında da konu olarak işlenmiş Yönetmenliğini Semih Evin’in yaptığı 1951 tarihli filmde İncili, müzikal bir komedi içerisinde, İsmail Hakkı Dümbüllü tarafından 1968 yılında yönetmenliğini Nişan Hançer’in yaptığı filmdeyse Saadettin Erbil tarafından canlandırılmış olmasına rağmen bizlerin bilmediği, öğrenmediğimiz ancak önemli bir şahsiyet… 
Meğer ,İncili Çavuş’un hatırasını yaşatmak amacıyla, Kayseri’nin Tomarza ilçesinin İncili Köyü’nde 1993 yılından beri her yıl hemşehrileri tarafından kültür sanat festivali düzenlenmekte, Tomarzalılar, İncili Çavuş’a duydukları sevgi nedeniyle doğduğu köy olan Travşın’ın adını İncili olarak değiştirmişler… 
Bu şenliğin bir amacı da İncili Çavuş’u tüm dünyaya tanıtmak olmuş… Okuduğum bu anlatımdan sonra kararım artık İncili Çavuş hakkında beğendiğiklerimi siz okuyucular ile de paylaşmak olsun dedim… 
Bu arada İncili Çavuşun Osmanlı padişahlarından 1. Ahmet veya IV. Murat zamanında 1630’dan sonra yaşadığını (Esas adı Mustafa olduğu ,Sivas’ lı yahut Diyarbakırlı olduğu söylenir.) Her tahta geçen padişahın bu kişiden vazgeçemediği sarayda nükteli ve manidar sözleriyle tanınan, gözünü budaktan sözünü dudaktan esirgemeyen bir saraylı olarak bilinir. İncili lakabını ona I. Ahmet veya IV. Murat’ın, başına giydiği incili külahından dolayı taktığı rivayet edilir… Sayın Genco Şimşek, okuduklarını mutlaka yaz diyerek tembih bıraktı… 
Daha sonra ona bahçedeki meyve ağaçlarındaki meyvelerden de topladık… Torununa ise ,-Mehmet sen de bir meyveyi dalından kopar ki yemin etsen başın ağrımasın dedim… 
Günün gülüşü bu oldu … 
-Adamına Göre- İncili Çavuş bir zamanlar Osmanlı elçisi olarak Fransa’ya da gönderilmiş. İncili’nin kara kuru kılığına bakarak küçümseyen Fransa kralı demiş ki: – Bana senden başka gönderecek adam bulamamışlar mı? – Osmanlılar, adama göre adam gönderirler. Beni de sana göndermelerinin sebebi bu olsa gerek! Diye İncili çavuş cevabı hemen vermiş… 
Yirmi yıl kadar önce gördüğüm bizzat o yıllarda defalarca görüştüğüm kişileri dün gibi hatırlamanın önemindeyim … 
İyi ki geldiler… 
İyi ki yeniden bir araya geldik ve konuştuk… 

Hayırlara vesile… Ramazan 

Ramazan ayı başlar başlamaz sonunda bayram olması birçok hazırlığı bünyesinde taşır… Bu mübarek ay için iyi ki on iki ayın sultanı demişler… Masraflı aydır bunu bilmek gerek. Rutinde harcanan aylık giderin daha fazlası bu ayda harcanan olduğu için eski insanların dediği gibi, kenarda köşede biriktirilen, tasarruflar bu ayda harcamalara yardımcı olur. Sofralarda çeşitli yemeklerin bulunması her zaman pişirilen yemeklerden fazladır. Ramazan tatlıları arasında baklava revaçta olduğu kadar her gece için ayrı bir tatlı sofraya konandır… Ekmek Kadayıfı yapıldığı gibi üzeri kırmızı nar taneleri ile dolu sütle yapılmış güllaç tatlısı da Ramazan ayının vazgeçilmez tadıdır… Bu ay içerisinde sivil toplum örgütleri, siyasi partilerin kadın kolları iftar geceleri düzenlemektedir. Birlik ve beraberliğin dayanışmanın pekiştiği böyle etkinliklerde toplanan gelir ihtiyaçlı kişilere kurumları vasıtası ile dağıtılmaktadır… Ramazan boyunca tutulan orucun bitim tarihi bu yıl süresini 24 Haziran Arife günü akşamı açılan oruçla dolduruyor ve hemen ertesi gün Bayram sürecine giriyoruz. Pazar, Pazartesi ve Salı günleri 3 gün süresince Şeker Bayramı kutlanacak… Çalışan kesim özellikle memurlar bayramların tatil günleri ile çakışmasından pek memnuniyet getirmezler, ancak bu yıl takvimlerde bayram tatillerinde özelikle, kurban bayramında, iki gün hafta sonu tatili ile buluşmuştur. Ramazan ayı içerisinde zekât ve fitrenin önemi büyük olduğu kadar anlamları da önem arz ettiği gibi kimlere verileceği de merak konusu olmaktadır. Çoğu sivil toplum kuruluşları makbuz karşılığında bu verilecek meblağlara hizmet verdikleri kesime yardım amaçlı talip olmaktadırlar. Yapılacak yardımların örneğin Kızılay Derneğine olması hali mutlaka Ramazan çadırlarındaki iftar sofralarına yansıyacak özellikle çok sayıda oruç tutan ancak mutfaklarında her gece sıcak yemek yapmak zorluğunda olup da yapamayacak olanların duası yardımseverlere sevap olarak yansıyacaktır… Küçüktük, büyüdük bu yaşa geldik annemizden öğrendiğimiz üzere aile fertlerinin her biri adına, ihtiyacı olduğunu, bildiklerimize fitre vermekteyiz. Bu miktarın asgari tutarı ise Diyanet İşleri tarafından her yıl açıklanandır. Bu yıl Türkiye’de açıklanan tutar 2017 için 16 TL ilken KKTC bu tutar 20 TL olarak açıklanmıştır. Fitre İslam alemi için yardımlaşmayı sağlayan ibadet gibi addedilmektedir. Orucun kabulüne, ölüm anının sıkıntılarından ve kabir azabından kurtuluşa vesile olarak verildiği açıklamalardan anlaşılmaktadır. Fitre Ramazan ayı sonuna yetişen, zekât vermekle yükümlü her Müslümanın Bayram namazı öncesi verilmesi uygun görülen bir sadaka olduğu öğrendiklerimiz arasındadır. Annem bu süre içerisinde ve hitamında yaptığı bu yardımları aleni yapmakta ve verdiği kişinin bunu aldım kabul ettim demesini de bekliyordu. Küçüklüğümüzde tuhafımıza giden bu durumun öyle gerektiğini çok sonralar anladık. Zekâtın aşikar verilmesinin diğer yardım yapacaklara örnek olup faziletli bir davranış olduğunu öğrendik. Zaman iyilik ve yardımlaşma zamanıdır… Her evin bacasından tüten ocak kokusunda elbette bütün duygular vardır. Bu duygularda merhamet ise esas olmalıdır. Nasıl ki mübarek, bolluk, bereket ve verimliliğin ortak anlamı ise Allah hepimize ağız tadı verecektir. Yeter ki onun varlığında kendimizi aklayalım…