Tag: TŪRKİYE

Tek ses, tek vücut, tek yürek

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı temsilen 20 Temmuz Barış ve Özgürlük Bayramının 45. Yılında Cumhurbaşkanı yardımcısı Sayın Fuat Oktay ülkemize geldi. Lefkoşa’da bulunmaktan memnuniyet duyduğunu belirterek “Kalpleri her daim Kıbrıs Türkleriyle birlikte atan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ve Türk milletinin sevgi ve selamlarını” bizlere iletti. Kıbrıs Barış Harekatı’nın Kıbrıs Türkü’nü hedef alan baskı, terör ve insanlık dışı sindirme çabalarına son verdiğini belirten Sayın Oktay şöyle devam etti; Kıbrıs Türk halkının barış ve güvenlik ideali doğrultusunda hak ve hukukunun eşit statü ile korunması yönündeki kararlılığımızın, bunu unutmak isteyenlere ısrarla hatırlatılması için 20 Temmuz’un bir vesile olduğunu söyledi. Türkiye, o gün dünyaya, Kıbrıs Türkü’nün yalnız olmadığını ve yalnız bırakılmayacağını net şekilde göstermiştir diyerek bu kararlılığın bu günde ayni şekilde devam ettiğini hassasiyetle vurguladı. Ve “Bilinmelidir ki; Türkiye, bu konuda tek vücut, tek ses, tek yürektir” diyerek Bütün Türkiye’nin kalbi duygularını ifadelendirdi. “Kıbrıs Türkü’nün vatanı koruma ve barış içinde refaha ulaşma iradesi, kendi cevherindeki erdem ve değerlere dayanmaktadır“ sözleri ile ülkemiz halkını onurlandırdı. Liderlerimiz Merhum Dr. Fazıl Küçük ve Merhum Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı şükranla yad ediyorum” diyerek isimlerini zikrettiği konuşmasında Kıbrıs meselesi ile ilgili tavizi olmayan tavırları için ise Bilinmelidir ki; Türkiye, bu konuda tek vücut, tek ses, tek yürektir. TBMM’de grubu bulunan dört siyasi parti, 18 Temmuz’da yayımladıkları ortak bildiriyle Doğu Akdeniz bölgesinde milletimizin hak ve menfaatlerini korumayı hedefleyen her politik girişimin, aldığı her tedbirin, attığı her adımın sonuna kadar desteklendiğini tüm dünyaya ilan etmişlerdir. Yüce Meclisimizin bu güçlü desteği, DoğuAkdeniz’deki faaliyetlerimize dair kararlılığımızı daha da perçinlemiştir. “ diyerek KKTC’de ikamet eden bizlere sonsuz güven duygusunu yeniden aşılamıştır. Konuşmasında gençlerimize de seslenen Sayın Oktay “Kıbrıs Türkü, yaşanan her musibetten güçlenerek çıkmış, dimdik ayakta kalmıştır. Kıbrıs Türkü’nün bu topraklarda gelecorkusuz bir şekilde bakarak, barış ve huzur içinde yaşaması bizim için ayrı bir önem arz etmektedir. Bölgesinde güvenlik, barış ve istikrarın teminatı olan Türkiye, kardeşlik bağlarımız ve garantör statüsünün getirdiği yükümlülükler doğrultusunda, Kıbrıs Türk halkına milli, ahdi ve tarihi bağlarla gönülden bağlıdır ve bu bağlar ilelebet canlılığını koruyacaktır. Bu bağları gelecek nesillere aktarmak için Türkiye ile KKTC arasında gençlerimize yönelik kültürel hareketlilik programlarına da önem veriyoruz. Bu kapsamda gençlerimize müjdelemek isterim ki; Türkiye Cumhuriyeti Gençlik ve Spor Bakanlığımızın gençlik kampları programında Türkiye’deki gençlerimize sağlanan tüm imkanları bundan böyle KKTC’li gençlerimize de sunacağız. Buradan tüm Kuzey Kıbrıslı gençlerimizi gençlik kampları programına başvurmaya ve Türkiye’de spor, sanat ve kültürel etkinliklere katılmaya davet ediyorum.” gençlerimize bu hususta imkanlar tanınacağının garantisini vermiştir. Sayın Fuat Oktay ile KKTC Başbakanı Sayın Ersin Tatar 4’lü koalisyon hükümeti süresince hazırlanıp imza aşamasına getirilemeyen “Ekonomik Protokol” e UBP-HP ikili koalisyon döneminde ve böylesine önemli bir günde imza koyarak Türkiye’den para akışının sağlanması ve 750 Milyon TL tutarındaki meblağın ülkemize gelişi zemini yaratılmıştır. Umudumuz ve ümidimiz halkın refahı için yatırımların yapılacağı çiftçinin , hayvancıların, esnafın, turizm sektörünün, Eğitim alanların ve genelde Kıbrıs Türk halkının müreffeh bir hayatı için gayret gösterilmesi ve çalışılmasıdır. Sonuçta “ İyi düşünmek iyidir; iyi hareket etmek çok daha iyidir”

Advertisements
Platformdan platforma el sallamak

Platformdan platforma el sallamak

20 Temmuz 1974 tarihinde Kıbrıs Barış Harekatı Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından gerçekleştirildi. Sebebi ise 15 Temmuz tarihinde Makarios’a Yunanistan destekli darbe oldu. Darbenin yapıldığı 15 Temmuz ‘da Rumların olduğu gibi Türklerin ve adadaki diğer nüfusun can güvenliğide büyük tehlike altında kalmıştır. O gün Lefkoşa’daki evimiz üzerinden geçen ve ses bırakan havan topları olduğu kadar gecesinde karanlığı gündüze çeviren seri mermi atışlarının korkunç sesi ile geçen beş günlük korku halkın etrafında ateş çemberi olmuştu. 1963 yıllarından sonra seslerini yükselten Rumlar’ın sınır nöbetlerinde Türklere karşı yüksek volümlü şarkıları “Bekledim de gelmedin” oldu. Gelmeyeni ise Türkiye olarak ifadelendirdiklerini bilmeyen yoktu. 20 Temmuz 1974 tarihinde askerimizin adaya çıkışı, Mücahit’lerimizin koruduğu sınırlardaki azalan gücüne güç katmış ve Kıbrıs tarihine ”Barış ”adı o tarihte yazılmıştır. 45. Yıl ve dün gibi her iki harekatı ve Kuzey Lefkoşa olmak üzere Ada’nın %37 ‘nin Türklerin kontrollüne geçmesi ile bu günlere geldik. Kıbrıs müzakerelerinin sonuçsuz toplantılarından arta kalan arşivlerde boğuşmak da bir netice vermedi. Bu vesileyle Birleşmiş Milletler de adayı mesken edindiler. Gerek Güney gerekse Kuzey’in Cumhurbaşkanları değişti ama hiç birisi de Rumun Kilise baskısını kıramadı anlaşma sağlanamadı. Türkiye her yıl 20 Temmuz etkinliklerine katıldı. Bu etkinliklerde yapılan kayda değer konuşmalardan birtanesi de şimdilerde Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzası ile Kıbrıs Kordinatörlüğüne atanan Cumhurbaşkan Yardımcısı Fuat Oktay idi ve geçen yıl tören alanında yaptığı konuşması önemini halen yitirmemiştir. Fuat Oktay Kıbrıs Barış Harekatı’nın Kıbrıs için olduğu kadar tüm Türk milleti için de tarihi bir dönüm noktası olduğunu vurgularken ve bu günün ‘Kıbrıs Türkü’nün hür yaşama ve Ada’nın eşit sahibi olarak varlığını sürdürme hakkı için verilen mücadelenin en şerefli günü’ olduğunu söylemiş ve özellikle belirttiği ‘Kıbrıs Rum tarafı siyasi gücü Kıbrıs Türkü ile paylaşmaya yanaşmıyor’ cümlesi ile de işin özünü özetlemişti. Konuşmasında devamla “Kıbrıslı Türklerin bir Kıbrıs Rum devletinde azınlık haline getirilmesine asla izin verilmeyecektir. Ana vatan ve garantör Türkiye Cumhuriyeti, Doğu Akdeniz’de istikrarın güçlenmesine katkı sağlayacak bir çözüme yönelik çabalarını, kararlılık ve iyi niyetle sürdürecektir. Bu yolda, ”ülkü birliği” yaptığımız Kıbrıslı Türk kardeşlerimizle birlikte hareket edecek, geçmişte olduğu gibi gelecekte de şartlar ne olursa olsun Kıbrıs Türkü’nün yanında olacağız.’ demiştir ayrıca 20 Temmuz resmî geçit töreninde yaptığı konuşmada Türkiye Cumhurbaşkanının selam ve sevgisini ülkemiz halkına iletmişti. 1960 sonrası geçen onca zamanın 45. yılının barışının olduğu noktada hala daha Rumlar’ın değişmeyen zihniyeti ile nereye kadar gidilecek.? Ve unutmayın Rumlar’ın EOKA yemini halen geçerliliğini koruyor. Nitekim son gelinen noktada Sayın Mustafa Akıncı’nın Cumhurbaşkanı olarak ilgili taraflarca mutabakatı sağlanan 9 maddelik önerisi Rum kesimi tarafından oybirliği ile rededilirken, yeniden sıcak günlerin, Akdeniz’de şiddetli dalgalara neden olabileceği konuşulmaya başlanmıştır. Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki taviz vermez tavrı kesin ve KKTC Dışişleri Bakanı Kudret Özersay anlaşma sağlanmaz ise denizde platformdan, platforma el sallarız açıklaması özde derin bir manadır. KKTC’de ve genelde Türkiye’nin garantörlüğü sayesinde ülkemiz halkının büyük bir çoğunluğunun eskilere dayalı korkusu kalmamıştır. Rumların anlamadığı her şeyin mühim noktasının ”başlangıç” olduğudur. 20 Temmuz’un ülkemizde diğer önemli bir hadisesi 2008 yılında “Kıbrıs Türk Halkının Güçlü Sesi “olan ve Star Kıbrıs Medya Grubu’a ait Ada Tv televizyonunun Sayın Ali Özmen Safa ‘nın önderliğinde Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından hizmete açılmış olmasıdır. Star Kıbrıs Medya Grubu mensuplarını verdikleri ve verecekleri hizmetten dolayı bu günden kutlarken çok sesliliğin önemini yinelerim…

Kalplere gömülenler

Kalplere gömülenler

15 Temmuz 1974 Kıbrıs 15 Temmuz 2016 Türkiye her iki tarih ve Temmuz ayı önemli hadiseleri günlerinde yıllarca hatırlatacak çok sıcak bir ay. Her yaş ömründe kaç Temmuz geçtiğini bilir. Bu ömürde nice tatlı ve acı hatıralar ve en önemlisi tarihe mal olmuş gerçekleşen olaylar gelecek nesilleri ilgilendirir. Öncelikle Kıbrıs 15 Temmuz’una bakacak olursak “15 Temmuz 1974 Darbesi veya 1974’te Kıbrıs’ta askerî ihtilâl veya Kıbrıs’ta Yunan Darbesi, Yunanistan’daki askeri cunta desteği ile Kıbrıs’ta enosis’e yönelik milliyetçi Rumların III. Makarios’u devirmesi ve 20 Temmuz 1974’te Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kıbrıs’a harekât düzenlemesine neden olan askeri müdahale.” Olarak kitap sayfalarında yer alır. 15 Temmuz 1974 şimdi Berova Klinik olan ve Lefkoşa’da Çağlayan bölgesinde Ülkü Sokaktaki baba evimizde olayın bomba ve silah seslerinin şahitleriyiz. O zamanda büyük oğlum 6 Küçük oğlum ise 4 yaşında ve ilk silahlı saldırı ile tanıştıkları gündür. Bizler de o yaşlarda Eoka ve Enosis konusundaki Rumlar’ın en ateşli zamanları ile tanışmıştık. Hala daha silah seslerinin korkunç duyumu kulaklarımızdan gitmiyor. Her seste! aman şimdi ne oldu diyenler ve bu yaşlara gelenler olarak yaşadıklarımızla , gördüklerimizle bir roman yazsak sayfalar yetmez. Sonrasında 20 Temmuz Barış Harekatı yine evden eve, köyden şehre Güney’den Kuzeye göçler şehitler, gaziler ve bir ömür. Ve bu gün KKTC ve Güney Kıbrıs ayrılığında 50 yılın müzakerelerinin sonucunda kocaman bir hiç ve Doğu Akdeniz’deki gerginlik ve bilinmezlikle süregelen bir süreç. Bilinen tek gerçek KKTC ‘nin varlığı. 15 Temmuz 2016 ise Türkiye’den televizyon haberleri ile sarsılan yine bizler çok şükür ki kısa sürede atlatılan başarısız bir hadisenin bu güne uzanan yankıları ve alınan tedbirler. O gecede Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın cep telefonu üzerinden canlı yayında Türk Milletine çağrısının unutulmayan gücü ve geldiğimiz bu günler. Bilindiği üzere “Demokrasi ve Özgürlükleri Anma Günü olan 15 Temmuz 2019 yılında Pazartesi gününe denk geliyor ve resmi tatil olarak kullanılıyor. 15 Temmuz 2016 tarihinde şehit olan vatandaşları, polisleri ve askerleri anmak için ve demokrasi zaferini kutlamak için ilan edilen 15 Temmuz Demokrasi ve Birlik Günü, geçtiğimiz dönemlerde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde alınan karar doğrultusunda resmi tatil olarak ilan edilmişti.” Okuduğum zaman çok duygulandım .Geçen zamanın unutturmadığı acıyı halen yaşayan bir damat iki oğul sahibi üç şehit annesi 93 yaşındaki Muzaffer Gülşen ‘in Türkiye’deki bir gazetedeki açıklamaları, vatan değeri için milli hislerin adeta doruk noktası üç yıldır “vatan nöbetindeyim” diyen anne onlar beni gömeceklerdi ben onları gömdüm diyerek yüreğindeki yangını dışa vururken onların Külliye önünde kendi çocuklarını yetim bırakırken yüzlerce çocuğun bu vatan sevgisi ile yetim kalmalarını önlediğini söylediği şehitlerimizi ve gazilerimizi bizlerde minnet ve şükranla anıyoruz.15 Temmuz’da oğlu Kıdemli Başçavuş Ömer Halisdemir için bir babanın, Hüseyin Bey’in dudaklarından acı dolu bir gururla şu cümlelerde unutulmayandır. “Milletimi kurtarmış, vatanımı kurtarmış, bir çocuk feda etmişim. Allahıma dua ediyorum bana da böyle bir çocuk verdiği için. Acısı çok fazla ama yavrum kurtarmış.’ Sonuçta ülke için; siz toprağa değil, güzel kalplere gömüldünüz. Hepinize gönül borcumuz vardır.

Çocuklara esenlikler

Her yıl 23 Nisan yaklaştığı zaman birden hemen hemen her evde,eski çok eski yıllara düşüncelerde ve anılarda geri dönüş yaşanır. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı biz yaştakilerin ömründe unutulmayandır. Bizleri; içimizdeki hala daha eksilmeyen çocuk ruhu o eski yılların ilkokul günlerine götürür. Bizim zamanımızda kreşler ve ana sınıflar yoktu. Bizler ilkokulu altı yıl okuduk. İlk 23 Nisan Kutlamasını Selimiye İlokulunda yaptım. Öğretmenimiz şimdilerde Başhekimlikten emekli olan Sayın Bülent Dizdarlı’nın annesi Jale Baha idi.Daha sonra Limasol Sedat Simavi İlkokulunda,ilkokul 6.Sınıfta ise Lefkoşa Atatürk İlkokulunda 23 Nisanda Yusuf Kaptan Sahasında halk oyunları gösterisi yaptık. O zamanlarda aileler saha içindeki beton zemine oturup çocuklarının öncelikle resmî geçitini izler sonrasında ise sırası ile ilkokullardan karma seçilen öğrenciler gösterilerini yaparlardı. Sahanın alt girişinde yine seyyar satıcılar olur, su ve dondurma satarlardı. Enverin Kahvesinin önünde yol kenarına dizilen tahta hasır iskemlelerden de saha izlenirdi. Şiirlerin okunması anne baba ve aile ferdlerini fazlası ile duygulandırırken halk oyunları onları heyecanlandırır veliler çocuklarını sahada gördükleri zaman göz yaşlarını tutamazlardı. O yıllar dünya çocuklarının çocuk bayramı olarak kutlandığı zaman değildi 23 Nisan sadece Kıbrıs’ın her ilkokulundaki etkinlikler ilk okul yıllarının son sınıfına kadar sınıflardaki Atatürk köşesi ile, kompozisyon yarışmaları ile ve okul müdürlerinin okul bahçesinde yaptırdıkları etkinlikler vardı. Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, bu tarihi günde anılır, Türkiye Büyük Millet Meclisi”nin ilk kez kapılarını açtığı gün olan 23 Nisan”ı çocuklara armağan ettiği anlatılır ve bugünün çocuklarının yarının büyükleri olduğu tekrarlanırdı. 23 Nisan’ı törenlerle, şenliklerle, oyunlarla, coşkuyla kutlanması günümüze kadar Anavatan Türkiye’de olduğu gibi, Ülkemizde de Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığının programı çerçevesinde ilokullarda kutlananmaktadır. 23 Nisan dünyada, çocukların sahip olduğu tek bayramdır. UNESCO, 1979 yılını “Çocuk Yılı” ilan edince, 23 Nisan bayramını dünya çocuklarıyla kutlamaya başlandığını biliyoruz. Farklı kültür ve farklı ülkelerden bu yıl KKTC’ye gelen öğrenciler vardır. Gösterileri ve ziyaretleri olduğunu bakanlık bildirilerinden öğrenmiş bulunmaktayız. Geçmiş yıllarda Lefkoşa’da Çağlayan Parkı önündeki yolda yapılan etkinlik ve oraya kadar, Merkez okulları ve konuk ekiplerin oluşturduğu Kortej yürüyüşü Cumhuriyet Meclisi önünden başladığı Ledra Palas Işıkları, Cumhurbaşkanlığı, Girne Kapısı, Sedat Simavi Endüstri Meslek Lisesi’nin ardından Çağlayan Parkı’ndaki etkinlikle, 23 Nisan, çocuklarla ayrı bir renk oluşturmuştur. Çağlayan Parkı’nda Lefkoşa Merkez Okullarından öğrencilerin ve Misafir Ülke Çocuklarının dans gösterileri ile eğitici ve eğlenceli etkinliklerin yapılmış olması KKTC’nin Başşehrine Lefkoşa’ya bu anlamlı günde ayrı bir güzellik katmıştı. Bu yıl Eğitim Ve Kültür Bakanlığının internet sitesindeki 23 Nisan etkinliği programını görmek mümkündür. Dün, bu gün, yarın , derken 2019 yılınında kutlanacak 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve çocuk Bayramınının bütün çocuklarımıza esenlikler getirmesini dileriz.

Dört başı mamur

Zamanı torbaya sığdıramıyoruz. Hızına yetişemiyoruz. Zaman bize uymuyorsa zamana, uyuyoruz. Sorun burda gizli! Geçen bir yılı aşkın sürede 4’lü hükümetin başının tek pozitif mesajı Halk Danslarındaki yeteneğini birbuçuk dakika ile sahnede sergileyip kendini ön plana çıkarması oldu. Bu oyun, nicelerine ders olsun, eleştirilmesin, kültürümüzdür, ülkemizin tanıtımına katkıdır dedik. Hatta önerimizdir, sadece seçim zamanı, reklamlara vokalistlik değil şimdiden hükümet reklamlarında dört başı mamur kullanılsın. Aynen elektrik çoklu tarife tanıtımı paralı reklamlarında olduğu gibi! Geçen yıl Mart ayının bu zamanlarda Başbakan Erhürman o meşhur her Cuma yapacağım dediği basın toplantısının ikincisinde, 15 Şubat güven oylamasından sonra geçen 6 haftalık süreçte faaliyetlerini üçe ayırarak ifade etmişti ve projelerinde üç ayak olduğunu söylemişti. Birinci ayakta rutin konular ve atamalar olduğunu, İkinci ayakta denetim ve geçmiş yıllardan gelen yolsuzluk dosyaları olduğunu, Üçüncü ayakta kuluçka döneminde ürettikleri/ üretecekleri projelerinden bahsedip hukuka verdiği önemi vurgulamıştı. Başbakanlıkta kendisinin göreve başlattığı altı müşavir/danışmanlarının, müdürlerden daha da yetkili olarak her birinin ayrı konularda çalışmaya başladıklarını konu başlıkları ile açıklamıştı.Açıkladığı 15 projeden bu gün oldu hala daha ses seda yok. Ama mazaret çok. O çok yetkili 6 danışmanın eserlerinin adı yok. Salı gün KKTC Meclisinde Ekonomik protokol ve elektrik zammı hakkında haliyle sorulan sorulara maruz kalan Maliye Bakanı Serdar Denktaş, mali protokol ile ilgili akılarda oluşan ve acaba Serdar Denktaş ne demek istiyor sorusunu yine kendisi bariz bir şekilde ha! Güney Kıbrıs ha! Türkiye gibi ima dolu bir örnek vererek babası Kurucu Cumhurbaşkanı Liderimiz Denktaş’ın Güney ile çözümde karşı tarafın Rum Yönetiminin imzaya yaklaşmadığını örnek vermiş, ekonomik protokolüde kendilerinin hazır olduğu halde Türkiye tarafından imzalanmasının geciktirildiğini söylemiştir. Böyle bir karşılaştırma yapmasının son derece yanlış olduğunu bilmesi gerekirdi.Türkiye ile Güney Kıbrıs’ı ayni kefede tartması kanaatimce son derece yanlış oldu. KKTC görüşme yetkisi ile gelen heyetlerle birçok konuda anlaşma sağlandığını anlaşamadıkları konular da olduğunu ifade eden Denktaş Muhalefet milletvekillerinin protokol içeriği hakkındaki sordukları sorulara cevap vermeyeceğini söylemiş,günü geldiğinde öğrenirsiniz demiştir. Hükümetin bel kemiği vazifesini yürüten Denktaş elindeki tek olumlu kozun maaş ödemesi olduğunu bildiği için her ay zamanında ödeme garantisini vermiş ve bunu yeniden beyan etmiştir. Mali konularda gerekeni yapacağını, gerekirse Saray Önünde kendisini asacaklarını bilse dahi, mevcut tutumundan ödün vermeyeceğini söylerken asabi, çoklu tarife elektrik konusunda “zam ise zamdır” derken ise son derece iddialı ve mülayimdi. Ödenen maaşlardan, zam ile geri aldıkları için azalan maaşlar için ise çare söylemedi. Siz muhalefet ucuz elektrik için çare üretin biz uygulayalım deyişi de politik pişkinliğiydi. Hesap kitap, kendi ellerinde, belli ki Meclis Genel Kurulunda kendi 12-9-3-3 sayısı ile kaldırdıkları parmaklarıyla UBP’nin ”Elektrik Kurumu Araştırma önerisini” reddettiklerini unutmuştu. İktidarın unuttuğu diğer konu ise kendi kafalarına göre ve Türkiye adına oluşturdukları mazaretlerdir. Türkiye hangi ahvalde olursa olsun. ister seçim zamanı, ister ekonomik sıkıntı içerisinde, ister savaş halinde olsun, Kıbrıs’ın Türkiye için önemini asla unutmuş olmaz. Olamaz. 4’lü koalisyon ortakları beceriksizliklerini saklamaya çalışırken Türkiye’nin sarsılmaz gücünü de, unutmuşlardır. Çelişki dolu konuşmalar devamında anlaşılan tek şey 4’lü koalisyonun üç ortağının Sayın Denktaş’ın siyasi oyuncağı haline geldikleridir. Tabi bu durum onların da işine gelmektedir. Kanaatimce Lefkoşa Türkiye Büyük Elçisi Sayın Ali Murat Başçeri’nin kendi twiter hesabından “25 Mart” 2019 sabah saat 9.13 ‘de paylaştığı twiti “Toroslar-Akdeniz-KKTC Geçitköy Barajı. Teşekkürler DSİ @devletsu_isleri #asrınprojesi” son derece önemli bir mesaj özelliği taşımaktadır. Tabi ki anlayana…

Tarihin tanıkları

Doğduğumuz günden itibaren Akdeniz’in üçüncü büyük adasında Kıbrısta yaşadık. Bu günlere, bu yaşa gelmemizin iyi günleri olduğu kadar mücadele yıllarını da gördük. Önceleri de yazmıştım Kıbrıs siyasetine geçmişten bu güne hizmeti geçen liderleri ve eşlerini çeşitli hadiselerde tanıma fırsatım oldu. Öncelikle aile doktorumuz Dr. Fazıl Küçük ‘ün evimizde Lefkoşa’da Maarif Müfettişi babam ile yaptığı ve yine Kıbrıs Davasına ilişkin konuşmalarını dinlediğimiz günlerden geçtik. Limasol’daki yıllar, Eoka baskıları, bilahare 1960 yıllar. Babam Hüseyin Özdemir ve Ertuğrul Denktaş sınıf arkadaşlığından kalma Önderimiz Rauf Raif Denktaş dostuluğunu, Türk Mukavemet Teşkilatı yıllarında verilen mücadeleye tanıklık, hep bizim yaştaki o neslin yaşadıkları oldu. Annem Fatma Özdemir ve biz çocuklar da Denktaş ailesinin gerek Köşklüçiftlik’teki evlerinde gerekse Cumhurbaşkanlığı Sarayında her zaman gidenlerdik . Ben ve kardeşimin Sayın Denktaş’a hitabımız Rauf amca, eşi Aydın Denktaş’a ise Aydın Teyze olmuştur. 1963 Kıbrıs Hadiselerine müteakip Lefkoşa’daki evimizin askeri maksatlar için mücahitler tarafından üs olarak kullanımı nedeni aile kararı ile İstanbul’da yatılı okula ”Özel Işık Lisesine” gönderildik. İstanbul’da Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde okuyan, kardeşim Niyazi Özdemir o yıllarda üniversite talebeleri ile Erenköy’e çıkan öğrenciler arasındaydı. 1964 yılında Sayın Denktaş İngiltere dönüşü Ankara’ya geldi. Denktaş’ın Ankara’da mecburi sürgün hayatı böylelikle başlamış oldu. İşte bu dönemde Türkiye’de yaşayan her Kıbrıslı Türkle Denktaş ailesinin irtibatı ve onlara yardımları vardı. Bu dönemi içeren yaz tatillerinde Kıbrıs’a dönemeyen ben ve kardeşim Ankara Küçük Esat semtindeki Denktaş ailesinin evinde yaz tatili boyunca kalanlardık. Unutamadığım 13-14 yaşımın anıları arasında Rauf Denktaş’ın ve eşi Aydın Denktaş’ın Kıbrısda yaşanmış olayları,Türkiye nezdinde dile getirişlerindeki coşkuda gördüğümdür.Ankara yıllarında Raif,kardeşim ben Serdar ve ikizler Ender ve Değer bazı gecelerde bölgenin açık hava sinemalarına da gittiğimiz gibi o yıllarda Ankara’da bulunan Sayın Vedat Çelik ve eşinin evine de ziyaretlerde bulunduğumuzdur. Aydın teyzenin sofrasında her zaman misafirleri vardı. Yemek masasında yeri masa başında oturan eşinin yanındaydı. Onların sofrasında konuşulan konu ise hep Kıbrıs meselesiydi. Zaman zaman espirili konuşmalar da olmuyor değildi. Sadece Pazar günleri bütün aile fertleri ile birlikte köfteciye gittiğimiz ve köfte yanında şalgam suyu içtiğimiz de unutamadıklarım arasındadır. Rauf amcamızın salona açılan kapısından çalışma odasındaki masasının üzeri bir dolu dosyalar ile kaplı olduğu görülmekle beraber o odaya giriş çocuklara yasaktı. Sadece Aydın teyze o odaya girip önemli hususları kapıyı kapatıp mütelea eden oluyordu. Türkiye’de Anamur’da Kıbrıs Türklerinin Moral ve Motivasyonunu artırmak amacı ile Kıbrıs’ın Sesi Radyosunun Mücahitin Sesi diye nitelendirilen radyo istasyonunu yerinde görmek için Liderimiz Rauf Denktaş’ın kendi kullandığı küçük Kaplumbağa Volkswagen Otomobilinin arka koltuğuna, Raif, Serdar, Ender, Değer, ben ve kardeşim Kandemir’in, Ankara-Anamur yolculuğu vardır. Bizler uzun bir kara yolu seyahatinde birlikte olmanın, ayni havayı teneffüs etmenin ayrıcalığını yaşamış olanlardık. Daha sonraki yıllarda da Denktaş ailesi ile siyasi çalışmalarda,Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde genel seçimlerde UBP’de birlikte çok çalıştık. Bilhassa Raif Denktaş’la Ankara’da olduğu gibi Lefkoşa’da da iyi arkadaş olduk. Aydın teyzenin Raif’e olan ayrı bir tutkusu olduğunu bizzat dinleyen birisiydim. Aydın teyze el emeğine çok önem veren bir kişiydi. Yengem için işlediğim “Maraş İşi “ elbiseyi gördüğü zaman kendisi için de ayni motif maraş işini işlememi istemiş ve çok güzel beyaz bir kumaş almıştı. Büyük bir heyecanla işlediğim bluzu da çok beğenmişti. Aradan çok uzun yıllar geçse de, daha sonraki yıllarda onu görememiş olsakta o bizim, çocuk kalbimizin, hep ana yarısı teyzesi olarak kalacaktır. Bu gün Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş’ın çok değerli hayat arkadaşı Aydın Denktaş’ın eşine ve ülkemiz toprağında yatan sevdiklerine,yine ayni toprakta kavuşacağı bir gündür. Kendisine Allahtan rahmet dilerken hayatta olan çocuklarına ve ailelerine uzun ömürler diliyoruz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti halkının başı sağolsun.

Hayatın pusulası

Son günlerin gündemi oldukça meşgul eden ve muhtemelen 2020 Nisanında seçimi yapılacak KKTC Cumhurbaşkanı seçimleri için aday isimleri ağızdan ağıza dolaşmakta çeşit türlü haber yapılmaktadır. KKTC Anayasasında bir kişinin Cumhurbaşkanı seçilebilmesi için gerekli evsafı taşımış olmak 99. Maddesinde belirtilmiştir. Cumhurbaşkanı seçimleri için Yüksek Seçim kurulunun açıklayacağı kurallar ve tarihlerde adaylar için müracaat Yüksek Seçim Kuruluna yapılır ve adaylıkları kabul edilenler ister siyasi parti amblemi altında,ister bağımsız aday olarak seçimlere katılırlar. Seçimlere, her defasında seçilemeyeceğini bildiği halde propaganda sürecindeki, konuşma hakkını kullanmak isteyen kişileri de, geçen seçim süreçlerinde,görmediğimizi kimse söyleyemez. KKTC Siyasi partiler temayüllere uygun olarak bu çok önemli seçimde Genel Başkanlarını aday gösterme eğilimlerini geçmiş tarihsel süreçte göstermişlerdir. 2020 de aday olabilmesi muhtemel kişiler şimdiden seçmenin nabızını yoklamaya başlamışlardır. 12-9-3-3 hükümeti içerisindeki partilerin TDP Başkanı Cemal Özyiğit ‘in Sayın Mustafa Akıncı’yı destekleyici mahiyetteki konuşmalarının netleştiğini görüyoruz. Sayın Serdar Denktaş ise adaylığını koyabileceği hususunu 2019 Mali Yılındaki başarısı olursaya endekslemiş olduğunu ifade edendir. Sayın Kudret Özersay geçen seçimlerde adaydı bu adaylığının propagandası ve şahsına verilen oy kurduğu partinin genel seçimlerde tek başına iktidar olmasını sağlayamamıştır. 2020 ‘de aday olması halinde partisinin oyları cumhurbaşkanı seçilmesine kafi değildir.Başarısız ve güven duyulmayan bir hükümetin ortağı olması ise kendisinin dezavantajıdır. Sayın Erhürman ise bir bakıma emanetçi Genel Başkan imajını halen, rozet olarak göğsünde taşıyandır. CTP ‘den Sayın Mehmet Ali Talat ve bilhassa Dr.Sibel Siber gibi isimler onun isminin önünde, telafuz edilmekte oluduğu ise ayrı bir gerçektir. YDP Cumhurbaşkanı adayı çıkaracağını açıklamıştır. Oradaki isim de muhtemelen parti genel başkanı Sayın Erhan Arıklı olacağı haberleri yaygın olandır. Bağımsız adayların henüz isimleri orta yoktur. UBP geçmişten gelen ve parti yetkili kurullarının vermiş olduğu kararlar doğrultusunda Cumhurbaşkanı adayını belirlemektedir. Nitekim bu hususlardaki soruları yanıtlayan UBP Genel Başkanı Sayın Ersin Tatar, şu anda gündemlerinde Cumhurbaşkanı seçiminin olmadığını ifade etmekle beraber bu çalışmalara başladıkları zaman bir takım yöntemler ile fikir sahibi olmak adına çalışma yapılacağı ifade ettikleri arasındadır. Bu çalışma düzeni içerisinde bütün siyasi partilerin kendi iç bünyelerinde zaman zaman anket yaptırdıkları da her ne kadar sonuçlar açıklanmaz ise de bilinendir. Siyasette strareji için anket yapılması lüzumludur. “Anket nedir? Araştırma tekniklerinden biridir. İktisadi, siyasi, sosyal vb. sahalarda karar verme sırasında karşılaşılan belirsizlikleri ve bilgi eksikliğini gidermek, problemleri teşhis etmek, aydınlatmak, çözüm bulmak için başvurulan sistematik ve planlı bilgi toplama faaliyeti. “ olduğuna göre, hor görülmesi,alayvari yorumlar yapılması konuları sadece hafife almaktır. Örneğin CMIRS, Aralık 2018 anketinde katılımcılara 11 bakana başarı puanı vermesinin istendiğini ve anket sonuçları haberlerde yer alandır. CMIRS Direktörü Mine Yücel, ankete katılanların “En başarılı bakan” olarak Başbakan Tufan Erhürman’ı gösterdiğini söylemiş olmasına rağmen “ 5 ” 0larak tesbit ettikleri Başarı/Güven rakamı üzerinden aldığı notun 2.74 olduğu raporda okuduğumuzdur. Diğer bakanların tümünün de 5 üzerinden aldıkları notun 2.5 puanın altında kalarak sınıfta kaldığını belirten Yücel,en başarısız bakanların Eğitim Bakanı Cemal Özyiğit ve Tarım Bakanı Erkut Şahali’nin son sırada eşit puanda kaldıkları ,Bakanlar Kurulu’nun ortalama başarı puanının da 2.27, olduğunu vurgularken, kanaatimce bu vasat hükümetin acizliğini ortaya koymuş, halkın güvenmediği bir hükümete bir de başarısızlık eklendiğine raporunda ayrıca yer vermiştir. Anketler her zaman yapılandır, sonuçlarının takdiri, tabi ki halkın kendi düşüncelerindedir. Türkiye Dışişleri Bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu’nun adamızı ziyaretinde gerek Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı ile olan ortak basın açıklamasında gerekse bir televizyon kanalında canlı olarak gerçekleşen programda gazetecilerin sorularına verdiği cevapların tekrar tekrar dinlenmesi ve GAÜ’de yaptığı konuşmasında vurguladığı hususlara dikkat kanaatimce gerekendir. Sayın Bakan Çavuşoğlu’nun dile getirdiği konulara, ima yolu ile olsa dahi, lüzumsuz açıklamalar yapılması, sadece abesle iştigaldir. Sonuçta “Seçimler hayatımızın pusulasıdır. Her seçim bizi ayrı bir yöne götürür” sözünü unutmamak son derece önemlidir.

Her ölüm erkendir

Her ölüm erkendir

Eski yıl, yeni yıl, tekerlek gibi dönüp geçen yılların döngüsündeyiz. Her yıl insan yaşına eklenen artı, her ne kadar tecrübe diye nitelendirilse de insan ömrünün ortalama yaşam süresi üzerinden yapılan istatistiki çalışmalar bir ülkenin gelişmişliğinin de göstergesi olabilmektedir. Bu konu oldukça ilginç, ulaştığım bilgilere göre insanlarda ortalama yaşam süresi ülkelere göre farklılıklar gösterebilmektedir. Swaziland’da 39,5 yıl olan yaşam süresine etken sebepler vardır. Japonya’da 81 yaş,Andorra ise 83,5 yıl ile dünyanın en uzun ortalama yaşam süresine sahip ülkesi olduğudur. Türkiye’de ise 2008 yılı itibarıyla beklenen yaşam süresi TÜİK tarafından 73.6 yıl olarak açıklanmıştır. Bilinen en uzun yaşamış insan ise 128 yıl ile Türk olan Halim Solmaz’dır. Dünyada yaşam süresi, çoğunlukla halk sağlığı, tıbbi bakım ve diyetlere göre ülkeden ülkeye büyük farklılıklar gösterir. Ölümler yoksul ülkelerde çoğunlukla savaş, açlık ve hastalıklardan (AIDS, Sıtma, vb) kaynaklanlandığı açıklanan bilgilerde mevcuttur .Böyle bir konudaki verilerin ehemmiyetli olduğu kanaati her konuda var olandır. Bilginin artığı çağdayız ve her türlü hesaplamanın istatistiki bilgileri ile bu gün normal şartlarda ortalama yaşam sürenizi veriler var ise tahmin edebiliyorsunuz. Daha sonra ülkemizdeki yaşam süresi ortalaması açıklaması var mı diye Devlet Planlama Örgütü verilerine internet üzerindenhttp://www.devplan.org/ sitesine girip ölümlerin yıllar itibariyle ölüm nedenlerine göre dağılımını 2013-2017 verilerini içeren cinsiyete göre çizelgelere işlendiğini görmüş olmama rağmen ortalama yaşam süresi istatistiki bilgilerine henüz ulaşamadım. Lefkoşa’da 782 Mağusa’da 225,Girne’de 138, Güzelyurt ‘da 34 iskele’de 51 Lefke’de 28 kişinin hakkın rahmetine kavuşanların toplamda 1258 kişi olduğu 2017 verilerinde mevcuttur. Demografik yapı içerisinde sayısal değerler son derece önemlidir. Dünyada yapılan araştırmalara göre Yaşam süresi küresel çapta 1990’a kıyasla yedi yıl arttığı ifade edilmektedir. Bu, her üç buçuk yılda bir yıl artışa tekabül ediyor. Yüksek gelire sahip ülkelerde kalp hastalıklarından ölümlerin azalması ve düşük gelirli ülkelerde çocuk ölümlerinin azalması gibi nedenlerle insanlar artık daha uzun yaşıyor olduğu ve yaşam süresinin artmasında daha gelişkin sağlık hizmetleri, hijyen, tıp ve hastalıkların tedavisi konusundaki gelişmeler için etkili bilgiler geleceğe ışık tutacak veriler olduğu cihetle incelemeye değer konulardır. Analiz yapılabilmesi için elbette işin uzmanı olmak gerekir. Bilmemiz gereken; “Hayat, insana bağışlanmış değil, ödünç verilmiştir. “ cümlesinden hareketle hiç bir emanete ihanet etmeme konusundaki hassasiyetimiz devam etmeli ve alınabilecek ne önlem varsa, ülkemizdeki ölümlerin azalması yönünde,tetbirlerin alınması için mücadele edilmesi gerektiğidir. Bilinmelidir ki her ölüm erkendir.

“Liderlik harekettir,konum değil!”

“Liderlik harekettir,konum değil!”

Mali Yıl Bütçesi 2019 yılı için KKTC Meclis’inden oy çokluğu ile geçti. Bütçe görüşmelerini günlerce BRT2 televizyon kanalı ile vasıtası ile canlı olarak evlerimizden izledik. Görüşmeler ile ilgili olarak olumlu veya olumsuz bir çok köşe yazısını okuduk.Seçim sandığından irademizi Meclis’te temsil etsin diye seçtiğimiz milletvekillerinin rutin Meclis toplantılarını dinlemiş olmanın ötesinde bütçe ile ilgili konuşmalarına daha ziyade önem verdik. Kimse Meclis görüşmeleri canlı verilmesin demesin. Ekran bize eğrisiyle doğrusuyla kendi yüzümüzü yansıtandır. 12-9-3-3 hükümeti geçen sürede her ne kadar da müdafaalarını döviz krizi, sel krizi üzerinde kurgulamışlarsa da sadece bir birlerinin yanlışlarını örten olmuşlardır. Seçmen takdir yetkisini kullanabilir niteliktedir. Keşkelerin siyasette yeri yoktur. Bütün milletvekillerinin özellikle de KKTC Meclisinde temsiliyeti olan Parti Genel başkanlarının UBP ‘den Ersin Tatar, CTP’den Tufan Erhürman, HP’den Kudret Özersay, DP ‘inden Serdar Denktaş, TDP’den Cemal Özyiğit ve YDP’den Erhan Arıklı’nın ülke halkının müreffeh bir yaşamı için hayati önem taşıyan görevleri vardır. Geçmişten ders alınabilir ama devamlı geçmiş hükümetler üzerinden kendilerinin de imzası olduğu inkar edilmeden “özürü kabahatlerinden büyük” konuşmalardan kaçınması gereken mevcut 4’lü iktidardır. Meclis’te Meclis Başkanlığı konusu 4 Başlı koalisyon oluşumunda protokol maddesi olmuş, grubu olmayan siyasi partinin Meclis Başkanlığına aday olamayacağı bilindiği halde Sayın Angolemli’nin üzerinden hükümet kurulmuştur. CTP ‘den Teberrüken Uluçay Meclis Başkanı seçilmiştir. Uluçay çevresinde çok sevilen saygın bir kişiliğe sahip olabilir ancak ”Meclis Başkanı” olarak bütçe görüşmelerinde sesini ve otoritesini kullanamadığı ekrana yansıyandır. Bütçe sürecini ve Meclisi iyi yönetemediği aşikardır. Meclis’te çıkan tartışmalarda tokmağı kürsüye vurup ara vereceğine yerinden her milletvekilinin konuşmasını provoke eden ve bunu alışkanlık haline getiren kendi partisine mensup kişinin toplantı disiplinini bozmasını önleyememiştir. Bütçe görüşmelerinin sona ermesi ile, UBP Genel Başkanı Sayın Ersin Tatar’ın Girne İlçe ziyareti oldukça ses getiren bir geliş olmuştur. Tatar’ın ilçe binası balkonundan “AKDENİZ” i işaret ederek denize bakışı ve Türkiye ile birlikte bu yolu yürüyeceğiz Anadolu’ya burdan Girne’den selam olsun deyişi çevredeki birçok kişinin duygulu anlar yaşamasına sebep olmuştur. İlçe binasının karşısında oturduğum cafedeki vatandaşların bu selama ayrı bir tezahürat göstermesi ise Türkiye ile ilişkilerin iyi olmasının ortak kanaatini bir kez daha deklere etmiştir. Sayın Tatar konuşmasında “Bugünkü hükümet ne yaptığını bilmiyor. Ekonomik kalkınma vizyonları yoktur. ‘al gülüm, ver gülüm’ ilişkisi ile hükümeti sürdürüyorlar. Ülkeye bir faydaları yoktur. Türkiye ile ekonomik ve mali işbirliği protokolünün imzalanmasını bile başaramadılar. Öyle bir gayretleri bulunmuyor. Oysa UBP, Türkiye ile konuşur, uzlaşır ve bu halkın ilerlemesi için gerekeni yapar. O nedenledir ki tüm eserlerin altında UBP’nin imzası vardır. Üniversiteler, turizmdeki gelişmeler, yol, göletler, Türkiye’den su ve elektrik getirilmesi bizim projelerimizdir. Bunlara yenilerini ekleyeceğiz. Özel sektörün önünü açacağız. Gerekli reformları yaparak ülkeyi kalkındıracağız “ diyerek parti yetkili kurulları ve teşkilatı içerisinde milletvekilleri ile birlikte güçlü bir birlikteliğin çerçevesindeki insan sevgisini en kalbi duyguları ile ifade etmiştir.Sayın Tatar söz verdiklerimizi yapmaya enerjimiz vardır derken ise “Liderlik harekettir, konum değil” sözünün açıklamasına ayrıca tercüman olmuştur.

Tutunacak dal

Tutunacak dal

Bir yılı daha geride bırakacağımız ayın sonuna geldik. Yaşı gittikçe artan Kıbrıs meselemizi yeni yıla kocaman bir bebek gibi sırtımızda taşıyarak gireceğiz. Bazen sil baştan okunmaya başlanan kitapta gelişi güzel ara sayfalar da okunur. Bu bütünün hepsinin okunmasına engel teşkil etmez. Yarım asırı devirdik bu yaşa geldik hala daha sınırdı, kapıydı, kimlikti,pasaporttu, Enosis,Eoka derken yılların bitmeyen öfkesindeyiz. Öfkemiz geçecek gibi de değil. Geçmişi unutun yeniden başlayalım askersiz, sınırsız bir Kıbrıs istiyoruz diyenlere mi inanalım.? Bu ara Anastasiadis demeç üstüne demeç vermektedir. “Çözümsüzlük durumunda fiili durum olduğu gibi kalmayacak” diyerek bunun da çok tehlikeli olduğunu vurgulayan Anastasiadis, “BM Genel Sekreteri’nin yeni yaklaşımının çözüm yönünde bir ümit daha verdiği” görüşünü ortaya koydu. Kıbrıs Türk halkının BM olan itimadı yoktur. BM sakıncalı siyaseti ile çözüme katkısının olmayacağı ise anlaşılmayacak gibi değildir. Tıpkı Srebrenitsalı Boşnak sivillerin o dönem ‘tutunacak dal’ olarak gördüğü Hollandalı ”Birleşmiş Milletler” askerlerinin rolü gibi aradan onlarca yıl geçmesine rağmen bugün de tartışılıyor olduğu bilinirken. 1995 yıllarına geri dönecek olursak hatıralarda “Şehrin Sırp güçlerince işgal edilmesinin ardından çekilen ve kamuoyunun da aşina olduğu görüntülerde, Hollandalı BM askerlerinin komutanı Thom Karremans’ın 11 Temmuz 1995’te görüştüğü Mladic karşısında el pençe durması, Şehre giren Sırp askerlerine ateş açılması nedeniyle Karremans’ın adeta ifadesini alan Mladic’in, görüntülerin sonunda ise Karremans’a içki ısmarlaması ve ikilinin birlikte kadeh kaldırması dikkati çekiyor. “ Binlerin katliamının, gözleri önünde yapılmasına ses çıkaramayanlara güven duyulmayacağı günümüzde gerçek olandır. UBP Genel Başkanı Sayın Ersin Tatar özellikle güvenlik konusunda Kıbrıslı Türkleri geçmişte bazı yıkımlardan koruyan tek taraflı müdahale hakkı da dahil olmak üzere, Türkiye’nin etkin, fiili ve fiziki güvencesidir. Bunun devam etmesinin, bizim için olmazsa olmaz bir durum olduğunu da vurguladığı mektubunu Guterres’e iletilmek üzere Kıbrıs’taki Birleşmiş Milletler Temsilciliği yetkililerine teslim ettiğini biliyoruz. “Türk askerinin Ada’da kalmaya devam etmesi de bizim için olmazsa olmazdır ve Parti Kongremiz tarafından kırmızı çizgi olarak kabul edilmiştir.” Sözleri de yine Sayın Tatar’a aittir ve bu gün ülkemiz halkının büyük bir kesiminin vazgeçilmezi olandır. UBP ‘nin Genel Sekreteri Sayın Hasan Taçoy açıklaması, yine son derece önem arzeder. “Kıbrıs Türkü’nün hakları Rum liderliğinin bize sunacağı bir lütuf değildir ve ne olacağının, ne kadar olacağının takdiri Rum liderine kalmamıştır Kıbrıs Türk Halkı’nın ve Anavatan Türkiye’nin günü gelidiğinde hakları neyse almasını da korumasını da bilir. Rum lider Anastasiadis artık haddini aşmıştır. Rum lider bilsin ki günü gelir haddini aşmasının cevabını alır. KKTC Halkı ve Türkiye denizde, havada, karada nerde hakkı varsa alır ve korur” diyen Taçoy bir bakıma Kıbrıslı Türklerin can güvenliği ve hakları için, açıklaması bütününde yıl sonu ikazını yapmıştır. Yılın en önemli açıklaması ise Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlunun Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda, yaptığı konuşmada Kıbrıs konusuna değinmiş olmasıdır. Türkiye’nin milli davalarından birinin de Kıbrıs olduğunu, adil ve kalıcı bir çözüm için samimi çabalara ihtiyaç duyulduğunu söyleyen Çavuşoğlu Türkiye’nin samimi çabalarına Rum tarafının yanaşmadığını dile getirmiş “Artık laf olsun diye bir müzakereye başlamamız söz konusu değildir demiş ve ilaveten “Neyi, ne için müzakere edeceğiz, parametreleri ne, çerçevesi ne, bunları belirleyeceğiz. Sıfır garanti, sıfır asker rüyasında olanlara tekrar hatırlatıyorum; o rüyadan, hayalden uyansınlar, vazgeçsinler, öyle bir şey hiçbir zaman olmayacaktır.” demiştir. KKTC hükümetinin ise Kıbrıs meselesi hakkında ortak görüşü olmadığı cihetle Erhürman,Özersay,Özyiğit ve Denktaş kendi siyasi partileri adına konuşmakta ve dışa karşı havanda su dövmektedirler Daha ne diyelim?