Tag: Rauf Raif Denktaş

Boyun bağı

Ülkemizde genellikle seçim zamanları kişilerin özellikle erkeklerin giyim tarzlarında bir değişiklik oldu mu ve onlar takım koyu renk örneğin lacivert veya siyah elbise ile etrafta kat kravat dolaşıyorlarsa hemen çevreden bir ses yükselir.! Hadi hayırlısı sırada adaylık mı var , takımları giymişsin şakaları başlar… 

Tabi bu şakaların başlamış olması, o kişilerin illaki aday olacağı anlamını taşımaz…Ve fakat, ada halkının sadece siyasetle iç içe olmasını ve siyasi içerikli ne varsa konuşmasını, sevdiklerini gösterir… 
Renklerin yaşamımızda otorite kurar gibi bir etkisi olduğu inkar edilecek bir husus değildir… 
Kadın olsun erkek olsun giyim dahil, kişilerin kiraladıkları veya yaptıracakları evlerin dahi renklerinde renk seçenekleri, odalardan, duvarlardan başlar… 
Çalışma ortamında da personelin çalışma gücünü motive edici renklerin dinlendirici etkisinden yararlanmak modern iş dünyasının ,işverenlerin kullandığı ayrıcalıklı bir yöntemdir… 
İşyerinde yönetici konumunda olan veya politikacılar her daim güveni temsil eden beyaz gömlek giymeyi tercih ederler, bu bakımlı olmanın yanında bilhassa temizliği temsil eder… 
Beyaz gömlek üzerine boyuna takılan kravat karizmatik duruşa ve rengi ile ayrı bir şeklin simgesidir… 
Seçilen kravat rengi ise genelde kırmızının tonlarıdır… 
Dünya siyasetindeki hemen hemen büyük çoğunluğun tercihinde bu renk vardır… 
İşte kravatı taşıyan kişinin yüzüne yansıyan vurgu tamamen renklerin dili ile özdeşleşmektedir… 
Koyu renk takım beyaz gömlek üzerine ağırlıklı kırmızı renk ise tutku, güç ve cesaret göstergesi olmaktadır… 
Genellikle liderlerin tercihleridir… 
Güven vermek isteyen siyasetçinin rengi mavi olsa da diğer renkteki kravatlarında, bir renk dili vardır ve bu imajın taçlandırılması gibidir… 
Mesela Beyaz kravat: İstikrarı ve devamlılığı simgeler. Dikkat çekmek isteyenlerin tercih ettiğidir… 
Adamız küçük, ve kravat kullanımında kişilerin göz önünde olduklarına göre isimler sizlere çağrışım yapar gibi sessizce isimleri telaffuz ettiğinizi de duyar gibiyim… 
Öncelikle KKTC 50 milletvekilimiz var ve meclis toplantılarında televizyondan onları izleyenleriz, gündemi takip ederken kıyafetlere de bakmıyoruz diyenlerimiz çok azdır… 
Belki de bu konu nereden çıktı diyenleriniz olabilir, gündemde bunca sorun varken diye düşünebilirsiniz ama böylesine bir hakikatin varlığının da siyasette ve normal hayatta renklerler, iş hayatındaki önemli yerini muhafaza ettiği gerçeğini değiştirmez…Sarı kravat mı seçtiniz, sarı kravat direkt yüze yansır, kullanımı zor bir renktir. Ancak takan kişiye yakışandır… 
İlgi görme ve beğenilme isteğinin ifadesi olduğu için, pembe renk kravatta önerilmiyor ama yeşil kravat ise ilgi uyandırmak için birebir deniliyor… 
Enteresan olan ise yabancı bir gazetede yayımlanan habere göre, mor kravat ‘kibir ve gösterişe’ delalet sayıldığı yazıyor. Hakkında bu kadar bilgi verilen kravatı Türkiye’de ilk kim taktı derseniz Osmanlı Padişahı Sultan Abdülmecit olduğu söylenir… 
İlk kravatı Hırvatlar kullanmış, sonrasında bu geleneği Fransızlar devam ettirmiştir… Hatırlayacağınız gibi kravat konusunda Kim 500 milyar ister yarışma programında 250 milyarlık soru Kravat ile ilgiliydi… 
Yarışmacı Fransızlar dediği için elenmişti… Hepsi bir yana geldik mi Kahverengi kravata bu renk ise sadakatli insanların rengidir… 
Siyaha gelince modern ve seçkin duran bir seçimdir… 
Desenli ve çizgili kravatlar da boyun bağı olarak kişilerin kıyafetlerinde, takım elbise rengi ,gömlek rengi ve kişinin tipine göre aldığı görsellikte kişiyi temsil edendir… 
Bütün bu görsellik ise genelde siyasilerin seçmenine ve halka duyduğu saygıdır… 
Kravat konusunda ne çok bilgi varmış önemsiz deyip geçiştirmekle olmuyor… 
Boyun bağı denilen şey oldukça önemlidir… İncelemekte yarar var… 

Advertisements

Mutfak Aşkı Ve Erkekler..

Erkekler, profesyonel aşçılar hariç aile ortamında mutfağa girer mi? Diye bir kuşkuya kapılmayın. Mutlaka girenler vardır. Ayrıca mutfağa ateşin önüne geçen erkeğin ayrı bir keyfi ayrı bir farkındalık yarattığı barizdir. Mesela babam hani derler ya babaları kız çocuklarına örnek ilk erkeklerdir aynen öyle. Limasol’da sokak lambaları sönmeden eve gidilmez diyen. Gezmeyi çok seven annemin arkadaşları ile beraber genellikle Taksim Denizinde kahve içip sohbet ile vakit geçirdikleri zamanlarda babam, düdüklü tencerede dönüşte yememiz için. Vitamin deposu maydanoz, kereviz, soğan, havuç, domates, patates, et karışımı çorba kıvamında bir yemek yapardı ki tadı müthiş. Burada erkek ahçıdır. Aşçıdan farkı evdeki malzemeye göre yemek yapandır. Belki de ah çekendir. Halbuki aşçı özenle malzemeyi seçen ve yemeği yapandır. İkinci mutfakta gördüğüm kişi Liderimiz Rauf Raif Denktaş, Lefkoşa’da Saray dedikleri ikametgah mutfağında sakatat ile yumurta kızarttığını ve üzerine limon sıkın hadi yiyin ben yaptım deyişi hala daha kızartma yaptığımız zaman anılarımızda. Yemek yapmak beni dinlendiriyor diyordu Liderimiz. Sofrasında ise her daim olanlar vardı. Sofrasının değişmez isimleri ise Dr. Mahirel ve eşi idi. anımsadıklarım bahçede yenilen yemekler. Siyasilerin özellikle erkeklerin zaman zaman mutfakta yemek pişirme halleri de sosyal medyaya yansıyan, üstelik bu gibi paylaşımları, ülke halkının hoş gördükleri, beğendikleri de ayrı bir gerçektir. Akdeniz köyümüzde her yıl Ayrelli bitkisi adına yapılan festivalden aldığı ayrellileri mutfağa girip pişiren Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’yı da mutfak çerçevesinde görenleriz. 

Erkeklerde mutfak alışkanlığı ayrı bir tiryakiliktir. Özel bey eşim de mutfak müdavimlerinden idi. Yemek yapmakta, çocuklarına bu yaptığı yemekleri yedirmekte son derece keyif alan birisi idi. Oğullarımda bu alışkanlık sadece bahçede mangal veya kışın şöminede hellim, zeytin, pastırma, pide, kestane kebap gibi pişirimler… Yemek hazırlamak için mutfak evin en güzel yeridir. Bazen erkekleri bu mutfakta molehiya ayıklarken gördüğünüz gibi bezelye enginar ayıkladıklarını, gömeç ayrelli yumurta otu gibi bitkiler ile de ilgilendiklerini bilenleriz, görenleriz. Mutfaktaki ateş üzerinde tencere içinde kaynayan suya konan malzeme bir tarafa. Tencere içine katılan eğer sevgi, hoşgörü ise yemek yapımı ayrı bir sevdadır. Bizler islimde yemek pişirildiğini görenleriz. Şimdiki gaz ocakları ise ayrı teferruatlı görselliği olan cihazlar. Zamanımız erkekleri mutfağı seviyor. Yalnız yaşayan öğrenciler var. Evini genç yaşta ailesinden ayrı yere taşıyan erkekler yok değil. Bu sınıftaki erkekler ise kız arkadaşlarını eve çağırdıklarında onlara mükellef olmasa bile bir makarna çeşidi yapıp yeteneklerini göstermeye çalışırlar. Bu gibi davetler sadece film sahnelerinde olmaz. Mutfakta olsun bahçede olsun işe yarayan pişirme araçlarının tarihsel geçmişine bakacak olursak Leonardo da Vinci ateşin üzerine yerleştirilen otomatik dönmesini sağlayan sistemi icat ettiğini yeni öğrendim. Tabi sanayileşme döneminde bir çok ocağın yine erkekler tarafından tasarlandığı ayrı bir gerçektir. Sonuçta her erkeğin annesi oğlunun eski yıllarda mutfağa girmesini hoş karşılamasa da. Günümüz dünyasında evlilikte olsun, yalnızlıkta olsun mutfak, yaşam için hem erkeğin hem kadının vazgeçilmez mekanlarıdır. Hele mutfakta birbirlerine yardımla, pişen yemekte, erkeğin de tuzu olursa bu konu daha da özellikli olandır. Diğer ayrı bir gerçek ise sözde yemek yapmak kadın işi, ama dünyanın en iyi aşçıları da erkeklerdir gerçeği vardır. Bu algının oluşması da turizm sektöründe yer alan otellerdeki baş aşçılardır. Bu günlerde ülkemiz dahil birçok üniversite de mutfak için profesyonel eleman yetiştirilmesine olanak veren gastronomi bölümleri açılmıştır. İnsanların varlığı hüküm sürdükçe her olumlu yolun mideden geçtiği ise ayrı bir hadise… 

Tarihe Tanıklık.. 

http://www.starkibris.net/index.asp?haberID=246626

KKTC olgusu bizi yok edilmekten kurtarmıştır. Bunun bilincinde olalım. Her Türk çocuğu KKTC olgusuna gelinceye kadar verilmiş olan ulusal mücadeleyi en iyi şekilde öğrenmelidir. Geleceğe sahip çıkacaksak geçmişi unutmamalıyız, unutturmamalıyız. 1960 Antlaşmalarını çöp sepetine atanların Kıbrıs’ın tümüne sahip çıkmak olduğunu daima hatırlamalı yeni antlaşmaların da çöp sepetine atılabileceğinin bilinci içinde kendi ulusal değerlerimize KKTC ‘ne ve Anavatana dört elle sarılmalıyız. Rauf Raif Denktaş… 

Ben ve kardeşimin Sayın Denktaş’a hitabımız Rauf amca eşi Aydın Denktaş’a ise Aydın Teyze olmuştur. 1963 Kıbrıs Hadiselerine müteakip Lefkoşa’daki evimizin mücahitlerin Rum sınırına bahçeden geçiş yapmak üzere üs olarak kullanımı ile evde çocuk olmasının emniyetli olmayacağı nedeni ile İstanbul’da yatılı okula Özel Işık Lisesine gönderildik. İstanbul’da Tıp Tahsili yapan kardeşim Niyazi Özdemir ise üniversite talebeleri ile Erenköy’e çıkartma yapanlar arasındaydı.. 1964 yılında Sayın Denktaş İngiltere dönüşü Ankara’ya geldi. Makarios’un Kıbrıs’a girişi Türklere kısıtlı ve adaya giriş yasaktı. Özellikle yasaklı kapsamında olan Denktaş’ın Ankara’da mecburi sürgün hayatı böylelikle başlamış oldu. İşte bu dönemde Türkiye’de bulunan her Kıbrıslı Türk’le Denktaş ailesinin irtibatı ve onlara yardımları oldu. Bu dönemi içeren yaz tatillerinde Kıbrıs’a dönemeyen bizi Ankara Küçük Esat semtindeki apartman dairesi olan evlerinde misafir ettiler, çocuklarından ayrı tutmadılar. Unutamadığım 13-14 yaşımın anıları arasında onların ailece Kıbrıs tarihini.. Türkiye nezdinde dile getirişlerindeki coşkuda gördüm. Elbette birçok anım bu yıllar için vardır. Unutamadıklarım arasında Kıbrıs’ta Büyükelçilik yapan ‘Mazhar Özkol’ onları evlerine davet ettiği zamanlarda bizleri de o toplantılara çocukları ile beraber götürdükleridir. Büyükelçinin kızı Nur Özkol ile Lefkoşa’da okul arkadaşlığım vardır. 
Diğer bir anım ise Türkiye’de Anamur’da Kıbrıs Türklerinin Moral ve Motivasyonunu artırmak amacı ile Kıbrıs’ın Sesi Radyosunun Mücahitin Sesi diye nitelendirilen radyo istasyonunu yerinde görmek için Rauf Denktaş’ın kendi kullandığı küçük WW açık mavi kaplumbağa aracın arka koltuğuna Raif, Serdar, Ender, Değer, ben ve kardeşim Kandemir’in Ankara-Anamur yolculuğu vardır.. Anamur’da bizi evinde misafir eden Radyo kuruluşunda görev alanlardan birisi olan Mustafa Adiloğlu’nun evinde pişen mulihiya yemeğinin hep birlikte yendiği çocukluk anılarım arasındadır.. Daha sonraki yıllarda da Denktaş ailesi ile ailevi beraberliğimizi Kıbrıs’ta sürdürdük.. Anılar.. Anılar.. Hiçbiri unutulmayan yaşanmışlıklar.. 
Liderimiz Kurucu Cumhurbaşkanımız Rauf Raif Denktaş ‘ı Lefkoşa’daki Cumhurbaşkanlığı Sarayında 1988 yılında ziyaret edip Ulusal Birlik Partisinin 3 Nisan 1988 tarihinde gerçekleşecek 7. Olağan kurultayında dağıtımı yapılacak dergide yayınlanması için tarihe bir not düşermişsiniz ,yazar mısınız başkanım dediğim zaman hiç tereddütsüz el yazısı ile yazdıkları aynen dergide yer almıştır. İleriyi gören kendisini Kıbrıs davasına adayan bu çok değerli devlet büyüğümüzün aradan bunca yıl geçmiş olmasına rağmen Kıbrıs Müzakerelerinin geldiği safhada halen, değişen bir şeklin olmadığı gerçeği halkımızın gözü önünde cereyan etmektedir. Rumların içlerinde, yaşattıkları hırs, nefret, 67 yıl aradan sonra, Enosis’in okullarda kutlanması, ırkçı kararları ile ruhlarındaki hayali gözler önüne serdi.. Türkleri azınlık göstererek, küçümser nitelikte açıklamalar yaptıkları hepimizin kulaklarında çınlarken hala daha bazı kesimlerin Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı’ya koşulsuz masaya otur deyişleri Abesle İştigalden başka bir şey değildir. Bütün olaylar, geçmişten, geleceğe, gözümüzün önünde dramatik bir şekilde meydana gelmektedir. 
Dışişleri Bakanı Sayın Tahsin Ertuğruloğlu’nun Ada tv de Sayın Cüneyt Oruç ile Editörün köşesinde yaptığı söyleşide ifade ettiği ‘Artık Güney Kıbrıs’la müzakere etmenin anlamı kalmadı’ deyişi ve açılımı son derece önemlidir. Doğrudur çözüm dilenciliği yapmaya hiç gerek yoktur.. 
Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş’ın dediği gibi yeni anlaşmaların çöp sepetine her daim atabilecek zihniyeti geçmişten bu güne unutmamalıyız.