Tag: Sosyal Medya

Misafir odamız facebook

Misafir odamız facebook

Sosyal medya esareti 2019 yılında ülkemizde de insanımızın meşguliyeti oldu. Yediden yetmişe değişmeyen kullanım bağımlılığı büyük bir hızla artarak devam ediyor. Sosyal Medyada bugün için kullanıcılar internet ortamının verdiği anında iletişim kolaylığı ile ticari işlemlerini ayrıca banka hesap durumlarını kontrol altında tuttukları gibi gelir ve gider kontrollerini yapabiliyorlar. Düşünün elektrik faturası,telefon ücretleri ,ödemeler dahil para aktarımları hepsi parmağınızın ucunda ve siz kalabalık yaratmadan evinizde, gündüzünüzde veya gecenizde bu işlemleri zamandan tasarruf ile ve denetimi kendi kendinize yapabiliyorsunuz. Zaten denetim olmaz ise hani derler ya ayağını yorganına göre uzatacaksın harcamalarınızı kontrol edemezsiniz. Unutmayın, yorgan önemli, gelirin gideri karşılamasıda, dikkat yorgandan geçer. Tabi internetin sarsılmaz gücü ile istediğiniz programları cihazınıza indirmek mümkün ve bu imkanları kullanan milyarlarca ifade edilen bir dünya nüfus var . 2018 rakamları ile 2018 yılında internet kullanımının yüzde 6 artıp 3,8 milyar insana ulaştığı görüldüğü bilgileri mevcut. Dünya nüfusu 7.5 milyar olduğu kabul edilirse bu da demek oluyor ki dünya nüfusunun yarısından fazlası internet kullanıyor. Kişiler arasında gerçekleşen diyaloglar ise günümüz koşullarında iletişimdeki sonsuz kolaylık olmakta mesafeler bu sayede hükmünü kaybetmektedir. Ülkemizde de internet ve internet üzerinden sosyal paylaşım ağları oldukça yaygın olarak kullanılırken gelişen teknolojiyi de takip etmek kolaylaşmıştır. Özellikle Sosyal Medya bilhassa her yaşa ayrı bir rehabilitasyon sağlıyor, ayrı bir ferahlık veriyor. Bu mecrada kişiler bütün ve de özellikle kendilerini ilgilendiren konularda kendi görüşlerini, düşüncelerini, sevincini, tasalı günlerini olaylara olan bakış açılarını internet ortamında büyük bir çoğunlukla Facebook’ta paylaşıyorlar. Facebook ülkemizde bir birini tanıyan kişilerin misafir odası gibi. Ayrıca Twitter, İnstagram,blog ve YouTube gibi programlar, yazılım programları derken yeni hesaplar açıldıkça sistem kendi içinde güncellenmektedir. Bu programlar ise gündelik hayatın vazgeçilmezi olmaktadır. Bu ortamlarda fikir,düşünce,fotoğraf ,video ve yazılar paylaşmaktadır.Bilinmektedir ki; Sosyal Medya okur yazarlığı üzerinde ise eğitim verilen ülkeler de vardır. Kanaatimce her birey bu derslere ilgi göstermelidir. Hatta okullarımızda bu konular işlenmelidir. Kişilerin sosyal hesapları, arkadaşlıkları,takipçileri derken güne yansıyan ekranda kalma süresi günün kaç saatini sosyal medyaya ayırdığınızı görebiliyorsunuz. Tabi bu ekran süresi içerisine eğer evdeki televizyon değil de internet üzerinden film /dizi izlemeleriniz varsa sürenin arttığını görüyorsunuz. Anlaşılan o ki bundan sonraki süreçte sosyal medyanın siyaset konusunda gücü seçim sonuçlarını da etkileyecektir. Etkilediği de birçok ülkede görülmüştür. İyi kullanım, iyi intiba yaratma, üslûp,takipte devamlılık,güncel paylaşımlardaki verilen mesajlar algıda önemli etken olacaktır. Yeter ki hesaplar atıl kalmasın. Görüleceği üzere ülkemizde de tanıdık kişilerce açılan bir çok hesap vardır ki hani derler ya “ fi tarihinden” itibaren kullanılmamaktadır, şifreleri de unutulduğundan kapatılmayan hesaplar olarak karşımızda sırıtmaktadır. Sosyal Medyanın Dm ve Masanger gibi Facebook olsun,Twitter olsun İnstagram olsun kişilerin özel/gizli mesajlaşacağı kullanım şekli de vardır. İşte asıl meselede tehlikeli alan bu bölümlerdir. Bu alanda kimsenin kimseyi rahatsız edecek yazışmalarda ve paylaşımlarda bulunmaması gerekir ama yozlaşan bir kesimin bunu dikkate almadığı maalesef görülmektedir. Bu alan gençlik için oldukça baş ağrısı yaratan bir iletişim şekli olup, dikkatli olunmasında fayda vardır. Kaldı ki! İki kişi arasında gizli yazışmalar her an fotoğraflanıp deşifre edilebilmektedir. Sosyal Medyayanın programlarının verdiği yetki ile takipten düşme,engelleme bildirim ve şikayet konusundaki kaynakları tam zamanında kullanmak disiplin ve prensiplerin açılımıdır. Ne diyorlar; “İletişim topluluğa, yani anlayışa, samimiyete ve karşılıklı değerlemeye götürür.” o zaman itina gerekendir.

Sükunet ve karşılıklı anlayış

Trafik kontrol, “polisi, milletvekili ve sosyal medya” üçgeninini gereğinden fazla konuştuğumuz bu günlerde önemli olan tarafların sükunetini muhafaza etmesidir. Gelişmeler ile ilgili Meclis Genel Kurulunda Başbakan Sayın Erhürman PGM’nden aldığı bilgileri paylaşmış ve konu soruşturma konusudur demiştir. Sosyal medya üzerinden yapılan hakaret, tehdit ve küfürün suç teşkil ettiğini de sözlerine eklemiştir. Hele meselenin Türkiyeli-Kıbrıslı ayrımcılığına çekilmesinin doğru olmadığını özellikle sözlerine eklemiştir. Kanaatimce Başbakanın konuşması çok manalıydı! Dikkatli olunması gerekendi. Bütün bu konularda yazılanlanları okurken gerçek olduğu yazılan bir hikaye gözüme takıldı okuyucularım ile paylaşmadan olmaz dedim. Hikaye şöyle; ”Deniz, hız limitinin 90km olduğu yerde 110km ile gidiyordu ve son dört ay içerisinde dördüncü defa Polis tarafından durduruluyordu. Bir insan nasıl bu kadar şanssız olabilirdi? Deniz, arabasını sağa çekti” İnşallah şu anda yanımızdan daha hızlı bir araba geçer” diye düşünüyordu. Polis, elinde kalın bir not defteri ile arabadan indi. Bu Polis camiden tanıdığı Ali’ydi. Deniz iyice arabasının koltuğuna sindi, utanmıştı. Bu durum bir cezadan daha kötüydü camiden tanıdığı bir polisle, hemde hızlı gidip, trafik kurallarını ihlal ettiği için karşı karşıya kalmışlardı. Deniz, Ali ‘ye birbirimizi yeniden böyle görmemiz çok ilginç, dedi Ali “ İyi günler Deniz” dediğinde Ali gülümsemiyordu ve ilk sözü – “ Beni, Eşimi ve çocuklarımı görmek için eve giderken yakaladın” oldu. -“Evet öyle” diyen polis Ali, umursamaz görünerek dinledi. -“Son günler eve hep çok geç geldim Çocuklarım beni uzun süredir hiç görmedi ayrıca Zeliha, bana bu akşam mantı, içli köfte ve biftek yiyeceğimizi söyledi Ne demek istediğimi anlıyormusun?” – “Evet ne demek istediğini anlıyorum dedi polis Ali , Ayrıca trafik kurallarını ihlal ettiğini de biliyorum” diye de cevapladı. – “Eyvah! Bu taktik fazla işe yaramayacak gibi ,taktik değiştirmek gerekli” diye düşündü, Deniz -“Beni kaç ile giderken yakaladın?” diye sordu. – “110 km … Lütfen arabana girer misin?” dedi polis Ali – “Ah Ali, bekle bir dakika lütfen, seni gördüğüm anda, takometreye baktım sadece 85 km ile gidiyordum” – “Lütfen Deniz, arabana gir” diye üsteledi Ali. Deniz, canı çok sıkkın bir şekilde arabasına girdi, kapıyı çarparak kapattı .Polis Ali, not defterine bir şeyler yazıyordu. “Ali niye benim ehliyetimi ve araba ruhsatımı istemiyor ki” diye düşündü Deniz, ne olursa olsun, bundan sonra camide de bu adamın yanına oturmaktansa, birkaç gün camiye gitmemeye karar verdi. Ali arabanın kapısını tıklatıyordu, Deniz arabasının penceresini 5 cm kadar açtı. Ali, Deniz’e bir kağıt verdi ve gitti. -Deniz ceza değil bu diye kendi kendine söylendi, bir anda sevinmişti. Yazıyı okumaya başladı, kağıtta şunlar yazıyordu; “Sevgili Deniz, benim bir kızım vardı altı yaşındayken çok hızlı araba kullanan biri tarafından öldürüldü. Bu kazadan dolayı, adam cezalandırıldı. 3 yıl hapishane cezasıydı. Bu adam hapishaneden çıkınca kendi çocuklarına sarılıp, öpüp, onları tekrar koklayabildi, ama ben kızımı öpebilmek için, cennete gidinceye kadar beklemem gerekiyor . Bin defa adamı affetmeye çalıştım. Bin kerede başardığımı zannettim. Belki başarmışımdır, ama hala kızımı düşünüyorum. Lütfen benim için dua et ve dikkat ol Deniz, tek bir oğlum kaldı. Hayat çok değerli, sürekli dikkat et. Dikkatli araba kullan ve başkalarının hakkına saygı göster .Hiçbir zaman unutma,istediğin kadar araba satın alabilirsin, ”AMA İNSAN HAYATINI ASLA” “Deniz 15 dakika kadar bir süre yerinden kıpırdayamadı. Daha sonra kendine gelip, yavaş yavaş evine gitti. Evine varınca, çocuklarına ve eşine sıkıca sarıldı. ” Deniz belki para cezası kağıdını almamıştı ama sonsuza dek unutmayacağı bir dersi ezberleme cezasına çarptırılmıştı. Polis vatandaş ilişkilerinde nedeni ne olursa olsun trafik kurallarına uymak, hayatın yol akışındaki mecburiyettir. Yeter ki karşılıklı anlayış olsun. Her hadiseden bir ibret alınsın. 

Felaketin iyiliği

Sayın Akıncı’dan 2020 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar geçecek süreçte dik duruş göstermesi ülke halkının büyük bir çoğunluğu tarafından beklenendir. Yalvarır pozisyonda olmak çözüm getirmez. Barış KKTC’de vardır. Her türlü doğal afet dahil,her tehlikede Anavatan Türkiye her zaman yanımızdadır. KKTC’de Cumhurbaşkanı adayı olacak kişilerin isimleri mensup oldukları siyasi partileri tarafından belirlenirken Kıbrıs meselesinde “havanda su dövecek” aday değil, ülkemizi iç ve dıştaki her türlü tehlikede koruyabilecek manifestosu ile seçmenin karşısına çıkması gerekliliği mutlaka vardır. Küçük düşünüp, büyük zarara uğramak yerine her zaman için dirayetli ve donanımlı, mücadele ruhuna sahip bir Cumhurbaşkanı’na ülke halkımızın ihtiyacı vardır. Niye böyle bir giriş yaptım diye merak etmiş olanlar olabilir. Sosyal medyanın getirdikleri diyebiliriz. 30 Mart günü köyümüz Nergisli’ye yani Yenağra’ya gidecektik,o gün için köyümüze gidecek olan bir arkadaşa orada yağmur var mı ? diye sordum bana şiddetli yağış nedeni ile 3 saattir yolda mahsur kaldıklarını, hava alanına yolcuların dahi gidemediğini, polisin, itfaiyenin ve sivil savunma mensuplarının yol için olağanüstü çalışma yaptıklarını kendilerinin de yolun açılmasını beklediklerini, sakın ola yola çıkmamamızı söyledi, ardından felaket anını yansıtan ve felaketi kanıtlayan fotoğraflar ve bir video gönderdi. Göndermiş olduğu görseli paylaşabilir miyim diye izin aldım ve Twitter hesabımdan sabahın erken saatlerinde yolun durumunu şöyle paylaştım. “Lefkoşa -Mağusa yolunun hali … #KKTC yola çıkmak isteyenler çok dikkatli olsunlar. Durum tehlike arzediyor. Girne’de şimdi şiddetli yağmur devam ediyor… #Zeytinlik” bu twitimi attıktan bir müddet sonra Güney Kıbrıs CAN’dan bir gazeteci twitim üzerine Rumca alıntı ile kendi hesabından yazdıklarımı ve videoyu aynen paylaştı. Alıntının çevrisi “ Lefkoşa – Gazimağusa yolu. Hava olayları, felaketler sınırları ve barikatları bilmiyor “idi doğrudur “Ada “ Güney ve Kuzey olarak iki taraf olsa bir Kıbrıs adası vardır. Su akmaktadır. Bu gibi durumlarda su yolunu ,zararlı veya zararsız bulmaktadır. İşte bu twitlerin görünürlük sayısı arttıkça ne olduysa oldu. Twitime Türkiye’den “Geçmiş olsun Yavru Vatan” yorumları gelirken, Tweetime yorum yapan başka bir Rumun ismime ama kanaatimce genelde Türk halkına yapmış olduğu çirkin bir temenniyi, inadına barış diyenlere ithaf olsun diye paylaşmam gerektiğini ve bir felaket anında bile karşı tarafın Rumların ve Yunanistan sosyal medyacılarının KKTC halkı için düşüncelerindeki kini okuyucularıma aktarmalıyım dedim. Yazılan bu defa İngilizce idi. “I hope that all of you … dirty … get cleaned off our land.” Türkçe çevrisine baktım “Umarım hepiniz pis pislikler ülkemizden temizlenir.” Hani derler ya dağdan gelmişler bağdakileri kovuyorlar aynen o misal bir temenni! Ve birçok rum bu kişinin tweetine de beğeni vermiş olmakla onun fikrinde olduklarını beyan etmişlerdir. Bir felaket anını böylesine nefret dolu yorumlayanlarla, ülkemizde hala daha beraber yaşayabiliriz diyen ve Türkiye’nin garantörlüğünü müzakereye açmak isteyenlere ve inadına barış diyenlere duyurmak açısından bu konuyu köşeme taşıdım. Ne demişler “Felâketin bir iyiliği varsa, hakiki dostlarımızı tanıtmasıdır.” 

Taşlara Yazılmış Yazılar

Taşlara Yazılmış Yazılar

Bir bakıyorsunuz ki, yıllar geçmiş kullandığınız her tür aracın yenilendiği bir dönemde yaşıyorsunuz. Buzdolaplarından tutun, çamaşır makinesi, çamaşır kurutma, bulaşık makinesi, en önemlisi araç modellerinin iç teferuatındaki göstergeler, telefon çaldımı ismin ekranda belirmesi, direksiyondan telefonun açılması, araç şöför koltuğundaki kişinin, araçta tek başına kahkahalar attığığını hayretle gördüğümüz zamandayız. Akıllıydı,normaldi derken, elinizdeki cihazlar hafızaları doluncaya kadar kağıtlarınızın yerini almış, hani o eski zamanlarda yazıp yazıp buruşturup çöpe attığınız veya odanın herhangi bir yerine fırlattığınız kağıt kokusundan ve dağınıklığından yoksun kalıyorsunuz. Öyle bir hale geliyorsunuz ki artık eve gazete dergi dahi almıyorsunuz. Kitap mı okuyacaksınız elektronik ortamda sayfa çevirme zahmeti olmadan istediğiniz kitabı, ışığa gereksinim duymadan okuyorsunuz. Eski yılların pikap dediğimiz, üzerine plak koyup dinlediğiniz eşyaların evde fazlalık olduğunu veya küçük radyonuzu yatak odasındaki komidinin üzerindeki değişmez yerinden kaldırdığınızı, bir yanınıza akıllı telefonunuzun şarjeri,diğer yanınıza iphatdinizi ve gereçlerini koyduğunuzu farkediyorsunuz.Başucu kitapları özelliğini yitirmiş hale geliyor. Zararlı mı değilmi diye düşünmüyorsunuz. Kulaklığı takıyorsunuz radyoların çoklu kanallarından istediğiniz çeşit müziği seçip bir diğer pencereyi açıp kitabınızı veya gazetenizi, veya merak ettiğiniz hususlardaki sorularınızın karşılığını bulup okuyorsunuz. Facebook,Twiter veya sosyal medyanın her alanında zaman tünelinde dolaşabilirken görüntülü telefon konuşmalarınızı yapıyorsunuz. Büyük bir tembelliğin vücudunuza verdiği zararı ölçmekte geç kalıyorsunuz. Zamanımızda bütün bu davranış şekilleri hepimizin başından geçen ve yaptıklarımız. Hani derler ya nerden biliyorsun işte mesele kendimden diyebilmek ve empati yapmanızda gizli. Evet yalnızlığın pençesi her evin içerisine kol geziyor ve insanlarımız günlük aktivitelerine öncelikle sosyal medyada tanıdık olsun veya olmasın, kişilere karşı sorumlu hissedip takipçi ve arkadaşlarına günaydınla başlayıp iyi geceler ile son bulan bir yolda tembelliğin tavan yaptığı yerde ilerliyor.Tatile veya yolculuğa çıkanların fotoğraf makinesi yerini alan akıllı telefonlarının objektifi istikametinde bizler de beğeni ve favlar ile gezmiş oluyoruz. Günlük hayatta iş hayatı olmayanların dışında olanların bir araya geldikleri arkadaş gruplarında konuşmalar dahi oluyor, gördünüz mü falan ne kadar zayıfladı, tatile çıkmış, ne güzel giyiniyor veya aksi yöndeki konuşmalar ile gündelik hayat sürüp gidiyor. Zamana uymak mı gerekir yoksa geri durup beklemek mi karar akıllı oyuncak kullanıcılarına ait ve her kes sosyal medyadan memnun ki kullanıyor. Eski çağların taşlara yazılmış yazılarından geldiğimiz bu günlerde kağıda aktaracağın her şey dijital ortamda ve bulmakta zorlanmayacağımız kaynağın olduğu bellekte olmakla beraber çocuk yaşta her sitenin kullanımın zararlı olduğu gerçeğini de bilmek ve tedbir almak gerekir kanaatimiz her halûkarda mahfuz… Hayat su gibi geçiyor…

Edep Sınırı

Hepimiz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti sınırları içerisinde yaşayan vatandaşlarız.Çoğumuz yine birbirini bilenleriz.Bazı kişilerin şanslı ortamlarda doğmadıkları belli oluyor. Şans nedir diye sorarsanız imkanların bir diğerine göre değişiklik arzetmesi ve olanak mevzuudur diyebiliriz. Her insan doğduğu ortamın gelenek, görenek ve kültürüyle büyür kendini geliştirir ve yaşam süresince belirli yerlerde belirli yeteneği ile varlık gösteren olur. Çoğu zaman çevresinden takdir alır. Her insanın seveni olduğu kadar sevmeyeni vardır.Sevmeyenlerin esas nedeni bu kişilerin içinde kalmış bazı uhdelerini kendilerinin hayata geçiremeyişidir. Ayrıca Bu gibilerin davranışlarındaki gerçek neden hiç gereksiz olarak kendilerini diğerine göre belkide ezik hissedişidir. Bu gibi duygular hissedilmemelidir. Çoğu bağımlılığın belkide kökeninde bu vardır.Zaman geçtikçe davranışlara nüksedendir. Çoğu kişi kendi durumunu değerlendirmeden, zihin altındaki bastırılmış duygularını bir vesileyle dışarıya yansıtandır. Böyle insanlar için ise zamanımızda en uygun mecra sosyal medyadır. Kendilerini öyle bir bağımlılığa kapdırmışlardır ki gözleri görmez bir şekilde, her kim olursa olsun, kadın olsun, erkek olsun, siyasetçi olsun, gazeteci olsun çevresindeki insanları yorumlarıyla rahatsız ettiklerini zanneden bu gibi karakterler kendi yüz ifadelerine bir kez aynada baksalar uğraşlarını faydalı yöne aksettirip kendilerini bir bakıma tedaviye alıp rehabilite edeceklerdir. Gülünç vaziyete düşürme uğraşları ile kendilerini gülünç pozisyondan kurtaracaklardır. Ülkemiz küçük hemen hemen çoluk çocuk her bireyin elinde bir akıllı telefon ve küçükten büyüğe kim olursa olsun tanıdıklar, akrabalar, dostlar arasındaki mesafe gittikçe daralmaktadır. Daralan bu mesafede örnek olabilmek ise ayrı bir meziyet ister. Dolayısıyla bu gibi konulara dikkat edilmesi gerektiğine inanıyoruz tavsiye ediyoruz. Cuma günleri hayatın gerçekleri ile karşılaşmak manevi gücün derinliklerinde olmak ve bir ahın içerisinde olabilmekle bir duanın içerisinde olabilmenin farkında oluşun düşüncesi her akılda var olmalı diyoruz. Hayat kısa, yaşanan çok anılar yıllardan taşıyor,evet hepimiz gerek yazılarmızda gerek yorumlarınızla gerekse eleştirilerimizle öneriler yapıyoruz ama bu tenkitler kişilerin söylemleri üzerinden yürütülüyor. Kendi uydurduğumuz kelimelerle olmuyor, hani derler ya söylemesinler yazmayalım,siyasette geçen yazımda da belirttiğim üzere üslup son derece önemlidir siyasilerin denge olma mecburiyetleri her zaman kendilerinde var olması gereken bir vasıftır bu vasfı taşımayanların siyasete girmemeleri de ayrıca tavsiye edilendir. KKTC Meclisi bütçe görüşmeleri nedeniyle fazlası ile meşgul olabilir ancak komiteler de acilen görüşülmesi ve yasalaşması gereken tasarı bilişim yasası olmalıdır. Bilişim Yasasının hayata geçirilmesi ile kişilerin tutumları ve kendilerinden başka herkes hakkındaki edep sınırlarını aşan ve özellikle üzerinde yaşadığı Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine her fırsatta sosyal medyada hakaretimiz ifadelerin kullandırılmayacağı günler, yaratılması halkımızın büyük bir çoğunluğunun talebidir. Ne demiş Yunus Emre ‘Edep senden üstün olana hürmet etmek, senden aşağı olana şefkat etmek, dengin olanlarla da güzel geçinmektir.’ Beklenen tam da budur.

Kime bu kin ve nefret? 

Öfke ve nefret iki irite edici duygu… Nefret insanın baskı altına aldığı bir duygu olsa da öfke kontrol dışı olarak insanın davranışlarının iç yüzünü ortaya çıkarır… Öfke ve nefretin kısıtlanan, önüne geçilen, özgür olma haline yapılan müdahaleye kişinin cevap veremediği duygularının toplam halindeki boşluğun kendisi olduğu ifade edilen bulgulardır… Herhangi bir çalışma yerindeki birey hakkının ne kadarının çiğnendiğini ait düşüncelerini ruhundaki derinlikte hissederse ve bunu dışa vurma imkânı yoksa nefretini artan bir biçimde hisseden olur. Bu duygular içerisine giren insanın ne kendisine ne de çevresine bir faydası olmaz. Ülkemizde sayıları az da olsa genelde bu duyguları taşıyan insanların diğer insanlar ile bu çeşit bir duygu alış verişi olandır… Sosyal yaşamda olsun siyasi yaşamda olsun belki de ekonomik nedenlerin verdiği sıkıntılı hayat insanı öfkelendirmekte, öfkelendirmekle kalmayıp bir birlerinden nefret eder derecesinde davranış bozukluğu içerisine hapsolmuş duygularını bir şekilde dışa bizlere yansıtan olurlar… İçlerindeki adı konulmaz boşluk acayip bir şekilde bu özgüveni olmayan kişilerin esir oldukları alandır… Tepkileri de içlerindeki öfkenin ve nefretin yine kendi ezikliklerinin kıvamında ortaya koyduklarıdır… Son günlerde yani seçim dönemine girdiğimiz bu süreçte etrafınıza dönüp bir bakınız, onu geçiniz sabah gazete özetlerini televizyon veya işinize giderken aracınızın radyosundan dinleyin, internet ortamında sosyal medya hesaplarınız varsa, paylaşımları okuyunuz, paylaşımların altındaki yorumlara geçiniz ve bazı insanlarımızın belki de kendi öfke ve nefretini kendilerince bileyenlerin onlara ne kadar kötü şeyler yazdırdıklarını okuyacaksınız… Hayret ettiğiniz tek şey ise o insanın içindeki kirliliğin kalemi ile klavyesi ile dışa vurumunun görülmesidir. İnsanların düşünce özgürlüğü ve bunu dışa yansıtması elbette hakkıdır lakin bu hakkını kullanırken karşısındakinin tek olmadığını o kişilerin de sevenlerinin bulunduğunu, ailesi, çocukları ve toplum içindeki bir konumu olduğu unutulmamalıdır… Mobbing nedir biliyorsunuz ama bir kez daha buradan yazmakta fayda vardır. ‘Mobbing ya da bezdiri, bir grup insanın, bir kimseye veya başka bir gruba sosyal kabadayılık yapması. Latince kökenli sözcük; psikolojik şiddet, baskı, kuşatma, taciz, rahatsız etme veya sıkıntı vermek anlamlarına gelir.’ İşte bütün bu başlıklarda yapılan sosyal kabadayılık sadece yapanın ahlakı ile doğrudan ilişkilidir… Bu şekildeki hareketler bir öfkenin ve nefretin insan ilişkilerine vurduğu darbedir… Ne elde edileceği ise meçhuldür… Hayatta sosyal ilişkiler, ekonomik ilişkiler düzelir, seçimler gelir geçer şunun şurasında 59 günlük bir süre sonra sandıklar açılır bir sonraki yerel seçimlere kadar kapanır… Sandıklar yeniden kurulur… KKTC de Belediye Başkanı meclis üyeleri derken yine aday adaylar belirlenir… Ülkemizde Cumhurbaşkanlığı, Milletvekili seçimi ve Yerel seçimler gündemin büyük bir bölümünde yeri olan yasal gerçeklerimizdir. Arkanızda ne kalır, mesnetsiz yorumlar ve yazılar ve yapılan kırgınlıkların etrafa saçılmış kin ve nefreti… Nedeni ne olursa olsun o insanlara geçici kin ve nefret duysanız bile bu gibi yorumlardan sakınınız. Dün baktığınız yüze yine bakacağınızın hesabı ile hareket ederseniz inanın yaptıklarınıza, yazdıklarınıza, utanıyorum demeden, özür gerektiren duruma düşmezsiniz… Her şeyin bir kuralı olduğu gibi siyasetin kendi kuralları içerisinde mücadelede siyasi partilerin üyeleri, sempatizanları ve yetkili kurulları olarak sadece çalışmaya yer veriniz, göreceksiniz ki kazanan siz değil toplum olacaktır… 

Bu güne söz ise Şems’den; ‘Küsmek ve darılmak için bahaneler aramak yerine, sevmek ve sevilmek için çareler arayın.’ 

Ya niyet,Ya kısmet..

22 Ekim tarihinde İstanbul Gençlik 2013 şurası yapıldı. Bu şurada Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanları basın verdi… Bizler de KKTC televizyon kanallarındaki yayını canlı olarak dinledik, öne çıkan haberlerini de okuduk… 


Göz ardı edilmemesi gerekir… Sayın Erdoğan konuşmasında; ‘Tıpkı bir asır önce olduğu gibi, 7 düvele ve onların beslediği terör örgütlerinin üzerimize geldiği bir dönemde, tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet diyoruz. Bu vatanı bölmeye kimsenin gücü yetmeyecektir. Nerede bize yönelik taciz varsa evet bir gece ansızın vurabiliriz. ‘Acaba birileri izin verir mi?’ Artık yok, geçti o işler. Bizimle stratejik ortak olanların, bizimle beraber hukukumuza saygı duydukları sürece biz de onlara saygı duyarız, aksi takdirde kusura bakmasınlar. Nerede nasıl bir çalkalanma varsa, nerede bize yönelik bir taciz varsa bir gece ansızın vurabiliriz. Bir kalb-i selim sahibi bir gençlik istiyoruz. Yani, imanına, inancına, maneviyatına sahip bir gençlik istiyoruz. Biz, zevk-i selim bir gençlik istiyoruz. Sanatıyla, kültürüyle zirvede bir gençlik istiyoruz. Biz, akl-ı selim sahibi bir gençlik istiyoruz. İlimde, fende, tefekkürde en ileri bir gençlik istiyoruz. Ben AK Parti gençliğini böyle görüyorum. Bizler bu yola, koltuk, makam sevdasıyla değil, hizmet sevdasıyla yola çıktık. Onun için biz; gençlerden çekinen, görev yerini gençlere bırakmaktan korkanlardan olmadık. Doğru bildiğiniz, haklı olduğuna inandığınız mücadelede unutmayın, yardımcınız Allah’tır. Her anlamda, güçlü ve etkili olmanın yolu, güçlü gençlere sahip olmaktan geçiyor. ‘Vaktinizi sosyal medyada öldürmeyin’ Vaktinizi sosyal medyada öldürmek yerine, sürekli kendinizi geliştirecek işlerle meşgul olun. Size düşen iş, ya niyet, ya kısmet diyerek yola çıkmak. Zorluklarla karşılaştığınızda yeniden kalkıp devam etmektir. Gençlerimizden beklentimiz memur olmakla değil girişimci olmakla ilgilenmeleridir. Sizlere bir diğer tavsiyem; dil öğrenmenizdir. Hedeflerimize kendi memleketlerimizde oturup kendi dilimizi konuşarak ulaşamayız. Tüm bunları, hayat felsefelinizle birleştiremezseniz, başarıya ulaşamazsınız. Sadece yönetilirsiniz. Hâlbuki biz, yönetilen değil, yöneten bir gençlik görmek istiyoruz. Hedeflerimize sadece memleketimizde oturup kendi dilimizi konuşarak ulaşamayız. Gençlerimizin geri dönmek ve benliklerine sahip çıkmak kaydıyla diğer ülkelerde bulunmalarını ve tecrübe kazanmalarını önemsiyorum. Bunun yanında Osmanlıcayı en azından yüzünden okumasını bilmeniz gerekiyor. Eğer siz 600 yıllık kitaplarımıza, belgelerimize, kitabelerimize Fransız kalırsanız, Fransızca bilmeniz bir işe yaramaz. Böylesine büyük bir birikimi kullanamayan gençlerimizin arzu ettiğimiz köklü ve derin duruşu sergileyebilmeleri çok zordur.’ 

Bunları ifade ederken daha birçok konuların dile getirildiği şurada, salonda bulunan gençlerin varlığı ve Cumhurbaşkanının yaptığı konuşmaya verdikleri destek kayda değerdi… Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın gençlere hitabı bütünüyle dikkate alınmalıdır… KKTC gençlerimizin geleceği ve şimdiki durumu da önem arz edendir… Sayın Cumhurbaşkanının söylemleri çerçevesinde gençlerin vaktinin çoğunu sosyal medyada geçirmeyin deyişi de, fazlasıyla dikkate alınması gereken samimi bir ikazdır… Gençlerin esir olduğu bu bağımlılığa yine kendi iradeleriyle bir sınır koymaları gerekmektedir… Günümüz gençliği değil 4-5 yaşında çocukların elinde akıllı telefonların mevcudiyeti hatta oyun indirme kabiliyetlerine şahit olmaktayız, şimdilerde bu gibi durumları kabul eden aileler ne yetenekli çocuklarımız var derken yaşları ilerledikçe bu bağımlılığın onların ders çalışma saatlerini de etkilediğini gördüğümüz zaman bütün ailenin üzüleceği günleri yaşayacağız… Şurada ifade edilen her konu başlığının ilgililerce mutlaka dikkate alınacağı bilinci ile gençlikle ilgi her türlü bilgilendirme toplantılarının yapılması, tekrarlanması, gençlere daha fazla sahip çıkılmasının faydalı olacağı cihetle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde örnek teşkil etmelidir… Her türlü kötü alışkanlık ve bağımlılığın olmadığı bir ülke için hep birlikte çareler üretilmelidir… Bu konuda olsun görüş birliğine varılmalıdır…

Sosyalleşirken Kendimizi Kaybetmemek Gerek.. 

Kimsenin kimseden memnuniyet getirmediği şükretmenin kendini unutturduğu bir yerde nefes almak mümkün değildir. Ateşe körükle gider gibi, her konuda muhalefet , Dünya insanının sanki ruhsal durumlarının tedavisinde kullanılır vaziyete gelmiştir. Günümüzde, ülkemizde yaşayan büyük bir çoğunluk sosyal medyada çeşitli hesapları etkin olarak kullanmakta, hemen hemen günün her saatinde aktif olmaktadır. Her evin Wifi ağı mutlaka vazgeçilmezler arasında olurken 3G bağlantıları da teknolojinin son model aygıtlarında sisteme dahil olandır. Elektronik kelepçe misali ellerde taşınandır. Sosyal medya hesaplarından, daha çok Facebook sayfasında yer alan arkadaşlık sınırı ile 5000 takipçisi olma sınırı olan bu sitenin daha ziyade kendi ülkemizden arkadaş takipli olduğu görülmektedir. Twitter hesaplarında takipçi satın alındığı da ayrı, anormal bir gösteriş şeklidir. Adı ne olursa olsun her yerden yapılan paylaşımlar internet ortamının diğer kanallarında yerini almaktadır. Her gün okuyoruz, takip ediyoruz, gerek ülkemizden olsun gerek dış ülkelerdeki takipçiler ile olsun iletişimde kolaylık, haberleşme en hızlı şekli ile yapılabilmektedir. Paylaşımlarda paylaşımı yapan kişinin niyeti, kariyeri, insaniyeti, kendini belli edendir. Bazı paylaşımlarda ima yolu ile veya kişilerin doğrudan isimlerine gönderme ile art niyet ortaya konmakta olduğu, bu imalardaki alayvari tutum sergilenmesi ,güya eleştiri yapıyor havası ile göndermeler yapılması, güya fenomen olma adına olup, kişinin kendi ahlaki değerlerini ortaya koymasından başka bir şey değildir. Böylesine günün her saatinde, kötü amaçlı olan, hakaret, şiddet, itibarsızlaştırma yönündeki yazılımlar ve tweetler atılması hoş karşılanmayan davranışlardır. Dünyamızda arşivleme yapılan çelik dolapların yerini alan, bir mecradayız. Amacı kötü olan bu tür, sık sık yapılan paylaşımların gün gelir aleyhinize kullanılması dezavantajınız olabileceği gibi, çocuklarınızın nezdinde ayıplanacak paylaşımlar olacağının da ayrıca unutmaması gerekir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde Twitter kullanıcılarının sayısı gün geçtikçe artmaktadır Twitter 142 karakteriyle daha öz bilgilerin veya konuşma paylaşım isteklerinin yayınlandığı yerdir. Twitter kullananların elbette uyması gerekli bir kurallar bütünü vardır. Sosyal medyaya hesap açarak giriş yapan kişilerin Twitter olsun Facebook olsun dikkat etmesi gerekli hususlar bu kurallardır. Sosyal medya hesapları klavye kahramanlığı yapıp, makamları, siyasileri, gazetecileri, televizyon programları sunucuları veya takipçileriyle ilgili paylaşımlarında hiçbir şekilde takipçisini veya takip etmediği kişiyi itibarsızlaştırma hesapları olmamalıdır. Kurallara uymadan paylaşılan her cümle kişinin sayfasında, kendi karakterinin dışa vurumunu yansıtmakta ise, dikkatli olmak da gerekendir. Kişiler internet dünyasına girdikleri andan itibaren kamuya mal edilecek yazılımlarında temel kurallara uymak için titizlik göstermelidir. Peki, ülkemizde kuralına göre ‘Sosyal Medya ‘kullanıcı varmıdır? Elbette vardır. Uymayanların paylaşımları zaten hesaplarında kendi ahlaki değerleri ile sırıtmaktadır. Zaman teknolojinin tavan yaptığı zaman, bu zamana yetişmek oldukça güç. Geçen her gün teknolojinin ve bu teknolojileri erişebilirliğinin artmasına paralel olarak Bilişim sistemlerine yönelik işlenen suçlar da artmaktadır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Meclis’ine Sayın Başbakan Hüseyin Özgürgün başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu kararı ile gönderilen yasa tasarısı ‘Bilişim Ağı Hizmetlerinin Düzenlenmesi ve Bilişim Suçları ‘ adı ile Meclis Hukuk Siyasi İşler ve Dış İlişkiler Komitesine Meclis Başkanı Sayın Sibel Siber tarafından görüşülmek üzere havale edilmiştir. Son safhası nedir bekleyenleriz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti teknolojik gelişimi ve bilgi toplumuna dönüşümün bir parçası olarak benzeri bir süreçten geçmektedir Bu nedenle ‘siber’ suçlarla mücadele edebilmek için Meclis Başkanının bu konuda göstereceği aciliyetle Genel Kurulda görüştürülmesi ile yasanın Meclis Genel Kurulundan bir an evvel çıkartılması ve yasalaşması zaruriyeti vardır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne bu yasasının gelişiyle daha düzgün bir iletişim ortamının sağlanacağı ve kişilerin daha saygın bir şekilde iletişimlerini, paylaşımlarında görebilmemiz mümkün olabilecektir. Halk arasında genel kanaat bu yasanın oy birliği ile geçmesidir. Böyle önemli bir yasanın KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı tarafından bekletilmeden imzalanacağından ise hiç şüphemiz yoktur.