Author: tberova

Misafir odamız facebook

Misafir odamız facebook

Sosyal medya esareti 2019 yılında ülkemizde de insanımızın meşguliyeti oldu. Yediden yetmişe değişmeyen kullanım bağımlılığı büyük bir hızla artarak devam ediyor. Sosyal Medyada bugün için kullanıcılar internet ortamının verdiği anında iletişim kolaylığı ile ticari işlemlerini ayrıca banka hesap durumlarını kontrol altında tuttukları gibi gelir ve gider kontrollerini yapabiliyorlar. Düşünün elektrik faturası,telefon ücretleri ,ödemeler dahil para aktarımları hepsi parmağınızın ucunda ve siz kalabalık yaratmadan evinizde, gündüzünüzde veya gecenizde bu işlemleri zamandan tasarruf ile ve denetimi kendi kendinize yapabiliyorsunuz. Zaten denetim olmaz ise hani derler ya ayağını yorganına göre uzatacaksın harcamalarınızı kontrol edemezsiniz. Unutmayın, yorgan önemli, gelirin gideri karşılamasıda, dikkat yorgandan geçer. Tabi internetin sarsılmaz gücü ile istediğiniz programları cihazınıza indirmek mümkün ve bu imkanları kullanan milyarlarca ifade edilen bir dünya nüfus var . 2018 rakamları ile 2018 yılında internet kullanımının yüzde 6 artıp 3,8 milyar insana ulaştığı görüldüğü bilgileri mevcut. Dünya nüfusu 7.5 milyar olduğu kabul edilirse bu da demek oluyor ki dünya nüfusunun yarısından fazlası internet kullanıyor. Kişiler arasında gerçekleşen diyaloglar ise günümüz koşullarında iletişimdeki sonsuz kolaylık olmakta mesafeler bu sayede hükmünü kaybetmektedir. Ülkemizde de internet ve internet üzerinden sosyal paylaşım ağları oldukça yaygın olarak kullanılırken gelişen teknolojiyi de takip etmek kolaylaşmıştır. Özellikle Sosyal Medya bilhassa her yaşa ayrı bir rehabilitasyon sağlıyor, ayrı bir ferahlık veriyor. Bu mecrada kişiler bütün ve de özellikle kendilerini ilgilendiren konularda kendi görüşlerini, düşüncelerini, sevincini, tasalı günlerini olaylara olan bakış açılarını internet ortamında büyük bir çoğunlukla Facebook’ta paylaşıyorlar. Facebook ülkemizde bir birini tanıyan kişilerin misafir odası gibi. Ayrıca Twitter, İnstagram,blog ve YouTube gibi programlar, yazılım programları derken yeni hesaplar açıldıkça sistem kendi içinde güncellenmektedir. Bu programlar ise gündelik hayatın vazgeçilmezi olmaktadır. Bu ortamlarda fikir,düşünce,fotoğraf ,video ve yazılar paylaşmaktadır.Bilinmektedir ki; Sosyal Medya okur yazarlığı üzerinde ise eğitim verilen ülkeler de vardır. Kanaatimce her birey bu derslere ilgi göstermelidir. Hatta okullarımızda bu konular işlenmelidir. Kişilerin sosyal hesapları, arkadaşlıkları,takipçileri derken güne yansıyan ekranda kalma süresi günün kaç saatini sosyal medyaya ayırdığınızı görebiliyorsunuz. Tabi bu ekran süresi içerisine eğer evdeki televizyon değil de internet üzerinden film /dizi izlemeleriniz varsa sürenin arttığını görüyorsunuz. Anlaşılan o ki bundan sonraki süreçte sosyal medyanın siyaset konusunda gücü seçim sonuçlarını da etkileyecektir. Etkilediği de birçok ülkede görülmüştür. İyi kullanım, iyi intiba yaratma, üslûp,takipte devamlılık,güncel paylaşımlardaki verilen mesajlar algıda önemli etken olacaktır. Yeter ki hesaplar atıl kalmasın. Görüleceği üzere ülkemizde de tanıdık kişilerce açılan bir çok hesap vardır ki hani derler ya “ fi tarihinden” itibaren kullanılmamaktadır, şifreleri de unutulduğundan kapatılmayan hesaplar olarak karşımızda sırıtmaktadır. Sosyal Medyanın Dm ve Masanger gibi Facebook olsun,Twitter olsun İnstagram olsun kişilerin özel/gizli mesajlaşacağı kullanım şekli de vardır. İşte asıl meselede tehlikeli alan bu bölümlerdir. Bu alanda kimsenin kimseyi rahatsız edecek yazışmalarda ve paylaşımlarda bulunmaması gerekir ama yozlaşan bir kesimin bunu dikkate almadığı maalesef görülmektedir. Bu alan gençlik için oldukça baş ağrısı yaratan bir iletişim şekli olup, dikkatli olunmasında fayda vardır. Kaldı ki! İki kişi arasında gizli yazışmalar her an fotoğraflanıp deşifre edilebilmektedir. Sosyal Medyayanın programlarının verdiği yetki ile takipten düşme,engelleme bildirim ve şikayet konusundaki kaynakları tam zamanında kullanmak disiplin ve prensiplerin açılımıdır. Ne diyorlar; “İletişim topluluğa, yani anlayışa, samimiyete ve karşılıklı değerlemeye götürür.” o zaman itina gerekendir.

Sıfıra sıfır

Sıfıra sıfır

Bir yılın daha son ayının ilk iş gününe geldik. Aralık ayı, hayallerin günlerini omuzlarında taşıyandır. Aralık,yeni yıla, hızla yol alırken her evin mutlaka bir telaşı vardır. Birikmiş bütün bir yılın onbir ayının temizliği sanki bu ayda yapılacak gibidir. En büyük beklenti ise yıllarca değişmeyen ve ödenecek mi? Ödenmeyecek mi? Veya hangi gün ödenecek diye sorulan soru 13. Maaşlardır. Ülkemizde büyük bir çoğunluğun beklentisi bu ay içerinde ihtiyaçları doğrultusunda tesbit ettikleri alımları yapabilmektir. Hayallerini bir nebze yerine getirmektir.Çarşı esnafının beklentisi de budur. Bütçe en basit anlatımı ile “devletin, bir kuruluşun, bir ailenin ya da bir kimsenin ileriye dönük olarak bir süre için tasarladığı gelir ve giderlerini tür ve ayrıntılarıyla gösteren çizelge.” Olduğuna göre geçen yılın Bütçesi 31.12.2019 da kağıt üzerinde sona erecektir. Artan ve eksilen bakiyeler belli olacaktır. KKTC Meclisi günlerdir sürdürdüğü bütçe görüşmelerini komitede bitirdi. “2020 Mali Yılı Bütçe Yasa Tasarısı Bakanlar Kurulu’nca; 8 milyar 814 milyon Türk Lirası Gider, 8 milyar 236 milyon Türk Lirası Gelir, 578 Milyon Türk Lirası Bütçe açığı olarak onaylanmıştı” Onaylanan bütçe bazı değişiklikler ile KKTC Meclisi Bütçe komitesi günlerdir sürdürdüğü bütçe görüşmelerini tamamlamıştır. Bu arada Pazartesi ve Salı Meclis normal gündem maddeleri ile toplanacak ve iç tüzük gereği verilecek aranın hitam bulacağı 9 Aralık-20 Aralık tarihlerinde On iş günü kesintisiz olarak 2020 Mali yılı bütçesini görüşecek ve bütçe yasası, oylanacaktır. Demek ki, 10 gün süreyle Meclis Genel Kurulunu canlı televiyon yayınlarında izleyeceğiz. Bütçe görüşmelerinin tamamlanmasına müteakip siyasi partilerde Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik adaylık konuları gündem oluştururken UBP Genel Başkanı ve Başbakan Ersin Tatar, ana muhalefet partisinden Sayın Tufan Erhürman ‘ın adaylık konularının en konuşulur olan adaylıklar olduğunu göreceğiz, Sayın Kudret Özersay aday olacak mı sorusu da cevap bekleyendir, Yeni Doğuş Partisi Genel Başkanı Erhan Arıklı’nın da aday olacağı kendine yakın çevresi tarafından ifadelendirilendir. Anlayacağımız o ki 2019 yılını geride bırakırken 2020 yılı siyasetin nabzı olacaktır. Bilindiği üzere yıllar içerisinde en dikkati çeken ve hakkında o yıl için söylenmedik laf kalmayan nerdeyse adına kıyamet kopacak dedikleri 2000 senesi Milenyumdur. Şimdi 2020 yılına girerken aradan geçen yılların sayısı 19 sene ya ondan evvelki yıpranmış yıllara ne demeli? Kıbrıs adasında ikamet edenler olarak GKRY ve KKTC yani Rumlar ve Türkler tabi bir de diğer az sayıdaki yabancıların varlığını biliyoruz. 2013 yılından itibaren yani sınır kapılarının açılmasından sonra bu güne kadar da, iki tarafın birbirleriyle ilişkileri karşılıklı geliş gidişlerde kaldı. Bir nevi ticari ilişki bireysel tarzda devam ediyor. Sınır dışındaki ikili ilişkilerin hiç de iyi olduğu söylenemez. KKTC’de barış vardır. Buna rağmen daha geçenlerde bir kısım insanımızın hatta CTP Genel Başkanı Erhürmanın da kol kanat gerdiği barış ateşi yakılması gerçekleşti. Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı’nın Berlin üçlü görüşme öncesinde kendilerine göre gerekli show yapıldı . Bu etkinlikte ne oldu derseniz? katılımcılar ateşin başında şarkılar söyledi, Kıbrıs müzikleri eşliğinde dans ettiler ve bu etkinlikte sık sık “Kıbrıs’ta barış engellenemez” sloganı attılar. Neymiş CTP Gençlik Örgütü geleneksel ”Barış Ateşiymiş” Geçen yıl Girne’de yaktıkları ateşi bu kez Lefkoşa’da ateşlediklerini izledik. Bir kısım Kıbrıslı Rum sözde barışseverin de yer aldığı gecede Berlin’de gerçekleştirilecek üçlü toplantı öncesi BM’ye ve liderlere güya irade çağrısı yapmışlar. İradeleri ile görüşmeye gidenler, şimdi iradesiz geri mi döndüler desek ayıp olur mu ? Kanaatimce olmaz…çünkü sonuç ” SIFIRA SIFIR ELDE VAR BİR!” ile neticelendi. Bütün bu gösterilerin hangi amaca hizmet ettiği ise bellidir.

Yeni fikirler ve değer kazananlar

Yeni fikirler ve değer kazananlar

Ne diyorlar; “Bizler, Cemre Akar ve Ziya Öztürkler olarak, Eğitim alanında biriktirdiğimiz tecrübe, Kuzey Kıbrıs sevgisi ve Kıbrıs Türk kimliğine olan inancımız ile toplumsal bütünlüğe katkı sağlamak ve geleceğimiz için, genç yeni nesiller için inancımızı ve emeğimizi ortaya koymak amacıyla, uzun yıllardır devam eden dostluğumuzu 28 Ekim 2019 tarihinde kurmuş olduğumuz Gİ-DER (Girişimcilik ve İnovasyon Derneği) çatısı altına taşıdığımızı ve kurucu eş başkanlar olarak çıktığımız bu yolculuğu tüm halkımızla paylaşmaktan mutluluk duyarız.” Her iki isim de KKTC ‘de bilinen çok değerli simaları olarak, çok önemli bir çatı altında, ülkemiz halkına yardımcı olmak adına çıktıkları yolu, görev arkadaşları ile birlikte tanıtmak amacıyla Lefkoşa Merit Otelde verdikleri resepsiyonla taçlandırdılar.Siyaset dünyasının ileri gelenlerinden Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı, Başbakan Ersin Tatar, bakanlar, milletvekilleri, iş dünyasının tanınmış kişileri, akademisyenler, basın camiası ve her kesimden kişilerin derneğin ilk toplantısı diyebileceğim davette hazır bulunduklarını görmek derneğe verdikleri önemin göstergesinde memnuniyet vericiydi. Bizler de bu resepsiyonda kuruculara destek mahiyetinde ve tebriklerimizi iletmek adına bulunduk. Günlük konuşmalarımızda pek kullanır olmadığımız “İnovasyon “ ne demek? diye kolay ulaşılabilir bilgilere girip okumak ve okuyucularım ile paylaşmak lüzumunu hissettim ve çok değerli bilgilere de ulaştığımı ifade edebilirim. İnovasyon tanımına baktığımız zaman. İnovasyonun tanımı konusunda uluslararası düzeyde kabul gören kaynakların başında OECD ile Eurostat’ın birlikte yayınladığı Oslo Kılavuzu geldiğini görürüz. Sürecine bakacak olursak ”İnovasyon, yeni fikirleri değer yaratan çıktılara dönüştürme sürecidir. Bu süreç iki temel basamaktan oluşur. İnovasyon sürecini başlatması bakımından önem arz eden ilk basamak, yeni ve yaratıcı fikirlerin ortaya çıkmasıdır. İkinci basamak ise emek ve yatırım gerektiren yeni ve yaratıcı fikirlerin değer kazanımı” olduğunu görürüz. Yeniden incelediğimiz zaman okuduklarımız ise; İnovasyon, bir ülke için sürdürülebilir büyüme, toplumsal gönenç ve artan iş olanakları anlamına geldiğinden, inovasyon için gereken ortamın oluşturulması devletler için birinci öncelik olarak kabul edildiğini anlamış oluruz . Bu da başarıyla çalışan bir sistemin kurulmasını ve etkin politikaların tasarlanıp uygulanmasını gerektirir. İnovasyonda sistem yaklaşımı, hem bilginin üretilmesi hem de yayılarak uygulanması süreçlerini kapsadığından politikanın odağı, kurumlar arasındaki etkileşime dayanır. “ açılımının önemli bir husus olduğu kanaatine ulaşmış oluruz. Böylesine amaçlar doğrultusunda kurulan ve bu süreçte söz sahibi olan Eğitimci ve aynı zamanda iletişimci Sayın Cemre Akar ve Çok Değerli Milli Eğitim ve Kültür Bakanlığı Yüksek Öğrenim ve Dış İlişkiler Dairesi Müdürü Sayın Ziya Öztürkler ‘den edindiğim bilgiler ışığında KKTC’de kurulan Gİ-DER misyonunun “Laik, demokratik ve adil bir ortamda, Kıbrıs Türkü’nün uluslararası platformlarda hakettiği değeri bulması, Batı’nın ve de Doğu’nun değerlerine saygıyla, kendi ulusal kimliğimize ve kültürümüze bağlı, araştıran, üreten ve öğrenmek isteyen bir toplumsal bütünlük yaratmak.” olduğunu, vizyonlarının ise “Ülkesini seven bir girişimci olarak toplumsal gelişme için yaratıcı ve inovatif fikirler ortaya koyan, projeler üreten, bilimsel çalışmalar yapan ve yenilikçi fikirleri topluma kazandırabilen bir sivil toplumu” olma yönünde adımlar atacakları ayrıca “Girişimciliğin önemini bilen, çözüm üretebilen, kendine güvenen, toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı, insani değer yargıları yüksek ve adalet duygusuna sahip gençlerin çoğalması için çalışacaklarını. Gİ- Der ‘in umut dolu bir bakış açısına ihtiyacı olduğuna ve her gencin farklılığının yarattığı özgürlüğe inandıklarını bu kapsamda yenilikçi deneyim ve birikimleri aktarmayı, toplumsal gelişime katkı sağlamayı ve bir girişime başlama cesaretini, derneğin çıkış noktası kabul ettiklerini öğrendim. Sonuçta ayrı bir farkındalık yarattılar. Derneğin amacı doğrultusunda varacakları hedefte, bizleri de umutlandırdılar. Üstlendikleri görevlerini başarı ile sürdürecekleri intıbasını ilk bakışta ve ilk tanıtım toplantısında katılımcılara sinerjileri ile verdiler. Gİ-DER kurucularına başarılar diler ekip çalışmasının toplumsal faydada yaratacağına olan inancımızı belirtir, ülkemizin ciddi çalışan ”Sivil Toplum Örgütlerine” ihtiyacı olduğunu tekrarlarken, yazıma bu günkü noktayı Konfüçyüs’den bir sözle koymak isterim. “Düşünme olmaksızın öğrenme emek kaybıdır. Öğrenme olmaksızın düşünme ise tehlikelidir…”

Cadillac kuruluşu gölgeledi

1983 sonrası 36 yıl geçti insan yaşamında kocaman 36 sene dile kolay, ya evveli ve hayatın gerçeklerindeki Kıbrıs, Kuzey ve Güney her gün yeni bir söylem. Her beyanat bir uzatmaca ve bu uzatmalarda kağıdı olmayan sözler. Neyin ne zamana yerleştirileceği bilinmeyen bir alem. Adada GKRY yönetimi, diğer bir yandan Avrupa Birliği, yeşil hatlı sınırlar ve KKTC, Doğup büyüdüğümüz topraklar ve bu toprak İçin vatanı İçin şehit olan onca müteşekkir olduğumuz insan, kayıplarımız,aileler ve unutulması mümkün olmayan acılar. İyi ki Anavatan Türkiye sayesinde ve garantörlüğünde barış ülkemiz bütününde ve KKTC var olandır. Siz bakmayın bir kısım insanların inadına barış dediklerine inadına çözüm deseler ne olacak. Kilise, Rum yöneticilere hadi gidin çözüm yapın emri mi verecek. Kuzeyde bu beklentide olanlar varsa ki küçik bir azınlık var, Pazar ayinlerine katılıp Rum kardeşleri ile İncil okusunlar,dua etsinler. Kiliseden Başpapazdan asla gidin Türkler ile eşit şartlarda anlaşma yapın duasında bile buluşamazlar. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ne kaldı. Eli kulağında, bir bakmışsınız ki oy pusulaları elinizde kendiniz de oy verme kabininde olacaksınız. Adaylar kim mi? Günü gelecek adayları seçim manifestoları ile dinleyeceğiz. Karar birliğine varılacak kesimlerde fanatikler evden eve koşacaklar. Kim mi kazanacak en çok halkı ile yüzleşen ve doğruda birleşen Kıbrıs konusunda net tavır koyan isim kazanır kanaatindeyim. Henüz adaylar belli olmadığı için isim veremiyorum ama görünen köy kılavuz istemez diyebilirim. KKTC’nin 36 yıl kutlamalarında solo uçak gösterisi olmadı, Solo Türk’ün resmî Twitter hesabından 13 Kasımda açıklama yapıldı “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Kuruluş Yıldönümü” etkinlikleri kapsamında 15 Kasım 2019 günü yapılması planlanan gösteri uçuşumuz iptal edilmiştir. Saygılarımızla….” dendi, bilgi verildi. Sayın Büyükelçi Ali Murat Başçeri nin Twitter hesabındaki “Türk Silahlı Kuvvetleri Mehteran Birliğinin 15 Kasım Cumhuriyet Bayramı Geçit Törenindeki sürprizi..” paylaşımı oldukça ilgi gördü. Diğer yandan törene damgasını vuran trip beyaz üstü açık Cadillac ile Cumhurbaşkanı Sayın Akıncı’nın “selam turu “oldu. Adeta törenin resmiyetinindeki rüküş bir kıyafetin podyumda defilesi gibi seyircisiz ve alkışı olmayan bir gösteri geçişi gibiydi. Bu gösteriyi sevenler olabilir ama ne verilmesi istenilen mesaj ne görselliğinde ne de günün maksatına uygun olmadığını söyleyebilirim. Sivilleşme ruh esintisi böyle olmamalıydı. Sayın Fuat Oktay Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yardımcısı ve Kıbrıs İşleri Kordinatörünün bu anlamlı günde aramızda oluşu ile adeta Kıbrıslı Türklere yeniden güven aşıladı. Sosyal medya hesabından KKTC Başbakanı Ersin Tatar ve diğer yetkilileri ziyaret ettiğini paylaşırken, “KKTC adada yüzyıllara dayanan Türk varlığının, Türk’ün istiklal aşkının ve sarsılmaz dirayetinin bir tezahürüdür.KKTC’nin kurulmasını ve bugünlere ulaşmasını canları pahasına sağlayan aziz şehitlerimizi rahmetle, kahraman gazilerimizi şükranla anıyorum.” diye yazdı. 15 Kasım’ı geride bıraktığımız bu günlerde yeniden rutin gündeme döndük. Bütçe görüşmeleri komite safhası sonrası Meclis Genel Kurulunda olacak. Ülkemiz 2020 Cumhurbaşkanlığı seçim arefesinde ve siyasi partiler faliyette, sonuç süpriz olurmu olur, unutmayın “Ne başarırsanız başarın, size yardım eden mutlaka vardır.”

Ata’nın izinde yolları aştılar

Ata’nın izinde yolları aştılar

81 ilimizi temsilen 81 bisikletli Ankara’da 10 Kasım günü buluşup Ulu Önder Atatürk’ü Anıt Kabirde ziyaret edip “Ata’mızın Yolundayız” diyerek saygı duruşunu gerçekleştirmiştir. KKTC bisikletçileri bu etkinliğe Türkiye Bisikletçiler Derneği Başkanı Sayın Murat Suyabatmaz tarafından gönderilen ve KKTC Bisiklet Sevenler Derneğine yapılan çok anlamlı bir davete evet diyerek icabet etmişlerdir. Davet özeti “Derneğimizin 2008 yılından bu yana ulusal çapta her yıl düzenlediği Geleneksel 10 Kasım etkinliğimiz “ ATA’MIZIN YOLUNDAYIZ “ idi … Ülkemizden gidenlere gelince; Türkiye Bisikletliler Derneğinin bu yıl 12.si düzenlenecek olan 7 Kasım /10 Kasım tarihlerinde İstanbul’ dan başlayan ve 10 Kasımda ANITKBİR ‘de son bulan “ATAM İZİNDEYİZ “ BİSİKLET SÜRÜŞÜ’ne “KKTC Bisiklet Severler Derneğinden Başkan Hüseyin Akcan , As Başkan Ecvet Orhon , Yönetim Kurulu Üyesi Eski As Başkan Necat Demirkent , Bisiklet Federasyonu As Başkanı Dr. Kandemir Berova , Dış İlişkiler ve BSD Woman Sorumlusu Şerife Akcan Katılmışlardır. Bisiklet Sevenler Derneğinin 2017 yılında Antalya ‘da yaptığı bisiklet sürüşü etkinliğine bende izleyici olarak bizzat katılmıştım. Star Kıbrıs Gazetesindeki köşemde konu ile ilgili birkaç yazı ile ülkemizin tanıtımında “bisiklet sporunun” yer alması hakkında BSD ve katılımcılardan bahsetmiştim. Hatta yazıma Kıbrıslı Türk olan lakin Türkiye’de yaşayan bisikletçimiz Salih Yalızat’ın o günkü paylaşımı ile giriş yapmıştım. “Acı çekiyorlardı ama keyifte alıyorlardı, yağmur altında, hedeflerine ulaşmak isterken, gök gürültüsü eşliğinde pedal çeviriyorlardı… Bir defa yola çıkmışlardı” Şimdi ise yukarıda belirttiğim bisikletçiler 10 Kasım için KKTC ‘ den Anadolu’ya Türkiye’mize yol bağladık diyorlar ve dediklerini de gerçekleştirdiler. KKTC Bisiklet Sevenler Derneği’nin paylaşımlarını ve beş kişinin sosyal medya hesaplarını takip ettik ilk gün yani 7 Kasım 2019 tarihinde “Türkiye Bisikletliler Derneği Başkanı Sayın Murat Suyabatmaz bizi kabul etti ve yarınki sürşle ilgili bilgiler verdi . Aslında böyle bir sürüş organize etme de gerçekten çok külfetli . Çok meşakatli bir iş .Onlar 2008 den beri yapılan bu organizasyonun bu yıl 12. sini yapmanın mutluluğunu biz ise katılmanın Onurunu yaşıyoruz” diye paylaşımda bulundular. Daha sonraki 4 etabı izledik ve ilk Sakarya sonra Bolu ve Ankara’ya 80 km kala Kızılcahaman da durak yaptıklarını programa uygun hareket ettikleri gördük.Ankara’ya girişlerini gördük. Ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün sözleri ve bilhassa “Türk çocuklarına sporun bugünkü tekniğini öğretmek ve bunlardan bir kısmını bazı törenlerde ve bayramlarda dekor olarak koymak gerekir.” İfadeleri böylesi etkinliklerde gördüğümüz zaman son derece ehemmiyetli olduğunu bir kez daha anlıyoruz. İşte Ankara’da Anıt Kabirde Atanın huzuruna gidiş kanaatimce bisiklet sporunun bu gibi törenlerin çoğunda ve milli bayram etkinliklerinde kullanılması gerektiğinin bir açılımıdır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinden sivil bir toplum örgütü olan BSD organizasyonu bisiklet sporunun gelişmesinde yıllardır büyük bir gayret göstermektedir. 10 Kasım için pedal çeviren ve Türkiye’nin dört bir yanından bu sürüşe katılanlarla ”tek yürek” halinde biri kadın olmak üzere 4 kişi ülkemizi temsil etmişlerdir. Kendileri gurur duyuyoruz. Bu sürüş bir yarış niteliğinde değildi maksatları Atatürk önünde Ankara’da saygı duruşu yapmadan önce Ata’nın izinde olduklarını yine ve yeniden Anavatan topraklarında adım adım göstermekti. Ne mutlu onlara ki böyle bir etkinlikte yer aldılar ve başardılar.

Yakılacak köprüler

KKTC Cumhurbaşkanını seçecek! Ne zaman? 2020 yılının Nisan ayında. Neden, Nisan diyecek olanlara beş yıl öncesi yapılan seçimlerin 19 Nisan 2015 de yapıldığını hatırlatmakta fayda vardır. Cumhurbaşkanı Dr. Derviş Eroğlu, Cumhuriyet Meclisi Başkanı Sibel Siber, Mustafa Akıncı, Kudret Özersay, Mustafa Onurer, Mustafa Ulaş, Arif Salih Kırdağ gibi isimler seçimlere girmiştir. O günün seçim sonucuna! bu gün için dahi ifadelendirilin bir çok olumsuz değerlendirmeler olduğu ise halen ülkemizde konuşulandır. Son günlerde bilhassa ”Barış Pınarı Harekatı ” için Mevcut Cumhurbaşkanınca ve sözcüsü tarafından verilen beyanatların soğukluğu ülkemizde var olandır. KKTC’de seçimler, Cumhurbaşkanlığı Seçimi, Milletvekilliği seçimleri ve Yerel Seçimler olmak üzere üç şekilde yapılır. 18 yaşını bitirmiş olan her kişi oy kullanabilir. Ancak son iki seçime aday olabilmek için 25 yaş. Cumhurbaşkanlığında ise 35 yaş ve de üniversite mezunu olma gereği vardır. Cumhurbaşkanlığı seçimleri 5 yılda bir yapılmaktadır. Seçime katılan adayların hiçbiri salt çoğunluğu sağlayamazsa, seçim 7 gün sonra en çok oy alan iki aday arasında yinelenir ve en çok oy alan aday Cumhurbaşkanı seçilir. KKTC Anayasası 5 Mayıs 1985 yılında yürürlüğe girmiştir. Anayasaya göre devletin başı olup beş yıllık süre için seçilmektedir. Halkın birliğini ve bütünlüğünü temsil eder. “Cumhurbaşkanı, Anayasa’ya saygının korunması, kamu işlerinin kesintisiz ve düzenli bir şekilde yürütülmesi ve devletin devamından sorumludur. Cumhurbaşkanı Bakanlar Kurulu toplantısına başkanlık edebilir, fakat oy verme hakkına sahip değildir. Cumhurbaşkanı görevi ile ilgili işlerden sorumlu değildir, fakat Başbakan ve Bakanların sorumlulukları devam eder. Cumhurbaşkanı milletvekilleri arasından Başbakanı atar ve Başbakanın önerisi üzerine Bakanları da atar. Cumhurbaşkanı, Başbakanın isteği üzerine herhangi bir bakanın görevine son verebilir. Cumhurbaşkanı partili ise, partisinin kararları ile bağlı değildir, bağımsız hareket eder. Cumhurbaşkanlığı ile parti başkanlığı aynı kişide birleşemez. Cumhurbaşkanı ayrıca Meclisten geçen yasaları geri çevirmeye veya Resmi Gazete’de yayımlayarak ilan etmeye yetkilidir. Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesi olarak oturum yapan Yüksek Mahkeme’den Meclisin herhangi bir yasasının veya kararının anayasaya aykırı olup olmadığı görüşünü alabilir. Anayasaya göre sıkıyönetim ve seferberlik hali ilan edildiğinde, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu olağanüstü durumun veya sıkıyönetimin gerekli kıldığı konularda yasa gücünde kararname çıkartabilir. KKTC’de Cumhurbaşkanı’nın rolü, parlamenter sistemin kabul edilebilir sınırlarda olsa da sembolik olma niteliğinden üstün bir konumdadır. Cumhurbaşkanı’nın halk tarafından seçilmesi, Cumhurbaşkanı’nı yürütme organında önemli bir pozisyona sokmaktadır. Bütün bunların ötesinde, KKTC’yi Kıbrıs sorunu ile ilgili görüşmelerde Cumhurbaşkanı’nın temsil etmesi, dış politikada önemli bir konuma getirdiği Cumhurbaşkanı’nı sembolik olmanın ötesinde yetkiler ile donatmaktadır.1985-2000 tarihleri arasında bağımsız olarak seçimlere giren Rauf. R. Denktaş tüm seçimlerde Cumhurbaşkanı seçilmeyi başarmıştır. 1985 yılında %70.2, 1990 yılında %66.7 ve 1995 yılında %62.5 oy oranı ile Cumhurbaşkanı seçilen Rauf Denktaş, 2000 yılında Ulusal Birlik Partisi adayı Derviş Eroğlu’nun adaylıktan çekilmesi ve aday sayısının bire inmesi nedeniyle yeniden Cumhurbaşkanı seçildi. 2005 yılında gerçekleşen Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, Rauf Denktaş, aday olmazken, Cumhuriyetçi Türk Partisi adayı Mehmet Ali Talat, %55.59 oy oranı ile KKTC’nin Cumhurbaşkanlığı’ndaki yeni ismi olmuştu. 2010 yılında ise Ulusal Birlik Partisi adayı Dr. Derviş Eroğlu %50,35 oy oranı ile Cumhurbaşkanı seçilmişti. “ Evet şimdilerde 2020 yılına sayılı aylar/günler kaldı ve halen bu gün KKTC seçmeni kimin Cumhurbaşkanı adayı olacağını bilmiyor. Kesinleşen aday kararı hiç bir siyasi partide yoktur.Kamu oyunda isimleri ifadelendirilenler olmasına rağmen bunlar kişisel istek ötesine gitmemektedir. Genel kanaat ise temayüllere uygun olarak siyasi parti genel başkanlarının aday olması beklenendir. Bulunduğumuz dönemde Kıbrıs meselesinde Rumlar’ın uzlaşmaz ve bitmez tükenmez Kıbrıslı Türklerin asla kabullenişi mümkün olmayan imkansız istekler çerçevesinde, sizle ancak görüşürüz tavrına ve Sayın Akıncı beyanatlarına net yanıt UBP ‘nin Genel Başkanı ve Başbakanı Sayın Ersin Tatar’ın parti yetkili kurulundan çıkan kararı ve açıklamasıdır. Seçimlere kadar neler olup olmayacağını bekleyip göreceğiz. Kararda söz; “Hayattaki en zor şey; geçeceğin köprülerle, yakacağın köprüleri ayırt etmektir. “

Saygıda kusur

Saygıda kusur

Ülkeyi ulusun gücü kurtaracağını, mücadele yıllarını yaşamış,görmüş ve okumuş kişilerin bildiği gerçeğinden hareketle liderlerin önderliğinin gerekliliğini bilenleriz.Ulu önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur,söylemine aynen katılanlarız. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı her yerde olduğu gibi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde de çeşitli etkinliklerle kutlanacaktır. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Büyük Önder Atatürk’ün Türkiye devletini kurarken yaptığı en önemli devrimlerden biridir ve Cumhuriyet rejiminin kurulmasıdır. “Kurtuluş savaşı döneminde Avrupa devletlerinin işgaline uğrayan Türkiye’nin, kurtuluşunu büyük önder şu sözlerle ifade edendir “Tek bir egemenlik var o da milli egemenliktir. Ülkeyi yine ulusun kendi gücü kurtaracaktır.” 29 Ekim 1923’te Mustafa Kemal Atatürk Cumhuriyeti ilan etti ve 96. yılındayız, 29 Ekim Atatürk ile birlikte bu günlere ulaştı. Okundu, okutuldu. Her gencin zihninde yer eden oldu. Cumhuriyeti korumak, kollamak ve yaşatmak her yurttaşın görevidir. Ulu önder bu görevi yeni nesillere şu sözleriyle vermiştir. “Ey yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz, Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.” demiştir. Cumhuriyet yönetiminde halkı yöneten insanlar, seçimle iş başına gelirler. Halk, kendi tercihine göre seçimlerde oy hakkını kullanarak iradesini istediği ve seçtiği kişilere temsiliyetini devreder,seçer, seçilen kişiler halka karşı sorumludurlar. Bu sorumluluk çerçevesinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, bireyleri olarak 29 Ekim Cumhuriyet Bayramını Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde, şehitlerimize duyduğumuz minnet ve şükran duyguları ile kutluyoruruz,kutlayacağız. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyetin onuncu yılı kutlamalarının yapıldığı 29 Ekim 1933 tarihinde verdiği 10. Yıl Nutku’nda, bu günü en büyük bayram olarak nitelendirmiştir. Atatürk’ün sözleri güncelliğini hiç bir zaman yitirmemiştir.Ulu Önder Atatürk’ün bu sözlerinin öneminde ve anlamındayız; “Cumhuriyet, fikir serbestliği taraftarıdır. Samimi ve meşru olmak şartıyla her fikre hürmet ederiz.” Anavatan Türkiye ve KKTC birlikte ve güçlü bir sesle “Bayramımız Kutlu Olsun” Ülkemizde yaklaşan ve 2020 Nisan ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik henüz hiç bir siyasi kurumun adayını resmen açıklamamış olması oldukça ilgi çeken bir gündem maddesidir. Bu arada mevcut Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ın gerek Barış Pınarı Harekatı gerekse sonrasında yaptığı ve susması gerekirken devamlı mahiyeti, neye hizmet edecek ve anlaşmazlığı olan açıklamaları, makamına uymayan, ima dolu göndermelerle cevap niteliğinde beyanat vermesi veya sözcüsüne yaptırması, gerginliğin artmasına vesile olmaktadır. Başbakan Ersin Tatar, Başbakan Yardımcısı Kudret Özersay her ne kadar da hükümet olarak talihsiz diye nitelendirilen Sayın Akıncı’nın açıklamalarını cevaplamışsa ve bilhassa ülkenin 1.Siyasi partisi konumundaki UBP Parti Meclisinin oy birliği ile alınan karar ile görüşleri yazılı olarak beyan etmiş olmasına rağmen Cumhurbaşkanı ve çevresindekiler tarafından “sür git “ tekrarı hiç te hoş davranışlar değildir. Umudumuz bu gibi açıklamalar yapılırken sözün nerede duracağının bilinci ile hareket edilmesidir. Kıbrıs Türk Halkı her zaman ”Anavatanına “ karşı saygıda kusur etmemiştir. Etmeyecektir. Sayın Devlet Bahçeli’nin ifadelendirdiği sözleri vardır. Eğer Türkiye’nin bu kadar devlet büyüğü konuya müdahil olup KKTC Cumhurbaşkanı ‘ın açıklamalarına cevap verme gereği duymuşsa elbet bir sebebi ve gereği hasıl olmuştur.

Saatin ayarı insandır

Saatin ayarı insandır

Kıbrıs Cumhuriyeti Enerji, Ticaret ve Sanayi Bakanlığı tarafından yapılan açıklamaya göre, Kıbrıs ve Avrupa Birliği genelinde yaz saati uygulaması, 27 Ekim 2019’da saat 04.00’de sona erecek haberlerini okuduk. KKTC’de saatler konusunda geçen yılki kararda yaz saati Ekim’de sona erecek dendi ama günü hususunda şimdilerde bir karar üretildi mi? Henüz açıklanmadı veya açıklanmak üzeredir. Yıllardır saatlerin değişmesi konusundaki gözlemler, açıklamalar yorumlar yapılmaktadır. Geçmiş yıllarda da bu konuda yazdıklarımız vardır. Yaz veya kış, erken kalkmak, geç kalkmak, karanlık, aydınlık, faydaları, zararları, etkileri tepkileri, her yıl belirli zamanlarda ağızlarda laf olup dışarıya açıklama ile aktarılırken kiminin dalga geçer ifadeleri, kiminin mizahi anlatımı ile kulaklarda yer eden oluyor.Yıllar geçsede her saat değişikliğinde hepimizin söylediği,’Halbuki şimdi eski saate göre saat 12 Yemek saatimiz geldi, uyku saatimiz gibi örneklerle bu gibi konuşmaların her saat başı veya herhangi bir saatte tekrarlandığıdır. Günümüz şartlarında her an her yerde elektronik ışığa maruz kalıyoruz. Meğer elektronik ışık vücut saatinizin düzenini bozuyormuş, karanlığın ise yatma vaktinin geldiğini haber veren en doğal ipucu olduğu vücut saatini etkilediği biliniyor, lambadan, televizyondan ya da telefonunuzdan gelen yapay ışıklar beyninizi uyanık kalma zamanı olduğuna inandırabilir ve sizi tetikte tutabilirliği de vücut saatinizin ayarını gevşetiyormuş. Uyku tıbbı konusunda uzmanlaşmış profesörlere göre, “teknoloji bizi doğal 24 saatlik düzenimizden koparmış ve geç saatlerde uyumaya alışmamıza neden olmuştur” deniyorsa alınacak önlemi bizim saptamamız gerektiği de araştırma sonuçlarında yer alıyor. Ne diyor araştırmacılar yatak odanızdan teknoloji faktörünü çıkartmak gerekiyor, bu bir çözümdür, fakat teknolojiye aşırı bağlıyız, bazı insanlar için bunu söylemek yapmaktan çok daha kolay. İnanın ki herkesin yatak odasında olan en az iki akıllı telefon vardır. Eğer teknolojiye bağlanma ihtimaliniz tamamen ortadan kalkarsa vücudunuz doğal ritmine kolayca geri dönecektir hususu önemakıdır. Araştırma sonuçları, doğal aydınlık ve karanlık dönüşümünün, erken yatan ve geç yatan insanlar arasındaki temel farklılıkları ortadan kaldırmaya yarayan sinyaller yolladığını açıklamaktadır bu araştırmalara göre uçak yolculuğu yapmadan da jet lag yaşayabildiğiniz önemle vurgulanmaktadır. Aslına bakılırsa hafta sonu normal saatinizden geç yatıp, geç kalktığınızda kendinizi halsiz hissedersiniz ve Pazartesi günü normal düzeninize dönmekte zorlanırsınız. İşte Bu duruma dahi ‘sosyal jet lag’ adı verilebiliyor diyorlar.Hani çoğumuzum korktuğu güne Pazartesi sendromu diyorlar ya bu olsa gerek!Sosyal jet lag’dan kaçınmak için hafta sonları da, normal uyku düzeninize mümkün olan en yakın saatlerde uyuyup uyanmaya çalışmalı saatlere dikkat etmelmesi tavsiye edilendir. Beyniniz vücut saati uygulamasındaki esas saatiniz olmalıdır.Dahası var, en sevdiğiniz meyve ve sebzeler hasat edildikten sonra hemen ölmüş sayılmaz. 2013’te yapılan bir çalışmaya göre, sebze ve meyvelerde de manav raflarında oturdukları sürece çalışmaya devam eden iç saatleri var olduğu ortaya çıkmıştır.Dahası meyve ve sebzelerin bulundukları ortama günler boyunca uyum sağladığı ve ışık kullanılarak günün belirli saatlerinde daha fazla kanserle savaşan antioksidanlar üretmelerinin sağlanıldığı deneme sonuçlarıdır deniyor.Bilinçli bilgi için okumakta fayda var. Saatler değişti demek kolay da getirdiği komplikasyonlar zor. Baş edebilmek,sağlık için gerekli olandır. Anlamlı bir söz *Tanpınar ‘dan olsun ”Saatin kendisi mekan, yürüyüşü zaman, ayarı da insandır.”

Türkiye güçlüdür, boyun eğmez

Son deprem sonrası geçen her günde bilhassa İstanbul’da zamanı belli olmayan deprem olma ihtimalini “ ön söz “ gibi her programda bilimsel olarak açıklayan bilim adamlarını dinliyoruz. Geçmiş deprem ve can kayıplarının yüreğimizdeki buruk acısı ve korkusu üzerine kurulan senaryolar halkı bunaltmıştır. Kandilli Rasathanesi raporları ile devamlı twiter hesaplarından paylaşılan haberlere nerdeyse günde kaç kez bakma alışkanlığımız oluşmuştur. 4.7 şiddetindeki depremi İstanbul’da güvenlikli denilen bir sitede 6. Katta salonda istirahat ederken hissettik. Gürültü yoktu ancak sağa sola rüzgarın ağaç dallarındaki sallantılı halini yaşadık. Korktuk mu ? Korktuk. Sonrasında bütün televizyon kanalları haberi vermeye yorumlar ile halkı aydınlatmaya başladı. Deprem çantaları için çağrılar dikkat çekendi. Devam eden artçılar kâh hissedildi kâh sanki bir baş dönmesi oldu. Ancak ikinci defa 26 Eylül ‘de 5.8 şiddetindeki depremle hissettiklerimizi anlatmam mümkün değil, sanki bir hortum içerisinde uçuyoruz gibi bir halde yer altındaki gürültü ile ileri, geri sağ sol sallantıda hani derler ya ödümüz koptu, o halde olduk. Daha sonra bekledik ve bahçeye açık alana çıktık. Aklımızda ne eşya ne çanta ne de yanımıza başka bir şey almak gibi bir şey gelmedi. Asansörü kullandık, tehlikeli olduğunu biliyorduk. Ancak çalıştığı için hızına güvendik. Depremin olduğu saatte koridorlarda herhangi bir izdiham yoktu. Açık alanda yaklaşık 10 aile ve 20-25 kişi ile sohbet apartman bloklarının depreme dayanıklı olup olmadığı üzerine konuşmalar yapıldı. Bir kere o gibi hallerde ilaç sorununuz varsa ilaçların yanınızda olması gerekliliği ortaya çıktı. En önemlisi tuvalet sorunu ayrı ve acil bir ihtiyaçtı. Su gereksinim idi. Nitekim daha sonra eve çıktığımız zaman bütün televizyonlarda halka olası deprem hazırlığı için çağrılar başladı. Deprem çantasında bulunması gereken, piller, reçeteli ilaçlar, su ve yiyecekler yanında çadır,battaniye , giysi, konserve türü yiyecek,çakmak, düdük, gibi gereçlerin çantada olması gerektiği duyuruları yapıldı. O deprem anında kanaatim o ki bu çantayı düşünebilecek çok az kişinin olabileceğidir. Öncelikli olarak ev içerisinde kendinizi sağlam bir yerde korumanız olsa bile her şey o kadar ani oluyor ki o anlarda insan hiç bir şey düşünemiyor. Kaldı ki bizler Kıbrısta büyük mücadele yıllarında o gibi ihtiyaç malzemelerini içinde belki çadır yoktu ama devamlı yanımızda taşıdık, bomba sesleri ve silahlı çatışmalarda savunmalı bölgelere ve bodrum katlarına taşıyanlar olduk. Üç haftalık bir süreçte ayrılığı, hasreti, gezmeyi, depremi korkuyu hepsini yaşamak varmış yaşadık şimdilerde yine depremle ilgili haberler yapılmakta korkumuz belirsizlikler içerisinde devam etmektedir. 5.8 lik depremde telefonda iletişimdeki zorlukları da gördük , whatsap aracılığı ile konuştuk. KKTCELL kullananlara iletişimde kolaylık telefon numarası mesajları geldi gelmesine ama yurt dışındaki aramalar faturalara yansırken tutarın yüksekliği belirgindi. Bilindiği üzere Kıbrıs Adası bütünü ile deprem kuşağı üzerinde olduğu ifade edilen bir konumdadır. Ve geçenlerde depremle 3,3 şiddetinde sallanan olmuştur. Ülkemizde olası bir deprem ihtimaline karşı ne gibi önlemler alınacak merağı halkımızda başlamıştır. Örneğin geçmiş günlerde İstanbul’da on kadar okul yine denetime alındı ya! KKTC ‘de okullar depreme dayanıklımı ? diye de sormak gereği hasıl olmuştur. Deprem konusu gündemdeyken daha önemli bir haber güncelliğini Türkiye’de sürdürmektedir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsi twetter hesabından ”Türk Silahlı Kuvvetleri’miz Suriye Milli Ordusu’yla birlikte Suriye’nin kuzeyinde PKK/YPG ve Deaş terör örgütlerine karşı #BarışPınarıHarekatı’nı başlatmıştır. Amacımız güney sınırımızda oluşturulmaya çalışılan terör koridorunu yok etmek ve bölgeye barış ve huzuru getirmektir “ açıklaması vardır, Barış Pınar’ı harekatı hali halen devam etmektedir. Gelişmeleri, açıklamaları medyadan takipteyiz ve harekatı, destekliyoruz. KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı’nın Türkiye’nin başlattığı harekat için dün yaptığ talihsiz açıklamasını ise asla tasvip etmeyenlerdeniz…

Mutlaka anlaşılır zaman torbaya girmedi

Ekim birde KKTC Meclisi açıldı. Şimdi 50 Milletvekili yeniden Meclis koltuklarında, muhalefet muhalefetliğini, iktidar ise, icratlarındaki, cevapları, sorulara yanıt diye vereceklerdir. Meclis Başkanının açıklamasına göre Genel Kurulun 12.00 de açılacağı ve saat 17.00’de sona ermesi beklenirken Meclis gündemindeki konu başlıklarını açıklanmış oldu. 7 Ekim Pazartesi günü Meclis bu gündemle göreve başlayacaktır. Meclis gündeminde çok acelesi varmış gibi! ivediliği istenilen UBP ‘nin bir önceki Genel Başkan ve Başbakanı Sayın Hüseyin Özgürgün’nün dokunulmazlığının kaldırılması hususu vardır. Böylesine bir aciliyet ise gündemi uzun süre meşgul edeceği sinyallerini şimdiden veriyor. Bakanlar kurulu Lefke ilçesinden başlamak üzere UBP-HP birlikteliğinde belli ki Cumhurbaşkanlığı Seçimlerine yönelik bir birliktelikle, kardeşlik çerçevesinde sorunları yerinde tesbit toplantıları yapma kararı almıştır. Esasında bu gezilerde bilinmesi gereken hükümetin 2’li koalisyon olduğu ve kardeşi kardeş yaratıp da seçim sandıklarınındaki oyların ayrı olduğudur. 3 Ekim’deki Lefke İlçesi toplantısında Başbakan Ersin Tatar, 2020 bütçesinin görüşülmeye başlanacağı bugünlerde sıkıntıları öğrenmek, gerekli tedbirleri almak ve bunları bütçeye yansıtmak için bölgeleri ziyaret etmeye başladıklarını kaydetmiştir. Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay da UBP-HP koalisyon hükümetinin birlik ve uyum içerisinde çalıştığına dikkati çekerek, içeride görüş birliğine sahip olduğumuz bir dış politikayı daha cesaretle ortaya koyma fırsatı bulduklarını ve koalisyonun en büyük gücünün dış politikadaki görüş birliği olduğunu ifadelendirmiştir. Bu toplantıların ugulama ve şeklinin çağrışımı Sayın Reşat Akar’ın Ve Aytuğ Türkkan’ın yaz kış demeden KKTC hudutları içerisinde yüzleri aşan bölgelerde yaptıkları “Halk Meclisi” programını anımsatır nitelikte oldu ki bu programlarda, ülkemizdeki tüm sorunların serbestçe dile getirildiği bilinmektedir. Hükümetin yaptığı toplantılarının, neye murat ettiği ise sonuçta mutlaka anlaşılacaktır. Tabi Cumhurbaşkanlığı seçimlerine geri sayım başlamıştır. Bu geri sayımda Siyasi parti başkanlarına kurumsallaşmış yapı içinde büyük görev düşmektedir. Seçmen bunu bekleyendir. Her bireyin gönlünde bir aslan yatmaktadır. Aslanların çokluğu ise ayrı bir sorundur. Demokrasilerde adaylık konusu serbestiyeti olsa bile arkasında siyasi kurumsal yapıda, esaslı bir destek olmayan bir adayın Cumhurbaşkanı olması imkansız gibidir. Sandıklar kurulmaya hazır olduğu günler yaklaştığı zaman seçmenin birikmiş sorunları gündeme yeniden taşınacaktır. Yarım adamızın gerçekleri budur geçmişte de böyle olmuştur.Gelecekte de olacaktır. Öte yandan ülkemizde kadına şiddette sınırlar, aşılmıştır. Çaresi bir türlü bulunamayan olaylarda kadın sığınma evidir,mor çatıdır, diye adlandırılan ve ilgi görmeyen yerlerden ziyade aile içindeki bu kavgaların sebebine inmek ve bu sebeplerde tedavi uygulamak en iyisi olacaktır. Ekonomik zorluklar, eşi aldatma, kumar gibi alışkanlıklar ve eşler arasındaki uyumsuzluk kötü neticeleri beraberinde getirmektedir. Her şiddet olayından sonra konu 3-4 gün gündemde kalmakta sonrasında ise unutulup gitmektedir.Kötü alışkanlığa yakalanan, bağımlık, onlarca gencimizi pençesi altına alabilmektedir. Bozuk aile düzeni içerisinde bir çok çocuk dış mekanlarda vakit geçirirken ne olursa olmakta bir nevi boşluk içerinde kalmaktadır. Ülkemizde boşanma olayları nerdeyse evlenenlerin sayısına eşitlenmiş bir vaziyettedir. Her konunun uzmanı vardır her yerde belki de rehberlik hizmetleri verilmeli bir nevi mahalle hakimliği ve mahalle hekimliği birimleri kurulmalıdır. Bu gibi durumlara müdahale edip yardımcı olabilecek donanımlı bir çok insan kaynağımız vardır. Bu insan kaynakları verimli olmak adına kullanılmalıdır. Çağımız teknoloji çağı ve bütün bunların etkisinde ve bağımlılığında olan birçok kişi vardır. Tavsiyeler ne derece etkili olurun, bilinmezliğinde yine de kendinizi koruyun demekten başka çare olmadığının farkındayız. Bu konuda çare kendi iradenizdir, iradenizi olumlu konularda kullanınız, göreceksiniz ki kendinizi daha iyi hissedeceksiniz. Sonuç mu ? “Zamanı torbaya sığdıramıyoruz, hızına yetişemiyoruz, zaman bize uymuyorsa biz zamana uyuyoruz. Sorun burda gizli “ diyorum…