“Şüphe duymayan hakikati bulamaz”

“Şüphe duymayan hakikati bulamaz”

KKTC ‘de kurulduğu günden beri, bahtı kara hükümet 12-9-3-3 sayı ile 27 milletvekiline sahip 4 partili koalisyon hükümeti olmuştur. Bahtı kara dendimi mutsuz, dertten kurtulamayan, işleri hep ters gidenler için kullanılan bu deyim mevcut hükümet için tam uygun bir tabirdir. 4 Başlı hükümetin yaptıkları her icraatın hep kötü sonuçlanması, yaptıkları işlerde başarısız olması,bütün bu olaylar halkımızın gözü önünde, ceryan eden hadiselerdir. Hani derler ya insanımız geçim derdinde, hükümetimiz koltuk derdinde işte tam bu hesap, bizim hükümet mensupları da gelip geçici kararlarla iş yaparız pozisyonlarını müdafaada üstlerine yok. 174 kişinin vatandaşlığını iptal etmişler, o kişileri mahkeme koridorlarında hem maddi hem manevi olarak zarara uğratmışlardır. Döviz düşmüş olmasına rağmen fiyat denetiminden uzak hükümetin ortak tavrı ve müdafaası daha on aylık bir hükümetiz, seçim propagandasında dedik ya “çalışır yaparız” oluyor. Bu sloganla yola çıkanlar girdikleri sözlü ve yazılı sınavda halk nezdinde başarısız olduklarını ve sınıfta kaldıklarını bilmeleri gerekir. Ülkemizdeki yaşanan doğal afetin sebep olduğu cana ve mala olan zarar ülkemiz halkının kalbinde derin yaralar açmıştır. Ölümün soğukluğunun olduğu yerdeki korku ve endişe çevreyi sarmıştır. Üzgünüz,acılıyız,yastayız. Yapılan ve geçen 44 yılın iktidarlarını, eleştirmede bir de bakıyorsunuz ki mangalda kül bırakmayanlar yorumları ile güne uygun olmayan eleştirilerini mide bulantısı ile dışa vuruyorlar. Halbuki ülkemizde gelip geçen bütün iktidarların kronolojisine bakar isek belirli dönemler hariç iktidardan geçen koalisyonlardaki siyasi partilerinin onlarca yıl iktidarları ve koalisyonlarda ve icraatta oldukları henüz unutulmamıştır. Siyasette bu yıl bu koalisyon hükümetlerinin 4’lüsünde Sayın Kudret Özersay başkanlığındaki siyasi partide yer alan olmuş ve “kadro” 2018 Genel seçim sonrasında siyasi partiler nezdinde tamamlanmıştır.Sayın Erhürman ile hukukçu kimliklerini devamlı ön plana çıkaran bu iki milletvekilimiz Başbakan ve Başbakan yardımcısı olarak görev yapmaktadırlar. Konuşa konuşa devlet idaresinde söz sahibi olmayı öğrenmeye çalışmaktadırlar.Tecrübesizliklerini, deneme yanılma yolu ile sevk ve idarede hüküm sürdürmektedirler. Aralık ayı bütçe görüşmelerinin arifesi, para akışı sağlanacak ekonomik protokolden uzak ,KKTC Meclisiden geçirmek için çaba göstermektedirler. Öyle veya böyle bütçe elbette yasal süreçte Meclis’ten geçecektir. Sonrasında uygulamada nasıl mazaret üretecekleri ise merak konusudur. Döviz krizini yönetemeyen 4’lü hükümet, ülkemizde yaşanan doğal afet krizinide yönetememiştir,üstesinden çıkmaya çalışmaktadır. Türkiye her zaman olduğu gibi ülkemiz halkının yanında olduğunu, Cumhurbaşkanı yardımcısı Sayın Fuat Oktay, İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu’nun ifadelerinde yerini bulmuş “Türkiye Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı” nezdinde istenilen gerekli yardımın yapılacağı hususu burdaki hükümete bildirilmiş olduğu haberlerde izlenendir.Türkiye Lefkoşa Büyükelçisi Sayın Ali Murat Başçeri’nin şahsında Türkiye’ye şükranlarımızı ve teşekkürlerimizi iletiriz. Sonuçta, 4 gencimizi sel sularında ”Kara Çarşamba” denilen günde kaybetmiş olmanın acısının tarifi yoktur. Zihinlerdeki şüphe trafiğe yeni açılan, yeni yol güzergahında, yol durumunda nasıl bir olumsuzluğun ve teknik hatanın böyle bir kazaya mahal verdiği şüphelerini beraberinde getirmiştir. ”Şüphe duymayan hakikati buIamaz.”sözü unutulmaması gerekendir. Hükümetin bu konuda her türlü şüpheyi ortadan kaldıracak açıklamayı yapma zaruriyeti vardır. Bekliyoruz…

Advertisements
Özürsüz icraat

Özürsüz icraat

Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar. Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi.’ Sözü ile Mehmet Akif müteselsilen devam eden dünya halinin üzerindeki değişmezliği bir nevi vurguluyor. Kader saatimiz çalışıyor günler geçti,haftalar ayları derken yıl sonu aralığına geldik. Bu kapıdan 2019 Ocak ayı görünüyor. Yılın son ayında Türkiye Lefkoşa Büyükelçisi Sayın Ali Murat Başçeri’nin “Basın Resepsiyonu “ na Star Medya grubundan Ada tv Haber Müdürü Nihan Yücel ve diğer davetli arkadaşlarımız ile birlikte katıldık. Ülkemiz yazılı ve görsel basının büyük bir çoğunluğunun davete icabet ettiğini gördük. Davetlilerin yüzlerdeki memnuniyet verici ifadeler son derece önemliydi. Sayın Büyükelçi ve eşinin ve Elçilik mensuplarının basın camiasına gösterdiği ilgi görülmeye değerdi. Kendilerine böyle bir davet için yeniden teşekkürler ediyoruz. Yılın son ayında bütün bir yılın özeti değişmeyen ve çözümü çok zor olan yaşlanmış ve yorgun Kıbrıs meselemiz 2019 yılında da sürecini bir şekilde idame ettirecektir. Kıbrıs adasının stratejik konumu ile gündemi yine meşgul edeceği bir yeni yılı daha hep beraber izleyeceğiz. 2019 yılı şimdiden başlayan KKTC Cumhurbaşkanı adayları kim olacak sorusuna günlerinde cevap arayan olacaktır. 12-9-3-3 Hükümeti birlikteliği devam eder mi? Diye şimdiden bir kehanette bulunmak doğru bir yaklaşım olmasa bile yine de bir birlerine devamlı koltuk aşklarını ifade eden siyasi parti başkanlarının tutumlarının kendi kadrolarında ne kadar yer edineceği merak konusudur. Beyanatlarının aksine durum pek iç açıcı değildir. Ülkemiz halkı bu hükümetin beceriksiz icraatlarından hiç memnun değildir. Bütçe görüşmeleri sırasında KKTC Meclisi kürsüsü muhalefete belkide dar gelecektir. Söyleyecek çok şey vardır ancak dinleyecek bir hükümet yoktur. Hükümete mensup milletvekillerinin her biri ayrı bir telden çalmaktadır. Kadına şiddet olayları protesto edilirken ve bizler sloganlar ile hiç bir konuya çözüm bulunamaz derken gündemi değiştirecek söylemler havada uçmakta ojeli tırnaklar arasından kırbaçlı paylaşımlar ülkemiz selameti için reva görülerek reklamların oynandığını görmenin ızdırabını ayrıca yaşamaktayız. Naylon poşet, konusu ayrı bir doğal felaketin sebebi olsada paralı olmasının yararlı olup olmadığını, çevreden gördüklerimiz ve duyduklarımız ile takip eden olacağız. Sosyal medya gündemi ve yorumlar bu yöndeki güncel gelişmelerin haberdarı konumunu muhafaza edecektir. Hükümetin maliye bakanı emekliye ve kamu görevlilerine gününde yaptığı maaş ödemeleri ile takdir edilendir. Bu konuda ise gösterilen gayretler gözden kaçmamaktadır. Hükümet bir nevi maaş ödemelerini kendisine kalkan olarak kullanmaktadır. Aklın önüne geçen hırs ile hükümetin devamlılığı erken bir genel seçim getirirmi sorusuna cevap Cumhurbaşkanı adayı olacak isim belirleyici olacağı söylensede Cumhurbaşkanı adayı olmayı siyasi parti liderlerin ciddiyetle düşünmeleri gerekendir. Kurumsallaşmanın gereği budur. Anastasiadis bir kez daha aday olmayacağım derken 4 boyutlu siyasetinin hiç bir boyutunda önemli mesafe alamayan Sayın Akıncı aday olmamayı düşünmelidir kanaati halkımız arasında oldukça yaygındır. Anastasiades demişken Rum Yönetimi Başkanı Nikos Anastasiadis, başkanlık seçimlerini kazanması sebebiyle çocuk istismarından hüküm giymiş yedi kişiye başkanlık affı verilmesinden ötürü halkından özür diledi ve yeni seçilecek başkana böyle bir hataya düşmemesi nasihatini de yaptı. Oy uğruna seçim öncesinde verilen vaatlere özür. Hani derler ya özrü kabahatinden büyük. Bir özür de “Engelliler” için Sayın Özersay’dan… Halbuki her tedbirin önceliği ve zamanı vardır.Kaldı ki, özür ayni konuda tekrarı olmadığı müddet geçerlidir. Beklentimiz ülkemizde özürsüz icraattır.

Astarı yüzünden pahalı

Astarı yüzünden pahalı

“Gazetecilik bir bisiklet kazasıyla, bir uygarlığın çöküşünü birbirinden ayıramayan bir olaydır.” Diyenler mutlaka o günün şartlarından bahsederken geleceğe ışık tutanlardır. Gazetecinin, bulunduğu yerde mutlaka bir hareket vardır. Geçenlerde Mağusada yaşanan bir olay bir bakan ile Basın-Sen’i karşı karşıya getirmiş ve Sayın İçişleri Bakanı Facebook hesabı üzerinden bir açıklama yapma mecburiyeti duymuştur.

“Dün akşam, Maraş-Der’in davetlisi olarak Maraşlılarla Maraş’ın geleceği ve imar planlarını konuştuk. Toplantımız, herkesin saygı çerçevesinde fikirlerini söylediği, sorunların masaya yatırıldığı ve olumlu eleştirilerin de yapıldığı çok güzel bir ortamda gerçekleşti. Tüm fikileri alarak Maraş bölgesinin gelişimi için gerekeni yapmaya devam edeceğiz. Maraş-Der’in davetine ve yapılan katkılara çok teşekkür ediyorum.

Öte yandan, basın mensuplarını kovduğuma ilişkin yapılan haberin de doğru olmadığını, toplantıyı düzenleyen Maraş-Der’in ve bizlerin basına herhangi bir davet yapmadığını, toplantının basına kapalı yapılacağını söylediğimizi ve dilerlerse toplantı bitiminde açıklama ve fotoğraf alabileceklerini ifade ettik.

Ülkemizde basın emekçisi olabilmenin ne denli zorluklar içerdiğini bilen biri olarak, basın ve haber alma özgürlüğüne her daim saygı duyduğumu ve sahip çıkacağımı belirtirim. Özgür basına her daim hepimizin ihtiyacı vardır. Fakat dün akşam yaşananların basın özgürlüğü ile ilgisi pek yoktur. Tek yapılan, basına kapalı olan toplantının, basına kapalı olduğunu oraya gelen iki basın mensubuna bildirmek olmuştur. Kamuoyuna saygı ile duyurur bu vesileyle herkesi selamlarım.” Diyerek noktaladığı beyanı ile iki kişiye yani basın mensuplarına toplantıyı izlemelerine izin vermediklerini duyurmuştur. Toplum yararına konuşulacak bir meselede niye “basına kapalıdır” noktası anlaşılır bir izahat değildir. Sayın Baybars ayrıca açıklamasında kendi tabiri ile “basın mensuplarını “kovduğuma “ dair” diye cümle içerisinde kullandığı üslup kanaatimce hiç de hoş olmamıştır. Elbette Sayın Bakanların yazdıkları cümleleri düzeltecek halimiz yoktur. Bilinmesi gereken gerçek ise her halükarda bütün olarak siyasilerin sinir kontrollerinin, her zaman ve her koşulda olması gerektiğidir.

Basın mensuplarına, hele de kenti ilgilendiren bir konusu olan böyle bir toplantıda engel koymanın hiç de gereği yoktu. Bir hata yapılmıştır bu olayın kamu oyunda tasvibi olmadığı gibi “Basın Emekçileri” nezdinde de kabulü mümkün olmadığını yaptıkları açıklamalardan okuyanlarız. Halbuki temiz toplum, temiz siyaset, şeffaf yönetim, anlayışı olan siyasi bir partinin iktidarda yer alan bir bakanının, basın mensuplarını, toplantının yapılacağı yerden çıkarması veya çıkardırılmasına zemin hazırlaması kanaatimizce olumlu bir davranış olmamıştır. Dileriz her iki taraf da anlayış çerçevesinde bu nahoş hadisede üzerlerine düşen hassasiyeti gösterir ve sonuç istenilen seviyeye gelir. Özür dilemek de bilindiği üzere karşılıklı olduğu müddet ehemmiyet kazanır. Meselenin özünde mutlaka anlayış kazanacaktır. Bilinmesi gereken ise her olayda her haberin doğruluğu nispetinde değer kazandığıdır.

Bu gün Türkiye Lefkoşa Büyükelçisi Sayın Ali Murat Başçeri’nin “Basın Resepsiyonu” vardır. Sayın Büyükelçi ile basın mensupların bir araya geleceği böylesine bir birlikteliğin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde önemi oldukça büyüktür. İcabet edeceğimiz bu resepsiyonun kamu oyuna yansıması mutlaka ses getirecek olandır. Bir vesile; Sayın Büyükelçiye görevinde yeniden başarılar dileriz.

Havada karada zamanı avlamak

Havada karada zamanı avlamak

Ülkemizdeki demografik yapı içerisinde mevcut nüfusun istatistiki bilgisi olması gerekendir. Belki vardır ancak güncel ve karşılaştırmalı verilere ihtiyaç her gün için lüzumludur. Yarım adamıza, giriş iki deniz limanı, bir hava alanı yolu ile yapılmaktadır. Karadan veya havadan Güney -Kuzey veya Kuzeyden Güney Kıbrıs’a geçişler de polis muhaceret bilgisi dahilinde yapılmaktadır. İç İşleri Bakanlığına bağlı muhaceret dairesi ve polis teşkilatı muhaceret bölümü ile giriş ve çıkışların denetimli olduğu bilinmektedir,dahası online sistemin işlevselliği de vardır. Son günlerde Polis genel müdürlüğünün basına yansıyan haberlerinde diğer operasyonlar haricinde yaptığı kontrollerde yollarda ve seyahat halindeki araçlarda veya,yaya yürüyüşlerinden ülkemizde yaşayan ve yabancı diye nitelendirilen insanların kimlik kontrollerinin yapıldığı haberlerini öğrenenleriz. Bu husustaki hassasiyet elbetteki önemlidir ve polis teşkilatımızı takdir edenleriz. Ülkedeki asayişin sağlanması için hatta bu kontrollerin devamlılığını savunanlarız. 4 Başlı hükümetin bir türlü çözemediği vatandaşlık konusunda mağdur olanların şikayetleri arşa çıkarken hala daha beyaz kimlik, seçme seçilme hakkı olsun mu olmasın mı, yerel idareler derken bu gün oldu hiç bir sonucu olmayan ama hep hazırlık safhasındayız deyip işleri gizli gizli yürütüp bakanlar kurulundan sonra açıklama yapacağız diyen Sayın Baybars’ın da konuşmaları halkımız ve halkımızın ileri gelenleri tarafından değerlendirilmektedir. İşte bu hükümetin, iktidara gelirken verdikleri ve açıkladıkları sözlerinden birisi de nüfüs sayımı yapmaktı ve henüz bu sayımı yapmamışlardır. Bütün bunları yazamama sebeb hadise ise, geçen günkü kontrollerde üçüncü ülke uyruklu tanıdığım kişinin kaldırımda yürürken yolun öte yanında duran polis memuru tarafından sert çıkışlı çağrısı oldu. Anlatan kişi polise demiş ki biraz daha nazik olurmusunuz, demiş demesine de, bir anda boynundan tutulup araçta sorguya çekilmiş bahse konu şahıs yarım türkçesi ile polise izahatını yapana kadar akla karayı seçmiş. İşçiye pasaportu sorulmuş, işe giden bir kişinin her gün önemli bir belgeyi üzerinde taşıması zor , nerde çalışıyorsun denmiş, isim verilmiş. bilahare 2-3 dakika sonra tamam gidebilirsin ile iş tatlıya bağlanmış, halbuki polisin yol kontrollerinde elinde muhaceret online sisteme bağlı cihazı olsa denetimlerin doğruluk payı artmış olurdu. Ülkemizde kaçak diye nitelendirilen ve biçok kişinin tutuklandığını öğrendik. Ülkemizde çalışma izni veya oturma izni ile ikamet eden ve adına yabancı denilen kişilerin çoğunun Türkiye’den gelen vatandaşlar olduğu bir yana 3.cü uyruklu dediğimiz ve genellikle Bulgaristan Türkleri, Türkmenistan, Pakistan ve Uzakdoğu gibi benzeri ülkelerden kişiler ”ekmek parası” için ülkemizde bulunmaktadırlar. Bu kişilererin mevcudiyetin yanında ülkemizde doğup büyüyen ve 18 yaşı dolan kişilerin vatandaşlık işlemleri yapılmadığı gibi bir çok ailede vatandaşlık hakkına kavuşamamıştır. Eğitim alanlar hariç, bu gençlerin ülkemizdeki akibetleri meçhul olmuştur. Beyaz kimlikti oydu buydu söylemleri ile yapılması istenilen hakkaniyet bu kişilerden uzak tutulmuştur. Hatta 174 kişinin vatandaşlığı iptal edilmiş bu kişilerden mahkemeye giden kişiler olmuştur. Neticede yasal yönde ara emri alınmış ve yasal süreç devamı sağlanmıştır. Kaç defa tekrarladık alınan bu haksız kararın geri alınmasını beceriksiz 4’lü hükümetin gruplu siyasi partilerinin başkanları Erhürman ve Özersay’dan istedik. Bu güne kadar geçiştirmeli cevaplar ve yeni sistem dedikleri mevzuatı dinledik. Problem büyük, yaptıkları tek şey yollarda “insan avı” başlattılması yolundaki icraatları. Bu durumda ülkelerine sınır dışı edilenler için devlet bütçesindeki ödeme meblağı ne kadardır? Bu giderlerin maliyeti, bütçede ne kadar açık yaratmıştır. Cevaplanması gereken sorulardır. Yarım adamızda halen ikamet eden ve sorunlu olan kişilerin problemlerinin nasıl çözüleceğidir. “Zamanı avlamak” dedikleri bu olsa gerek…

Söylem tercümanı

Söylem tercümanı

Güney Kıbrıs’ta Anastasiadis şimdiden “ben aday olmayacağım” havalarında ve diyor ki Anastasiadis, “Herkes politikaya ne zaman girmesi ve ne zaman bırakması gerektiğini bilmeli” bu cümleyi bile söylerken ve aday olmayacağını ifade ederken egosu ile Kıbrıs Meselesine ayrı bir nokta ile cevap veriyor. Gelecek seçime kendi akıl gücüyle şekil verdiğini sanıyor ve politikada yerine geçecek kişiye benden iyisi yok diye göz dağı veriyor. Anastasiadisi’i CTP milletvekillerinin 15 Kasım KKTC kuruluş yıldönümünün kutlandığı günlerde ziyaretinin anlamı büyük. Hatta 35 yıla denk getirilen bu ziyaretin ve kabülün anlamı çift taraflı bir mesajdır. Anlayan anlamıştır. Duvardaki Makarios fotoğrafına sırtlarını dayamış ve gülücüklü yüzlerle masa başındaki Anastasiades ‘e hayranlıkla bakışlar hiç de gözden kaçacak gibi değildi. Hatta ülkemiz vatandaşları bu fotoğrafın anlamını da çok iyi anlamışlardır ki kendi düşüncelerinin muhalefet milletvekilleri ile uyuşup uyuşmadığını ilişkin sorularını canlı yayınlara taşımışlardır. Müzakereler başlar mı başlamaz mı bilinmez. Bilinen tek gerçek müzakereler ile umutsuz umudun boş yere halkımıza zoraki pompalanmasıdır. Nitekim Ulusal Birlik Genel Başkanı bu konuda bir televizyon programında CTP’li vekillerin Rum Lider Anastasiadis’i ziyaretlerini eleştirmiş ve “KKTC Milletvekillerine bu yakışmadı” diyerek “CTP’den 5 vekil Rum Başkanın makam odasında keyifle Anastasiadis’e bakıyorlar. Bu doğru bir foto değildir. Bunlar bir Milletvekilidir… Bizi tanımayan bir başkanın odasında çok memnunmuşsunuz gibi foto veriyorsunuz. Biat mı ediyolar diye soruyor herkes. Kudret Bey CTP’Lilerin bu fotoğrafına ne der? Serdar Bey ne der? Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ’da bu ziyaretten memnun olmadığını söylemiştir… Milletvekillerinin o odada o fotoları vermesi doğru değildir demiştir” halkımızın söylemlerine tercüman olmuştur. Şimdilerde iç politikada KKTC Meclis 2019 Mali yıl bütçe yasa tasarısının bütçe komisyonunda görüşülmeye başlanmış olmasıdır. Vakti zamanında bizler de bürokrat olarak bütçe komisyonu masası yan koltuklarında ellerimizde dosyalar mensubu olduğumuz Tarım Bakanlığı bütçesi görüşülürken oturan ve bakana teknik destek sağlayan görevlilerdik. Bütçede esas, denklik konusudur. Gelir ile giderin bir şekilde en yalın anlatım ile eşitlenmesidir. Bu yıl genel kurul aşamasında Cumhurbaşkanlığı bütçesinden tutun bütün bakanlıkların bütçesi konuşulurken kulağımız muhalefet milletvekillerinin konuşmalarında olacaktır. Meclis Genel Kurulunda muhalefetin YDP milletvekillerinin ve İktidarın 27 milletvekiline karşı UBP ‘nin Genel Başkanı Sayın Ersin Tatar’ın başta olmak üzere 21 Milletvekili toplamında ciddi eleştirileri ve önerileri beklenmektedir. Her ne kadar 4’lü hükümetinin genel kurulda muhalefete uzun uzun konuşmayın diyeceklerini hatta tweetler atacağını geçen yıldan biliyoruz ama ülkemiz halkı bu konuşmaları Meclis Tv’den dinlemek isteyenlerin çoğunluğundadır. Ülkemiz halkı hangi bakanın telefon konuşmalarını hangi bütçeyle yaptığının hesabında değildir. Telefon paramı kendim öderim diyen Sayın Kudret Özersay masa başı kurumsal telefonun faturasını mı ödüyor da bu davranışı ile övünüyor, anlıyoruz, lakin siyasi gösteri deyip geçiyoruz. 500 bin TL’nın kuruşuna dokunmamış. Dokunsaydı! 2018 bütçesinde boşuna bu meblağ durmazdı. Bir yaraya ilaç olabilirdi. İzahı ile de takdir gören olabilirdi.Gelecek yılın bütçesine de konmazdı. Bütçeye bu rakam dahil edilirken haberim yok deyip sonradan bu 500 binleri yasallaştıranlar yine kendileri değilmiydi? Onlardı ve şimdi bu konuyu siyasi reklam olarak kullanmaktadırlar. Unutmadan ekleyim Meclis Başkanı Sayın Teberüken Uluçay makamı ile ve yapmış olduğu atamalar ile yerini çok sağlama, almamış olacak ki Sayın Özyiğit “Meclis Başkanlığı’nın TDP’de olması konusundaki kararlılığımız devam ediyor bu konuda geri adım atmadık ve atmayız” diye koalisyon ortaklarına bir nevi nota çekmiştir. Hadi hayırlısı…

Göz mü yumduk emirnameye …

Anladım ki, insanlar susanı korkak, görmezden geleni aptal, affetmeyi bileni çantada keklik sanıyorlar. Oysa ki; biz istediğimiz kadar, onlar hayatımızdalar, göz yumduğumuz kadar dürüstler ve sustuğumuz kadar insanlardır!’ Doğru söze başka ne diyebiliriz. Şems vakti zamanında hayatında ne yaşanmışlıklar oldu ki böylesine bir cümleyi kurdu. Her işte niyet çok önemlidir…Sözlükteki açıklaması ‘bir şeyi yapmayı zihninde tasarlama, önceden isteyip düşünme, kendi kendine karar verme, kişinin içindeki bir amaca yönelme istek ve düşüncesi.’ İşte kişiler bu niyet aşamasına vardıkları andan itibaren her şeyi başarabilecek güç ve özgüven sahibi olanlardır.İstemeyerek yapılan her her iş sonuçsuz olandır. Çalışmaya niyetiniz yoksa işlerinizin ters gittiğini gören olursunuz… Niyette ise, dış faktörlerin etkisi size başarıda hırs katan olur… Hırsın ise dozu iyi ayarlanmalıdır.Öfke denen şey ise,bir yola çıkmışsanız sizde olmaması gereken tek şeydir. Niyetten sonra her şeyin başı inanç diyebiliriz…İnançla başlayıp inançla atılan her adımda görülen sevgi bağları her zaman var oldukça ve insan öncelikle kendisini biliyor, tanıyorsa başkasının ne söylediği “özel hayatında “ önemini yitirmektedir. Önemsizlik söyleyenleri de ortada bırakan olduğu gibi bir kaybedişin öyküsü olarak satırlarda yer bulan olur. İş idaresinde kendinize şiar edineceğiniz temel prensiplerden bir tanesi , sizi ‘başarısız’ kılmaya meyilli kim isterse olsun, onları tesbitte gecikmemenizdir. Küçücük adamızda her gününün rutinine bir bakarsanız değişen hiç bir şey olmadığını görürüz. Her konuda dijital ortam insanı gün geçtikçe kendine esir ediyor. Sosyal medya hesaplarınızdan dünya parmağınızın ucunda ve sizler/bizler bu hesaplarınızdan televizyon, konukları olsun haberleri olsun canlı canlı izleyenler oluyorsunuz. Tabi bizlerde hatta öyle bir havaya giriyoruz ki kendimizi kaptırıp programlara dahil olup konu haberle ilgili yorumlar yazabiliyoruz. Ve en önemlisi ne “ sizle birlikte izliyor adını “ küçücük akıllı telefon ekranında gördüğünüz zaman biz ne kadar büyük bir aileyiz ki birlikte televizyon izliyoruz diyebiliyoruz. Tabi giderek yalnızlaşan çevrede sanal dünyanın cazibesi ile baş başa kalıyoruz. KKTC ‘de 2019 mali yılı bütçe görüşmeleri komite safhasında daha sonra Meclis genel kurulunda görüşmeler. Kasım -Aralık ayı böylelikle icraat dedikleri hakikatlerden uzak 4’lü hükümetin beceriksizliği ile şekillenip, denk bütçe olayı ile son bulacak mı bekliyoruz, göreceğiz. Serdar Denktaş 2019 daha refah bir yıl olacak diyor ama nasıl olacağı, soru işaretleri ile dolu. Öte yandan Baybars’ın emirnamesi tam bir kaos niteliğinde, “Meclis’te Pazartesi günkü bileşimde söz alan UBP Milletvekili Ersan Saner “Gazimağusa emirnamesi” hakkında Emirnamelerle, yazılı buyruklarla bir ülkenin geleceğini düzenlemeyi doğru değildir, bu yüzyılda imar planları yapılamıyorsa, Meclis’in kendi kendini sorgulaması gerektiğini kaydediyor. Bu durumda konunun irdelenmesi ilgili taraflarca yetkiler çerçevesinde yapılması gerekiyor. Salı gün sabah Hüseyin Ekmekçi’de programında dikey ve yatay yapılaşma üzerindeki görüşleri dinledik, Ötüken,Kuzucuk,Yıldırım, Çayırova gibi köylerin kıpkırmızı topraklarının tarımdan uzak yapılaşma adına tükendiği ifade edilirken eski ile bu gün arasındaki farkta bölgenin karpuz yetiştiren üreticileri de akla gelen oldu, Karpuz Kralı diye anılan Ali Çalıcıoğlu anılarda yer eden oldu. Yetiştirdiği kerevizlerin de çarşıda ünü vardı. Toprak önemli, üretim önemli fakat teşvik başka yöne yönlendiriliyorsa ve kişiler ve ülkemiz çevre adına ileride zarar görecekse demek ki durup yeniden düşünme zamanı gelmiştir…

Ver bakalım cevabı

Ver bakalım cevabı

“Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa, kendilerine ‘of!’ bile deme; onları azarlama; ikisine de güzel söz söyle.“(İsra, 17/23) Çalışma Bakanlığı kendisine evladı tarafından bakılan kadının sosyal yardım parasını kesince kadının çocuğu aylığın annesine bağlanmasını kaç kez bakanlıktan talep edendir. Maaş bağlanmayacak diye de cevap alandır. Bu cevaplar sonrasında bir nevi şuurunu kaybeden evlat 80 yaşındaki annesini bakanlık kapısına bırakarak “alın siz bakın” demiştir. Doğru mu yapmıştır hayır. Çalışma Bakanı Sayın Zeki Çeler’de Facebook hesabından bir açıklama yaptı ve dedi ki “ Ne vicdansız evlatlar var! Bugün bir vatandaş 80 yaşındaki annesini getirip Bakanlığımızın kapısına bırakıp terk etti. Amacı sosyal yardım maaşını yeniden bağlatmak. Bunu ilk kez yapmıyor. Defalarca yaptı. Son model aracının taksidini ödemek için annesinin bakımında kullanılmayacağından emin olduğumuz bu parayı ona vermeyeceğiz. Annesine bakmadığı ortaya çıkınca kesilen maaşdan sonra durmadan sosyal hizmetler ve bakanlığın kapısını aşındırıyor. Bakmayacaksan biz bakarık kardeşim. Her gün annesini bakanlığa bırakıp kaçan kadına sesleniyorum. Sen, seni 9 ay karnında taşıyıp büyüten annene bunu yapma hakkına sahip değilsin. Sen evlat bile olamadın. Benim nenem de bakıma muhtaç, hem de yatalak ve kendini de bilmiyor. Dedemin maaşı ise en düşük baremden sigortalı maaşı. Evde bir de bekar dayım var, (çalışmayan) üstelikte torunu “ben” çalışma sosyal güvenlik bakanıyım. Ama devletten bir kuruş ek destek almadan neneme dedem, dayım ve annemle teyzem evlatları gibi bakar. Çünkü o artık bir çocuk gibi, yürüyemiyor bile… Bir kendi aileme bakıyorum bir de senin annene neler yaptığına! Artık senin vicdanına bırakmaycağım. Anneni bizim himayemize alıyoruz. İlk zamanlar annen üzülecek belki, ama ona gözümüz gibi bakacayık. Sana da yazıklar olsun!” Bakan ve bakılan arasındaki her günün maddi ve bilhassa manevi baskısının insan siniri üzerindeki basıncının anlatılmaz olduğunu biliyoruz. Sayın Bakan kendi ailesinden örnek vermiş olabilir her kes kendi yaşadığını bilir. Her işin başı sağlık deniyorsa da maddi güç olmadan evde bir hastanın bakımı çok zor, devlet ne olursa olsun, hasta bakımını üstlenen aile bireylerini de düşünerek gerekli önlemleri almak durumundadır. Bu gün ülkemizde yüzlerce yaşlı/hasta evde yatağında evlatlarının veya eşinin gözleri içine bakmaktadır. Demans hastaları vardır ki her an ne yapacağı elinde olmayan sebeplerden dolayı davranışlarında korku/endişe yaratacak eylemlerde bulunabilirliği vardır. Sayın bakan biz bakıyoruz diyor,sanki bir kişinin şuursuz davranışıyla bütün aileleri suçlayıcı itham içine giriyor. Bu gibi bakıma muhtaç kişilere nasıl yardım edileceğine ilişkin yeni sistem arayışına gireceğine kendini ön plana itiyor. O kişinin bu davranışı işin sosyal boyutunu gözler önüne sermiştir. Demek ki hem bakan kişiye hem bakılan kişiye maddi ve manevi yardımın işin uzmanları denetimi ve istatistiki bilgiler sonucunda sağlanması yönünde hiç geçikmeden acil tetbir alınmalıdır. Biz maaşını keseriz ne isterse yapsınlar, verdiğimiz sosyal yardım maaşını kızı veya oğlu harcıyor meselesi değildir. Akıl sağlığı ile düşünülerek çözümü gerekendir. Genel olarak toplumsal bir soruna çare bulmaktır. Hangi işi denetlediniz de sosyal yardım parası alan kadının maaşını bağlamıyorsunuz? O zaman maaşı kestiğiniz anda o masum ve 80 yaşındaki kadını neden kontrol altına alıp bakımını üstlenmediniz? Ve sonuca sebebiyet verecek kışkırtmaları oynadınız… Hadi bunun cevabını da veriniz…

Yalnız adam ve 15 Kasım

Yalnız adam ve 15 Kasım

Adamızda,15 Kasım 1983 yılına gelinceye kadar çok meşakkatli ve mücadele dolu yılları Kıbrıs Türk halkı olarak yaşadık. Bu gün; o günleri, yaşamamış olanlar kitabi bilgiler ve yaptıkları araştırmalar ile tarih kitapları sayfalarından geçmiş tarihi öğrenmektedirler. Biz yaştakiler 1955 yıllarından bu güne yaşanmış olan her ne varsa nefes aldığımız Akdeniz’in bu adasında görmediklerimizi duyduk, duymadıklarımızı yaşadık. Devamlı bir mücadelenin içinde olduk. Çocuklarımızı bu mücadelenin içinde vatan sevgisini aşılayarak büyüttük. Çok zor günleri geride bıraktık. 15 Kasım 1983’te Kıbrıs Türk Federe Devleti meclisi Self-determinasyon hakkını kullanarak oybirliği ile aldığı bir kararla, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ilan etmiştir. KKTC’nin kuruluş bildirgesini liderimiz Rauf Denktaş okumuştur. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin kurulması, Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan’ın ve pek çok devletlerin yanı sıra Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin de tepkisini çekmiştir. Güvenlik Konseyi, 18 Kasım’da aldığı bir kararla bağımsızlık kararını kınadığını, 13 Mayıs 1984’te de Güvenlik Konseyi 550 sayılı kararı ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilanını ayrılıkçı bir hareket olarak tanımladığını açıklamıştır. Kıbrıs Sorununun dünyanın gündemine girdiğinden beri başta Birleşmiş Milletler bünyesindeki çalışmalar olmak üzere adanın birleştirilmesi gayesi ile birçok faaliyet yürütüldüğünü, fakat bunlardan bir sonuç alınamadığı yaşayarak görenleriz. Bunlardan biri olan 2004 Annan Planı referandumu da Kıbrıslı Türklerin ‘Evet”i ve Rumların ‘hayırı’ ile gerçekleşmemiştir. Buna rağmen 1 Mayıs 2004’te Kıbrıs Cumhuriyeti tüm adayı temsilen Avrupa Birliği’ne girmiştir. Haksızlığa uğrayanlar ise Kuzey Kıbrıs ‘da yaşayanlar olmuştur. 1974 tarihinin 20 Temmuz Mutlu Barış harekatı ile Kıbrıs adasının iki bölgesine de halen sürmekte olan Güney Kıbrıs ‘da münferid olaylar hariç bir barış vardır. Barış çözüm denen olayda kendini bulamamıştır. Sebebi ise Rumlar’ın çözümü 50 yıldır müzakere masalarında geciktirmesinden kaynaklanmaktadır. Rumlar’ın zihniyeti değişmez olandır. Anastasiadis’in açıklamaları ortadadır. Sayın Mustafa Akıncı’nın kesin ve net olmayan bir nevi Rumlar’la görüşme isteği niteliğindeki davetkâr davranış içeren basın toplantısı ise tam bir hayal kırıklığıdır. KKTC Kurucu Meclisi tarafından hazırlanan anayasa 12 Mart 1985 tarihinde Meclis’te kabul edildikten sonra, 5 Mayıs 1985 tarihinde yapılan halk oylamasında Kıbrıs Türkü’nün % 70’inin onayını alarak yürürlüğe girmesine müteakip 9 Haziran 1985 tarihinde yapılan seçimde Kıbrıs Türk halkının % 70 üzeri oyunu alan Rauf Raif Denktaş, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ilk cumhurbaşkanı olmuştur. Denktaş kendisini Kıbrıs davasına adayan bir lider sıfatını halen korumaktadır. Dr. Fazıl Küçük’de KKTC kuruluşunu gördükten sonra vefat eden ve Kıbrıs mücadele tarihinin örnek alınacak bir Lideridir. Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş 1983-2005 yıllarında Sayın Mehmet Ali Talat 2005-2010 senelerinde Sayın Derviş Eroğlu 2010-2015 yıllarında Cumhurbaşkanı olarak görevdeydiler ve kendilerine Birleşmiş Milletler tarafından Kıbrıs müzakere sürecinde “Toplum Lideri “ olarak hitap edilen kişilerdi. Halen masası olmayan müzakerelerde Sayın Mustafa Akıncı şimdilerde yalnız adamı oynamaktadır. Kıbrıs Türk halkının büyük bir çoğunluğu Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinden yana tavır koyarken çözümün olamayacağı yönünde görüş belirtenlerdir. KKTC’nin 35. yıldönümünde barış içinde, özgürüz ve gururluyuz. Bizleri bu güne taşıyan Anavatan Türkiye’ye en kalbi duygularımızla teşekkür ederiz. 15 Kasım Cumhuriyet Bayramını Kutlarken Türkiye ve Türk Silahlı Kuvvetlerine olan inancımızı yineler, vatan uğruna şehit olanları minnet ve şükranla anarız…

Ezbere hikayeler

Ezbere hikayeler

Kıbrıs meselesi müzakereleri ve o bunu dedi bu bunu dedi ayarı ile çizilmek istenilen yol. Haçanabir dinleyeceğiz. Her şey apaçık ortada Rum kesimi gelip geçenler, bütün cumhurbaşkanları kilisenin sözcüsü ve papazın eli öpülürken ”o” ne diyorsa onun takibindeki icraatlar. KKTC Cumhurbaşkanı Akıncı ise Rum tarafında zihniyet değişikliği gerekir diyor. Neyin zihniyeti ,kimin zihniyeti her şey apaçık ortada. Anastasiyadis’in demeçi ortada. Sayın Nazım Beratlı’nın bir televizyon programında Sayın Mert Özdeş ile yaptığı söyleşide gündeme getirdiği gibi Sayın Akıncı bu durumda istifa etmelidir diyor ve yeni bir önerisi yoksa ayrılsın diyor. Böyle bir öneri Akıncı tarafından nereye kadar kabul görür veya çare mi bilinmez. Bilinen tek gerçek Kıbrıs Türk halkının ve Türkiye’nin bir noktada taviz vermediği kırmızı çizgilerinin olduğudur. Kıbrıs meselesi bitmeyen ve devamlı tekrarlanan bir ezberin hikayesi olmaktan öteye bir adım gitmeyen,ağızlarda sakız gibi çiğnenip yutulursa boğucu etki yaratacak kördüğüm oldu. Çözülür mü? Çözülmez! Cumhurbaşkanı Akıncı ile haftalık görüşme sonrası 4’lü hükümetin Başbakanı Sayın Tufan Erhürman karşı tarafın fikrini değiştirmeden siyasi eşitliğin bir şekilde sulandırılmasına müsade etmeyecekleri anlamındaki açıklamasını da Saray’ın çıkış kapısında yapmıştır. Ulusal Birlik Partisi Genel Başkanı Sayın Ersin Tatar ise “ ANASTASİADİS ESKİMİŞ PİLAVA SU KATARAK YENİ ÇORBA DİYE SATMAYA ÇALIŞIYOR “ derken haksız mı ? değildir. “Rum lider Anasrasiadis’in halkına seslenirken ortaya koyduklarını eleştirisinde, gevşek federasyon istediğini iddia eden Anadtasiadis’in aslında Türkiye’nin garantisini sıfırlamayı,Kıbrıs Türkü’nün yönetime etkin katılımını engellemeyi,hidrokarbon kaynaklarındaki haklarını gaspetmeyi hedeflediğine dikkati çekiyor ve Rum tutumunun asla kabul edilmeyeceğini, Kıbrıs Türkü’nün kendi Devlet’ine sahip çıkarak uluslararası camia içinde yerini alması için yeni yollar araması gerektiğini” açık bir şekilde dile getiriyor. İki arada bir derede, Dışişleri Bakanı Sayın Kudret Özersay ise işin teknik yönündeki analizi ile teferruatlı bir açıklama yapmakta gecikmiyor. Sayın Akıncı’nın ise düzenleyeceği bir basın toplantısı ile bu gün Anastasiadis’e ne cevap vereceği merakla beklenendir. İç politik konulara gelince sanki her şey güllük gülistanlık gibiymiş gibi Sayın Akıncı KKTC Meclisi Bürokrat üçlü kararnamelerini imzalamasının gerekçesini de açıklamıştır. Böylesine gerekçe ne duyuldu ne görüldü. Neymiş Meclis Başkanlığına Sayın Angolemli’nin atanma koşulları ortadan kalkmış, Sayın Uluçay’ın görevden alınmasını istediği kadroyla yönetsel uyumu kaybettiklerini ve bu yüzden işlerin yürüyemez hale geldiğini Akıncı’ya iletmiş ve Erhürman da diğer hükümet ortağı parti başkanlarıyla birlikte yaptıkıkları bir toplantıda konuyu gündeme getirmiş ve Meclis’in idari yönden tıkandığını ifade ederek kararnamelerin onaylanmasını talep etmişlermiş. 4 Baş bir yerde kalabilmek adına yapmayacakları ittifak yok gibi. Sayın Talat’ın sütten ağzımız yandı ifadesi ile CTP ye ve diğer partilere aman sakın hükümeti bozmayın nasihatinden sonra,Talat Cumhurbaşkanlığı seçimlerine hazırlanıyor derken 4’lü hükümetin sebebi mucizesi Serdar Denktaş Cumhurbaşkanı adayı olabilirim diye aralık kapıdan dışa ”sesli mesaj” atıverdi. Denktaş siyasetten koalisyon ortaklarınını parmağının ucunda oynatır pozisyonunu, koruduğunu, bilmeyen yok, Sayın Özersay‘ın bir televizyon programında ben bu dönem Cumhurbaşkanı adayı olmam dediği de bilinirken,diyeceğim o ki siyasetin renginin gittikçe koyulaşacağı günlere adım adım ilerliyoruz…

Artçı depremler

Artçı depremler

Sayın Resmiye Canaltay,Gazimağusa UBP Milletvekili olarak KKTC Salı günkü Meclis genel kurulunda Bilişim yasa tasarısı ile ilgili konuşmasını yapmış ve yasanın bir an önce gündeme alınması gerekliliğini tekrardan gündeme getirmiştir. Geçen yıl Meclis tatile girmeden önce yine Sayın Resmiye Canatay Çocuk İstismarı Merkezi yasa tasarısının komitede görüşülmesine ivedilik istemişti. O günden bu güne bu yasa tasarısı hakkındaki gelişme var mı bilen varsa açıklasın konuya açıklık getirsin diye düşünürken o günden bu güne bu konuda bir hareketlenmenin çalışır yaparız diyenler tarafından yapılmadığını da konuşma bütününde izleyenleriz, görenleriz. Sayın Canaltay, çocuk “İzlem Merkezi” ile ilgili sundukları önerinin “daha iyi bir yasa” hazırlanması amacıyla kabul edilmediğini ifade ederken bugüne kadar bir gelişme yaşanmadığını da anlatarak bu konudaki ivedilik istemini önümüzdeki hafta da gündeme getireceğini belirtmiştir. Sayın Resmiye Canaltay Bilişim suçları ile ilgili iyi bir araştırma yapmıştır. Bu konudaki Meclis konuşması isabetli ve yerinde olmuştur. Önemli bir konu ve bende ulaştığım birkaç kaynaktan edindiğim bilgileri bu meyanda paylaşmak istedim, “ABD’nin New York şehrinde bilişim suçları C sınıfı birinci sınıf suçlardan olup, ceza olarak üç ila 15 yıl arasında değişen hapis cezaları, kısa süreli hapis cezaları ve para cezaları ile cezalandırılırdığını,Türkiye’de ise bu tür suçlar ile mücadele 2007 yılında çıkartılan 5651 sayılı ‘İnternet ortamında yapılan yayınların düzenlenmesi ve bu yayınlar yoluyla işlenen suçlarla mücadele edilmesi hakkında kanun’ uyarınca yapılmakta olduğunu bu yolla erişimin engellenmesi, izlenmesi sağlanarak içerik sağlayıcı, yer sağlayıcı ve erişim sağlayıcıların yükümlülükleri düzenlendiğini,Yeni 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda da bilişim suçları ile ilgili düzenlemelere gidildiğini örneğin 125’inci maddede düzenlenen hakaret suçunun cezası üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile düzenlenirken, suçun sesli, yazılı veya görüntülü bir iletiyle yani İnternet dahil olmak üzere işlenmesi durumunda bir yıldan az ceza verilemeyeceği hükmü getirilmiş olduğunu, benzer bir durum hırsızlık, dolandırıcılık vb. suçlar için de ağırlaştırıcı neden olarak getirildiğini, ayrıca Türk Ceza Kanununun 243’üncü maddesinde bilişim suçları ile ilgili yaptırımlar bulunduğunu,ve buna göre verilecek cezalar 6 ila 5 yıl arasında değişiklik gösterdiğini” okudum. Ülkemizde çocukların mağduriyeti de acil olarak yasal güvence altına alınmalıdır. Dahası Meclis’ten geçen bütün yasaların uygulanma durumu denetlenmelidir. Suç kapıya dayanınca geç kalınmanın evvelinde suçun işlenmemesi sağlanmalıdır. KKTC Meclisi bütçe görüşmeleri nedeniyle fazlası ile meşgul olabilir ancak komiteler de acilen görüşülmesi ve yasalaşması için genel kurula aktarılması gereken tasarılar Sayın Resmiye Canaltay’ın ifadesindeki ivediliği mutlaka yakalamalıdır. Sayın Erhürman 12 ve Özersay 9 milletvekili ile, gruplu partiler olarak komite üyelerine konunun aciliyetini hatırlatırken . 3-3 grupsuz siyasi partiler de parmaklarını ivedilik için kaldırmalı komitelerde fikirleri ile yasal sona yardımcı olmalıdırlar. Dahası, devamlı artçı deprem içerisindeki hükümet mensupları biz dimdik ayaktayız demekten vazgeçip pahalılığı denetim altına almalıdır. Ülkemiz halkı neler olup bittiğini net olarak görmektedir.