Tag: TŪRKİYE

Ya niyet,Ya kısmet..

22 Ekim tarihinde İstanbul Gençlik 2013 şurası yapıldı. Bu şurada Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanları basın verdi… Bizler de KKTC televizyon kanallarındaki yayını canlı olarak dinledik, öne çıkan haberlerini de okuduk… 


Göz ardı edilmemesi gerekir… Sayın Erdoğan konuşmasında; ‘Tıpkı bir asır önce olduğu gibi, 7 düvele ve onların beslediği terör örgütlerinin üzerimize geldiği bir dönemde, tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet diyoruz. Bu vatanı bölmeye kimsenin gücü yetmeyecektir. Nerede bize yönelik taciz varsa evet bir gece ansızın vurabiliriz. ‘Acaba birileri izin verir mi?’ Artık yok, geçti o işler. Bizimle stratejik ortak olanların, bizimle beraber hukukumuza saygı duydukları sürece biz de onlara saygı duyarız, aksi takdirde kusura bakmasınlar. Nerede nasıl bir çalkalanma varsa, nerede bize yönelik bir taciz varsa bir gece ansızın vurabiliriz. Bir kalb-i selim sahibi bir gençlik istiyoruz. Yani, imanına, inancına, maneviyatına sahip bir gençlik istiyoruz. Biz, zevk-i selim bir gençlik istiyoruz. Sanatıyla, kültürüyle zirvede bir gençlik istiyoruz. Biz, akl-ı selim sahibi bir gençlik istiyoruz. İlimde, fende, tefekkürde en ileri bir gençlik istiyoruz. Ben AK Parti gençliğini böyle görüyorum. Bizler bu yola, koltuk, makam sevdasıyla değil, hizmet sevdasıyla yola çıktık. Onun için biz; gençlerden çekinen, görev yerini gençlere bırakmaktan korkanlardan olmadık. Doğru bildiğiniz, haklı olduğuna inandığınız mücadelede unutmayın, yardımcınız Allah’tır. Her anlamda, güçlü ve etkili olmanın yolu, güçlü gençlere sahip olmaktan geçiyor. ‘Vaktinizi sosyal medyada öldürmeyin’ Vaktinizi sosyal medyada öldürmek yerine, sürekli kendinizi geliştirecek işlerle meşgul olun. Size düşen iş, ya niyet, ya kısmet diyerek yola çıkmak. Zorluklarla karşılaştığınızda yeniden kalkıp devam etmektir. Gençlerimizden beklentimiz memur olmakla değil girişimci olmakla ilgilenmeleridir. Sizlere bir diğer tavsiyem; dil öğrenmenizdir. Hedeflerimize kendi memleketlerimizde oturup kendi dilimizi konuşarak ulaşamayız. Tüm bunları, hayat felsefelinizle birleştiremezseniz, başarıya ulaşamazsınız. Sadece yönetilirsiniz. Hâlbuki biz, yönetilen değil, yöneten bir gençlik görmek istiyoruz. Hedeflerimize sadece memleketimizde oturup kendi dilimizi konuşarak ulaşamayız. Gençlerimizin geri dönmek ve benliklerine sahip çıkmak kaydıyla diğer ülkelerde bulunmalarını ve tecrübe kazanmalarını önemsiyorum. Bunun yanında Osmanlıcayı en azından yüzünden okumasını bilmeniz gerekiyor. Eğer siz 600 yıllık kitaplarımıza, belgelerimize, kitabelerimize Fransız kalırsanız, Fransızca bilmeniz bir işe yaramaz. Böylesine büyük bir birikimi kullanamayan gençlerimizin arzu ettiğimiz köklü ve derin duruşu sergileyebilmeleri çok zordur.’ 

Bunları ifade ederken daha birçok konuların dile getirildiği şurada, salonda bulunan gençlerin varlığı ve Cumhurbaşkanının yaptığı konuşmaya verdikleri destek kayda değerdi… Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın gençlere hitabı bütünüyle dikkate alınmalıdır… KKTC gençlerimizin geleceği ve şimdiki durumu da önem arz edendir… Sayın Cumhurbaşkanının söylemleri çerçevesinde gençlerin vaktinin çoğunu sosyal medyada geçirmeyin deyişi de, fazlasıyla dikkate alınması gereken samimi bir ikazdır… Gençlerin esir olduğu bu bağımlılığa yine kendi iradeleriyle bir sınır koymaları gerekmektedir… Günümüz gençliği değil 4-5 yaşında çocukların elinde akıllı telefonların mevcudiyeti hatta oyun indirme kabiliyetlerine şahit olmaktayız, şimdilerde bu gibi durumları kabul eden aileler ne yetenekli çocuklarımız var derken yaşları ilerledikçe bu bağımlılığın onların ders çalışma saatlerini de etkilediğini gördüğümüz zaman bütün ailenin üzüleceği günleri yaşayacağız… Şurada ifade edilen her konu başlığının ilgililerce mutlaka dikkate alınacağı bilinci ile gençlikle ilgi her türlü bilgilendirme toplantılarının yapılması, tekrarlanması, gençlere daha fazla sahip çıkılmasının faydalı olacağı cihetle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde örnek teşkil etmelidir… Her türlü kötü alışkanlık ve bağımlılığın olmadığı bir ülke için hep birlikte çareler üretilmelidir… Bu konuda olsun görüş birliğine varılmalıdır…

Advertisements

Hedefler belirgin olmalı..

Henüz küçük bir çocuksunuz, yürümeye, sonrasında konuşmaya ve nihayetine sırası ile çevrenizdeki en yakın okula devam ettirilen konumdasınız. Her misafir gelişinde veya misafirliğe gidişinizde size sorulan değişmeyen alışkanlık sorusu aynen şöyledir. Büyüyünce ne olacaksın? Küçük bir çocuk olarak verdiğiniz cevap bazen hiçbir şey de olabilir ama çoğunlukla bu yanıt bir mesleği ifade etmektedir. İstisnai durumlar hariç, kişisel hedef belirlenmeye başlamıştır… Defalarca sorulan soruya yanıt bu yaşlarda verilir… Belkisi fazla hedef koyduğunuz sorunun cevabındaki başlangıç sizin yürüyeceğiniz, ilerleyeceğiniz ve koşullarınız müsaitse gideceğiniz yol olur… Cevabınız artık çocuksu hayallerden çıkmış hakikatin ifadesi olmuştur… Yaşam süresince verdiğiniz kararların bütününde sorulan her soru size ve beyin gücünüze etkili olandır. Kazanmış olduğunuz beceri ve düşünme gücü içerisine büyürken sorumlulukların farkında olmanın verdiği huzur ve ailevi mutluluk bu kazanımda, yani hedef belirlemede etkili olandır… Zaten öğreti aile ve çevre kültürü içerisinde kazanılmakta yaş ilerledikçe hedef planlaması birlikte yapılmaktadır… ‘Bunun en güzel örneği 2017 sınavlarında birincilik alan Muş’un Varto ilçesinde okulundan arta kalan zamanda çobanlık yapan Eda Beytaş, TEOG ikinci dönem sınavında, geçen yıl bu sınavda tüm soruları doğru yanıtlayan ablası gibi Türkiye birincileri arasında yer alan kızımızın hikayesidir. İlçeye bağlı Dağcılar köyü Seyit Kamer mezrasından taşımalı eğitim sistemiyle Çaylar Köyü Yatılı Bölge Ortaokulu’na giden Beytaş, sınavda 120 sorunun tamamını doğru yanıtlayarak, Türkiye birincileri arasında yer almıştır. Beytaş, okuldan arta kalan zamanlarda koyunlarına bakıyordu. Hedefini belirlemiş, onlara zor hayat şartları mani olmamıştır. Kalp Cerrahı olmak isteğini de hedefine eklemiştir. TEOG’da tüm soruları doğru yanıtlamıştır ve okul saatleri dışında ailesine yardımcı olmak amacıyla hayvan otlatmaktadır…’ Hedefin belirgin olması zamanın israf edilişini önleyendir… Kişi yapabileceklerini tarafsız olarak düşüncelerinde yer verip yeteneği olup olmadığı hususunda doğruyu bilir… Ne yapmak istediği bilen kişi için zor yoktur… Bazen istediğiniz zamanda hedefinize ulaşamayabilirsiniz… Bu sizi hiç yanıltmasın… Sırası gelir, zamanı gelir amaçlarınız doğrultusunda ilerler hedefinize varırsınız. Zaten hedefin çalışan ve başarılı olan kişi için bir sınırı yoktur… Yaratıcı insan için sınır kendi belirlediği kıstastır. Koyulan hedeften vazgeçmek olmaz, bu kişide özgüven kaybının başlangıcı olur… Genelde genç kızlar ile genç erkeklerin geçmişten günümüze hedeflerindeki değişiklik oldukça farklılık gösterir olmuştur… Lise bitişinde ailelerin kızlarını evlendirdikleri zaman çok gerilerde kalırken evlenme yaşı daha ileriye alınmıştır. Genç erkekler ise lise yıllarından sonra eğitimlerine devam etmeyeceklerse askerlik görevlerini bir an önce yapar olmuşlardır… Erken evlilikte, erken çocuk sahibi olmak, insanın evladı ile beraber arada yaş farkı fazla olmayacağı için iletişiminde oldukça kolaylık sağlayan bir unsurdur… Hedeflerde ise aile esastır. Bunun önemi fazlasıyla dikkate alınmalıdır… Kariyer, kariyer derken bir anda yapayalnız bir dünyanın insanı olmayı bırakın bir kenara bazı duyguların tadılmasının insan başarısındaki etkisi yadsınamaz… Anne ve baba olmak kişileri mutlu kılandır… Ötesi zaten alışılagelendir. İş sahibi olmak, çalışmak konuları önceden planlanan hedeflenen ve gerçekleşen her adım gözle görülür olandır… Hayatta hiç bir şey için geç oldu, mevhumu yoktur. Yeter ki hedefinizi koyun ve ilerleyin. Bulunduğunuz ortamın kolaylıkları ile zor koşullarda çalışanların, neticesi sizlere rehber olacaktır… 

Ah Midas ah

Kurtuluş Savaşı’nın en önemli olaylarından biri olan Sakarya Meydan Muharebesi Polatlı toprakları üzerinde meydana gelmiştir. Atatürk’ün Sakarya Meydan Muharebesi’ni yönettiği karargâh Alagöz Mahallesi’nde, attan düşerek yaralandığı yer İnler Mahallesi’ndedir. Bu savaşın önemli coğrafi mevkileri olan Çal Dağı, Duatepe, Beştepe ve Kartaltepe de Polatlı sınırlarında olduğu bilgiler arasındadır… Polatlı çevresinde Gordion denen bir kentin kalıntıları vardır. Bu mitolojik kentle ilgili bir çok efsaneler anlatılır ancak 1950 yılları itibarı ile yapılan kazılar bu kentin kalıntılarının Lidya Krallığına kadar gittiği bahsedilmektedir. Arkeolojik kazılar ve sonuçları ilgili üniversitelerce incelenmekte geçmiş ile günümüz değerleri Midas, Dionysos, Heredot gibi isimler üzerinden Anadolu’daki göçler değerlendirilmektedir… Bu konu ilgimi nereden çekti derseniz geçenlerde ufak bir işine yardımcı olduğum bir kişinin ellerin dert görmesin tuttuğun altın olsun diye tarafıma yaptığı temennisidir. Araştırdım hikâyelere ulaştım olmaz demeyin çünkü ateş olmayan yerden duman çıkmaz diyenlerdenim. Paylaştığım bazı hikâyelerin tesadüf de olabilir, başka köşe yazarlarınca kullanılması belirtmek isterim ki beni ancak memnun eder… Çünkü her bireyin her anlatı için ayrı bir değerlendirme yaptığı inancındayım… Okuduğum efsaneleri ise kendime ait üslubum ile yazmakta ve özenle seçmekteyim… İşte bir yenisini daha bilgilerinize getiriyorum. Lidya kralı Midas zamanında, kentin, yönetici seçimindeki kriterin, Gordion kentinin ünlü âliminin yaptığı kehanet ile belirlenmesidir. Nasıl olmuş biliyor musunuz? Kentin ve ülkenin gelecekte kralı olacak kimse gece yarısına doğru saman yüklü bir arabayla kente girecek olmasının duyulmasıdır. Bütün gece uykusuz kalan halk bu kişiyi bekler. Saman yüklü araç ile kente giren adamı halk kral ilan eder, bu çiftçi Midas’ın babasıdır. Adam samanını satmadan ne olduğunu anlamadan kendisini koltukta bulur… Şaşkındır ama alışır. Kente girdiği aracı tapınağa hediye eder. Çiftcilik yaptığı zamanda arabasının önündeki kördüğüm haline gelmiş bir ipi vardır. Çözülmeyendir “Bu ipi kim çözerse ona büyük armağanlar vereceğim” der. Ancak ipi kimse çözemez. Zaman geçer araba ve çözülmeyen kördüğüm bir kehanete kaynaklık eder. Kehanete göre, bu ipi kim çözerse Asya kıtasının kralı olacaktır. Birçok kimse şansını denerse de bu gizemli ipi çözemez. Yıllar sonra, dünyanın hakimi olmak isteyen Büyük İskender Gordion Kentine gelir. O da efsaneyi duymuştur. Kördüğümünü çözmek için çok uğraşır. Ama uzun uğraşlarına rağmen bir türlü çözemez. Bakar ki çözmesi imkânsız. Kılıcı ile düğümü iki parçaya ayırır. İpler kendiliğinden çözülüverir. Kördüğümü çözen Büyük İskender, Asya kıtasının önemli bir bölümünü kısa zamanda ele geçirerek, dünya hâkimiyetinin yegâne hükümdarı olduğunu ispatlayan olduğu efsanesi de var olandır. Zaten her çözümsüzlüğe çözüm birden kesip atmak değil de nedir. Hayat bu gibi geçmişin, bu günlere, öğretimlerinin çağa uygulanması değilimdir? Diğer taraftan fazla tamahkârlığa varan davranışlara örnek teşkil edecek ve kişilerin illaki zenginlik olsun her şey halledilir konusunu çürütecek efsane de Midas için yaşandı. Midas’ a verilen ödül tuttuğunun altın olmasıdır. Düşünün sizin de böyle bir ödülünüz var ve elinizle tuttuğunuz yiyeceğiniz ekmek dahi altın oluyor. Elinize bir bardak su o da altın. Sonuç altınlarınız var ama sağlığınız elden gidiyor… Açlık belinizi büküyor… Böylesine bir hayat istenmeyen olur. Ödül geri verilmeye kadar gidilip bir ırmakta bırakılır, sıhhat kazanılır, Lidya krallığı Karun’lar kadar zengin halkının hizmetinde olur… Tarih birçok efsaneler ile akılda öğrenime açık bir kitap, okundukça anlam genişliğinde değer kazanan… Heredot’un geçtiği Anadolu topraklarında bir tarihin hazinesi ve sözleri var… Bir karış toprak dahi bize nereden nereye dedirten, bağrında medeniyetler saklayan… Korumak için el birliği yaptığımız andımızın adı topraktır… Tıpkı o zamanlarda Heredot deyişinde olduğu gibi ‘Acınmaktansa kıskanılmak daha iyidir. ‘ 

Umuda kaçış

Gündemde yerini koruyan müslüman mültecilerin kaçış yeri Bangladeş… Türkiye Cumhurbaşkanının Muhterem eşleri Emine Erdoğan ve beraberindeki heyet mülteci kamplarını ziyaret ederek orda vahşetten kaçan insanların dramına dikkat çekmek ve bir nebze onlara yardımcı olmaya ve bilhassa dünyanın gözünün oraya çevrilmesi açısından önemli bir görev üstlenmiştir… Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan ve beraberindeki heyet Myanmar’ın Kuzey Rakhayn eyaletindeki yakın şehir olan Bangladeş’in Cox’s Bazar kenti yakınlarındaki Kutupalong Kampı’nı ziyaret etmiştir. Emine Erdoğan’a, oğlu Bilal Erdoğan’ın yanı sıra Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya ile AK Parti İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Ravza Kavakcı Kan da eşlik ettiği ve ordaki kişiler ile iletişim kurdukları, sevinçle karşılandıkları televizyon kanallarındaki haberlerde büyük bir ilgi ile izlenmiştir… Esasında Budizm barışçıl bir dinin özü ve dünyada 500 milyondan fazla insanın inandığı bir dindir. Buddha; her canlının varlığını koruduğuna inanılan ve bu dine inananların barışcıl efendisi olarak bilinendir… Myanmar, resmî adıyla Myanmar Birliği Cumhuriyeti ve ayrıca bilinen adlarıyla Burma ya da Birmanya, Güneydoğu Asya’da, Andaman Denizi ve Bengal Körfezi kıyısında, Bangladeş, Çin, Hindistan, Laos ve Tayland arasında yer alan bir ülke. Burda yaşayan müslümanlar var ,kanlı bir kader yaşıyorlar…Azınlık oldukları için arazileri ele geçirilip mülkleri yok edilmiştir…BM tesbitlerine göre 400 kişi Ağustos ayında kurşuna dizilerek öldürülmüştür.. Bu gibi hadiseler Buddha ‘nın gülümseyen yüzünün bir nevi vahşi bir bakışı oluyor… Birleşmiş Milletlerin dünyadaki en mutsuz ve zülüm gören azınlığı olarak işaret ettiği Myanmar daki müslümanları arazileri ve mülklerine el konmuştur. Yüzyıllardır Myanmar’da yaşıyor olmalarına rağmen, vatandaşlığa kavuşamayan, vatansız insanlarlar olarak oy dahi kullanamadıkları gibi yüksek öğretime erişimileride yoktur, ülkeyi terk etmeleri yasaktır ve hatta ülkenin sınırları içinde seyahat dahi edemez durumdadırlar… 2009 yılında Myanmar’tan kaçmaya çalışan yüzlerce tekne Hint Okyanusunda batmış ve içindekiler boğulmuşlardır.. Son haftalarda 300 bin üzerinde insanın Bangladeş’e kaçtığını haberlerden takip etmekteyiz… Yüzbinlerce insan mülteci kamplarında çok zor şartlarda yaşıyorlar… Budistlerin mazlum bir Müslüman azınlığa karşı şiddeti ,esasında batı imajına uymuyor. Bu insanlar hoşgörünün dışında tutuluyorlar… Aung San Suu Kyi’nin bu çatışmada masumiyetini kaybettiği de basında yer alan haberler arasındadır, Myanmar’ın Arakan eyaletinde ordunun Müslümanlara yönelik katliamından kaçanların sayısı 300 bine geçtiği ifade edilirken Myanmar’ın ‘Nobel Barış Ödüllü ‘lideri konuşmamaktadır ve katliamı önlemediği için aldığı ödüle ihanet eder durumdadır…(Nobel Barış ödülünün geri alınamayacağı ise Nobel Vakfı tüzüğüne göre mümkün olmadığı açıklanmıştır.) Büyük kaçış sonrası halkın mülteci kamplarında, aç biilaç büyük bir yokluk içinde olduğu görülmektedir… İngiltere’den Myanmar hükümetine ,Uluslararası Kalkınma Bakanı tarafından yazılı çağrı yapılmış ve Myanmar ordusunun ‘müslüman’lara’ yönelik şiddeti durdurması,olaylardan etkilenen halka ve topluluklara insani yardımın tam olarak ve derhal ulaştırılmasına izin verilmesi için uyarıda bulunumuştur…Uluslararası kuruluşların bölgeye girememesi nedeniyle ölü sayısının belirlenemediğini de okuduğumuz haberler arasındadır… Savaş geçiren adamızda bu gibi durumları bizzat yaşayanlar olarak hadiseleri en kalbi duygularımız ile uzaktan izliyoruz, her halükarda bu gibi olayların kabul edilebilir bir durum olmadığını ve dünyanın bu halindeki noktaya sadece üzüntülerimizi belirtebiliyoruz… Sayın Emin’e Erdoğan’nın bu teşebbüsü,Bangladeş ‘e gidişi ile Türkiye dışındakilere, zor durumda olanlara el uzatışı, bir kez daha insani konulara verdiği ehemmiyetin derecesini göstermiş olması açısından, değerlendirilmeli ve takdir edilmelidir… Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Myanmar sürecini 19 Eylül’de Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda en geniş manada gündeme getireceğini ve oradaki liderlerle bu konuyu konuşacağını söylemiş olması da son derece önemlidir… 

Terbiye sınırları ve denge

Barış güvercinleri yüreğinizden eksik olmasın. Öncelikli barış kendi iç barışımız olsun. Bu günlerin sıcağından olsa gerek insanın içinden geçen gerçeklerde, başka türlü düşünüp, başka türlü konuştuğu zamandaki hallerde olanları izliyoruz. İzledikçe hayret ediyoruz. Bu halde dahi, her hayrette bir selamet var diyebiliyorsak, kendimize ait konularda espri yapıp gülebiliyorum diyorsak demek ki hayatın yaşanmaya değer olunduğunu da anlamanın rahatlığını taşıyoruz… Kimin ne konuştuğunun ne önemi var da demiyoruz. Ya yeriyorlar ya övüyorlar. İkisinin ortasını tercih en doğrusu ama maksat iş yaptırmak olmayınca bir konuyu aslı astarı olmadan ortaya atıyorlar. Kirli düşüncelerdeki iftirayı temizlemek için karşı tarafı boşuna uğraşabiliyorlar. Cevap verseler bir alem, vermeseler başka bir alem. En iyisi bu durumlardan haz duyanların hazzını, hani derler ya kursaklarında bırakacaksın, taktik aynen öyle olmalıdır. Fayda mülahaza edilen ve inanılan işlere de aksatmadan yapacak, siyasetinize devam edeceksiniz… Eleştiri vardır, dikkate alırsınız, yapıcıdır hal ve davranışınızı düzeltir veya gerekli düzenlemeleri yaparsınız, yaptığınız işin hakkını verirsiniz… Eleştiri yapmak için, eleştiri yaptı dedirtmek için de konuşanlar yazanlar vardır. Ülkemiz halkı bunları görendir, değerlendirendir… Dikkate alınanları alınız, alınmayanlara ise gülüp geçmenizde hakikaten fayda vardır… En güzeli vaktin değeridir. Bu vaktin değeri ile faydalı şeyler yapmak adına elinizden gelebildiğince didinip durursunuz… İnsanların kendi özel hayatları vardır. Siyasidir deyip hayatına asılsız karışırsanız, örneğin Meclis Başkanı için bu mülkte ortak derseniz, ortaya koçan koyma mecburiyetiniz doğar yok biz söyleyelim karşı taraf bunu ispatlasın derseniz bunun, terbiye sınırlarını zorladığını bilmelisiniz… Kıbrıs Akdeniz’in 3. büyük adası olabilir ama ikiye ayrılan kuzey yarısında yaşarken her gün bir birinizin yüzüne baktığınızı unutmayınız… Güneyi arkasına alarak konuşma yapanların Güney’de yaşayan dostları olabilir, Ancak Kuzey’de yaşayan bütün nüfus adına konuşur gibi Türkiye’ye karşı kışkırtıcı beyanlar vermek doğru değildir. Hele Kıbrıs müzakereleri için beyanat veren makam için çirkin açıklamalar yapmak hiç de hoş karşılanmamaktadır… Bir bakıyorsunuz Çanakkale gezisi ile ilgili olarak aksi propagandaların devam ettiğini görüyorsunuz. Geçen gün iki öğretmenin konuşmasına tanık oldum hayret etmemek mümkün değil gitmemeleri için sendikaları tarafından uyarılmışlar, ikaz edilmişler… Sendikacılık böyle mi yapılır diye insan acı acı düşünüyor… İnadına barış sloganları ve yaftalarının gölgesinde kendilerini rahat hissedenler olacaktır ama başkalarının milli hisleri ile oynamaya ve ayar vermeye çalışılması büyük bir yanlıştır… Bir an evvel bu yanlıştan dönülmesi gerekmektedir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti yazılı ve görsel medyasına doğru haber, doğru kaynak gösterilerek haber yapılması hususunda daha fazla özen gösterme görevi ve tarafsızlık ilkesine bağlılıktan ayrılmamaları konusunda ihtiyaç vardır. Sadece muhalefetin ruh esintisini yayma politikası ne kadar etik olur, bu konuda medya idarecilerinin yeniden düşünmesi mutlaka gereklidir. Denge ise her zaman için toplumu daha iyi bir konuma getirecektir…

Yolunuz açık olsun 

‘Alın yazınızı yalnız alın terinizle silersiniz’ diye bu günlere söz bırakan Halil Cibran, o zamanın şartlarında bu sözü söylemiş ki bu günlerde aynen uyuyor, söz üzerinde dikkatle düşünülmesi gerekiyor… Hayatta hiç bir başarı eğer alın teri olmaz ise başarılamaz anlamında ve başarıyı yakalamak isteyenlere bir motivasyon niteliğinde özlü bir söz… Acaba bir gün gelecek bu sözleri söyleyenler gibi bu günün düşünürlerinin sözleri de paylaşılacak mı? Bizler belki göremeyiz ama mutlaka bir sözünüz olsun diye bu yönde çalışanlardan söz isteyenleriz…. Gelecek nesillere kalan olsun diyoruz… İnsan hali, her olay başka bir olayın takipçisi, zaman olur niye ben böyleyim diyen kişilerin feryatları kulaklarınızda çınlar. ‘Dert çok dinleyen yok’ diyen de var… Halinden memnun olan da olmayan da var… Alın yazısı bir insanın doğarken gelecek yaşam sürecinde başına geleceklerin önceden bilinir olmasını ifade ederken esasında çoğumuzun kullandığı kader böyle imiş cümlesinin tam açıklaması gibidir. Alın yazısı bir nevi kişinin kendini bulduğu ortamdaki yerdir. Nasip kısmet deyip oturmakla alnınızda yazılı kaderi kabullenmiş olursunuz, bu bir yere kadar doğrudur… Ancak başarı için çalışmanız, nasibinizi de kısmetinizi de artıracaktır… Niyetiniz ise çıktığınız yol ne olursa olsun sizi hakikate götürecektir… Her yolculukta araba hareket ederken, gemi yol almadan, uçak havalanmadan hepimizin mutlaka ettiği bir dua vardır… Nasıl ki Kıbrıs’ta yaşayan büyük büyük ninelerimizden o günlerde duyduğumuz ve bu günlere ulaşan söz; ‘ Duayı kalbinizden eksik etmeyin, dünya dua üzerinde durur’ deyişleri varken… Dua kişinin kendisi ile Yüce Rabbi arasında ,umudun, ümidin, sağlığın, isteklerin, yakarışıdır… Nasıl ki yolculuğa uğurlayacağımız kişinin özellikle denizaşırı yolculuklarda arkalarından evden çıkmadan su döküp su misali akıp gitsinler diye hayırlı yolculuklar didilediğimiz gibi Kıbrıslı Türklerin kültüründe var olan bu adet, sanırım bir çoğumuz tarafından halen kullanılmaktadır… Girne’de karşıda denizi görmemiz, uçakların Ercan kalkışından sonra Girne üzerinden geçişi bizlere her günde havada karada denizde olanlara ‘ Allah yol açıklığı versin’ duasını mutlaka yaptırır…Dua zaten her an yapılanı ile makbuldür, yoksa acil bir durumda her bireyin refleks bir çağrısıdır… Hele hava şartları müsait değilse ve gece karanlığında sabaha yakın uçak geçişlerinde, insanı mutlaka heyecanlandıran, gecenin sessizliğindeki korku gibidir… Uçağın yolcuları ‘ben korkmam’ dese bile inandırıcı olmaz, nitekim uçak tekerleri piste değdikten sonra pilotu alkışlamak gibi bir geleneğimiz de varken… Haberini izlediğimiz uçağa yıldırım çarpması, pilotun önündeki camın hasar görmesi, hava alanı ile irtibatının kesilmesi bizlere sanki uçak içindeymişiz gibi duygular bütününe sevk etti. Bu durumda Çanakkale Askeri hava alanına sağ salim yolcuları hasarlı bir uçakla indiren pilotları, uçak mürettebatını tek tek kutlamak ve teşekkür etmek gerekir… Elbette uçaklar yolculuk için vazgeçilmez olan, her gün her dakika havada olacak olan ulaşım araçları ama görevli pilotların deneyimli olması çok önemli… Uçakların bakım ve onarımı önemli … Sonuç olarak dua ve şükür etmekten hiç bir zaman imtina etmiyoruz ve nice yolculukların sağ salim yapılmasını Tanrı’dan niyaz ediyoruz.

Yüreğimiz Türkiye ile atıyor 

Türkiye’de Ege bölgesinde 6,3 deprem olduğu saatten beri bu korkunç doğal afetin arkasından sosyal medya hesaplarında da deprem yaşanıyor… Deprem olurken sarsıntıyı gösteren görsellerle Twitter olsun Facebook olsun birçok paylaşım ve yorumda gündemi değiştirecek ifadeler dolaşıyor. 


Kimisinin eğlencede olduğu saatlerde kimisinin hastane koridorlarında ve sokaklardaki görüntülerinde bizlerde, depremi yaşadık, hissettik… Deprem bölgesindeki arkadaşlarımızı aramak için sabahı heyecanla bekledik… Doğal afetler inşallah tekerrür etmez desek te yine de oluyor. Tedbirli olmak mahiyetinde ve halkın eğitimi ve ilgili birimlerin bu husustaki çalışmalarını izlerken geçmiş olsun Türkiye diyoruz… Deprem konusunu ‘Depremin yaşattıkları ve biz’ başlıklı yazımda kaleme almış ve KKTC Sismoloji bölüm sorumlusunun Sayın Haluk Doğandor ile yaptığı röportajı Kıbrıs’ta deprem ihtimalini, deprem olursa 7 şiddetine yakın olabileceği tahminleri var olduğunu yazmış hatta Kıbrıs coğrafyasında olması muhtemel depremlere karşı hem halk hem de ilgili kuruluşlarca hazır ol da olmalıyız demiştim. 

Bu günlerin sıcak havası eskilerin ifadeleri ile akşamları kızaran bulutların iyiye delalet etmediği endişesi ile inşallah, deprem yaşamayız, duamız ve temennimizdir… 43 yılı geride bıraktığımız güne gelince; Türkiye Başbakanı Sayın Binali Yıldırım ve eşi, 20 Temmuz 1974 Barış ve Özgürlük Bayramı için Dışişleri Bakanı Sayın Mevlût Çavuşoğlu ile beraberlerindeki heyetin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı Sayın Hüseyin Özgürgün daveti ile düzenlenen törenlerde ve etkinliklerde bulunmalarının ehemmiyeti bizler için Rumlara verilen mesaj açısından son derece önemliydi… Gerek Sayın Yıldırım’ın gerekse Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın mesajı, hem tören alanındaki seyircileri hemde biz evlerinden töreni televizyon kanallarından canlı olarak izleyenleri olumlu ve apayrı duygulara sevk etti… Nitekim Sayın Erdoğan Twitter hesabını etkin kullanan bir kişi olarak kendi şahsi hesabından paylaştığı twitler de aynen şöyle yazmıştır; ‘Kıbrıs Türk’ünün mevcudiyetine kasteden teşebbüsü akim bırakan Kıbrıs Barış Harekatı’nın 43. Yıl dönümü kutlu olsun ‘ derken twitlerini paylaşmaya devam etmiş ve ‘ Türkiye her zaman Kıbrıs Türk’ün yanında olmaya devam edecek, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini desteklemeye devam edecektir’ diye belirtmiştir… Devamında ‘ Türkiye gerek Kıbrıs Adasında gerek Doğu Akdeniz’de barış, özgürlük ve istikrar ortamının teminatı olacaktır’ paylaşımından sonra ‘ Şahsım Büyük Türk Milleti adına Kıbrıs Türk Halkı’nın 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramını gönülden kutluyorum’ diyerek twitleri ile dünyaya da mesaj vermiş ve son twitini yine milyonlarca takipçisi ile paylaşırken, ‘Kıbrıs Barış Harekatı’nda canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmetle ve minnetle yad ediyorum ‘ diye yazmıştır…20 Temmuz gününde bu twitler bizlerce takipçilerince aynı gün okunmuştur… KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı’nın tören alanındaki konuşması, bazı kesimlerin hoşnutsuzluğuna sebebiyet verdi ise de, doğrular her zaman söylenmesi gerekenler olduğu cihetle büyük bir çoğunlukta, beğenilen bir anlatım ve konuşma olarak gündemdeki yerini uzun bir süre muhafaza edecektir… Günün en önemli saati ise Girne’den çoğu evden görülen ve semalarımızda uçan Türk Yıldızları jetlerinin uçuşu idi… Jetlerin gösterisi ise tek kelime ile muhteşemdi, Allah jetleri kullanan pilotlarımızı ve TSK ‘ne TSK nin ziyarete açtığı donanma gemilerini kullanan askerlerimizin bütününü korusun… Ayrıca Türkiye Cumhurbaşkanını temsilen 20 Temmuz törenlerine katılan Cumhurbaşkanı Genel Sekreteri Fahri Kasırga’ya da teşekkürler. Selamlarımız Türkiye’ye ve Anavatanımıza olsun… 

Unutmadık, bu günlere kolay gelinmedi

Lefkoşa Çağlayan Mahallesi sakinleriyiz… 15 Temmuz darbesi sonucunda Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin can güvenliği büyük bir tehlike içerisinde, en çok endişeli olanlar küçük çocukları olan anneler ile yaşlılar, mahalle bütün komşular birbirleriyle istişare halinde, konu Türkiye, Kıbrıs’a müdahale edecek mi? sorusuna verilen cevaplar ve büyük bir bilgi kirliliği… O zamanda Özdemir oğlum 6 yaşlarda, Kandemir oğlum üç yaşında, devamlı soru soruyorlar, çeşitli silah seslerinin, bombaların onlara sanki bir filmin sahnesi gibi geldiği günler… Annem kendisi ise bizler için endişeli, babam devamlı BBC İngilizce haberleri dinleyip yorum yapan ve Türkiye’nin her an askeri harekât yapacak hazır ol vaziyetini anlatıyor, onu dinledikçe kendimizi güvende hissediyoruz. 


19 Temmuz gecesini 20 Temmuza bağlayan gece hepimizin bir odaya toplandığımız gece, ön evin damı kiremit arka bitişik birbirine geçişli evin üzeri beton, karar, aile içi güvenlik açısından, üstü beton ve halen daha 2017 sınırların var olduğu mahallemizde, sınır tarafında olmayan, arada duvarlar olan ve dış kapısı olan, çamaşır odasındayız… Garaja bu kapıdan ulaşılmaktadır. 19 Temmuz ilk akşamında arabanın bagajına evdeki yiyecek erzak, çocukların acil ihtiyaçları ile bidonlarda su yerleştiriliyor. Her ihtimal göz önünde, araba sokakta park edilemiyor çünkü sokak yaylım ateşinde, buna karşın sivil halkın daha emniyetli yerlere taşınması halinde önlem evlerin bahçe tellerinin kesilmesi ve evden eve mahalleden kaçışın sağlanması, babam ben evimi terk etmem diyor, mahallenin bütün genç erkekleri silahaltında Özel bey mücahitlere katılmış, sınırlardan Rumların geçmesini önlemek için tedbirli ve nöbette… 

Nihayet sabaha yakın saat beşte radyo anonsu ve adanın dört bir yanından çıkarma oluyor diyen Rauf Raif Denktaş’ın heyecanının dorukta olduğu sesle her evden duyulan sevinç çığlıkları… Sonrasında Türk Silahlı Kuvvetlerinin zor geçen müdahalesinde bizler babamın ısrarına rağmen çekil önümden yoksa basarım, ben torunlarımı bu evde bırakmam diyerek ateş altındaki sokağa araba ile hızla çıkışı ile bizleri İbrahim Çolakoğlu’nun köşede bakkal dükkanının olduğu Alparslan sokakta eşimin dayısı Mustafa Hulusi ve Fevziye Hulusi yengemizin, şehrin göbeğinde sayılan evine götürüşü ve bodrum katında, hepimizin kalışı… Gönen Atakol kızları Bengü, Tüge ve bizler… Daha sonraki yıllarda Dışişleri bakanı olan Kenan Atakol Küçük Kaymaklı da Mücahit kısa süreli eve gelişleri, orda iken evin tek oğlu Ongun Hulusi’nin son 22 Temmuz akşamı eve uğrayıp ayaküstü kedisini son kez sevdiği an, elektrik olmadığı için evde bulunan kıymaların bozulmaması adına annem tarafından yapılan Kıbrıs köftelerinden 1-2 tane yiyişi, kalanları alıp Mücahit arkadaşlarına götürüşü hep anılarda… Ancak 23 Temmuz 1974 tarihinde eve gelen acı haber Ongun Hulusi’nin şehitlik mertebesine eriştiği haberi ile ailemizin, temelinden acı ile sarsılışı, bu arada kurşun ve bombalar altındaki şehrin adı Lefkoşa… Tekke Bahçesinde sığınak haline getirilen bu defa Eşim Özel Berova’nın amcası Demirci Ziya’nın oğlu Hüseyin Bey ve eşi Handan hanıma ait olduğunu bildiğim ve evlerinin altındaki soğuk hava depolarına gidiş… Semtin ahalisi bu sığınakta, kapı aralığından Lefkoşa sokaklarına uçaklardan atılan bildiriler, kısa bir süre eve dönüş ve ikinci harekat… Geçen yıllar… Çok şükür ki vatanı uğruna savaşanların, şehitlerimizin ve gazilerimizin sayesinde bugün Türkiye’nin etkin ve fiili garantisi ile gelinen barış dolu günlerdeyiz. 1974’ün barış harekâtının, Türkiye’deki 37 Hükümet ve TBMM mensuplarını, Bülent Ecevit’i, Necmettin Erbakan’ı unutmadık. Kabısın tarihi geçmişinden bu günlere bizleri taşıyan liderlerimizi unutmadık, Rauf Raif Denktaş’ı unutmadık. Geçmişte çekilen ve evlere düşen acıları ile şehitlerimizi ve gazilerimizi hiç unutmadık, Kıbrıs’ta çözümün gittikçe uzaklaştığı günülerdeyiz… Ve başımız dik bayraklarımızın gölgesinde Harekât sonrası KKTC ‘de, 43 yılın muhasebesini yapmaya devam ediyoruz… Yine aynı tarihlerdeyiz ve oğlum Dr. Özdemir Berova ile Dr. Kandemir Berova’ya o küçük yaşınızda, o gece ve 20 Temmuz gecesi ne hatırlıyorsunuz diye sordum. Özdemir oğlum arka sokakta ayağından vurulan mücahidimizin, kesilen bahçe tellerden, evimizin, önüne getirildiğini ve kanlar içindeki halini net olarak hatırladığını, dedesinin sabah bisikleti ile şehre gidip döndüğünü ve kulaklarında halen var olan silah sesleri ile babasının elindeki makineli silahı unutmadığını söyledi. Küçük oğlum ise silah sesleri ve gecenin siyahında gökyüzünde belirgin olan kurşunların izleri dedi… 

Diriliş

Zaman zaman, insanın kendi kendine, çeki düzen vermesi zaruri bir hal alır… Öylesine her hadise karşısında hiç düşünmeden, sormadan kendi fikrini illaki benimki doğrudur niyeti ile başkasına kabul ettirmek hiç de doğru bir sevda değildir… İnişli yokuşlu bir hayatı, düz yol gibi göstermek ise kimsenin harcı değilse bile, bu yola engel koymak her zaman usulden olmasa da, usul deyip içinden çıkılan bir kurtuluş yolu oldu… Önemli konularda, önem atfettiğimiz kişileri dinlemek, düşünmek ve yol göstericiliğinde hareket etmek çare olurken, bazen insanların kendilerini illaki mutsuzluğun pençesinde, ama kartal gibi hissettiklerini de görmemezlikten gelemeyiz… Her yılın temmuzu sıcaklığı bir yana içinde barındırdığı günlerin önemindedir… Ağustos ayı ise bir ay evveline göre daha sıcak… Sadece her şeye gebe olan gece 15 Temmuz ve doğurduğu sonuçlarsa kavuşup gelen hadiseler… ‘ 

15 Temmuz 1974 Darbesi veya 1974’te Kıbrıs’ta askerî ihtilâl veya Kıbrıs’ta Yunan Darbesi, 15 Temmuz 1974 tarihinde Yunanistan’daki askeri cunta desteği ile Kıbrıs’ta Enosis’e yönelik milliyetçi Rumların III. Makarios’u devirmesi ve 20 Temmuz 1974’te Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kıbrıs’a harekât düzenlemesine neden olan askeri müdahale.’ Ya harekât olmasaydı” dedirten cinstendir… Kıbrıslı Türkler yok olmak yerine yeniden var olup, bu günlerde KKTC olarak barış içerisinde yaşamaktadır. Ancak Annan planına Türklerin evet demesine rağmen Rumların ödüllendirildiği bir dünya ve gelinen bu günkü durum… Şimdi ise kim haklı kim haksız söylemlerindeki tutarsız ve arsız söylemler ile yalvaran ağızlar… Varsınlar söylensinler su akar yolunu bulur diyelim… Öte yandan bir diğer tarih 15 Temmuz 2016 var ki sanki bir hançerin Türkiye’nin kalbine saplanacağı anda, hançerin üzerine kendilerinin düştüğü gecenin heyecanı ve Anavatan halkının kendi kendine sahip çıktığı ve Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayip Erdoğan’ın televizyonda cep telefonu iletişimiyle halkına yaptığı çağrı sonrası vatanını halk iradesinin sahiplendiğinin bir kez daha ispat edildiği gecedir. 
15 Temmuz darbe girişiminin önlenmesinde ve kazanılan demokrasi zaferinde en başta her ne koşulda olursa olsun, Cumhurbaşkanının televizyonda çağrı yapmasının etkili olduğunu kimse inkâr edemez… Siyasi partilerin meclise, halkın sokaklara koşması ile Türk medyasının dik duruşu, darbeye karşı tavizsiz davranışı bu zaferin en önemli göstergeleridir… 15 Temmuz gecesinin TSK’nın içindeki gerçek vatanseverler ile Emniyet ve Özel Harekât mensuplarının darbecilere karşı kalkan oluşları hiçbir zaman unutulmamalıdır. Bu zafer, birçok canın, canını ilelebet unutturmayacak ve kendilerini hatırlatacak bir hadise olup, şehitlerin kanın renginin, Türk bayrağının gönderde yeniden dalgalanmasıdır… KKTC Başbakanı Sayın Hüseyin Özgürgün’ün geçen yıl Türkiye’de demokrasi mitingine gidişi ve ülkemizi temsil edişi de unutulmamıştır… 
Bu yıl 15 Temmuz 2017 ve darbe girişiminin yıl dönümü nedeniyle düzenlenecek anma etkinlikleri başlarken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Başbakan Binali Yıldırım’ın, Edirnekapı’daki 15 Temmuz Şehitliği’ni ziyaret etmeleri ve şehitler için Kuran okunması, şehitlerin huzurunda 15 Temmuzu ‘Unutmadık Unutturmayacağız’ öneminin doruk noktasıdır… Aynı şekilde Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın çağrısı ile ‘ 81 İLDE DEMOKRASİ NÖBETİ TUTULACAK ‘ olması da Tüm Türkiye’nin saygı duruşu niteliğindedir… Dualarımız şehitlerimiz içindir… KKTC süren barışın ‘ilâ nihai ‘ garantisi Türkiye olacağı gibi… 

Yalancı ve etli

Kıbrıs’ın stratejik konumunun, ehemmiyeti ile Kıbrıs’tan kilometrelerce uzak diyardan, konferanstan çıkacak olumlu sonucu bekleyenler kendilerine aşıladıkları çözüm umudunun kayboluşuna bir kez daha şahit oldular… 


Yılları yıllara ekleyerek yaşadığımız ülkemiz topraklarında bizler, bizler gibi, Rum’un gerçek iç yüzlerindeki samimiyetsiz, sinsi hisleri bilmeyen hemen hemen yoktur. Bütün gelişmeleri, tarihi yönden bilmelerine rağmen, çözüm üzerine kurulu siyasetin rantı ile hareket tarzından vazgeçmeyen bir kısım ahali maalesef vardır… Her zirveden ha oldu ha olacak diye bekleye bekleye heba olan zamanın olduğu gibi… 

Kaç gündür uzun süren geceli gündüzlü, yemekli yemeksiz toplantılar için hangi taraf haklıdır veya haksızdır demeçleri ile mikrofonlar vasıtası ile bizlere haber ulaştırmaktadır… Haber almaktan memnunuz lakin kanal kanal zapping yapmaktan değil, meselenin kendisinden bıktık usandık… Dahası müzakere dendi mi artık midemiz bulanıyor… 

Temmuz ayının sıcak günlerinin bunaltıcı havası ile nerdeyse biriken bütün problemler üzerimize üzerimize geliyor… Ne Akdeniz’in sularının serinliği kaldı, ne de akşamların püfür püfür esen hafif rüzgârının etkisi… En iyisi hiç bir şey düşünmeden, ne zirvenin mutfağı, ne siyasetin mutfağı, hepsini bir günlüğüne de olsa geride bırakıp dolmanın bile yalancısını yapalım… Neden etli olursa tamam ama etsiz olursa dolma yalancı oluyor sebebini dahi düşünmeyelim… Dolmanın kökenini bilelim kafi… ‘Yalancı ve dolma sözcükleri Türkçeden Türkiye’nin birçok komşu ülkelerine de girmiştir. Örneğin, Suriye’de yaprak dolmasına ‘Yalancı’ adı verilir. Yunancada yaprak dolmasının adı ‘Dolmades’dir. ‘ olduğu gibi… Yalancı dolma, özellikle yaz aylarında soğuk yenilir bir yemek çeşidi olarak ayrı bir tat ihtiva eder… Ancak en güzeli de tencerede pişmesine az süre kala, sıcak sıcak, kaçamak ile tencereden alınıp yenmesidir… Dolma için, biber, patlıcan, asma yaprağı, pazı, domates, hatta soğan bile içine konacak harç ile lokum gibi olur… Hele asma yaprağı ile yapılanı var ya, limon ile harika olur… Şimdi de bazı evlerde var ama eski yıllarda her evde talvar, üzerine yayılmış asma dalı yaprakları ile altında oturanlara gölge yaparken, bahçelerin toprağı üzerine hafiften su serpilirdi, şimdilerde parke taşları ile döşenen bahçelerin modası bizim çocukluğumuzda çimento ile bahçelerde kendini buluyordu… Her gün öğleden sonra ise kova kova su veya su hortumu ile de çimentolar yıkanmaktaydı… Gölgesinden, meyvesinden ve de yaprağından faydalanılır bu tarz evler, şimdilerde maziye karışıyor… Yediğimiz ve evlerde bulunan üzüm çeşitleri de övünülerek, gelen misafirlere soğuk soğuk ikram edilirdi… Limasol’dan getirtilip asma çubuğu ile sahip olunan ağacın talvardaki meyvesinin adı Fravula, diğeri verigo, sultani üzüm ve parmak üzümü olarak asma talvarına aşağıdan yukarıya baktığımızda gördüğümüz üzüm salkımları idi… Arılar ise üzümü çok sevdiklerinden salkımlar ince kadın çorabı ile koruma altına alınıyordu… Asmaların filizleri üzerindeki yapraklar ise tazeyken toplanıp biriktirilip dolmada kullanılan ana malzeme idi… Yine Kıbrıs’ın mutfak kültüründe var olanı, en güzeli şekli ile bu Cumartesi gününde değerlendirmek, yine o eski günlerdeki gibi yalancı dolma yapmak… Ve afiyetle yerken Kıbrıs müzakerelerini hafta sonu olsun, o bunu dedi, bu bunu dedi, analizlerini unutmaktır… Ayni deyişlerdeki gibi ‘ Unutmak, düş ile gerçeğin buluştuğu yerdir. ‘