Author: tberova

Sükunet ve karşılıklı anlayış

Trafik kontrol, “polisi, milletvekili ve sosyal medya” üçgeninini gereğinden fazla konuştuğumuz bu günlerde önemli olan tarafların sükunetini muhafaza etmesidir. Gelişmeler ile ilgili Meclis Genel Kurulunda Başbakan Sayın Erhürman PGM’nden aldığı bilgileri paylaşmış ve konu soruşturma konusudur demiştir. Sosyal medya üzerinden yapılan hakaret, tehdit ve küfürün suç teşkil ettiğini de sözlerine eklemiştir. Hele meselenin Türkiyeli-Kıbrıslı ayrımcılığına çekilmesinin doğru olmadığını özellikle sözlerine eklemiştir. Kanaatimce Başbakanın konuşması çok manalıydı! Dikkatli olunması gerekendi. Bütün bu konularda yazılanlanları okurken gerçek olduğu yazılan bir hikaye gözüme takıldı okuyucularım ile paylaşmadan olmaz dedim. Hikaye şöyle; ”Deniz, hız limitinin 90km olduğu yerde 110km ile gidiyordu ve son dört ay içerisinde dördüncü defa Polis tarafından durduruluyordu. Bir insan nasıl bu kadar şanssız olabilirdi? Deniz, arabasını sağa çekti” İnşallah şu anda yanımızdan daha hızlı bir araba geçer” diye düşünüyordu. Polis, elinde kalın bir not defteri ile arabadan indi. Bu Polis camiden tanıdığı Ali’ydi. Deniz iyice arabasının koltuğuna sindi, utanmıştı. Bu durum bir cezadan daha kötüydü camiden tanıdığı bir polisle, hemde hızlı gidip, trafik kurallarını ihlal ettiği için karşı karşıya kalmışlardı. Deniz, Ali ‘ye birbirimizi yeniden böyle görmemiz çok ilginç, dedi Ali “ İyi günler Deniz” dediğinde Ali gülümsemiyordu ve ilk sözü – “ Beni, Eşimi ve çocuklarımı görmek için eve giderken yakaladın” oldu. -“Evet öyle” diyen polis Ali, umursamaz görünerek dinledi. -“Son günler eve hep çok geç geldim Çocuklarım beni uzun süredir hiç görmedi ayrıca Zeliha, bana bu akşam mantı, içli köfte ve biftek yiyeceğimizi söyledi Ne demek istediğimi anlıyormusun?” – “Evet ne demek istediğini anlıyorum dedi polis Ali , Ayrıca trafik kurallarını ihlal ettiğini de biliyorum” diye de cevapladı. – “Eyvah! Bu taktik fazla işe yaramayacak gibi ,taktik değiştirmek gerekli” diye düşündü, Deniz -“Beni kaç ile giderken yakaladın?” diye sordu. – “110 km … Lütfen arabana girer misin?” dedi polis Ali – “Ah Ali, bekle bir dakika lütfen, seni gördüğüm anda, takometreye baktım sadece 85 km ile gidiyordum” – “Lütfen Deniz, arabana gir” diye üsteledi Ali. Deniz, canı çok sıkkın bir şekilde arabasına girdi, kapıyı çarparak kapattı .Polis Ali, not defterine bir şeyler yazıyordu. “Ali niye benim ehliyetimi ve araba ruhsatımı istemiyor ki” diye düşündü Deniz, ne olursa olsun, bundan sonra camide de bu adamın yanına oturmaktansa, birkaç gün camiye gitmemeye karar verdi. Ali arabanın kapısını tıklatıyordu, Deniz arabasının penceresini 5 cm kadar açtı. Ali, Deniz’e bir kağıt verdi ve gitti. -Deniz ceza değil bu diye kendi kendine söylendi, bir anda sevinmişti. Yazıyı okumaya başladı, kağıtta şunlar yazıyordu; “Sevgili Deniz, benim bir kızım vardı altı yaşındayken çok hızlı araba kullanan biri tarafından öldürüldü. Bu kazadan dolayı, adam cezalandırıldı. 3 yıl hapishane cezasıydı. Bu adam hapishaneden çıkınca kendi çocuklarına sarılıp, öpüp, onları tekrar koklayabildi, ama ben kızımı öpebilmek için, cennete gidinceye kadar beklemem gerekiyor . Bin defa adamı affetmeye çalıştım. Bin kerede başardığımı zannettim. Belki başarmışımdır, ama hala kızımı düşünüyorum. Lütfen benim için dua et ve dikkat ol Deniz, tek bir oğlum kaldı. Hayat çok değerli, sürekli dikkat et. Dikkatli araba kullan ve başkalarının hakkına saygı göster .Hiçbir zaman unutma,istediğin kadar araba satın alabilirsin, ”AMA İNSAN HAYATINI ASLA” “Deniz 15 dakika kadar bir süre yerinden kıpırdayamadı. Daha sonra kendine gelip, yavaş yavaş evine gitti. Evine varınca, çocuklarına ve eşine sıkıca sarıldı. ” Deniz belki para cezası kağıdını almamıştı ama sonsuza dek unutmayacağı bir dersi ezberleme cezasına çarptırılmıştı. Polis vatandaş ilişkilerinde nedeni ne olursa olsun trafik kurallarına uymak, hayatın yol akışındaki mecburiyettir. Yeter ki karşılıklı anlayış olsun. Her hadiseden bir ibret alınsın. 

Advertisements

Kabusa devam

Geçen akşam bir televizyon programına çağrılan Siyasi Parti Başkanlarının Meclis’te gerek grubu ile gerekse 3 er ,ikişer milletvekiline sahip olmaları hasebiyle katılacakları programın günlerce evvel reklamı yapıldı. Oldukça rağbet gören bu programın onbinlerce izleyicisi oldu. Gerek televizyonu izleyenler, gerekse Facebook hesapları ile programı takip edenleri görüp falan sizle beraber izliyor, ibareleri ile herzamanki gibi karşılaştık. Program, Türkiye ‘deki televizyonlardaki bir “haber programının” her gece değişik bir tag benzerini ile başladı ve #HalkSoruyor tagı sürekli ekrana sabitledi. Programda konuşma sınırı vardı. Bu eğer hükümet ortakları ile muhalefeti karşılaştırıp konuşma hakkı süresi verilmişse muhalefeti de ayni süre ile kısıtlamak kanaatimce oldukça adaletsiz oldu.Çünkü Programa katılan 4’lü hükümetin alt yazılarda bakanlık isimleri de vardı. Demek ki televizyon programlarına çıkacak olan parti liderleri önceden program akışındaki soruları değil ama program sunucusunun koyduğu kuralları önceden konuşulmalıdır. Programa çıkıp çıkmama konusu buna göre değerlendirilmelidir. Yüz yüze canlı programlarda bu hususa mutlaka dikkat edilmelidir. Yoksa kuralların program akışı içinde konuşmacıları azarlar pozisyonu ile hatırlatılması hoş değildir. Hele hiç bir program yapımcısının taraf tutma gibi lüksü hiç olmamalıdır. #HalkSoruyor dediler sorduk ama sorduklarımıza ilişkin herhangi bir yorum okunmadı. O gece elbette televizyondan izleyenler de olmuştur. Ancak programa dahil olma olanağı Facebook tercih sebebiydi. Haliyle yorum yazanlar arasında bir birine cevap yazanları okudum, çoğunluk mevcut 4’lü hükümetin icraatlarından şikayetçiydi. Köşe yazarı olarak o gece program akışını izledim yorumlarımı yazdım, soru mahiyetinde sordum. Halkın içinden biri olarak sorularımı sordum. Bu yazımla sizlerle yeniden paylaşıyorum. #HalkSoruyor Sayın Denktaş seferberlik derken Maliye bakanı olarak mali seferberlikten bahsediyorsa daha ne kadar zam yükü olacak,işte Girne’de elektrikler de kesildi. #HalkSoruyor 175 kişinin vatandaşlığı iptal edildi mağdurlar mahkemeye gittiler ara emiri aldılar. Sonuç ne aşamadadır. #HalkSoruyor Hükümet 4baş x15 dakika konuşuyor. Sayın Tatar’a ve Sayın Arıklıya iktidara verilen toplam süre kadar konuşma hakkı verilmelidir. Sayın Tatar gerçekleri ifade etmiştir. #HalkSoruyor UBP ‘nin verdiği KIP-TEK araştırma önerisini koalisyon neden red oyu ile engelledi? Bıraksalardı kurum çalışanları da konuşsun. Komiteye katılsın. #Halksoruyor neden program saat 22.00 başlamadı? Elektrik zammı , tarife ve zam için çözüm ne olacak? İktidar cevap vermelidir. Dünden bu güne gelinemiyor. Yarınımızı ipotek altına aldılar. Geçim derdine Çözümü söylemiyorlar. Nisan sonu elektrik faturaları gelecek hala daha yaptıkları tarifeyi savunuyorlar Hala daha dün değil yıllar öncesi konuşuluyor. Bu gün yok. Çok üzgünüz iktidardan memnuniyet verici geçim derdine çare üretildiğini görmedik. Kabusa devam. Allah yardımcımız olsun. Ülkede hastahanelerin Eczaanelerinde ilaçlar yok. Kanser illeti aldı başını gidiyor. Önlemi yok. Santral dumanı önlemi yok. Laboratuvar yandı, yenisi yok. #HalkSoruyor ne olacak ? #HalkSoruyor Ciklos sel felaketi için Meclis araştırma komitesi raporu çıktı mı ? Daha hedef yok, koyacaklar zaten Özyiğit [Eğitimde] sessiz ve derinden çalışacağız beyanatını vermişti. Yorumlar arasında dikkat çekici olan Sayın Oğuz Köse’nin hem fikir olduğum sorusuydu. “Başbakan ana muhalefet lideri gibi konuşuyor , yaptığı konuşma ile son 19 yılın yaklaşık 13 yılı iktidarda olduğunu unuttu galiba.. 13 yılda ne yaptılar merak ediyorum ?” Evet bizlerin de merakı bakidir. Programa nokta sözümüz olsun. Ne demiş, Şeyh Edebali-” Çok konuşma, boş konuşma, kem konuşma“ Keşke ile başlayan cümlelerin içerisinde her daim bir pişmanlık duygusu vardır. Kullanmayı sevmem. Eğer bir yaşanmışlık var ise ancak tecrübedir ve tekrarı yapılmaz. Hayıflanmak boşunadır. 

Zam Seferberliği

KKTC Meclisi Genel kurulu haftanın ilk oturumunda oldukça tantanalı geçti. Ne zaman, 2019-2021 yılını kapsayacak ve Türkiye ile imzalanacak protokolle ilgili sorular gündeme taşınır olur, işte o zaman, İktidarın asabiyeti artar. Gerginlik başgösterir. UBP Genel Başkanı Sayın Ersin Tatar “Anlaşıldığı kadarıyla metin üzerinde tartışmalar devam ediyor. Hazır bir metin olmadığına göre ne gün imzalanacağı belirsizdir” diyerek “ihalelerin açılamaz noktaya geldiğini, ülke ekonomisinin öngörülebilir durumdan çıktığını ve ekonominin daralmasıyla kriz ortamının büyüdüğünü “ ve hükümetin avans adı ile aldığı ifade edilen borçlanması konusunda bilgi istemiş ve İktidarın daha fazla “Türkiye’deki seçimlerin arkasına saklanılamayacağını” açıkça Meclis kürsüsünden dile getirmiştir. Sayın Tufan Erhürman ortaklarının hala daha sözlerinin ıslaklığını muhafaza eden konuşmalarını bilmezmiş gibi ,Sayın Serdar Denktaş’ın protokol konusunda yine Meclis kürsüsünden neden imza konulmadığını , Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğana sorunuz dediğini,diğer günde, Türkiye Elçiliğini adres gösterdiğini unutmuşcasına ve Sayın Özersay’ın ekonomik protokol ile ilgili Sayın Erçin Şahmaran ile yaptığı ve bir saati geçen sohbetinde ifade ettikleri “İmza aşamasına gelmiş bir protokol yoktur’ ‘Ekonomik protokol müzakeresi devam ediyor. Henüz taslak sonuçlandırılmadı. Yani imza aşamasına gelmiş bir metin yoktur. Bu nedenle sen imzalamadın, ben imzaladım, ya da tam tersi gibi bir durum yoktur. Metin henüz imza aşmasına gelmemiştir. Aslında bu tartışmalar kısır tartışmalardır, önemli olan içeriktir.” dediğini de mi bilmiyor? Sayın Özersay şimdiye kadar olan mali protokol ve Türkiye ile ikili ilişkilerin gidişatını sohbete konu ederken son derece samimi olduğu ve doğruyu ifade ettiğine dair bir kanaat oluşturmuş ve muhalefet ile bir bakıma ayni şeyleri ifade eden olmuştur. Özel sektörden borçlanma konusunun ise bakanlar kurulunda görüşülmediğini Sayın Şahmaran’a sohbet esnasında söylemiştir ki bu sohbet bir köşe yazısı ile Star Kıbrıs Gazetesinde yayımlanmıştır. Hafta sonu evveli ve/veya hafta sonu çalışmalarında böyle beyanatlar verilmiştir.Gazetelerde konular haber nitelikli manşetlere taşınmıştır. Ekonomik protokolle ilgili büyük bir sorun olduğu görülmektedir. Dolayısıyla doğru ifadeleri bu aşamada kimin yaptığı aranılır olmuştur. Koalisyonun her ortağı ayrı bir telden konuşuyorsa Sayın Erhürman adeta bir baba şefkati ile hükümet ailesi üzerinde acaba bu çabasını neden sürdürmektedir? Sorusunu akıllara takmaktadır. Hakikaten gelişmeler ve anlatılan gerekçeler anlaşılır olmaktan uzak ve gün geçtikçe hayli gülünç bir durum arzetmektedir. Hani derler ya ağlanacak halimize gülüyoruz. Tam o haldeyiz ve Başbakan Erhürman’ı dinliyoruz, Sayın Tatar’a cevap verirken son derece gergin bir tavırla konuyu bağlamaya çalıştığını görüyoruz. Sayın Tatar’ın üslubunu beğenmedim diyor ama bir yılı aşkın süredir hep ayni ezberi tekrarladığını bizlere de ezberlettiğini unutuyor. Devamlı gösterdiği mazareti ise “Türkiye’deki sistem değişikliğinin’ bütün bu olumsuz ilişkilere gerekçe olduğu intibasını yayıyor. Sayın Erhürman bizim dinlemekten bıktığımız lakin gerek kendisin gerekse koro halinde 4 ağızın tekrarladığı “ortakların birlikteyiz andı “ nı yinelemekten medet umuyor . Yüz mimiklerinin ifadesinin okunuşundan belli olan ise, kendisinin hükümetten ayrılma isteğinin, önünde çok büyük bir engelle karşı karşıya olduğu anlaşılıyorsa da ifadede güçlüğü olduğu belirginleşiyor. Yinede Sayın Erhürman Koalisyon birlikteliklerinin sözde sarsılmaz bütünlüğünü överken 4 kollu hükümeti koruyor ayrıca imtihanda sözlüye kalkmış öğrenci edası ile misal de veriyor “ TC tarafı kendileri için çok önemli olan seçimlerden 2 gün önce bize randevu verip, bizimle görüştüklerine göre bizim onları suçlamamız mümkün değil” diyor. Bu sözleri söyleyen ülkemizin başbakanıdır. İmza aşamasına getiremedikleri bir protokol vardır, fakat muhalefet tarafından soru sorulduğu zaman, zeytin yağı gibi üste çıkmasını bilenler olarak Türkiye ile ikili ilişkilerde bir sorun varsa ve biliyorsanız bunu siz isbatlayın diye de davette bulunuluyor. Bir acayip süreç, ne diyebiliriz. Çalışmayı ve beklemeyi öğrenmiyorlarsa daha yazazılacak çok şey vardır. Öte yandan “Hükümetin zam seferberliği” kapıdadır.

Alışamam yok alışacaksınız

Geçim derdi ve hayatın tecrübesi insanımıza ihtiyaçlarını aciliyetine göre belirlemeyi öğretmiştir. Günümüzde ekonomik krizle kalkıp, krizle yaşayıp krizle akşamı buluyoruz. Krizli rüyaların pisikolojisi ile kaliteli uykunun haram ettirildiği geceleri yaşıyoruz. 4 kollu hükümet döneminde zam rüzgarında insanı ürperme ile birlikte üşütme tutuyor. “Ekonomik Kriz” in her aileye değişik bir şekilde yansıdığını görüyoruz. Kiracı olanla, ev sahibinin, çocuğu olanla,çocuğu olmayanın gençlerle,orta yaş grubunun ve yaşlının,özel sektörde çalışan ile kamuda çalışanın, tek başına yaşayanlar da dahil krizin girmediği çalmadığı ev kapısı yok, kapıdan içeriye kriz girdi mi evi allak bullak eden bir acı yaratıyor. Öncelikle mutfağı ateşliyor diye yazdığımız günler ilk elektrik zammının yapıldığı zamandı. Dahası o günler için yazdıklarımın tekrarında fayda vardır, çünkü değişen ve sunulan bir refah düzeyi yoktur. İnsanın yaşamı içerisinde motivasyonun önemi son derece önemli bir faktördür. İnsan güdülerinin de kendi içinde bir sistemi olduğunu ve yaşam kaynağı için amacın belirlendiğini biliyoruz. İnsanın yaşama azmi içinde faydayı arayışı ve ihtiyaçlarını sıralayışı vardır. ihtiyaçlar dizisi içerisinde geliri ile giderinin eşitlenmesinin hayati durum arzettiğini biliyoruz. Ülkemizde asgari ücretin yeniden tesbiti ile düşük gelirin, önüne geçilmez bir çok sıkıntıyı beraberinde getirdiğini de biliyoruz. Bilmediğimiz tek şey ülkemiz halkının ne zaman müreffeh bir yaşama kavuşacağıdır. İç politikada olsun dış politikada olsun ülkemizde mevcut koalisyon ortaklarının halkın sıkıntılarını bilmemezlikten gelişlerini yadırgıyoruz. Meclis Genel kurullarının dinleyicileri arasında iktidarı ile muhalefeti ile tüm konuşmaları dinleyenleriz. Halkın sorunlarını Meclis kürsüsünden dile getiren muhalefet milletvekillerine iktidarın verdikleri cevapların sadece cümle zenginliğinden ibaret olduğununun bilincindeyiz, farkındayız. Bilhassa ağdalı konuşmaları ile dikkat çeken Sayın Şahali’in uzun cümlelerinde kurguladığı ülkemizin oldukça önemli bir kesimi için, hayvancılık ve çiftçilere yönelik kendinin bile yapacağına inanmadığı ancak arzu dolu ifadelerini devamlı kürsüden bilhassa Ulusal Birlik Partisi Milletvekili Sayın Dursun Oğuz’un konuşmaları sonrasında, verdiği uzun uzun cevaplarında, dinleyenleriz. Öyle ettiler böyle ettiler çoklu tarifel zamlı elektirikli bir hayat tarzını memleket insanının evine mali kriz olarak soktular. ‘Alışamam yok, alışacaksınız’ diye de azarlar gibi konuştular. Kimi, kime şikayet edeceğiz diye yarattıkları çoğunluğun hiddetini görmemezlikten geliyorlar. Koalisyonu inşa edenler, Sayın Erhürman ,Özersay, Özyiğit ve Denktaş’ın Kıbrıs meselesinde hükümet programına koydukları ve ortak mutabakat sağladıkları bir vizyonları olmadığı gibi buna benzer değişik gündem maddelerinde anlaşmaları olmadığı hali ve koalisyonun mecburi evetçi milletvekilleri ile de kendi adlarına yaptıkları aleni konuşmalarda, kendi iktidarlarını açıkca eleştirmelerinden anlaşılmaktadır. İktidara mensup milletvekilleri 4’lü ortaklık nezdinde eleştirilerde siyaseten serbest ancak oylamalarda zoraki kabulcüdürler. İnanmadıkları konularda bir şekilde hükümetin devamı açısından rıza gösterenlerdir. Ülkemiz halkı bu siyasi oyunun seyircisi olarak her şeyin farkındadır . Zaman çabuk geçer. Hele bir Cumhurbaşkanı adayları kesinleşsin, taraflar saf tutsun, siyasi arenada neler olabileceği net olarak belli olacak, siyasetin gidişatı anlaşılacaktır. İşte tam da bunun için bekle de gör diyenler çoğunluktadır…

Felaketin iyiliği

Sayın Akıncı’dan 2020 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar geçecek süreçte dik duruş göstermesi ülke halkının büyük bir çoğunluğu tarafından beklenendir. Yalvarır pozisyonda olmak çözüm getirmez. Barış KKTC’de vardır. Her türlü doğal afet dahil,her tehlikede Anavatan Türkiye her zaman yanımızdadır. KKTC’de Cumhurbaşkanı adayı olacak kişilerin isimleri mensup oldukları siyasi partileri tarafından belirlenirken Kıbrıs meselesinde “havanda su dövecek” aday değil, ülkemizi iç ve dıştaki her türlü tehlikede koruyabilecek manifestosu ile seçmenin karşısına çıkması gerekliliği mutlaka vardır. Küçük düşünüp, büyük zarara uğramak yerine her zaman için dirayetli ve donanımlı, mücadele ruhuna sahip bir Cumhurbaşkanı’na ülke halkımızın ihtiyacı vardır. Niye böyle bir giriş yaptım diye merak etmiş olanlar olabilir. Sosyal medyanın getirdikleri diyebiliriz. 30 Mart günü köyümüz Nergisli’ye yani Yenağra’ya gidecektik,o gün için köyümüze gidecek olan bir arkadaşa orada yağmur var mı ? diye sordum bana şiddetli yağış nedeni ile 3 saattir yolda mahsur kaldıklarını, hava alanına yolcuların dahi gidemediğini, polisin, itfaiyenin ve sivil savunma mensuplarının yol için olağanüstü çalışma yaptıklarını kendilerinin de yolun açılmasını beklediklerini, sakın ola yola çıkmamamızı söyledi, ardından felaket anını yansıtan ve felaketi kanıtlayan fotoğraflar ve bir video gönderdi. Göndermiş olduğu görseli paylaşabilir miyim diye izin aldım ve Twitter hesabımdan sabahın erken saatlerinde yolun durumunu şöyle paylaştım. “Lefkoşa -Mağusa yolunun hali … #KKTC yola çıkmak isteyenler çok dikkatli olsunlar. Durum tehlike arzediyor. Girne’de şimdi şiddetli yağmur devam ediyor… #Zeytinlik” bu twitimi attıktan bir müddet sonra Güney Kıbrıs CAN’dan bir gazeteci twitim üzerine Rumca alıntı ile kendi hesabından yazdıklarımı ve videoyu aynen paylaştı. Alıntının çevrisi “ Lefkoşa – Gazimağusa yolu. Hava olayları, felaketler sınırları ve barikatları bilmiyor “idi doğrudur “Ada “ Güney ve Kuzey olarak iki taraf olsa bir Kıbrıs adası vardır. Su akmaktadır. Bu gibi durumlarda su yolunu ,zararlı veya zararsız bulmaktadır. İşte bu twitlerin görünürlük sayısı arttıkça ne olduysa oldu. Twitime Türkiye’den “Geçmiş olsun Yavru Vatan” yorumları gelirken, Tweetime yorum yapan başka bir Rumun ismime ama kanaatimce genelde Türk halkına yapmış olduğu çirkin bir temenniyi, inadına barış diyenlere ithaf olsun diye paylaşmam gerektiğini ve bir felaket anında bile karşı tarafın Rumların ve Yunanistan sosyal medyacılarının KKTC halkı için düşüncelerindeki kini okuyucularıma aktarmalıyım dedim. Yazılan bu defa İngilizce idi. “I hope that all of you … dirty … get cleaned off our land.” Türkçe çevrisine baktım “Umarım hepiniz pis pislikler ülkemizden temizlenir.” Hani derler ya dağdan gelmişler bağdakileri kovuyorlar aynen o misal bir temenni! Ve birçok rum bu kişinin tweetine de beğeni vermiş olmakla onun fikrinde olduklarını beyan etmişlerdir. Bir felaket anını böylesine nefret dolu yorumlayanlarla, ülkemizde hala daha beraber yaşayabiliriz diyen ve Türkiye’nin garantörlüğünü müzakereye açmak isteyenlere ve inadına barış diyenlere duyurmak açısından bu konuyu köşeme taşıdım. Ne demişler “Felâketin bir iyiliği varsa, hakiki dostlarımızı tanıtmasıdır.” 

Hayatımız şaka gibi

Rutin memleket meselelerinde oluşan sorunlar bir şekilde aşılır. Ülkemiz geçen 40 yıllık süreçte neler görmedi neler yaşamadı. Sadece bu süredeki ”hükümetlerde” 16 sene CTP 12 yıl DP ve az bir dönem Sayın Akıncı’nın da görev aldığını biliyoruz. Kimsenin kimseyi aman geçmiş dönem onlar öyle yaptılar böyle yaptılar diye eleştirmeye hakkı yoktur. 4’lü koalisyon hükümetin ortakları baş başa verip “çalışır yaparız” diyerek mutabık kaldılar hükümet programı hazırladılar, kendi kendilerine güven oyu verirken 23 milletvekili muhalefete karşılık sayıları 27 iken UBP ile kimsenin koalisyon kurmak gibi bir isteği olmadığı gibi uzak durmayı da kendilerine maharet sandılar. Bu gün oldu hala daha halkın refahına ilişkin bir icraatları da maalesef olmadı. Koalisyon ortaklarının dışa karşı beyanatları hükümetin bozulmayacağıdır. Dört ortak Başkan, 4 kollu siperde, müdafaa kalkanı ile yerini koruyor.Kalkanın arka tarafı, toz duman, ama belli etmekten imtina ediyorlar. “1Nisan Şakası” gibi yeni elektrik uygulaması ile bunalım gittikçe tırmanışta ve halkımızın büyük bir çoğunluğu geçim bunalımından nasıl çıkarım gailesindedir. Ülkemizde meydana gelen trafik kazaları neticesinde bir çok eve ateş düşmektedir. 2017 Devlet Planlama Örgütü verilerine göre kayıtlı salon araç sayısı 140 bin civarındadır.İstatistiki verilerde araç çeşitlerindeki sayılar da vardır. Yine ayni örgütün istatistiki rakamlarında 2017 yılında 269251 sürüş ehliyeti ve 214405 öğrenci ehliyetinin verildiği yazmaktadır. 2017 istatistiki rakamlarında kazaların oluş sebeplerine, tablodan baktığımız zaman, dikkatsiz sürüş yapan 1334 ,trafik ışıkları ve trafik levhalarına uymayan 38 ,aşırı süratli sürüşten 1042 kaza, sarhoşken araç kullanmaktan 293 araç , yanlış şerite geçen 117 araç ve geri geri giderek yapılan kazalar 160 olarak belirtilmişir. Dikkatsizce sağa dönüş yapanların 109 , tehlikeli geçişde 40 , önde giden araca mesafe siz yaklaşıp kaza yapan araç sayısı ise 779 ve diğer adı konmamış kazalar 98 sayısı ile istatistiki verilerde yerini almıştır. 2017 yılında meydana gelen 3791 kazada ölenlerin 37, yaralı sayısı ise 766 dır. 2017 kazaların aylara göre dağılımının istatistiki verilerine bakıldığında ortalama her ay 350 kaza olmaktadır. Haziran ve Temmuz ayları içinde meydana gelen kazalarda daha çok ölümlü trafik kazası olduğu diğer ayların ise trafik kazalarında ölüm sayılarının hangi aylarda ne kadar olduğunu DPÖ istatistiklerinden görmek ve anlamak mümkündür. Bütün bu veriler elde mevcuttur ,yakında 2018 istatistiki bilgileri DPÖ ‘ce açıklanacaktır. Yetkililerin bu veriler üzerinden trafikte alınması gerekli önlemleri alması kaçınılmazdır. Geç bile kalınmıştır. Trafik kazalarına yol açan sürücü yaya araç yol ve yolcu gibi faktörlerden kaynaklanan rakamlarda hatalara bakıldığı zaman insan hatasının öne çıktığı anlaşılmaktadır. Ülkemizdeki siyasi, ekonomik ve sosyal olayların bu hatadaki payları da ayrıca tesbit edilmeli, araçlardan kaynaklanan sorunlar ile karayollarındaki kusurların trafik kazalarına sebebiyet verdiği, özellikle dikkate alınarak, trafik kazalarını önlemek için sürücülerin ,öncelikle trafik kurallarını ihlal etmemeleri, aracın şöförünün ehliyetim var, arabanın direksiyonunu parmağımın ucunda kullanırım havasından kurtulması kaçınılmaz olandır. Eğer direksiyon başındakiler hem kendilerine hem karşıdan gelecek tehlikelerin bilincinde olmaz iseler daha çok kişileri trafik canavarı yutacak,ocaklar sönecek, ana ve babalar ağlayacak ve çok kişi de yargıdan cezasını alacaktır. Umarız trafikte taraflarca , aklı selim galip gelir. Sakın unutmayın “Uyulan her kural, bizi hayata bağlar.”

Dört başı mamur

Zamanı torbaya sığdıramıyoruz. Hızına yetişemiyoruz. Zaman bize uymuyorsa zamana, uyuyoruz. Sorun burda gizli! Geçen bir yılı aşkın sürede 4’lü hükümetin başının tek pozitif mesajı Halk Danslarındaki yeteneğini birbuçuk dakika ile sahnede sergileyip kendini ön plana çıkarması oldu. Bu oyun, nicelerine ders olsun, eleştirilmesin, kültürümüzdür, ülkemizin tanıtımına katkıdır dedik. Hatta önerimizdir, sadece seçim zamanı, reklamlara vokalistlik değil şimdiden hükümet reklamlarında dört başı mamur kullanılsın. Aynen elektrik çoklu tarife tanıtımı paralı reklamlarında olduğu gibi! Geçen yıl Mart ayının bu zamanlarda Başbakan Erhürman o meşhur her Cuma yapacağım dediği basın toplantısının ikincisinde, 15 Şubat güven oylamasından sonra geçen 6 haftalık süreçte faaliyetlerini üçe ayırarak ifade etmişti ve projelerinde üç ayak olduğunu söylemişti. Birinci ayakta rutin konular ve atamalar olduğunu, İkinci ayakta denetim ve geçmiş yıllardan gelen yolsuzluk dosyaları olduğunu, Üçüncü ayakta kuluçka döneminde ürettikleri/ üretecekleri projelerinden bahsedip hukuka verdiği önemi vurgulamıştı. Başbakanlıkta kendisinin göreve başlattığı altı müşavir/danışmanlarının, müdürlerden daha da yetkili olarak her birinin ayrı konularda çalışmaya başladıklarını konu başlıkları ile açıklamıştı.Açıkladığı 15 projeden bu gün oldu hala daha ses seda yok. Ama mazaret çok. O çok yetkili 6 danışmanın eserlerinin adı yok. Salı gün KKTC Meclisinde Ekonomik protokol ve elektrik zammı hakkında haliyle sorulan sorulara maruz kalan Maliye Bakanı Serdar Denktaş, mali protokol ile ilgili akılarda oluşan ve acaba Serdar Denktaş ne demek istiyor sorusunu yine kendisi bariz bir şekilde ha! Güney Kıbrıs ha! Türkiye gibi ima dolu bir örnek vererek babası Kurucu Cumhurbaşkanı Liderimiz Denktaş’ın Güney ile çözümde karşı tarafın Rum Yönetiminin imzaya yaklaşmadığını örnek vermiş, ekonomik protokolüde kendilerinin hazır olduğu halde Türkiye tarafından imzalanmasının geciktirildiğini söylemiştir. Böyle bir karşılaştırma yapmasının son derece yanlış olduğunu bilmesi gerekirdi.Türkiye ile Güney Kıbrıs’ı ayni kefede tartması kanaatimce son derece yanlış oldu. KKTC görüşme yetkisi ile gelen heyetlerle birçok konuda anlaşma sağlandığını anlaşamadıkları konular da olduğunu ifade eden Denktaş Muhalefet milletvekillerinin protokol içeriği hakkındaki sordukları sorulara cevap vermeyeceğini söylemiş,günü geldiğinde öğrenirsiniz demiştir. Hükümetin bel kemiği vazifesini yürüten Denktaş elindeki tek olumlu kozun maaş ödemesi olduğunu bildiği için her ay zamanında ödeme garantisini vermiş ve bunu yeniden beyan etmiştir. Mali konularda gerekeni yapacağını, gerekirse Saray Önünde kendisini asacaklarını bilse dahi, mevcut tutumundan ödün vermeyeceğini söylerken asabi, çoklu tarife elektrik konusunda “zam ise zamdır” derken ise son derece iddialı ve mülayimdi. Ödenen maaşlardan, zam ile geri aldıkları için azalan maaşlar için ise çare söylemedi. Siz muhalefet ucuz elektrik için çare üretin biz uygulayalım deyişi de politik pişkinliğiydi. Hesap kitap, kendi ellerinde, belli ki Meclis Genel Kurulunda kendi 12-9-3-3 sayısı ile kaldırdıkları parmaklarıyla UBP’nin ”Elektrik Kurumu Araştırma önerisini” reddettiklerini unutmuştu. İktidarın unuttuğu diğer konu ise kendi kafalarına göre ve Türkiye adına oluşturdukları mazaretlerdir. Türkiye hangi ahvalde olursa olsun. ister seçim zamanı, ister ekonomik sıkıntı içerisinde, ister savaş halinde olsun, Kıbrıs’ın Türkiye için önemini asla unutmuş olmaz. Olamaz. 4’lü koalisyon ortakları beceriksizliklerini saklamaya çalışırken Türkiye’nin sarsılmaz gücünü de, unutmuşlardır. Çelişki dolu konuşmalar devamında anlaşılan tek şey 4’lü koalisyonun üç ortağının Sayın Denktaş’ın siyasi oyuncağı haline geldikleridir. Tabi bu durum onların da işine gelmektedir. Kanaatimce Lefkoşa Türkiye Büyük Elçisi Sayın Ali Murat Başçeri’nin kendi twiter hesabından “25 Mart” 2019 sabah saat 9.13 ‘de paylaştığı twiti “Toroslar-Akdeniz-KKTC Geçitköy Barajı. Teşekkürler DSİ @devletsu_isleri #asrınprojesi” son derece önemli bir mesaj özelliği taşımaktadır. Tabi ki anlayana…

Bir zamanlar Yenağra

Nergisli eski adı ile Yenağra Mesarya bölgesinin önemli köylerinden biridir.Nergisli köyümüz topraklarında yetişen Ada’nın en güzel kokulu çiçeği Nergis ‘den adını almıştır. Babam Hüseyin Özdemir kitap haline getirdiği anılarında köyü, Yenağra’yı da anlatmıştır. Babamın hayatında Omorfo Öğretmen Koleji’nin kendisine verdiği tecrübenin farkındalığı vardır. Bu kolejin sayılı ilk mezunları arasından olmuş bir öğretmendi. Babam Larnaka’ya öğretmen olarak gitmeden önce nikâhlanmam gerekiyor demiş ve eş seçimini yaparken, köyün güzel kızlarını gözden geçirdiğini ve kendine uygun kızın merhum öğretmen Şakir efendinin 18 yaşındaki kızı ‘Fatma’ olduğuna karar verdiğinde kendisinin de 22 yaşında olduğunu yazmıştır. Annemin köyün dışındaki şeftali denen su kuyularından su çekip, testi omuzunda eve su taşıdığını, dikiş-nakış, tezgah çorap dokuma yaptığını, pamuk kozaları ile yaktığı bahçedeki fırında ekmek, çörek pişirdiğini, anneme, babasından kalma Yenağra köyünde 80 dönüm arazi olduğunu, nohut, böğrülce, mercimek gibi mahsul yetiştirdiklerini ve annemin bir öğretmen için ideal bir eş olacağına karar veridiğini ve onunla nikâh kıydıklarını belirtmiştir. Düğünleri bir yıl sonra olacaktır.Annem köyde kalmıştır. Babam Perşembe okuldan sonra Larnaka’dan 24 mil uzaklıktaki Nergisliye bisikleti ile nerdeyse uçarak gittiğini,Cuma tatili sonrasında ise Larnaka’ya iki saatte vardığını, Larnaka’nın denizinden köye doğru esen rüzgarın, köye gidişinde merhametli, dönüşünde acımasız olduğunu büyük bir samimiyet içerisinde itiraf eden olmuştur. Bu evlilikten biz üç kardeş doğduk. Her hafta sonu köye gidişimizde Naciye nenemi, onun annesi Şerif Mullayı,Abdullah dayıyı, Mehmet Aşık dayımızı, Ahmet Kaptan amcamızı, Ulviye yengemizi, çocukları Seval, Fatma,Hatice, Yener ve Şükrü Kaptan’ı , Süleyman dayıyı,Eminabayı, Halidabayı, Ali Naci dayımızı evlatlarını, Keseli Nenemi, Niyazi Dedemi Kahveci Cahit dayıyı, önünde önlüğü ile kumda kahve pişiren eşi Vediabayı tanıyanlar olduk . Turgut Yenaralığı, Salim Kusetoğluları, Komşumuz Tahsin Dayıyı , Cemal dayıyı, kızı Ayten’i şimdi kendisi eltim olmaktadır. Oğlu Mustafa Adağlu derken Dr.Ahmet Kaşif ‘i Reşat beyi, Kemal Yücel’i,Ergün Demirciler, Onay Fadıl,Halil Ada, Duraliler ayrıca öğretmen Mehmet Galip beyi torunu Hasan Nihat Erduran’ı hepsini hatırlayanlarız . Çocukluğumuz boyunca köye gittiğimiz, yaz gecelerinde damda yattığımızı,köyümüzün o mistik kokusunu unutmayanlarız. Babam köy kahvesinde radyo olduğunu ve şarkıların ve haberlerin orda dinlendiğini o zamanlarda kahvenin köyün ileri gelenlerinin toplandığı yer olduğunu gazetelerin okunduğunu birçok anısında iyi ki yazmış. Bayramlarda bütün köy halkının caminin bahçesinde bayram namazından sonra bayramlaştığı çocukluk hatıralarımda saklı olandır. Köy Rumlar ile karma idi ancak toprak daha çok Türklerin elinde idi. Makarios köy kilisesinde ayin yapmıştır ve Rumlar’a toprakta Türkleri geçmezler ise bir daha köye gelmeyeceğini söylenenler arasındadır . Kıbrıs’ta Tren olduğu zamanlarda mevcut istasyonlardan 30 tanesi içinde birisi de Yenağra da vardı. Yenağra’ya ”Ağaların Köyü” de denilirdi. Sosyal Medyanın gücü içinde, Facebook’ta ”7 Nisan Bahar Pikniği” için organize olan gençlik, kökü ”Yenağralı“ olan bizlere de ulaşmayı bildiler. Yeni kurulan bir sivil toplum örgütü “Nergisli Kültür Sanat ve Spor” derneğinin bu ilk etkinliği olacak, daha önce de etkinlikler yapıldığını Dernek Başkanı ”Tahir Karan“ bilgi olarak bana vermiştir. Ancak bu sefer gördüğüm o ki Nergisli köylüleri, genci ile yaşlısı ile köyün adını ve köyün yetiştirmiş olduğu tarımda ve hayvancılıkta yer eden önemli kişileri ayrıca siyaset adına köyden birçok önemli kişinin milletvekili oluşunu,eğitim adına başarı gösterenleri gündemde tutup yeni yetişen gençliğe rehber olmak niyeti ile köyde dayanışmayı pekiştirmek adına herkesi bu piknikte görmek istemektedirler. Hazırlanın! kısmet olursa 7 Nisan‘da Pazar gün köyde olacağız. Gençlik, sizi orda bekliyor…

Yaşlılık yalnızlıktır

“Bir milletin yaşlı vatandaşlarına ve emekliliklerine karşı tutumu; o milletin yaşama kudretinin en önemli kıstasıdır. Geçmişte çok güçlüyken, tüm gücüyle çalışmış olanlara karşı minnet hissi duymayan bir milletin, geleceğe güvenle bakmaya hakkı yoktur!” diyen Atatürk’ün bu sözü insanların istikbalinde ve takdiri ilahi,geçireceği yaşam süresinin son günlerinin önemini ve devletin yaşlılarını sahiplenmesini gerekliliğini vurgulamaktadır. Ortalama yaşam süresinin uzamasıyla birlikte kaliteli yaşlanmanın da öneminin arttığı bir zamandayız. Toplumun kaliteli yaşlanabilmesi için hem devletin kurum ve kuruluşlarına, hem de bireylere, görev ve sorumluluklar düşmektedir. Yaşlı insan kimdir kaç yaşında yaşlılık başlar tüm bu konuların bilimsel yönden bir çok makalelerde yer aldığını okuyoruz,biliyoruz. Ülkemizde emeklilik yaşı ile bu sürecin başladığı genellikle düşünülendir. Dünya Sağlık örgütü verilerine göre yaşlılığın başlama sınırı 65 yaş olarak tanımlanmaktadır. “İnsan doğar,yaşar ve ölür “ cümlesi aralıklarında geçen bir ömürün her günü bir sayfa olsa kim bilir her insanın hayatında verdiği yaşam mücadelesi kaç cilt kitaba konu olurdu. Her yıl 19-24 Mart tarihleri arasında yaşlılar haftası etkinlikleri ülkemizde de yapılmaktadır. Bu etkinlikleri genellikle yerel yönetimler organize etmekte ve yaşlı diye ifade edilenlere belediyelerin belirli konularda saç kesimi,şeker ve tansiyon ölçümü gibi ev hizmeti götürdüğü kayıtlı kişilere yemekli toplantılarda düzenlenen eğlenceler ile moral enjekte edilmesi sağlanmaktadır. 65 Yaşı. sınır alıp,ben yaşlandım, elimi eteğimi çekip bir köşede oturayım diyen ve dünya nüfusu içerisinde sayısı azımsanmayacak yaşlı nüfus gün geçtikçe azalmakta başka bir deyimle yaşlı nüfus dünyada artmaktadır, nedeni ise insanımızın kendini ilerleyen yaşına göre motive etmesidir. Belirli bir yaştan sonra insanlarımız sağlıklarının müsait olması halinde yaşam tarzına dikkat etmekte kendine iyi bakmaktadır. Yaş ilerleyebilir. ancak insan ruhunu zenginleştirecek meşgaleyi bulursa kendini hep iyi hisseden olur. Okumak, yazmak, gezilere katılmak, ülke gündemini görsel ve yazılı basından takip etmek, dostluklar, sevinçte ve tasada beraberlik insan hayatının vazgeçilmezleri olduğu ve vakitin en bol olduğu zamandır yaşlılık. Tabi ki yaşlılığı kendisine mesele edenler ve kabullenemeyenler vardır. Bu gibi düşünenler gençlikte yaptıkları aktivitelerde ısrarlı olmaları halinde daha çok yıbranacaklarını bilmelidirler. Yaşlanıyorum yaşlandım korkusunu ise düşüncelerinde yer etmesine müsade etmemelidirler. Yaşlanacağım diyen insanlarımızın gelecek korkusu olduğu cihetle yaşlılık zamanlarına ait birikim yaptıkları bilinmektedir.Ekonomik özgürlüğü olmayanların mali güçsüzlüğü, yaşlanmayı tetikleyici unsurlardır. Yaşlılığı önleyici olarak belki bir aşı yoktur ama en iyi ilaç insanın kendine yaptığı yatırımla zinde kalabilmeyi başarabilmek azmi her insanda var olmalıdır. Kadın olsun, erkek olsun her yaşın ayrı bir havası ayrı bir güzelliği vardır. Bu gerçekler ışığında kişilerin kendilerine ihtimam göstermesi ailenin genç yapısı içerisinde yaşlı ana ve babaların morali, elbette çocuklarına örnek teşkil edecektir. Bir de meselenin ikinci yüzüne bakacak olursak bakıma muhtaç yaşlıların durumunun varlığıdır. Ülkemizdeki en büyük sorun bu kişilere kimin tarafından bakım sağlanacağıdır. Çocuğu olan var, olmayan var, bu noktada devletin gerekli önlemleri alması gerekirken daha ziyade bir çok özel bakım evinin ismini duymaktayız. Ancak bu gibi yerlerde bakımın kalitesinin ne olduğu hakkında en ufak bir bilgiye ulaşma sıkıntısı halen ülkemizde mevcuttur. Devlette olsun,özel bakım evlerinde olsun, daha ziyade yatağa bağımlı kişilerin olduğunu bilmekteyiz. Sonuçta yaşlılarımızın yalnızlığı,bakımı ve sağlığı söz konusu olunca devletin bu konuda ayrı projeler üreterek yaşlıların tercihlerini kullanacakları kendi hayatlarına yeniden şekil verebilecekleri modern tesislerin yaptırılması, yaşlı kesime sahip çıkılması açısından zaruridir. Ve yaşlılar haftası ancak bu şekilde bir anlam kazanabilecektir. Yoksa yaşlılık aylığı alabilen kişilerin aylığını kesmekle bu işler yürümez. Çok değil bir kaç ay kadar evvel Sosyal Sigortalar kapısına çocuğu tarafından bırakılan yaşlı kadınımız için Sayın Bakan Zeki Çeler bu mağdureye nasıl bir bakım sağlayabilmiştir? Bilmek isteriz. Bu haftaya sözümüz mü? Eflatun’dan “Yaşlılık, yalnızlıktır.” şarkımız ise “Yalnızlık Senfonisi” olsun … “Sanki dokunulmazdı çocukken ağlamak Alışır her insan alışır zamanla Kırılıp incinmeye Çünkü olağan yıkılıp yıkılıp Yeniden ayağa kalkmak”

Omuzdaki ağır yükler

Son günlerde oldukça göze batan kulağa hoş gelmeyen ve ülkemizde hiç de iyiye delalet olmayan hadiseler vuku bulmaktadır. Son cinayet ile Gökhan Naim’in öldürülmesi olayı bir kez daha sokaklardaki kamera sisteminin eksikliğinin, daha çabuk suçlulara ulaşımını zorlaştırdığının göstergesi olmuştur. Ülkemizde döviz bürosu olan ve sayıları bilinir olan bu ticaret erbabının güvenliğinin bir şekilde sağlanması tetbirlerinin alınmasının yasal çerçevesi bir an önce oluşturulmalıdır. Büyük alışveriş merkezlerinin ve bankalara belirli saatlerde para yatırımı yapacak kurumlardaki kişilerin de hayati tehlikesi ve taşıdıkları para üzerinden zarar görmemesi için ayrı bir güvenlik önlemi oluşturulmalıdır. Bir insanın canına kasıtlı zarar vermek, aileyi ve çevreyi sosyal ve psikolojik olarak etkisi altına alan bu gibi olaylarda toplumsal zarar oluşumu önlenmelidir. Bilişim yasasının çıkmamış olması da ayrı bir eksiklik olarak dururken yarım yamalak yasa tasarıları ile ülkemiz gündemini oyalayan beceriden yoksun hükümetin başı Başbakan Erhürman bir an evvel ortakları Özersay, Özyiğit ve Denktaş ile beraberliklerinin bozulmaz bütünlüğünü tekrarlayıp duracaklarına, devlet hastahanelerinde kürtaj serbestiyetini konuşacaklarına, düğüm düğüm olmuş saç misali Kamu Reformu Yasa Tasarısına yama yapmaya çalışacaklarına ipin ucundan tutup her konuya köklü çözüm bulmalıdırlar. Bu hükümetin asli görevi halkın refahını sağlamak olduğunu, sözde değil KKTC’de icraatları ile isbat etmelidirler. Sayın Erhürman bu arada parti içi marjinal kişilerin sorumluluğunu omuzunda bir yük olarak görmekten memnuniyetsizlik getirdiğini ifade edeceğine kesin önlem almalı, liderlik vasfını kullanmasını bilmeli ve ipin ucunu tutmaz ise kaçan fırsatların partisine olası bir seçimde kaç milletvekili eksik yazılacağın hesabını yapmalıdır. Keza Sayın Özersay Cumhurbaşkanı adayı olacağı sinyali değil hakikati ile yüzleşirken ve Sayın Denktaş’ın biz parti başkanları aday olmamız halinde koalisyon ortakları ile el sıkıştık böyle bir vaka hükümeti etkilemez söylemine karşılık verdiği cevabi mesajı bir kez daha düşünmelidir. Tabi kendisine akacak oyların nerden temin edileceğini de iyi hesaplamalıdır. Seçim kolay olmayacak bir seçimdir. Ana muhalefetin bu seçimlerde aday göstermesi ve bu adayın parti temsiliyetinde etkinliği de üyeler nezdinde sınanacağı unutulmamalıdır. Cumhurbaşkanlığı sırf adayım denecek bir makam olmamalıdır. Geçen seçimler müdahaleler ve çıkan sonuçtaki etkenler unutulmamalıdır. Unutulmaması gereken yarası açık bir Kıbrıs meselesine merhem olacak kişi değil yarayı kesinlikle iyileştirecek kişinin bu makama seçilmesidir. Denenmiş ve çözüme dair söz verenlerin ne halde oldukları unutulmamalıdır. Yeni stratejilerin müdafaasını yapabilecek adaylar bu makama aday olmalıdır. Cumhurbaşkanlığı seçimleri için aday olacak kişilerin şahsına münhasır ve siyasi geleceklerine artı sağlamak pahasına sahada tatbikat olmamalıdır. Hedef açık ve net olmalı, bilinmezlikler propaganda kalkanı olarak kullanılmamalı ,aday tesbit mevzuu parti iç meselemizdir deyip de geçiştirilecek bir konu ise hiç olmamalıdır. Kıbrıs’ın stratejik öneminin geçmişten bu güne Türkiye için ne kadar önem arzettiği bilinmeli, Türkiye’nin hassasiyet gösterdiği çok ciddi konularda, karşıt tavırlarla, oy avcılığı yapılmamalıdır. Avrupa’nın ve Amerika’nın bakışı Türkiye’nin sarsılmaz gücünü Kıbrıs üzerinde ve dünyada nasıl azaltırım pozisyonu, her arenada devam ettiği gerçeği ile de yüz yüze gelinmeli tedbir ise elden bırakılmamalıdır. Yoksa gerisi, yaraya tuz basmanın ötesine gitmez, zararı yakın vadede, ortaya çıkan olur. İşte tam bu aşamada “Vizyon, görünmez şeyleri görme sanatıdır.’ sözünün boş yere söylenmediği zamandayız ve zamanı çok iyi kullanmalıyız…