Tag: Tatar

Askerin moralinin bozulması savaşı kaybettirir!

Askerin moralinin bozulması savaşı kaybettirir!

Ülkemizde yaşanan olağan dışı durumdan etkilenmeyen hiç bir kesim yok. Dünya hali dünyada diyoruz. Korona virüs gün sonu haberleri Türkiye ve ülkemizdeki tabloları izleyoruz.Kendimizi inzivaya çektiğimiz evimizdeki izolasyon sürecinde her türlü tedbirden medet umar hale geldik. Bu aşamada her gün toplanan Bakanlar kurulunun kararları halkımızın hazırlıksız yakalandığı ekonomik sıkıntısına çare olmadığı söylemleri bir yana, Başbakan Yardımcısı Kudret Özersay’ın mali konulardaki acımasız açıklamaları yaşanan krizde her eve deva olacağına, zehir zemberek bir vurgun gibi oluyor. Korona denen ”virüs savaşında” asker halk ise halkın moralinin bozulmasına neden olacak açıklamalarda siyasilerin dikkatli olması gerekendir. Askerin moralinin bozulması savaşın kaybıdır. O halde; İktidar veya muhalefet bu aşamada alınacak tedbirlerde birlik sergileme reklamlarında çok dikkatli olmalıdır. Her bakanlık kendine bağlı daire ve kurumları ile stratejik hedef çalışmalarını “hazır olda” tutmalıdır. Yoksa Bakanlar Kurulu toplanıp da bu görevi o bakanlığa verdik bu bakanlığa verdik gibi boşuna toplantı yapmasının vakti harcamak olduğu varsayılır. Bakanlar kurulu Bakanlardan gelecek ve uzman görüşlü önergeleri konuşup karara bağlamalıdır. Görev dağılımı yetki ve sorumluluklar dahil her bakanlığa bağlı daire ve kurumlar, hükümet kurulurken atanan bakanların sorumluluğuna Başbakan Sayın Ersin Tatar tarafından verilmiş koalisyon protokolü ile bu durum zaptı rapt altına alınmıştır. Kararların geç alınması hali her türlü zararı beraberinde getirecek ve ”can pazarında” bir işe yaramayacaktır. Ülkemiz siyasi, ekonomik ve sosyal konularda çok hassas bir dönemden geçerken en az kayıpla nasıl sonuca ulaşılacağı, irademizi verdiklerimiz tarafından sofraya yani masaya konmalıdır. Beklentilere cevap verilebilmelidir. Kıbrıs Türk halkının kendini muallakta hisseder pozisyonda olmaması hükümetin Türkiye ile kuracağı ilişkiler ile sağlamalıdır. Türkiye güçlü bir devlettir ve KKTC’ye yaptığı ve yapacağı yardımlardan kaçınmayacak olan tek dayanağımızdır. Sayın Fuat Oktay’ın bu konularda aydınlatılması gerekir. Komşu komuşunun külüne muhtaç olabilir ancak GKRY ile olan üç kuruşluk ilişkileri sağlıkta ön plana çıkarıp övünme vesilesi yapanların Türkiye’ye karşı soğuk tavırları halkımız nezdinde anlaşılır olandır. Anlamayanların isteği ise bir nevi teslimiyetin olması yönündedir. Okuyoruz ve paylaşmakta bilenler bilmeyenlere anlatsın havasındayız. Silahı virüs olan hiç böylesine bir savaşı yaşamamıştık. 100 yılda bir pandemi oldu ama bu kadar ses getireni olmadı. Panik devam ediyor. Ama bu arada çeşitli araştırmaların geleceğe ışık tutması açısından istatistiki verileri gün be gün yapılıyor. Yapılan paylaşımların sosyal medya üzerinden analizinin yapıldığı ve “Dünya’yı adeta paniğe sürükleyen salgın ile ilgili sosyal CRM ve veri analizi şirketi Adba Analytics, The Brand Age dergisi ile birlikte Twitter, YouTube, forum siteleri, bloglar ve haber sitelerindeki paylaşımları; Türkçe, İngilizce, Almanca, Japonca, Rusça, Portekizce, İtalyanca, Fransızca, İspanyolca, Çince, Arapça ve Farsça dillerinde yapılan paylaşımları da kapsayarak analiz etti.” Bilim dünyası zamanı boşa geçirmek istemiyor ve her konudaki aşı dahil çalışmalarını sürdürüyor. Bu analizler ile en çok konuşulan sektörler sıralaması ortaya çıkıyor; Sağlık,Ticaret, Turizm, ulaşım, eğitim, spor olduğu sıralamada yerini alıyor. Sağlık sektörü ile ilgili paylaşımlarda önceliği sırası ile; maske, kolonya, vitamin, eldiven, sarmsak, anti-bakteriyel jel, rakamsal verilere göre paylaşımlarda öne çıkarıyor. Dünya genelinde sektörel bazda yapılan paylaşımların içerikleride incelenmeye alınmış ve bu şekilde dünya istatistiki verileri kişilerin paylaşımlarından sorulara kadar keşfetme yolunda bu kadar felaket içerisinde yürütüyor ve dünya genelinde belirli tarih aralığında 275 milyon paylaşımdan neticeler alınabiliniyor. Ne diyelim en iyisi Şems’i Tebrizi den bir sözle bu günü noktalayalım “Hayat bu, bir bakarsın her şey bir anda son bulur. Hayat bu, son dediğin an her şey yeniden can bulur.” Unutmayın ki Türkiye Sağlık Bakanı Dr.Fahrettin Koca’nın dediği gibi YUVAMIZ GÜCÜMÜZDÜR…

Meşru zemin

Kıbrıs’da ve Anavatan Türkiye’de yapılan 62 yıl öncesi mitinglerinin ana teması “Kıbrıs Türk’tür Türk Kalacaktır” ve “ Ya Taksim, Ya Ölüm” olmuştur. Bu ifadelerin ruhu kalbi duygularımızdaki yerini halen muhafaza etmektedir. Beşparmak dağlarımızda bayraklarımız yanında “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözü Atatürk imzası ile şehit kanı olan topraklarımızın üzerinde ve gözler önündedir.Sayın Akıncı’nın bu sloganlardan rahatsızlığı ise anlaşılır gibi değildir. Akdeniz’in stratejik konumunda yaşıyoruz. Kıbrıs’ın önemi nedir? Sorusunda; imtihan kağıtlarına yazdığımız cevaplar unutulmamıştır. O gün bu gün değişen bir şey yoktur ve “konum” geçmişten bu güne önemini Akdeniz’de muhafaza etmektedir. 20 Temmuz 1974 Barış harekatı ile adaya huzur ve barış Türkiye tarafından sağlanmıştır. Sınırların bu günkü hali ile gerçek görüntü Kıbrıs, KKTC ve GKRY olarak ikiye bölünmüştür. Bölgeler arası geçişler kontrollü olarak sınır kapılarından yapılmaktadır. Her iki tarafın sınır güvenliğini tarafların askeri birlikleri yanında BM tarafından sağlanmakta ise de Güvenlikte yatsınamaz gerçek Türkiye’nin Kıbrıs’ın bütünündeki garantör devlet oluşudur. GKRY’imi her geçen gün silahlanmakta topraklarını cephanelik haline getirmekten çekinmemektedir. Halen KKTC Cumhurbaşkanı görevini yürüten Mustafa Akıncı değişik bir strateji ile GKRY’de olsun, dış basında olsun, Türkiye’de olsun değişik yankılara neden olduğu, kabulü mümkün olmayan açıklamasını yapmış, daha sonra Üç Tv kanalının yaptığı canlı yayında yine aynı minvalde konuşmuştur. Sayın Erhürman ‘da zor durumdadır ve Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ‘ında katıldığı Kapalı Maraş toplantısı için açıklama yapma lüzumunu hissetmiştir. Açıklama yapmasaydı, Genel Başkanlığını yaptığı CTP ‘deki güçsüz Başkan imajını daha da güçlendirecekti. Kapalı Maraş toplantısının seçimlere az bir süre kala yapılmasını eleştirirken bu toplantıya Cumhurbaşkanının dahil edilmeyişini de bir nevi kınamıştır. Beyanatında “Bizi uluslararası toplumdan, uluslararası hukuktan ve meşru zeminden uzaklaştıracak hamlelere değil, bunlara her gün biraz daha yaklaştıracak adımlara ihtiyacımız vardır” dedi! dedi de ne oldu? Geçmişin bunca yılı “az değil buz değil” Sayın Mehmet Ali Talat’ın 5 yıllık KKTC Cumhurbaşkanlığı vardır. O dönemde müzakerelerden niye sonuç alınamadı? Kaldı ki iç politikada CTP’sinin ortak olduğu iktidar yılları geçen onca yılıda var olandır. Erhürman bununla da kalmayıp ”Başkasından yardım almamalıyız” derken Başkası kim diye bir açılım yapmasa bile sözün hedefi bellidir. Demek ki iktidarları döneminde ve maliye bakanlığı Sayın Birikim Özgürde iken memur maaşlarını taksitle ödeyeceğiz diyebilen bir yapıda oldukları dönemleri çabuk unutmuşa benziyor. Sayın Cemal Özyiğit TDP başkanı olarak Neden Türkiye Barolar Birliği Maraş konusunda öncülük ediyor gailesinde, Maraş konusunun siyasi bir mesele olduğunu söylerken Türkiye’ye imalı karşıt görüşlerini alt alta sıralıyor. Türkiye karşıtlığı ile bir yere varılacağını yani seçim kazanılabileceğini umut ediyor, Güney Kıbrısın değişmeyen sözcüsü gibi davranıyor. UBP Genel Başkanı ve Başbakan Ersin Tatar o günkü toplantıda konuştuğu gibi bu gün de Maraş’ın açılacağı konusunda kapsamlı açıklamalarını sürdürmeye devam ederken, Türkiye ile müşterek hareket edeceklerini vurgulayandır. Sonuçta; “Hepimiz hayatta seçimler yaparız. Zor olan onlarla yaşamayı bilmektir.” Bu hususta karar cumhurbaşkanı seçecek olan seçmenidir.

Liderlik insanlarla birlikte yürümektir

Liderlik insanlarla birlikte yürümektir

Geldi, gelecek, gitti gidecek heyecanı sürerken 2019 Aralık Ayında bilhassa 13. Maaşların ödenmesine müteakip çarşının hareketliliği az da olsa memleketimizde görüldü. Özellikle yiyecek alışverişlerinin yapıldığı marketlerde kalabalık vardı. Sanırım ülkemizdeki büyük bir çoğunluk yeni yılı evlerinde karşıladılar. Geçmişimizden bu güne baktığımız zaman çoğunluğun Aralık ayının son akşamında her ailenin kendi bütçesi çerçevesinde hazırladığı yılbaşı sofrasının başlıca yemeği fırında hindi veya benzer tat tavuklu patates kebabı olmuştur. Bizim çocukluğumuzda yeni yıl için Alina, yani hindi,evlerin bahçesindeki kümeste yetiştirilir ve o geceye mahsus iç pilav ile fırına verilirdi. Şimdilerde şehirde kümesi olan ev, nadir görülmektedir. Çünkü tavuk yetiştirme çiftliklerimiz tüketicinin ihtiyacını karşılayacak düzeyde modern ve hijenik tesislerdir. 2020 yılını karşılamasına karşıladık ama zamları da avucumuzun içinde bulduk. Hayat Pahalılığı maaşlara yansıyacak, asgari ücretin yeniden tesbit edilmesi bekleniyor olsada halen halkımızın cüzdanı boş, cüzdan sahipleri hiddetli ve kızgındır. Araç seyrüsefer ruhsatlarına zam geldi. Ödedim biliyorum. Yol yoksa, seyrüsefer de yok deniyor ama gününde ödenmeyen ruhsatlar için yasal mevzuattaki ceza,hükmünü sürdürüyor. Geçmiş yıllarda bütün seyrüsefer ruhsatlar 31/12 de çıkarılıyordu şimdilerde arabaların alınış tarihi esas oldu. Bu uygulama da bu günlerde abesle iştigal çünkü çoğu kez ay geçiyor ve araç sahipleri cezaya giriyor. Uygulamanın başlangış sebebi ise aşırı kalabalığın, yani gişe önlerindeki izdihamın önlenmesidir, deniliyordu. Şimdi yeni uygulama ile internet üzerinden bu ödemelerin yapılması olanağı doğmuştur o halde bu tarih de yıl sonuna yeniden alınabilir kanaatindeyim. Bütün bu olumsuzluklar devam ederken ülkemizdeki yatsınamaz gerçek önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimleridir. seçime dört aydan az bir süre kalmıştır. Cumhurbaşkanlığı makamı için aday olmak isteyenler arenada belli oluyor ve ilk olarak CTP Genel Başkanını, Sayın Tufan Erhürman aday olduğunu açıkladı.Bilindiği üzere Erhürman iyi bir akademisyen ancak Erhürman’ı Başbakanlık ve 4’lü hükümet döneminde projeldirdiği konu başlıklarının uygulamasını belki de koalisyon nedeni ile icraata koyamadığını görenleriz. Erhürman’ın adaylığının açıklama seramonisinde eski kök CTP’li isimler ona övgüler yağdırsalar dahi sahada olup olmayacakları meçhul, kaldı ki CTP’nin Meclis Başkanı Sayın Sibel Siber’in adaylığı mevzu bahis olursa alınacak olan oylardaki düşüş yine CTP seçmeninin oyları nedeniyle olacaktır. HP Genel Başkanlığından adaylığını açıkladıktan sonra istifa eden ve bağımsız aday olduğunu ilan eden Sayın Kudret Özersay için seçmen bir yana kendi partisi içinden hoştnutsuzluk gizli kapılar arkasında olduğu kadar sosyal medya hesaplarında ifade edilendir. Henüz 4 yıllık bir siyasi partinin Genel Başkanının,geçerliliği münazaralı gerekçeler ile bağımsız aday oldum demesi, kararsızların oylarını alırımdan ziyade, diğer siyasi partilerin üyelerinin oylarına el uzatmaktır ve hakikaten böylesine istek, hoş olmayan bir teşebbüstür. Oy uğruna, başka siyasi parti üyelerinin kendisine oy verebileceğine olan inanışı veya düşüncesi bile Özersay’ın yanlış kararının başlangıcıdır. UBP ‘nin Genel Başkanı ve Başbakan Sayın Ersin Tatar’ın adaylığının 18 Ocak 2020 de açıklanacağına ilişkin bildirmler, sosyal medya hesaplarının sahiplerinin taglarında görülmektedir. UBP’nin Genel Başkanı sorumluluğunun bilincinde olan bir liderdir. Sayın Tatar’ın bu seçimlerdeki şansı, donanımlı bir kişi olması yanında her zaman,her yerde, yarım adamızın, hemen hemen tüm yerleşim birimlerinde yıllarca evvel başlattığı “ev ve ev “ seçmen ile yüz yüze yaptığı görüşmelerdir, kurduğu iletişimdir. ”İnsanlara liderlik etmek istiyorsanız, onlarla birlikte yürüyün.” sözü ise bütün siyasilere ışık olmalıdır. Nisan ayı için geriye sayım başlamıştır. Seçmen kararını vermiştir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine sadık ve sadakati olan KKTC’nin Cumhurbaşkanını seçecektir.

Cevabını duymak istemediğiniz sorular

Bir yılı daha geride bırakıyoruz. Bırakıyoruz ve aile bütçesinin muhasebesini yaptığımız zaman bu denkleştirmenin her yıl Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinindeki Bütçe görüşmeleri günleriyle eşleştiğini görüyoruz. Neşeli günlerin sayısının, üzüntülü günlerin sayısından az olduğu bir zamanda ilerliyoruz. Doğumlar ile ölümlerin arasındaki mesafedeyiz. Kimi zaman aramızdan ayrılan ne çok eş ve dost varmış diye; doğumlar için sevinen, ölümler için yas tutan bir ülke olmuşuz diyoruz. ‘Takdiri ilahi’ diyoruz, lakin vakitsiz dediğimiz trafik kazasında yitirdiklerimiz, amansız hastalık denen kanser illetinin acımasız ve yaşa başa bakmadan uğradığı duraklarda acı çekiyoruz. Sebepsiz kaza, sebepsiz hastalık ,olmadığını biliyoruz ama yukarıdan aşağıya ne denetim yapıyoruz, ne de sağlığımıza dikkat ediyoruz. Geçenlerde Türkiye’de bir okul kantininde satılan enjektör şeklindeki çikolata kapağının bir öğrencinin nefes borusunu tıkaması ile hayatını kaybettiği haberi üzerine çocuklarımıza aman küçük parçalı hiç bir plastiği, su şişesi kapağı dahil ağzınıza koymayın diyoruz. Dikkat için illa ki bir hadisenin olmasını mı bekliyoruz. Aklımıza gelen soru ülkemiz okul kantinleri acaba denetleniyor mu oluyor? Devlet laboratuvar yangını sonrası alınan önlemleri merak ediyoruz. Ülkemizdeki yaşlı bakım evlerinin kontrolünü ve devlet eli ile bu konuda neler yapılabileceği ve yaşlı bakımı önlemlerini merak ediyoruz. Daha bir çok konuda beklentiler her gün ifadelendirilirken ‘acaba?’ ile yaşayıp idare ediyoruz, mantalitesi ile yatıp kalkıyoruz. KKTC Meclis Genel Kurulundaki bütçe görüşmelerinde kürsüye çıkma yarışını izliyoruz. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken olması muhtemel adaylardan kim önce adaylığını açıklar diye konuşup vakit geçiriyoruz. ‘Kimsenin kimseye muhtaç olmadığı bir hayat varmı?’ diyoruz. Olmadığını da biliyoruz. Aralık ayında KKTC yaşayan ve girdiği Türkçe sınavında Dünya Birincisi olan kızımız 15 yaşındaki Berilsu’nun Güney Kıbrıs’ta düzenlenen tören için GKRY sınır engeline takıldığını görüyoruz. Türkiye kökenli ve Bülent Ecevit Lisesinde okuyan bir öğrenci kızımızın Metehan sınır kapısından Güney’e geçemediğini görüyoruz. Dışişleri Bakanı Sayın Kudret Özersay’ın açıklamalarını girişimlerini izliyoruz ama gerçeğin değiştirilemediğini de görüyoruz. Hala daha AKEL ile CTP‘nin yetkililerinin barış ve federasyon için gece tertiplediklerini Twitter hesaplarından okuyoruz. Bu arada Geçitkale Havaalanı için UBP Genel Başkanı ve Başbakan Ersin Tatar’ın yaptığı bir açıklama ile Geçitkale Havaalanı’nın “Doğu Akdeniz’deki tehditler” sonlanana kadar Kıbrıs Barış Kuvvetleri Komutanlığına tahsis edildiğini ve bu hususta Bakanlar Kurulu kararı aldıklarını öğreniyoruz. Yerinde ve zamanında bir karar diyoruz. Öte yandan Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı’nın gerçekleştirdiği basın toplantısında 1960’ın Cumhuriyet’in kuruluşuyla getirdiği rejimin artık varolmadığı bir biçimde, garantiler ve müdahale hakkı dahil yeniden birleşme müzakerelerinde her şeyin masada olduğunu ifadelendirdiğini okuyoruz. “2020’ye giriyoruz diyen Cumhurbaşkanı Akıncı’dan 1960’ta yaşamadığımızı öğreniyoruz! Sayın Akıncı konuları tartışmaktan korkmamalıyız derken ”bazı insanlar !!!” bunu tabu haline getirdiği ithamını Cumhurbaşkanının sözleri arasına sıkıştırdığını ve herşeyi tartışma için her şeyin hazır olduğunu en iyi sonucu elde etmek için çalışacağını da sözlerine eklediğine gazete sayfalarından okuyoruz. Anlıyoruz ki! Sayın Akıncının unuttuğu bu konuda “son sözün” kendisinde olmadığıdır. Hatırlatırken ise güne söz olsun diyoruz ”Akıllı lider cevabını duymak istemediği soruyu asla sormaz!”

Sıfıra sıfır

Sıfıra sıfır

Bir yılın daha son ayının ilk iş gününe geldik. Aralık ayı, hayallerin günlerini omuzlarında taşıyandır. Aralık,yeni yıla, hızla yol alırken her evin mutlaka bir telaşı vardır. Birikmiş bütün bir yılın onbir ayının temizliği sanki bu ayda yapılacak gibidir. En büyük beklenti ise yıllarca değişmeyen ve ödenecek mi? Ödenmeyecek mi? Veya hangi gün ödenecek diye sorulan soru 13. Maaşlardır. Ülkemizde büyük bir çoğunluğun beklentisi bu ay içerinde ihtiyaçları doğrultusunda tesbit ettikleri alımları yapabilmektir. Hayallerini bir nebze yerine getirmektir.Çarşı esnafının beklentisi de budur. Bütçe en basit anlatımı ile “devletin, bir kuruluşun, bir ailenin ya da bir kimsenin ileriye dönük olarak bir süre için tasarladığı gelir ve giderlerini tür ve ayrıntılarıyla gösteren çizelge.” Olduğuna göre geçen yılın Bütçesi 31.12.2019 da kağıt üzerinde sona erecektir. Artan ve eksilen bakiyeler belli olacaktır. KKTC Meclisi günlerdir sürdürdüğü bütçe görüşmelerini komitede bitirdi. “2020 Mali Yılı Bütçe Yasa Tasarısı Bakanlar Kurulu’nca; 8 milyar 814 milyon Türk Lirası Gider, 8 milyar 236 milyon Türk Lirası Gelir, 578 Milyon Türk Lirası Bütçe açığı olarak onaylanmıştı” Onaylanan bütçe bazı değişiklikler ile KKTC Meclisi Bütçe komitesi günlerdir sürdürdüğü bütçe görüşmelerini tamamlamıştır. Bu arada Pazartesi ve Salı Meclis normal gündem maddeleri ile toplanacak ve iç tüzük gereği verilecek aranın hitam bulacağı 9 Aralık-20 Aralık tarihlerinde On iş günü kesintisiz olarak 2020 Mali yılı bütçesini görüşecek ve bütçe yasası, oylanacaktır. Demek ki, 10 gün süreyle Meclis Genel Kurulunu canlı televiyon yayınlarında izleyeceğiz. Bütçe görüşmelerinin tamamlanmasına müteakip siyasi partilerde Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik adaylık konuları gündem oluştururken UBP Genel Başkanı ve Başbakan Ersin Tatar, ana muhalefet partisinden Sayın Tufan Erhürman ‘ın adaylık konularının en konuşulur olan adaylıklar olduğunu göreceğiz, Sayın Kudret Özersay aday olacak mı sorusu da cevap bekleyendir, Yeni Doğuş Partisi Genel Başkanı Erhan Arıklı’nın da aday olacağı kendine yakın çevresi tarafından ifadelendirilendir. Anlayacağımız o ki 2019 yılını geride bırakırken 2020 yılı siyasetin nabzı olacaktır. Bilindiği üzere yıllar içerisinde en dikkati çeken ve hakkında o yıl için söylenmedik laf kalmayan nerdeyse adına kıyamet kopacak dedikleri 2000 senesi Milenyumdur. Şimdi 2020 yılına girerken aradan geçen yılların sayısı 19 sene ya ondan evvelki yıpranmış yıllara ne demeli? Kıbrıs adasında ikamet edenler olarak GKRY ve KKTC yani Rumlar ve Türkler tabi bir de diğer az sayıdaki yabancıların varlığını biliyoruz. 2013 yılından itibaren yani sınır kapılarının açılmasından sonra bu güne kadar da, iki tarafın birbirleriyle ilişkileri karşılıklı geliş gidişlerde kaldı. Bir nevi ticari ilişki bireysel tarzda devam ediyor. Sınır dışındaki ikili ilişkilerin hiç de iyi olduğu söylenemez. KKTC’de barış vardır. Buna rağmen daha geçenlerde bir kısım insanımızın hatta CTP Genel Başkanı Erhürmanın da kol kanat gerdiği barış ateşi yakılması gerçekleşti. Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı’nın Berlin üçlü görüşme öncesinde kendilerine göre gerekli show yapıldı . Bu etkinlikte ne oldu derseniz? katılımcılar ateşin başında şarkılar söyledi, Kıbrıs müzikleri eşliğinde dans ettiler ve bu etkinlikte sık sık “Kıbrıs’ta barış engellenemez” sloganı attılar. Neymiş CTP Gençlik Örgütü geleneksel ”Barış Ateşiymiş” Geçen yıl Girne’de yaktıkları ateşi bu kez Lefkoşa’da ateşlediklerini izledik. Bir kısım Kıbrıslı Rum sözde barışseverin de yer aldığı gecede Berlin’de gerçekleştirilecek üçlü toplantı öncesi BM’ye ve liderlere güya irade çağrısı yapmışlar. İradeleri ile görüşmeye gidenler, şimdi iradesiz geri mi döndüler desek ayıp olur mu ? Kanaatimce olmaz…çünkü sonuç ” SIFIRA SIFIR ELDE VAR BİR!” ile neticelendi. Bütün bu gösterilerin hangi amaca hizmet ettiği ise bellidir.

Saygıda kusur

Saygıda kusur

Ülkeyi ulusun gücü kurtaracağını, mücadele yıllarını yaşamış,görmüş ve okumuş kişilerin bildiği gerçeğinden hareketle liderlerin önderliğinin gerekliliğini bilenleriz.Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur,söylemine aynen katılanlarız. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı her yerde olduğu gibi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde de çeşitli etkinliklerle kutlanacaktır. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Büyük Önder Atatürk’ün Türkiye devletini kurarken yaptığı en önemli devrimlerden biridir ve Cumhuriyet rejiminin kurulmasıdır. “Kurtuluş savaşı döneminde Avrupa devletlerinin işgaline uğrayan Türkiye’nin, kurtuluşunu büyük önder şu sözlerle ifade edendir “Tek bir egemenlik var o da milli egemenliktir. Ülkeyi yine ulusun kendi gücü kurtaracaktır.” 29 Ekim 1923’te Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyeti ilan etti ve 96. yılındayız, 29 Ekim Atatürk ile birlikte bu günlere ulaştı. Okundu, okutuldu. Her gencin zihninde yer eden oldu. Cumhuriyeti korumak, kollamak ve yaşatmak her yurttaşın görevidir. Ulu önder bu görevi yeni nesillere şu sözleriyle vermiştir. “Ey yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz, Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.” demiştir. Cumhuriyet yönetiminde halkı yöneten insanlar, seçimle iş başına gelirler. Halk, kendi tercihine göre seçimlerde oy hakkını kullanarak iradesini istediği ve seçtiği kişilere temsiliyetini devreder,seçer, seçilen kişiler halka karşı sorumludurlar. Bu sorumluluk çerçevesinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, bireyleri olarak 29 Ekim Cumhuriyet Bayramını Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde, şehitlerimize duyduğumuz minnet ve şükran duyguları ile kutluyoruruz,kutlayacağız. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyetin onuncu yılı kutlamalarının yapıldığı 29 Ekim 1933 tarihinde verdiği 10. Yıl Nutku’nda, bu günü en büyük bayram olarak nitelendirmiştir. Atatürk’ün sözleri güncelliğini hiç bir zaman yitirmemiştir.Ulu Önder Atatürk’ün bu sözlerinin öneminde ve anlamındayız; “Cumhuriyet, fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz.” Anavatan Türkiye ve KKTC birlikte ve güçlü bir sesle “Bayramımız Kutlu Olsun” Ülkemizde yaklaşan ve 2020 Nisan ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik henüz hiç bir siyasi kurumun adayını resmen açıklamamış olması oldukça ilgi çeken bir gündem maddesidir. Bu arada mevcut Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ın gerek Barış Pınarı Harekatı gerekse sonrasında yaptığı ve susması gerekirken devamlı mahiyeti, neye hizmet edecek ve anlaşmazlığı olan açıklamaları, makamına uymayan, ima dolu göndermelerle cevap niteliğinde beyanat vermesi veya sözcüsüne yaptırması, gerginliğin artmasına vesile olmaktadır. Başbakan Ersin Tatar, Başbakan Yardımcısı Kudret Özersay her ne kadar da hükümet olarak talihsiz diye nitelendirilen Sayın Akıncı’nın açıklamalarını cevaplamışsa ve bilhassa ülkenin 1.Siyasi partisi konumundaki UBP Parti Meclisinin oy birliği ile alınan karar ile görüşleri yazılı olarak beyan etmiş olmasına rağmen Cumhurbaşkanı ve çevresindekiler tarafından “sür git “ tekrarı hiç te hoş davranışlar değildir. Umudumuz bu gibi açıklamalar yapılırken sözün nerede duracağının bilinci ile hareket edilmesidir. Kıbrıs Türk Halkı her zaman ”Anavatanına “ karşı saygıda kusur etmemiştir. Etmeyecektir. Sayın Devlet Bahçeli’nin ifadelendirdiği sözleri vardır. Eğer Türkiye’nin bu kadar devlet büyüğü konuya müdahil olup KKTC Cumhurbaşkanı ‘ın açıklamalarına cevap verme gereği duymuşsa elbet bir sebebi ve gereği hasıl olmuştur.

Tehlikenin başladığı zaman

Tehlikenin başladığı zaman

Sebebi her ne olursa olsun insan hayatta hiç ummadığı hadiseler ile karşılaşabilir. Yoklukla veya bollukla sınanır. Bu imtihanda, yaşantıya hırslar dahil oldumu ve irade kendini kaybettiği zaman, düz çizgide yürüyebilme dengesini kaybedenler olur. Dengesi sarsılan insanın, tutsak davranışlar içerisine girip illegal işlere karışması kamu oyunda affedilir gibi değildir. Düzgün bir aile yapısı dışına çıkıp, aniden kendisini umulmadık bir şekilde başka bir düzen içinde bulan insanların, hayat hikayelerinde aileye vurgun, bir çok acıyı beraberinde taşır ve hissettirir. Bir anda çocukluğun masum geçen yılları, gençliğin delikanlılık denen evresi sonrası, ne oldum delisi olmanın, zararı, toplumsal olarak zihninlerde ayrı ve belirgin bir iz olarak kalır. Yara izleri kalıcı olduğu gibi silinebilir olsa bile yaşamın her evresinde, yaraya tuz basanlar vardır. Boşuna dememişler yaranı belli etme en çok ordan vurulursun diye. Doğru tanımlamalardır. Ülkemizde yaşanan her haberde her haber içeriğinde iyileşmeyen yaralar vardır. Kıbrıs’ın siyasi yönden iyileşmeyen yarası 50 yıldır bir sonuca varmayan Güney ve Kuzey arasında ki anlaşmazlıkta kanayan yaraların varlığı vardır. Bu kanayan yaralara, her müzakere döneminde, konu başlıklarına ekilen tuz, koruyucu olmaktan çok uzaktır. Memleket meselesi deyip geçmemek gerekir. Nasıl başladı? Neler oldu? Kim ne dedi? Nasıl anlaşıldı? Kafalar karışık deniyor! Rumlarda zihniyet değişikliği gerek deniyor! bu arada Maraş açılımı gündemdeki yerini muhafaza ediyor. Hayalet şehrin “hayallerin şehri” olması için adım adım bölge geziliyor. Kabine üyeleri basın mensupları ile yürüyüşlerini Kapalı Maraş’ta gerçekleştiriyor. Maraş için belirsiz bir hedef konmuştur. Bir stratejinin saptandığı anlaşılmıştır. Sonuç mu? kanaatimizce bedeli ne olursa olsun bir şekilde mucize yaratacaktır. Sayın Akıncı’nın siyasi parti başkanları ile hafta sonu yaptığı toplantı ve bilgilendirme sonucunda bundan sonraki görüşmelerde ”netlik” olacağı denmişsede yeni bir kritik sürecin başlangıcı, sonucu olmayacak başlangıçlara gebelenmiştir. Türkiye Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu adamızda ve tweeter hesabından “İkili görüşmeler gerçekleştirmek ve Doğu Akdeniz’deki son gelişmeleri ele almak üzere #KKTC’deyiz.” diye de paylaşım yapmıştır. Her zamanki gibi Kıbrıs meselesinde Türkiye’ye güvenimiz tamdır. Mevcut hükümet geçen hafta 100 günlük çalışmasını ve ilerisi için 200 günlük çalışma çerçevesini bir basın toplantısı ile açıklamıştır. Ülkemizdeki 2’li hükümetle ilgili kanaat 100 günlük icraatta mali protokolün imzalanması ve yapılan resmî ziyaretlerin gölgesindeki basın toplantısı ve açıklamaların yetersiz olduğudur. Esasında güven oyu sonrası vaktin dolu, dolu, geçmesi dışında gözle görülebilir pek fazla bir gelişme olduğunu söyleyebilmiyiz diye düşündüğümüzde 100 günlük sürede, yönetim kurulları ve görevden alıp göreve atamaların henüz tamamlanmamış olması, muhtemel bir çok sorunu gündemde çözümsüz bıraktığı, bir çok kişi tarafından telaffuz edilmektedir ki bu tehlike çanları bir ikaz niteliğindedir. Dolayısıyla Başbakan Sayın Ersin Tatar ve Sayın Özersay’ı ve kabine üyelerine, bu zor günlerin atlatılması hali için, güçlü bir duruş sergilemeleri, gözle görülebilir icraata geçmeleri gerektiğini “genel temayül ” olarak hatırlatmakta fayda vardır. Sonuçta siyasette olsun aile içinde olsun iç meselemiz ne zaman dış meselemiz olur tehlike o zaman başlar,diyorsak elbette bir sebebi vardır. Dikkat gereken husus budur!

Peki sen kimsin?

Peki sen kimsin?

Günlerdir konuşulan “yemek” dillerden düşmez oldu. Menüye kadar konuşuldu masada balıktan fazlası vardı dendi. Rumlar’ın lideri Sayın Akıncı’ya açıkça, tavır koyduğunu bir nevi belirtti. Yemek yiyeceğim kişiler için izin almam deyiverdi. Cumhurbaşkanı kendisinin ve saray çevresinin biyatcı olmadığından tutun Sayın Özersay ‘ın Cumhurbaşkanı olarak kendisini bilgilendirmeden yemeğe katılmasının kabul edilebilir bir durum olmadığını söylerken bu tavrın karşılıksız kalmayacağını özellikle belirtmesi derecesine varan atışmaları dinledik. Sayın Kudret Özersay’ın açıklamalarına müteakip Sayın Akıncı’nın Basın toplantısı yaptığını da izledik. Aracılar sözleri bir yerden alıp bir yere açıklamalar ile taşıdılar. Günlerdir bu konu güncelliğini koruyor. Ülkemiz: kimin elinin ,kimin cebinde olduğu belli olmadığı bir geniş ada, yarım ada içerinde dışa nasıl açılırım projeleri yürütülüyor. Gün gelip çatmıştır. Arkadan gelen sözleri bir an durup düşünürken acaba geriden gelen sözlerde bir doğruluk var mı? Yoksa yalan olabilir mi ? diye düşünen bir çok insan, daha sonra cevabını bulur ve “Ateş olmayan yerden duman çıkmaz” diyenlerin ne kadar çok olduğunun geniş çevreden dalga dalga kıyıya vurduğu görülür. Her şey ortadadır ancak ”ilgililer” en son duyandır. Ama bir gün mutlaka hakikat ortaya çıkacaktır. Siyasi partiler kendi iç bünyelerindeki hareketlenmeyi ise Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönlendirmiş durumda. UBP yeni genel sekreteri Sayın Ersan Saner bu konuda bir televizyon programında sorulan soruya “UBP’nin adayının olmadığı bir seçim düşünmüyorum, Rahmetli Denktaş’ı zamanında destekledik. UBP’nin mutlak suretle bir adayı mutlaka olacak. UBP tabanı kendine hizmet veren herkesi kucaklamaya, hizmet vermeyeni de uzaklaştırmaya meyillidir” şeklinde cevap verirken cevap içerisine gizemli bir anlatış yerleştirmiştir. Nisan ayında 2020 ‘de yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimindeki adaylarla ilgili hareketlilik 2019 yıl sonuna yakın hız kazanacaktır. KKTC ‘deki siyasi parti başkanlarını adaylık konusunda zor bir süreç beklemektedir. Kıbrıs meselesi ve Maraş konusunda Saner, Kıbrıs sorununun canlanmasının sebebinin bölgedeki doğal rezervlerden kaynaklandığını, “Kıbrıslı rumların, Türkleri kendilerine ortak olarak görmemesinden dolayı bu günlere geldik. BM’nin tek çözülmeyen konusu budur, 50 küsur yıldır bu işlerle uğraşıyoruz. 50 senedir konuşulan kelimeleri 50 bin kere konuşmuşlardır. Artık sona gelindi, Anavatan Türkiye de büyük açılım yaptı. Masanın bir şekilde ortadan kalkması lazım. Ya taraflar ayrılacak, ya da imzalar atılacak. Güney Kıbrıs siyasi olarak bir şey paylaşmak istemiyorum diyor. Hiçbir şeyi kabul etmiyor, peki sen kimsin?” sorusunu net bir şekilde Rumlara sormuştur. Gelişmeleri süreç içerisinde göreceğiz. İnanıyorum ki! “Bazen yapılacak en iyi şey ne düşünmek, ne merak etmek, ne hayal etmek, ne de kafaya takmaktır. Sadece derin bir nefes alın ve her şeyin en iyi olacak şekilde gelişeceğine inanın.”

Sözler aklımızda!

Sözler aklımızda!

Ülkemizde yasama organı olan KKTC Meclis’ine 5 yıl için görev tevdi etmek için sandık başına giden seçmen, siyasi partilere 6 İlçede ,Lefkoşa, Mağusa, Girne, Yeniiskele, Güzelyurt ve Lefke’den, ayrı ayrı partilerinden gösterilen 50 aday için “Seçim ve Halkoylaması” yasasına atfen çarşaf liste dediğimiz oy pusulaları üzerinde mühür, tercih veya karma oyları ile siyasi partiler ve adayları üzerinde seçme haklarını kullanmışlardır. Ülkemizdeki seçimler Yüksek Seçim Kurulu tarafından yürütülmekte ve çıkan sonuçlara göre Meclis’e hangi partinin kaç milletvekili göndereceğini oyların sayılmasına müteakip resmî olarak açıklanmakta, mazabatasını alan milletvekillerinin Anayasaya uygun yemin metninin Meclis kürsüsünden doğru olarak okunuşu ile milletvekili görevleri yürürlüğe girmektedir. Siyasi partilerin sahip olduğu koltuk sayısı ise iktıdarın şeklini belirlemektedir. Bütün siyasi partiler köklü olsun köksüz olsun seçime girerken tek başına iktidar sloganı ile girmekte oldukları ise bilinen bir gerçektir. son seçimlere iddialı girmelerine rağmen 1. Parti gelen UBP, 21 milletvekilinde kalmış 26 sayısını bulmadığı için, tek başına iktidar olma şansını, çeşitli oyunlar neticesinde yitirmiştir. HP ise kendilerinin umut olduğunu ve Genel Başkanları Sayın Kudret Özersay’ın da tek başına iktidar hayali/hedefi ,sandıkların açılmasıyla şaşmış ve 9 milletvekili ile 3. parti olarak sıralamada yerini almıştır. Bu gün için ise koalisyon kurduğu kafa ve kasa birliği yaptığı ortakları tarafından gerek başkanlar gerekse bazı milletvekilleri tarafından 4’lü koalisyonu bozan kişi olarak maalesef hedef tahtası seçilmiştir. Özersay, DP Lideri Sayın Serdar Denktaş’ın bir televizyon programında sert eleştirilerine maruz kalmıştır. Özersay’ın 14 ayda hala daha siyasette ayaklarının yere basmadığını söyleyen Denktaş, “İşlemeyecek bir maliye var ortada. İşlemeyecek maliyenin neyini denetleyecekler? diye eleştirilerini sürdürürken kendisin 30 yıldır siyasetin içinde olduğunu ve hala daha öğreneceği daha bir çok şeyin olduğunu ifade ederken Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay’a yönelik yaptığı açıklamalarda Denktaş, “ilkokul mezunu olan birinin profesörlük yapmaya talip olmasına benzer bu iş. Bu nedenle lütfen devleti bu şekilde bozmasın” diye de öğütlerde bulunmuştur. Tabi bu öğüt içerisinde yeni hükümette bakanlıklara bağlı kurum ve kuruluşların yer değişmesine ilişkin bir nevi itirazı olduğu da aşikardı. Ülkemizde köklü partiler arasında UBP ve CTP kurumsallaşmış yapıları ile öncelikli olarak var olanlardır. KKTC Meclisinde 5 ve yukarı milletvekili kazanan partilerin gruplarının olacağı ise bilinmektedir. Şu anda Meclis’te grubu olan üç parti vardır. Grubu olmayanlar ise DP- TDP ve YDP’dir. 460 günde 2018 erken genel seçimlerinden sonra kurulan ve halkın büyük çoğunluğunun beceriksizlikle nitelendirdiği 4’lü koalisyon sona ermiş” hükümet hükmünü yitirmiş” ve yeni bir koalisyon olan UBP-HP hükümeti protokolündeki maddelere başkanların bir nevi mühür basmaları ile kurulmuştur. Hükümet programı Meclis’te UBP Genel Başkanı ve Başbakan Sayın Ersin Tatar tarafından okunmuştur. Her programın, uygulanabilir olmasının ehemmiyeti bütçedeki kaynaklardan geçtiği biliniyor. Meclis’ten geçen ve denk olmayan bir bütçenin varlığında, ülkedeki bütün bu sorunların, anahtarını biliyoruz diyen dünkü ana muhalefetin ve bu günkü iktidarının büyük tarafının ve ortağının ülkemizin müreffeh bir yapıya kavuşması için atacakları adım atılmıştır. Hükümet programı üzerinde bu gün söz meclistedir. Cumartesi/ Pazar günü yapılacak güven oylamasına müteakip yürütme , kurulan 2’li hükümetin sorumluluğuna geçecektir. Yeni kurulan kabinede Başbakan ve bakanların görevi bir bütün ekip olarak ülke halkına söz verdiklerini mutlaka yerine getirmektir. Yasama ve yürütme seçmenin takibi altındadır. Yargıya güven tamdır. İş yapabilirlik yani icraat ise beklenendir. Hükümetin güven oyu oylaması için bu günden itibaren geri sayım başlamıştır…

Gönülleri olacak mı?

Gönülleri olacak mı?

Hükümet düştüydü, düşecekti derken, düşen bir hükümetin 15 aylık kullanım sürelerinin sonunda o hükümette yer alanların konuşması bir nevi günah çıkarma olur. Bu tür davranışlar ile bir yere varılamayacağı aşikar olan bir geçmiş için, her açıklama ve her ithama laf yetiştirecek eski ortakların hal ve davranışlarını üzülerek görüyoruz. Halkımızın siyasilerin gönülünün olmasını beklerken, canının çıktığı noktadayız. Zorluklar ise kendini pahalılıkta gösteren olmakta ve devam etmektedir. Mahalleden tutun, caddeye çıkın,bütün sokaklarda, erken seçim olsun, sesleri gittikçe yükselmektedir. UBP’nin tek başına iktidarının istendiği açıkça ifade edilendir. UBP Genel Başkanı Sayın Ersin Tatar’ın hükümeti kurma görevini aldığı günden, yani 15 Mayıs 2019 tarihinden itibaren geçen süre, geriye doğru sayılırsa zaman giderek azalmaktadır. HP ile UBP heyetlerinin 2.görüşme sonrası basın önünde beyanları vardır. Bilmeleri gereken fazla eleyip sık dokurken geçen sürenin ülkemize vereceği zarardır. Bir saat gecikmenin dahi getireceği olumsuzluklar ortadadır. Eğer her iki taraf da önceden biz bu koalisyonu kurduk deyip öncelikli olarak halkın refahı için icraata geçmekten ziyade konuyu detaylarla boğacaklarsa, işleri çok zor olacağa benziyor. Nitekim Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, ‘Türkiye’nin ve KKTC’nin bölgedeki enerji denkleminden dışlanamayacağını artık herkesin kabul etmesi gerekmektedir’ açıklaması ve Sayın Oktay’ın “Hedefimiz Kıbrıs Türkü’nün siyasi eşitliğinin mutlak şekilde sağlanması ve Ada’daki meşru haklarının, güvenliğinin ve refahının garanti altına alınmasıdır. Kıbrıs Türkünün haklarını garanti altına alan ve güvenlik endişelerini karşılayan çözüm modellerini görüşmeye hazır olduğumuzu bir kez daha ifade etmek isterim” diyerek sözlerine devam etmesi ile Kıbrıs Türk halkının hak ettiği refah seviyesine ulaşmasının engellenmesinin ve mevcut statükonun korunmasının, sürdürülebilir bir tutum olmadığını vurgulayarak, ucu açık müzakere süreçlerinin ve Ada’daki mevcut gerçekleri göz ardı eden yaklaşımların artık bir tarafa bırakılmasının elzem olduğuna işaret etmesi gerçeğin ta kendisidir. Sayın Oktay, Kurulacak yeni hükümetin önünde özellikle yapısal reformlar ve ekonomik durum çerçevesinde ivedilikle çözüm bekleyen birçok konu bulunduğuna dikkat çekmiş,Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin istikrarı ve refahı için, uzun yıllardır gündemde olan reformların ciddiyetle, vakit kaybetmeksizin ele alınmasının en temel beklentileri olduğunu özellikle ifadelendirmesi oldukça anlamlı bir ikazdır. Kıbrıs Türk Kızılayı ve Vakıflar işbirliğinde, Hala Sultan Cami avlusunda düzenlenen iftar programına KKTC’ye Türkiye Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş’la birlikte TC Lefkoşa Büyükelçisi Ali Murat Başçeri de iftara Sayın Oktay’la birlikte katılmışlardır. KKTC’den ise iftar programına, Meclis Başkanı Teberrüken Uluçay, 3. Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, UBP Genel Başkanı Ersin Tatar, bazı milletvekilleri ve yetkililer katıldığı ise haberlere yansıyandır. Sayın Oktay’ın Kıbrıs’ta iftara katılması, Türkiye için “mesafenin önemi “ olmadığının, ayrı önemli bir mesajı olmuş ve güçlü bir ses getirmiştir. Türkiye’siz bir KKTC’nin düşünülemeyeceğinin isbatı mahiyetinde olmuştur. Sonuçta Sayın Oktay yeni bir hükümet derken, zorlukları mübarek bir gecede yaptığı konuşmasıyla açıkça dillendirmiştir. Anlayan tabi ki anlamıştır. Anlaşılmayacak bir şey yoktur. Her iki partiye kolay gelsin derken, hatırlatılmak gerekir “fazla naz aşık usandırır” Tabi ki anlayanlara!