Okunacak en büyük kitap insandır.

Okunacak en büyük kitap insandır.

Yaklaşık onsekiz ay; ilk bir yıl her gün sonrasında cumartesi, pazar hariç her gün ”Star Kıbrıs Gazetesinde” köşe yazılarımla siz okuyucularım ile beraber olduk. Bu beraberliğimizin oluşumunu sağlayan Ada Tv Haber Müdürü sayın Nihan Yücel’in teşviki çok önemliydi. İlk gazete yazım 12 Şubat tarihinde ”Haberal Kıbrıs” gazetesinde konuk yazar olarak çıktı. Sayın Yurdagül Atun Facebook paylaşımınızı gazetede yayınlamak istiyorum kabul edermisiniz diye sorduğu zaman cevabım evet olurken, bu talep ayrıca benim memnuniyetim olmuştu. Daha sonra 14 Şubat 2017 tarihinden bu güne kadar, her günkü yazılarımı severek ve isteyerek yazdım. Gece saat 00.00 sonrasında Star Kıbrıs gazetesinin internet ortamından yazımın linkini alıp, sosyal medya hesaplarımdan paylaştım. Kimi zaman çiçek,böcek,efsane derken,özünde yazılarımı hep siyasetin bir olayı ile bağladım. Ülkemiz kültüründen bahsederken,yaşanmış olayları yazdım. Siyasetin geçmişten bugüne seyri, genel seçimler, yerel seçimler, kurulan hükümetler ve icraatlar ülkemizde büyük bir çoğunluğun kabul görmediği 4’lü hükümetin ,Siyasi partilerinin 12-9-3-3 aritmetiği içerisinde Siyasi Parti başkanlarının Sayın Erhürman,Özersay,Denktaş ve Özyiğit demeçlerini kendimce analiz ederken ,muhalefete mensup 21-2 aritmetiğinde milletvekiline sahip Sayın Özgürgün ve Arıklı’nın beyanatlarına da yazılarımızda yer verdim. Hemen hemen KKTC Meclisinin canlı yayınlarını hiç aksatmadan tamamını izlemenin bilgisi ile yazılarımda konuşmalara yer verip eleştirilerimi yaptım. Başbakan’ın her cuma yapacağım dediği ama aralıklarla yaptığı basın toplantılarının ilkinden başlamak üzere son bütün bakanları ile yaptığı toplantıdaki açıklamalarına kadar dinledim. İcraatta bir arpa boyu yol alınmadığını herkes gibi ben de gördüm izledim, izlemeye devam edeceğim. Yazılarımda gerekirse 175 gün yer vereceğim diye üzerinde durduğum en önemli konu iç işleri bakanlığı ile bakanlar kurulunun ortak kararı olduğu söylenen, ilk önce 175 sonrasında 174 kişi diye belirledikleri ve vatandaşlıklarına haksız yere son verilen mağdur insanımızın problemlerini gündemde tutmaya çalıştım. Nitekim hukuki zeminde vatandaşlıkların iptali ile ilgili ara emri kararlarının çıktığını görmenin hakkaniyetini hep birlikte yaşadık. Kararın iptalini bekliyoruz. Siyasi partilere mensup milletvekillerinin televizyon programlarını devamlı takip etmeye özen gösterdim. Toplamda bütün yazarların eleştirilerinin, hedefe giderken doğru yönü göstereceği kanaatimi her zaman muhafaza ediyorum . KKTC Cumhurbaşkanlarının Kıbrıs meselesi hususundaki bakışına halktan biri olarak zaman zaman yazılarımda yer verirken ülkemizde barışın olduğunu ancak çözüm fikrine rumların hiç yanaşmadığını ve yanaşmayacağı tesbitlerinin gerekçelerini devlet büyüklerinin konuşmalarındaki hakikatleri okuyuculara aktarmaya çalıştım. Türkiye’mizi gelişen hadiselerde seçimleri, sonucunu hepsinden birkaç cümle olsada yazılarımda bahsettiğim konular arasına girdi. Her müzakere öncesi veya sonrası söylenen kritik günlerden geçiyoruz tesellisinde ,olanları gördük, hep birlikte yaşadık.Biz yaştakiler bu mücadelenin içerisinde olduk. Bu gün bunları neden mi yazıyorum derseniz, belkide bir buçuk yılın konularının muhasebesinde siyasi,ekonomik ve sosyal içerikli konularda yazdıklarımı kendimce toparlıyor olmam gerektiğini hissettiğimden ve okuyucularıma karşı duyduğum mesuliyet gereğidir. Ağustos ayı süresince yazılarıma ara vereceğim. Eylül ayında buluşmak umudu ile hepinize memleket sevgisi ve aidiyeti ile refah dolu günler dilerim. Unutmayın! “Okunacak en büyük kitap insandır.” Sizlersiniz!

Advertisements

Dağlardaki imza

Kıbrıs’da verilen var oluş mücadelesini kulaktan kulağa dinleyenler veya tarih kitaplarında anlatılan şekli ile okuyanlar değil, bizler bu mücadelenin içinde yaşayanlarız. Bu yaşamın içinde çok acılar vardır, şehitler vardır, gaziler vardır, Mücahit’ler vardır Türk Silahlı Kuvvetlerinin Mehmetçikleri vardır. TMT yemini vardır. Ağustos ayının 1. Günü Türk Mukavemet Teşkilatının ”TOPLUMSAL DİRENİŞ BAYRAMINI” kutlayacağız.Geçen yazımda Eoka yeminine köşemde yer verirken Rumlar’ın zihniyetinin değişmediğini de ayrıca belirtmiştim, tekrarlamak gelecek nesillere Rumlar’ın ve Türklerin yeminlerin hatırlatılması yanında bu günün gençliğinin de ne günlerden geçtiğimizi bir kez daha zihinlerine kazılmalarına için gereklidir. Kuranı Kerim ve bayrak ve silah üzerine konan eller ve dilden dökülen yemin “Kıbrıslı Türklerin, Türk Mukavemet Teşkilatı’nın Kurulması aşamasında edilen yemindir ve aynen şöyledir; ‘Kıbrıs Türkünün yaşayış ve hürriyetine, canına, malına ve her türlü anane ve mukaddesatına her nereden ve kimden olursa olsun vaki olacak tecavüzlere karşı koymak için kendimi Türk Milletine adadım. Ölüm dahi olsa verilen her vazifeyi yapacağıma, bildiğim, gördüğüm, işittiğim ve bana emanet edilenleri hiç kimseye ifşa etmeyeceğim. Yukarıda sıralanan hususları harfiyen tatbik edeceğime şerefim,namusum ve bütün mukaddesatım üzerine söz verir and içerim.” Kıbrıs’taki varoluş mücadelesinin her anında ve şimdi Türkiye her zaman ülkemiz halkı yanında olmuş maddi ve manevi desteğini hiç bir zaman ülkemizden esirgememiştir. Türkiye’de Cumhurbaşkanı ve hükümet yeni başkanlık sistemi ile yönetilmeye başlandığı bu yeni döneminde yine her zaman olduğu gibi bir ayağının burda olduğunu göstermekte ve tüm gücüyle yanımızda olduğunu her fırsatta göstermektedir. Dış işleri bakanı Sayın Mevlüt Çavuşoğlu ‘da ilk ziyaretini KKTC’ ne yapmıştır. Cumhurbaşkanı Sayın Mustafa Akıncı ile yaptığı ortak basın toplantısında “Rum tarafının Ada’nın tek sahibi olarak davranmaktan vazgeçmesi gerektiğini, Ada’daki her iki tarafın da siyasi olarak eşit olduğu gerçeğinin asla değişmeyecektir” derken ”Kıbrıs Türk Halkının hakkını kimseye yedirtmeyiz!” diyerek konuyu özetlemiştir. Rumlar’ın müzakere işini 50 yıl daha uzatarak Kıbrıs meselesinde uzatmaları oynamaya hakları yoktur. Geçen son yarım asırlık uzun zamanda ”masa” dedikleri yerde konuşulmamış hiç bir şey kalmamıştır. Çözüm dedikleri anlaşma, olacaksa kriterler belli olduğu söyleniyorsa, hani derler ya bunun lamı cimi yoktur. Bilindiği üzere KKTC Bayrağının beyaz zemini barışı, paralel kırmızı iki çizgisinin yukarıda olanı Türkiye’yi, alttaki kırmızı şerit ise Kuzey Kıbrıs’ı temsil etmektedir. Bu iki çizginin derin anlamı; Cumhuriyetin sonsuza kadar yaşatılacağıdır. Kanaatimce son söz Beşparmak Dağları üzerindeki bayrakların imzası olacaktır.

Taşlara Yazılmış Yazılar

Taşlara Yazılmış Yazılar

Bir bakıyorsunuz ki, yıllar geçmiş kullandığınız her tür aracın yenilendiği bir dönemde yaşıyorsunuz. Buzdolaplarından tutun, çamaşır makinesi, çamaşır kurutma, bulaşık makinesi, en önemlisi araç modellerinin iç teferuatındaki göstergeler, telefon çaldımı ismin ekranda belirmesi, direksiyondan telefonun açılması, araç şöför koltuğundaki kişinin, araçta tek başına kahkahalar attığığını hayretle gördüğümüz zamandayız. Akıllıydı,normaldi derken, elinizdeki cihazlar hafızaları doluncaya kadar kağıtlarınızın yerini almış, hani o eski zamanlarda yazıp yazıp buruşturup çöpe attığınız veya odanın herhangi bir yerine fırlattığınız kağıt kokusundan ve dağınıklığından yoksun kalıyorsunuz. Öyle bir hale geliyorsunuz ki artık eve gazete dergi dahi almıyorsunuz. Kitap mı okuyacaksınız elektronik ortamda sayfa çevirme zahmeti olmadan istediğiniz kitabı, ışığa gereksinim duymadan okuyorsunuz. Eski yılların pikap dediğimiz, üzerine plak koyup dinlediğiniz eşyaların evde fazlalık olduğunu veya küçük radyonuzu yatak odasındaki komidinin üzerindeki değişmez yerinden kaldırdığınızı, bir yanınıza akıllı telefonunuzun şarjeri,diğer yanınıza iphatdinizi ve gereçlerini koyduğunuzu farkediyorsunuz.Başucu kitapları özelliğini yitirmiş hale geliyor. Zararlı mı değilmi diye düşünmüyorsunuz. Kulaklığı takıyorsunuz radyoların çoklu kanallarından istediğiniz çeşit müziği seçip bir diğer pencereyi açıp kitabınızı veya gazetenizi, veya merak ettiğiniz hususlardaki sorularınızın karşılığını bulup okuyorsunuz. Facebook,Twiter veya sosyal medyanın her alanında zaman tünelinde dolaşabilirken görüntülü telefon konuşmalarınızı yapıyorsunuz. Büyük bir tembelliğin vücudunuza verdiği zararı ölçmekte geç kalıyorsunuz. Zamanımızda bütün bu davranış şekilleri hepimizin başından geçen ve yaptıklarımız. Hani derler ya nerden biliyorsun işte mesele kendimden diyebilmek ve empati yapmanızda gizli. Evet yalnızlığın pençesi her evin içerisine kol geziyor ve insanlarımız günlük aktivitelerine öncelikle sosyal medyada tanıdık olsun veya olmasın, kişilere karşı sorumlu hissedip takipçi ve arkadaşlarına günaydınla başlayıp iyi geceler ile son bulan bir yolda tembelliğin tavan yaptığı yerde ilerliyor.Tatile veya yolculuğa çıkanların fotoğraf makinesi yerini alan akıllı telefonlarının objektifi istikametinde bizler de beğeni ve favlar ile gezmiş oluyoruz. Günlük hayatta iş hayatı olmayanların dışında olanların bir araya geldikleri arkadaş gruplarında konuşmalar dahi oluyor, gördünüz mü falan ne kadar zayıfladı, tatile çıkmış, ne güzel giyiniyor veya aksi yöndeki konuşmalar ile gündelik hayat sürüp gidiyor. Zamana uymak mı gerekir yoksa geri durup beklemek mi karar akıllı oyuncak kullanıcılarına ait ve her kes sosyal medyadan memnun ki kullanıyor. Eski çağların taşlara yazılmış yazılarından geldiğimiz bu günlerde kağıda aktaracağın her şey dijital ortamda ve bulmakta zorlanmayacağımız kaynağın olduğu bellekte olmakla beraber çocuk yaşta her sitenin kullanımın zararlı olduğu gerçeğini de bilmek ve tedbir almak gerekir kanaatimiz her halûkarda mahfuz… Hayat su gibi geçiyor…

Tecrübenin olmadığı yerdeyiz

Tecrübenin olmadığı yerdeyiz

Yaz ve sonrası sonbahar, insanlar kendi mevsimlerini ruhlarında ve düşüncelerinde tayin ederken vaktin öneminde süreç çalışır. Gittikçe ısınan ve kazan içinde kaynayan suyun buharının oluşturduğu nemin bunaltıcı sıcağının gündüzde, gece boyunca kendini hissettiren ve insanın direncinde etkili olan bir havadayız. İnsan davranışlarında ikliminde tetikleyici unsuru yatsınamaz. Bu çerçevede sosyal, ekonomik ve siyasi gelişmeler içerisinde kaynar suya düşmüşüz gibi 4’lü hükümetin tecrübesiz ve sadece gösterişten, öteye gitmeyen tavırlarına,halk olarak feveranlar içerisindeyiz. Eski yıllarda yorgunum diyen çok az kişi varken şimdilerde herkesin yorgunluktan şikayet ettiği zamanı yaşıyoruz. Her günün ağrıları, insan vücudunda yerleşmiş gitmek bilmeyen bir halde ısrarla diğer memleketim,ağrılarına arkadaşlık yapıyor. Bu ara ülkemizde en çok sevilen şarkılar arasında Mümin Sarıka’ya sesinden dinlen bir güzel şarkı dillerden düşmüyor… “Ben yoruldum hayat gelme üstüme, Diz çöktüm dünyanın namert yüzüne, Gözümden gönlümden düşen düşene, Bu öksüz başıma göz dağı verme. Ben yanıldım hayat vurma yüzüme Yol verdim sevdanın en delisine, O yüzden ömrümden giden gidene, Şu yalnız başımı eğdirme benim. Ben pişmanım hayat sorguya çekme, Dilersen infaz et kar etmez dilime, Sözlerim ağırdır dokunur kalbe, Şu suskun ağzımı açtırma benim. ” Ve işte; zamanımızda şarkı sözlerinde kendini bulan hayatların hikayesindeki hüzün ve hakikat. Neden böyle olundu, nasıl insanlar bu kadar karamsarlık içerisinde hayat yolunda ve huzursuz olarak ilerliyor hepsi bir bütünün, anlamında sonuç buluyor. Dayanma gücü yaşam sevgisi ise onları dürtüyor.Yaşam devam ediyor. Ülkemizde her yerde olmayan pahalılık ve geçim derdi gittikçe artıyor, eşlerin çalışması ,aile büyüğü yoksa, evde bakıcı ihtiyacı bir yana ailede hastalık olması ile bakıma muhtaç ana veya babanın,bakım ihtiyaçları da çocukları üzerinde manevi baskının en büyüğü oluyor. Tabi ehil bakıcı bulmanın zorlukları, bulduktan sonra çalışma izni çıkarmak için yasal prosedürün ağır yükü, af kapsamında olmayan çok kişinin nüfus içerisindeki kaçak statüsü, vatandaşlık verilmeyen yılların birikmiş nüfusu derken bir takım sosyal yöndeki patlamalar ile insanı esir alan asabiyetin getirdiği sağlık problemleri her evin peşini bırakmıyor. Bütün bu sorunların çözümünün geçtiği yol ise ekonomik istikrar ve siyasi güç.KKTC ise, ne yazık ki siyasi güç bu günlerde yine görevden alma konusunda müdürler üzerindeki baskıyı Bakanları vasıtası ile kişilere uygulamada sınır tanımayan formüllerle biz sizle çalışmayı isteriz ama partimizin merkez kurulları sizleri görevde bırakmamamız için karar üretti diyorlar.Yani bürokrasiyi siyasi partilerin karar mercileri yönetiyor. Vakti zamanında görevden alınma konusunda bir yıllık stresi yaşayan bir bürokrat olarak olarak, şimdiki düzenin yarattığı olumsuz koşulları belkide en iyi anlayanlardanım. Nitekim benden sonraki müdür atamaları hiç resmileşmemiş, vekalet devri ile Süt kurumu müdürlüğü yürütülürken mevcut dar kadro içinde ”birikmiş müdür“ faslına geçilmiştir. Diğer yandan görevden seçim yasakları arifesinde alınan 4 üst kademe yöneticisi müdürün, maaşları ödenmemiş yine konu mahkemelere taşınmıştır. Söyleyecek sorunların çok olduğu bir dönemde, meseleleri anlayacak tecrübenin olmadığı yerdeyiz.Varsın Başbakan Sayın Erhürman biz yaparız desin. Görünen köy kılavuz istemez. Zihinleri yorgun olanların, değiştirin diyenlerin ne demek istedikleri ise kargaşalık yaratan anlatımlarında günü birlik bir yaşamda “bu gün git yarın gel” anlayışında boşa geçrilen günlerdeyiz.

Mühim nokta başlangıç

Mühim nokta başlangıç

20 Temmuz 1974 yılının 44.yılı KKTC ‘de Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ‘ı temsilen Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Fuat Oktay, KKTC’de katıldığı Kıbrıs Barış Harekatı’nın 44. yıl dönümü etkinliklerinde yaptığı konuşmada, Kıbrıs Barış Harekatı’nın Kıbrıs için olduğu kadar tüm Türk milleti için de tarihi bir dönüm noktası olduğunu vurguladı ve bu günün ‘Kıbrıs Türkü’nün hür yaşama ve Ada’nın eşit sahibi olarak varlığını sürdürme hakkı için verilen mücadelenin en şerefli günü’ olduğunu söyledi ve özellikle belirttiği ‘Kıbrıs Rum tarafı siyasi gücü Kıbrıs Türkü ile paylaşmaya yanaşmıyor’ cümlesi ile de işin özünü özetledi . Konuşmasında “Kıbrıslı Türklerin bir Kıbrıs Rum devletinde azınlık haline getirilmesine asla izin verilmeyecektir. Ana vatan ve garantör Türkiye Cumhuriyeti, Doğu Akdeniz’de istikrarın güçlenmesine katkı sağlayacak bir çözüme yönelik çabalarını, kararlılık ve iyi niyetle sürdürecektir. Bu yolda, ülkü birliği yaptığımız Kıbrıslı Türk kardeşlerimizle birlikte hareket edecek, geçmişte olduğu gibi gelecekte de şartlar ne olursa olsun Kıbrıs Türkü’nün yanında olacağız.’ dedi. 20 Temmuz resmî geçit töreninde yaptığı konuşmada Türkiye Cumhurbaşkanının selam ve sevgisini konuşmasında ülkemiz halkına iletti. 20 Temmuz günü ayni saatlerde Güney Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiades Twitter hesabından yaptığı Rumca paylaşım ile Türkiye’nin işgalinden bahsetmiştir. Google Rumca/Türkçe çevrisi aynen şöyle; “44 yıl Türkiye işgalinden bu yana. 44 yıl acı sonuçları yas: işgal, bölünme, deplasman, mültecilerin binlerce insan acı, yaralı ve savaş özürlü, ölen akrabaları ve kayıp kişiler.” Yine sosyal medyadan kendine verilen yanıt “Neden EOKA hakkında konuşmuyorsun. Kıbrıs ‘ta birçok Türk halkı öldürüldü??? Neden ‘acritas planı’ neden bahsetmiyorsun. Tekrar düşünmelisiniz!!!!” 20 Temmuz’un sosyal medya paylaşımları işte böyle uzayıp gidiyor… 1960 sonrası geçen 58 yılın 44 yılının barışının olduğu noktada hala daha Rumlar’ın değişmeyen zihniyeti ile nereye kadar gidilecek.? Ve unutmayın Rumlar’ın EOKA yemini… ”’Allah’ın adına yemin ederim ki, Bütün gücümle hayatıma mal olsa da ENOSİS uğruna savaşacağım, EOKA’nın Emirlerini kayıtsız şartsız, Hemen yerine getireceğim, Aksi halde hain ilan edileceğim ve öldürüleceğim, Ahirette utanarak ıstırabını çekeceğim ”Halen geçerliliğini korurken,gidilecek nokta ne olacak.? Daha ne kadar bu konuda müzakere dedikleri masalar kurulup kaldırılacak. “Muamma” deyip geçmekte fayda var. Temmuz’un ülkemizde diğer önemli bir hadisesi 2008 yılında “Kıbrıs Türk Halkının Güçlü Sesi “olan ve Star Kıbrıs Medya Grubu’a ait Ada Tv televizyonunun Sayın Ali Özmen Safa ‘nın önderliğinde Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından hizmete açılmış olmasıdır. Star Kıbrıs Medya Grubu mensuplarını verdikleri hizmetten dolayı kutlarken “Her şeyin mühim noktası, başlangıçtır. “ diyerek yazımı Eflatun’dan bir sözle de noktalıyorum. Grubu’a ait Ada Tv televizyonunun Sayın Ali Özmen Safa ‘nın önderliğinde Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından hizmete açılmış olmasıdır. Star Kıbrıs Medya Grubu mensuplarını verdikleri hizmetten dolayı kutlarken “Her şeyin mühim noktası, başlangıçtır. “ diyerek yazımı Eflatun’dan bir sözle de noktalıyorum.

Sonsuz şükran

Sonsuz şükran

15 Temmuz Lefkoşa’da yükselen silah ve bomba sesleri ile Rum’un Rum’a darbe yaptığı saatlerde neler oluyor diye sokağa koşanlarız. Eoka, Enosis, TMT “Ya Taksim Ya Ölüm” sloganları ile geçen günlerde vatanı uğruna şehit düşenlerin acısının yıllara eklendiği biliyoruz, 1960 Kıbrıs Cumhuriyetinin her şeye rağmen kuruluşu, ardan 3 yıl bile geçmeden 1963 hadiseleri “Bekledim de gelmedin şarkıları sınırlarda Rumlar’ın Türklere tacizi ile Türkiye düşmanlıkları,1974 yılına kadarki yaşanmış var oluş mücadelesi,15 Temmuz darbesi ve Kıbrıslı Türklerin can güvenliği büyük bir tehlike içerisinde, en çok endişeli olanlar küçük çocukları olan anneler ile yaşlılar, mahalle bütün komşular birbirleriyle istişare halinde, konu Türkiye, Kıbrıs’a müdahale edecek mi? sorusuna verilen cevaplar ve büyük bir bilgi kirliliği…Büyük oğlum Özdemir Berova 6 yaşında Kandemir oğlum 3 yaşında devamlı ne oluyor? diye soru soruyorlar, silah sesleri çocuklara oyun gibi… Babam devamlı BBC İngilizce haberleri küçücük radyosundan dinleyip yorum yapan ve Türkiye’nin her an askeri harekât yapacak, hazır olun vaziyetini anlatıyor, onu dinledikçe kendimizi güvende hissediyoruz. 19 Temmuzu 20 sine bağlayan ve hepimizin bir odaya toplandığımız gece, ön evin damı kiremit arka bitişik birbirine geçişli evin üzeri beton, karar, aile içi güvenlik açısından, üstü beton ve sınır tarafında olmayan, arada duvarlar ve bahçeye kapısı olan çamaşır odasında yerlerdeki şilteler üzerinde bekleyiş. Çağlayan bölgesi sokakları rumların yaylım ateşinde. Mücahitler mahalle sakinlerinin şehir merkezine güvenli yerlere gitmesi taraftarı,her evde bir hazırlık annem evdeki yiyecekleri arabanın bagajına yüklemiş vaziyette bekliyor. Evden eve geçişlerde bahçe telleri kesilip geçit oluşturuluyor, mahallenin bütün erkekleri silah altına çağrılmış ve Rumlar’ın Türk kesimine geçmesini önlemek için siperlere kum torbaları ile takviye yapmaktalar. Nihayet sabaha yakın saat beşte radyo anonsu ve adanın dört bir yanından çıkarma oluyor diyen Rauf Raif Denktaş’ın halka seslenişi, hemen mahallenin tahliye edilmesine başlanıyor, Türk Silahlı Kuvvetlerinin zor geçen müdahalesini, haberlerden alıyoruz. Lefkoşa surlar içinde akraba evlerine sığınıyoruz. Genci yaşlısı erkeklerin hemen hemen hepsi vatan hizmetinde silah altında.Şehit haberleri her eve ateş gibi düşüyor, bizimde bulunduğumuz ev eşimin dayısının evi ve 22 Temmuz gecesi kısa bir süre eve gelen ve çok sevdiğimiz Ongun Hulusi ‘nin 23 Temmuz’da şehit oldu haberiyle ,evin bodrum katından yükselen haykırışlar ve ailenin dayanılmaz acısı. Silah sesleri gittikçe yakınlaşmakta, ordan daha şehir içine, bu defa yine eşimin amcası Demirci Ziya’nın oğlu Hüseyin beyin Tekke bahçesindeki soğuk hava deposu sığınağına, sığınakta daha bir çok kadın ve küçük çocuklar koruma altında ve gözlerde korkulu bekleyiş var. Lefkoşa’ya uçaklardan bildiriler atılıyor. 1.Harekat sonrası kısa bir süre kendi mahallemize dönüş sonrasında 2.Harekat Bu gün 44.yıl ve Mehmetçikler ve Mücahitlerin kanı ile sınırları çizilen ülkemiz. Çok şükür ki vatanı uğruna savaşanların, şehitlerimizin ve gazilerimizin sayesinde bugün Türkiye’nin etkin ve fiili garantisi ile gelinen barış dolu günlerdeyiz. 1974’ün barış harekâtının, Türkiye’deki 37 Hükümet ve TBMM mensuplarını, Bülent Ecevit’i, Necmettin Erbakan’ı unutmadık. Kıbrısın tarihi geçmişinden bu günlere bizleri taşıyan liderlerimizi unutmadık,Dr.Fazıl Küçük, Rauf Raif Denktaş’ı unutmadık. Geçmişte çekilen ve evlere düşen acıları ile şehitlerimizi ve gazilerimizi hiç unutmadık, Kıbrıs’ta çözümün gittikçe uzaklaştığı günülerdeyiz… Ve başımız dik bayraklarımızın gölgesinde Harekât sonrası adaya gelen barışla, KKTC ‘de,20 Temmuzun 44.yılının öneminde, yarınların güvencesinde olmanın gururu ile Türkiye’mize sonsuz şükranlarımızı bir kez daha sunuyoruz.

Aşkın gözü kördür

Aşkın gözü kördür

İnsanın hayatına yön veren ışık sanki onun alın yazısıdır. Okundukça yaşanan,yaşandıkça görülen bu ışığın arkasından gitmek, ordaki huzur ile mutluluğun yakalanmasıdır. Hayatta hiç bir şey kaderin önüne geçemez. Gerçek diye yazılmış hikayeleri okuyoruz bir de bakıyoruz ki hayatla, yüz göz olmuş ve söylenen eski sözlerin makamıdan seslenişi, ne ararsanız var, işte öyle bir hikayeyi okuduğum zaman müteselsilen birçok düşünceye maruz kaldım. Çoğu kez siyasette koltuk aşkı diye de yorumladığımız, derin sevdada hissedilen aşklar ve bütün bunların sonucunda gözlerin hiç bir şey görmez olduğu, duygular ve ne yaptığını bilmez bir çok aşkta, sonucun belli durumu. Siz okuyucularımın böyle bir hikayeyi okuyup okumadığınızı bilemem ancak huyun iyisi,kötüsü, saflığın kendisi, çılgınlık, aşk, sevgi,şefkat ve en önemlisi tutku, para hırsı,tembellik, ihanet ve yalan arasındaki saklambaç oyununu sizlerle, sizi gündemin sıcaklığından bir nebze, belki, uzaklaştırmak adına paylaşmak istedim. Hepsi hayatın içerisinde ve var olan kavramlar… “Dünya yaratılmadan önce, iyi ve kötü huylar ne yapacaklarını bilmez vaziyette dolanıyorlarmış. Bir gün toplanmışlar ve her zamankıinden daha fazla canları sıkkın oturuyorlarken; Saflık ortaya bir fikir atmış: ‘Neden saklambaç oynamıyoruz?’.. Hepsi bu fikri beğenmiş. Çılgınlık bağırmış.’Ben ebe olmak ve saymak istiyorum’…Baska hiç kimse çılgınlığı arayacak kadar çıldırmadığı için, Çılgınlık bir ağaca yaslanmış ve saymaya başlamış.1,2,3,.. O saydıkça iyi huylarla kötü huylar saklanacak yer aramışlar. Şefkat, Ay’ın boynuzuna asılmış; İhanet çöp yığınının içine girmiş; Sevgi bulutların arasına kıvrılmış; Yalan bir taşın altına saklanacağını söylemiş ama yalan söylemiş çünkü gölün dibine saklanmış; Tutku dünyanın merkezine gitmiş; Para Hırsı bir çuvalın içine girerken çuvalı yırtmış. Aşk; kararsız olduğu gibi, nereye saklanacağını da bilmiyormuş.(Aşkı saklamak zordur ) Ve çılgınlık 100’ü saydığı anda; Aşk sıçrayıp güllerin arasına girmiş ve saklanmış.. Ve Çılgınlık bağırmış.. ‘Önüm, arkam, sağım, solum sobe,geliyorum!’ İlk önce Tembelliği görmüş, çünkü saklanacak enerjisi yokmuş. Sonra Şefkati ayın boynuzunda, İhaneti çöplerin arasında, Sevgiyi bulutların arasında, Yalanı gölün dibinde ve Tutkuyu dünyanın merkezinde birer birer bulmuş.Sadece biri hariç. Umutsuzluğa kapılan Çılgınlığın kulağına Haset fısıldamış: ‘Aşkı bulamıyorsun, çünkü o güllerin arasında saklanıyor.’ Çılgınlık çatal şeklinde bir sopa almış ve güllerin arasına saklamış, ta ki yürek burkan bir haykırış onu durdurana kadar. Ve haykırıştan sonra, Aşk elleriyle yüzünü kapayarak ortaya çıkmış. Parmaklarıyla kapadığı yüzünden sicim gibi kan akıyormuş. Çılgınlık, Aşkı bulayım derken, heyacandan Aşkın gözlerini kör etmiş.. ‘Ne yaptım ben?!!’ diye bağırmış.’Seni kör ettim. nasıl onarabilirim? Aşk cevap vermiş: ‘Gözlerimi geri veremezsin. Ama benim için bir şey yapmak istersen, benim klavuzum olabilirsin’.. İşte o günden beri Aşkın gözü kördür ve Çılgınlık da her zaman onun yanındadır…” günümüzde bu anlatım içeriğinin okunması iyi olur düşüncesindeyim.Klavuz önemli, yön verme konusunda uzman olması gereken ama ”Tutkunun Merkezi ”dünyada bulunması hayli zor olan!

Müdafaa hali

Müdafaa hali

Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan TBMM’deki yemin töreninden sonra ilk ziyaretlerini yaptığı ülkemizde bulunduğu çok değerli saatleri içinde KKTC Cumhurbaşkanı ile ikili ve sonrasında çalışma yemeğinde 4’lü hükümetin parti başkanları ile birlikte meseleleri yeniden masaya koymuşlardır. Sayın Erdoğan’na Ercan hava alanında hoşgeldiniz diyen siyasiler olduğu kadar sivil toplum örgütlerinin temsilcileri de vardı. Binlerce seveni ise dışarıda başkanı görmek için bekliyordu . Görüşmelerden sonra basın açıklamalarını da dinleyenler olarak kanaatimiz bir çok konunun ikili görüşmede özetlendiği yönündedir. Ancak basın toplantısında Başbakan bazı konuları Sayın Erdoğan’a ilettiklerini ifade ederken fazla açıklama yapmamış, terör konusu sorusuna ise basın önünde tartışmayacağım demiştir. Elektrik ve akaryakıt zammı ile ”üreticiyi,sanayiciyi ve tüketiciyi” perişan eden 4 parçalı hükümet bu kez toptan basın toplantısı adı altında mikrofonların karşısına geçti. Bütün bakanlar sıralandı,yüzlerindeki nereden olduğu belli olmayan mental yorgunluk vardı. Gazetecilere uzatacakları tek mikrofonu bile idare ettiremediler ve gazetecilerin sorularının pek azı anlaşılır oldu. Can alıcı sorular içinde vatandaşlıkları iptal edilen ve dava yoluna giden kişilerle ilgili bakanlık açıklamasının izahını istendi, kumarhanelerle, kaçak eti, akaryakıt zammı, 15 Temmuz darbeleri için neden Başbakan’ın günün önlemine binayen açıklama yapmadığı gibi önemli sorular soruldu tatmin edici cevap alındımı derseniz, alınmadı. Sayın Tufan Erhürman aldı sazı eline 15 Şubat güven oyu, Nisan ayı bütçe,hep ayni terane ile 5 aylık hükümetlerinin sancılarını ve kendilerine göre aldıklarını sandıkları önlemleri sıraladı. Sayın Özdil Nami’ye ikinci sözü verdi kanaatimizce parti içinde niye sessizliğini koruyor eleştirilerine, işte konuştu demek adına bu tercih yapıldı. Sayın Nami 7 başlık altında Teknecik Elektrik santrali giderlerini saydı, birinci sıradaki gideri, kira derken ikinci sırada personel giderlerini ilave etti, yüz ifadesinden ise işinden pek mutlu olmadığı ekranlara yansıdı, Sayın Baybars ise Sayın Nami’nin notlarına yan gözle bakarken objektiflere yansıyan oldu. Sayın Denktaş konuşmasına salonda soğuk duş etkisi yapan espirisi ile başladı ve döviz konusunda ABD Başkanı Trump’dan randevu aldığını ve toplantı yapacaklarını söyledi. Söylemine kendisi de güldü.Rum kesimine kumar oynamaya giden vatandaşları kontrol edemediklerini ülkemizdeki kumar severlerin ise makinecik ile oynadıklarını,kumarhanelerle ilgili yasal yeni düzenleme getireceklerini açıkladı. Ulaşım giderlerinin pahalılığı konusunda Sayın Tolga Atakan açıklaması oldukça anlaşılır oldu. Vakit ilerledikçe diğer bakanlar konuşmuş olmak adına konuştular. Bakanlar Kurulunun koro halinde söyledikleri tek şey ve tekrarladıkları husus hükümetlerinin asla bozulmayacağı oldu. Hükümet gidecek söylemlerini dedikodu diye nitelendirdiler. İstikrar biziz dediler. Bir ara Sayın Denktaş UBP kurultayını işaret ederek 3-4 isim sayıp Hüseyin deyince bu ismi kullanmaması gerektiğini söyleyerek, kim isterse seçilsin,biz 4 yıl hükümetteyiz dedi. Sayın Özyiğit de eğitimde okulları halk ile beraber yapacaklarını ve hükümetin devamı için her zaman uyum göstereceğini ifade ederken basın mensupları yavaş yavaş, kameralar dışında salondan ayrılıyorlardı. Sağlık Bakanı köylerdeki sağlık ocaklarını, Sayın Zeki Çeler de asgari ücret komisyon toplantısının yapılacağını açıkladı. Sonuç mu? ”Muhasebe defterinden okumalar”. Ve icraat sandıklarını, müdafaa hali ile rutine bağlayış…

Siper edilen göğüsler

Temmuz ,günleri içerisinde ülkemizde çok sıcak gündemi ile var olan bir aydır. 15 Temmuz 1974 Darbesi veya 1974’te Kıbrıs’ta askerî ihtilâl veya Kıbrıs’ta Yunan Darbesi, 15 Temmuz 1974 tarihinde Yunanistan’daki askeri cunta desteği ile Kıbrıs’ta Enosis’e yönelik milliyetçi Rumların III. Makarios’u devirmesi ve 20 Temmuz 1974’te Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kıbrıs’a harekât düzenlemesine neden olan askeri müdahale.’ Ya harekât olmasaydı” dedirten olaylar… Kıbrıslı Türkler yok olmak yerine yeniden var olup, bu günleri görüp “KKTC “ olarak halen barış içerisinde yaşamayı sürdürürken . Varsın Anastasiadis yine Kıbrıs Türkiye’nin işgali altındadır deyip dursun. Annan planına Türklerin evet demesine rağmen Rumların ödüllendirildiği bir dünya ve gelinen bu günkü durum… Şimdi ise kim haklı kim haksız söylemlerindeki tutarsız ve arsız, yalan söylemler ile yalvaran ağızlar… Varsınlar söylensinler su akar yolunu bulur diyelim… Öte yandan bir diğer tarih ”15 Temmuz 2016” var ki sanki bir hançerin Türkiye’nin kalbine saplanacağı anda, hançerin üzerine kendilerinin düştüğü gecenin heyecanı ve Anavatan halkının kendi kendine sahip çıktığı tarih ve Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayip Erdoğan’ın televizyonda cep telefonu iletişimiyle halkına yaptığı çağrı sonrası vatanını halk iradesinin sahiplendiğinin bir kez daha ispat edildiği gece… 15 Temmuz darbe girişiminin önlenmesinde ve kazanılan demokrasi zaferinde en başta her ne koşulda olursa olsun, Cumhurbaşkanının televizyonda güçlü bir sesle çağrı yapmasının etkili olduğunu kimse inkâr edemez… Siyasi partilerin meclise, halkın sokaklara koşması ile Türk medyasının dik duruşu, darbeye karşı tavizsiz davranışı bu zaferin en önemli göstergesi olan tarih 15 Temmuz gecesinin TSK’nın içindeki gerçek vatanseverler ile Emniyet ve Özel Harekât mensuplarının darbecilere karşı kalkan oluşları hiçbir zaman unutulmayacaktır. Bu zafer, birçok canın, canını ilelebet unutturmayacak ve kendilerini hatırlatacak bir hadise olup, şehitlerin kanın renginin, Türk bayrağının gönderde yeniden dalgalanmasıdır. 2016 yılının 7 Ağustos günü Yenikapı mitingine o zamanın KKTC Başbakanı Sayın Hüseyin Özgürgün’ünün Türkiye’de demokrasi mitingine gidişi ve ülkemizi temsil edişi de unutulmayan ve ülkemizin temsiliyetinin oradaki insanların sevgi seline selam duruşu ile hafızalarda yer edendir. 15 Temmuz 2018 ülkemizde de “Milli ve Manevi Dayanışma Platformu” önderliğinde bu yıl belirlenen program çerçevesinde anma ve hatırlatma mahiyetinde yapılmıştır. Türkiye’de 24 Haziran seçimi ile Cumhurbaşkanı ve hükümet sistemi sonucu neticesinde Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan bu yıl 15 Temmuz’u Ankara’da başlayan ve İstanbul’da devam eden program çerçevesinde gece bütün camilerde sela okunmuştur. Sela ve ezanın ayrıca Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın “Milletimi sokaklara, meydanlara, havalimanlarına davet ediyorum” ve halkla köprüde yürüyüş, gecenin en önemli davetleri idi. 15 Temmuz dün nasıl unutulmamışsa yarınlarda da unutulmayacak ve unutturulmayacaktır, Dualarımız her zaman şehitlerimiz içindir. Sivil olsun, asker olsun, vatan toprağı için göğsünü siper edenler için olacaktır. KKTC süren barışın ‘ilânihâe ‘ Türkiye’nin garantisine muhtacız. 20 Temmuz Barış harekatının birkaç gün sonra 44.yılı etkinlikleri için, hazırlıklar KKTC ‘de başlamıştır. Türkiye’den resmî törenlere katılım olması beklenendir.

Suni Müdahale

Suni Müdahale

Sabır’ın geniş anlatımı belkide bıkmadan usanmadan beklemektir. Sabretmesini bilen kişi umut ve ümitlerini sürdürdüğü duası her ne ise aradan çok uzun süre geçse de sabrının mükafatını alandır. Sabır olmasaydı ne olurdu diye düşünmek bile istemeyenimiz çoktur. Her acının unutulmayan anılarda yerleştirilmesi sonrasında geçen günlerin acıya ”sabırlar dilerim” temennisinde şiddetini azalttığını görüyoruz. Bu konuda baktığım kaynaklarda Prof.Dr. Saygılı’nın/Mutluluk Elinizde imzalı bir anlatımı oldukça ilgimi çekti. Saygılı’nın Askerliğini KKTC Girne’de yaptığını okuyunca, eserlerine ve özgeçmişine de baktığımı ifade edebilirim. İlgimin odak noktası başlığı “Ölüm Karşısında Nasıl Davranmalıyız ” oldu. Bir an aklıma her evden belki bir gelin çıkmaz ama cenaze çıkmayan ev yok söylemi geldi. Okumaya devam ettim. Kendi üslubum ile de konu girişini özetledim. Anlatım peygamberimizin oğlu İbrahim’in doğumu ile Medine’de yaşanan sevinçti. Her baba gibi oğluna çok düşkün olan peygamberimizin çocuğunun hastalanması ve bir süre sonra ise uzun zaman yaşayamayacağının anlaşıldığıdır.Çocuğu kucağında olan peygamberin, İbrahim’in nefesinin durması ile gözlerinden yaşlar boşandığı anlatılan yazının devamı aynen şöyle; ”Efendimizin(s.a.v) dövünme ve feryatları yasaklaması,ölüm sonrasındaki tüm üzüntü ve belirtilerini de yasaklamış olduğu şeklinde anlaşılıyordu.Bu yanlış anlama hala bazı zihinleri meşgul ediyordu.Abdurrahman bin Avf(r.a):”Ey Allah’ın Rasûlü,sen bunu (ağlamasını kastederek) yasaklamadın mı? Müslümanlar sizi ağlarken görürlerse onlar da ağlar”dedi.Efendimiz(s.a.v) yine ağlamaya devam etti ve konuşabilecek hale geldiğinde:”Ben bunu yasaklamadım.Bunlar acıma ve merhamet belirtileridir.Merhametli olmayana merhamet olunmaz.Ey İbrahim,eğer tekrar buluşma vaadi olmasa,bu (ölüm) herkesin geçmek zorunda olduğu bir yol olmasa ve son gelenimizin ilk gidene yetişeceğini bilmesek,senin için daha fazla üzülürdük.Yine de senin için çok üzülüyoruz ey İbrahim! Göz ağlar,kalp hüzünlenir fakat ağzımızdan Allah’ın razı olmayacağı bir şey çıkmaz.”dedi. Görüldüğü gibi Peygamberimizin (s.a.v) tatbikatı ölüm üzüntüsünü gereğinde ağlamayı caiz,hatta içinden geldiği gibi acıyı yaşamayı teşvik yönündedir.Yalnız yasa da sınır koymuş,üç günü aşması yasaklanmıştır. Ayrıca Efendimizin (s.a.v),ölüsü olanla acıyı paylaşma,ölü evine yiyecek gönderme tavsiyeleri ile,yalnızlık hissi,endişe ve acının azalması,faydalılık ve toplum içinde saygınlık hislerinin artması sağlanmaktadır. Netice olarak Peygamberimizin (s.a.v) ölüm karşısındaki üzüntü ve acı hissinin yaşanmasını,adeta boşaltılmasını teşvik ettiğini görüyoruz.Günümüz psikiyatri normlarına tam bir paralellik arzeden bu durum önemlidir.Çünkü yasın engellenmesi,ilaç ve benzer metodlarla boşaltılmasının önüne geçilmesi veya abartılı gösterilere bahane teşkil etmesi doğru değildir.Aksine deşarj edilmeyen acı,ileriki aylar veya yıllarda ağır bir psikiyatrik hastalık (genellikle depresyon) şeklinde karşımıza çıkacaktır.Tabii bir reaksiyona,suni bir müdahale uygun değildir.” diye yazmış yazar. Ne diyebiliriz acısını veren Rabbim sabrını da beraber vermiyor mu ? Veriyor. Vermeseydi şimdi ne çok insan yas tutar olmazmıydı ? Olurdu… Yaşam her şeye rağmen devam ediyor. Unutulmayan acılar, yüreklerde saklanıyor. Gün olur bir damla yaş, gün olur bir anı,gün olur bir tebessüm ile yüze yansıyor. Lakin hiç bir şey unutulmuyor. İzi kalmayan üzüntü olmadığı gibi…