Tag: TŪRKİYE

Dört başı mamur

Zamanı torbaya sığdıramıyoruz. Hızına yetişemiyoruz. Zaman bize uymuyorsa zamana, uyuyoruz. Sorun burda gizli! Geçen bir yılı aşkın sürede 4’lü hükümetin başının tek pozitif mesajı Halk Danslarındaki yeteneğini birbuçuk dakika ile sahnede sergileyip kendini ön plana çıkarması oldu. Bu oyun, nicelerine ders olsun, eleştirilmesin, kültürümüzdür, ülkemizin tanıtımına katkıdır dedik. Hatta önerimizdir, sadece seçim zamanı, reklamlara vokalistlik değil şimdiden hükümet reklamlarında dört başı mamur kullanılsın. Aynen elektrik çoklu tarife tanıtımı paralı reklamlarında olduğu gibi! Geçen yıl Mart ayının bu zamanlarda Başbakan Erhürman o meşhur her Cuma yapacağım dediği basın toplantısının ikincisinde, 15 Şubat güven oylamasından sonra geçen 6 haftalık süreçte faaliyetlerini üçe ayırarak ifade etmişti ve projelerinde üç ayak olduğunu söylemişti. Birinci ayakta rutin konular ve atamalar olduğunu, İkinci ayakta denetim ve geçmiş yıllardan gelen yolsuzluk dosyaları olduğunu, Üçüncü ayakta kuluçka döneminde ürettikleri/ üretecekleri projelerinden bahsedip hukuka verdiği önemi vurgulamıştı. Başbakanlıkta kendisinin göreve başlattığı altı müşavir/danışmanlarının, müdürlerden daha da yetkili olarak her birinin ayrı konularda çalışmaya başladıklarını konu başlıkları ile açıklamıştı.Açıkladığı 15 projeden bu gün oldu hala daha ses seda yok. Ama mazaret çok. O çok yetkili 6 danışmanın eserlerinin adı yok. Salı gün KKTC Meclisinde Ekonomik protokol ve elektrik zammı hakkında haliyle sorulan sorulara maruz kalan Maliye Bakanı Serdar Denktaş, mali protokol ile ilgili akılarda oluşan ve acaba Serdar Denktaş ne demek istiyor sorusunu yine kendisi bariz bir şekilde ha! Güney Kıbrıs ha! Türkiye gibi ima dolu bir örnek vererek babası Kurucu Cumhurbaşkanı Liderimiz Denktaş’ın Güney ile çözümde karşı tarafın Rum Yönetiminin imzaya yaklaşmadığını örnek vermiş, ekonomik protokolüde kendilerinin hazır olduğu halde Türkiye tarafından imzalanmasının geciktirildiğini söylemiştir. Böyle bir karşılaştırma yapmasının son derece yanlış olduğunu bilmesi gerekirdi.Türkiye ile Güney Kıbrıs’ı ayni kefede tartması kanaatimce son derece yanlış oldu. KKTC görüşme yetkisi ile gelen heyetlerle birçok konuda anlaşma sağlandığını anlaşamadıkları konular da olduğunu ifade eden Denktaş Muhalefet milletvekillerinin protokol içeriği hakkındaki sordukları sorulara cevap vermeyeceğini söylemiş,günü geldiğinde öğrenirsiniz demiştir. Hükümetin bel kemiği vazifesini yürüten Denktaş elindeki tek olumlu kozun maaş ödemesi olduğunu bildiği için her ay zamanında ödeme garantisini vermiş ve bunu yeniden beyan etmiştir. Mali konularda gerekeni yapacağını, gerekirse Saray Önünde kendisini asacaklarını bilse dahi, mevcut tutumundan ödün vermeyeceğini söylerken asabi, çoklu tarife elektrik konusunda “zam ise zamdır” derken ise son derece iddialı ve mülayimdi. Ödenen maaşlardan, zam ile geri aldıkları için azalan maaşlar için ise çare söylemedi. Siz muhalefet ucuz elektrik için çare üretin biz uygulayalım deyişi de politik pişkinliğiydi. Hesap kitap, kendi ellerinde, belli ki Meclis Genel Kurulunda kendi 12-9-3-3 sayısı ile kaldırdıkları parmaklarıyla UBP’nin ”Elektrik Kurumu Araştırma önerisini” reddettiklerini unutmuştu. İktidarın unuttuğu diğer konu ise kendi kafalarına göre ve Türkiye adına oluşturdukları mazaretlerdir. Türkiye hangi ahvalde olursa olsun. ister seçim zamanı, ister ekonomik sıkıntı içerisinde, ister savaş halinde olsun, Kıbrıs’ın Türkiye için önemini asla unutmuş olmaz. Olamaz. 4’lü koalisyon ortakları beceriksizliklerini saklamaya çalışırken Türkiye’nin sarsılmaz gücünü de, unutmuşlardır. Çelişki dolu konuşmalar devamında anlaşılan tek şey 4’lü koalisyonun üç ortağının Sayın Denktaş’ın siyasi oyuncağı haline geldikleridir. Tabi bu durum onların da işine gelmektedir. Kanaatimce Lefkoşa Türkiye Büyük Elçisi Sayın Ali Murat Başçeri’nin kendi twiter hesabından “25 Mart” 2019 sabah saat 9.13 ‘de paylaştığı twiti “Toroslar-Akdeniz-KKTC Geçitköy Barajı. Teşekkürler DSİ @devletsu_isleri #asrınprojesi” son derece önemli bir mesaj özelliği taşımaktadır. Tabi ki anlayana…

Advertisements

Tarihin tanıkları

Doğduğumuz günden itibaren Akdeniz’in üçüncü büyük adasında Kıbrısta yaşadık. Bu günlere, bu yaşa gelmemizin iyi günleri olduğu kadar mücadele yıllarını da gördük. Önceleri de yazmıştım Kıbrıs siyasetine geçmişten bu güne hizmeti geçen liderleri ve eşlerini çeşitli hadiselerde tanıma fırsatım oldu. Öncelikle aile doktorumuz Dr. Fazıl Küçük ‘ün evimizde Lefkoşa’da Maarif Müfettişi babam ile yaptığı ve yine Kıbrıs Davasına ilişkin konuşmalarını dinlediğimiz günlerden geçtik. Limasol’daki yıllar, Eoka baskıları, bilahare 1960 yıllar. Babam Hüseyin Özdemir ve Ertuğrul Denktaş sınıf arkadaşlığından kalma Önderimiz Rauf Raif Denktaş dostuluğunu, Türk Mukavemet Teşkilatı yıllarında verilen mücadeleye tanıklık, hep bizim yaştaki o neslin yaşadıkları oldu. Annem Fatma Özdemir ve biz çocuklar da Denktaş ailesinin gerek Köşklüçiftlik’teki evlerinde gerekse Cumhurbaşkanlığı Sarayında her zaman gidenlerdik . Ben ve kardeşimin Sayın Denktaş’a hitabımız Rauf amca, eşi Aydın Denktaş’a ise Aydın Teyze olmuştur. 1963 Kıbrıs Hadiselerine müteakip Lefkoşa’daki evimizin askeri maksatlar için mücahitler tarafından üs olarak kullanımı nedeni aile kararı ile İstanbul’da yatılı okula ”Özel Işık Lisesine” gönderildik. İstanbul’da Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde okuyan, kardeşim Niyazi Özdemir o yıllarda üniversite talebeleri ile Erenköy’e çıkan öğrenciler arasındaydı. 1964 yılında Sayın Denktaş İngiltere dönüşü Ankara’ya geldi. Denktaş’ın Ankara’da mecburi sürgün hayatı böylelikle başlamış oldu. İşte bu dönemde Türkiye’de yaşayan her Kıbrıslı Türkle Denktaş ailesinin irtibatı ve onlara yardımları vardı. Bu dönemi içeren yaz tatillerinde Kıbrıs’a dönemeyen ben ve kardeşim Ankara Küçük Esat semtindeki Denktaş ailesinin evinde yaz tatili boyunca kalanlardık. Unutamadığım 13-14 yaşımın anıları arasında Rauf Denktaş’ın ve eşi Aydın Denktaş’ın Kıbrısda yaşanmış olayları,Türkiye nezdinde dile getirişlerindeki coşkuda gördüğümdür.Ankara yıllarında Raif,kardeşim ben Serdar ve ikizler Ender ve Değer bazı gecelerde bölgenin açık hava sinemalarına da gittiğimiz gibi o yıllarda Ankara’da bulunan Sayın Vedat Çelik ve eşinin evine de ziyaretlerde bulunduğumuzdur. Aydın teyzenin sofrasında her zaman misafirleri vardı. Yemek masasında yeri masa başında oturan eşinin yanındaydı. Onların sofrasında konuşulan konu ise hep Kıbrıs meselesiydi. Zaman zaman espirili konuşmalar da olmuyor değildi. Sadece Pazar günleri bütün aile fertleri ile birlikte köfteciye gittiğimiz ve köfte yanında şalgam suyu içtiğimiz de unutamadıklarım arasındadır. Rauf amcamızın salona açılan kapısından çalışma odasındaki masasının üzeri bir dolu dosyalar ile kaplı olduğu görülmekle beraber o odaya giriş çocuklara yasaktı. Sadece Aydın teyze o odaya girip önemli hususları kapıyı kapatıp mütelea eden oluyordu. Türkiye’de Anamur’da Kıbrıs Türklerinin Moral ve Motivasyonunu artırmak amacı ile Kıbrıs’ın Sesi Radyosunun Mücahitin Sesi diye nitelendirilen radyo istasyonunu yerinde görmek için Liderimiz Rauf Denktaş’ın kendi kullandığı küçük Kaplumbağa Volkswagen Otomobilinin arka koltuğuna, Raif, Serdar, Ender, Değer, ben ve kardeşim Kandemir’in, Ankara-Anamur yolculuğu vardır. Bizler uzun bir kara yolu seyahatinde birlikte olmanın, ayni havayı teneffüs etmenin ayrıcalığını yaşamış olanlardık. Daha sonraki yıllarda da Denktaş ailesi ile siyasi çalışmalarda,Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde genel seçimlerde UBP’de birlikte çok çalıştık. Bilhassa Raif Denktaş’la Ankara’da olduğu gibi Lefkoşa’da da iyi arkadaş olduk. Aydın teyzenin Raif’e olan ayrı bir tutkusu olduğunu bizzat dinleyen birisiydim. Aydın teyze el emeğine çok önem veren bir kişiydi. Yengem için işlediğim “Maraş İşi “ elbiseyi gördüğü zaman kendisi için de ayni motif maraş işini işlememi istemiş ve çok güzel beyaz bir kumaş almıştı. Büyük bir heyecanla işlediğim bluzu da çok beğenmişti. Aradan çok uzun yıllar geçse de, daha sonraki yıllarda onu görememiş olsakta o bizim, çocuk kalbimizin, hep ana yarısı teyzesi olarak kalacaktır. Bu gün Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş’ın çok değerli hayat arkadaşı Aydın Denktaş’ın eşine ve ülkemiz toprağında yatan sevdiklerine,yine ayni toprakta kavuşacağı bir gündür. Kendisine Allahtan rahmet dilerken hayatta olan çocuklarına ve ailelerine uzun ömürler diliyoruz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkının başı sağolsun.

Hayatın pusulası

Son günlerin gündemi oldukça meşgul eden ve muhtemelen 2020 Nisanında seçimi yapılacak KKTC Cumhurbaşkanı seçimleri için aday isimleri ağızdan ağıza dolaşmakta çeşit türlü haber yapılmaktadır. KKTC Anayasasında bir kişinin Cumhurbaşkanı seçilebilmesi için gerekli evsafı taşımış olmak 99. Maddesinde belirtilmiştir. Cumhurbaşkanı seçimleri için Yüksek Seçim kurulunun açıklayacağı kurallar ve tarihlerde adaylar için müracaat Yüksek Seçim Kuruluna yapılır ve adaylıkları kabul edilenler ister siyasi parti amblemi altında,ister bağımsız aday olarak seçimlere katılırlar. Seçimlere, her defasında seçilemeyeceğini bildiği halde propaganda sürecindeki, konuşma hakkını kullanmak isteyen kişileri de, geçen seçim süreçlerinde,görmediğimizi kimse söyleyemez. KKTC Siyasi partiler temayüllere uygun olarak bu çok önemli seçimde Genel Başkanlarını aday gösterme eğilimlerini geçmiş tarihsel süreçte göstermişlerdir. 2020 de aday olabilmesi muhtemel kişiler şimdiden seçmenin nabızını yoklamaya başlamışlardır. 12-9-3-3 hükümeti içerisindeki partilerin TDP Başkanı Cemal Özyiğit ‘in Sayın Mustafa Akıncı’yı destekleyici mahiyetteki konuşmalarının netleştiğini görüyoruz. Sayın Serdar Denktaş ise adaylığını koyabileceği hususunu 2019 Mali Yılındaki başarısı olursaya endekslemiş olduğunu ifade edendir. Sayın Kudret Özersay geçen seçimlerde adaydı bu adaylığının propagandası ve şahsına verilen oy kurduğu partinin genel seçimlerde tek başına iktidar olmasını sağlayamamıştır. 2020 ‘de aday olması halinde partisinin oyları cumhurbaşkanı seçilmesine kafi değildir.Başarısız ve güven duyulmayan bir hükümetin ortağı olması ise kendisinin dezavantajıdır. Sayın Erhürman ise bir bakıma emanetçi Genel Başkan imajını halen, rozet olarak göğsünde taşıyandır. CTP ‘den Sayın Mehmet Ali Talat ve bilhassa Dr.Sibel Siber gibi isimler onun isminin önünde, telafuz edilmekte oluduğu ise ayrı bir gerçektir. YDP Cumhurbaşkanı adayı çıkaracağını açıklamıştır. Oradaki isim de muhtemelen parti genel başkanı Sayın Erhan Arıklı olacağı haberleri yaygın olandır. Bağımsız adayların henüz isimleri orta yoktur. UBP geçmişten gelen ve parti yetkili kurullarının vermiş olduğu kararlar doğrultusunda Cumhurbaşkanı adayını belirlemektedir. Nitekim bu hususlardaki soruları yanıtlayan UBP Genel Başkanı Sayın Ersin Tatar, şu anda gündemlerinde Cumhurbaşkanı seçiminin olmadığını ifade etmekle beraber bu çalışmalara başladıkları zaman bir takım yöntemler ile fikir sahibi olmak adına çalışma yapılacağı ifade ettikleri arasındadır. Bu çalışma düzeni içerisinde bütün siyasi partilerin kendi iç bünyelerinde zaman zaman anket yaptırdıkları da her ne kadar sonuçlar açıklanmaz ise de bilinendir. Siyasette strareji için anket yapılması lüzumludur. “Anket nedir? Araştırma tekniklerinden biridir. İktisadi, siyasi, sosyal vb. sahalarda karar verme sırasında karşılaşılan belirsizlikleri ve bilgi eksikliğini gidermek, problemleri teşhis etmek, aydınlatmak, çözüm bulmak için başvurulan sistematik ve planlı bilgi toplama faaliyeti. “ olduğuna göre, hor görülmesi,alayvari yorumlar yapılması konuları sadece hafife almaktır. Örneğin CMIRS, Aralık 2018 anketinde katılımcılara 11 bakana başarı puanı vermesinin istendiğini ve anket sonuçları haberlerde yer alandır. CMIRS Direktörü Mine Yücel, ankete katılanların “En başarılı bakan” olarak Başbakan Tufan Erhürman’ı gösterdiğini söylemiş olmasına rağmen “ 5 ” 0larak tesbit ettikleri Başarı/Güven rakamı üzerinden aldığı notun 2.74 olduğu raporda okuduğumuzdur. Diğer bakanların tümünün de 5 üzerinden aldıkları notun 2.5 puanın altında kalarak sınıfta kaldığını belirten Yücel,en başarısız bakanların Eğitim Bakanı Cemal Özyiğit ve Tarım Bakanı Erkut Şahali’nin son sırada eşit puanda kaldıkları ,Bakanlar Kurulu’nun ortalama başarı puanının da 2.27, olduğunu vurgularken, kanaatimce bu vasat hükümetin acizliğini ortaya koymuş, halkın güvenmediği bir hükümete bir de başarısızlık eklendiğine raporunda ayrıca yer vermiştir. Anketler her zaman yapılandır, sonuçlarının takdiri, tabi ki halkın kendi düşüncelerindedir. Türkiye Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun adamızı ziyaretinde gerek Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı ile olan ortak basın açıklamasında gerekse bir televizyon kanalında canlı olarak gerçekleşen programda gazetecilerin sorularına verdiği cevapların tekrar tekrar dinlenmesi ve GAÜ’de yaptığı konuşmasında vurguladığı hususlara dikkat kanaatimce gerekendir. Sayın Bakan Çavuşoğlu’nun dile getirdiği konulara, ima yolu ile olsa dahi, lüzumsuz açıklamalar yapılması, sadece abesle iştigaldir. Sonuçta “Seçimler hayatımızın pusulasıdır. Her seçim bizi ayrı bir yöne götürür” sözünü unutmamak son derece önemlidir.

Her ölüm erkendir

Her ölüm erkendir

Eski yıl, yeni yıl, tekerlek gibi dönüp geçen yılların döngüsündeyiz. Her yıl insan yaşına eklenen artı, her ne kadar tecrübe diye nitelendirilse de insan ömrünün ortalama yaşam süresi üzerinden yapılan istatistiki çalışmalar bir ülkenin gelişmişliğinin de göstergesi olabilmektedir. Bu konu oldukça ilginç, ulaştığım bilgilere göre insanlarda ortalama yaşam süresi ülkelere göre farklılıklar gösterebilmektedir. Swaziland’da 39,5 yıl olan yaşam süresine etken sebepler vardır. Japonya’da 81 yaş,Andorra ise 83,5 yıl ile dünyanın en uzun ortalama yaşam süresine sahip ülkesi olduğudur. Türkiye’de ise 2008 yılı itibarıyla beklenen yaşam süresi TÜİK tarafından 73.6 yıl olarak açıklanmıştır. Bilinen en uzun yaşamış insan ise 128 yıl ile Türk olan Halim Solmaz’dır. Dünyada yaşam süresi, çoğunlukla halk sağlığı, tıbbi bakım ve diyetlere göre ülkeden ülkeye büyük farklılıklar gösterir. Ölümler yoksul ülkelerde çoğunlukla savaş, açlık ve hastalıklardan (AIDS, Sıtma, vb) kaynaklanlandığı açıklanan bilgilerde mevcuttur .Böyle bir konudaki verilerin ehemmiyetli olduğu kanaati her konuda var olandır. Bilginin artığı çağdayız ve her türlü hesaplamanın istatistiki bilgileri ile bu gün normal şartlarda ortalama yaşam sürenizi veriler var ise tahmin edebiliyorsunuz. Daha sonra ülkemizdeki yaşam süresi ortalaması açıklaması var mı diye Devlet Planlama Örgütü verilerine internet üzerindenhttp://www.devplan.org/ sitesine girip ölümlerin yıllar itibariyle ölüm nedenlerine göre dağılımını 2013-2017 verilerini içeren cinsiyete göre çizelgelere işlendiğini görmüş olmama rağmen ortalama yaşam süresi istatistiki bilgilerine henüz ulaşamadım. Lefkoşa’da 782 Mağusa’da 225,Girne’de 138, Güzelyurt ‘da 34 iskele’de 51 Lefke’de 28 kişinin hakkın rahmetine kavuşanların toplamda 1258 kişi olduğu 2017 verilerinde mevcuttur. Demografik yapı içerisinde sayısal değerler son derece önemlidir. Dünyada yapılan araştırmalara göre Yaşam süresi küresel çapta 1990’a kıyasla yedi yıl arttığı ifade edilmektedir. Bu, her üç buçuk yılda bir yıl artışa tekabül ediyor. Yüksek gelire sahip ülkelerde kalp hastalıklarından ölümlerin azalması ve düşük gelirli ülkelerde çocuk ölümlerinin azalması gibi nedenlerle insanlar artık daha uzun yaşıyor olduğu ve yaşam süresinin artmasında daha gelişkin sağlık hizmetleri, hijyen, tıp ve hastalıkların tedavisi konusundaki gelişmeler için etkili bilgiler geleceğe ışık tutacak veriler olduğu cihetle incelemeye değer konulardır. Analiz yapılabilmesi için elbette işin uzmanı olmak gerekir. Bilmemiz gereken; “Hayat, insana bağışlanmış değil, ödünç verilmiştir. “ cümlesinden hareketle hiç bir emanete ihanet etmeme konusundaki hassasiyetimiz devam etmeli ve alınabilecek ne önlem varsa, ülkemizdeki ölümlerin azalması yönünde,tetbirlerin alınması için mücadele edilmesi gerektiğidir. Bilinmelidir ki her ölüm erkendir.

“Liderlik harekettir,konum değil!”

“Liderlik harekettir,konum değil!”

Mali Yıl Bütçesi 2019 yılı için KKTC Meclis’inden oy çokluğu ile geçti. Bütçe görüşmelerini günlerce BRT2 televizyon kanalı ile vasıtası ile canlı olarak evlerimizden izledik. Görüşmeler ile ilgili olarak olumlu veya olumsuz bir çok köşe yazısını okuduk.Seçim sandığından irademizi Meclis’te temsil etsin diye seçtiğimiz milletvekillerinin rutin Meclis toplantılarını dinlemiş olmanın ötesinde bütçe ile ilgili konuşmalarına daha ziyade önem verdik. Kimse Meclis görüşmeleri canlı verilmesin demesin. Ekran bize eğrisiyle doğrusuyla kendi yüzümüzü yansıtandır. 12-9-3-3 hükümeti geçen sürede her ne kadar da müdafaalarını döviz krizi, sel krizi üzerinde kurgulamışlarsa da sadece bir birlerinin yanlışlarını örten olmuşlardır. Seçmen takdir yetkisini kullanabilir niteliktedir. Keşkelerin siyasette yeri yoktur. Bütün milletvekillerinin özellikle de KKTC Meclisinde temsiliyeti olan Parti Genel başkanlarının UBP ‘den Ersin Tatar, CTP’den Tufan Erhürman, HP’den Kudret Özersay, DP ‘inden Serdar Denktaş, TDP’den Cemal Özyiğit ve YDP’den Erhan Arıklı’nın ülke halkının müreffeh bir yaşamı için hayati önem taşıyan görevleri vardır. Geçmişten ders alınabilir ama devamlı geçmiş hükümetler üzerinden kendilerinin de imzası olduğu inkar edilmeden “özürü kabahatlerinden büyük” konuşmalardan kaçınması gereken mevcut 4’lü iktidardır. Meclis’te Meclis Başkanlığı konusu 4 Başlı koalisyon oluşumunda protokol maddesi olmuş, grubu olmayan siyasi partinin Meclis Başkanlığına aday olamayacağı bilindiği halde Sayın Angolemli’nin üzerinden hükümet kurulmuştur. CTP ‘den Teberrüken Uluçay Meclis Başkanı seçilmiştir. Uluçay çevresinde çok sevilen saygın bir kişiliğe sahip olabilir ancak ”Meclis Başkanı” olarak bütçe görüşmelerinde sesini ve otoritesini kullanamadığı ekrana yansıyandır. Bütçe sürecini ve Meclisi iyi yönetemediği aşikardır. Meclis’te çıkan tartışmalarda tokmağı kürsüye vurup ara vereceğine yerinden her milletvekilinin konuşmasını provoke eden ve bunu alışkanlık haline getiren kendi partisine mensup kişinin toplantı disiplinini bozmasını önleyememiştir. Bütçe görüşmelerinin sona ermesi ile, UBP Genel Başkanı Sayın Ersin Tatar’ın Girne İlçe ziyareti oldukça ses getiren bir geliş olmuştur. Tatar’ın ilçe binası balkonundan “AKDENİZ” i işaret ederek denize bakışı ve Türkiye ile birlikte bu yolu yürüyeceğiz Anadolu’ya burdan Girne’den selam olsun deyişi çevredeki birçok kişinin duygulu anlar yaşamasına sebep olmuştur. İlçe binasının karşısında oturduğum cafedeki vatandaşların bu selama ayrı bir tezahürat göstermesi ise Türkiye ile ilişkilerin iyi olmasının ortak kanaatini bir kez daha deklere etmiştir. Sayın Tatar konuşmasında “Bugünkü hükümet ne yaptığını bilmiyor. Ekonomik kalkınma vizyonları yoktur. ‘al gülüm, ver gülüm’ ilişkisi ile hükümeti sürdürüyorlar. Ülkeye bir faydaları yoktur. Türkiye ile ekonomik ve mali işbirliği protokolünün imzalanmasını bile başaramadılar. Öyle bir gayretleri bulunmuyor. Oysa UBP, Türkiye ile konuşur, uzlaşır ve bu halkın ilerlemesi için gerekeni yapar. O nedenledir ki tüm eserlerin altında UBP’nin imzası vardır. Üniversiteler, turizmdeki gelişmeler, yol, göletler, Türkiye’den su ve elektrik getirilmesi bizim projelerimizdir. Bunlara yenilerini ekleyeceğiz. Özel sektörün önünü açacağız. Gerekli reformları yaparak ülkeyi kalkındıracağız “ diyerek parti yetkili kurulları ve teşkilatı içerisinde milletvekilleri ile birlikte güçlü bir birlikteliğin çerçevesindeki insan sevgisini en kalbi duyguları ile ifade etmiştir.Sayın Tatar söz verdiklerimizi yapmaya enerjimiz vardır derken ise “Liderlik harekettir, konum değil” sözünün açıklamasına ayrıca tercüman olmuştur.

Tutunacak dal

Tutunacak dal

Bir yılı daha geride bırakacağımız ayın sonuna geldik. Yaşı gittikçe artan Kıbrıs meselemizi yeni yıla kocaman bir bebek gibi sırtımızda taşıyarak gireceğiz. Bazen sil baştan okunmaya başlanan kitapta gelişi güzel ara sayfalar da okunur. Bu bütünün hepsinin okunmasına engel teşkil etmez. Yarım asırı devirdik bu yaşa geldik hala daha sınırdı, kapıydı, kimlikti,pasaporttu, Enosis,Eoka derken yılların bitmeyen öfkesindeyiz. Öfkemiz geçecek gibi de değil. Geçmişi unutun yeniden başlayalım askersiz, sınırsız bir Kıbrıs istiyoruz diyenlere mi inanalım.? Bu ara Anastasiadis demeç üstüne demeç vermektedir. “Çözümsüzlük durumunda fiili durum olduğu gibi kalmayacak” diyerek bunun da çok tehlikeli olduğunu vurgulayan Anastasiadis, “BM Genel Sekreteri’nin yeni yaklaşımının çözüm yönünde bir ümit daha verdiği” görüşünü ortaya koydu. Kıbrıs Türk halkının BM olan itimadı yoktur. BM sakıncalı siyaseti ile çözüme katkısının olmayacağı ise anlaşılmayacak gibi değildir. Tıpkı Srebrenitsalı Boşnak sivillerin o dönem ‘tutunacak dal’ olarak gördüğü Hollandalı ”Birleşmiş Milletler” askerlerinin rolü gibi aradan onlarca yıl geçmesine rağmen bugün de tartışılıyor olduğu bilinirken. 1995 yıllarına geri dönecek olursak hatıralarda “Şehrin Sırp güçlerince işgal edilmesinin ardından çekilen ve kamuoyunun da aşina olduğu görüntülerde, Hollandalı BM askerlerinin komutanı Thom Karremans’ın 11 Temmuz 1995’te görüştüğü Mladic karşısında el pençe durması, Şehre giren Sırp askerlerine ateş açılması nedeniyle Karremans’ın adeta ifadesini alan Mladic’in, görüntülerin sonunda ise Karremans’a içki ısmarlaması ve ikilinin birlikte kadeh kaldırması dikkati çekiyor. “ Binlerin katliamının, gözleri önünde yapılmasına ses çıkaramayanlara güven duyulmayacağı günümüzde gerçek olandır. UBP Genel Başkanı Sayın Ersin Tatar özellikle güvenlik konusunda Kıbrıslı Türkleri geçmişte bazı yıkımlardan koruyan tek taraflı müdahale hakkı da dahil olmak üzere, Türkiye’nin etkin, fiili ve fiziki güvencesidir. Bunun devam etmesinin, bizim için olmazsa olmaz bir durum olduğunu da vurguladığı mektubunu Guterres’e iletilmek üzere Kıbrıs’taki Birleşmiş Milletler Temsilciliği yetkililerine teslim ettiğini biliyoruz. “Türk askerinin Ada’da kalmaya devam etmesi de bizim için olmazsa olmazdır ve Parti Kongremiz tarafından kırmızı çizgi olarak kabul edilmiştir.” Sözleri de yine Sayın Tatar’a aittir ve bu gün ülkemiz halkının büyük bir kesiminin vazgeçilmezi olandır. UBP ‘nin Genel Sekreteri Sayın Hasan Taçoy açıklaması, yine son derece önem arzeder. “Kıbrıs Türkü’nün hakları Rum liderliğinin bize sunacağı bir lütuf değildir ve ne olacağının, ne kadar olacağının takdiri Rum liderine kalmamıştır Kıbrıs Türk Halkı’nın ve Anavatan Türkiye’nin günü gelidiğinde hakları neyse almasını da korumasını da bilir. Rum lider Anastasiadis artık haddini aşmıştır. Rum lider bilsin ki günü gelir haddini aşmasının cevabını alır. KKTC Halkı ve Türkiye denizde, havada, karada nerde hakkı varsa alır ve korur” diyen Taçoy bir bakıma Kıbrıslı Türklerin can güvenliği ve hakları için, açıklaması bütününde yıl sonu ikazını yapmıştır. Yılın en önemli açıklaması ise Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlunun Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda, yaptığı konuşmada Kıbrıs konusuna değinmiş olmasıdır. Türkiye’nin milli davalarından birinin de Kıbrıs olduğunu, adil ve kalıcı bir çözüm için samimi çabalara ihtiyaç duyulduğunu söyleyen Çavuşoğlu Türkiye’nin samimi çabalarına Rum tarafının yanaşmadığını dile getirmiş “Artık laf olsun diye bir müzakereye başlamamız söz konusu değildir demiş ve ilaveten “Neyi, ne için müzakere edeceğiz, parametreleri ne, çerçevesi ne, bunları belirleyeceğiz. Sıfır garanti, sıfır asker rüyasında olanlara tekrar hatırlatıyorum; o rüyadan, hayalden uyansınlar, vazgeçsinler, öyle bir şey hiçbir zaman olmayacaktır.” demiştir. KKTC hükümetinin ise Kıbrıs meselesi hakkında ortak görüşü olmadığı cihetle Erhürman,Özersay,Özyiğit ve Denktaş kendi siyasi partileri adına konuşmakta ve dışa karşı havanda su dövmektedirler Daha ne diyelim?

“Şüphe duymayan hakikati bulamaz”

“Şüphe duymayan hakikati bulamaz”

KKTC ‘de kurulduğu günden beri, bahtı kara hükümet 12-9-3-3 sayı ile 27 milletvekiline sahip 4 partili koalisyon hükümeti olmuştur. Bahtı kara dendimi mutsuz, dertten kurtulamayan, işleri hep ters gidenler için kullanılan bu deyim mevcut hükümet için tam uygun bir tabirdir. 4 Başlı hükümetin yaptıkları her icraatın hep kötü sonuçlanması, yaptıkları işlerde başarısız olması,bütün bu olaylar halkımızın gözü önünde, ceryan eden hadiselerdir. Hani derler ya insanımız geçim derdinde, hükümetimiz koltuk derdinde işte tam bu hesap, bizim hükümet mensupları da gelip geçici kararlarla iş yaparız pozisyonlarını müdafaada üstlerine yok. 174 kişinin vatandaşlığını iptal etmişler, o kişileri mahkeme koridorlarında hem maddi hem manevi olarak zarara uğratmışlardır. Döviz düşmüş olmasına rağmen fiyat denetiminden uzak hükümetin ortak tavrı ve müdafaası daha on aylık bir hükümetiz, seçim propagandasında dedik ya “çalışır yaparız” oluyor. Bu sloganla yola çıkanlar girdikleri sözlü ve yazılı sınavda halk nezdinde başarısız olduklarını ve sınıfta kaldıklarını bilmeleri gerekir. Ülkemizdeki yaşanan doğal afetin sebep olduğu cana ve mala olan zarar ülkemiz halkının kalbinde derin yaralar açmıştır. Ölümün soğukluğunun olduğu yerdeki korku ve endişe çevreyi sarmıştır. Üzgünüz,acılıyız,yastayız. Yapılan ve geçen 44 yılın iktidarlarını, eleştirmede bir de bakıyorsunuz ki mangalda kül bırakmayanlar yorumları ile güne uygun olmayan eleştirilerini mide bulantısı ile dışa vuruyorlar. Halbuki ülkemizde gelip geçen bütün iktidarların kronolojisine bakar isek belirli dönemler hariç iktidardan geçen koalisyonlardaki siyasi partilerinin onlarca yıl iktidarları ve koalisyonlarda ve icraatta oldukları henüz unutulmamıştır. Siyasette bu yıl bu koalisyon hükümetlerinin 4’lüsünde Sayın Kudret Özersay başkanlığındaki siyasi partide yer alan olmuş ve “kadro” 2018 Genel seçim sonrasında siyasi partiler nezdinde tamamlanmıştır.Sayın Erhürman ile hukukçu kimliklerini devamlı ön plana çıkaran bu iki milletvekilimiz Başbakan ve Başbakan yardımcısı olarak görev yapmaktadırlar. Konuşa konuşa devlet idaresinde söz sahibi olmayı öğrenmeye çalışmaktadırlar.Tecrübesizliklerini, deneme yanılma yolu ile sevk ve idarede hüküm sürdürmektedirler. Aralık ayı bütçe görüşmelerinin arifesi, para akışı sağlanacak ekonomik protokolden uzak ,KKTC Meclisiden geçirmek için çaba göstermektedirler. Öyle veya böyle bütçe elbette yasal süreçte Meclis’ten geçecektir. Sonrasında uygulamada nasıl mazaret üretecekleri ise merak konusudur. Döviz krizini yönetemeyen 4’lü hükümet, ülkemizde yaşanan doğal afet krizinide yönetememiştir,üstesinden çıkmaya çalışmaktadır. Türkiye her zaman olduğu gibi ülkemiz halkının yanında olduğunu, Cumhurbaşkanı yardımcısı Sayın Fuat Oktay, İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu’nun ifadelerinde yerini bulmuş “Türkiye Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı” nezdinde istenilen gerekli yardımın yapılacağı hususu burdaki hükümete bildirilmiş olduğu haberlerde izlenendir.Türkiye Lefkoşa Büyükelçisi Sayın Ali Murat Başçeri’nin şahsında Türkiye’ye şükranlarımızı ve teşekkürlerimizi iletiriz. Sonuçta, 4 gencimizi sel sularında ”Kara Çarşamba” denilen günde kaybetmiş olmanın acısının tarifi yoktur. Zihinlerdeki şüphe trafiğe yeni açılan, yeni yol güzergahında, yol durumunda nasıl bir olumsuzluğun ve teknik hatanın böyle bir kazaya mahal verdiği şüphelerini beraberinde getirmiştir. ”Şüphe duymayan hakikati buIamaz.”sözü unutulmaması gerekendir. Hükümetin bu konuda her türlü şüpheyi ortadan kaldıracak açıklamayı yapma zaruriyeti vardır. Bekliyoruz…

Özürsüz icraat

Özürsüz icraat

Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar. Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi.’ Sözü ile Mehmet Akif müteselsilen devam eden dünya halinin üzerindeki değişmezliği bir nevi vurguluyor. Kader saatimiz çalışıyor günler geçti,haftalar ayları derken yıl sonu aralığına geldik. Bu kapıdan 2019 Ocak ayı görünüyor. Yılın son ayında Türkiye Lefkoşa Büyükelçisi Sayın Ali Murat Başçeri’nin “Basın Resepsiyonu “ na Star Medya grubundan Ada tv Haber Müdürü Nihan Yücel ve diğer davetli arkadaşlarımız ile birlikte katıldık. Ülkemiz yazılı ve görsel basının büyük bir çoğunluğunun davete icabet ettiğini gördük. Davetlilerin yüzlerdeki memnuniyet verici ifadeler son derece önemliydi. Sayın Büyükelçi ve eşinin ve Elçilik mensuplarının basın camiasına gösterdiği ilgi görülmeye değerdi. Kendilerine böyle bir davet için yeniden teşekkürler ediyoruz. Yılın son ayında bütün bir yılın özeti değişmeyen ve çözümü çok zor olan yaşlanmış ve yorgun Kıbrıs meselemiz 2019 yılında da sürecini bir şekilde idame ettirecektir. Kıbrıs adasının stratejik konumu ile gündemi yine meşgul edeceği bir yeni yılı daha hep beraber izleyeceğiz. 2019 yılı şimdiden başlayan KKTC Cumhurbaşkanı adayları kim olacak sorusuna günlerinde cevap arayan olacaktır. 12-9-3-3 Hükümeti birlikteliği devam eder mi? Diye şimdiden bir kehanette bulunmak doğru bir yaklaşım olmasa bile yine de bir birlerine devamlı koltuk aşklarını ifade eden siyasi parti başkanlarının tutumlarının kendi kadrolarında ne kadar yer edineceği merak konusudur. Beyanatlarının aksine durum pek iç açıcı değildir. Ülkemiz halkı bu hükümetin beceriksiz icraatlarından hiç memnun değildir. Bütçe görüşmeleri sırasında KKTC Meclisi kürsüsü muhalefete belkide dar gelecektir. Söyleyecek çok şey vardır ancak dinleyecek bir hükümet yoktur. Hükümete mensup milletvekillerinin her biri ayrı bir telden çalmaktadır. Kadına şiddet olayları protesto edilirken ve bizler sloganlar ile hiç bir konuya çözüm bulunamaz derken gündemi değiştirecek söylemler havada uçmakta ojeli tırnaklar arasından kırbaçlı paylaşımlar ülkemiz selameti için reva görülerek reklamların oynandığını görmenin ızdırabını ayrıca yaşamaktayız. Naylon poşet, konusu ayrı bir doğal felaketin sebebi olsada paralı olmasının yararlı olup olmadığını, çevreden gördüklerimiz ve duyduklarımız ile takip eden olacağız. Sosyal medya gündemi ve yorumlar bu yöndeki güncel gelişmelerin haberdarı konumunu muhafaza edecektir. Hükümetin maliye bakanı emekliye ve kamu görevlilerine gününde yaptığı maaş ödemeleri ile takdir edilendir. Bu konuda ise gösterilen gayretler gözden kaçmamaktadır. Hükümet bir nevi maaş ödemelerini kendisine kalkan olarak kullanmaktadır. Aklın önüne geçen hırs ile hükümetin devamlılığı erken bir genel seçim getirirmi sorusuna cevap Cumhurbaşkanı adayı olacak isim belirleyici olacağı söylensede Cumhurbaşkanı adayı olmayı siyasi parti liderlerin ciddiyetle düşünmeleri gerekendir. Kurumsallaşmanın gereği budur. Anastasiadis bir kez daha aday olmayacağım derken 4 boyutlu siyasetinin hiç bir boyutunda önemli mesafe alamayan Sayın Akıncı aday olmamayı düşünmelidir kanaati halkımız arasında oldukça yaygındır. Anastasiades demişken Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis, başkanlık seçimlerini kazanması sebebiyle çocuk istismarından hüküm giymiş yedi kişiye başkanlık affı verilmesinden ötürü halkından özür diledi ve yeni seçilecek başkana böyle bir hataya düşmemesi nasihatini de yaptı. Oy uğruna seçim öncesinde verilen vaatlere özür. Hani derler ya özrü kabahatinden büyük. Bir özür de “Engelliler” için Sayın Özersay’dan… Halbuki her tedbirin önceliği ve zamanı vardır.Kaldı ki, özür ayni konuda tekrarı olmadığı müddet geçerlidir. Beklentimiz ülkemizde özürsüz icraattır.

Astarı yüzünden pahalı

Astarı yüzünden pahalı

“Gazetecilik bir bisiklet kazasıyla, bir uygarlığın çöküşünü birbirinden ayıramayan bir olaydır.” Diyenler mutlaka o günün şartlarından bahsederken geleceğe ışık tutanlardır. Gazetecinin, bulunduğu yerde mutlaka bir hareket vardır. Geçenlerde Mağusada yaşanan bir olay bir bakan ile Basın-Sen’i karşı karşıya getirmiş ve Sayın İçişleri Bakanı Facebook hesabı üzerinden bir açıklama yapma mecburiyeti duymuştur.

“Dün akşam, Maraş-Der’in davetlisi olarak Maraşlılarla Maraş’ın geleceği ve imar planlarını konuştuk. Toplantımız, herkesin saygı çerçevesinde fikirlerini söylediği, sorunların masaya yatırıldığı ve olumlu eleştirilerin de yapıldığı çok güzel bir ortamda gerçekleşti. Tüm fikileri alarak Maraş bölgesinin gelişimi için gerekeni yapmaya devam edeceğiz. Maraş-Der’in davetine ve yapılan katkılara çok teşekkür ediyorum.

Öte yandan, basın mensuplarını kovduğuma ilişkin yapılan haberin de doğru olmadığını, toplantıyı düzenleyen Maraş-Der’in ve bizlerin basına herhangi bir davet yapmadığını, toplantının basına kapalı yapılacağını söylediğimizi ve dilerlerse toplantı bitiminde açıklama ve fotoğraf alabileceklerini ifade ettik.

Ülkemizde basın emekçisi olabilmenin ne denli zorluklar içerdiğini bilen biri olarak, basın ve haber alma özgürlüğüne her daim saygı duyduğumu ve sahip çıkacağımı belirtirim. Özgür basına her daim hepimizin ihtiyacı vardır. Fakat dün akşam yaşananların basın özgürlüğü ile ilgisi pek yoktur. Tek yapılan, basına kapalı olan toplantının, basına kapalı olduğunu oraya gelen iki basın mensubuna bildirmek olmuştur. Kamuoyuna saygı ile duyurur bu vesileyle herkesi selamlarım.” Diyerek noktaladığı beyanı ile iki kişiye yani basın mensuplarına toplantıyı izlemelerine izin vermediklerini duyurmuştur. Toplum yararına konuşulacak bir meselede niye “basına kapalıdır” noktası anlaşılır bir izahat değildir. Sayın Baybars ayrıca açıklamasında kendi tabiri ile “basın mensuplarını “kovduğuma “ dair” diye cümle içerisinde kullandığı üslup kanaatimce hiç de hoş olmamıştır. Elbette Sayın Bakanların yazdıkları cümleleri düzeltecek halimiz yoktur. Bilinmesi gereken gerçek ise her halükarda bütün olarak siyasilerin sinir kontrollerinin, her zaman ve her koşulda olması gerektiğidir.

Basın mensuplarına, hele de kenti ilgilendiren bir konusu olan böyle bir toplantıda engel koymanın hiç de gereği yoktu. Bir hata yapılmıştır bu olayın kamu oyunda tasvibi olmadığı gibi “Basın Emekçileri” nezdinde de kabulü mümkün olmadığını yaptıkları açıklamalardan okuyanlarız. Halbuki temiz toplum, temiz siyaset, şeffaf yönetim, anlayışı olan siyasi bir partinin iktidarda yer alan bir bakanının, basın mensuplarını, toplantının yapılacağı yerden çıkarması veya çıkardırılmasına zemin hazırlaması kanaatimizce olumlu bir davranış olmamıştır. Dileriz her iki taraf da anlayış çerçevesinde bu nahoş hadisede üzerlerine düşen hassasiyeti gösterir ve sonuç istenilen seviyeye gelir. Özür dilemek de bilindiği üzere karşılıklı olduğu müddet ehemmiyet kazanır. Meselenin özünde mutlaka anlayış kazanacaktır. Bilinmesi gereken ise her olayda her haberin doğruluğu nispetinde değer kazandığıdır.

Bu gün Türkiye Lefkoşa Büyükelçisi Sayın Ali Murat Başçeri’nin “Basın Resepsiyonu” vardır. Sayın Büyükelçi ile basın mensupların bir araya geleceği böylesine bir birlikteliğin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde önemi oldukça büyüktür. İcabet edeceğimiz bu resepsiyonun kamu oyuna yansıması mutlaka ses getirecek olandır. Bir vesile; Sayın Büyükelçiye görevinde yeniden başarılar dileriz.

Yalnız adam ve 15 Kasım

Yalnız adam ve 15 Kasım

Adamızda,15 Kasım 1983 yılına gelinceye kadar çok meşakkatli ve mücadele dolu yılları Kıbrıs Türk halkı olarak yaşadık. Bu gün; o günleri, yaşamamış olanlar kitabi bilgiler ve yaptıkları araştırmalar ile tarih kitapları sayfalarından geçmiş tarihi öğrenmektedirler. Biz yaştakiler 1955 yıllarından bu güne yaşanmış olan her ne varsa nefes aldığımız Akdeniz’in bu adasında görmediklerimizi duyduk, duymadıklarımızı yaşadık. Devamlı bir mücadelenin içinde olduk. Çocuklarımızı bu mücadelenin içinde vatan sevgisini aşılayarak büyüttük. Çok zor günleri geride bıraktık. 15 Kasım 1983’te Kıbrıs Türk Federe Devleti meclisi Self-determinasyon hakkını kullanarak oybirliği ile aldığı bir kararla, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ilan etmiştir. KKTC’nin kuruluş bildirgesini liderimiz Rauf Denktaş okumuştur. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulması, Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan’ın ve pek çok devletlerin yanı sıra Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin de tepkisini çekmiştir. Güvenlik Konseyi, 18 Kasım’da aldığı bir kararla bağımsızlık kararını kınadığını, 13 Mayıs 1984’te de Güvenlik Konseyi 550 sayılı kararı ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanını ayrılıkçı bir hareket olarak tanımladığını açıklamıştır. Kıbrıs Sorununun dünyanın gündemine girdiğinden beri başta Birleşmiş Milletler bünyesindeki çalışmalar olmak üzere adanın birleştirilmesi gayesi ile birçok faaliyet yürütüldüğünü, fakat bunlardan bir sonuç alınamadığı yaşayarak görenleriz. Bunlardan biri olan 2004 Annan Planı referandumu da Kıbrıslı Türklerin ‘Evet”i ve Rumların ‘hayırı’ ile gerçekleşmemiştir. Buna rağmen 1 Mayıs 2004’te Kıbrıs Cumhuriyeti tüm adayı temsilen Avrupa Birliği’ne girmiştir. Haksızlığa uğrayanlar ise Kuzey Kıbrıs ‘da yaşayanlar olmuştur. 1974 tarihinin 20 Temmuz Mutlu Barış harekatı ile Kıbrıs adasının iki bölgesine de halen sürmekte olan Güney Kıbrıs ‘da münferid olaylar hariç bir barış vardır. Barış çözüm denen olayda kendini bulamamıştır. Sebebi ise Rumlar’ın çözümü 50 yıldır müzakere masalarında geciktirmesinden kaynaklanmaktadır. Rumlar’ın zihniyeti değişmez olandır. Anastasiadis’in açıklamaları ortadadır. Sayın Mustafa Akıncı’nın kesin ve net olmayan bir nevi Rumlar’la görüşme isteği niteliğindeki davetkâr davranış içeren basın toplantısı ise tam bir hayal kırıklığıdır. KKTC Kurucu Meclisi tarafından hazırlanan anayasa 12 Mart 1985 tarihinde Meclis’te kabul edildikten sonra, 5 Mayıs 1985 tarihinde yapılan halk oylamasında Kıbrıs Türkü’nün % 70’inin onayını alarak yürürlüğe girmesine müteakip 9 Haziran 1985 tarihinde yapılan seçimde Kıbrıs Türk halkının % 70 üzeri oyunu alan Rauf Raif Denktaş, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı olmuştur. Denktaş kendisini Kıbrıs davasına adayan bir lider sıfatını halen korumaktadır. Dr. Fazıl Küçük’de KKTC kuruluşunu gördükten sonra vefat eden ve Kıbrıs mücadele tarihinin örnek alınacak bir Lideridir. Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş 1983-2005 yıllarında Sayın Mehmet Ali Talat 2005-2010 senelerinde Sayın Derviş Eroğlu 2010-2015 yıllarında Cumhurbaşkanı olarak görevdeydiler ve kendilerine Birleşmiş Milletler tarafından Kıbrıs müzakere sürecinde “Toplum Lideri “ olarak hitap edilen kişilerdi. Halen masası olmayan müzakerelerde Sayın Mustafa Akıncı şimdilerde yalnız adamı oynamaktadır. Kıbrıs Türk halkının büyük bir çoğunluğu Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinden yana tavır koyarken çözümün olamayacağı yönünde görüş belirtenlerdir. KKTC’nin 35. yıldönümünde barış içinde, özgürüz ve gururluyuz. Bizleri bu güne taşıyan Anavatan Türkiye’ye en kalbi duygularımızla teşekkür ederiz. 15 Kasım Cumhuriyet Bayramını Kutlarken Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetlerine olan inancımızı yineler, vatan uğruna şehit olanları minnet ve şükranla anarız…