Tag: Sendika

Tevazu sahibi olmak

Tevazu sahibi olmak

Tevâzu sahibi olmak gerektiği Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından bir toplantıda katılanlara ve özellikle yerel yönetimlerde yer alan ve alacak olanlara öğüt mahiyetinde söylenmiştir. Tevâzu sahibi olmak en büyük meziyetlerden birisidir. Mütevâzi bir hayat her insanı huzura götüren bir yoldur. Unuttuğumuz bir çok kelime tevâzu ile aklımıza düştü. Alçak gönüllü olmak, insanın kendinde bulunan yetenekleri, malı, mülkü ön plana çıkarıp karşısındaki insandan üstünlük sağlamaması ve haksızlığa varan bir durum yaşatmaması halini açık ve net bir kez daha Sayın Erdoğan bu konulara dikkat çekerken vatandaş ile vakit geçirmeyen, mahallesindeki insanların bir çayını içmeyen elini sıkmayan kişilerin başarısızlığının hazmedilmeyeceği anlamındaki konuşma umarız çoğu kişiye ibret olacaktır. Mütevazi insanı diğerlerinden ayırt edici özellikleri vardır. Affedici olmak, kötülüğe iyilik ile karşılık vermek, sabırlı olmak, yardımda cömert olmak, mesuliyet sahibi olurken hizmette kusur etmeyen, fedakar zarif ve ince ruhu ile çevresine fayda sağlayacak insanların günümüzde gücünü tevazudan alması lüzumu vardır. Sayın Erdoğan “Tevâzu” derken hizmet sevdasında olanları mütevazi olmalarını istemiştir. Çevresindeki kişilerin çalışkan ve hizmette kusursuz olmalarını istemiştir. Tevazu derken bir hikaye paylaşmadan olmaz,bir zamanlar, köle ”Ayaz”, Sultan tarafından hazinedarlık görevine getirilmiştir, saraylılar sultanın duyacağı şekilde Ayaz’ın mücevherleri çaldığını söylerler. Sultan haznedarına inanmaktadır ancak içine düşen kuşku ile Ayazı takip eder, gizli delikten mücevherlerin bulunduğu odayı gözetler, Ayaz odaya girer büyük bir mücevherat sandığını açar, Sultan heyecan içinde bakmaktadır. Ayaz sandıktan eski püskü ve köyden saraya ilk geldiği gün giydiği eski püskü elbiselerini çıkarmaktadır. Sultan daha da dikkatli bakmakta ve Ayazın giydiği bu elbiseler içinde aynaya bakıp ne dediğini işitmeye çalışmaktadır. Ayaz kendi kendine “ Sen bir hiçtin,Allah seninin önüne Sultanı çıkardı seni kölelikten kurtardı bunu sakın unutma nerden geldiğini daima bil” diyerek hazine odasından çıkar karşısında gözyaşları içerisine Sultanını görür Sultan ona “ Bugüne kadar mücevherlerimin hazinedârıydın, ama şimdi… kalbimin hazinedârısın. Bana benim de önünde bir hiç olduğum kendi Sultanımın huzurunda nasıl davranmam gerektiğini ders verdin”der işte bu hikayeden ibret almayı , kibirden ve hasetten uzak durulması gerektiği ve tevazunun öneminde olmak için sade bir örnek. Sayın Erdoğan’ı ülkemiz ziyaretinde Türkiye’nin varlığını ve gücünü şahsında KKTC hissetmek bizlere sadece gurur verir. Geçen günlerde Türkiye Büyükelçiliği önünde bir sendikanın pankart açıp o pankartla Cumhurbaşkanın gelişini protesto ederken Hala Sultan Camii’ni kast ederek “Cami bahane, siyaset şahane” yazmaları hakikaten haddini bilmezlik olarak yorumlanıp bu pankartın bütün öğretmenlere mal edilmemesi hususunda öğretmenlerimizin çok büyük bir hassasiyeti vardır. Cumhurbaşkanın yemin törenine KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı dahil 17 ülkenin devlet başkanının ve 22 ülkenin Başbakan’ın Türkiye’de ”Külliyede” yapılacak törene katılımının olması beklenmektedir. Cumhurbaşkanının ilk ziyareti her zamanki gibi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine ve Azerbeycan’a yapılacak olması geleneğindeki ehemmiyetle Sayın Erdoğan’a en kalbi duygularımız ile ülkemize hoşgeldiniz diyecek ve yeni bakanlar kuruluna ehliyet ve liyakatın öneminde başarı dileklerimizi ileteceğiz…

Advertisements

Sendikacılık Hak Arayışları ve Unutulmayanlar.. 

ş hayatına yeni başlayan birisinin, işyerine gittiği zaman ilk gün heyecanı tarifi mümkün olmayan bir başka duygudur. İşe başladınız, görev yeriniz özel sektör ise hangi görevleri ifa edeceğiniz tarafınıza işveren tarafından bildirilir. Kamu görevi ise zaten tayininizde, görev yetki sorumluluk dahil maaş bareminiz vardır. Bu atama tarafınıza yazılı olarak bildirilir, kabul edip etmediğinize dair imzalı yazınızı alırlar ve göreve başlarsınız. Kamu kurum ve kuruluşlarındaki özlük hakları her ne kadar kamu görevlileri yasasına uygun olsa da bazı özellikli mesleklerin kendi adlarına, özel yasalarında çalışma koşulları belirtilendir. Mesela öğretmenler yasası gibi. Çalışma ortamına giren kişinin bir de sendikalar ile buluşması vardır ki önemli olan, bu tanışıklıkta, işyerinde mevcut sendika varsa o sendikaya üyelik konusunu iş yeri temsilcisi halleder. Bizim zamanımızdaki toplu iş sözleşmeleri ile elde edilen mali ve sosyal Sendikal haklardan, sendikaya üye olanlar faydalanırdı. Peki Sendikalı olmak ne idi diye soranlara, işçiler için bir korunma şekildir, işverene karışı bir iş garantisi sahip olmak demektir diye de açıklanırdı. İşçiler ne kadar kendi aralarında sıkı bir birlik kurmuşlarsa, bu garanti hali o kadar sağlam olurdu. KKTC Sendikal faaliyetlere içerisinde hasbelkader bulunmuş olmanın bizlere büyük kazanımlar verdiği ayrı bir gerçektir. Öncelikle Gıda-Sen işyeri temsilcisi olup çalışanları örgütlemek sendikalaşmak ise ayrı bir deneyim. Sendika konusunda idari pozisyonlara ve karar alma mercilerine giriş de tecrübenin kendisi oluyor. Türk-Sen Merkez karar yönetim kurulunda olmak da öyle.. Sayın Necati Taşkın Federasyon Genel Başkanı olduğu sürede elim trafik kazasına kadarki görevler, örgütlenme hali yürütülmüştür. Halen de Aslan Bıçaklı tarafından görev başarılı bir şekilde yürütülmektedir. O korkunç trafik kazasında kaybettiğimiz Merhum sendikacılar Necati Taşkın, Erdoğan Sonsal ve Artemel Karal’ı rahmetle anıyoruz. Kazada ağır yaralan Gıda-Sen başkanı Ali Yusuf’u ve dün Lefkoşa’da karşılaşıp konuştuğum Mehmet Süleyman’ı da unutmamak gerek. Tabi ki Türk-Sen devamlılık arz eden yapısı ile bu gün de var olan bir federasyondur… Bunun yanında bildiğiniz Birçok başka sendikalar da üyelerine hizmet yarışı içerisindedir. Necati Taşkın Türk-Sen bünyesindeki tüm sendikalar ile son derece uyumlu olduğu kadar zamanın siyasi otoriteleri ile de işçi menfaatine son derece iyi geçinen, ama mesafeli davranan bir sendika lideri idi. Yönetimdeki sendikacı arkadaşlarının yurt dışı eğitimlerine de önem verdiği için Türkiye’de Türk-İş Başkanı Şevket Yılmaz ile sendikal bağlamda, ilişkileri yüksek düzeyde olup, bizleri de Ankara’da sendikal seminerlere gönderen eğiten bir başkandı. Taşkın, hükümetle olan ilişkilerinde ve işyeri toplu-İş sözleşmesi, işçi işveren uyuşmazlıklarında her daim, Çalışma Bakanlığını uzlaşıcı tutumu ile göreve çağıran bir görev adamıydı. O uyuşmazlıklarda zamanın Bakanı Özel Tahsin beyin de işçi işveren antlaşmalarında uzlaşmaya yatkın tutumları yadsınamaz. İdari yetkilerini konuyu hükümete izah ederek, kullandığını dün gibi hatırlayanlarız. O yıllara gitmişken bizim zamanımızın Türk-Sen Genel Sekreteri Lütfi Özter, Özay Andıç, ayrıca Sendikacı Hasan Değirmencioğlu, Önder Konuloğlu, Nihat Elmas, Hüseyin Alasya, Ekrem Sayılı, Ahmet Ötüken, Niyazi Düzgün gibi. Önemli isimlerin de telaffuzu yeri gelmişken yapılmalı. Bütün bunları yazı ile ifade ederken elbette sizlerin de hatırladığı isimler vardır. Hüseyin Curcioğlu, Altunay Fahri, Asaf Şentürk ve İbrahim Koreli’ler gibi… Bizler kendi işyerimizdeki görevimizi eksiksiz yapan ayrıca sendikal faaliyetlerde bulunabilen bir sendikacılık zihniyeti ile çalışma yapanlardık ..Bu gün ise profesyonel sendikacılık adı altında iş yerindeki kadrosunu muhafaza edip uhdesinde bulunduranların sendikacılık yaptığı günlerdeyiz. Eski ile yeni sendikal faaliyetler, sendikacılar karşılaştırması yapılsa bu günkü ortamın hiç de hoş olmadığını, inadına taktikler ile maksatlı faaliyetlerin bir kısım sendikalar tarafından tahammül sınırlarını zorlayıcı bir yöne kaydığını açıkça söyleyebiliriz. Ben söylerim kuyuya bir taş atarım isteyen çıkarsın zihniyeti ile faaliyetlerine zarar verildiğinin farkında olmadan ilerlemeleri nereye kadar olur onu zaman gösterecektir. Halbuki sendika, üyesinin birliğini etkin bir güce dönüştüren mekanizma olması gerekirken işçiler dışında devlet memurlarının da haklarında söz sahibi olmak adına zaman zaman bir takım sendikalar amaçtan uzaklaşmakta ve hedefe giderken toplum faydası düşünülmeden sendikacılığın özünden ödün verdikleri, sendikal faaliyetlere ciddi siyaset bulaştırıldığı gibi, Toplu -İş -Sözleşmelerinde eski yıllardaki, birinci madde olarak yer alan kafa ve kasa birlikteliğine dikkat edilmediği görülmektedir. 

“Vatan sevgisi; ruhları kirden kurtaran en kuvvetli rüzgârdır..”

​Hepimizin yurt dışında olan yakınlarımız vardır.

Bu ayrılıklar hep hasret kokar. Bu hasret her zaman adaya dönüşte sevdiklerin ziyareti ile giderilir.

Genellikle hayata veda eden aile yakınlarının öncelikle mezarlarının ziyareti yapılırken dualar da okunur. Bu ziyaretlerde rastlanılan en belirgin gözlem diğer tanıdık akrabaların da bu ziyaretlerde büyük bir saygı ve heyecanla aranır olmasıdır .

Yıllar öncesini hatırlayanlar olacaktır Lefkoşa’daki Türk Lisesi ile bu günkü Türkiye Büyükelçiliği yeri surların dışında bir mezarlık idi.. Yerleşim dışa doğru büyüdükçe şehir içinde kalan mezarlığın yerine okul yapılması adına orda yakınları olanlara istedikleri takdirde defin işlemleri ile nakillerin Küçük Kaymaklı daki mezarlığa yapılabileceği bildirimleri yapılmıştı.. Dedemin de oraya nakli bu çerçevede yapılanlardan idi.Çocukluk anısı olarak hatırlayanlardanım..
Dini günler haricinde de bu manevi değerleri çok büyük olan bu yerler  ziyaret edilir.

Küçük Kaymaklı daki mezarlık girişi ile şehitliğe dönüşün parke taşlarla yürüyebilir yol haline getirilmesi de çok güzel bir düşünce tarzının eseri. Ayrıca aramızdan ayrılanlara ve şehitlerimize olan saygının sonsuz ifadesi..28 Aralık 2016 ziyaretimizde bunu görmenin gururunu yaşadık..

Facebookdan yüzlerce gizli mesaj alınan bir gecenin geç vaktinde öğretmenler sendikasının inanılmaz derecedeki ,ajandasında paylaştığı çirkin ifadeler ,her halde bir yüz karası olarak 2017 yılının utanç belgesi olarak yıla damgasını vuracaktır. 

Öğretmenlerimizin bu ajandalara ne kadar rağbet edeceği de ayrı bir merak konusudur.Ancak gösterilen tepkiler de oldukça çoktur.  Bu şekildeki bir ajandayı sanırım hiç bir öğretmenimiz ne çantasında ne elinde nede evinde kullanmaz. Kullanmamalı..

Zaten konu, böyle bir ajandayı nasıl bir ruh hali ile dizayn edildiği aşikar olarak ortada dururken ,konunun felsefesindeki çarpık düşünce tarzına olan isyandır..

Bu topraklar için, bu günkü konumumuz için mücadelesini sürdüren Liderlerimize, bu yolda vatanı için Şehit olanların unutulmayacağı barış ortamında sırf Güneye Rumlarla  hoş görünme sevdasında olanları bir kez kınarken ..

Bu güne nokta mı?
İki önemli özlü söz ile olsun..

*” Biz,milli ve manevi değerlerimizi korursak,o değerler de bizi koruyacaktır. Rauf Raif Denktaş ”

*”Vatan sevgisi; ruhları, kirden kurtaran en kuvvetli rüzgârdır. Mustafa Kemal Atatürk”





DİYANİSLİ ÇORBA.. 

​Almanya ‘dan abimle telefonda konuşuyoruz. Bana söyledikleri en az günde 3-4 türk hastam bana senin yazdığın anılarla birleştirilmiş yemek tarifi fotoğraflarını büyük beğeni ile okuduklarını söylüyorlar dedi. Bir anda sevinmedim dersem yalan olur. Hata geçenlerde burdan bir arkadaşım yanlarında benim de olduğumu unutmuşcasına yazdıklarımı diğer arkadaşa anlatıyordu. İşin önemli noktası yazım içindeki bir teferruattın  dahi eksiksiz ifadesi idi.. Demek ki sadece fotoğraflar değil yazılar da okunup beğeni veriliyor. 

Ben de her gönderilen paylaşımlara beğeni verirken yazı içeriğini de mutlaka okuyanlardanım..

Bütün bir yaz tatili geçti. 3 ay gibi bir zaman diliminde çocuklarımız evde kaldı. Bu gün haberleri dinlerken ne demiş bir sendikacı eğitim bakanı bayramda ailesi ile tatile çıktı sanki 3 günlük bir tatilin hor görülmesi hali ile..ki tatil her ailenin hakkı.. büyük bir çoğunluğun yaptığı gibi.. Bu neyi gösteriyor eleştirilerin artık esas üzerinden yapılmadığını..
 Bir bakıyorsunuz bir okuldan ekranda kırık bir bank okul bahçesinde.. Ben de sendikacılık yaptım Sayın Necati Taşkın ile..o yıllarda sendikalar bir başka idi.. İlk sendika üyeliğim ise Dev-İş idi..  yani bir okulun idaresi okulun bahçesindeki bir bankı yerinden kaldıramazmıydı mutlaka kaldırır idi:(( 

Biz müdür olduğumuz devrelerde o zamanki personel mutlaka hatırlıyordur, iş yerimize evimiz gibi sahip çıkıyor gerektiği hallerde elimize süpürgeyi de alıyorduk.Dahası Akdoğan Süt Fabrikasında çoğu kez hep beraber Lefkoşa’daki personel de birlikte giderek paketleme işlerine de yardımcı oluyorduk. Bizim çalışma anlayışımız bu idi, evlatlarımıza da bunu aşıladık.
Süt Kurumunda üretici süt ödeme bodroları zamanında hazırlansın diye çoğu kez gece muhasebe personeli ile ben müdür olmama rağmen beraber mesaide oldum.Bodro yazdım. Süt listesi toplamı da yaptım.
Ha bu işlerin sonunda bir çorba içmenin keyfi ise dünyalara bedel bir ikramiye gibi idi.. çorba deyince de mercimek çorbasının nefis kokusu ile zeytin ile Altınova köyünden Aydın hn getirdiği köy ekmeği ile taze noru da unutmadık.
Şimdi evde de çorba pişirirken bu anıları da içine karıştırıyorum.
Sarı mercimek içine bir kahve fincanı pirinç ile magi ve bir kahve fincanı limon suyu ile kaynatıp diğer tavada kare ekmeği kızartıp içine ince kıyılmış soğanı da pembeleştirdik mi en zevkli ana ulaşıyoruz demektir. Kaynar tenceredeki karışıma bunu döktük mü çıkan çasss sesi,koku ile bunun eskiden kalma adı çorba diyanis ettim oluyordu. Bazen değişik şekli ilede mercimek,pirinç,havuç rendesi bir patates ilavesi ile de yapılabilen bu çorbanın orijinal yapılışı ilk tarifimdir.
Hepinize sevgi ile bol çalışma azmi dileğiyle afiyetler olsun.💕💕