Tag: trafik

Her ölüm erkendir

Her ölüm erkendir

Her gün trafikte bir ölüm her evde bir yas. Yakılan ağıtlar, gencecik bedenlerin sonsuzluğa uğurlanışını izlemenin ders vermeyen sonuçlarında tekrarlanan kazalar. Kim kabahatli diye sorulan sorular. Sorular ve cevapların çaresizliğinde ağlayan aile bireyleri analar,babalar. Geçen günlerde Nergisli’de 15 yaşının en güzel zamanında ölen çocuğumuz. 17 yaşında sürüş ehliyetsiz bir gencin dramı. Hiç kimse bilerek, isteyerek kaza yapmaz. Ancak bu iletişim zamanında herkesin evvelinde olan trafik kazalarını konuştuğu her günü bilen bir gençlik var ve yine kurallara aykırı sürüşler devam etmektedir. Nergisli köyü ile ayrıcalıklı bir ilgim aşikar çünkü ana baba köyüm ve orda şimdilerde aralıklarla kaldığımız ve sonrasında kalacağımız nine evimiz var. Mağusa yolu devamında Nergisli köyüne dönüşe yaklaşırken hız limitine uyan hemen hemen hiç yok denecek kadar az. Arabalar,kamyonlar, motorsikletler vızır vızır uçar gibi yanınızdan geçiyor,karşıdan gelenlerin hızdan plakaları görünmez bir hal sergiliyor. Köye gidiş dar bir yol ile sağlanıyor. Girişte NERGİSLİ köy tabelası üzerinde 50 km yazıyor yazmasına ama dikkat eden de yok gibi. Köy nüfusu az ancak bizim de evimizin önünden geçen yol vasıtasıyla Geçitkale, Sütlüce, Gönendere gibi yerleşim birimlerine gidiş var ve oldukça fazla ve hızla geçen her tür araç bu yolu kullanmaktadır. Bu durumun tehlike arzettiğinin defalarca Geçitkale Belediyesine bildiriminin yapılmış olduğunu biliyorum.Kasis konması gerektiğini de! Malûm KKTC belediyelerin mali krizleri var mazaret büyük. Standart kasisler pahalı deniyor. Gerçekten de öyle kasis maliyeti yüksek ancak can bedeli para ile ölçülmez. Bilinmeyen işte budur. Nihayetinde maliyeti üstlenip üç kasis yapılsın diyoruz malzemeyi alıyoruz iki kasis takılıyor, hop üçüncüsü için şikayet var deniyor ve takılması engelleniyor. Köy içinde adeta trafik terörü kol geziyor. O yolda köyün engelli diyebileceğimiz kişileri yaya olarak o yolda bir gidip bir dönüyor sessizce ve konuşmadan, peki bu gibi kişilerin kanı yola bulaşırsa diye korkuyor insan, elden gelen sadece Allahım korusun demekle yetinmek. Demek ki bu durumda İçişleri Bakanı Sayın Ayşegül Baybars’ın ve Ulaştırma Bakanı Sayın Tolga Atakan’ın yerel yönetimler nezdinde köy hudutları içinde trafik kurallarını yeniden konuşmalı ve kanaatimce muhtar ve azalar bir nevi zabıta görevi de yürütmelidirler ki çocuk yaştaki kişilerin ehliyetsiz araç sürüşleri önlensin. Zaman kötü, özenti büyük, aileler çocukları üzerinde baskı unsuru olmayı bir nevi sevgisizlik sayıp çocuklarının yerinmemesi için çaba harcıyorlar. Ancak bu çabada kuralsızlık olmamalı, evlerde her ihtimale karşı kontak anahtarları araç sahibi tarafından emniyet altına alınmalıdır. Hele ehliyet almaya yaşı yaklaşan, gençlik için bu tehlikeye bir nevi davetiye çıkarılmamalıdır. Sonuçta kayıpların, yolda trafik kazası ile verilen can bedellerinin hesabını kimseler veremez. İşte Nergisli köyünde uzun yıllar Süt taşımacılığı yapan ve geçen çok uzun senelerde trafik kurallarına titizlikle uyan bir dedenin kendi adını taşıyan Hasan Kusetoğluları adını taşıyan çocuğumuz, böyle bir kaza ile aramızdan ayrıldı. Her ölüm erken ve arkada kalan yürekleri ateş gibi yanan aileler, “Sözün bittiği yer” ve anlamlı bir söz ile ”ÖLÜM” “İnsan yanıbaşında doksan dokuz ölüm olduğu hâlde tasvir edilmiştir. Bu ölüm tehlikelerini atlatırsa ihtiyar olur ve sonunda ölür.’ Sabır diyoruz ama nereye kadar …

Advertisements

Keşke rehberlik edilseydi…

Trafik kazalarının gencecik bedenleri toprağa gönderdiği yollardan geçerken kim ne hisseder derseniz? tahminin ötesinde üzüntülerimiz vardır. Cuma gün Girne’den çıkıp Lefkoşa’ya sırf o gün yine bir gencimizi toprağa verme öncesinde Girne- Lefkoşa yolunu görmek açısından kullandım.Dikkatlice ve levhalarda yazan hız limitlerini de ayrıca takip ettim. Hız limitleri 50-65- 100 yol boyunca göze girecek şekilde levhalarda belirli noktalarda vardı. Yola çıkıştaki maksadım o yolu kendimce ve araba kullanırken yol güzergahında nelere şahit olabileceğimi görebilmekti. Yol ortasında nerdeyse kağıt inceliğindeki bariyerlerin birkaç yerinde kazalardan mütevellit eğiklikler hale duruyordu.Yol kenarlarındaki reklam levhalarında “Akel Avrupa Parlementosu adayının”kanaatimce yasallığı tartışılır olan ve KKTC topraklarında büyük pano şeklinde reklamları dahi vardı. Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Tolga Atakan’ın 21/1974 sayılı Motorlu Araçlar ve Yol Trafik (Değişiklik) Yasası’nın 6. maddesi tahtında yayımladığı “Hız Sınırının Kısıtlanması Hakkında Bildiri”, Resmi Gazete’de de yer alarak yürürlüğe girdi.” denilen haberleri de anımsayarak yoluma devam ettim. Gerçi bu tebliğ Girne- Dağyolu güzergahı için olsa bile genelde yoğun trafikte kamyonların normal trafik içerisinde yarattığı sorunlar bilinmektedir. Arabayı normal seyirde kullanırken anılar da peşimi bırakmıyordu. Süt Endüstrisi Kurumu Müdürlüğünü yaptığım yıllarda KKTC genelinde süt toplama ve güzergahlarını belirlemiştik. Girne Lefkoşa yolunda kamyonlarının o güzergahı kullanmalarının Girne Lefkoşa serbest Lefkoşa Girne dönüşün yol güvenliği açısından yasak olduğunu o zamanın Polis Genel Müdürü Sayın Pervin Gürler ile yaptığım telefon konuşmasından öğrenmiştim. Hatırlanacağı üzere o zamanlarda yokuş inişinde frenleri patlayan bir kamyonun Girne’ye şehre doğru inişindeki tehlikeli sürüş unutulmamıştır. Hatta o zamanlarda yol kenarlarında kum yığınları olması gerekirken, var mı yok mu?gibi tartışmaların yaşandığını da bilenleriz. İzlenimlerime gelince öncelikle Girne dağ yolunda sürat tahdidi getirilen kamyonların Girne Lefkoşa yolunda da bu limitlere uyma durumunun olması gereken olduğunu düşünmeme sebep ağır yüklü kamyon sürüşüne şahid oldum. 65 km gidilecek yerde hız limitine ben uyarken dev gibi kamyonun çok süratli bir şekilde yanımdan hızla geçişini hayretle izledim. Üstelik Güzelyurt yolundaki aracın devrildiği haberini ve gösterilen fotoğrafları sabah facebook Web tv haberlerinde görmüştüm. Kamyon üzerinde ne olduğunu anlayamadığım ve oldukça yüksek demir aletlerin, bir an üzerime düşebileceği hissine kapıldım. İleride yokuşta yükten ötürü yavaşlayan kamyonun kurallara uygun mesafede arkasında gitmeme rağmen ani bir duruşta kamyondaki yükün arkaya devrilebileceği tehlikesinin olasılığı ile yolda ilerlerken,uygun yerde kamyonu geçmek adına, ön dikiz aynasından ve yan aynalardan arkaya bakmak gerektiğinde bir de ne göreyim direksiyondaki genç telefonda konuşuyor ve tek kol ile direksiyonu idare ediyor. Trafik kazalarında bu tür kuralsızlıkların nelere sebebiyet verdiğini kaç eve ateş düştüğünü düşünüp üzülürken, bizlerin de genç olduğu zamanlar olduğunu lakin trafikte kurallara daha fazla uyulduğuna kani oldum. O zamanlarda ellerde “tehlike çanı” gibi akıllı telefonların olmadığı, dikkatlerin bu günlerdeki kadar dağınık olmadığını düşünerek Lefkoşa’ya varırken,refüjler içerisindeki insan boyu karmakarışık otların çift şerit yolun sanki iki taraflı seyircisi gibi rüzgarın etkisinde araç sürücülerinin gözlerini oldukça yorabileceğini, karşıdan gelen araçları gizlediğininin farkındaydım. Otların temizliği bu kadar mı zordu? Keşke Maliye Bakanı Serdar Denktaş ot temizliğine mahallesinden değil böyle yollardan başlayıp, ilgililere, rehberlik edebilseydi!

Sükunet ve karşılıklı anlayış

Trafik kontrol, “polisi, milletvekili ve sosyal medya” üçgeninini gereğinden fazla konuştuğumuz bu günlerde önemli olan tarafların sükunetini muhafaza etmesidir. Gelişmeler ile ilgili Meclis Genel Kurulunda Başbakan Sayın Erhürman PGM’nden aldığı bilgileri paylaşmış ve konu soruşturma konusudur demiştir. Sosyal medya üzerinden yapılan hakaret, tehdit ve küfürün suç teşkil ettiğini de sözlerine eklemiştir. Hele meselenin Türkiyeli-Kıbrıslı ayrımcılığına çekilmesinin doğru olmadığını özellikle sözlerine eklemiştir. Kanaatimce Başbakanın konuşması çok manalıydı! Dikkatli olunması gerekendi. Bütün bu konularda yazılanlanları okurken gerçek olduğu yazılan bir hikaye gözüme takıldı okuyucularım ile paylaşmadan olmaz dedim. Hikaye şöyle; ”Deniz, hız limitinin 90km olduğu yerde 110km ile gidiyordu ve son dört ay içerisinde dördüncü defa Polis tarafından durduruluyordu. Bir insan nasıl bu kadar şanssız olabilirdi? Deniz, arabasını sağa çekti” İnşallah şu anda yanımızdan daha hızlı bir araba geçer” diye düşünüyordu. Polis, elinde kalın bir not defteri ile arabadan indi. Bu Polis camiden tanıdığı Ali’ydi. Deniz iyice arabasının koltuğuna sindi, utanmıştı. Bu durum bir cezadan daha kötüydü camiden tanıdığı bir polisle, hemde hızlı gidip, trafik kurallarını ihlal ettiği için karşı karşıya kalmışlardı. Deniz, Ali ‘ye birbirimizi yeniden böyle görmemiz çok ilginç, dedi Ali “ İyi günler Deniz” dediğinde Ali gülümsemiyordu ve ilk sözü – “ Beni, Eşimi ve çocuklarımı görmek için eve giderken yakaladın” oldu. -“Evet öyle” diyen polis Ali, umursamaz görünerek dinledi. -“Son günler eve hep çok geç geldim Çocuklarım beni uzun süredir hiç görmedi ayrıca Zeliha, bana bu akşam mantı, içli köfte ve biftek yiyeceğimizi söyledi Ne demek istediğimi anlıyormusun?” – “Evet ne demek istediğini anlıyorum dedi polis Ali , Ayrıca trafik kurallarını ihlal ettiğini de biliyorum” diye de cevapladı. – “Eyvah! Bu taktik fazla işe yaramayacak gibi ,taktik değiştirmek gerekli” diye düşündü, Deniz -“Beni kaç ile giderken yakaladın?” diye sordu. – “110 km … Lütfen arabana girer misin?” dedi polis Ali – “Ah Ali, bekle bir dakika lütfen, seni gördüğüm anda, takometreye baktım sadece 85 km ile gidiyordum” – “Lütfen Deniz, arabana gir” diye üsteledi Ali. Deniz, canı çok sıkkın bir şekilde arabasına girdi, kapıyı çarparak kapattı .Polis Ali, not defterine bir şeyler yazıyordu. “Ali niye benim ehliyetimi ve araba ruhsatımı istemiyor ki” diye düşündü Deniz, ne olursa olsun, bundan sonra camide de bu adamın yanına oturmaktansa, birkaç gün camiye gitmemeye karar verdi. Ali arabanın kapısını tıklatıyordu, Deniz arabasının penceresini 5 cm kadar açtı. Ali, Deniz’e bir kağıt verdi ve gitti. -Deniz ceza değil bu diye kendi kendine söylendi, bir anda sevinmişti. Yazıyı okumaya başladı, kağıtta şunlar yazıyordu; “Sevgili Deniz, benim bir kızım vardı altı yaşındayken çok hızlı araba kullanan biri tarafından öldürüldü. Bu kazadan dolayı, adam cezalandırıldı. 3 yıl hapishane cezasıydı. Bu adam hapishaneden çıkınca kendi çocuklarına sarılıp, öpüp, onları tekrar koklayabildi, ama ben kızımı öpebilmek için, cennete gidinceye kadar beklemem gerekiyor . Bin defa adamı affetmeye çalıştım. Bin kerede başardığımı zannettim. Belki başarmışımdır, ama hala kızımı düşünüyorum. Lütfen benim için dua et ve dikkat ol Deniz, tek bir oğlum kaldı. Hayat çok değerli, sürekli dikkat et. Dikkatli araba kullan ve başkalarının hakkına saygı göster .Hiçbir zaman unutma,istediğin kadar araba satın alabilirsin, ”AMA İNSAN HAYATINI ASLA” “Deniz 15 dakika kadar bir süre yerinden kıpırdayamadı. Daha sonra kendine gelip, yavaş yavaş evine gitti. Evine varınca, çocuklarına ve eşine sıkıca sarıldı. ” Deniz belki para cezası kağıdını almamıştı ama sonsuza dek unutmayacağı bir dersi ezberleme cezasına çarptırılmıştı. Polis vatandaş ilişkilerinde nedeni ne olursa olsun trafik kurallarına uymak, hayatın yol akışındaki mecburiyettir. Yeter ki karşılıklı anlayış olsun. Her hadiseden bir ibret alınsın. 

Hayatımız şaka gibi

Rutin memleket meselelerinde oluşan sorunlar bir şekilde aşılır. Ülkemiz geçen 40 yıllık süreçte neler görmedi neler yaşamadı. Sadece bu süredeki ”hükümetlerde” 16 sene CTP 12 yıl DP ve az bir dönem Sayın Akıncı’nın da görev aldığını biliyoruz. Kimsenin kimseyi aman geçmiş dönem onlar öyle yaptılar böyle yaptılar diye eleştirmeye hakkı yoktur. 4’lü koalisyon hükümetin ortakları baş başa verip “çalışır yaparız” diyerek mutabık kaldılar hükümet programı hazırladılar, kendi kendilerine güven oyu verirken 23 milletvekili muhalefete karşılık sayıları 27 iken UBP ile kimsenin koalisyon kurmak gibi bir isteği olmadığı gibi uzak durmayı da kendilerine maharet sandılar. Bu gün oldu hala daha halkın refahına ilişkin bir icraatları da maalesef olmadı. Koalisyon ortaklarının dışa karşı beyanatları hükümetin bozulmayacağıdır. Dört ortak Başkan, 4 kollu siperde, müdafaa kalkanı ile yerini koruyor.Kalkanın arka tarafı, toz duman, ama belli etmekten imtina ediyorlar. “1Nisan Şakası” gibi yeni elektrik uygulaması ile bunalım gittikçe tırmanışta ve halkımızın büyük bir çoğunluğu geçim bunalımından nasıl çıkarım gailesindedir. Ülkemizde meydana gelen trafik kazaları neticesinde bir çok eve ateş düşmektedir. 2017 Devlet Planlama Örgütü verilerine göre kayıtlı salon araç sayısı 140 bin civarındadır.İstatistiki verilerde araç çeşitlerindeki sayılar da vardır. Yine ayni örgütün istatistiki rakamlarında 2017 yılında 269251 sürüş ehliyeti ve 214405 öğrenci ehliyetinin verildiği yazmaktadır. 2017 istatistiki rakamlarında kazaların oluş sebeplerine, tablodan baktığımız zaman, dikkatsiz sürüş yapan 1334 ,trafik ışıkları ve trafik levhalarına uymayan 38 ,aşırı süratli sürüşten 1042 kaza, sarhoşken araç kullanmaktan 293 araç , yanlış şerite geçen 117 araç ve geri geri giderek yapılan kazalar 160 olarak belirtilmişir. Dikkatsizce sağa dönüş yapanların 109 , tehlikeli geçişde 40 , önde giden araca mesafe siz yaklaşıp kaza yapan araç sayısı ise 779 ve diğer adı konmamış kazalar 98 sayısı ile istatistiki verilerde yerini almıştır. 2017 yılında meydana gelen 3791 kazada ölenlerin 37, yaralı sayısı ise 766 dır. 2017 kazaların aylara göre dağılımının istatistiki verilerine bakıldığında ortalama her ay 350 kaza olmaktadır. Haziran ve Temmuz ayları içinde meydana gelen kazalarda daha çok ölümlü trafik kazası olduğu diğer ayların ise trafik kazalarında ölüm sayılarının hangi aylarda ne kadar olduğunu DPÖ istatistiklerinden görmek ve anlamak mümkündür. Bütün bu veriler elde mevcuttur ,yakında 2018 istatistiki bilgileri DPÖ ‘ce açıklanacaktır. Yetkililerin bu veriler üzerinden trafikte alınması gerekli önlemleri alması kaçınılmazdır. Geç bile kalınmıştır. Trafik kazalarına yol açan sürücü yaya araç yol ve yolcu gibi faktörlerden kaynaklanan rakamlarda hatalara bakıldığı zaman insan hatasının öne çıktığı anlaşılmaktadır. Ülkemizdeki siyasi, ekonomik ve sosyal olayların bu hatadaki payları da ayrıca tesbit edilmeli, araçlardan kaynaklanan sorunlar ile karayollarındaki kusurların trafik kazalarına sebebiyet verdiği, özellikle dikkate alınarak, trafik kazalarını önlemek için sürücülerin ,öncelikle trafik kurallarını ihlal etmemeleri, aracın şöförünün ehliyetim var, arabanın direksiyonunu parmağımın ucunda kullanırım havasından kurtulması kaçınılmaz olandır. Eğer direksiyon başındakiler hem kendilerine hem karşıdan gelecek tehlikelerin bilincinde olmaz iseler daha çok kişileri trafik canavarı yutacak,ocaklar sönecek, ana ve babalar ağlayacak ve çok kişi de yargıdan cezasını alacaktır. Umarız trafikte taraflarca , aklı selim galip gelir. Sakın unutmayın “Uyulan her kural, bizi hayata bağlar.”

Dümen kimin elinde? 

Bir ülkede hep birlikte yaşıyorsak yaşadığımız ortamı birlikte kullanıyorsak bu ortamda belli sorumluluklarımız olduğunu unutmamamız gerektiğini bilenler olmalıyız… Sorumluluğun ailevi sorumluluk dışında eğitim yıllarında öğretilenleri vardır… Bu sorumluluğu tek kelime ile özetlersek adı önce ‘ Saygı ‘ gerektiren bir konunun ehemmiyeti ortaya çıkar… Çevremize dönüp baktığımızda mevcut kuralların uygulanabilir kurallar olduğunu görürüz… Kuralların uygulanıp uygulanmadığı ise hiyerarşik yapıda denetlenmesi gereken ve ihlal edilmesi halinde aksamanın görünürlüğü, sorumluluğu kişide, zorunlu kılar. Düşünün modern olsun olmasın evler içerisinde genelde her mutfak bulaşık teknesinin altında çöp sepeti vardır. Bu sepet günün belirli saatlerinde dışarıya çıkarılacaktır. Çıkarılmaması halinde olabilecekler hep aynıdır. Evde bunu her bireyin denetleme durumu vardır… Çöp sepeti yoksa bile poşetlere konan çöp özellikle öğrenci evlerinde mutfak dolaplarının çekmece kulplarına takılandır ve ev dışına taşınması elzemdir olandır ,aksi halde ev kokakacaktır… Dışta ise çöpün konacağı yer üstü kapaklı çöp bidonları olmalıdır…Bahçe temizliği mi yapıldı, yoksa ağaçlar mı budandı bunlar için kapı önünden çöpler alınıncaya kadar çevreye dağılmamasının önlemi alınmalı, Belediye hizmetleri bu durumdan haberli kılınmalıdır… İnsanlar çevrelerinde uzun zaman ayni manzarayı, çöpleri, kırık pencere camlarını ,apartman girişlerindeki kirliliği, gördükleri zaman ayni çevrede iseler bu manzarayı doğal karşılamaya başlarlar, ta ki bir başka birilerinin bu kirliliği gündeme taşıması ile işin farkında olsalarda sorumluluk bilinçleri oluşmadığı için yine kendilerinin yarattığı kirliliği başkalarının temizlemesini isteyenler olurlar… İşte bu anda çevrede olsun yollarda trafikte olsun Toplumsal bilincin önemi ortaya çıkandır… Her sorumluluk ortak olarak hareket edilirse halledilebilir olur… Trafik denince yine ‘sorumluluk’ ilk akla gelendir… Trafik de uyulması gereken fakat uyulmayan kuralları ihlal ,bütünü yollarımızın her noktasında yüzümüze vurandır… Trafik kazalarının çoğu sürücü hatalarından meydana gelir. Bu hataların giderilmesi şarttır… Ailelerin çocuklarının eline direksiyonu verirken çok dikkatli olmaları lazımdır… Kaçınılmaz tetbir budur… Trafik sabır ve tahammül demektir. O zaman bu sabırda hız olmayacağı gibi kendinizi denetlediğiniz kadar karşıdan gelmesi ihtimali olan tehlikeye karşı da kendinizi korumak durumundasınız… Ayrıca trafik kurallarına istisnasız uyma kültürünün gelişmesi gerekiyor… Denetleme dışındaki gereklilik eğitimin kendisidir… Yaşayanlar biliyor seyir halindeki her araç sürücüsü kendi profesyonel edinimleri ile trafiğe, kazalara ve nihayetinde maddi ve en önemlisi manevi kayıpları önleyici olacaklar ve hayati risklerini azaltacaklardır… Sorumluluk yayalardan tutun , bisiklet sürücüleri dahil motorlu araç kullanan tüm bireylere aittir… Yolların trafiğe uygunluğu, bu uygunlukta yolların yapımı, kara yollarında polisiye tedbirlerin alınışı bütünsellikte yürütme organlarının esas görevidir… Her zaman saygılı ve bilgili sürücü olmanın gururunu taşıyın.’ Bu sloganı ise unutmayın ‘Kazalar, çiğnenmiş kuralların intikamıdır.’ Trafik kazalarının olmadığı bir KKTC hepimizin müşterek arzusudur… Dikkatli olmak gerekir… Kaza geliyorum demez… 

Nerden geldik nereye gidiyoruz? Değerlere ve kurallara ne oldu?

 Her insan şanslı bir ortama doğmaz. Kişiler doğduktan kendilerini bilir hale gelinceye kadar çevresindeki imkânlar ile yetinirler. Hani derler ya şans kapıyı bir defa çalar pek inandırıcı olmasa da bir bakıma doğrudur. Bütün bu doğrulardan kişi kendini, çevresine göre eğitimi ise mutlaka yine çok söylenen bir deyimdeki açılıma uygun “bir baltaya sap olur.” Çok uzağa gitmeden örnek verecek olsak kendi aile büyükleri içerisinden çoğumuzun annesi eskiden sadece evleri ile ilgilenir, çocuklarına ve eşlerine sonsuz bir koruma duygusu ile sahip çıkarak imkanlarını zorlayanlardı. Eski yıllarda da bu gün de olduğu gibi yeni ev kuranlara anne baba katkısı hep olmuştur. Köyden şehre inip okumak ise imkanların zorlanmasından başka bir şey değildi. Nihayetinde bu gibi oldukça geniş bir kesimin ailelerin, kendi yetiştirdikleri evlatları ile bu günlere gelinmiştir. Her evin her ailenin günümüzdeki anlayışı ile hayatın sürdürülebilirlik göstermesi de aile fertlerinin çalışıp aile bütçesine yapacakları katkı ile mümkün. Küçük yerlerde mesafe dar ailelerin birbiri ile görüşmesi oldukça sık. Doğan çocukların bakımı çalışan ailelerde çoğunlukla aile büyükleri nezaretinde yapılmakta. Aile büyüklerinin ise torunlarına gösterdikleri aşırı bir sevgi sonsuz. Bu sevgi içerisinde her zaman tolerans başta gelmekte… Bu zamanın çocukları kendilerine sağlanan imkânların farkındalar mı? Belki de hiç farkında değiller. Düşünülmesi gerek araştırılması gerek bir konu. Geçen gün trafik ışıklarında kırmızı ışık yandı durduk. Yer Girne çevre yolunda Zeytinlik köyüne dönülen trafik ışıkları… Arabamızın sol yanında, doğru istikameti takip edecek araç da bizle kırmızı ışıkta durdu ama birden kapı açıldı içinden genç bir kız direksiyonu bırakıp arka araçtaki genç sürücü ile sohbete geçti muhtemelen arkadaşı idi. Arabası çalışıyordu, müzik ise sonuna kadar açık, kapı nerdeyse bizim arabaya değecek şekilde, araba bomboş ,direksiyonda kimse yok araç öylesine bırakılmıştı… Aniden trafik ışığına baktım 65 den geriye doğru sayım vardı. Bu hal nedir, ne oluyor derken kızımız şen şakrak kahkahalarla yeniden aracına girdi bizle göz göze gelmesinin onda hiç bir mahcubiyet uyandırmadığının farkında olanlar olarak bizler, sadece yüksek sesle Allah onları korusun diyebildik. Peki, bir sorumluluğa sahip olmayan trafik kurallarına uymadıkları için bazı hallerde trafiğin de onlara acıma duygusu olmayacağını bilip de bilmemezlikten gelen bu gibi gençlerin meydana gelebilecek kaza sonuçlarının üzüntüsünü bizlere yaşatmaya hakkı var mı? ‘ Kimsenin ” bu hakkı olduğunu sanmıyoruz. O halde yine herkesin, her aile ferdinin aklı ile izanı ile hareket etmesi gerekmiyor mu? Gerekiyor… Dahası motosikletli gençliğin inanılmaz hızını yollarda görmüyor muyuz? Görüyoruz. Kendilerini gençliğin verdiği heyecanla dokunulmaz hisseden, gençler ne olur evde bıraktığınız her aile ferdini hem araç kullanırken hem ağzınıza götüreceğiniz adı ne olursa olsun herhangi bir içeceğin ayarında olmasına dikkat edin. Yoksa her şey olup gittikten sonra ister Sivil Toplum Kuruluşları, ister siyasiler, ister haberler olayı kamuoyuna nasıl lanse ederlerse etsinler giden can geri gelmez, ateş düştüğü yeri yakar. Kazaya sebebiyet veren bütün taraflar bu vicdan azabından kurtulamazlar. İsteğimiz her şeyi ile düzgün yollarımızın ülkemize daha yakışır bir düzende yapılması, yollarda daha çok trafik kontrolü olması; en önemlisi. Trafik kurallarına hangi yaşta olursa olsun araç sürücülerinin uymasıdır…

#StarKıbrıs gazetesindeki yazımdır 18/3/2017

29 Kasım..

​Hayatımda 29 Kasım gibi kapkaranlık bir günün hissiyatını hiç yaşamadım.  

Gece gördüğüm rüya için sabah altı sularında rüya tabirlerine baktım ” ülkenizde tanıdık kişilerin kaybı olacak ” diyen cümleyi okumadan sayfadan çıktım bu  saatler torunlarımın ikisinin ,okula hazırlanış ve evin köşesinden geçen iki ayrı okul servisine 7.10 da biniş saatleri ne denk geliyordu. Bir an onları hava soğuk bari üşümeseler diye aklımdan geçirdim. İçimde garip bir ürperti vardı.

Daha sonra Tweeterde haberlere girdim ilk gördüğüm  tweet Alihan Pehlivan’dı tam gözümün içine girdi “Girne Boğazında servis aracı kaza yaptı çok sayıda yaralı var… Aman tanrım derken tweetin sonunu okuyamadım, başımdan aşağı kaynar sular dökülmüş gibi bütün damarlarımdaki kan başıma sıçradı. Bayılmak üzereydim kendimi bir anda toparladım.

Bu tarifi imkansız duygular içinde aklıma kim geldi ise aradım sanki bitmez tükenmez bir acı içindeki ana yüreğim hangi eve ateş düştüğünün arayışı  içerisindeyi.

Her gün saat 7.30 civarında büyük oğlum bana geliyordu bu gün gelmedi. Haberi duyar duymaz  hastahaneye gitmiş.. sonra ardından haberler, üzüntü dolu geçmek bilmeyen saatler gecenin karanlığında devam eden üzüntünün ana yüreğindeki yerinin derinliğindeki gözyaşları.. içimizde tarifsiz bir  *İSYAN * ancak gidenin geri dönmediği bir dünya..
Evet doğrudur ateş düştüğü yeri yakar ama bizleri de o ateşin alevi sarar acısı yakar.
Kendimizin evlatları olduğu kadar, bütün çocukları seven,insani duygular içerisindeki kişilerin sahiplendiği bu durum içindeki herkese ama herkese, ailelere sabırlar dilerken kazada kaybettiğimiz çocuklarımıza Allahtan rahmet diler,  toplumumuzun başı sağolsun dileğimi sizler ile paylaşır yaralılara acil şifalar dilerim.

  

TRAFİK.. AİLE..

​Her insan şanslı bir ortama doğmaz.. 

Kişiler doğduktan kendilerini bilir hale gelinceye kadar çevresindeki imkanlar ile yetinirler.
Hani derler ya şans kapıyı bir defa çalar pek inandırıcı olmasa da bir bakıma doğrudur.
Bütün bu doğrulardan kişi kendini, çevresine göre eğitimiş ise mutlaka yine çok söylenen bir deyimdeki açılıma uygun “bir baltaya sap olur..”

Çok uzağa gitmeden örnek de verecek olsak kendi aile büyükleri içerisinden, başka misallere de gerek kalmaz. Çoğumuzun annesi eskiden sadece evleri ile ilgilenir,çocuklarına ve eşlerine sonsuz bir koruma duygusu ile sahip çıkarak imkanlarını zorlayanlardı..
Eski yıllarda da bu gün de olduğu gibi yeni ev kuranlara anne baba katkısı hep olmuştur. Köyden şehre inip okumak ise imkanların zorlanmasıdan başka bir şey değildi. Mesela babamdan evde ışık olmadığı halde mahalledeki elektrik direği altında ders çalıştığını Lefkoşa’da okuduğunu sınıfinda bir köý çocuğu olarak derece de aldığını çok dinledim..
Nihayetinde bu gibi oldukça geniş bir kesimin ailelerin de kendi yetiştirdikleri evlatları ile bu günlere gelinmiştir.

Her evin her ailenin günümüzdeki anlayışı ile hayatın sürdürülebilirlik göstermesi de aile fertlerinin çalışıp aile bütçesine yapacakları katkı ile mümkün.  Peki biz yapmadık mı elbette yaptık. Bütün bunları yaparken de hep aileden hem manevi hem maddi destek aldık.
Bu zamanın çocukları kendilerine sağlanan imkanların farkındamılar işte bundan pek emin değilim.
Geçen gün trafik ışıklarında kırmızı yandı durduk. Zeytinlik trafik ışıkları:( Arabayı ben kullanmıyorum yan tarafta duran araç da kırmızıda durdu,durdu ama birden kapı açıldı içinden genç bir ķız direksiyonu bırakıp arka araç ile sohbete geçti arabası çalışıyordu, muzik ise sonuna kadar açık kapı nerdeyse bizim arabaya değecek şekilde açık araba bomboş öylesine kalakalmıştı. Aniden trafik ışığına baktım 65 den geriye sayım vardı. Bu hal nedir,ne oluyor derken sadece boş direksiyon ile koltuğun fotoğrafını alabildim:))
 Peki bu sorumluluğa sahip olmayan trafik kurallarına uymadıkları için bazı hallerde trafiğin de onlara acıma duygusu olmayacağı gerçeğinden hareketle meydana gelebilecek kaza sonuçlarının üzüntüsünü bizlere yaşatmaya kimin hakkı var?” Kimsenin ” o halde yine herkesin her aile ferdinin aklı ile izanı ile hareket etmesi gerekmiyor mu? Gerekiyor..

Bu güne nokta mı? 💕💕

* Ayakkabımızın içine giren bir taş yüzünden yürüyüşümüzün, duruşumuzun değişmesi gibi, #beynimize giren bir #özdeyiş de bazen hayat yolundaki yürüyüşümüzü, duruşumuzu değiştirir. ~ Mehmet Murat ildan*

Hayırlı Cumalar..

​Cuma günlerinin özel olduğunu küçük yaşlardan bilmek şu anda bu gün için hayırlı Cumalar diyenleri haklı çıkarır. 
Her ne kadar da bu “hayırlı ” denmesi ifafesini sevmeyenler olsada sevenlerin çokluğu dikkat çekendir.

Eski yıllarda annelerimiz cuma günü iş yapmak olmaz diyorlardı.. Hele  çamaşırın tek yıkanmadığı gün diyebilirim.. Saat 11 kadar da evin rutin işleri çabucak yapılırdı..
1955 yıllarda iyi hatırlıyorum. Atatürk İlkokulunda Cuma gün saat 11.00 de ders kesimi olur öğrenciler camiye götürülürdü.. Burda herhangi bir zorlama olmadığı halde erkek öğrencilerin çoğu camiye giderdi. 
Cuma günü kendi kutsal değerleri ile kabullenmenin huzuru insanı daha pozitif hale getirmiyor değil. 
Daha nice cumalar gelip geçer hafta yedi gün önemli olan cuma dahil her güne şükür ile bakmak..

Unutulan o kadar değerler var ki bunu anlatmak,aktarmak paylaşmak gerek..
Mevsim sonbahar hala daha yağmurun beklentisi içerisindeyiz. 

Konu çiftçimizin hayvancılığın dolayısı ile toprağın beklentisi.. Zeytin ağaçlarının da bu günlerde yağmura  çok ihtiyacı var ..
Trafik yine can almaya devam ediyor,evlerde sonsuz acı yer bulmakta,bu olaylar istisnasız herkesi etkileyen oluyor.. Burda yollar mı kabahatli yoksa insanların kendi yoğun stres durumlarından kaynaklanan dikkatsizlik mi, gerçekçi bir araştırma yok.. 
Cuma günlerinin hafta sonunu getirmesi ile belkide kişilerin kendilerine özel dinlenme şekli yaratması elzem..
Ne çok facebook hesabı ne çok paylaşım var çoğu kişi bu avantajı uzun süreli kullanıp uykusundan feda ediyor. 

Olmaması gereken bir alışkanlık,  hele gençlerin kız olsun erkek olsun bu keyfi okul zamanlarında endişe verici. Geç yatan bir öğrencinin sınıf performansından ailer endişe içerisinde  bunu dile getirmekten çekinmiyorlar ama çocukların pek de üzerine gidemiyorlar. AKILLI telefonların #aklı esir aldığı  bu günlerin uygun şartlara çekilmesi bireyin kendi başta olmak üzere çevrenin de sorumluluğudur.
Bu güne nokta mı? 💕💕
“Duâ Aşktır, Duâ Huzurdur, Duâ Umuttur. Hayırlı Huzurlu Umutlu Aşk Dolu Hayırlı Cumalar Olsun…”