Tag: siyaset

Eğlence icraattan sayılmaz

Eğlence icraattan sayılmaz

Her sözün uğrak noktası olan bir durağı vardır. Perşembenin gelişi Çarşambadan bellidir deyiminin “ehemmiyetinde “ olmak son derece önemlidir. Başarı için çalışılmalı, gösteriş ve şatafattan uzak, her adım, ona göre atılmalıdır. Hele hele ülkenin bu zor şarlarında, duruşun önemine vakıf olmalı ona göre hareket edilmelidir. Kimi zaman kişilerin davranışlarındaki uç noktalar törpülenmeli hatta siyaset mevzubahis ise bu gibi durumlara ince ayar verilmelidir. Siyasette imajın önemi yatsınamaz ölçüde seçmen gözüne yansıyandır. Bu yansımada menfaatler ön plana çıkarsa hoş olmayan çok şey gıybetten nasibini alır. Demek ki duruş önemlidir. Samimiyetsiz davranışlar önem kazanamayandır. Ülkemizin geçirdiği ekonomik kriz, bütçe açığı derken içinden geçilen dar boğazda boğulmamak adına yeni hükümetle UBP-HP koalisyonu ile ilk Ramazan bayramını geride bıraktık. UBP Genel Başkanı Başbakan Ersin Tatar ve Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay ve Maliye Bakanı Sayın Olgun Amcaoğlu ilk ziyaret diyebileceğimiz davetle Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile Sayın Fuat Oktay’ı İstanbul ‘da Vahdettin Köşkünde ziyaret ettiler. Bu ziyarette Sayın Büyükelçi Ali Murat Başçeri’nin de bulunması bilhassa ülkemize ulaşan resmiyetinde önemli bir fotoğraf oldu. Siyasi görüşmelerde oldukça uzun bir süre, 1 saat 45 dakika görüşme ve bu sürede yoğunlaştırılmış KKTC ekonomik sorunları ile Kıbrıs Meselesinideki Kıbrıslı Türklerin haleti ruhiyesi Sayın Erdoğan’a yüz yüze arz edildi. Başbakan ve yardımcısının, Arefe gününün bayrama girişinde çok önemli bir görevi yerine getirdikleri kanaati ülke halkımızın nabzında atan inancı ve verdikleri pozitif enerji oldu. Bayram süresince ülkemizdeki durum sükunetini korurken siyasi parti başkanlarının ve Cumhurbaşkanının tebrik mesajları basında yer aldı. Sosyal medyada kimin nerde , kimlerle neler yaptığı paylaşıldı. Hayatın devamında davranışlar güncelliğini korudu. En çok da bilişim yasasının yürürlüğe girmesi zarureti ile kişiler bu isteklerini aleni olarak bu bayramda paylaşımlarına aldılar. Bilhassa gıybet ile haksız rekabetin oluşmasına yardımcı haberlerin sosyal medya üzerinden yapılmasını uygun bulmadıklarını söyleyen çok kişiyi dinledik. Beyanalarını okuduk. Haksız da değiller, bilinmesinde fayda vardır. KKTC Meclisi ilgili komiteleri yasama faaliyetlerini genel kurul tatile girsede yerine getirmelidir. Meclis’in uzun yaz tatilinin de bir şekilde kısa tutulması yasal zeminde sağlanmalıdır. Bayram tatili öncesinde zikredilen zam konularında, oldukça dikkatli davranılması ve vatandaşın cebine el uzatılırken hükümet, özellikle düşünmelidir. Bayram tatili süresince çarşı açıktı, özellikle marketler ihtiyaçların karşılanmasında öncülük edenler oldular. Evlere yiyecek servisi de fastfood sevenleri memnun etti. Sosyal Medyada yapılan paylaşımlarda bir kaç istisna hariç çoğu siyasinin bayramı eğlence yerleri dışında evde ailesi ile geçirdiğini izledik okuduk. Çoğu sanatçının ülkemizde olduğunu da bu paylaşımlardan anladık. Turizmin özellikle Girne gecelerinde ve Türkiye’den gelen sanatçılar ile eğlence sektöründe tavan yaptığına sevindik! Gülümsedik! Bayram’ın son gününde yapılan kuyumcu soygunu ve gelişen süreçten üzüntü ve endişe duyduk. Her zamanki gibi kimlikle adaya girişlerin yeniden hatırlara gelmesi hep de olay olduktan sonra ortaya çıkıp ifadelendiridiğini tekrarlayanları yeniden gördük. Hafta sonu Nergisli köyünde kaldık ve deniz için Kocareis plajına gittik. Önceleri kalabalık değildi ancak akşama doğru çoğu kişinin sahile akın ettiğini gördük. Zaman, Haziran‘nın yaz sıcaklarından hızla Temmuz’a ilerliyor, Yılın yarısını bulduk.Halkın beklentisi ve bütün konuşmalarımızda gündeme getirdikleri, yeni hükümetin, ülkemizde aklı selim bir icraatla güzel günlere hasreti giderecekleri umududur. Sonuçta, kötünün en iyi günlerini bekleyenleriz!

Advertisements
Senin her şeye gücün yeter

Senin her şeye gücün yeter

Bu gün arefe yarın bayram, bu gece ramazan ayının son iftarı ile oruç tutan kişilerin avuçlarındaki dua, Ramazan ayı boyunca iftar sofralarındaki dua ile hep ayni olan yakarıştır yüreklerde yer eden kalbi duyguların inançla sesli tekerrürüdür. “ Allah’ım, Senin rızan için oruç tuttum, Sana inandım, Sana güvendim, Senin rızkınlɑ orucumu açtım, Hamdolsun verdiğin nimetlere, Sağlık ve afiyete. Ey bağışlaması bol Rabb’im, Beni, Ailemi, Milletimi, Devletimi ve tüm inananları koru, Rahmetini ve yɑrdımını esirgeme üzerimizden, Bizlere yaşama sevinci ver, Her türlü güçlüğe karşı dayanma gücü ver, Senin her şeye gücün yeter. Amin!” Bu dua ile açılan oruçların ertesindeki bayram ise müslüman aleminin Ramazan veya diğer bir deyişle Şeker Bayramıdır. Ülkemizde Salı ve Perşembe günü dahil üç gün bayramda ailelerin dayanışması, bir araya gelmesi ile yıl içindeki özlemin bayram günlerinde giderildiği görülür. Bu yıl Ramazan ayı içerisinde gerek Türkiye Büyükelçisi Sayın Ali Murat Başçeri’nin KKTC ‘de özellikle belediyelerin de katıldığı iftar programları ile vatandaşlar ile buluşması ayrıca Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından atananTürkiye’nin ilk Cumhurbaşkanı yardımcısı Sayın Fuat Oktay’ın ülkemize iftar için ziyarette bulunması ve Hala Sultan Camisinin bahçesinde vatandaşlar ile oruç açması oldukça ses ve memnuniyet getirmiştir. Ramazan ayı içerisinde ülkemiz siyasetinde ilkleri görmek, ilklerde şekillenen davranışları izlemek hakikaten ilginç olmuştur. Bu arada iç siyasette konuştukça kendini bağlayan, sonrasında bağlandığı konuşmalardaki kör düğümü çözmeye çalışanları oldukca ince ve düşündürücü ayarları ilgiyle izliyoruz. Gördüğümüz; siyasetin insanları istisnalar hariç ne kadar çok değişime uğrattığıdır. Değişimin hayal kırıklığı ülkemizde yaşanmıştır. Umut vadedenlerin umutsuzluk verdiği sonuca varılmıştır.Hükümet düşmüştür! Meclis Genel Kurulunda olsun, çıktıkları televizyon programlarında veya sosyal medya hesaplarından siyasileri yaptıkları açıklamalardan takip edenleriz. Gelecek süreçte de takip edeceğiz. Ne hal ise son aylarda KKTC Meclis Genel Kurulu canlı yayınlarını veren devletin televizyonunun yani Bayrak Radyo ve Televizyonunun canlı yayınları, kesintisiz olarak ülke halkına göstermediğidir. İktidarı elinde bulunduran ve Cumartesi gün 28 oy ve 13 red ile güven oyu alan 2’li UBP-HP Hükümeti’nin bu hatayı öncelikle gidermesi bu kanalı izleyen vatandaşa olan borcu olduğunu hatırlatmak isterim. Nezaket ziyareti kisvesi altında güç gösterisi adına “Bakanlığı gel görüşelim “ modundan derhal çıkılmalı zamanın katledilmesinin önüne geçilmelidir. Ülke yangın yeri gibi , elektrik faturaları çifte çifte telefon mesajlarında, bu gün arefe yarın bayram havası çarşıda maalesef yok, esnaf tedirgin, Güney komşular için Euro bozdurup KKTC’de alış veriş ucuz, kendi vatandaşımıza göre pahalılık almış başını gidiyor. Bayram günlerinde el öpmeye gelecek küçüklere harçlık büyüklere çukulata modundan uzaklaşılmış, bayramların eski yıllarının güllaçları, ekmek kadayıfları mutfaklardan nerdeyse uzak olmuştur. 200 gr bademin 16 TL olduğu günlerdeyiz. Yine de her aile kendi bütçesine göre “ Ramazan Bayramı” için özel bir hazırlık yapacak, kredi kartındaki harcamaları taksitlere bölecektir. Bu gün Arefe ve bütün mezarlıkların çiçekler ile donatıldığı günde, duaların yapıldığı Fatiha’ların okunduğu mezar taşları altındaki toprakta yatanlar, duygu dolu dualarda anılacaktır. Sonuçta , geçen zamanı ve geleceği izlemek, gözlemlemek, neler olup bittiğini anlamak için ileriye bakmak, farkı farketmek, en güzel kanaat ve değerlendirme olacaktır. ”Ramazan Bayramınız“ kutlu olsun…

Gönülleri olacak mı?

Gönülleri olacak mı?

Hükümet düştüydü, düşecekti derken, düşen bir hükümetin 15 aylık kullanım sürelerinin sonunda o hükümette yer alanların konuşması bir nevi günah çıkarma olur. Bu tür davranışlar ile bir yere varılamayacağı aşikar olan bir geçmiş için, her açıklama ve her ithama laf yetiştirecek eski ortakların hal ve davranışlarını üzülerek görüyoruz. Halkımızın siyasilerin gönülünün olmasını beklerken, canının çıktığı noktadayız. Zorluklar ise kendini pahalılıkta gösteren olmakta ve devam etmektedir. Mahalleden tutun, caddeye çıkın,bütün sokaklarda, erken seçim olsun, sesleri gittikçe yükselmektedir. UBP’nin tek başına iktidarının istendiği açıkça ifade edilendir. UBP Genel Başkanı Sayın Ersin Tatar’ın hükümeti kurma görevini aldığı günden, yani 15 Mayıs 2019 tarihinden itibaren geçen süre, geriye doğru sayılırsa zaman giderek azalmaktadır. HP ile UBP heyetlerinin 2.görüşme sonrası basın önünde beyanları vardır. Bilmeleri gereken fazla eleyip sık dokurken geçen sürenin ülkemize vereceği zarardır. Bir saat gecikmenin dahi getireceği olumsuzluklar ortadadır. Eğer her iki taraf da önceden biz bu koalisyonu kurduk deyip öncelikli olarak halkın refahı için icraata geçmekten ziyade konuyu detaylarla boğacaklarsa, işleri çok zor olacağa benziyor. Nitekim Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, ‘Türkiye’nin ve KKTC’nin bölgedeki enerji denkleminden dışlanamayacağını artık herkesin kabul etmesi gerekmektedir’ açıklaması ve Sayın Oktay’ın “Hedefimiz Kıbrıs Türkü’nün siyasi eşitliğinin mutlak şekilde sağlanması ve Ada’daki meşru haklarının, güvenliğinin ve refahının garanti altına alınmasıdır. Kıbrıs Türkünün haklarını garanti altına alan ve güvenlik endişelerini karşılayan çözüm modellerini görüşmeye hazır olduğumuzu bir kez daha ifade etmek isterim” diyerek sözlerine devam etmesi ile Kıbrıs Türk halkının hak ettiği refah seviyesine ulaşmasının engellenmesinin ve mevcut statükonun korunmasının, sürdürülebilir bir tutum olmadığını vurgulayarak, ucu açık müzakere süreçlerinin ve Ada’daki mevcut gerçekleri göz ardı eden yaklaşımların artık bir tarafa bırakılmasının elzem olduğuna işaret etmesi gerçeğin ta kendisidir. Sayın Oktay, Kurulacak yeni hükümetin önünde özellikle yapısal reformlar ve ekonomik durum çerçevesinde ivedilikle çözüm bekleyen birçok konu bulunduğuna dikkat çekmiş,Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin istikrarı ve refahı için, uzun yıllardır gündemde olan reformların ciddiyetle, vakit kaybetmeksizin ele alınmasının en temel beklentileri olduğunu özellikle ifadelendirmesi oldukça anlamlı bir ikazdır. Kıbrıs Türk Kızılayı ve Vakıflar işbirliğinde, Hala Sultan Cami avlusunda düzenlenen iftar programına KKTC’ye Türkiye Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’la birlikte TC Lefkoşa Büyükelçisi Ali Murat Başçeri de iftara Sayın Oktay’la birlikte katılmışlardır. KKTC’den ise iftar programına, Meclis Başkanı Teberrüken Uluçay, 3. Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, UBP Genel Başkanı Ersin Tatar, bazı milletvekilleri ve yetkililer katıldığı ise haberlere yansıyandır. Sayın Oktay’ın Kıbrıs’ta iftara katılması, Türkiye için “mesafenin önemi “ olmadığının, ayrı önemli bir mesajı olmuş ve güçlü bir ses getirmiştir. Türkiye’siz bir KKTC’nin düşünülemeyeceğinin isbatı mahiyetinde olmuştur. Sonuçta Sayın Oktay yeni bir hükümet derken, zorlukları mübarek bir gecede yaptığı konuşmasıyla açıkça dillendirmiştir. Anlayan tabi ki anlamıştır. Anlaşılmayacak bir şey yoktur. Her iki partiye kolay gelsin derken, hatırlatılmak gerekir “fazla naz aşık usandırır” Tabi ki anlayanlara!

İcraat icraat, mafiş icraat

Ha! bugün, ha! yarını beklerken, icraat hükümeti kurduk diyen ülkemizin, 12-9-3-3 Dört başlı hükümeti acaba ne zaman icraat yapacak sorusu gün geçtikçe daha yüksek sesle söylenir oldu. Ülkemizde bir türlü istenilen refah düzeyi yakalanamadı, mevcut hükümet, yürütme görevine hakkını veremedi. Ancak zam konusunda oldukça ileriye gitti. Dairelerde işler dönmüyor, vatandaş hizmet alamıyor denilse de bunun da müsebbibi pek tabi Bakandan başlayan hiyerarşinin alta doğu inişindeki insiyatifsizliktir. Üst kademe yöneticileri öyle bir hale getirildiler ki kendi görev yetki ve sorumluluklarını kullanmakta onlara, acizlik yaşatılıyor.Korku duyuyorlar. İta amiri olmak, kolay bir görev değildir ve İta amirlerinin yasal mevzuat çerçevesinde iş yapmaları zaruridir. Denetim asli görevleridir. Donanımlı her kişi görevini kendi iş anlayışı çerçevesinde düşünür. Düşüncesini hayata kendi insiyatifi ile geçirir. Çalışan, görev başında olan kamu görevlilerinin görev yetki ve sorumlulukları bulundukları kadrolar için var olan yazılı kurallardır. Kadronun baremi bellidir. Atanma koşulları bellidir. İstenilen öğrenim koşulları kişide aranılan evsaf alt alta yazandır. Günümüzde en çok eleştirilen konu ise devlet dairelerinde laçkalık olduğu ve çalışılmadığıdır. Halbuki görev yerine her gün giden görevi başında olan bir memur neden çalışmasın. Elbette çalışır. Memurun görevini yaptığının görmemezlikten gelinmesi ast üst ilişkilerinin çoğu zaman zayıflığından kaynaklanır. 1976 yılından bu yana ara seçimler dahil 14 seçim yapıldığı ve son seçimlerde 8 siyasi parti ve bağımsız milletvekili sayısına bakıldığında 388 adayın varlığı 190 551 seçmen sayısı olduğunu biliyoruz . Seçilen 50 Milletvekilinin dağılımı ise UBP 21 -CTP 12- HP 9- TDP 3 ve DP 3 -YDP 2 koltukla KKTC Meclisine girmişlerdir. Ülkemizde ilk defa yeni seçim sistemi ile çarşaf liste denilen oy pusulalarının seçmen tarafından nasıl kullanılacağına ilişkin Yüksek Seçim Kurulu tebliğleri ile seçime kadarki süreçte seçmene adeta ayrı bir eğitim verilmiştir. Seçim denen zorlu dönem 2018 Ocağında bir sonraki seçime kadar böylelikle kapanmıştır. Ha! Erken seçim olur mu? Belki olur, belki olmaz. Hükümetin seçim sonrası nasıl kurulduğu ise halkımızın gözleri önünde seyretmiştir. Bu süreçteki teferruata fazlada gerek yoktur. Sadece koalisyon oluşturulurken KKTC Meclis Başkanlığı için mecliste grubu olmayan TDP‘ne Başkanlık verileceği vaadi yapılmış hukuken yasal çerçeveye girmediği bilindiği halde Sayın Hüseyin Angolemli’nin adı bu konuda fazlasıyla rencide edilmiştir. Başbakan Erhürman her konuşmasında 15 Şubat tarihinde güven oylaması aldık dediği günden 15 Şubat 2019 kadar bir yıl artı Mart ve Nisan ayının sonuna gelinmiştir. Ülke halkının beklediği ucuzluğu bir türlü sağlayamayan hükümettir. Döviz krizi, Türkiye seçimleri, ekonomik mali protokol anlaşmazlık krizleri yönetimin mazareti olabilir ancak geçim derdinde olan ahaliyi bu mevzular ilgilendirmez. Hükümet hani derler ya baş ol da soğan başı ol deyiminin tam tarifi . Soğan demişken, soğanın kilosunun 11₺ olduğu günleri yaşıyoruz. Sahi tüketici hakkı korunacak deyip de ALO 177 hattı açmışlardı, o hat ne işe yaradı diye sormanın tam zamanı. Ay sonuna ne kaldı ki zamlı elektrik faturaları kapıdadır. Hükümet için yıkıldı yıkılacak diyenlerin nerdeyse, azarlandığı bir dönemi yaşıyoruz. Hükümet varlığını gösteremiyor ve sayısı oldukça fazla birçok seçmende , hükümet yeterliliğini yitirmiş vaziyettedir. İstenmediklerini anlamış olmalarına rağmen 4’lü hükümetin ortakları hiç rahatsızlık duymadan biz görevimizin başındayız, sizler yıkıldınız diyebilirsiniz ama bizler bu gıyabet içindekilere karşı,sizler söylendikçe biz ortaklar birbirimize daha çok pekişiyoruz diyebiliyorlar. Pek nereye kadar ? Bekleyip göreceğiz! Kıbrıs meselesi mi ? O mesele 4’lü koalisyonun sadece voleybol oyunu. Başka söze ne hacet!

Zam Seferberliği

KKTC Meclisi Genel kurulu haftanın ilk oturumunda oldukça tantanalı geçti. Ne zaman, 2019-2021 yılını kapsayacak ve Türkiye ile imzalanacak protokolle ilgili sorular gündeme taşınır olur, işte o zaman, İktidarın asabiyeti artar. Gerginlik başgösterir. UBP Genel Başkanı Sayın Ersin Tatar “Anlaşıldığı kadarıyla metin üzerinde tartışmalar devam ediyor. Hazır bir metin olmadığına göre ne gün imzalanacağı belirsizdir” diyerek “ihalelerin açılamaz noktaya geldiğini, ülke ekonomisinin öngörülebilir durumdan çıktığını ve ekonominin daralmasıyla kriz ortamının büyüdüğünü “ ve hükümetin avans adı ile aldığı ifade edilen borçlanması konusunda bilgi istemiş ve İktidarın daha fazla “Türkiye’deki seçimlerin arkasına saklanılamayacağını” açıkça Meclis kürsüsünden dile getirmiştir. Sayın Tufan Erhürman ortaklarının hala daha sözlerinin ıslaklığını muhafaza eden konuşmalarını bilmezmiş gibi ,Sayın Serdar Denktaş’ın protokol konusunda yine Meclis kürsüsünden neden imza konulmadığını , Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğana sorunuz dediğini,diğer günde, Türkiye Elçiliğini adres gösterdiğini unutmuşcasına ve Sayın Özersay’ın ekonomik protokol ile ilgili Sayın Erçin Şahmaran ile yaptığı ve bir saati geçen sohbetinde ifade ettikleri “İmza aşamasına gelmiş bir protokol yoktur’ ‘Ekonomik protokol müzakeresi devam ediyor. Henüz taslak sonuçlandırılmadı. Yani imza aşamasına gelmiş bir metin yoktur. Bu nedenle sen imzalamadın, ben imzaladım, ya da tam tersi gibi bir durum yoktur. Metin henüz imza aşmasına gelmemiştir. Aslında bu tartışmalar kısır tartışmalardır, önemli olan içeriktir.” dediğini de mi bilmiyor? Sayın Özersay şimdiye kadar olan mali protokol ve Türkiye ile ikili ilişkilerin gidişatını sohbete konu ederken son derece samimi olduğu ve doğruyu ifade ettiğine dair bir kanaat oluşturmuş ve muhalefet ile bir bakıma ayni şeyleri ifade eden olmuştur. Özel sektörden borçlanma konusunun ise bakanlar kurulunda görüşülmediğini Sayın Şahmaran’a sohbet esnasında söylemiştir ki bu sohbet bir köşe yazısı ile Star Kıbrıs Gazetesinde yayımlanmıştır. Hafta sonu evveli ve/veya hafta sonu çalışmalarında böyle beyanatlar verilmiştir.Gazetelerde konular haber nitelikli manşetlere taşınmıştır. Ekonomik protokolle ilgili büyük bir sorun olduğu görülmektedir. Dolayısıyla doğru ifadeleri bu aşamada kimin yaptığı aranılır olmuştur. Koalisyonun her ortağı ayrı bir telden konuşuyorsa Sayın Erhürman adeta bir baba şefkati ile hükümet ailesi üzerinde acaba bu çabasını neden sürdürmektedir? Sorusunu akıllara takmaktadır. Hakikaten gelişmeler ve anlatılan gerekçeler anlaşılır olmaktan uzak ve gün geçtikçe hayli gülünç bir durum arzetmektedir. Hani derler ya ağlanacak halimize gülüyoruz. Tam o haldeyiz ve Başbakan Erhürman’ı dinliyoruz, Sayın Tatar’a cevap verirken son derece gergin bir tavırla konuyu bağlamaya çalıştığını görüyoruz. Sayın Tatar’ın üslubunu beğenmedim diyor ama bir yılı aşkın süredir hep ayni ezberi tekrarladığını bizlere de ezberlettiğini unutuyor. Devamlı gösterdiği mazareti ise “Türkiye’deki sistem değişikliğinin’ bütün bu olumsuz ilişkilere gerekçe olduğu intibasını yayıyor. Sayın Erhürman bizim dinlemekten bıktığımız lakin gerek kendisin gerekse koro halinde 4 ağızın tekrarladığı “ortakların birlikteyiz andı “ nı yinelemekten medet umuyor . Yüz mimiklerinin ifadesinin okunuşundan belli olan ise, kendisinin hükümetten ayrılma isteğinin, önünde çok büyük bir engelle karşı karşıya olduğu anlaşılıyorsa da ifadede güçlüğü olduğu belirginleşiyor. Yinede Sayın Erhürman Koalisyon birlikteliklerinin sözde sarsılmaz bütünlüğünü överken 4 kollu hükümeti koruyor ayrıca imtihanda sözlüye kalkmış öğrenci edası ile misal de veriyor “ TC tarafı kendileri için çok önemli olan seçimlerden 2 gün önce bize randevu verip, bizimle görüştüklerine göre bizim onları suçlamamız mümkün değil” diyor. Bu sözleri söyleyen ülkemizin başbakanıdır. İmza aşamasına getiremedikleri bir protokol vardır, fakat muhalefet tarafından soru sorulduğu zaman, zeytin yağı gibi üste çıkmasını bilenler olarak Türkiye ile ikili ilişkilerde bir sorun varsa ve biliyorsanız bunu siz isbatlayın diye de davette bulunuluyor. Bir acayip süreç, ne diyebiliriz. Çalışmayı ve beklemeyi öğrenmiyorlarsa daha yazazılacak çok şey vardır. Öte yandan “Hükümetin zam seferberliği” kapıdadır.

Alışamam yok alışacaksınız

Geçim derdi ve hayatın tecrübesi insanımıza ihtiyaçlarını aciliyetine göre belirlemeyi öğretmiştir. Günümüzde ekonomik krizle kalkıp, krizle yaşayıp krizle akşamı buluyoruz. Krizli rüyaların pisikolojisi ile kaliteli uykunun haram ettirildiği geceleri yaşıyoruz. 4 kollu hükümet döneminde zam rüzgarında insanı ürperme ile birlikte üşütme tutuyor. “Ekonomik Kriz” in her aileye değişik bir şekilde yansıdığını görüyoruz. Kiracı olanla, ev sahibinin, çocuğu olanla,çocuğu olmayanın gençlerle,orta yaş grubunun ve yaşlının,özel sektörde çalışan ile kamuda çalışanın, tek başına yaşayanlar da dahil krizin girmediği çalmadığı ev kapısı yok, kapıdan içeriye kriz girdi mi evi allak bullak eden bir acı yaratıyor. Öncelikle mutfağı ateşliyor diye yazdığımız günler ilk elektrik zammının yapıldığı zamandı. Dahası o günler için yazdıklarımın tekrarında fayda vardır, çünkü değişen ve sunulan bir refah düzeyi yoktur. İnsanın yaşamı içerisinde motivasyonun önemi son derece önemli bir faktördür. İnsan güdülerinin de kendi içinde bir sistemi olduğunu ve yaşam kaynağı için amacın belirlendiğini biliyoruz. İnsanın yaşama azmi içinde faydayı arayışı ve ihtiyaçlarını sıralayışı vardır. ihtiyaçlar dizisi içerisinde geliri ile giderinin eşitlenmesinin hayati durum arzettiğini biliyoruz. Ülkemizde asgari ücretin yeniden tesbiti ile düşük gelirin, önüne geçilmez bir çok sıkıntıyı beraberinde getirdiğini de biliyoruz. Bilmediğimiz tek şey ülkemiz halkının ne zaman müreffeh bir yaşama kavuşacağıdır. İç politikada olsun dış politikada olsun ülkemizde mevcut koalisyon ortaklarının halkın sıkıntılarını bilmemezlikten gelişlerini yadırgıyoruz. Meclis Genel kurullarının dinleyicileri arasında iktidarı ile muhalefeti ile tüm konuşmaları dinleyenleriz. Halkın sorunlarını Meclis kürsüsünden dile getiren muhalefet milletvekillerine iktidarın verdikleri cevapların sadece cümle zenginliğinden ibaret olduğununun bilincindeyiz, farkındayız. Bilhassa ağdalı konuşmaları ile dikkat çeken Sayın Şahali’in uzun cümlelerinde kurguladığı ülkemizin oldukça önemli bir kesimi için, hayvancılık ve çiftçilere yönelik kendinin bile yapacağına inanmadığı ancak arzu dolu ifadelerini devamlı kürsüden bilhassa Ulusal Birlik Partisi Milletvekili Sayın Dursun Oğuz’un konuşmaları sonrasında, verdiği uzun uzun cevaplarında, dinleyenleriz. Öyle ettiler böyle ettiler çoklu tarifel zamlı elektirikli bir hayat tarzını memleket insanının evine mali kriz olarak soktular. ‘Alışamam yok, alışacaksınız’ diye de azarlar gibi konuştular. Kimi, kime şikayet edeceğiz diye yarattıkları çoğunluğun hiddetini görmemezlikten geliyorlar. Koalisyonu inşa edenler, Sayın Erhürman ,Özersay, Özyiğit ve Denktaş’ın Kıbrıs meselesinde hükümet programına koydukları ve ortak mutabakat sağladıkları bir vizyonları olmadığı gibi buna benzer değişik gündem maddelerinde anlaşmaları olmadığı hali ve koalisyonun mecburi evetçi milletvekilleri ile de kendi adlarına yaptıkları aleni konuşmalarda, kendi iktidarlarını açıkca eleştirmelerinden anlaşılmaktadır. İktidara mensup milletvekilleri 4’lü ortaklık nezdinde eleştirilerde siyaseten serbest ancak oylamalarda zoraki kabulcüdürler. İnanmadıkları konularda bir şekilde hükümetin devamı açısından rıza gösterenlerdir. Ülkemiz halkı bu siyasi oyunun seyircisi olarak her şeyin farkındadır . Zaman çabuk geçer. Hele bir Cumhurbaşkanı adayları kesinleşsin, taraflar saf tutsun, siyasi arenada neler olabileceği net olarak belli olacak, siyasetin gidişatı anlaşılacaktır. İşte tam da bunun için bekle de gör diyenler çoğunluktadır…

Dört başı mamur

Zamanı torbaya sığdıramıyoruz. Hızına yetişemiyoruz. Zaman bize uymuyorsa zamana, uyuyoruz. Sorun burda gizli! Geçen bir yılı aşkın sürede 4’lü hükümetin başının tek pozitif mesajı Halk Danslarındaki yeteneğini birbuçuk dakika ile sahnede sergileyip kendini ön plana çıkarması oldu. Bu oyun, nicelerine ders olsun, eleştirilmesin, kültürümüzdür, ülkemizin tanıtımına katkıdır dedik. Hatta önerimizdir, sadece seçim zamanı, reklamlara vokalistlik değil şimdiden hükümet reklamlarında dört başı mamur kullanılsın. Aynen elektrik çoklu tarife tanıtımı paralı reklamlarında olduğu gibi! Geçen yıl Mart ayının bu zamanlarda Başbakan Erhürman o meşhur her Cuma yapacağım dediği basın toplantısının ikincisinde, 15 Şubat güven oylamasından sonra geçen 6 haftalık süreçte faaliyetlerini üçe ayırarak ifade etmişti ve projelerinde üç ayak olduğunu söylemişti. Birinci ayakta rutin konular ve atamalar olduğunu, İkinci ayakta denetim ve geçmiş yıllardan gelen yolsuzluk dosyaları olduğunu, Üçüncü ayakta kuluçka döneminde ürettikleri/ üretecekleri projelerinden bahsedip hukuka verdiği önemi vurgulamıştı. Başbakanlıkta kendisinin göreve başlattığı altı müşavir/danışmanlarının, müdürlerden daha da yetkili olarak her birinin ayrı konularda çalışmaya başladıklarını konu başlıkları ile açıklamıştı.Açıkladığı 15 projeden bu gün oldu hala daha ses seda yok. Ama mazaret çok. O çok yetkili 6 danışmanın eserlerinin adı yok. Salı gün KKTC Meclisinde Ekonomik protokol ve elektrik zammı hakkında haliyle sorulan sorulara maruz kalan Maliye Bakanı Serdar Denktaş, mali protokol ile ilgili akılarda oluşan ve acaba Serdar Denktaş ne demek istiyor sorusunu yine kendisi bariz bir şekilde ha! Güney Kıbrıs ha! Türkiye gibi ima dolu bir örnek vererek babası Kurucu Cumhurbaşkanı Liderimiz Denktaş’ın Güney ile çözümde karşı tarafın Rum Yönetiminin imzaya yaklaşmadığını örnek vermiş, ekonomik protokolüde kendilerinin hazır olduğu halde Türkiye tarafından imzalanmasının geciktirildiğini söylemiştir. Böyle bir karşılaştırma yapmasının son derece yanlış olduğunu bilmesi gerekirdi.Türkiye ile Güney Kıbrıs’ı ayni kefede tartması kanaatimce son derece yanlış oldu. KKTC görüşme yetkisi ile gelen heyetlerle birçok konuda anlaşma sağlandığını anlaşamadıkları konular da olduğunu ifade eden Denktaş Muhalefet milletvekillerinin protokol içeriği hakkındaki sordukları sorulara cevap vermeyeceğini söylemiş,günü geldiğinde öğrenirsiniz demiştir. Hükümetin bel kemiği vazifesini yürüten Denktaş elindeki tek olumlu kozun maaş ödemesi olduğunu bildiği için her ay zamanında ödeme garantisini vermiş ve bunu yeniden beyan etmiştir. Mali konularda gerekeni yapacağını, gerekirse Saray Önünde kendisini asacaklarını bilse dahi, mevcut tutumundan ödün vermeyeceğini söylerken asabi, çoklu tarife elektrik konusunda “zam ise zamdır” derken ise son derece iddialı ve mülayimdi. Ödenen maaşlardan, zam ile geri aldıkları için azalan maaşlar için ise çare söylemedi. Siz muhalefet ucuz elektrik için çare üretin biz uygulayalım deyişi de politik pişkinliğiydi. Hesap kitap, kendi ellerinde, belli ki Meclis Genel Kurulunda kendi 12-9-3-3 sayısı ile kaldırdıkları parmaklarıyla UBP’nin ”Elektrik Kurumu Araştırma önerisini” reddettiklerini unutmuştu. İktidarın unuttuğu diğer konu ise kendi kafalarına göre ve Türkiye adına oluşturdukları mazaretlerdir. Türkiye hangi ahvalde olursa olsun. ister seçim zamanı, ister ekonomik sıkıntı içerisinde, ister savaş halinde olsun, Kıbrıs’ın Türkiye için önemini asla unutmuş olmaz. Olamaz. 4’lü koalisyon ortakları beceriksizliklerini saklamaya çalışırken Türkiye’nin sarsılmaz gücünü de, unutmuşlardır. Çelişki dolu konuşmalar devamında anlaşılan tek şey 4’lü koalisyonun üç ortağının Sayın Denktaş’ın siyasi oyuncağı haline geldikleridir. Tabi bu durum onların da işine gelmektedir. Kanaatimce Lefkoşa Türkiye Büyük Elçisi Sayın Ali Murat Başçeri’nin kendi twiter hesabından “25 Mart” 2019 sabah saat 9.13 ‘de paylaştığı twiti “Toroslar-Akdeniz-KKTC Geçitköy Barajı. Teşekkürler DSİ @devletsu_isleri #asrınprojesi” son derece önemli bir mesaj özelliği taşımaktadır. Tabi ki anlayana…

Kadın haklarına hak eklemek

Kadın haklarına hak eklemek

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü birçok platformda kadın hakkında sloganlarla ifadelendirilerek bir çok etkinlikte manasını bulacağı gün olarak kutlanacaktır. 
Gazimağusa Belediyesi 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında üç etkinlik düzenleyeceğini bir programla açıklamış olduğunu öğrenmiş bulunmaktayız. 
Kadının hak ve özgürlükleri hakkında ülkemizde yapılan kutlamalar, ayrıca günün anlam ve önemine binayen verilen bir çok beyanatlar vardır. Her yıl olduğu gibi değişmeyen alışkanlıkları 8 Mart etkinliklerinde yeniden görmekteyiz. Bakanlıklarda kadın personele çiçekler sunulmakta, siyasi parti kadın kollarının üyeleri sokakta ve iş yerlerinde çiçek dağıtmaktadır. Birçok kadın,anne olmasının kendisine sağladığı büyük sorumlulukla, bugünün, en ağır işçisi konumunda olanıdır. 
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 16 Aralık 1977 tarihinde 8 Mart’ın ‘Dünya Kadınlar Günü’ olarak anılmasını kabul etmiştir. Kadınların daha çok siyasi ve sosyal bilincinin geliştirilmesi esasında ekonomik özgürlüğünün kadına sağladığı özgüvenin bu günde hatırlanır olması hali bu günde var olandır. 
Özünde ve geçmişinde çok ağır çalışma koşullarını protesto etme amaçlı ortaya çıkan ve 8 Mart 1857 yılında yani dile kolay 162 yıl önce dokuma fabrikasındaki kadınların çalışma saatleri ve çalışma koşullarının değişmesi için yaptıkları grev esnasında çıkan yangın sonucunda ölen 129 işçinin anılması konusu bugünün anılmasına etken olmuştur. 
Kadınların 8 Mart’ı günümüzde etkinlik olarak takvimin bir tarih yaprağı olarak görüp işçisinden tutun, beyaz yakalısına geçin,kadın akademisyenlerin bu güne ait tebliğlerini okuyun değişen tek şeyin çağımızın getirdiği ve her ülkenin kadınlara ait hak ve özgürlükte yasal çerçevenin içindeki, ”kadının hapsini” görebiliyoruz. Yazılanlar,söyleşiler, yürüyüşler ve mitingler bir günlük anlamda ifadesini bulmakta sanki dünya yeniden keşfedilmiş gibi bir rüya aleminin pembe renklerinde kadınlar 8 Mart’a siyah renkli sloganlarla donatılmış protestosunu, kadına olan şiddeti, kadına olan mobbingi ve daha nice zorluklarda sesini duyurmak adına bu günde toplu olarak seslerini yükseltmektedir. 
Şanslıyız! Ülkemizdeki kadının toplum içindeki yerinde olduğu kadar, siyasi faaliyetlerde, idari kadrolardaki üst yönetici kadrolarına kadar ilerleyişinde yer alan bir çok kadınımız olmuştur. Kadının yaşam tarzındaki karşılaştığı zorluklar bir yana görev alanı içerisindeki pozisyonu belki de her kadının yaşadıklarının hikayesinde var olandır. 
KKTC Meclis’ine dünden bu güne seçilen bütün kadın milletvekilleri görevlerini layıkıyla yapmak için hep gayret gösteren olmuşlardır. Ülkemizde kadın olarak Başbakan, Meclis Başkanı olarak görev yapan kadınlarımız vardır. Prof. Dr. Servet Sami Dedeçay, Cumhurbaşkanlığı için vakti zamanında ilk kadın aday olma özgüvenini göstermiştir. KKTC son Cumhurbaşkanlığı seçimlerde Sayın Dr. Sibel Siber aday olmuş, seçim sandığında, bu büyük yarışta, kadın olarak kaybetmiş ama topluma ve kadınlara örnek teşkil etmiştir. Kıbrıs tarihi sürecinde ülkemizde birçok kadının her alanda unutulmayacak isimleri vardır.Bu kadınlarımızdan bir tanesi de Sayın Meral Eroğlu’ dur. Çok uzun yıllar Başbakanlık ve 5 yıl Cumhurbaşkanı olarak görev yapan 3. Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu’un eşidir ve ülkemiz kadınları adına faaliyetlerini hak alma mücadelesinde çok uzun yıllar aktif olarak sürdüren olmuştur. Bundan sonraki dönemlerde, kadın sayısının aktif görevlerde artması, varlıkları ile her alanda isbat-ı vücud etmeleri, umudumuz ve dileğimizdir. Bütün bu gerçeklerden hareketle 8 Mart gününün, takvimdeki bir yaprakdaki rakam olmasından ziyade, yılın her gününde kadına verilen değerin cinsiyetinden çok, insani değerler kapsamında olmasıdır. 
Peygamerimiz Hz.Muhammed’in “Okumak, kadın ve erkek her Müslümana farzdır” sözünü unutmadan, tüm kadınlarımıza ,sağlık ve mutluluk dolu, nice 8 Mart’ı kutlamaları ve bu günün anlam ve öneminde “haklarına hak” eklemeleri ise temennimizdir.

Bol keseden laf

Duyguların seyri,insan ruhunda ne yöne akacak belli olmayandır. Gelin,görün ki ülkemiz coğrafyası bütün güzellikleri bünyesinde taşırken, bencil yüreklerin her daim fesat düşünceleri ada genelinde gündemde yerini muhafaza eder. Galiba en hissi düşünceler ilkbaharda, hüzün sonbaharda, durgunluk kışta, neşe ise daha ziyade yaz aylarına ait olur. Zaman insanı olgunlaştır. Ülkemizin muhteşemliğini, halkımızın refahını yaşamak yerine gündemin hep siyasi boyutu ile yarım adamız devamlı meşgul. 2018 Genel Seçiminden bu güne geçen gün sayısı toplamı yılı buldu hala daha, 12-9-3-3 sayısının çıkardığı beceriksiz hükümetinin yaptığı zamlar ile boğuşmakta olan insanımızın çektiği zorluklar yatsınamaz derecede artmaya devam etmektedir. Her ülkenin zor geçirdiği dönemler vardır fakat hayat beklemeye tahammülü olmayan bir seyirde ilerliyor ve 2019 yılının iki ayını büyük bir hız ile geçirdiğimizin farkında olmamız gerekmektedir. Eleştirmek , analiz yapıp doğruları beyan etmek her halükarda en güzelidir. Şimdilerde “öz eleştiri ”yerine ”öz değerlendirme” deniliyorsa elbette doğrudur, daha yararlı olup tesiri yüksek olacaksa kullanılmalı ve değerlendirmelere göre herkes üzerine düşen görevi yapmalıdır. İşinin ehli olanla, olmayan, ayni kefeye konmamalıdır. Kefeler ise donanımın tartısı olurken, asla ezbere doldurulmamalıdır. Ben şuyum ben buyum diyerekten işin aslından uzaklaşmak sorunları anlamadan çözme zahmetine girmenin, fazla tamahın zarar getirdiği bilinmelidir. Süslü püslü cümleler belki ilk anda kulağa hoş gelir ama zaman içinde etkisini çabuk kaybeder. Sağlıkta mağduriyet telafisi mümkün olmayan hasarlar meydana getirmekte olduğunu görenleriz, işitenleriz. 4’lü koalisyon her konuda olduğu gibi sağlıktada her önlemi almak zorundadır. Zor yoktur. Yeter ki zaman iyi kullanılsın. Biz kadromuz ile çalışırız diyenlerin, kadrosu ile başarı göstermesini elbette bekliyoruz, ancak hükümet direksiyon hakimiyetini kaybetmiş bir vaziyette yokuş aşağı inmektedir. Sağlıkta ani ölümler, kanser vakaları, grip denen domuz illeti ülkemiz halkının bünyesinde cirit atıyor. Her evde kapanmayan yaralar açıyor. Hayvancıların, çiftçilerin, imalatçıların,tüketicilerin problemleri, yani, her halükarda ülke bütününde, çözümsüz sorun çok,önlem yok ,ancak laf bol keseden var olandır. Şimdilerde; Kıbrıs meselesinde sanki 50 yıl müzakere ederek Güney Kıbrıs ile her konuda anlaşmışız da eksik kalan elektrik ve telefon hatlarının, müjdeler olsun havasındayız. Her açıklama KKTC 2020 Cumhurbaşkanı seçimlerine yönelik! Sayın Erhürman ‘da Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde CTP’nin kendi adayını mutlaka göstereceğini açıkca beyan etti. Tabi ki doğrudur. Keşke Genel Başkan olarak ben adaydım diyebilseydi. Ulusal Birlik Başkanı Sayın Ersin Tatar ‘da Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunu bir an önce gündemine alması gerekir kanaati ülkemiz halkının beklentisi içerisindedir. Cumhurbaşkanlığı için bir çok aday isminin ortada dolaşması kurumsallaşmış siyasi partilere oy sağlamadığı gibi parti içi bütünlüğü zedeler bir hal alabileceği hususu ise hiç bir zaman göz ardı edilmemelidir. Bağımsız adaylar elbette olacaktır ancak Meclis’te temsil edilen parti genel başkanları parti yetkili kurul kararı ile Cumhurbaşkanı adaylarını vakit geçirmeden ismen ülke halkına açıklamalıdır.Yapılacak olan “aday ismi” açıklamaları ise Güney Kıbrıs’a verilecek en güzel cevap olmalıdır. Bu güne sözümüz mü? “Çok kişiyle konuş. Az kişiyle düşün. Tek başına karar ver.” Diyen Konfüçyüs’den olsun!

Laf arasına sıkışanlar

Bizim ülkenin Başbakanı Sayın Tufan Erhürman her hafta Cuma günleri yapacağım dediği basın toplantısı yerine uzun bir aradan sonra “Basın Odası”da sadece davetli gazeteciler ile hükümetin ilk bir yılını değerlendirme adına Televizyonlerdan ve Web tv lerden canlı yayın ile izleyiciler ile buluştu, konuştu, sorulan sorulara açıklamalarını yaptı. Konuşmasının büyük bir bölümünü vakit öldürmek açısından KIB-TEK konusuna ayırdı üstelik maliyetlerle ilgili Elektrik Kurumu yönetiminin basına açıklamalar yapması için tetbir alacağını söylerken KKTC Meclis Genel Kurulunda KIB-TEK için UBP tarafından verilen “KIB-TEK’in Mali Yapısının Ortaya Çıkması; Güç Artırım Santralleriyle Sistem Değişikliğinin (Fuel-Oil/Gaz) Gerekliliğinin Ekonomik Boyutu; Yüksek Elektrik Fiyatlarının Oluş Sebeplerinin Çıkarılması”na ilişkin Meclis araştırması önergesinin 12-9-3-3 hükümetinin neden ret ettikleri mevzuu ise hiç konuşulmadı. Bu önergeden doğan iktidar korkuları Basın Odasının dışında kaldı. Başbakan detaylarda boğulurken nerdeyse Ankara’da ne yemek yediklerinin sunumunu da yapacak diye bir beklenti oluştuğu oradaki gazetecilerin gözlerindeki manidar bakışlarındaki sorularda kanaatimce gizli kaldı. Başbakanın ilk basın toplantısı, hükümetin ilk yüz günü ve ilk bir yıl derken hükümetin olmayan icraatlarını akademisyenliğinin verdiği tecrübe ile anlattı durdu. Anlatım var icraat yok babındaki soruları ise es geçti. Bir ara acaba çok mu iyimserim daha mı sert olmalıyım diye de hayıflandı. Basının genellikle reyting adına kötü haberleri yaymakta olduğunu kötü haber okuyucusunun daha çok olduğunu laf arasına sıkıştırdı. Turizmi,eğitimi hikayesine aldı yapmak istediklerini yeniden sıraladı ülkeye gelen 102 bin öğrencinin 35 binin yabancı uyruklu olduğunu da ifade etti. YÖDAK’tan her bilgiyi aldığını izleyicilere ve oradaki gazetecilere ayrıca beyan etti. Ülkemizde halen öğretim veren üniversite sayısının, yarısında, istenilen kalitede, eğitim verilmediğini de söylerken kaliteli öğretim veren üniversiteler ile kalitesiz öğretim veren üniversite isimlerinde ve aldığı bilgilerde eğitim camiasında böylelikle büyük bir şaibe yarattı. KKTC ‘deki Üniversiteleri bir bakıma ikiye böldü. Bazı bölgelerde kurulacak yeni üniversitelerde desteğinin olacağını söylerken üniversite merkezi Türkiye’de olan 500 kadar öğrencisi olduğu ifade edilen ancak diplomalarına YÖK tarafından denklik verilmeyeceği haberlerini okuduğumuz, uzaktan eğitim yapacağı ifade edilen ve KKTC’deki eğitim izni YÖDAK tarafından iptal edilen üniversitenin geleceği hakkında hükümetinin, yani bakanlarının ortak görüşünü belirtmedi. Geçen Meclis bileşiminde de bu konu hakkındaki konuşmalar olduğunu hepimiz hatırlayanlarız. Başbakanın öğrenci sayılarını açıklaması ile çok konuşulan tartışılan ve mahkemelik bir olay yaratan ve halen illegal olarak faaliyetini sürdürdüğünü haberlerden okuduğumuz bu eğitim kurumunda Türkiye’deki kayıtlı az sayıdaki öğrenci yanında KKTC vatandaşı öğrenci kaydı var mı yok mu sorusu da akıllara düşen ayrı bir soru ile bizlerde merak uyandırdı. Basın Odası Başbakan’ın yapacağız,edeceğiz, Türkiye ile ekonomik protokoldeki çerçeveyi biz çizdik içini dolduracağız Salı gün heyetler gelecek sonuca gideceğiz özetleri ile geride kaldı. Gerçek olan halkın geçim derdine çareler üzerinde durulmadı, pahalılık nasıl önlenecek anlatılmadı, Türkiye’de başlatılan tanzim satışlarının ülkemizde uyulanabilirliğinin olmadığı belediyelerin idareleri ve mali durum yetersizliği emsal gösterilerek verildi. KKTC siyasetinde hükümetlerin ömrünün yıllarla ifade edildiğinin bazan üç yılda üç ayrı hükümet kurulabileceği dahi uzun uzun anlatıldı. Ekonomik protokokle kaç yıllık imza koyulacağı açıklaması bile yapılmadı. Zaman tükendi basın odası kapatıldı. Bu güne söz mü? “Çok konuşma, boş konuşma, kem konuşma.” Şeyh Edebali ‘den olsun…