Tag: TŪRKİYE

Maskeli paketin sosyal mesafesi

Ekim ayında “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti “‘nin yeni Cumhurbaşkanını seçeceğiz. Şu anda seçimlerde uzatmaları oynuyoruz. Korona Virüs esbab-ı mücbire gösterilerek ülkemizde seçimlerin seyri değişmiştir. Cumhurbaşkanı makamı Anayasa hükmünde belirtilenin Cumhurbaşkanı beş yıl için seçilir maddesi hilafına 5 yıl artı 6 ay oldu. 11 Ekim’e kadar Haziran günlerini de ilave edecek olursak seçim için 4 aylık bir müddet daha önümüzde duruyor. Zor bir süreç olacak çünkü ”sıfır vaka” böylesine çabuk bir açılımda nereye kadar sürer diye düşünmeden edemiyor insan. Seçim tarihi yine etkilenir mi bilinmez! Türkiye sivil havacılığın tüm havaalanlarına notam diye gönderdiği kuralların bir maddesi çok önemli “ Test sonucu pozitif çıkan yolcular deport edilmeyecek ve tedavi edilecektir” diye yolculara seyahat etmeleri açısından bir nevi güven vermektedir. Bu güçlü güven ise sağlıkta tedbir derken, acil durum hastanelerinin Türkiye ‘de yapılmış olması, şehir hastanelerinin varlığı ve diğer bütün tam teçhisatlı hastanelerin hazır olda olmasından kaynaklanmaktadır. KKTC ‘de çok şükür zamanında alınan tedbirlerle ikili rakamı geçmeyen Korona Virüs vakasına rastlanmış, hastanelerimizin salgınla ilgili yoğunluğu olmamış, yoğun bakım servisleri dolup taşmamıştır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde muhtemel ithal bir virüs salgını olması halinde hastanelerinin kendi halkımıza yeterli olmadığını pek tabii ki hepimiz biliyoruz, bunun farkındayız. 2. Dalga olmaz dersiniz, ya olursa! gibi strateji belirlemek gerektiğini de hükümetin bilmesi gerekir. O halde bu rehavet niye diye sorululacak sorulara cevab icraat olmalıdır. Şimdiye kadar geçen sürede yapılması gereken herhangi yeni bir hastanemiz olmamıştır. O hastane, bu hastane, derken zaman akıp geçmiştir. Erken tanı,tedbir, tedavi ve tecrit ile hani derler ya bu dönem vartayı atlattık ya sonrası? Şimdilerde sokaklar, tedbirsiz kişilerin yolu oldu. Cafeler,lokantalar, plajlar derken ne maske var ne mesafe, ellerde hijyen kuralına bu ortamlarda özen göstermek durumu ise şaibelidir. Siyasilerin de bu kurallara ve özellikle mesafeye dikkat etmedikleri bariz bir şekilde sosyal medya paylaşımlarından belli olandır. Türkiye’de Koronavirüs Bilim Kurulu üyesi Tevfik Özlü, kalabalık alanlarda maske kullanımının mutlaka denetlenmesi gerektiğini ifadelendirken “Maske takmayan ya da yanlış takan kişilere cezai müeyyide uygulanmalı” diyorsa ülkemizde de bu ikazın mutlaka kaale alınması gerekir. Türkiye Sağlık Bakanı Sayın Fahrettin Koca ise sosyal medya hesabından tehlikeli sosyal mesafeleri 149 cm başlayarak 122 cm aralığına kadar akıllarda bulunsun diye rakamsal olarak tek tek belirtmiş ve mesafe azaldıkça riskin arttığını tweetinde paylaşmıştır. Ülkemizdeki siyasilere gelince daha çok Facebook üzerinden sosyal medyayı kullandıkları görülürken sağlık için tedbir için kendi paylaşım uyarı ve önerilerinin olmadığı ayrı bir gerçektir. Televizyon programlarında korona virüs salgını için hazırlanan özel programlarda konuk olan doktor milletvekillerinin ve tıp camiasından gelen siyasilerin ekrandan yaptıkları virüs tıbbi açıklamaları son derece faydalı olmakta ve sosyal medya kullanmayan halkımız bu yönde aydınlatıcı bilgi almaktadır. Başbakan Sayın Ersin Tatar’ın KKTC üç büyük hastane yapılacağına ve iki ay içerisinde bu işin biteceğine ilişkin beyanatı ise adeta yüreklere su serpmiştir. Tabi ki yapım aşamasının takipçisi olacağız.Diğer önemli bir konuda Sayın Ersin Tatar bu ay kesinti yapılan kamu görevlilerinin maaşların tam ödeneceğini maaşlardan yapılan kesinti miktarının ise memurlara geri ödemeye başlayacakları haberleri de beyanatında kamu oyuna yansırken uygulanacak 2.Paket ekonomik tedbirlerin ise Pazartesi gün açıklanacağıdır. Ne diyelim ülkemiz için hayırlısı olsun…

Siyasetin kokusu ve doğanın ikinci güneşi

Bu günkü yazıma giriş, geçen gün sosyal medya hesabımdan yaptığım paylaşımla olsun dedim. “Korona salgınının dünyamızda korkunçluğu devam ederken, tedbirde topluma örnek davranışlardan uzak artık normalleştik denen bir hayatın lütfen sorumsuz yaşantısı içerisinde olmayın. Ailenizi ve çevrenizi korumak adına sağlıklı düşünce ve hareket içinde olunuz. Zaman tedbir zamanıdır. O halde; “(Kontrollü sosyal hayat)” yaşam biçimimiz) olmalı diye yazmıştım. Elbette evde kal çağrısı sonrası dışarıya üç ay sonra iki kez, toplamda bir saat çıkan birisi olarak, ilk izlenimlerden gayrı, kişilerin sosyal medya paylaşım fotoğraflarından da anlaşılacağı üzere birçok mekanın dolu dolu olduğu görülmektedir. Tabi ki doluluk mekanın kazancı için kabul edilebilir, ancak sosyal korumalı alan yaratılması sağlık için yapılmalıdır. Üç aylık dönemde esnaf bir bakıma kan ağlarken, memur da kesilen maaşlarının önceden planladıkları ve aile bütçesine yetişmemesinin ağır sıkıntısı içerisine girdi. Her ne kadar da Başbakan Sayın Ersin Tatar kamu görevlilerinden yapılan maaş kesintileri için bir nevi borçlanma olduğunu ve ödeneceği taahhütünü tekrar, tekrar, dile getirmiş olmasına rağmen bu yöndeki hoşnutsuzluk halen had safhadadır. Bu dönemde işsiz kalıp hiç ödeme almayanlarda olmuştur. Çare ise hükümetin kararlarında olmalıdır. Bu arada Londra’dan 155 kişiyi ve cenazeleri getiren uçağın Ercan Hava Alanına inişini,bavulların piste sıra sıra dizilişi sırasında uzaktan olsa da cenaze sahiplerinin çığlıkları duyuluyordu. Ölüm tabi ki takdiri ilahi anca gurbet ölümü ve vasiyet araya girince hepimizin kalbindeki ince sızı oluyor. Canlı yayınları dinlerken yazılan yorumlar da öylesine can yakıcıydı. Ulaştırma Bakanı Sayın Tolga Atakan için “operasyonu bizzat yönetiyor” ifadesi de anlaşılır gibi değil. Sayın Atakan’ın uçağın kapısında duruşu ise hakikaten siyaset kokuyordu. Bir kere, vatandaşlarımızın zor durumlarında ülkelerine dönüşünü sağlayabilmek idarecilerin asli görevidir. Bu görevi yaparken ön safhta olmak göze hoş görünmediği gibi bu konuda uzman teknik kişilere de bir nevi müdahale olarak algılanır. Halkın bu gibi gelişlerde karşılamada görmek istediği daha ziyade sağlık çalışanları ve ambülanslar olduğu kanaatindeyim. Sayın Fuat Oktay’ı bir KKTC kanalı ekranında görmek bizlere daha yakın mesafeden evimizdeki ekrandan hitap etmesi ve Kıbrıs Türk Halkı için Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan‘nın görüşlerini de aktarması bilhassa böylesine hassas bir dönemde ülkemiz halkı için büyük bir moral olmuştur. Canlı programı Facebook üzerinden de izledim. Çoğu televizyon programını ayni şekilde izlerken vatandaşların alta geçen yorumlarını okumak kimlerin facebook izleyicisi olduğunu görmek, nabzın atışı bakımından önemli, ancak yorum kısmında yazılanların soru niteliğinden çok bazı ifadelerin saygısızca olduğu da ayrı bir gerçek. Kuzey-Güney sınır geçişlerinin yapılması planlanan günleri düşünerek, ben de bir yorum yazdım ve Sayın Oktay’dan Türkiye’nin “Acil Durum Hastane” tecrübesini 45 günlük süreçte ülkemizde de hayata geçirilmesi dileğimi arz ettim, anavatana saygı ve sevgilerimizi ilettim. Programda Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın vurucu mesajı; Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’ne oldu ve “Bedeli ne olursa olsun Doğu Akdeniz ve Kapalı Maraş ile ilgili olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hükümetinin arkasındayız. Kapalı Maraş, KKTC’nin toprağıdır’ demiş olmasıdır. Sayın Oktay’ın her konuya verdiği cevap içeriğinde KKTC halkının leyhine projeler vardı. Kıbrıslı Türklerini yürekten sevdiklerini tekrar söylemiş olması ise bizleri yeniden duygulandırmıştır. Biliyorsunuz “Sevmek inanmak” demektir ve “sevgi, doğanın ikinci güneşidir.”

Askerin moralinin bozulması savaşı kaybettirir!

Askerin moralinin bozulması savaşı kaybettirir!

Ülkemizde yaşanan olağan dışı durumdan etkilenmeyen hiç bir kesim yok. Dünya hali dünyada diyoruz. Korona virüs gün sonu haberleri Türkiye ve ülkemizdeki tabloları izleyoruz.Kendimizi inzivaya çektiğimiz evimizdeki izolasyon sürecinde her türlü tedbirden medet umar hale geldik. Bu aşamada her gün toplanan Bakanlar kurulunun kararları halkımızın hazırlıksız yakalandığı ekonomik sıkıntısına çare olmadığı söylemleri bir yana, Başbakan Yardımcısı Kudret Özersay’ın mali konulardaki acımasız açıklamaları yaşanan krizde her eve deva olacağına, zehir zemberek bir vurgun gibi oluyor. Korona denen ”virüs savaşında” asker halk ise halkın moralinin bozulmasına neden olacak açıklamalarda siyasilerin dikkatli olması gerekendir. Askerin moralinin bozulması savaşın kaybıdır. O halde; İktidar veya muhalefet bu aşamada alınacak tedbirlerde birlik sergileme reklamlarında çok dikkatli olmalıdır. Her bakanlık kendine bağlı daire ve kurumları ile stratejik hedef çalışmalarını “hazır olda” tutmalıdır. Yoksa Bakanlar Kurulu toplanıp da bu görevi o bakanlığa verdik bu bakanlığa verdik gibi boşuna toplantı yapmasının vakti harcamak olduğu varsayılır. Bakanlar kurulu Bakanlardan gelecek ve uzman görüşlü önergeleri konuşup karara bağlamalıdır. Görev dağılımı yetki ve sorumluluklar dahil her bakanlığa bağlı daire ve kurumlar, hükümet kurulurken atanan bakanların sorumluluğuna Başbakan Sayın Ersin Tatar tarafından verilmiş koalisyon protokolü ile bu durum zaptı rapt altına alınmıştır. Kararların geç alınması hali her türlü zararı beraberinde getirecek ve ”can pazarında” bir işe yaramayacaktır. Ülkemiz siyasi, ekonomik ve sosyal konularda çok hassas bir dönemden geçerken en az kayıpla nasıl sonuca ulaşılacağı, irademizi verdiklerimiz tarafından sofraya yani masaya konmalıdır. Beklentilere cevap verilebilmelidir. Kıbrıs Türk halkının kendini muallakta hisseder pozisyonda olmaması hükümetin Türkiye ile kuracağı ilişkiler ile sağlamalıdır. Türkiye güçlü bir devlettir ve KKTC’ye yaptığı ve yapacağı yardımlardan kaçınmayacak olan tek dayanağımızdır. Sayın Fuat Oktay’ın bu konularda aydınlatılması gerekir. Komşu komuşunun külüne muhtaç olabilir ancak GKRY ile olan üç kuruşluk ilişkileri sağlıkta ön plana çıkarıp övünme vesilesi yapanların Türkiye’ye karşı soğuk tavırları halkımız nezdinde anlaşılır olandır. Anlamayanların isteği ise bir nevi teslimiyetin olması yönündedir. Okuyoruz ve paylaşmakta bilenler bilmeyenlere anlatsın havasındayız. Silahı virüs olan hiç böylesine bir savaşı yaşamamıştık. 100 yılda bir pandemi oldu ama bu kadar ses getireni olmadı. Panik devam ediyor. Ama bu arada çeşitli araştırmaların geleceğe ışık tutması açısından istatistiki verileri gün be gün yapılıyor. Yapılan paylaşımların sosyal medya üzerinden analizinin yapıldığı ve “Dünya’yı adeta paniğe sürükleyen salgın ile ilgili sosyal CRM ve veri analizi şirketi Adba Analytics, The Brand Age dergisi ile birlikte Twitter, YouTube, forum siteleri, bloglar ve haber sitelerindeki paylaşımları; Türkçe, İngilizce, Almanca, Japonca, Rusça, Portekizce, İtalyanca, Fransızca, İspanyolca, Çince, Arapça ve Farsça dillerinde yapılan paylaşımları da kapsayarak analiz etti.” Bilim dünyası zamanı boşa geçirmek istemiyor ve her konudaki aşı dahil çalışmalarını sürdürüyor. Bu analizler ile en çok konuşulan sektörler sıralaması ortaya çıkıyor; Sağlık,Ticaret, Turizm, ulaşım, eğitim, spor olduğu sıralamada yerini alıyor. Sağlık sektörü ile ilgili paylaşımlarda önceliği sırası ile; maske, kolonya, vitamin, eldiven, sarmsak, anti-bakteriyel jel, rakamsal verilere göre paylaşımlarda öne çıkarıyor. Dünya genelinde sektörel bazda yapılan paylaşımların içerikleride incelenmeye alınmış ve bu şekilde dünya istatistiki verileri kişilerin paylaşımlarından sorulara kadar keşfetme yolunda bu kadar felaket içerisinde yürütüyor ve dünya genelinde belirli tarih aralığında 275 milyon paylaşımdan neticeler alınabiliniyor. Ne diyelim en iyisi Şems’i Tebrizi den bir sözle bu günü noktalayalım “Hayat bu, bir bakarsın her şey bir anda son bulur. Hayat bu, son dediğin an her şey yeniden can bulur.” Unutmayın ki Türkiye Sağlık Bakanı Dr.Fahrettin Koca’nın dediği gibi YUVAMIZ GÜCÜMÜZDÜR…

Sağlıklı günlere umudumuz vardır

Sağlıklı günlere umudumuz vardır

Yeni yıl girdi. Yılın 4. ayından gün alıyoruz. İlk üç ayda başımıza gelmedik kalmadı. Geçen yılın olumsuzlukları bir tarafa döviz ekonomik krizini atlatmadan salgın hastalık deyip ilanatı, Dünya Sağlık Örgütünce ”pandemi” olarak tarihe not düşülen ”Corona Virüsü” denen illetle karşılaştık. Dünyada sinsice yayılan sessiz ama şiddetli bir savaşa tanık oluyoruz. Ölüm rakamlarını aklımızda tutamaz olduk. Virüs bir eve girdimi çıkmak bilmiyor. Bulaş durumu ile tehdit oluşturuyor. O nedenle dikkatli davranmak ve hükümet kararlarına uymak zorundayız. Kendimizi olduğu kadar çevremizi de düşünmeliyiz. Corona virüsü salgını,dünyada zirvedeki yerini gündem maddesi olarak muhafaza ediyor. Aşı bulma çalışmaları sürdürülüyor. Cephe geniş, mücadele edecek cephane yetersiz vaziyettedir. Tek siper bu durumda Ev oluyor! Ev oluyor, ama ülkemiz demografik yapısı içinde nohut oda bakla sofa denilen ve sağlığa müsait olmayan yerlerde sıkışıp kalmış ve sosyal mesafe denen kuralın geçerliliği olmayan evlerimiz ve bu evlerde bulunan insanlarımız her ne hal ise unutuluyor. Kaçak iş gücü olduğu ilgili hükümet mensuplarınca ifade ediliyor. Hatta geçenlerde KKTC’de 2003 yılından beri tam 17 yıldır ülkemizde izinsiz kalan bir kişinin sokakta yakalandığı haberlerde var olandır. Dile kolay tam 17 sene! Peki bunun suçu kimde ? demek ki şimdi tam zamanıdır. Bu kişilerin ülkede kalışları ki! çoğunun ülkelerine geri döndüğü ifade ediliyor, kalanların vatandaş yapılmasıdır.Bilhassa bu dönemde çalışma izni ile kalanların ama izinlerinin de bittiğini bildiğimiz kişilerin sorunlarına çare üretilebilmelidir. Ümidimiz ve umudumuz Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından görevlendirilen Kıbrıs işlerinden sorumlu Sayın Fuat Oktay’ın bu gibi konulara ilgi gösterecekleridir. Gerekli maddi ve manevi yardımı Sayın Başbakan Ersin Tatar’a gönderecekleridir. Demeki illegal oturumların, legal hale dönüşmesi ve bu gibi kişilerin bir şekilde saklantılı hallerine şeffaflık getirilmeli ve salgının önlenmesi açısından bu kişilere özgürce ben de de hastalığın belirtileri vardır diyebilmelerinin sağlanmasıdır. Bunun çözümü ise bunca yıl ülkemize bir şekilde hizmet verenlere belkide vatandaşlık verilmesi ile mümkün olacaktır. Bu noktadan sonra ulaşım yollarının açılmasına müteakip ise ülkeye iş gücünün giriş ve çıkışlarının denetiminde yeni bir düzenleme yapılmasıdır.Acil olan hastalıkta ve sağlıkta iş birliği yapılan bu çalışanlarımıza sahip çıkılmasıdır. Ne zaman biteceği meçhul bir salgında sanki yaşarken ölmüşüz gibi bir tavır içine girmeden yaşama tutunmayı ve nefesin gücünü üzerimizde hissetmeliyiz. İyikilerimiz arasında iletişim çağında ve teknolojiyi az,çok kullanabilmek de vardır. Ev hapsinde olabilir ama dünyanın öbür ucundaki akraba olsun arkadaş olsun onlarla görüşebilmenin morali ne kadar etkilediğini görüyor ve rehabilitasyon nitelikli olumlu etkilerinden faydalanmakta olduğumuzun farkındayız. On-line eğitimin üniversite ve orta eğitimde kullanıldığını görüyor, hiç yoktan iyidir diyoruz. Çok gerekmedikçe sokağa çıkılmaması açısından ülkemizde E-Doktor uygulaması ile canlı bağlantılı doktor hasta ilişkisindeki konuşmalara fırsat veren ve ücretsiz olarak başlatılan yöntem kullanan doktorlarımıza özellikle teşekkürümüz vardır. Önerimdir kadın erkek sabah ilk iş hijyeni ev ortamında sağlamak,sonra dolabınızdaki hani derler ya yabanlık giysilerinizi ev içinde de olsa giymeniz kuaföre/berbere gidip düzene koyamadığınız saçlarınıza bir şekilde şekil vermenizdir. Mümkün olduğu kadar kendinize özenle dikkat etmeniz ve belkide hayatınızda yürüyüşten başka hiç olmamış hareketler ile tanışmanızdır. Spor için sokaklara çıkmayacağınız zamanda televizyon kanallarında önerilen vücut hareketlerini en az 15 dakika uygulamanızdır. Olağan dışı bir durumdayız ve salgının pençesinden kurtulmak elimizdedir. Corona virüs hastalarını hasta haklarıdır diyerek sağlık bakanlığınca açıklanmıyorsa bu virüsü kapan kişi veya kişilerin ailesi bunu ülke sağlığı ve bulaş insanları bulabilmek adına kendileri test sonucunu açıklamasıdır ki o kişi ile irtibatı olanlar da test yapsın ve izolasyon sağlansın. Depresyon ve melankolinin olmadığı günleri yaşamak ve başarmak elimizdedir.Sağlıklı günlere umudumuz vardır…

‘Bu günlerde çınarlar kolay devriliyor’

Söyleyecek çok şey var ama dinleyecek olan yok. Kirli bilgiler ile algı yaratmak ne zamandan beri geçerli oldu da haberimiz yok! yoksa var da! biz mi bilmiyorduk? Her konuda uzmanlaşmış gibi hatta tıbbi konularda yapılan açıklamaları görmezden gelip bazı hallerde herşeyi bildiklerini sananların diyarındayız. Konunun vehameti ve korkunç illetin ne zaman kapımızı çalacağı belli olmayan günlerden geçiyoruz. Bu dönemde medyanın her türlüsüne görev düşmektedir. Çoğumuz bu ülkede 3-5 yaşındaki çocuklarımızı fazla geriye gitmeden 1974 yılında 20 Temmuz Mutlu Barış harekatı sırasında sınırdaki evlerimizden, köylerimizden daha güvenli yerlere kaçarken, ellerinden tutup bombalardan korumak adına sığınak denen bodrum katlarında babalarının mücahitlik yaptığı yoksulluk yıllarınının kalabalık ortamlarından geçip bu günlere geldik. Evdeyiz, hükümetin aldığı kararlara uyuyoruz. Elimizden geldiğince tedbirlerimizi alıyoruz. Sosyal Medyayı ve haberleri takip ediyoruz. Özellikle Tweter hesabımda ilk defa Deprem diye ”liste” yaptığım ay Eylül idi. Deprem sarsıntısını ilk önce 4,7 birkaç gün sonra İstanbul’da 5.8 şiddetinde yaşamış ve korkunç uğultuyu hisseden birisi olarak adaya döndükten sonra gecenin hangi saatinde uyanırsam uyanayım ilk o listeme baktığımı ve günlerce etkisinden kurtulamadığımı itiraf ediyorum. Şimdi ise ikinci listemin adı “ Corona Genel” listeme aldıklarımın içinden birkaçını yazacak olursam Dünya Sağlık Örgütü, Türkiye Sağlık Bakanı Fahrettin Koca , Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan,Türkiye Cumhurbaşkanı tarafından Kıbrıs Kordinatörü olarak görevlendirilen Fuat Oktay, TC Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, Türkiye İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, TC İletişim Başkanlığı, KKTC Başbakanı Ersin Tatar ve Dışişleri Bakanı ve Başbakan yardımcısı Kudret Özersay olmak üzere diğer takiplerimle toplamda 18 hesaba gece, gündüz devamlı girip bakmak gibi bir alışkanlığın zirvesindeyim. Doğru haberleri okumak ve duyurmak ise görevimizdir diyorum. Biz yaştakilerin riskini biliyoruz. Alınan önlemlerde eksiklik olarak gördüklerimizin eleştirisini ve önerimizi de çekinmeden yapıyoruz. Nihayetinde bizler de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde bürokratlık yapmış kişileriz. Türkiye Sağlık Bakanının dediği gibi “Bu günlerde çınarlar kolay devriliyor” O zaman ayakta kalmanın önemindeyiz. Corona virüsü denen illet, insanlığı esir almaya çalışırken siperimiz ev, kalkanımız alınan kararlara harfiyen uymak olsun diyoruz. Gerçek; insanın davranış biçimindeki sonucun iyi ile kötü arasındaki neticesinden anlaşılmaktadır. İyilik dururken kötülük düşünmek kadar anormal bir düşünce içine girmek çoğu kişide sağlıksız bir hayatın göstergesi olur. Karşındaki için ne diliyorsan onun da senin hakkındaki dileği aynı çizgide çatışırsa ki çoğu zaman öyledir, aynaya nasıl bakarsan onu görürsün, işte o anda “dünyanın kaç bucak” olduğunu anlarsın. Çoğu zaman insanları yargılamak en kolay yoldur. Yardım etmek varken yardımdan kaçınmak doğru bir davranış şekli değildir. Moral önemlidir. Herhangi bir konuda mevzuat bilgisi vermek de bir yardım olduğu gibi, yardım kuruluşlarında görev almak da ulvi bir görevdir. Sorumluluk çerçevesinde, yani, insan bilgisi ve yetisi doğrultusunda her zaman kendinden, yardımcı olunması isteniyorsa problemli konularda her zaman yol gösterici olunmalıdır. Geçici bir dünyada bu kadar siyasi hiddetin ve hırsın ne faydası olur. Salgın nedeniyle Cumhurbaşkanı seçimlerinin ertelenmesi sonrasında işte tam da o noktadayız. Adaylardan ricamız bilhassa Cumhurbaşkanı Akıncı’ da geçtiğimiz bu zor ortamı propaganda malzemesi yapmamalarıdır. Sevginin, şefkatin ve saygının, insanlığın “temel değerleri “ olduğu gerçeğinden hareketle sağlıklı günlere diyelim.

Bahar kalkanı

Bahar kalkanı

Her Yaşın kendine özgü kuralları, görevleri, erdemleri vardır.’ diyenleri unutmadan,yeni bir yaşın heyecanı içerisinde,kendi doğum günümün, anlam ve öneminde dünün 1 Mart tarihinde doğanların doğum gününü kutlarken, nice yıllara,sevgiyle diyorum. Geçip giden bir ömür ve bu ömürde gördüklerimiz, dinlediklerimiz ve görünülür bir yaşam. Rutinde değişen bir şey yok, yakın çevre derken genişleyen çevre ve ömür kitabınızda değer verdikleriniz ve değer kattıklarınız. Yaşamın gerçeklerinde ailenin önemi ve size kattıkları sizin için vazgeçilmez olanlar nihayetinde bir doğum günü nasıl olsa her yıl ayni tarihte kimliğinizdeki tarihte ve yerde doğduğunuzun tescili! Ve sonrası; Anneniz, babanız,kardeşleriniz, eşiniz, çocuklarınız ve torunlarınız ile kendinize ait kocaman bir dünyanız olur. Kendinize ait dünyanızda kurduğunuz dostluklar ve karşılıklı sevgi ve saygı hepsi bir bütünün parçaları gibidir. İnsan her yaş alışında geriye dönüp baktığı zaman dünya hali dünya deyip neler yaşamış olduğunun yani bir ömre sığdırdıklarının muhasebesini ve murakabesini yapıyor. Ocak 2020 tarihinin hem geriye hem ilerisine baktığımız zaman yılın olumsuz nice gelişmelerinin devam ettiğini görüyoruz.Sanki olumsuzluğun çizilen kara bir tablosunu seyreder gibi 2020 ‘nin 3.ayını bulduk. Astrologlara inanmak istemesek bile yıl için koydukları teşhis ilginç olduğu kadar korkunç çağrışımların beyanı gibi olduğunu okuyoruz. “Astrologlar, bu yılın tutulma ve geri hareketlerin yılına girdiğimizi söylüyor kehanetinde bulunması enteresan olduğu kadar da korkunç iddialar oluyor. Astrologlar kendilerine göre bir de gökyüzü haritası çıkarmışlar ve hatta tarih aralıklarında burçlara göre tahminler yürütmüşler. Onların açıklamalarına göre detayları okuduğumuz zaman işin vehameti ortaya çıkıyor. Bunu geçtik inanmıyoruz dedik lakin gerçeklerde yaşananlar bir nevi ifadelendirilenleri doğrular nitelikte oluyor. Yakın çevremize baktığımız zaman Akdeniz’in suları kaynıyor, Türkiye’deki deprem silsilesi devam ediyor. Malatya depremi ile meydana gelen afetin yaraları sarılmaya çalışılıyor. Sabiha Gökçen Hava alanındaki uçağın pisten çıkışı, üçe bölünmesi hayatını kaybedenler hepsi hafızalarda yerini aldı. Geçmiş yılların domuz gribi, kuş gribi denen ve yaygın bulaşıcı olma durumu geçmeden dünya Corona denen öldürücü salgından etkilenmekte ve gün geçtikçe dünya nüfusunu tehdit eden hastalık yayılmaktadır. Lanetli diyebileceğimiz virüs bir fırtına şekilde ülkeden ülkeye geçmeye fırsat arıyor. İnsanlar tedirgin dünya korku içinde ve yaşamdaki rutin içinde sağlıkta çareler üretilmeye çalışılıyor. Bir bakmışsınız ki Lefkoşa Burhan Nalbantoğlu Hastanesinde yangın çıktı haberleri ve çıkan kriz, doktorlarımızın yoğun çabası var. Yaşadıklarımız içinde vatan konusu mevzubahis olunca en önemlisi Türkiye’nin sınırlarını tehdit edenlere karşı sert ve sarsılmaz duruşu var, İdlip ‘de Türk Silahlı Kuvvetlerince verilen haklı mücadelede vatanı için şehit olan mehmetçiklerimize duamız yaralılara geçmiş olsun dileklerimiz var. Bir çift söz de Anastasiadis’e sınır kapılarını kapatım 1963 yıllarının kapılarına geçerim moduna “gerekçe” arıyorsa ona da verilecek cevaplar kesin olur, inadına çözüm diyenlere de! Sayın Akıncı’da umarız kendini sükutu hayale uğratan bu davranışı anlamıştır. Anastasiadise telefonla yakarışlarını bir an önce bırakmalıdır. Regaip Kandilinin idrak edildiği gecede şehit olan askerlerimizin yürek yakan ateşi Türkiye’nin ve ülkemizin müşterek üzüntüsü olmuştur. Diplomatik yoğun girişimler devam ediyor, Bahar Kalkanı harekatı başlamış bulunmaktadır, Allah askerlerimizin yar ve yardımcısı olsun diyenleriz. Türkiye’nin mültecilerin Avrupa’ ya geçiş serbestiyeti Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kararlı tutumu ile devam ediyor. Sosyal twiter hesabından Cumhurbaşkanı Erdoğan “Türkiye haklı mücadelesinden hiçbir zaman geri durmayacaktır. Hiçbir şehidinin kanını yerde bırakmayacaktır. Hiçbir ihaneti unutmayacaktır. Milletimiz yanımızda olduğu sürece her zorluğun üstesinden gelecek, ülkemizi köşeye sıkıştıracağını zannedenlere tarihi bir ders vereceğiz.” Paylaşımını yapmıştır. Sonuna kadar desteğimiz vardır. Ve o Avrupa sınır kapılarında sayısı binlerle ifade edilmeyecek çok sayıda mültecinin zorlu geçiş ve umuda yolculuğu devam ediyor.Edirne Kapısından 76 bin 358 göçmenin geçiş yaptığı açıklanırken Avrupa’ya geçiş sınır kapılarına mülteciler yığılıyor. Avrupa insani duygularını kaybetmiş, Yunanistan mültecilere ateş açıyor. Uzakların yakın olduğu mesafedeyiz ve ömrümüze kattığımız her yılda kaderde nelerin bizleri beklediğinin kaygısını dünyaya bırakıyoruz!

Meşru zemin

Kıbrıs’da ve Anavatan Türkiye’de yapılan 62 yıl öncesi mitinglerinin ana teması “Kıbrıs Türk’tür Türk Kalacaktır” ve “ Ya Taksim, Ya Ölüm” olmuştur. Bu ifadelerin ruhu kalbi duygularımızdaki yerini halen muhafaza etmektedir. Beşparmak dağlarımızda bayraklarımız yanında “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözü Atatürk imzası ile şehit kanı olan topraklarımızın üzerinde ve gözler önündedir.Sayın Akıncı’nın bu sloganlardan rahatsızlığı ise anlaşılır gibi değildir. Akdeniz’in stratejik konumunda yaşıyoruz. Kıbrıs’ın önemi nedir? Sorusunda; imtihan kağıtlarına yazdığımız cevaplar unutulmamıştır. O gün bu gün değişen bir şey yoktur ve “konum” geçmişten bu güne önemini Akdeniz’de muhafaza etmektedir. 20 Temmuz 1974 Barış harekatı ile adaya huzur ve barış Türkiye tarafından sağlanmıştır. Sınırların bu günkü hali ile gerçek görüntü Kıbrıs, KKTC ve GKRY olarak ikiye bölünmüştür. Bölgeler arası geçişler kontrollü olarak sınır kapılarından yapılmaktadır. Her iki tarafın sınır güvenliğini tarafların askeri birlikleri yanında BM tarafından sağlanmakta ise de Güvenlikte yatsınamaz gerçek Türkiye’nin Kıbrıs’ın bütünündeki garantör devlet oluşudur. GKRY’imi her geçen gün silahlanmakta topraklarını cephanelik haline getirmekten çekinmemektedir. Halen KKTC Cumhurbaşkanı görevini yürüten Mustafa Akıncı değişik bir strateji ile GKRY’de olsun, dış basında olsun, Türkiye’de olsun değişik yankılara neden olduğu, kabulü mümkün olmayan açıklamasını yapmış, daha sonra Üç Tv kanalının yaptığı canlı yayında yine aynı minvalde konuşmuştur. Sayın Erhürman ‘da zor durumdadır ve Türkiye Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ‘ında katıldığı Kapalı Maraş toplantısı için açıklama yapma lüzumunu hissetmiştir. Açıklama yapmasaydı, Genel Başkanlığını yaptığı CTP ‘deki güçsüz Başkan imajını daha da güçlendirecekti. Kapalı Maraş toplantısının seçimlere az bir süre kala yapılmasını eleştirirken bu toplantıya Cumhurbaşkanının dahil edilmeyişini de bir nevi kınamıştır. Beyanatında “Bizi uluslararası toplumdan, uluslararası hukuktan ve meşru zeminden uzaklaştıracak hamlelere değil, bunlara her gün biraz daha yaklaştıracak adımlara ihtiyacımız vardır” dedi! dedi de ne oldu? Geçmişin bunca yılı “az değil buz değil” Sayın Mehmet Ali Talat’ın 5 yıllık KKTC Cumhurbaşkanlığı vardır. O dönemde müzakerelerden niye sonuç alınamadı? Kaldı ki iç politikada CTP’sinin ortak olduğu iktidar yılları geçen onca yılıda var olandır. Erhürman bununla da kalmayıp ”Başkasından yardım almamalıyız” derken Başkası kim diye bir açılım yapmasa bile sözün hedefi bellidir. Demek ki iktidarları döneminde ve maliye bakanlığı Sayın Birikim Özgürde iken memur maaşlarını taksitle ödeyeceğiz diyebilen bir yapıda oldukları dönemleri çabuk unutmuşa benziyor. Sayın Cemal Özyiğit TDP başkanı olarak Neden Türkiye Barolar Birliği Maraş konusunda öncülük ediyor gailesinde, Maraş konusunun siyasi bir mesele olduğunu söylerken Türkiye’ye imalı karşıt görüşlerini alt alta sıralıyor. Türkiye karşıtlığı ile bir yere varılacağını yani seçim kazanılabileceğini umut ediyor, Güney Kıbrısın değişmeyen sözcüsü gibi davranıyor. UBP Genel Başkanı ve Başbakan Ersin Tatar o günkü toplantıda konuştuğu gibi bu gün de Maraş’ın açılacağı konusunda kapsamlı açıklamalarını sürdürmeye devam ederken, Türkiye ile müşterek hareket edeceklerini vurgulayandır. Sonuçta; “Hepimiz hayatta seçimler yaparız. Zor olan onlarla yaşamayı bilmektir.” Bu hususta karar cumhurbaşkanı seçecek olan seçmenidir.

“Kapıldım gidiyorum”

“Kapıldım gidiyorum”

Star Kıbrıs Gazetesinde köşe yazısı yazmaya başladığım gün 14 Şubat 2017 tarihinden başlamak üzere üç yıl geçti. Beni yazmaya teşvik eden Nihan Yücel ve Yurdagül Atun’a teşekkürlerim vardır. Yazılarımıda işlediğim konularda başlangıçtan bu güne baktığım zaman daha ziyade memleket sevdasının ağır bastığını gördüm. Bu sevdanın içinde siyaset vardı, ekonomik durumla ilgili halkın geçim sıkıntısından tutun sosyal içerikli konularda haberi yapılan olaylar üzerinde fikir beyanı vardı. İnsan yaşamında ilklerin önemi yatsınamaz,ilk aşk, ilk çocuk, ilk torun diye uzatıp gidebileceğimiz bir çok başlık her insanda iz bırakan unutulmazlar arasındadır. Yaşam sürecinde görülen odur ki en çok anlaşılması güç olan insan davranışlarındaki değişkinliklerdir.Güçlüğün içindeki en önemli etken ise ego olabilir mi ? demek ki oluyormuş. Neden insanlar önce ben diyor ? İşte kişilerin iyisinin de kötüsününde çözülmesi güç başlıca proplemi budur. Bu problemde çözüme yararlı olacak ve ezberlenecek bir formül yoktur. Olmamış olması, kişilerin mutluluğa ve başarıya ulaşmasını engelleyendir. Ömür ne ki ! doğarsın yaşarsın ve ölürsün. Önemli olan bu süreç aralığında yaşanmış olanların akılda, zihinde ve kalbi duygulardaki unutulması mümkün olmayan hadiselerin sebepleri ile neden sonuç ilişkisindeki cevaplarda yerini bulan bir hayat hikayesinden kesitlerdir. İnsan kalbinde, görülenden ziyade, kişilerin görünmeyen ve anlatması zor olan ve kendi içinde sakladığı anlaşılmaz ama yaşanmış duyguları mutlaka var olandır. Yaşanan, yaşanmışlıklar derken çağımızda ilerleyen teknoloji internet denen mecra, bilgilere ulaşabilmenin kolaylığı ile daha görünür olan tarihi günlerin yanında sosyal içerikli günlerin ve anlamları bir yana etkinliklerin insanımız üzerinde adeta bir baskı unsuru oluşturmasıdır. Örneğin 4 Şubat Dünya Kanser Günü 9 Şubat Sigarayı bırakma günü her ikisi de sağlık konusundaki bilgilerin yeniden gündemdeki yerini almasını, açıklamalar yapılmasını, derken sivil toplum örgütlerinin bu konuda günlük gündem yaratmadaki yaratıcı ama çoğu kez de kaale alınmayan ve sloganlarda kalan muhataplarca tedbirler arasına alınmayan söylemlerlerde hapis sonuçları oluyor. 28 Şubat ise Sivil Savunma günü ayın en önemli ve üzerinde durulması gereken bir tarih, her türlü olağanüstü halde varlığını gösteren kurumsal yapının günüdür. Şubat ayının geçmişinin içerisinde 1974 tarihinde kurulan Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi’nin meclisi 13 Şubat 1975’te Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin oy birliği ile kuruluşunun ilanı vardır.Hakikatler değişmez olandır. 15 Şubat 2020 tarihinde ise Gazi Mağusa’da Kapalı Maraş bölgesinde yapılan toplantıda Türkiye Cumhurbaşkanı yardımcı Sayın Fuat Oktay’ın konuşmasındaki kararlılık ile GKRY’in siyasi eşitliği kabul etmeden müzakere masasına oturulmayacağının ilanı olurken, dünkü toplantı ve tarihi Şubat ayında yerini alacak olduğu belirgin değişmez dönüm noktası olmuştur. Yılların içine sığdırılamayan sevdaların bir güne sığdırılmasının çalışıldığı tarih olan 14 Şubat 2020 ‘de de geçti gitti. Sevgililer gününün en büyük avantajı ise ticari kısmındaki hediye alışverişinin yapılmış olması değil de nedir? Hediye seçimi ise kuyumcular ile çiçekçilere hücum niteliğinde geçmiştir. Sevgililer gününü Kadın erkek ilişkisi dışında sevgi günü bağlamında düşünenlerin de birbirlerini kutladıkları ve güne özel bir armağan aldıklarını görenleriz. Hani bestelenen şarkılarda var olan sözlerdeki gibi “kapıldım gidiyorum bahtımın rüzgarına” ifadeleri ile bu gibi günlerden etkilenmeyiz diyecek olanlar varsa bile doğru olmaz. Günümüzde 7’den 70 ‘e Sevgililer Günü en janjanlı gün olarak yıllarda yerini alan, anlamını ”SEVDA “ üzerinde inşa eden, sevginin temel atma günü olarak benimsenmiştir. Geçen zaman göstermiştir ki insani duygularda sevgi önemini yitirmemiş bilhassa manevi hisler üzerindeki inançla daha anlatılır ve anlaşılır olmuştur. Sonuçta sevgi bağı aile de başlar ve kök salar diyenleriz…

Cevap sandıkta verilecek

Cevap sandıkta verilecek

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı 26 Nisanda yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yeniden adaylığını açıkladıktan sonra İngiliz the Guardian gazetesine verdiği röportajda kullandığı “Federal çözüm olmazsa Kuzey Kıbrıs, Türkiye’nin ‘de facto’ iline dönüşebilir, bu korkunç olur” ifadelerini kullanması bununla da kalmayıp açıklamasına örnek olarak Suriye’deki Fransız mandasına bağlı Hatay Cumhuriyeti’nin 1939’da referandumla Türkiye’ye bağlanmasını kabul eden Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen’e de atıfta bulunarak, ‘İkinci bir Tayfur Sökmen olmayacağım.’ ifadesini kullanması halen KKTC Cumhurbaşkanılığı makamındaki Akıncı’nın siyasi beyanatlarından kanaatimce en kötüsü olmuştur. Ve her fırsatta Akıncı , kendini, özünü ve içindeki gerçekleri açıklamaktan çekinmemediğinin ifade edilemez göstergesidir. Akıncının dili Hatay örneğinde , “ Gazi Mustafa Kemal’e “ Atatürk ‘e kadar uzanmış olabilir mi? Çünkü ”Hatay, Atatürk’ün siyasî ve askerî dehasının güçlü eseridir. Onun yenilmezliğinin gerçek belgesidir. Hakkın üstünlüğünün, bir kere daha, yeniden dünyaya ilânıdır denildiği tarihi kaynakçalarda yerini alandır. Dolayısıyla Akıncı kendine karşı yapılan açıklamalara, karşı cevap versede, kabul edilemez olandır. Böyle açıklamalar bir nevi Kıbrıs Türk halkı ile Türkiye arasına nifak sokma zihniyeti taşımaktadır. Beyanatta adı geçen Hatay Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen’in oğlu ve eski TBMM Başkanı Murat Sökmenoğlu, yıllarca üst üste ülkemize ve Girne’ye tatil için gelmiş ve babam ile kurdukları arkadaşlıkları neticesinde evimizde ağırladığımız ve o günlerdeki anılarını ilk ağızdan dinlediğimiz sevdiğimiz ve takdir ettiğimiz Türkiye sevdalısı ve ülkemizi çok seven bir kişiydi. 2014 yılında vefat etmemiş olsaydı mutlaka onun da Sayın Akıncıy’a verecek cevabı olurdu. Akıncı bilerek ve isteyerek yaptığı böyle bir açıklamaya gelecek tepkileri de var sayarak kendini siyaseten pazarlamaya çalışan iç ve yabancı mihrakların stratejisi ile seçim propagandası yapmaktadır. Ayrıca bundan ayrı ve acayip bir keyif almaktadır. Akıncı’nın yapmış olduğu açıklamalar oturduğu makama yakışmayacak ifadelerdir. Nitekim Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Kıbrıs İşleri Koordinatörü olan Sayın Fuat Oktay resmî twiter hesabından “Her şartta Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin yanında olan, hak ve menfaatlerini koruyan Türkiye Cumhuriyeti için kullanılan ifadeleri kınıyorum.Küçük hesaplar ve vizyonsuz siyasi yaklaşımlarla KKTC’de, Türkiye Cumhuriyeti’nin seçim malzemesi yapılmasına asla müsaade edilmeyecektir. “ diyerek Türkiye Cumhuriyetinin net olarak tavrını ortaya koymuştur. KKTC Başbakanı ve Ulusal Birlik Partisi Sayın Ersin Tatar “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Anavatan Türkiye her zaman kardeşce samimi bir işbirliği içinde olmalı, Kıbrıs konusunu birlikte yürütmelidir. Bunun başka türlüsü, ulusumuzun, halkımızın zararınadır. Ne yazık ki Sayın Akıncı bu çizgiden çok uzaklardadır ve bize göre halkımızın güvenliğine, geleceğine yarar sağlamak yerine zarar vermektedir.” Açıklamasını yerinde ve zamanında yapmıştır. KKTC Cumhurbaşkanı Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yani 26 Nisan 2020 tarihine yaklaşırken söylemlerinin dozunu artırmış ve Türkiye karşıtlığını ”Seçim denen filimde gizli /sanal reklam” var mantığı ile sürdürerek oy elde etmek adına verdiğini zannettiği ancak kendin değiştirilmesi mümkün olmayan idealleri üzerine kurgulamaktadır. İşte en büyük tehlike de budur. Seçim denen bu filmde kampanyasını hazırlayanların stratejisinin özünde ise CTP oylarına göz koymak vardır. Ne olursa olsun seçimi Akıncı’mı ? Türkiye’mi ? algısını, kısa sürede yaratarak, sol oyların üzerinde tango yapmaktadırlar.Hesapları sol oyların kendi kasalarına akmasını sağlamaktır. Sayın Erhürman ve partisinin bu oyunda hangi rolde olacaklarının ve nasıl bir cevapla konuya girecekleri, beklenen olmakla birlikte kimsenin iç işlerimize karışmaya hakkı yoktur klişe sözleri ,her zaman için CTP’ni , güya müdafaaya aldıklarının kısır döngüsüdür. Unutulmaması gereken tek şey GKRY ‘nin Türkiye’nin garantörlüğünü istemediği ve kendi hayallerindeki Enosis için zihniyetlerini değiştirmedikleridir. Böyle bir zihniyette olanlara ülkesini ve geleceğini düşünen aklı selim halkımızın cevabı hayır olacaktır. Oyun büyük olabilir ama sandık gerçektir. Milli hislerimizle oynamaya çalışanlara cevap, sandıkta verilmelidir…

Damga vuran hadsislik

Damga vuran hadsislik

İnkâr son derece zararlı bir eylem şekildir. Yaşamdaki hakikatler değişmez olandır. Keşkeleri ile insan bir yere ulaşacağını sanıyorsa yanılgı içindedir. Pişmanlığın faydası sadece edinilen derstir. Yaşanmış olan her şey, tecrübede etken ve kişinin hareketlerini düzelteceği noktadır. İnsanın keşkeleri mutlaka “iyi ki “ şeklinde düşünüldüğü zaman anlam kazanır. Ülkemiz Akdeniz’in 3. Büyük adası ve bizler bu adanın yarısına aidiyet duygusu ile bağlı olanlarız. Adanın bütününde kronolojik tarihsel süreç içerisine unutulması mümkün olmayan yaşanmış bir mücadele tarihi vardır. Bu gün 1974 Barış harekatı sonrasında Türkiye’nin garantörlüğünde barış içinde yaşıyorsak bunu Anavatana borçluyuz. Türkiye’ye Anavatan deyişimizi dahi hazmedemeyen ve bunu tekrarlamaktan bıkmayan siyasilerden, bıktık usandık. Rumlar’la inadına çözüm diyenlerden bıktık, çözüm olmaz ise refaha eremeyeceğiz diyenlerden de bıktık. Çözümü gerçekleştireceğim diyenlerin gelip geçtiği nice beş yılları heba eden ve halka umut pompalayanlardan da bıktık. Şimdi yeniden,seçmenin tercihinde olacak, Cumhurbaşkanını seçmek üzere sandıklar Nisan ayının 26’sında kurulacak. Bir beş yıl daha görev yapacak kişiyi Cumhurbaşkanı seçeceğiz. Sandığa gitmek vatandaşlık görevidir. Her seçimde kasıtlı olarak gidip oy kullanmayanın, ülkenin geleceğine ilişkin söz hakkının olmaması gerektiği görüşündeyim. Anketler yapılıyor neticeler açıklanıyor. Seçim varsa tahminler ve anketler heyecan yaratandır. Beklenendir. Bir gazetemizin de okurları ile internet ortamında anket yaptığını gördük, ankete katıldık. Kapsamlı soruları var. Ancak aday olması muhtemel kişilerin de açıklama yapmadığı halde isimleri bu ankette ve sorularda var olandır. Bir kez soruları bende cevapladım o gün için çıkan sonuçta bu gün seçim olsa 1. Partinin UBP olduğunu, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ikinci turun olacağı ve Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Başbakan Sayın Ersin Tatar’ın yüksek oy alacağını, anketdeki yüzdeliklerini ve ikinci tur halinde olasılıklardaki sonuçların o gün için neler olabileceğini gördüm. Acaba bir kişi bu anketi ikinci kez cevaplayabilecek mi ? diye tekrar denedim ekranda dikkatli olun ikinci kez giriş yapıyorsunuz notunu görünce anketin sonucunun inandırıcılığı gözümde büyüdü. Soruların mutlaka tecrübede usta uzman kişilerce hazırlandığı kanaatine vardım. En çok beğendiğim anket sorusu nedir diye sorarsanız ”asla oy vermeyeceğiniz aday kimdir?” sorusu oldu. Gezicinin anketi de dikkate değerdir. Siyaset her gün için yeni bir şekil alan çok büyük bir oyun diye gösteriliyor, hani yalan da değildir. 26 Nisan gecesinde sandıklar açılınca sonuç belli olacak, nihayi gerçek gözler önüne serilecek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin yeni Cumhurbaşkanı belli olacaktır. Geçen haftaya damgasını vuran Brüksel’de düzenlenen AP Genel Kurulunun ‘Yunan Adalarında İnsani Durum’ başlıklı oturumunda bölgedeki göçmenlerin durumu ele alınırken Yunanistan’ın aşırı sağcı Altın Şafak Partisinin eski üyesi bağımsız AP milletvekili Lagos‘un ‘Kimsenin burada Yunan vatandaşlarının durumunu konuştuğunu duymuyoruz. Herkes göçmenlerden bahsediyor, Yunan vatandaşlarının hakları ne olacak?’ diyerek tepki göstermesi ve Türk Bayrağını yırtması oldu. Böylesine cüretkar bir davranış şekline, tepkiler ve kınamalar yerinde ve zamanında her düzeyde yapılmıştır. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, Türk bayrağını yırtan Avrupa Parlamentosu (AP) üyesi Yunan vekili hakkında resen soruşturma başlatılmış olduğunu haberlerde okuduk.Bizler de bayrağa el uzatan böylesine bir hadsizliği, şiddetle kınıyoruz…