Author: tberova

Mühim nokta başlangıç

Mühim nokta başlangıç

20 Temmuz 1974 yılının 44.yılı KKTC ‘de Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ‘ı temsilen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Fuat Oktay, KKTC’de katıldığı Kıbrıs Barış Harekatı’nın 44. yıl dönümü etkinliklerinde yaptığı konuşmada, Kıbrıs Barış Harekatı’nın Kıbrıs için olduğu kadar tüm Türk milleti için de tarihi bir dönüm noktası olduğunu vurguladı ve bu günün ‘Kıbrıs Türkü’nün hür yaşama ve Ada’nın eşit sahibi olarak varlığını sürdürme hakkı için verilen mücadelenin en şerefli günü’ olduğunu söyledi ve özellikle belirttiği ‘Kıbrıs Rum tarafı siyasi gücü Kıbrıs Türkü ile paylaşmaya yanaşmıyor’ cümlesi ile de işin özünü özetledi . Konuşmasında “Kıbrıslı Türklerin bir Kıbrıs Rum devletinde azınlık haline getirilmesine asla izin verilmeyecektir. Ana vatan ve garantör Türkiye Cumhuriyeti, Doğu Akdeniz’de istikrarın güçlenmesine katkı sağlayacak bir çözüme yönelik çabalarını, kararlılık ve iyi niyetle sürdürecektir. Bu yolda, ülkü birliği yaptığımız Kıbrıslı Türk kardeşlerimizle birlikte hareket edecek, geçmişte olduğu gibi gelecekte de şartlar ne olursa olsun Kıbrıs Türkü’nün yanında olacağız.’ dedi. 20 Temmuz resmî geçit töreninde yaptığı konuşmada Türkiye Cumhurbaşkanının selam ve sevgisini konuşmasında ülkemiz halkına iletti. 20 Temmuz günü ayni saatlerde Güney Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiades Twitter hesabından yaptığı Rumca paylaşım ile Türkiye’nin işgalinden bahsetmiştir. Google Rumca/Türkçe çevrisi aynen şöyle; “44 yıl Türkiye işgalinden bu yana. 44 yıl acı sonuçları yas: işgal, bölünme, deplasman, mültecilerin binlerce insan acı, yaralı ve savaş özürlü, ölen akrabaları ve kayıp kişiler.” Yine sosyal medyadan kendine verilen yanıt “Neden EOKA hakkında konuşmuyorsun. Kıbrıs ‘ta birçok Türk halkı öldürüldü??? Neden ‘acritas planı’ neden bahsetmiyorsun. Tekrar düşünmelisiniz!!!!” 20 Temmuz’un sosyal medya paylaşımları işte böyle uzayıp gidiyor… 1960 sonrası geçen 58 yılın 44 yılının barışının olduğu noktada hala daha Rumlar’ın değişmeyen zihniyeti ile nereye kadar gidilecek.? Ve unutmayın Rumlar’ın EOKA yemini… ”’Allah’ın adına yemin ederim ki, Bütün gücümle hayatıma mal olsa da ENOSİS uğruna savaşacağım, EOKA’nın Emirlerini kayıtsız şartsız, Hemen yerine getireceğim, Aksi halde hain ilan edileceğim ve öldürüleceğim, Ahirette utanarak ıstırabını çekeceğim ”Halen geçerliliğini korurken,gidilecek nokta ne olacak.? Daha ne kadar bu konuda müzakere dedikleri masalar kurulup kaldırılacak. “Muamma” deyip geçmekte fayda var. Temmuz’un ülkemizde diğer önemli bir hadisesi 2008 yılında “Kıbrıs Türk Halkının Güçlü Sesi “olan ve Star Kıbrıs Medya Grubu’a ait Ada Tv televizyonunun Sayın Ali Özmen Safa ‘nın önderliğinde Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından hizmete açılmış olmasıdır. Star Kıbrıs Medya Grubu mensuplarını verdikleri hizmetten dolayı kutlarken “Her şeyin mühim noktası, başlangıçtır. “ diyerek yazımı Eflatun’dan bir sözle de noktalıyorum. Grubu’a ait Ada Tv televizyonunun Sayın Ali Özmen Safa ‘nın önderliğinde Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından hizmete açılmış olmasıdır. Star Kıbrıs Medya Grubu mensuplarını verdikleri hizmetten dolayı kutlarken “Her şeyin mühim noktası, başlangıçtır. “ diyerek yazımı Eflatun’dan bir sözle de noktalıyorum.

Advertisements
Sonsuz şükran

Sonsuz şükran

15 Temmuz Lefkoşa’da yükselen silah ve bomba sesleri ile Rum’un Rum’a darbe yaptığı saatlerde neler oluyor diye sokağa koşanlarız. Eoka, Enosis, TMT “Ya Taksim Ya Ölüm” sloganları ile geçen günlerde vatanı uğruna şehit düşenlerin acısının yıllara eklendiği biliyoruz, 1960 Kıbrıs Cumhuriyetinin her şeye rağmen kuruluşu, ardan 3 yıl bile geçmeden 1963 hadiseleri “Bekledim de gelmedin şarkıları sınırlarda Rumlar’ın Türklere tacizi ile Türkiye düşmanlıkları,1974 yılına kadarki yaşanmış var oluş mücadelesi,15 Temmuz darbesi ve Kıbrıslı Türklerin can güvenliği büyük bir tehlike içerisinde, en çok endişeli olanlar küçük çocukları olan anneler ile yaşlılar, mahalle bütün komşular birbirleriyle istişare halinde, konu Türkiye, Kıbrıs’a müdahale edecek mi? sorusuna verilen cevaplar ve büyük bir bilgi kirliliği…Büyük oğlum Özdemir Berova 6 yaşında Kandemir oğlum 3 yaşında devamlı ne oluyor? diye soru soruyorlar, silah sesleri çocuklara oyun gibi… Babam devamlı BBC İngilizce haberleri küçücük radyosundan dinleyip yorum yapan ve Türkiye’nin her an askeri harekât yapacak, hazır olun vaziyetini anlatıyor, onu dinledikçe kendimizi güvende hissediyoruz. 19 Temmuzu 20 sine bağlayan ve hepimizin bir odaya toplandığımız gece, ön evin damı kiremit arka bitişik birbirine geçişli evin üzeri beton, karar, aile içi güvenlik açısından, üstü beton ve sınır tarafında olmayan, arada duvarlar ve bahçeye kapısı olan çamaşır odasında yerlerdeki şilteler üzerinde bekleyiş. Çağlayan bölgesi sokakları rumların yaylım ateşinde. Mücahitler mahalle sakinlerinin şehir merkezine güvenli yerlere gitmesi taraftarı,her evde bir hazırlık annem evdeki yiyecekleri arabanın bagajına yüklemiş vaziyette bekliyor. Evden eve geçişlerde bahçe telleri kesilip geçit oluşturuluyor, mahallenin bütün erkekleri silah altına çağrılmış ve Rumlar’ın Türk kesimine geçmesini önlemek için siperlere kum torbaları ile takviye yapmaktalar. Nihayet sabaha yakın saat beşte radyo anonsu ve adanın dört bir yanından çıkarma oluyor diyen Rauf Raif Denktaş’ın halka seslenişi, hemen mahallenin tahliye edilmesine başlanıyor, Türk Silahlı Kuvvetlerinin zor geçen müdahalesini, haberlerden alıyoruz. Lefkoşa surlar içinde akraba evlerine sığınıyoruz. Genci yaşlısı erkeklerin hemen hemen hepsi vatan hizmetinde silah altında.Şehit haberleri her eve ateş gibi düşüyor, bizimde bulunduğumuz ev eşimin dayısının evi ve 22 Temmuz gecesi kısa bir süre eve gelen ve çok sevdiğimiz Ongun Hulusi ‘nin 23 Temmuz’da şehit oldu haberiyle ,evin bodrum katından yükselen haykırışlar ve ailenin dayanılmaz acısı. Silah sesleri gittikçe yakınlaşmakta, ordan daha şehir içine, bu defa yine eşimin amcası Demirci Ziya’nın oğlu Hüseyin beyin Tekke bahçesindeki soğuk hava deposu sığınağına, sığınakta daha bir çok kadın ve küçük çocuklar koruma altında ve gözlerde korkulu bekleyiş var. Lefkoşa’ya uçaklardan bildiriler atılıyor. 1.Harekat sonrası kısa bir süre kendi mahallemize dönüş sonrasında 2.Harekat Bu gün 44.yıl ve Mehmetçikler ve Mücahitlerin kanı ile sınırları çizilen ülkemiz. Çok şükür ki vatanı uğruna savaşanların, şehitlerimizin ve gazilerimizin sayesinde bugün Türkiye’nin etkin ve fiili garantisi ile gelinen barış dolu günlerdeyiz. 1974’ün barış harekâtının, Türkiye’deki 37 Hükümet ve TBMM mensuplarını, Bülent Ecevit’i, Necmettin Erbakan’ı unutmadık. Kıbrısın tarihi geçmişinden bu günlere bizleri taşıyan liderlerimizi unutmadık,Dr.Fazıl Küçük, Rauf Raif Denktaş’ı unutmadık. Geçmişte çekilen ve evlere düşen acıları ile şehitlerimizi ve gazilerimizi hiç unutmadık, Kıbrıs’ta çözümün gittikçe uzaklaştığı günülerdeyiz… Ve başımız dik bayraklarımızın gölgesinde Harekât sonrası adaya gelen barışla, KKTC ‘de,20 Temmuzun 44.yılının öneminde, yarınların güvencesinde olmanın gururu ile Türkiye’mize sonsuz şükranlarımızı bir kez daha sunuyoruz.

Aşkın gözü kördür

Aşkın gözü kördür

İnsanın hayatına yön veren ışık sanki onun alın yazısıdır. Okundukça yaşanan,yaşandıkça görülen bu ışığın arkasından gitmek, ordaki huzur ile mutluluğun yakalanmasıdır. Hayatta hiç bir şey kaderin önüne geçemez. Gerçek diye yazılmış hikayeleri okuyoruz bir de bakıyoruz ki hayatla, yüz göz olmuş ve söylenen eski sözlerin makamıdan seslenişi, ne ararsanız var, işte öyle bir hikayeyi okuduğum zaman müteselsilen birçok düşünceye maruz kaldım. Çoğu kez siyasette koltuk aşkı diye de yorumladığımız, derin sevdada hissedilen aşklar ve bütün bunların sonucunda gözlerin hiç bir şey görmez olduğu, duygular ve ne yaptığını bilmez bir çok aşkta, sonucun belli durumu. Siz okuyucularımın böyle bir hikayeyi okuyup okumadığınızı bilemem ancak huyun iyisi,kötüsü, saflığın kendisi, çılgınlık, aşk, sevgi,şefkat ve en önemlisi tutku, para hırsı,tembellik, ihanet ve yalan arasındaki saklambaç oyununu sizlerle, sizi gündemin sıcaklığından bir nebze, belki, uzaklaştırmak adına paylaşmak istedim. Hepsi hayatın içerisinde ve var olan kavramlar… “Dünya yaratılmadan önce, iyi ve kötü huylar ne yapacaklarını bilmez vaziyette dolanıyorlarmış. Bir gün toplanmışlar ve her zamankıinden daha fazla canları sıkkın oturuyorlarken; Saflık ortaya bir fikir atmış: ‘Neden saklambaç oynamıyoruz?’.. Hepsi bu fikri beğenmiş. Çılgınlık bağırmış.’Ben ebe olmak ve saymak istiyorum’…Baska hiç kimse çılgınlığı arayacak kadar çıldırmadığı için, Çılgınlık bir ağaca yaslanmış ve saymaya başlamış.1,2,3,.. O saydıkça iyi huylarla kötü huylar saklanacak yer aramışlar. Şefkat, Ay’ın boynuzuna asılmış; İhanet çöp yığınının içine girmiş; Sevgi bulutların arasına kıvrılmış; Yalan bir taşın altına saklanacağını söylemiş ama yalan söylemiş çünkü gölün dibine saklanmış; Tutku dünyanın merkezine gitmiş; Para Hırsı bir çuvalın içine girerken çuvalı yırtmış. Aşk; kararsız olduğu gibi, nereye saklanacağını da bilmiyormuş.(Aşkı saklamak zordur ) Ve çılgınlık 100’ü saydığı anda; Aşk sıçrayıp güllerin arasına girmiş ve saklanmış.. Ve Çılgınlık bağırmış.. ‘Önüm, arkam, sağım, solum sobe,geliyorum!’ İlk önce Tembelliği görmüş, çünkü saklanacak enerjisi yokmuş. Sonra Şefkati ayın boynuzunda, İhaneti çöplerin arasında, Sevgiyi bulutların arasında, Yalanı gölün dibinde ve Tutkuyu dünyanın merkezinde birer birer bulmuş.Sadece biri hariç. Umutsuzluğa kapılan Çılgınlığın kulağına Haset fısıldamış: ‘Aşkı bulamıyorsun, çünkü o güllerin arasında saklanıyor.’ Çılgınlık çatal şeklinde bir sopa almış ve güllerin arasına saklamış, ta ki yürek burkan bir haykırış onu durdurana kadar. Ve haykırıştan sonra, Aşk elleriyle yüzünü kapayarak ortaya çıkmış. Parmaklarıyla kapadığı yüzünden sicim gibi kan akıyormuş. Çılgınlık, Aşkı bulayım derken, heyacandan Aşkın gözlerini kör etmiş.. ‘Ne yaptım ben?!!’ diye bağırmış.’Seni kör ettim. nasıl onarabilirim? Aşk cevap vermiş: ‘Gözlerimi geri veremezsin. Ama benim için bir şey yapmak istersen, benim klavuzum olabilirsin’.. İşte o günden beri Aşkın gözü kördür ve Çılgınlık da her zaman onun yanındadır…” günümüzde bu anlatım içeriğinin okunması iyi olur düşüncesindeyim.Klavuz önemli, yön verme konusunda uzman olması gereken ama ”Tutkunun Merkezi ”dünyada bulunması hayli zor olan!

Müdafaa hali

Müdafaa hali

Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan TBMM’deki yemin töreninden sonra ilk ziyaretlerini yaptığı ülkemizde bulunduğu çok değerli saatleri içinde KKTC Cumhurbaşkanı ile ikili ve sonrasında çalışma yemeğinde 4’lü hükümetin parti başkanları ile birlikte meseleleri yeniden masaya koymuşlardır. Sayın Erdoğan’na Ercan hava alanında hoşgeldiniz diyen siyasiler olduğu kadar sivil toplum örgütlerinin temsilcileri de vardı. Binlerce seveni ise dışarıda başkanı görmek için bekliyordu . Görüşmelerden sonra basın açıklamalarını da dinleyenler olarak kanaatimiz bir çok konunun ikili görüşmede özetlendiği yönündedir. Ancak basın toplantısında Başbakan bazı konuları Sayın Erdoğan’a ilettiklerini ifade ederken fazla açıklama yapmamış, terör konusu sorusuna ise basın önünde tartışmayacağım demiştir. Elektrik ve akaryakıt zammı ile ”üreticiyi,sanayiciyi ve tüketiciyi” perişan eden 4 parçalı hükümet bu kez toptan basın toplantısı adı altında mikrofonların karşısına geçti. Bütün bakanlar sıralandı,yüzlerindeki nereden olduğu belli olmayan mental yorgunluk vardı. Gazetecilere uzatacakları tek mikrofonu bile idare ettiremediler ve gazetecilerin sorularının pek azı anlaşılır oldu. Can alıcı sorular içinde vatandaşlıkları iptal edilen ve dava yoluna giden kişilerle ilgili bakanlık açıklamasının izahını istendi, kumarhanelerle, kaçak eti, akaryakıt zammı, 15 Temmuz darbeleri için neden Başbakan’ın günün önlemine binayen açıklama yapmadığı gibi önemli sorular soruldu tatmin edici cevap alındımı derseniz, alınmadı. Sayın Tufan Erhürman aldı sazı eline 15 Şubat güven oyu, Nisan ayı bütçe,hep ayni terane ile 5 aylık hükümetlerinin sancılarını ve kendilerine göre aldıklarını sandıkları önlemleri sıraladı. Sayın Özdil Nami’ye ikinci sözü verdi kanaatimizce parti içinde niye sessizliğini koruyor eleştirilerine, işte konuştu demek adına bu tercih yapıldı. Sayın Nami 7 başlık altında Teknecik Elektrik santrali giderlerini saydı, birinci sıradaki gideri, kira derken ikinci sırada personel giderlerini ilave etti, yüz ifadesinden ise işinden pek mutlu olmadığı ekranlara yansıdı, Sayın Baybars ise Sayın Nami’nin notlarına yan gözle bakarken objektiflere yansıyan oldu. Sayın Denktaş konuşmasına salonda soğuk duş etkisi yapan espirisi ile başladı ve döviz konusunda ABD Başkanı Trump’dan randevu aldığını ve toplantı yapacaklarını söyledi. Söylemine kendisi de güldü.Rum kesimine kumar oynamaya giden vatandaşları kontrol edemediklerini ülkemizdeki kumar severlerin ise makinecik ile oynadıklarını,kumarhanelerle ilgili yasal yeni düzenleme getireceklerini açıkladı. Ulaşım giderlerinin pahalılığı konusunda Sayın Tolga Atakan açıklaması oldukça anlaşılır oldu. Vakit ilerledikçe diğer bakanlar konuşmuş olmak adına konuştular. Bakanlar Kurulunun koro halinde söyledikleri tek şey ve tekrarladıkları husus hükümetlerinin asla bozulmayacağı oldu. Hükümet gidecek söylemlerini dedikodu diye nitelendirdiler. İstikrar biziz dediler. Bir ara Sayın Denktaş UBP kurultayını işaret ederek 3-4 isim sayıp Hüseyin deyince bu ismi kullanmaması gerektiğini söyleyerek, kim isterse seçilsin,biz 4 yıl hükümetteyiz dedi. Sayın Özyiğit de eğitimde okulları halk ile beraber yapacaklarını ve hükümetin devamı için her zaman uyum göstereceğini ifade ederken basın mensupları yavaş yavaş, kameralar dışında salondan ayrılıyorlardı. Sağlık Bakanı köylerdeki sağlık ocaklarını, Sayın Zeki Çeler de asgari ücret komisyon toplantısının yapılacağını açıkladı. Sonuç mu? ”Muhasebe defterinden okumalar”. Ve icraat sandıklarını, müdafaa hali ile rutine bağlayış…

Siper edilen göğüsler

Temmuz ,günleri içerisinde ülkemizde çok sıcak gündemi ile var olan bir aydır. 15 Temmuz 1974 Darbesi veya 1974’te Kıbrıs’ta askerî ihtilâl veya Kıbrıs’ta Yunan Darbesi, 15 Temmuz 1974 tarihinde Yunanistan’daki askeri cunta desteği ile Kıbrıs’ta Enosis’e yönelik milliyetçi Rumların III. Makarios’u devirmesi ve 20 Temmuz 1974’te Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kıbrıs’a harekât düzenlemesine neden olan askeri müdahale.’ Ya harekât olmasaydı” dedirten olaylar… Kıbrıslı Türkler yok olmak yerine yeniden var olup, bu günleri görüp “KKTC “ olarak halen barış içerisinde yaşamayı sürdürürken . Varsın Anastasiadis yine Kıbrıs Türkiye’nin işgali altındadır deyip dursun. Annan planına Türklerin evet demesine rağmen Rumların ödüllendirildiği bir dünya ve gelinen bu günkü durum… Şimdi ise kim haklı kim haksız söylemlerindeki tutarsız ve arsız, yalan söylemler ile yalvaran ağızlar… Varsınlar söylensinler su akar yolunu bulur diyelim… Öte yandan bir diğer tarih ”15 Temmuz 2016” var ki sanki bir hançerin Türkiye’nin kalbine saplanacağı anda, hançerin üzerine kendilerinin düştüğü gecenin heyecanı ve Anavatan halkının kendi kendine sahip çıktığı tarih ve Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayip Erdoğan’ın televizyonda cep telefonu iletişimiyle halkına yaptığı çağrı sonrası vatanını halk iradesinin sahiplendiğinin bir kez daha ispat edildiği gece… 15 Temmuz darbe girişiminin önlenmesinde ve kazanılan demokrasi zaferinde en başta her ne koşulda olursa olsun, Cumhurbaşkanının televizyonda güçlü bir sesle çağrı yapmasının etkili olduğunu kimse inkâr edemez… Siyasi partilerin meclise, halkın sokaklara koşması ile Türk medyasının dik duruşu, darbeye karşı tavizsiz davranışı bu zaferin en önemli göstergesi olan tarih 15 Temmuz gecesinin TSK’nın içindeki gerçek vatanseverler ile Emniyet ve Özel Harekât mensuplarının darbecilere karşı kalkan oluşları hiçbir zaman unutulmayacaktır. Bu zafer, birçok canın, canını ilelebet unutturmayacak ve kendilerini hatırlatacak bir hadise olup, şehitlerin kanın renginin, Türk bayrağının gönderde yeniden dalgalanmasıdır. 2016 yılının 7 Ağustos günü Yenikapı mitingine o zamanın KKTC Başbakanı Sayın Hüseyin Özgürgün’ünün Türkiye’de demokrasi mitingine gidişi ve ülkemizi temsil edişi de unutulmayan ve ülkemizin temsiliyetinin oradaki insanların sevgi seline selam duruşu ile hafızalarda yer edendir. 15 Temmuz 2018 ülkemizde de “Milli ve Manevi Dayanışma Platformu” önderliğinde bu yıl belirlenen program çerçevesinde anma ve hatırlatma mahiyetinde yapılmıştır. Türkiye’de 24 Haziran seçimi ile Cumhurbaşkanı ve hükümet sistemi sonucu neticesinde Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan bu yıl 15 Temmuz’u Ankara’da başlayan ve İstanbul’da devam eden program çerçevesinde gece bütün camilerde sela okunmuştur. Sela ve ezanın ayrıca Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın “Milletimi sokaklara, meydanlara, havalimanlarına davet ediyorum” ve halkla köprüde yürüyüş, gecenin en önemli davetleri idi. 15 Temmuz dün nasıl unutulmamışsa yarınlarda da unutulmayacak ve unutturulmayacaktır, Dualarımız her zaman şehitlerimiz içindir. Sivil olsun, asker olsun, vatan toprağı için göğsünü siper edenler için olacaktır. KKTC süren barışın ‘ilânihâe ‘ Türkiye’nin garantisine muhtacız. 20 Temmuz Barış harekatının birkaç gün sonra 44.yılı etkinlikleri için, hazırlıklar KKTC ‘de başlamıştır. Türkiye’den resmî törenlere katılım olması beklenendir.

Suni Müdahale

Suni Müdahale

Sabır’ın geniş anlatımı belkide bıkmadan usanmadan beklemektir. Sabretmesini bilen kişi umut ve ümitlerini sürdürdüğü duası her ne ise aradan çok uzun süre geçse de sabrının mükafatını alandır. Sabır olmasaydı ne olurdu diye düşünmek bile istemeyenimiz çoktur. Her acının unutulmayan anılarda yerleştirilmesi sonrasında geçen günlerin acıya ”sabırlar dilerim” temennisinde şiddetini azalttığını görüyoruz. Bu konuda baktığım kaynaklarda Prof.Dr. Saygılı’nın/Mutluluk Elinizde imzalı bir anlatımı oldukça ilgimi çekti. Saygılı’nın Askerliğini KKTC Girne’de yaptığını okuyunca, eserlerine ve özgeçmişine de baktığımı ifade edebilirim. İlgimin odak noktası başlığı “Ölüm Karşısında Nasıl Davranmalıyız ” oldu. Bir an aklıma her evden belki bir gelin çıkmaz ama cenaze çıkmayan ev yok söylemi geldi. Okumaya devam ettim. Kendi üslubum ile de konu girişini özetledim. Anlatım peygamberimizin oğlu İbrahim’in doğumu ile Medine’de yaşanan sevinçti. Her baba gibi oğluna çok düşkün olan peygamberimizin çocuğunun hastalanması ve bir süre sonra ise uzun zaman yaşayamayacağının anlaşıldığıdır.Çocuğu kucağında olan peygamberin, İbrahim’in nefesinin durması ile gözlerinden yaşlar boşandığı anlatılan yazının devamı aynen şöyle; ”Efendimizin(s.a.v) dövünme ve feryatları yasaklaması,ölüm sonrasındaki tüm üzüntü ve belirtilerini de yasaklamış olduğu şeklinde anlaşılıyordu.Bu yanlış anlama hala bazı zihinleri meşgul ediyordu.Abdurrahman bin Avf(r.a):”Ey Allah’ın Rasûlü,sen bunu (ağlamasını kastederek) yasaklamadın mı? Müslümanlar sizi ağlarken görürlerse onlar da ağlar”dedi.Efendimiz(s.a.v) yine ağlamaya devam etti ve konuşabilecek hale geldiğinde:”Ben bunu yasaklamadım.Bunlar acıma ve merhamet belirtileridir.Merhametli olmayana merhamet olunmaz.Ey İbrahim,eğer tekrar buluşma vaadi olmasa,bu (ölüm) herkesin geçmek zorunda olduğu bir yol olmasa ve son gelenimizin ilk gidene yetişeceğini bilmesek,senin için daha fazla üzülürdük.Yine de senin için çok üzülüyoruz ey İbrahim! Göz ağlar,kalp hüzünlenir fakat ağzımızdan Allah’ın razı olmayacağı bir şey çıkmaz.”dedi. Görüldüğü gibi Peygamberimizin (s.a.v) tatbikatı ölüm üzüntüsünü gereğinde ağlamayı caiz,hatta içinden geldiği gibi acıyı yaşamayı teşvik yönündedir.Yalnız yasa da sınır koymuş,üç günü aşması yasaklanmıştır. Ayrıca Efendimizin (s.a.v),ölüsü olanla acıyı paylaşma,ölü evine yiyecek gönderme tavsiyeleri ile,yalnızlık hissi,endişe ve acının azalması,faydalılık ve toplum içinde saygınlık hislerinin artması sağlanmaktadır. Netice olarak Peygamberimizin (s.a.v) ölüm karşısındaki üzüntü ve acı hissinin yaşanmasını,adeta boşaltılmasını teşvik ettiğini görüyoruz.Günümüz psikiyatri normlarına tam bir paralellik arzeden bu durum önemlidir.Çünkü yasın engellenmesi,ilaç ve benzer metodlarla boşaltılmasının önüne geçilmesi veya abartılı gösterilere bahane teşkil etmesi doğru değildir.Aksine deşarj edilmeyen acı,ileriki aylar veya yıllarda ağır bir psikiyatrik hastalık (genellikle depresyon) şeklinde karşımıza çıkacaktır.Tabii bir reaksiyona,suni bir müdahale uygun değildir.” diye yazmış yazar. Ne diyebiliriz acısını veren Rabbim sabrını da beraber vermiyor mu ? Veriyor. Vermeseydi şimdi ne çok insan yas tutar olmazmıydı ? Olurdu… Yaşam her şeye rağmen devam ediyor. Unutulmayan acılar, yüreklerde saklanıyor. Gün olur bir damla yaş, gün olur bir anı,gün olur bir tebessüm ile yüze yansıyor. Lakin hiç bir şey unutulmuyor. İzi kalmayan üzüntü olmadığı gibi…

Kişiliğini kaybetme

Kişiliğini kaybetme

Eğer kıskanıyorsanız sonuçları doğru olan bir yönde değilsiniz, kendinize saygıyı bu davranış şekli ile ileriye taşımak konusunda ısrarlı olmayınız,aksi halde ‘kıskançlık’ telâfisi mümkün olmayan sonuçlar doğuracaktır. Kıskançlık asla doğru sonuçları olan bir duygu değildir. Doğrudan doğruya kişisel öz güven, yeterlilik ve kendine saygı ile ilgilidir. Kıskandığınızı ya da kıskanıldığınızı düşünüyorsanız durumu bir de bu gözle değerlendirmeye çalışın. Göreceksiniz ki daha sessiz bir ruh haline sahip olacaksınız. Yeter ki ‘Bütün kötü iptilâların en kirlisi, kıskançlıktır. ‘ diyenlerin sözlerine sadık kalın ve bu alışkanlıkları bir kenara bırakın. Geçen yıl böyle zamanlarda yazdığım yazımın, sonuç kısmını bu şekilde bağlamıştım. O günden bu güne izlediğimiz ve haberlere yansıyan polisiye olaylarda çoğunun kıskançlık illeti ile bir başkasına veya insanın kendi kendine uyguladığı şiddete dönüştüğünü maalesef görüyoruz, polisiye olayların tartışması veya sosyal yönden incelenmesi gerekir.İnceleme araştırma konunun uzmanlarınca yapılmakta ve uzmanları analiz önerilerini kamu oyu ile paylaşımları gözlemlenendir. Önlem oluyor mu pek zannetmiyorum. Ancak dinleyenler için faydası mutlaka vardır. Kişilerin psikolojik durumlarındaki değişiklikler çevrelerinde farkedilir bir durum arzetse bile bunun tedavisinde etken olabilecek sırdaş arkadaşlıkların zamanımızda olmadığı kanaatindeyim. Kimsenin kimsenin derdi ile uğraşacak zamanı mı yok , yoksa kendi problemlerine çare bulamayanın, bir diğerine çare olamayacağı gerçeği mi var? Doğrusu, bilinmez olan bu gerçektir. Bağımlılık yolu ile kendine mutluluk arayanların çoğalma gösterdiği bir çağda yaşıyoruz. Bu konuda ailelerin çok dikkatli olması gerekiyor. Gençliğin aşkları,ilişkileri,dersleri, gelecek korkuları,fiziki faktörler, kıskançlık gibi duygularda haset, kibir ve kin onların ruhsal durumlarında bozuk saat gibi ya ileriye, ya geriye doğru bir ileri bir geri yer alırken son noktayı intihar denen günahla kişileri canından edebiliyor. Cinnet denen şey doğrumu değil mi diye sorguladığımızda insanın bir an için aklını kaçırmış olması ihtimali yüksektir açıklamasını çoğu makalelerde okuyanız. Demek ki çevremizdeki arkadaşlarımızda daha önce gözlenemeyen şüpheli davranışları varsa, çevresinden gittikçe uzaklaşıyorsa, asabi davranışlar içerisinde ise, alkol kullanımını gittikçe artıranlar varsa ve başka kötü alışkanlıklar içine girdiğini hissettiğiniz kişilerin ilgili sağlık uzmanlarından destek alması için ikna edilebilmesi,cinnet geçirme anının, önüne geçilmesine bir nebze olsun yararlı olacaktır. Yoksa iş işten geçtikten sonra keşkeler sonuca etkisini çoktan yitirmiş olacaktır. Hayatta hiç bir şey ne bir başkasının canına ne de kendi canınıza kıyacak kadar önemli olamaz. Bu gibi davranış şekillerinden uzak durmanız gerekendir. “Hayatta, düştüğün zaman umudunu; kalktığında da kişiliğini kaybetmeyeceksin. Kötü bir gün geçirmiş olabilirsin ama gün bitti. Gülümse ve kötü geçen bir günün iyi geçecek günleri engellemesine, asla izin verme.” Belkide bu cümle meselenin özetidir. Uygulaması hepimizin olsun…

Gülü incitme gönül

Gülü incitme gönül

“Çiçeklerle hoş geçin, Balı incitme gönül. Bir küçük meyve için Dalı incitme gönül.” Ülkemizin, iç sorunları, dış sorunları, mali sorunlar, Kıbrıs meselesi saymakla bitmeyen problemlerde çevremizdeki olaylardan ziyade kişilere insani açıdan, sağlık boyutundan bakmayı hepimiz unutmuş gibiyiz… Halbuki sağlık dışındaki her problem, mutlaka bir hal çaresi ile çözümlenebilir olanlardır… Her ailenin, hani derler ya çektiklerini bir Allah, bir de kendileri bilir, işte bu durumda olan insanımızın kendine göre çare bulduğu ama çaresiz olduğu durumları vardır… Maraz ettiğiniz duyumlar, genellikle gece yastığa başınızı koyduğunuz anda gözünüz önünde cereyan eden birçok dostunuzun, tanıdıklarınızın sağlık problemleridir… Kalbinizin bir köşesinde hissettiğiniz bu üzüntüyü işte o zaman, gündüzün aydınlığında yine taşıyan siz olursunuz… Ölümün yaşı mı var, yok, ülkemizde çeşitli nedenlerle her gün bir ölüm vakası işitenleriz… Memleketimiz küçük olunca, haberin yayılma hızı büyük oluyor… Üzüntüsü ise ıstırap. Bu yazı girişini geçen yıl bu vakitler yazdığım yazımda yapmıştım. Bir yıl geçti gündem yasa tasarılarında halen kanser denen illetin bildirilmesi mecburi hastalıklar arasına girmesi çalışmalarında devam eden bir yasal süreç, sonucunu bekliyoruz. Ülkemizdeki vakalar, görülme alanları istatistiki rakamlar teşhiste gerekli olan veriler, sonucu ölüm olan her hadise insan gönlünün derin yarası olmaktadır. Nitekim Türkiye’de kanser tedavisi ile ilgili önlemin başında, her türlü tedavisinin ücretsiz olması yönündeki karar isabetlidir. Birkaç gün önce SGK’nın Sağlık Uygulama Tebliği’nde yapılan değişiklikle kanser hastalarının tedavisi Türkiye’de tamamen ücretsiz hale getirilmiştir. Gönül dostluğu çok önemli başarıya giden yol gibi gündemde, Sayın Recep Tayyip Erdoğan başkanlığı ile değişen Türkiye Cumhurbaşkanlığı ve hükümet sistemi geçişinde sık sık tevazu, ehliyet ve liyakat ile vurgu nitelikli konuşmalarda yerini bulan ve eski zamanın düşünürlerinin geniş ufuklarında bizlere ulaşan hoş bir seda niteliğini sürdürüyor. ‘En güzel mekan gök kubbenin altı’Öyleyse kavga niye? Niçin boğuşmak? Yıkılmak için kalmaya çalışmak hangi aklın işi? Kim şimdiye kadar bir başkasının nasibini sahiplenmiş ki Var mı, bir yudum su içebilen, kader çizgisinin dışında? Öyleyse niçin boğuşma, niye bu hırs? Çalışmak şart, evet, ama bereketli kılmak için ömrü. Faydalı olmak için başkalarına. Ve insan bilmelidir ki iyilik sadece malda, nüfuz ve itibarda değil, dilde, gönülde, ve duadadır. ”İyiliğin ufağını küçümsemeyin, iyilik dostunuzu güler yüzle karşılama suretinde bile olabilir”. Gönül zenginliği ne kadar büyük bir servet. Gündemin önemli konuşmalarında yerini bulan gönül dostluğu vurgusu Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın AK Parti kurultayında okuduğu ” Gülü İncitme Gönül “ şiirinin sözlerinde varlığını hissettiriyor. Çiçeklerle hoş geçin, Balı incitme gönül. Bir küçük meyve için Dalı incitme gönül. Konuşmak bize mahsus, Olsa da bir güzel süs, ‘Ya hayır de, yahut sus.’ Dili incitme gönül. Sevmekten geri kalma, Yapan ol, yıkan olma, Sevene diken olma, Gülü incitme gönül. Başın olsa da yüksek, Gözün enginde gerek, Kibirle yürüyerek Yolu incitme gönül. Mevlâ verince azma, Geri alınca kızma, Tüten ocağı bozma, Külü incitme gönül. Dokunur gayretine, Karışma hikmetine. Sahibi hürmetine Kulu incitme gönül. Bu güzel şiirin ”söz“ anlamında olmak; işte başarının sırrı budur.

Hasat zamanı

Hasat zamanı

Sayın Tufan Erhürman ve hükümeti festivaller bitti şimdi de sırasıyla çalıştaylar faslına başladı. Güzel hoş da yapılan çalıştaylar gündem yaratıp daha sonra gündeme gömülme hali ile sonuç buluyorsa faydası ne ? faydası yok! Geçen hafta sonu devlet televizyon programında saat 12.30 Başbakan konuşacak dedim, önemli dedim dinlemeye başladım. Konu turizm çalıştayı ile ilgili konuşmasının geçmişten yani 4’lü hükümetin ilk günden bu güne sorularla tekrarı gibi biz izleyiciler aktarıldı. KKTC bir kimliği olması gerek diye, Başbakan ne diyecek beklerken köfterden, yemek çeşitlerinden, paluzeden, oluşan geleneklerin turiste sunulacak kısmında şaraptan tutun zivanıya’ya kadar Ülkemiz kimliği içinde sayıldı. Daha sonra Ziyamet köyü örnek verildi bölgede üç büyük otel olduğu söylendi şikayet konusu otellerin istihdam konusu idi ahçı için dıştan getirilmesine onay verilirken otellerin sadece %20 KKTC vatandaşı çalıştırdığını diğer %80 içerisinde TC uyruklu ve 3. Ülke vatandaşı olduğunu söylerken Bangladeş’lileride örnek verdi ve dedi ki onlar para kazanıp üç yıl içerisinde memleketlerine gitmeyi planlayıp saat farkı gözetmeksizin çalışmakta otelden yiyip, barındıkları içinde aldıkları maaşın onlara yettiğini halbuki Kıbrıs’tan Londra’ya gidip lokantalarda çalışıp bulaşık yıkayan bir kısım insan gibi buradaki vatandaşların bu gibi işleri yapmadığını, ulaşım sorunu, derken çocuk, ev kirası aldıkları ücretin kendilerine yetmediğini meslek okulundan mezun olma durumlarına gelince otellerde çalışanların mezuniyetlerinin belli de olmadığı babında konuştu durdu. DPÖ çalışma başlattığını otellerin yerli ürün tüketimlerini hesaplanacağını da söyledi. Bu hesaplamalar sanki yeni bir görev gibi de gösterildi. Uzun zamandır yayınlanmayan İstatistiklerin yayınlanmasını demek ki bekleyeceğiz. DPÖ çalıştay raporu çıktı mı.? Göreceğiz. Ülkemizin Eğitim adası olduğunu 100 binlerce öğrenci varken eğer söylendiği gibi bu kadar da turist adaya geliyorsa hellimin ihracatını ve verdikleri ihracat teşvik primlerini sorgular nitelikte gözlerindeki şaşkınlıkla anlattı durdu. Bir defa ürünün süreklilik arzetmese gerektiğini biliyor da bilmezmiş gibi davranması yadırganacak bir durum. Sütün yoğun olduğu zaman ile az olan dönemini ve süt ürünlerinin dayanıklı tüketim maddesi olmadığı cihetle yoğun sezonda süt fazlasını imalatçılara zorla pazarladıkları çiğ sütün mamülünün taze kaşar ve hellim olarak ihraç edildiği unutulmamalıdır. Yıl oniki aya yayılması sağlanamayan üretimin yerli piyasada sebze olsun , meyve olsun çiğ süt olsun sürülmesi zor, üretimde kalite ve standartlara uygunluk ise ayrı bir sorun. Daha yazacak çok mesele var Sivil Toplum Örgütleri ile oturup konuşsunlar. Bulgur köftesi ile bu işler çözüm bulacak gibi değildir. Eylül geliyor Zeytin hasadı başlayacak acaba hangi oteller turistin odasına Başbakan önerisi ile küçük şişe zeytinyağı koyup, bu şekilde toplam yağ üretimine çözüm bulunurken kaç ton yağ kullanılacak onu hesaplasınlar, üreticilere açıklasınlar. Zaman konuşma değil, icraat vaktidir.

Tevazu sahibi olmak

Tevazu sahibi olmak

Tevâzu sahibi olmak gerektiği Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından bir toplantıda katılanlara ve özellikle yerel yönetimlerde yer alan ve alacak olanlara öğüt mahiyetinde söylenmiştir. Tevâzu sahibi olmak en büyük meziyetlerden birisidir. Mütevâzi bir hayat her insanı huzura götüren bir yoldur. Unuttuğumuz bir çok kelime tevâzu ile aklımıza düştü. Alçak gönüllü olmak, insanın kendinde bulunan yetenekleri, malı, mülkü ön plana çıkarıp karşısındaki insandan üstünlük sağlamaması ve haksızlığa varan bir durum yaşatmaması halini açık ve net bir kez daha Sayın Erdoğan bu konulara dikkat çekerken vatandaş ile vakit geçirmeyen, mahallesindeki insanların bir çayını içmeyen elini sıkmayan kişilerin başarısızlığının hazmedilmeyeceği anlamındaki konuşma umarız çoğu kişiye ibret olacaktır. Mütevazi insanı diğerlerinden ayırt edici özellikleri vardır. Affedici olmak, kötülüğe iyilik ile karşılık vermek, sabırlı olmak, yardımda cömert olmak, mesuliyet sahibi olurken hizmette kusur etmeyen, fedakar zarif ve ince ruhu ile çevresine fayda sağlayacak insanların günümüzde gücünü tevazudan alması lüzumu vardır. Sayın Erdoğan “Tevâzu” derken hizmet sevdasında olanları mütevazi olmalarını istemiştir. Çevresindeki kişilerin çalışkan ve hizmette kusursuz olmalarını istemiştir. Tevazu derken bir hikaye paylaşmadan olmaz,bir zamanlar, köle ”Ayaz”, Sultan tarafından hazinedarlık görevine getirilmiştir, saraylılar sultanın duyacağı şekilde Ayaz’ın mücevherleri çaldığını söylerler. Sultan haznedarına inanmaktadır ancak içine düşen kuşku ile Ayazı takip eder, gizli delikten mücevherlerin bulunduğu odayı gözetler, Ayaz odaya girer büyük bir mücevherat sandığını açar, Sultan heyecan içinde bakmaktadır. Ayaz sandıktan eski püskü ve köyden saraya ilk geldiği gün giydiği eski püskü elbiselerini çıkarmaktadır. Sultan daha da dikkatli bakmakta ve Ayazın giydiği bu elbiseler içinde aynaya bakıp ne dediğini işitmeye çalışmaktadır. Ayaz kendi kendine “ Sen bir hiçtin,Allah seninin önüne Sultanı çıkardı seni kölelikten kurtardı bunu sakın unutma nerden geldiğini daima bil” diyerek hazine odasından çıkar karşısında gözyaşları içerisine Sultanını görür Sultan ona “ Bugüne kadar mücevherlerimin hazinedârıydın, ama şimdi… kalbimin hazinedârısın. Bana benim de önünde bir hiç olduğum kendi Sultanımın huzurunda nasıl davranmam gerektiğini ders verdin”der işte bu hikayeden ibret almayı , kibirden ve hasetten uzak durulması gerektiği ve tevazunun öneminde olmak için sade bir örnek. Sayın Erdoğan’ı ülkemiz ziyaretinde Türkiye’nin varlığını ve gücünü şahsında KKTC hissetmek bizlere sadece gurur verir. Geçen günlerde Türkiye Büyükelçiliği önünde bir sendikanın pankart açıp o pankartla Cumhurbaşkanın gelişini protesto ederken Hala Sultan Camii’ni kast ederek “Cami bahane, siyaset şahane” yazmaları hakikaten haddini bilmezlik olarak yorumlanıp bu pankartın bütün öğretmenlere mal edilmemesi hususunda öğretmenlerimizin çok büyük bir hassasiyeti vardır. Cumhurbaşkanın yemin törenine KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı dahil 17 ülkenin devlet başkanının ve 22 ülkenin Başbakan’ın Türkiye’de ”Külliyede” yapılacak törene katılımının olması beklenmektedir. Cumhurbaşkanının ilk ziyareti her zamanki gibi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetine ve Azerbeycan’a yapılacak olması geleneğindeki ehemmiyetle Sayın Erdoğan’a en kalbi duygularımız ile ülkemize hoşgeldiniz diyecek ve yeni bakanlar kuruluna ehliyet ve liyakatın öneminde başarı dileklerimizi ileteceğiz…