Tag: Recep Tayyip Erdoğan

Sağlıklı günlere umudumuz vardır

Sağlıklı günlere umudumuz vardır

Yeni yıl girdi. Yılın 4. ayından gün alıyoruz. İlk üç ayda başımıza gelmedik kalmadı. Geçen yılın olumsuzlukları bir tarafa döviz ekonomik krizini atlatmadan salgın hastalık deyip ilanatı, Dünya Sağlık Örgütünce ”pandemi” olarak tarihe not düşülen ”Corona Virüsü” denen illetle karşılaştık. Dünyada sinsice yayılan sessiz ama şiddetli bir savaşa tanık oluyoruz. Ölüm rakamlarını aklımızda tutamaz olduk. Virüs bir eve girdimi çıkmak bilmiyor. Bulaş durumu ile tehdit oluşturuyor. O nedenle dikkatli davranmak ve hükümet kararlarına uymak zorundayız. Kendimizi olduğu kadar çevremizi de düşünmeliyiz. Corona virüsü salgını,dünyada zirvedeki yerini gündem maddesi olarak muhafaza ediyor. Aşı bulma çalışmaları sürdürülüyor. Cephe geniş, mücadele edecek cephane yetersiz vaziyettedir. Tek siper bu durumda Ev oluyor! Ev oluyor, ama ülkemiz demografik yapısı içinde nohut oda bakla sofa denilen ve sağlığa müsait olmayan yerlerde sıkışıp kalmış ve sosyal mesafe denen kuralın geçerliliği olmayan evlerimiz ve bu evlerde bulunan insanlarımız her ne hal ise unutuluyor. Kaçak iş gücü olduğu ilgili hükümet mensuplarınca ifade ediliyor. Hatta geçenlerde KKTC’de 2003 yılından beri tam 17 yıldır ülkemizde izinsiz kalan bir kişinin sokakta yakalandığı haberlerde var olandır. Dile kolay tam 17 sene! Peki bunun suçu kimde ? demek ki şimdi tam zamanıdır. Bu kişilerin ülkede kalışları ki! çoğunun ülkelerine geri döndüğü ifade ediliyor, kalanların vatandaş yapılmasıdır.Bilhassa bu dönemde çalışma izni ile kalanların ama izinlerinin de bittiğini bildiğimiz kişilerin sorunlarına çare üretilebilmelidir. Ümidimiz ve umudumuz Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından görevlendirilen Kıbrıs işlerinden sorumlu Sayın Fuat Oktay’ın bu gibi konulara ilgi gösterecekleridir. Gerekli maddi ve manevi yardımı Sayın Başbakan Ersin Tatar’a gönderecekleridir. Demeki illegal oturumların, legal hale dönüşmesi ve bu gibi kişilerin bir şekilde saklantılı hallerine şeffaflık getirilmeli ve salgının önlenmesi açısından bu kişilere özgürce ben de de hastalığın belirtileri vardır diyebilmelerinin sağlanmasıdır. Bunun çözümü ise bunca yıl ülkemize bir şekilde hizmet verenlere belkide vatandaşlık verilmesi ile mümkün olacaktır. Bu noktadan sonra ulaşım yollarının açılmasına müteakip ise ülkeye iş gücünün giriş ve çıkışlarının denetiminde yeni bir düzenleme yapılmasıdır.Acil olan hastalıkta ve sağlıkta iş birliği yapılan bu çalışanlarımıza sahip çıkılmasıdır. Ne zaman biteceği meçhul bir salgında sanki yaşarken ölmüşüz gibi bir tavır içine girmeden yaşama tutunmayı ve nefesin gücünü üzerimizde hissetmeliyiz. İyikilerimiz arasında iletişim çağında ve teknolojiyi az,çok kullanabilmek de vardır. Ev hapsinde olabilir ama dünyanın öbür ucundaki akraba olsun arkadaş olsun onlarla görüşebilmenin morali ne kadar etkilediğini görüyor ve rehabilitasyon nitelikli olumlu etkilerinden faydalanmakta olduğumuzun farkındayız. On-line eğitimin üniversite ve orta eğitimde kullanıldığını görüyor, hiç yoktan iyidir diyoruz. Çok gerekmedikçe sokağa çıkılmaması açısından ülkemizde E-Doktor uygulaması ile canlı bağlantılı doktor hasta ilişkisindeki konuşmalara fırsat veren ve ücretsiz olarak başlatılan yöntem kullanan doktorlarımıza özellikle teşekkürümüz vardır. Önerimdir kadın erkek sabah ilk iş hijyeni ev ortamında sağlamak,sonra dolabınızdaki hani derler ya yabanlık giysilerinizi ev içinde de olsa giymeniz kuaföre/berbere gidip düzene koyamadığınız saçlarınıza bir şekilde şekil vermenizdir. Mümkün olduğu kadar kendinize özenle dikkat etmeniz ve belkide hayatınızda yürüyüşten başka hiç olmamış hareketler ile tanışmanızdır. Spor için sokaklara çıkmayacağınız zamanda televizyon kanallarında önerilen vücut hareketlerini en az 15 dakika uygulamanızdır. Olağan dışı bir durumdayız ve salgının pençesinden kurtulmak elimizdedir. Corona virüs hastalarını hasta haklarıdır diyerek sağlık bakanlığınca açıklanmıyorsa bu virüsü kapan kişi veya kişilerin ailesi bunu ülke sağlığı ve bulaş insanları bulabilmek adına kendileri test sonucunu açıklamasıdır ki o kişi ile irtibatı olanlar da test yapsın ve izolasyon sağlansın. Depresyon ve melankolinin olmadığı günleri yaşamak ve başarmak elimizdedir.Sağlıklı günlere umudumuz vardır…

Bahar kalkanı

Bahar kalkanı

Her Yaşın kendine özgü kuralları, görevleri, erdemleri vardır.’ diyenleri unutmadan,yeni bir yaşın heyecanı içerisinde,kendi doğum günümün, anlam ve öneminde dünün 1 Mart tarihinde doğanların doğum gününü kutlarken, nice yıllara,sevgiyle diyorum. Geçip giden bir ömür ve bu ömürde gördüklerimiz, dinlediklerimiz ve görünülür bir yaşam. Rutinde değişen bir şey yok, yakın çevre derken genişleyen çevre ve ömür kitabınızda değer verdikleriniz ve değer kattıklarınız. Yaşamın gerçeklerinde ailenin önemi ve size kattıkları sizin için vazgeçilmez olanlar nihayetinde bir doğum günü nasıl olsa her yıl ayni tarihte kimliğinizdeki tarihte ve yerde doğduğunuzun tescili! Ve sonrası; Anneniz, babanız,kardeşleriniz, eşiniz, çocuklarınız ve torunlarınız ile kendinize ait kocaman bir dünyanız olur. Kendinize ait dünyanızda kurduğunuz dostluklar ve karşılıklı sevgi ve saygı hepsi bir bütünün parçaları gibidir. İnsan her yaş alışında geriye dönüp baktığı zaman dünya hali dünya deyip neler yaşamış olduğunun yani bir ömre sığdırdıklarının muhasebesini ve murakabesini yapıyor. Ocak 2020 tarihinin hem geriye hem ilerisine baktığımız zaman yılın olumsuz nice gelişmelerinin devam ettiğini görüyoruz.Sanki olumsuzluğun çizilen kara bir tablosunu seyreder gibi 2020 ‘nin 3.ayını bulduk. Astrologlara inanmak istemesek bile yıl için koydukları teşhis ilginç olduğu kadar korkunç çağrışımların beyanı gibi olduğunu okuyoruz. “Astrologlar, bu yılın tutulma ve geri hareketlerin yılına girdiğimizi söylüyor kehanetinde bulunması enteresan olduğu kadar da korkunç iddialar oluyor. Astrologlar kendilerine göre bir de gökyüzü haritası çıkarmışlar ve hatta tarih aralıklarında burçlara göre tahminler yürütmüşler. Onların açıklamalarına göre detayları okuduğumuz zaman işin vehameti ortaya çıkıyor. Bunu geçtik inanmıyoruz dedik lakin gerçeklerde yaşananlar bir nevi ifadelendirilenleri doğrular nitelikte oluyor. Yakın çevremize baktığımız zaman Akdeniz’in suları kaynıyor, Türkiye’deki deprem silsilesi devam ediyor. Malatya depremi ile meydana gelen afetin yaraları sarılmaya çalışılıyor. Sabiha Gökçen Hava alanındaki uçağın pisten çıkışı, üçe bölünmesi hayatını kaybedenler hepsi hafızalarda yerini aldı. Geçmiş yılların domuz gribi, kuş gribi denen ve yaygın bulaşıcı olma durumu geçmeden dünya Corona denen öldürücü salgından etkilenmekte ve gün geçtikçe dünya nüfusunu tehdit eden hastalık yayılmaktadır. Lanetli diyebileceğimiz virüs bir fırtına şekilde ülkeden ülkeye geçmeye fırsat arıyor. İnsanlar tedirgin dünya korku içinde ve yaşamdaki rutin içinde sağlıkta çareler üretilmeye çalışılıyor. Bir bakmışsınız ki Lefkoşa Burhan Nalbantoğlu Hastanesinde yangın çıktı haberleri ve çıkan kriz, doktorlarımızın yoğun çabası var. Yaşadıklarımız içinde vatan konusu mevzubahis olunca en önemlisi Türkiye’nin sınırlarını tehdit edenlere karşı sert ve sarsılmaz duruşu var, İdlip ‘de Türk Silahlı Kuvvetlerince verilen haklı mücadelede vatanı için şehit olan mehmetçiklerimize duamız yaralılara geçmiş olsun dileklerimiz var. Bir çift söz de Anastasiadis’e sınır kapılarını kapatım 1963 yıllarının kapılarına geçerim moduna “gerekçe” arıyorsa ona da verilecek cevaplar kesin olur, inadına çözüm diyenlere de! Sayın Akıncı’da umarız kendini sükutu hayale uğratan bu davranışı anlamıştır. Anastasiadise telefonla yakarışlarını bir an önce bırakmalıdır. Regaip Kandilinin idrak edildiği gecede şehit olan askerlerimizin yürek yakan ateşi Türkiye’nin ve ülkemizin müşterek üzüntüsü olmuştur. Diplomatik yoğun girişimler devam ediyor, Bahar Kalkanı harekatı başlamış bulunmaktadır, Allah askerlerimizin yar ve yardımcısı olsun diyenleriz. Türkiye’nin mültecilerin Avrupa’ ya geçiş serbestiyeti Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kararlı tutumu ile devam ediyor. Sosyal twiter hesabından Cumhurbaşkanı Erdoğan “Türkiye haklı mücadelesinden hiçbir zaman geri durmayacaktır. Hiçbir şehidinin kanını yerde bırakmayacaktır. Hiçbir ihaneti unutmayacaktır. Milletimiz yanımızda olduğu sürece her zorluğun üstesinden gelecek, ülkemizi köşeye sıkıştıracağını zannedenlere tarihi bir ders vereceğiz.” Paylaşımını yapmıştır. Sonuna kadar desteğimiz vardır. Ve o Avrupa sınır kapılarında sayısı binlerle ifade edilmeyecek çok sayıda mültecinin zorlu geçiş ve umuda yolculuğu devam ediyor.Edirne Kapısından 76 bin 358 göçmenin geçiş yaptığı açıklanırken Avrupa’ya geçiş sınır kapılarına mülteciler yığılıyor. Avrupa insani duygularını kaybetmiş, Yunanistan mültecilere ateş açıyor. Uzakların yakın olduğu mesafedeyiz ve ömrümüze kattığımız her yılda kaderde nelerin bizleri beklediğinin kaygısını dünyaya bırakıyoruz!

Türkiye güçlüdür, boyun eğmez

Son deprem sonrası geçen her günde bilhassa İstanbul’da zamanı belli olmayan deprem olma ihtimalini “ ön söz “ gibi her programda bilimsel olarak açıklayan bilim adamlarını dinliyoruz. Geçmiş deprem ve can kayıplarının yüreğimizdeki buruk acısı ve korkusu üzerine kurulan senaryolar halkı bunaltmıştır. Kandilli Rasathanesi raporları ile devamlı twiter hesaplarından paylaşılan haberlere nerdeyse günde kaç kez bakma alışkanlığımız oluşmuştur. 4.7 şiddetindeki depremi İstanbul’da güvenlikli denilen bir sitede 6. Katta salonda istirahat ederken hissettik. Gürültü yoktu ancak sağa sola rüzgarın ağaç dallarındaki sallantılı halini yaşadık. Korktuk mu ? Korktuk. Sonrasında bütün televizyon kanalları haberi vermeye yorumlar ile halkı aydınlatmaya başladı. Deprem çantaları için çağrılar dikkat çekendi. Devam eden artçılar kâh hissedildi kâh sanki bir baş dönmesi oldu. Ancak ikinci defa 26 Eylül ‘de 5.8 şiddetindeki depremle hissettiklerimizi anlatmam mümkün değil, sanki bir hortum içerisinde uçuyoruz gibi bir halde yer altındaki gürültü ile ileri, geri sağ sol sallantıda hani derler ya ödümüz koptu, o halde olduk. Daha sonra bekledik ve bahçeye açık alana çıktık. Aklımızda ne eşya ne çanta ne de yanımıza başka bir şey almak gibi bir şey gelmedi. Asansörü kullandık, tehlikeli olduğunu biliyorduk. Ancak çalıştığı için hızına güvendik. Depremin olduğu saatte koridorlarda herhangi bir izdiham yoktu. Açık alanda yaklaşık 10 aile ve 20-25 kişi ile sohbet apartman bloklarının depreme dayanıklı olup olmadığı üzerine konuşmalar yapıldı. Bir kere o gibi hallerde ilaç sorununuz varsa ilaçların yanınızda olması gerekliliği ortaya çıktı. En önemlisi tuvalet sorunu ayrı ve acil bir ihtiyaçtı. Su gereksinim idi. Nitekim daha sonra eve çıktığımız zaman bütün televizyonlarda halka olası deprem hazırlığı için çağrılar başladı. Deprem çantasında bulunması gereken, piller, reçeteli ilaçlar, su ve yiyecekler yanında çadır,battaniye , giysi, konserve türü yiyecek,çakmak, düdük, gibi gereçlerin çantada olması gerektiği duyuruları yapıldı. O deprem anında kanaatim o ki bu çantayı düşünebilecek çok az kişinin olabileceğidir. Öncelikli olarak ev içerisinde kendinizi sağlam bir yerde korumanız olsa bile her şey o kadar ani oluyor ki o anlarda insan hiç bir şey düşünemiyor. Kaldı ki bizler Kıbrısta büyük mücadele yıllarında o gibi ihtiyaç malzemelerini içinde belki çadır yoktu ama devamlı yanımızda taşıdık, bomba sesleri ve silahlı çatışmalarda savunmalı bölgelere ve bodrum katlarına taşıyanlar olduk. Üç haftalık bir süreçte ayrılığı, hasreti, gezmeyi, depremi korkuyu hepsini yaşamak varmış yaşadık şimdilerde yine depremle ilgili haberler yapılmakta korkumuz belirsizlikler içerisinde devam etmektedir. 5.8 lik depremde telefonda iletişimdeki zorlukları da gördük , whatsap aracılığı ile konuştuk. KKTCELL kullananlara iletişimde kolaylık telefon numarası mesajları geldi gelmesine ama yurt dışındaki aramalar faturalara yansırken tutarın yüksekliği belirgindi. Bilindiği üzere Kıbrıs Adası bütünü ile deprem kuşağı üzerinde olduğu ifade edilen bir konumdadır. Ve geçenlerde depremle 3,3 şiddetinde sallanan olmuştur. Ülkemizde olası bir deprem ihtimaline karşı ne gibi önlemler alınacak merağı halkımızda başlamıştır. Örneğin geçmiş günlerde İstanbul’da on kadar okul yine denetime alındı ya! KKTC ‘de okullar depreme dayanıklımı ? diye de sormak gereği hasıl olmuştur. Deprem konusu gündemdeyken daha önemli bir haber güncelliğini Türkiye’de sürdürmektedir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsi twetter hesabından ”Türk Silahlı Kuvvetleri’miz Suriye Milli Ordusu’yla birlikte Suriye’nin kuzeyinde PKK/YPG ve Deaş terör örgütlerine karşı #BarışPınarıHarekatı’nı başlatmıştır. Amacımız güney sınırımızda oluşturulmaya çalışılan terör koridorunu yok etmek ve bölgeye barış ve huzuru getirmektir “ açıklaması vardır, Barış Pınar’ı harekatı hali halen devam etmektedir. Gelişmeleri, açıklamaları medyadan takipteyiz ve harekatı, destekliyoruz. KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı’nın Türkiye’nin başlattığı harekat için dün yaptığ talihsiz açıklamasını ise asla tasvip etmeyenlerdeniz…

Tek ses, tek vücut, tek yürek

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı temsilen 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramının 45. Yılında Cumhurbaşkanı yardımcısı Sayın Fuat Oktay ülkemize geldi. Lefkoşa’da bulunmaktan memnuniyet duyduğunu belirterek “Kalpleri her daim Kıbrıs Türkleriyle birlikte atan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve Türk milletinin sevgi ve selamlarını” bizlere iletti. Kıbrıs Barış Harekatı’nın Kıbrıs Türkü’nü hedef alan baskı, terör ve insanlık dışı sindirme çabalarına son verdiğini belirten Sayın Oktay şöyle devam etti; Kıbrıs Türk halkının barış ve güvenlik ideali doğrultusunda hak ve hukukunun eşit statü ile korunması yönündeki kararlılığımızın, bunu unutmak isteyenlere ısrarla hatırlatılması için 20 Temmuz’un bir vesile olduğunu söyledi. Türkiye, o gün dünyaya, Kıbrıs Türkü’nün yalnız olmadığını ve yalnız bırakılmayacağını net şekilde göstermiştir diyerek bu kararlılığın bu günde ayni şekilde devam ettiğini hassasiyetle vurguladı. Ve “Bilinmelidir ki; Türkiye, bu konuda tek vücut, tek ses, tek yürektir” diyerek Bütün Türkiye’nin kalbi duygularını ifadelendirdi. “Kıbrıs Türkü’nün vatanı koruma ve barış içinde refaha ulaşma iradesi, kendi cevherindeki erdem ve değerlere dayanmaktadır“ sözleri ile ülkemiz halkını onurlandırdı. Liderlerimiz Merhum Dr. Fazıl Küçük ve Merhum Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı şükranla yad ediyorum” diyerek isimlerini zikrettiği konuşmasında Kıbrıs meselesi ile ilgili tavizi olmayan tavırları için ise Bilinmelidir ki; Türkiye, bu konuda tek vücut, tek ses, tek yürektir. TBMM’de grubu bulunan dört siyasi parti, 18 Temmuz’da yayımladıkları ortak bildiriyle Doğu Akdeniz bölgesinde milletimizin hak ve menfaatlerini korumayı hedefleyen her politik girişimin, aldığı her tedbirin, attığı her adımın sonuna kadar desteklendiğini tüm dünyaya ilan etmişlerdir. Yüce Meclisimizin bu güçlü desteği, DoğuAkdeniz’deki faaliyetlerimize dair kararlılığımızı daha da perçinlemiştir. “ diyerek KKTC’de ikamet eden bizlere sonsuz güven duygusunu yeniden aşılamıştır. Konuşmasında gençlerimize de seslenen Sayın Oktay “Kıbrıs Türkü, yaşanan her musibetten güçlenerek çıkmış, dimdik ayakta kalmıştır. Kıbrıs Türkü’nün bu topraklarda gelecorkusuz bir şekilde bakarak, barış ve huzur içinde yaşaması bizim için ayrı bir önem arz etmektedir. Bölgesinde güvenlik, barış ve istikrarın teminatı olan Türkiye, kardeşlik bağlarımız ve garantör statüsünün getirdiği yükümlülükler doğrultusunda, Kıbrıs Türk halkına milli, ahdi ve tarihi bağlarla gönülden bağlıdır ve bu bağlar ilelebet canlılığını koruyacaktır. Bu bağları gelecek nesillere aktarmak için Türkiye ile KKTC arasında gençlerimize yönelik kültürel hareketlilik programlarına da önem veriyoruz. Bu kapsamda gençlerimize müjdelemek isterim ki; Türkiye Cumhuriyeti Gençlik ve Spor Bakanlığımızın gençlik kampları programında Türkiye’deki gençlerimize sağlanan tüm imkanları bundan böyle KKTC’li gençlerimize de sunacağız. Buradan tüm Kuzey Kıbrıslı gençlerimizi gençlik kampları programına başvurmaya ve Türkiye’de spor, sanat ve kültürel etkinliklere katılmaya davet ediyorum.” gençlerimize bu hususta imkanlar tanınacağının garantisini vermiştir. Sayın Fuat Oktay ile KKTC Başbakanı Sayın Ersin Tatar 4’lü koalisyon hükümeti süresince hazırlanıp imza aşamasına getirilemeyen “Ekonomik Protokol” e UBP-HP ikili koalisyon döneminde ve böylesine önemli bir günde imza koyarak Türkiye’den para akışının sağlanması ve 750 Milyon TL tutarındaki meblağın ülkemize gelişi zemini yaratılmıştır. Umudumuz ve ümidimiz halkın refahı için yatırımların yapılacağı çiftçinin , hayvancıların, esnafın, turizm sektörünün, Eğitim alanların ve genelde Kıbrıs Türk halkının müreffeh bir hayatı için gayret gösterilmesi ve çalışılmasıdır. Sonuçta “ İyi düşünmek iyidir; iyi hareket etmek çok daha iyidir”

Eve yürüyerek dönenler

Eve yürüyerek dönenler

Sosyal medyanın hakimiyeti bizim üzerimizde mi yoksa bizler mi sosyal medya üzerinde hakimiyet kurduk tartışmaya açık. Bilinen ve görünen tek gerçek bir çok insanımızın sosyal medya hesaplarından bir birine ulaştığıdır. Sosyal ekonomik ve siyasi konularda her türlü haber ve yorumun yapıldığı yerde bulunmak da ayrı bir ayrıcalıktır. “Sözünde durmak, insanın vefası için bir ölçüdür. Ancak sözüne vefalı insanlar övgüye layıktır.” Demişse Mevlana demek ki bu günkü dünyamızda ne varsa o günlerde de övgüde kusur yoktu ve bizler bu gün övgüyü de takdiri de düşüncelerimizi de burdan doğrudan muhatabına iletmek gücünü kullanıyoruz. Herkesin doğrusu kendine ait olmakla beraber doğruya giden yolda siyasilerin icraatlarının olumsuzluğunun her daim bir ceremesi vardır. Yaz ile kış arasındaki mevsimde olabiliriz.Arafta olmak gibi. Sevgide ve saygıda kusur olmaması gereken eşiği bilmeyen yoktur. Ancak ülkemizin 4 başlı hükümet dönemindeki kadar beceriksizliğin gözler önüne serildiği günleri yaşadığımız süreçteki bu eşik önemli diyenler çoğunluktadır. Başbakan Erhürman televizyon ekranlarından,Cumhurbaşkanlığı kapısı önünden ve Bakanlar Kurulu kapısından halka açıklama yaparken halkın refahına ilişkin hiç bir şeyi telaffuz etmemektedir.Zam var denetimin olmadığı günlerdeyiz. Çalışma Bakanı önerisi ile Bakanlar kurulunun 175 /174 kişinin vatandaşlığını iptalle yarattığı mağduriyeti sadece partilerinin siyasi reklam amacı doğrultusunda yetkisini kullandığı kanaati bu gün olmuş geçerliliğini koruyandır. Vicdani ret konusunda Sayın Özersay anlaşılmaz mesajları ile gündemde yerini koruyor. Kıbrıs meselesinde hala daha muhataplardan olurluk beklemek de abesle iştigal olmakla beraber diplomasi ne gerektiriyorsa o meyandaki açıklamaları izliyoruz KKTC iç politikada her konuyu siyasi rant için iktidar açıklamalarında görüyoruz. Elbette güçlü bir Dış işleri bakanının olması ve itibar görmesi ülkemizin menfaatinedir. Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile görüşürken Sayın Özersay’ın oturduğu sandalyenin şeklinin ne önemi var. Oturmuşlar konuşmuşlar önemli olan istişare etmeleri değilmidir? 2.Cumhurbaşkanı Sayın Mehmet Ali Talat bir televizyon programında Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlunun görüşmelerini de Kıbrıs konusuna müdahil ülkeler ile yapılabileceğini, Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanlarının böyle konularda her tür görüşme yapabilme yetkisi olduğunu sorulan bir soru üzerine cevap veren olmuştur, hatta Dışişleri bakanlarının görüşmelerinin de bağlayıcı olduğunu, iki ülke dış işleri bakanın sözlü antlaşmasının geçerliliğinin üst kademede kabul görmediğini ancak konunun mahkemeye taşınması ile “Sözlü Mutabakat”ın mahkeme kararı ile kabul edildiğinin örneğini de Sayın Talat program sırasında vermiştir. O zaman Sayın Mustafa Akıncı niye mütekabiliyet diyor? Önemli sorular burda gizli! Sayın Serdar Denktaş 13. Maaşların ödenmesinde sorun yaşanmayacağını açıklamış olması, geçmişteki taksitlendirilmiş maaş ödemesi yapan Maliye Bakanına gözdağı verir nitelikte bir beyan olmuştur.Meclis Genel kurulunu grev nedeniyle yaptırmayan sendika karşısında, 4 Başlı hükümet hemen sus pus olup ayni gün sendika yetkilileri ile görüşme gerçekleştirdiler. Peki o zaman neden önceden görüşmüyorlar ve tatilden dönen Meclis’in bir gün daha toplantı yapmamasına sebebiyet veriyorlar. Anlaşılır gibi değildir.Ülkemiz yangın yeri gibi, kuraklık konusunda açıklanan harita bir çok bölgede hoşnutsuzluk yarattığı haberleri vardır. Yeniden gözden geçirilecek bir düzenleme olacak mı? Sayın Şahali bu konuda ne yapacak, çiftçiler tarafından merakla beklenendir. Unutulmayalım “Ata kibirli binen, eve yürüyerek döner.”

Boşuna söylenmeyen sözler

Boşuna söylenmeyen sözler

Umudun ucuzladığını 50 yılı aşkın uzayan giden Kıbrıs meselesinin o kurulup, kurulup bozulan müzakere masalarında ne müzakereciler eskittiğini, gördük geçirdik. Kimin müzakereci, kimin danışman kimin görüşmeci olduğunun ne önemi var. Bizim bildiğimiz geçirdiğimiz geçmiş ömrün her günündeki acı, hüzün,hemen hemen her evin şehidi, her evin kayıbı, gazisi ve mücahitleridir.Güneyden, Kuzeye göçtür.Umut nereye kadar, bir gün gelir adına çözüm denen,aşk biter. Ülkemizin şu anda tek sorunu geçim derdidir. Hükümetin beceriksizliğinden kaynaklanan pahalılık ve denetimsizlik her geçen gün artmaktadır. Çözüm olsun şu kadar Euro bu kadar kazanç olacak diyenler ise yine Annan planına evet deyin bolluğu görün diyenlerdir. Hayır diyenlere yalvar yakar olanlar yine onlardır. Kuzeyde seçim Güney’de seçim var seçim geçsin masalar kurulsun veya her yeni yıl sonuna yakın bir hareketlenme ile 2019 girmeden önce mesele yine gündemde Amerika ‘da KKTC Cumhurbaşkanı Heyeti, Dışişleri Bakanı ve Heyeti ayrı ayrı, temas içerisinde, sonuç çıkarmı? çıkmaz kanaati çoğunlukta olandır. Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ‘ı temsilen Sayın Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, KKTC’de katıldığı Kıbrıs Barış Harekatı’nın 44. yıl dönümü etkinliklerinde yaptığı konuşmada, Kıbrıs Barış Harekatı’nın Kıbrıs için olduğu kadar tüm Türk milleti için de tarihi bir dönüm noktası olduğunu vurguladı ve bu günün ‘Kıbrıs Türkü’nün hür yaşama ve Ada’nın eşit sahibi olarak varlığını sürdürme hakkı için verilen mücadelenin en şerefli günü’ olduğunu söyledi ve özellikle belirttiği ‘Kıbrıs Rum tarafı siyasi gücü Kıbrıs Türkü ile paylaşmaya yanaşmıyor’ cümlesi ile de işin özünü özetledi . Konuşmasında “Kıbrıslı Türklerin bir Kıbrıs Rum devletinde azınlık haline getirilmesine asla izin verilmeyecektir. Ana vatan ve garantör Türkiye Cumhuriyeti, Doğu Akdeniz’de istikrarın güçlenmesine katkı sağlayacak bir çözüme yönelik çabalarını, kararlılık ve iyi niyetle sürdürecektir. Bu yolda, ülkü birliği yaptığımız Kıbrıslı Türk kardeşlerimizle birlikte hareket edecek, geçmişte olduğu gibi gelecekte de şartlar ne olursa olsun Kıbrıs Türkü’nün yanında olacağız.’ dedi ve 20 Temmuz resmî geçit töreninde yaptığı konuşmada Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın selam ve sevgisini konuşmasında ülkemiz halkına iletti. Daha ne diyebilirlerdi? Kıbrıs meselesi var olduğu günden bu güne geçen sürede yaşlandı ve amansız bir hastalığa çoğu kişiyi kurban verdi. Sonucu olmayan bir müzakereyi kimse istemez. KKTC Dış İşleri Bakanı Sayın Özersay Amerika’da Sayın Akıncı’ın olmadığı görüşmeleri daha üst düzey görüşmeleri yapmıştır. Açıklamalarında müzakereler için yani ”50 yıldan sonra Kıbrıs’ta nereye gideceğiz’ sorusunun yanıtını aramanın bu dönemde yapılabilecek en doğru şey olduğu kanaatinini bilhassa belirtmiştir. Amerika’da yeni yaşına giren Anastasiades’e Sayın Akıncı’nın tweeter hesabından doğum gününün kutlanması o kadar büyütülecek bir haber olmasa gerek, nihayetinde insani bir davranış ama Bundan sonraki doğum günü kutlaması kime gönderilecek gündemdeki soru oldu. Yürümekle yollar aşınmıyor ama yıllar yıllara eklendikçe Kıbrıs meselesi hususiyetini kaybetmiştir.Ne diyor Sayın Özersay “Yani eğer üzerine eğilinmesi gereken ve hızlıca çözülmesi gereken acil sorunlar nelerdir diye sorulsa bugün New York’ta yukarıdan aşağıya sıralanacak olan bir listenin en altında bile Kıbrıs sorunu yer almayabilir.” İşte işin özeti budur. KKTC Meclisinin açıldığı bu günde umudumuz Meclis’in çalışmalarındaki yasama sürecinin, halkımızın refahı için karar üretmesidir. “Nerede olursanız olun, elinizdekilerle yapabileceğinizi yapın.” Sözü boşuna söylenmemiştir.

Ekim’in sıcağı Eylül’ü aratmasın

Ekim’in sıcağı Eylül’ü aratmasın

Yaz tatili bitti. Okullar açıldı. Adli yıl açıldı. Sırada Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Meclisinin açılması var. Ekim ayının ilk iş günü Meclis ilk toplantısı ile bu açılışın yapılması ile birlikte genel kurul toplantılarını izleyenler olacağız. Yaz döneminde Meclis komitelerindeki çalışma ve toplantıları takip edenler olduk. Hangi milletvekillerinin ne kadarının bu toplantılara katıldığını izledik, gördük.

Yaz dönemi sıcağı ile birlikte, pahalılığın ve elektriğe ve akaryakıta yapılan zamlar ile halkımızı yaktı kavurdu.

İnadına zamların yapılacağı anlamındaki beyanatları okuduk ve piyasa denetiminin sıfır olduğu günleri yaşıyoruz.

Bu arada Başbakan Tufan Erhürman ve eşinin beraber yaşadıkları iki kişilik evlerinin elektrik faturasının 900 TL olduğunu da resmen öğrendik.

Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı müsteşarının okulların açılmasına iki gün kala istifasını ve istifaya ilişkin birçok yorumu okuduk. Kişisel kararlara karışmamak gerekir,lakin kişilerin makamları kabul etmeden önce, önünü ve geleceği düşünmesi gerektiğine bir kez daha inanç getirdik. Eğitim Bakanlığı yapmış kişinin ayni bakanlıkta neden müsteşarlığı kabul ettiğini sorguladık ve TDP Genel Başkanı da olan ve 3 milletvekili ile 4’lü hükümetin Eğitim Bakanı ile ayni partiden milletvekili adayı olup kazanamayan kişinin çalışma hayatındaki ”birleşmiş yollarını” bir anda izler bulunduk, yadırgadık. Eğitim öğretim yılında bakanlığın okullarda kitap, defter, kalemleri dahi temin edip dağıtamadığını öğrendik. Velilerin şikayetleri kırtasiye dükkanlarının dışına yüksek sesle taştı. Okullardan verilen listelerin rakamsal tutarları ilk günlerde 300 TL öğrenci başına geldiğini ödeme fişlerinden gördük. Veliler mutsuz, öğretmenler tedirgin öğrenciler heyecanlı bir döneme adım attı. Zam, dövizdeki artış, pahalılık önümüzde hızla giderken, Kıbrıs sorunu için de Liderlerin Amerika’ya gidiş öncesi trafiği ve demeçleri haberleri ajanslara düşmeye başladı. 50 yılı aşkın sürede halledilemeyen meselenin bundan sonraki safhasında aktörlerin tavrını ve gelişmeleri elbette Uluslararası İlişkiler Uzman kişiler yakınen izleyeyecekler yorumlar yapacaklardır. Rum siyasi partiler Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Azerbeycan dönüşü esnasında Kıbrıs ile ilgili açıklamasına

“KIBRIS’TAKİ ASKER SAYIMIZI AZALTMAYACAĞIZ’ ile özetlediği sözlerine büyük tepki gösterdiler.Varsın göstersinler Türkiye’nin Kıbrıs konusundaki taviz vermez durumunu bilmeleri gerekir. Eylül ayı ve gelecek Ekim ayın yazın sıcaklığını aratmayacak, kritik dönemlerin dönemeçli yollarında, kimbilir daha neler olacak.? İşte şimdi “Murphy yasasının bir cümlesini hatırlatmanın tam zamanı;

“Bir mesele birçok toplantıya neden oluyorsa, toplantılar gittikçe, meseleden daha önemli olmaya başlarlar”

Ne diyelim! işte bu bizim ülkemizin hikayesi!

Ziyaretlerin karamsarlığı

Ziyaretlerin karamsarlığı

Siyasi ekonomik ve sosyal olayların bitip tükenmeyen karmaşasında, bunalan memleketim insanının yaşadığı zorlukların aşikar olan zamanını yaşıyoruz. Siyaseti tecrübesiz kadrolarda şekillenen, fotoğrafında izlerken, tuhaf hallere düşen siyasetçileri görüyoruz. 8 Ocak seçiminden bu güne, geçen sürede doğru dürüst bir iş yapıldığını göremedik. Basın toplantılarında dizelenen maddelerde onu yapacağız bunu yapacağız diyen Başbakan Erhürman esasında kayda değer toplum yararına hükümetine hiç bir şey yaptıramamış sadece bakanlarının getirdiği görevden alma üçlü kararnamelerin ikinci imzasını atıp atamaları Cumhurbaşkanlığına havale etmiştir. Başbakan yardımcısı Kıbrıs meselesi için verdiği demeçleri ile hükümeti bağlamadığı yüzüne karşı söylenirken bir suskunluk içerisinde bakanlığına devam ediyor. İç işleri Bakanlığı “vatandaşlıklar” konusunda bir adım ileri gidemiyor,ama Sayın Baybars bazı bakanlıkların harcamalarını bakanlar kuruluna getirilen önergelerde gördüğü zaman üzüldüğünü söylüyor, neden bu kararlara oy verdiklerinin izahını yapmıyor. Bakanlar kurulunda üç kişi ile koalisyonun ortak Bakanı olduklarını ve kararların oy birliği ile alındığı bilinmezmiş gibi, dışarı çıkıp aksi yönde güya cesurca açıklama yapıyor. Uygulamada yaz döneminde meclisi çalıştıracağız diyenlerin komiteler çalışıyor diye birkaç fotoğrafı yazılı basın ve meclisin twitter hesabından paylaşılsa da iş ola, iktidarca bir sonuca gidilmediği görülüyor.Meclis çalışanlarının meclis tatilde iken haklı grevini görüyoruz. Yazın keskin sıcağı devam ediyor klimasız ortamda, yaşlılar, hastalar olduğu ve nefes almakta zorlandıkları bilinirken, yaşamın elektriğe bağımlı olduğu çağımızda çift katına çıkan elektrik faturalarının , nasıl hesaplandığı anlaşılmayan ve geçmişte ödenenin elektrik paralarının çift katı tutarındaki parasal tutar ile ne yapacağını şaşıran ve mağduriyet yaşayan halkımız kendilerini nasıl bir çarenin ferahlığında bulacaklarının formülünü yine iktidarda arıyor. Kabinede en kıdemli bakan sayılan, Sayın Serdar Denktaş mali konulardaki önerileri ile önce kendi maaşlarımızdan tahsisatları kestik sırasıyla size de gelecek diyor. Kimler diye sorarsanız, kimlerin içinde, üst düzey kamu görevlilerinin makamları vardır. Bahane hazırdır. Klişe söz elimizi taşın altına soktuk,önce kendimizden başladık! Vazgeçin! Allah aşkına! 12-9-3-3 koalisyon başkanları kendi örtülü ödeneklerini nasıl unuttular, Sayın Sibel Siber’de bu konuda Cumhurbaşkanına soru soruyorsa,düşündürücü bir durum. Deneyimsiz bir hükümetin tecrübeden yoksun Türkiye ziyaretlerinin karamsarlığı ile nereye kadar gidileceği meçhul,demek ki, bir an önce bilmediklerini bilip ona göre hareket etmeleri gerekliliği vardır. Türkiye’ye giden bakan ziyaretlerinin gezme nitelikli olup olmadığı bile yarım adamızda tartışılır olmuştur. Ne kadar acıdır,hala daha Eğitim Bakanı Cemal Özyiğit bir üniversite etkinliğinde , bu kriz ithal kriz değil ”bağımlılık krizidir” deyip Rum dostlarına KKTC, sınırları içerisinden nerdeyse ağlayan ve yalvarır sesi ve üslubu ile çağrı yapıp bizle çözüm yapmazsanız Kıbrıs Türk halkı silinip gidecektir diyebiliyorsa ,hükümetin acizliğini ve ideolojik tavrını net bir şekilde belli eden oluyor. Türkiye’de Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinin olumlu geçtiğini Ercan’da açıklayan ama “Tünelin Ucu Karanlık” diyen bir başbakanın ülkesine ne gibi bir hizmet vereceği tartışma konusunun ötesine geçmiştir. Hayvancıların üzerine, biber gazı sıkılırken hükümetin başının habersiz olması mümkün değildir. Şimdi ise Başbakan artık eylemlerde biber gazı kullanılmayacak diyorsa, gülünç bir tavır yaratıyor. Ve “Çok kere muhatabımızı dinlerken neyi açıkladığını değil, içinde neyi gizlemek istediğini düşünürüz. ” şüphesini halkımızda uyandırıyor. Umarız bu günkü hayvancıların eylemi sırasında aklı selim galip gelir ve soruna çözüm bulunur. Dengeler muhafaza edilir. Halkımızın refahı için önlemler alınır.

Ehil olmayanların söz verişleri

Ehil olmayanların söz verişleri

Ağustos ayı Star Kıbrıs Gazetesi köşe yazılarıma ara verdiğim ay oldu. Son yazımın başlığı “ Okunacak En Büyük Kitap İnsandır” dedik ve bu iddiamızdan da vazgeçmedik. Ağustos ayında dövizdeki yükseliş gündemin önemli konusu oldu, olmaya devam ediyor. Tecrübeden yoksun 4’lü hükümetin önce zamları yapıp elektiriğe getirmiş olduğu fahiş kullanım bedeli ile gaza getirdiği artış ve sonrasında müteselsilen bu artışın getirdiği iç piyasadaki pahalılık tüketicinin olduğu kadar üreticinin de belini bükmüştür. Hükümet başkanı ve kabinesi ise hala daha bütçe 15 Şubatta geçti söyleminde takılı kalıp ne bir yatırıma ne de halkın bir refahına merhem olmayı becerememiştir. Hükümet yetkilileri Bayramı ve Ağustos ayını bütününde halka zehir etmişlerdir. Temiz toplum, temiz siyaset yakın tarihin iktidara mensup milletvekillerinin sosyal medya cümleleridir . Büyük vaatler ile seçime girip tek başına iktidar olacağız diyenler, hele bir Meclis’e kapağı atalım koltuklara oturalım bakın sizlere neler edeceğiz modunda oldular. Koltukların efsununa kapıldılar. 8 Ocak seçim gününden itibaren geçen 8 kocaman ay,yazın sıcağı, kışın soğuğu derken elektrik fiyatlarına yapılan zam ve hala daha tecrübe edinemeyen hükümetimiz güven oyunu ne zaman aldıklarını ifade ediyorlar. Elektiriğe zam yapmaya devam ediyorlar. Bakanlar Kurulu ekonomik tedbirler deyip ek mesaide kanun hükmünde kararnameyi yürürlüğe sokup sonra geri adım atarak geri çekerken, çaresizliklerine merhem arıyorlar. Nerdeyse KKTC mesai 8 saat değil biz uzattık zorla çalışacaksınız diyecekler. Konuyu öylesine abarttılar ki ülkemiz memurunu paragöz ilan ettirdiler, öyle algı yarattılar. Ek mesaiyi İta amirlerine kontrol ettiremediler. Bunun neticesinde yarattıkları kaosta çift taraflı telafisi zor zararı yaratmaktan çekinmediler. 4 parti ve bu siyasi partilerinin başkanları tek başına iktidar olacağız iddiaları ile yaptıkları ve aldıkları kararların tutarsızlığı ile ne kadar boş bir istemde olduklarının belirgin özelliğini halka gösterdiler. Ağustos ayı geride kaldı, hükümetin anlamadığı tek şey krize çözümün Türkiye’siz olmaz anlayışıdır. Gerçi Sayın Tufan Erhürman tarafından dile getirilmesi iyidir, ancak korkarak ifadesi yani siyasi boyut aramayın ifadeleri vardır,bu ise kendi partisinin iç dinamiklerinin korkusundadır. Ağustos ayının içerisinde barındırdığı önemli günleri geride bıraktık.Tek geride kalmayan döviz kurları ve pahalılık. Ve tabi ki gelmesi muhtemel zamlar! Türkiye KKTC’nin siyasi,ekonomik ve sosyal yaşantısında yardımları ile geçmişten bugüne ülkemiz sorunlarının yanında olduğunu en üst düzeyde Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bizzati ve kabinesindeki bakanları ile her fırsatta ifade edilendir. Beklentimiz Türkiye ile ekonomik konularda mutlaka görüşmelerin başlatılmasıdır. Yeter ki Kıbrısın yarım adasındaki ”sıkıntılar” ehil kişilerce, sıcak para gelecek Türkiye’ye detayı ile anlatılsın. İstatistiki bilgiler ve belgeler ile görüşmeler yapılsın ”halkımıza” mutlaka arka çıkılsın. Unutulmasın ki Türkiye garantörlüğü olmadan Kıbrıs’ta barışın sağlanamaz oluşudur. 30 Ağustos Zafer Bayramını, ayrıca manevi değerlerin zirvesini yaşadığımız geçmiş Kurban Bayramınızı tatil sonrası bu ilk yazımda kutlarken okuyucularım ile tekrardan buluşmanın ve bundan sonraki süreçte haftada iki defa Pazartesi ve Perşembe günleri birlikte olacağımı belirtirken Mevlana’nın ibretlik sözünü bu güne taşıyorum “Büyüklerin söz verişleri, yürüyüp duran bir definedir; ehil olmayanların söz verişleri ise akıp giden bir zahmettir,eziyettir”

Siper edilen göğüsler

Temmuz ,günleri içerisinde ülkemizde çok sıcak gündemi ile var olan bir aydır. 15 Temmuz 1974 Darbesi veya 1974’te Kıbrıs’ta askerî ihtilâl veya Kıbrıs’ta Yunan Darbesi, 15 Temmuz 1974 tarihinde Yunanistan’daki askeri cunta desteği ile Kıbrıs’ta Enosis’e yönelik milliyetçi Rumların III. Makarios’u devirmesi ve 20 Temmuz 1974’te Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kıbrıs’a harekât düzenlemesine neden olan askeri müdahale.’ Ya harekât olmasaydı” dedirten olaylar… Kıbrıslı Türkler yok olmak yerine yeniden var olup, bu günleri görüp “KKTC “ olarak halen barış içerisinde yaşamayı sürdürürken . Varsın Anastasiadis yine Kıbrıs Türkiye’nin işgali altındadır deyip dursun. Annan planına Türklerin evet demesine rağmen Rumların ödüllendirildiği bir dünya ve gelinen bu günkü durum… Şimdi ise kim haklı kim haksız söylemlerindeki tutarsız ve arsız, yalan söylemler ile yalvaran ağızlar… Varsınlar söylensinler su akar yolunu bulur diyelim… Öte yandan bir diğer tarih ”15 Temmuz 2016” var ki sanki bir hançerin Türkiye’nin kalbine saplanacağı anda, hançerin üzerine kendilerinin düştüğü gecenin heyecanı ve Anavatan halkının kendi kendine sahip çıktığı tarih ve Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayip Erdoğan’ın televizyonda cep telefonu iletişimiyle halkına yaptığı çağrı sonrası vatanını halk iradesinin sahiplendiğinin bir kez daha ispat edildiği gece… 15 Temmuz darbe girişiminin önlenmesinde ve kazanılan demokrasi zaferinde en başta her ne koşulda olursa olsun, Cumhurbaşkanının televizyonda güçlü bir sesle çağrı yapmasının etkili olduğunu kimse inkâr edemez… Siyasi partilerin meclise, halkın sokaklara koşması ile Türk medyasının dik duruşu, darbeye karşı tavizsiz davranışı bu zaferin en önemli göstergesi olan tarih 15 Temmuz gecesinin TSK’nın içindeki gerçek vatanseverler ile Emniyet ve Özel Harekât mensuplarının darbecilere karşı kalkan oluşları hiçbir zaman unutulmayacaktır. Bu zafer, birçok canın, canını ilelebet unutturmayacak ve kendilerini hatırlatacak bir hadise olup, şehitlerin kanın renginin, Türk bayrağının gönderde yeniden dalgalanmasıdır. 2016 yılının 7 Ağustos günü Yenikapı mitingine o zamanın KKTC Başbakanı Sayın Hüseyin Özgürgün’ünün Türkiye’de demokrasi mitingine gidişi ve ülkemizi temsil edişi de unutulmayan ve ülkemizin temsiliyetinin oradaki insanların sevgi seline selam duruşu ile hafızalarda yer edendir. 15 Temmuz 2018 ülkemizde de “Milli ve Manevi Dayanışma Platformu” önderliğinde bu yıl belirlenen program çerçevesinde anma ve hatırlatma mahiyetinde yapılmıştır. Türkiye’de 24 Haziran seçimi ile Cumhurbaşkanı ve hükümet sistemi sonucu neticesinde Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan bu yıl 15 Temmuz’u Ankara’da başlayan ve İstanbul’da devam eden program çerçevesinde gece bütün camilerde sela okunmuştur. Sela ve ezanın ayrıca Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın “Milletimi sokaklara, meydanlara, havalimanlarına davet ediyorum” ve halkla köprüde yürüyüş, gecenin en önemli davetleri idi. 15 Temmuz dün nasıl unutulmamışsa yarınlarda da unutulmayacak ve unutturulmayacaktır, Dualarımız her zaman şehitlerimiz içindir. Sivil olsun, asker olsun, vatan toprağı için göğsünü siper edenler için olacaktır. KKTC süren barışın ‘ilânihâe ‘ Türkiye’nin garantisine muhtacız. 20 Temmuz Barış harekatının birkaç gün sonra 44.yılı etkinlikleri için, hazırlıklar KKTC ‘de başlamıştır. Türkiye’den resmî törenlere katılım olması beklenendir.